Etiket: ceza avukatı

  • TCK MADDE 146 KULLANMA HIRSIZLIĞI

    TCK MADDE 146 KULLANMA HIRSIZLIĞI

     Hırsızlık suçunun, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi halinde, şikayet üzerine, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir. Ancak malın suç işlemek için kullanılmış olması halinde bu hüküm uygulanmaz.
    TCK MADDE 146’NIN GEREKÇESİ
    Madde metninde, kullanma hırsızlığı tanımlanmıştır. Bu hırsızlık şeklinin oluşması için kişi sahibinin rızası olmaksızın malı alırken, bunu belli bir süre kullandıktan sonra iade etmek amacıyla hareket etmesi gerekir. Kullanma hırsızlığında, kullanmanın her hâlde kısa sayılacak bir süre devam etmesi temel koşuldur.Malın suç işlemek için kullanılmış olması hâlinde, bu madde hükmü uygulanamaz, yani hırsızlık suçundan dolayı verilecek cezada indirim yapılamaz  TCK MADDE 146 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay2. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/31010Karar : 2017/4961Karar Tarih : 02.05.2017
    1- ) Sanıklar hakkında mala zarar verme suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin incelenmesinde;Yapılan duruşmaya toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükümlerin istem gibi ONANMASINA,2- ) Sanıklar … ve … hakkında hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıkların ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemleri ile sanık … hakkında hırsızlık suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin incelenmesinde;Sanıklar hakkındaki tutuklama müzekkeresinin infaz görmediği anlaşıldığından, mahkemenin, tutuklu kalındığı belirtilen sürelerin sanıkların cezasından mahsubuna yer olmadığına dair kararında bir isabetsizlik görülmediğinden, Antalya E tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka suçtan hükümlü olarak bulunan sanık …, 03.06.2013 tarihli son duruşmada hazır edildiğinden ve UYAP’tan yapılan incelemede, sanık …’in hüküm tarihinde başka yargı çevresinde bulunan İzmir 1 numaralı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunduğu, sanığın duruşmadan bağışık tutulmak istediğine dair herhangi bir talebi olmadığı gibi bu hususta bir karar da alınmadığı anlaşılmakla birlikte;5271 Sayılı CMK’nın 196/5. maddesi5271 Sayılı CMK’nın 196/5. maddesi gereğince, sorgusu yapılmış olan ve hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen sanığın getirilmemesine mahkemece zımnen karar verildiği kabul edildiğinden tebliğnamedeki 1 ve 5 numaralı bozma düşüncelerine iştirak edilmemiş; 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline dair Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 Sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş, dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;a- ) Kapıları kilitli halde park halinde olan otomobilin çalınması şeklinde gerçekleşen eylemin 5237 Sayılı TCK’nın 142/1-b maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfının nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek aynı Kanun’un 142/1-e maddesiyle uygulama yapılması suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi,b- ) Sanık …’nun soruşturma evresinde müdafii huzurunda alınan 26.09.2012 tarihli ifadesinde ve tutuklamaya sevk üzerine çıkarıldığı mahkemece aynı tarihte yapılan sorgusunda, atılı suçlamayı kabul ettiğinin anlaşılması karşısında, gece vakti hırsızlık suçundan cezalandırılması yerine yazılı şekilde yerinde olmayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi,c- ) Sanıklar … ve …’nun soruşturma evresinde müdafii huzurunda alınan ifadelerinde atılı suçu gece saat 03.00 sıralarında işlediklerini savunmaları, sanık …’in de yine soruşturma evresinde müdafii huzurunda alınan ifadesinde suç saati olarak 05.30’u belirtmesi ve UYAP’tan alınan güneşin doğuş ve batış çizelgesine göre yaz saati uygulaması da dikkate alındığında, suç tarihinde güneşin doğuş saatinin 06.42 olduğunun, gece vaktinin saat 05.42’de bittiğinin anlaşılması karşısında, sanıklar … ve … hakkında gece vakti işlenen hırsızlık suçundan hükmolunan cezaların 5237 Sayılı TCK’nın 143. maddesi uyarınca arttırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,d- ) Kullanma hırsızlığı suçunun oluşabilmesi için geçici yararlanma amacıyla alınan malın, kısa bir süre kullanıldıktan sonra sahibine geri verilmesi veya kolaylıkla bulunabileceği bir yere bırakılması, henüz bırakılmamış ise geri verilmek üzere alındığının açıkça anlaşılması ve iade amacının malın alınırken mevcut olması gerektiği, bu amacın da somut olaya dair özelliklerin değerlendirilmesiyle anlaşılabileceği, katılanın otomobilini çalan sanıkların, çaldıkları aracın yakıtının bitmesi üzerine aracı bulunduğu yerde bıraktıktan sonra kollukça yapılan araştırmada suça konu aracın bulunması şeklinde gerçekleşen somut olayda, sanıkların suça konu aracı kullanıp iade etmek amacıyla atılı suçu işlediklerine dair delillerin nelerden ibaret olduğu yöntemince açıklanıp tartışılmadan, eylemin 5237 Sayılı TCK’nın 146. maddesinde düzenlenen kullanma hırsızlığı suçunu oluşturduğundan bahisle yazılı şekilde karar verilmesi,e- ) Sanık …’nin tekerrüre esas alınan Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28.11.2007 tarih ve 2007/1200 Esas – 2007/1535 Karar sayılı kararındaki mahkumiyetine konu suçu 18 yaşından küçükken işlemesi sebebiyle anılan hükmün 5237 Sayılı TCK’nın 58/5. maddesi uyarınca tekerrüre esas alınamayacağı ve sanığın suç tarihi itibari ile adli sicil kaydında tekerrüre esas nitelikte başkaca bir mahkumiyet kaydının da bulunmadığı gözetilmeden, sanığın tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu gerekçesiyle, 5237 Sayılı TCK’nın 58. maddesi uyarınca cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi,
    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ile …’in ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebeplerden dolayı kısmen istem gibi BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 Sayılı CMUK’nın 326/ son maddesinin gözetilmesine, 02.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay2. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/31279 Karar : 2016/10486 Karar Tarih : 02.06.2016
    Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik temyiz isteminin incelenmesinde:Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın, CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itiraza tabi olduğu, bu kararın temyizi mümkün olmadığından, CMK’nın 264. maddesine göre de, kanun yolunun ve merciinin belirlenmesinde yanılma başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağından, sanığın dilekçesi itiraz niteliğinde kabul edilerek itirazın merciince incelenmesi için dosyanın incelenmeksizin mahalline istem gibi İADESİNE,Hırsızlık suçundan verilen mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesinde;Hükmün gerekçesinde sanığın eylemi TCK’nın 142/1-e maddesinde düzenlenen hırsızlık suçu olarak kabul edildiği halde, uygulama maddesinin TCK’nın 142/2-e maddesi olarak yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiş,TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline dair Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş, dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;1- )Sanığın, müştekinin sorumlusu olduğu karayollarında bakım onarım çalışması yapan şirketin şantiyesinde bulunan ve anahtarı üzerinde unutulan aracı çalması şeklindeki eyleminin TCK’nın 141/1 maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu gözetilmeden aynı Kanun’un 142/1-e maddesi uyarınca hüküm kurularak sanık hakkında fazla ceza tayini,2- )Kullanma hırsızlığı suçunun oluşabilmesi için geçici yararlanma amacıyla alınan malın, kısa bir süre kullanıldıktan sonra sahibine geri verilmesi veya kolaylıkla bulunabileceği bir yere bırakılması, henüz bırakılmamış ise geri verilmek üzere alındığının açıkça anlaşılması ve iade amacının malın alınırken mevcut olması gerektiği, bu amacın da somut olaya dair özelliklerin değerlendirilmesiyle anlaşılabileceği, davaya konu olayda ise; sanığın suç tarihinde müştekinin sorumlusu olduğu karayolu şantiyesinde bulunan aracını çaldığı, aynı gün kaza yaptığı, aracı kaza yaptığı yerde bırakarak hastaneye gittiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 146/1. maddesinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediğinin gözetilmemesi suretiyle sanık hakkında eksik ceza tayini,
    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 Sayılı CMUK’nın 326 /son maddesinin gözetilmesine, 02.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay13. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/22914Karar : 2014/22431 Karar Tarih : 25.06.2014
    1- Dosyada mevcut Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin 15.05.2012 tarihli raporunda, suça sürüklenen çocuğun hafif derecede zeka geriliği gösterdiğinin belirlendiği, üzerine atılı hırsızlık suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabildiği ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince geliştiği, TCK’nın 31/2 maddesi gereğince isnat edilen suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek olgunluğa erişmediği, farik mümeyyiz olmadığının belirtilmiş olması karşısında öncelikle suç tarihinde 12-15 arası yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı TCK’nın 31/2. maddesi uyarınca işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediği ve yine raporda belirtilen hastalığın 5237 sayılı TCK’nın 32. maddesi ışığında, suç tarihinde işlediği eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme (irade) yeteneğini tamamen kaldıracak veya önemli derecede azaltacak nitelikte olup olmadığının, dosya kapsamındaki rapor irdelenip çelişki giderilmek suretiyle yeniden alınacak raporla saptanarak, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,2- Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan suça sürüklenen çocuğun 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 35/1 maddesi uyarınca hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması ve sosyal inceleme raporu aldırılmama nedeninin gerekçeli kararda belirtilmemesi,Kabule göre de;Müştekiye ait çalınan aracın kaza sonrası terk edildiği sırada ele geçirilmesi karşısında, TCK’nın 146. maddesinde öngörülen “malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmesi” koşulu gerçekleşmediği gibi ayrıca suça konu araçta benzin ve yağ tüketildiği de gözetilmeden, suçun kullanma hırsızlığı olduğu kabul edilerek hatalı gerekçeyle şikayet yokluğu nedeniyle kullanma hırsızlığı suçu kapsamında kaldığı kabul edilerek düşme kararı verilmesi,
    Sonuç : Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak bozulmasına, 25.06.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.

  • TCK MADDE 145 MALIN DEĞERİNİN AZ OLMASI

    TCK MADDE 145 MALIN DEĞERİNİN AZ OLMASI

    (Değişik: 29/6/2005 – 5377/16 md.) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
    TCK MADDE 145’İN GEREKÇESİ
    Madde metninde, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle cezada indirim yapılması veya ceza vermekten sarfınazar edilmesi konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmıştır.
    TCK  MADDE 145 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay6. Ceza Dairesi
    Esas : 2005/13168Karar : 2005/10200Karar Tarihi : 15.11.2005
    Dava : Hırsızlık suçundan hükümlü M. hakkında verilen mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra 5237 sayılı TCK’nın lehe hükümlerinin uygulanması talep edilmesi üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; 5237 sayılı yasa ile yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, önceki hükmün aynen infazına ilişkin Tarsus 2.Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 8.6.2005 tarihli hükmün Yargıtay’ca incelenmesi hükümlü tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C.Başsavcılığından bozma isteyen 19.9.2005 tarihli tebliğname ile 12.10.2005 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
    Karar: 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun 98 ve 101/1. maddeleriyle 5252 sayılı Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/1. maddeleri uyarınca kural; lehe yasanın belirlenmesi ve uyarlanmasına ilişkin kararların dosya üzerinden verilebilmesidir.
    Ancak;a) Önceki yasaya göre sonraki yasa suçun öğelerinde değişiklik yapmışsa,b) Önceki yasanın türü veya süresi bakımından erteleme dışında bıraktığı ceza, yeni yasa tarafından erteleme kapsamına alınmışsa,c) Önceki yasaya göre temel ceza alt sınırdan belirlenmişken, yeni yasa uyarlanırken alt sınırın üzerinde ceza saptanması konusunda veya alt ve üst sınırlar konulmuş artırıcı ya da eksiltici bir hükmün uygulanmasında bir oranın belirlenmesi için mahkemece takdir hakkının kullanılması, böylece bireyselleştirme yapılması zorunluysa, duruşma açılmak suretiyle tüm bunların neden ve gerekçeleri de gösterilerek hüküm kurulması gerekir.
    İnceleme konusu karara gelince;
    Hükümlü M.’nin 24.1.2004 günü saat 20.30 sıralarında diğer hükümlüler D. ve H. ile birlikte yakınan İ.’nın sokak üzerinde park halindeki otomobilinin sağlam ve dayanıklı kapı kilidini kırarak 20 milyon lira değerindeki teybini çaldığı; 19.1.2004 günü saat 22.30 sıralarında diğer hükümlü D. ile birlikte yakınan C.’nin sokak üzerinde park halinde bulunan otomobilinin sağlam ve dayanıklı kapı kilidini kırarak 60 milyon lira değerindeki teybini aldığı sabit görülerek T. 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 17.5.2004 tarih ve 2004/361-473 sayılı kararı ile 765 sayılı TCK’nın 493/1-son, 522/1, 59/2, 81/1-3; 493/1, 522/1, 59/2, 81/1-3. maddeleri uyarınca belirlenen 3 veya 7 ay 11 gün hapis cezasının Dairemizce onanarak kesinleştiği; 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın uygulanması istendiğinde yapılan duruşma sonunda; hükümlünün eyleminin nitelikli hırsızlık olup 5 yıl hapis cezasına hükmolunabileceği, daha önce verilen cezanın ise daha az olduğu belirtilerek, cezanın önceki ilama göre infaz edilmesine karar verildiği anlaşılmış, dosya ve duruşma tutanakları içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
    Ancak;
    1) 5237 sayılı TCY.nın 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCY.nın 493/1. maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, eylemlerin hırsızlığın yanı sıra 5237 sayılı Yasanın 151/1.maddesine uyan mala zarar verme suçunu da oluşturduğunun ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca sanık yararına olan hükmün önceki ve sonraki yasaların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması sureti ile bulunacağının gözetilmemesi,
    2) 5237 sayılı Yasanın 145.maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının; 765 sayılı Yasanın 522/1.maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle, her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliğinin bulunmadığı, “değerin azlığı”nın 5237 sayılı Yasaya özgü, ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun; daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinmesi kadar (örneğin; birkaç meyve veya ekmek, yiyecek, bir-iki defter, kalem, sigara vb.) ve değer olarak da az olan şeyi alma durumunda, olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilip, yasal ve yeterli gerekçeleri de gösterilerek uygulanabileceğinin düşünülmesi gerekmesi,
    3- 765 sayılı Yasada hırsızlık eylemlerinde ağırlaştırıcı neden olmayan kavramının 5237 sayılı Yasanın 143. maddesine göre cezayı artırıcı neden olduğunun gözetilmesi zorunluluğu,
    4- Mala zarar verme suçu yönünden 5237 sayılı Yasanın 73/8 ve CMK. nun 253, 254. maddelerinin değerlendirilmesinin de gerekmesi,
    5- Hüküm bölümünde uygulama maddelerinin gösterilmemesi,
    KARAR : Bozmayı gerektirmiş, hükümlü M.’nin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle kısmen istem gibi BOZULMASINA, 15.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

  • TCK MADDE 144 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HALLER

    TCK MADDE 144 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HALLER

    Hırsızlık suçunun; a) Paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde ,b) Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla, İşlenmesi halinde, şikayet üzerine, fail hakkında iki aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
    TCK MADDE 144’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde, hırsızlık suçunun temel şekline göre daha az cezayı gerektiren hâlleri tanımlanmıştır.(a) bendinde müşterek veya iştirak hâlinde mülkiyete konu olan bir malın çalınması durumu düzenlenmiştir. Suçun bu şeklinin oluşması için failin malın hukukî durumunu bilmesi gerekir. Keza, (b) bendinde, hırsızlık suçunun bir hukukî ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha az cezayı gerektiren bir hâl olarak kabul edilmiştir. Bu iki hâlde de soruşturma ve kovuşturmanın yapılması, mağdurun şikâyetine tabi tutulmuştur.
    TCK MADDE 144 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay13. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/5378  Karar : 2014/27815 Karar Tarihi : 13.10.2014
    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak,1-TCK’nın 144. Maddesi kapsamındaki hırsızlık suçunun şikayete bağlı olması nedeniyle uzlaşma kapsamına girdiğinin anlaşılması karşısında; sanığa, hazırlık aşamasında polis ifadesinde uzlaşma teklif edildiği, sanığın teklifi kabul etmesi karşısında katılana soruşturma ve kovuşturma aşamasında ise uzlaşma teklif edilmediği; 5271 sayılı CMK’ nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanunun 253. maddesindeki yöntem izlenerek uzlaşma girişiminde bulunulduktan sonra sanığın hukuki durumunun tayini ve takdiri gerekirken bu yola başvurulmadan yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, Kabule göre de;2-Sanığın sarfına sebebiyet verdiği 15 TL yargılama giderinin, 6352 sayılı yasanın 100. maddesi ile CMK’nın 324. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle gereğince, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106. maddesindeki terkin edilmesi gereken tutardan az olduğunun ve bu nedenle sanığa yargılama gideri olarak yükletilmeyeceğinin gözetilmemesi,
    Sonuç : Bozmayı gerektirmiş, katılan Ş. E.’ın temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 13.10.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.
    Yargıtay2. Ceza Dairesi
    Esas : 2013/29584Karar : 2014/21804Karar Tarih : 24.09.2014
    Katılanın, vefat eden M. Ö.’in altı mirasçısına ait iki farklı tarlayı onun dört mirasçından kiralayarak arpa ektiği, mirasçılardan olan sanık A. T.’nın, damadı olan diğer sanık Ö. A. ile birlikte tarlanın birinden 15×75 metre ölçülerinde; diğerinden 20×120 metre ölçülerinde ekili arpayı hasat ettiklerinin ileri sürülmesi karşısında, söz konusu iki tarlaya ilişkin tapu kayıtları temin edilip mülkiyet durumunun belirlenmesi, katılanın kiraladıkları hisse oranında ekim yaptığı iddiasıyla sanığın hisseleri oranında arpayı hasat ettiği savunmasının keşif yapılıp bilirkişi raporu alınarak doğruluğunun araştırılması, kira sözleşmesinde isimleri yazılı mirasçıların dinlenerek olayla ilgili ifadelerinin alınması, ayrıca, sanık A.’ın tarlanın maliklerinden olduğunun tespit edilmesi halinde, katılanın, sanık A.’a karşı kira borçlusu olacağından, adı geçen sanığın diğer sanıkla birlikte katılana ait arpaları kira alacağına karşılık almasının 144/1-b maddesinde düzenlenen hukuki alacağın tahsili amacıyla hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilip karar yerinde gösterilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
    Sonuç : Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 24.09.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.
    Yargıtay22. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/16136 Karar : 2016/6715 Karar Tarih : 27.04.2016
    Katılan vekilinin yüzene karşı verilen kararı 11/02/2013 havale tarihli temyiz dilekçesi ile süresinde temyiz ettiği anlaşıldığından tebliğnamede bu hususta yer alan düşünceye iştirak edilmemiştir. Dosya kapsamına göre diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak;1- Sanıkların Cumhuriyet savcılığında 05.07.2012 tarihinde vermiş oldukları beyanlarında katılandan alacaklarını tahsil etmek amacı ile üç ayrı tarihte hırsızlık yapmak için girdiklerini belirtmeleri, tanık …’in kolluktaki beyanında sanıkları katılanın işyerinden yumurta ve yem aldıklarınını görünce katılana bildiridiğini beyan etmesi ve kolluk tarafından tutulan 05.07.2012 tarihli tutanakta sanıkların alınan önlem sonucu suça konu yere girmeye çalışırken yakalandıklarının belirtilmesi ve de, sanıkların suça konu işyerine girmeye çalıştıkları kısımda zarar olup olmadığı hususunun araştırılmadığının anlaşılması karşısında; tüm bu hususlar yöntemince değerlendirilip araştırılmadan ve de sonucuna göre eylemin TCK’nın 144. maddesinin uygulanma şartları da tartışılmadan yetersiz ve dosya kapsamı ile uyumlu ve yasal olmayan gerekçe ile hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından yazılı şekilde karar verilmesi,2- Sanık, tanık, katılan beyanları, yakalama tutanağı ve tüm dosya kapsamından; sanıkların işyeri dokunulmazlığını bozma suçunu birden fazla kişi ile gerçekleştirdiklerinin anlaşılması karşısında; TCK’nın 119/1-c maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,3- 05.07.2012 tarihli yakalama tutanağından sanıkların atılı suçu saat 04:00 sıralarında TCK’nın 6/1-e maddesine göre geceden sayılan zaman dilimi içerisinde işlediklerinin anlaşılması karşısında; sanıklar hakkında TCK’nın 116/4. maddesinin uygulanmaması,4- Anayasa Mahkemesi’nin karar tarihinden sonra, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararının, hükümde değerlendirilmesi zorunluluğu,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve …, katılan … vekili ve o yer Cumhuriyet savcısının itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı isteme kısmen uygun olarak BOZULMASINA, 27/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 143 SUÇUN GECE VAKTİ İŞLENMESİ

    TCK MADDE 143 SUÇUN GECE VAKTİ İŞLENMESİ

     

     Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
    TCK MADDE 143’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde, hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi durumunda cezanın artırılması öngörülmüştür.
    TCK MADDE 143 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    Ceza Dairesi     

    Esas : 2018/3185 Karar : 2019/4820Karar Tarihi : 11/11/2019 
    “İçtihat Metni”
    (KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)
    Parada sahtecilik suçundan Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/12/2006 tarihli ve 2016/342 esas, 2016/413 sayılı kararı ile 3 yıl hapis cezasına hükümlü … ile nitelikli hırsızlık, birden fazla kişi ile birlikte silahla yağma ve silahla yaralama suçlarından Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/1491 esas, 2014/1491 sayılı kararı ile 32 yıl 13 ay hapis cezasına hükümlü Yavuz Bulunmaz’ın, 10/12/2017 tarihinde birbirlerine karşı kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak eylemlerinden dolayı 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Önlemlerinin İnfaz Hakkında Kanunun 43/2-d maddesi uyarınca 1 ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası ile cezalandırılmalarına dair Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Kurulu Başkanlığının 29/12/2017 tarihli ve 2017/584 sayılı kararına karşı yapılan şikâyetlerin reddi ile verilen disiplin cezalarının onanmasına ilişkin Niğde İnfaz Hâkimliğinin 09/01/2018 tarihli ve 2018/72 esas, 2018/95 sayılı kararına yönelik hükümlü …’in itirazın reddine dair Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/01/2018 tarihli ve 2018/71 değişik iş sayılı kararını müteakip, hükümlü Yavuz B.’ın itirazının kabulüne ilişkin Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2018 tarihli ve 2018/188 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

    Dosya kapsamına göre, hükümlünün kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak eylemi nedeniyle, anılan Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığınca disiplin soruşturmasına 2 gün içerisinde başlanması gerekmesine rağmen, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 47/2. maddesinde yer alan “Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhâl ve en geç iki gün içinde kurum en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır.” şeklindeki düzenlemeye aykırı davranılarak, 2 günden sonra disiplin soruşturmasına başlandığı ve hükümlü hakkında hücre cezası verildiği ve disiplin soruşturmasının kanuni süreler içinde yapılmadığı gerekçesiyle, mahkemesince disiplin cezasının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmışsa da, bu süreye uyulmamasının disiplin cezasını geçersiz hale getirmeyeceği,

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    bu düzenlemenin amacının Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 01/10/2009 tarihli ve 2007/18669 esas, 2009/12712 karar sayılı ilâmı ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22/10/2010 tarihli ve 2010/4826 esas, 2010/6884 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, hükümlü hakkındaki disiplin cezasının infazı ve kaldırılmasında gecikme yaşanmasını engelleyerek koşullu salıverme yönünden aleyhe sonuç doğurmasının önüne geçilmesi olduğu, söz konusu bu sürelerin idarenin işlemlere bir an önce başlamasını sağlamaya yönelik düzenleyici süreler olduğu ve hak düşürücü süre olarak değerlendirilemeyeceği, disiplin cezası soruşturmasının geç yapılması nedeniyle cezanın infazı ve kaldırılması gecikmişse bile bu durumun hükümlünün koşullu salıverme tarihinin belirlenmesi aşamasında dikkate alınarak aleyhe sonuç doğuracak şekilde yorumlanmaması gerektiği gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 30/05/2018 gün ve …… sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;

    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Dosya kapsamına göre;Hükümlünün Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumunda cezasını infaz ettiği sırada 10.12.2017 tarihinde aynı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlü … … ile tartıştıklarının görülmesi üzerine infaz koruma memurları tarafından tutanak tutulduğu,19.12.2017 tarihinde muhakkik görevlendirmesi ile soruşturma işlemlerine başlanıldığı, 19.12.2017 tarihinde savunmasını yazılı yada sözlü olarak üç gün içerisinde yapmasının istendiği, hükümlünün 25.12.2017 tarihinde yazılı olarak savunmasını verdiği, 26.12.2017 tarihli disiplin soruşturması raporunun Disiplin Kurulu Başkanlığına sunulduğu ve Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 29.12.2017 kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak suçundan 1 ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, verilen bu kararın 02.01.2018 tarihinde hükümlüye tebliğ edildiği, hükümlünün 03.01.2018 tarihinde bu karar karşı İnfaz Hakimliğine şikayette bulunduğu,

    Niğde İnfaz Hakimliğinin 09.01.2018 tarihli ve 2018/72 esas, 2018/95 karar sayılı kararıyla hükümlünün şikayetinin reddine ve verilen disiplin cezasının onaylanmasına karar verildiği,Hükümlünün İnfaz Hakimliğinin bu kararına karşı yasal süresi içerisinde itiraz ettiği,İtiraz mercii olarak inceleme yapan Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.02.2018 tarihli ve 2018/188 değişik iş sayılı kararı ile disiplin soruşturmasına kanunda öngörülen sürede başlanmaması nedeniyle hükümlünün itirazının kabulüne Niğde İnfaz Hakimliğinin kararının kaldırılmasına karar verildiği, anlaşılmıştır

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    .5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;267. maddesine göre; Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.268. maddesine göre; (1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35. maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263. madde hükmü saklıdır.(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan merciie gönderir.

    271. maddesine göre; (1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafii veya vekil dinlenir.(2) İtiraz yerinde görülürse mercii, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.(3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa mercii tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.

    4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu‘nun atıfta bulunduğu ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 7/2. maddesi uyarınca uygulanması gereken 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 271/2. maddesi uyarınca, somut olayda hükümlünün Disiplin Kurulu Başkanlığının kararına yönelik yaptığı şikayetin reddine karar veren İnfaz Hakimliği kararına karşı hükümlünün yaptığı itirazın yerinde görülerek kabulüne karar verilmesi karşısında sadece İnfaz Hakimliğinin kararının kaldırılmasına karar verilmekle yetinmeyip ayrıca itiraz konusunda da bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre bu nedenle yerinde görüldüğünden Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.02.2018 tarihli ve 2018/188 değişik iş sayılı kararının CMK’nin 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    Ceza Dairesi      

    Esas : 2017/3347 Karar : 2019/4556 Karar Tarihi : 23/10/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Kasten öldürme, hırsızlık, mala zarar vermeHÜKÜM : a) Kasten öldürme suçundan: TCK’nin 81, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası.b) Hırsızlık suçundan: TCK’nin 142/2-a-h, 143, 62, 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası.c) Mala zarar verme suçundan: Değişen suç vasfı nedeniyle (suç delillerini gizleme) CMK’nin 223/4-b maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığı.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık … hakkında maktul …’a yönelik kasten öldürme ve nitelikli hırsızlık suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç nitelikleri tayin, takdire ve tahrike ilişen cezayı azaltıcı nedenlerin nitelik ve derecesi kabul ve takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle değerlendirilmiş, duruşmalı olarak incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde düzeltme ve bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık … müdafiinin, meşru savunmaya; katılan vekilinin suçların niteliğine, haksız tahrik hükmünün uygulanmaması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

    Sanık … hakkında maktul …’a yönelik kasten öldürme ve nitelikli hırsızlık suçu yönünden;Anayasa mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 e. ve 2015/85 k. sayılı kararı ile TCK’nin 53. maddesinin iptal edilen bölümleri nazara alındığında mahkemenin bu madde ile yaptığı uygulama kanuna aykırı ise de, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, CMUK’un 322. maddesinin tanıdığı yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasının mahsus bölümünde yer alan TCK’nin 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün “anayasa mahkemesinin iptal kararındaki hususlar gözetilerek TCK’nin 53/1-2-3. maddelerinin tatbikine” şeklinde değiştirilmesine karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN, hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,

    Sanık … hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede;Oluşa ve dosya içeriğine göre; maktulü evinde öldürdükten sonra, suç delillerinin ortadan kaldırılması amacıyla yangın çıkardığını söyleyen sanığın, suç delillerini yok ederken maktule ait halı ve diğer eşyaların yanacağını da öngörmesi gerekirken, olası kastla mala zarar verme suçundan da ayrıca cezalandırılması yerine, sanığın fiilinin suç delillerini gizleme suçu kapsamında kaldığı ve bu sebeple de şahsi cezasızlık halinin varlığı kabul edilerek yazılı şekilde ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş olup, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, sayın Üye …’ın sanık hakkında nitelikli hırsızlıktan kurulan hükümde 5237 sayılı TCK‘nin 142/2-h maddesinin uygulanmasının mümkün olmayacağı yönündeki karşı oyu ve sadece bu suç yönünden oyçokluğu ile, kasten öldürme ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümler yönünden ise oy birliği ile 23/10/2019 gününde karar verildi.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    KARŞI OY:
    Yerel Mahkemece TCK’nin 142/2-a,h maddeleri gereğince sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş olup, bu karar Dairemizce onanmıştır.Maktulün talebi ve rızası dahilinde eve gelen sanığın aralarında çıkan bir tartışma sonucu öldürme suçunu işlediği sabittir. Sanığın öldürme suçunu işledikten sonra evde bulanan bir kısım eşyaları alarak evden ayrıldığı böylelikle hırsızlık suçunun sübut bulduğu anlaşılmaktadır. Sanık evde bulunan eşyaları kilitli bir yerden almamış evde açıkta bulunan eşyaları alarak götürmüştür. Hırsızlığın basit hali 141. maddede düzenlenmiş olup nitelikli hırsızlık 142. maddede düzenlenmiş, konutta hırsızlık nitelikli hallerden sayılmıştır.

    Konutta hırsızlığın nitelikli hallerden sayılmasının nedeni kişilerin konutlarının dokunulmazlığı ve mahremiyetidir. Konuta girme hakkı olmayan kişilerin bu dokunulmazlığı ihlal etmeleri ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Maktulün, sanığı davet etmiş olması ve konutunda onun rızası ile bulunuyor olması nedeniyle ”h” bendindeki ağırlaştırıcı bu unsurun uygulanamayacağını düşündüğüm için hükmün onanmasına dair çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

    Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

  • TCK MADDE 142 NİTELİKLİ HIRSIZ

    TCK MADDE 142 NİTELİKLİ HIRSIZ

    TCK MADDE 142 NİTELİKLİ HIRSIZ(1) Hırsızlık suçunun;a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,b) (Mülga: 18/6/2014-6545/62 md.)  c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,f) (Mülga: 2/7/2012-6352/82 md.)  İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.(2) Suçun;a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,g) (…) (1) büyük veya küçük baş hayvan hakkında,h) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.(3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.(4) (Ek: 6/12/2006 – 5560/6 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.(5) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
    TCK MADDE 142’NİN GEREKÇESİ
    Maddede, hırsızlık suçunun nitelikli şekilleri tanımlanmıştır. Bu nitelikli unsurlar, üç fıkra hâlinde tasnif edilmiştir.Birinci fıkranın (a) bendine göre; hırsızlık suçunun, kime ait olursa olsun, kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.Eşyanın kurum ve kuruluş veya ibadet yerine ait bulunması veya buralarda özel muhafaza altına alınmış olması koşulu aranmamış, görevlilerin veya ibadet edenlerin özel eşyası hakkında suçun işlenmesi hâlinde de bu nitelikli unsurun oluşacağı kabul edilmiştir.Fıkranın (b) bendinde, hırsızlık suçunun herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında işlenmesi, suçun diğer bir nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır.Bina veya etrafı çevrili eklentilerinde yapılan hırsızlığın cezası artırılırken bu gibi yerlere giriş şekline önem verilmemiştir. Tarlada tarım araçlarının korunması için yapılan kulübelerde işlenen hırsızlığın da madde hükmüne girmesi sağlanmıştır. Ancak bina tanımına girmeyen bir yerde, örneğin otomobilde bulunan eşya hakkında muhafaza altına alınma koşulu aranmış; böylece kapıları kilitli olmayan veya camları kapatılmamış bir otomobildeki eşyanın çalınması hâlinde nitelikli hırsızlık kabul edilmemiştir.Fıkranın (c) bendi ile halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım araçlarında ve bunların belli kalkış ve varış yerlerinde yani istasyonlarda bulunan eşya korunmaktadır. Bu gibi eşyanın yolcu veya araç personeline ait bulunması, keza yolcu veya personelin beraberinde bulunması gerekli değildir. Kargo ile nakledilen veya araçtan indirilen yahut yüklenmek üzere hazırlanan eşya da bu kapsama alınmıştır. Eşyanın muhafaza altına alınmış olması koşulu aranmamıştır. Aracın türü önemli değilse de, umuma tahsis edilmiş olması zorunludur. Bir vasıtanın umuma tahsis edildiği, bir bedel karşılığında herkes tarafından kullanılabilir olması ile değil, belirli bir yöne giden yolcuları ve eşyayı nakletmesiyle anlaşılır.Fıkranın (d) bendinde, hırsızlık suçunun bir afet veya genel bir felâketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak belirlenmiştir. Deprem, sel, su baskını, yangın ve savaş gibi afet veya genel felâketin sebebiyet verebileceği zararları önlemek, bu afet veya felaketlere maruz kalan insanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hazırlanmış olan eşya, bu bent kapsamına giren hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaktadır. Eşyanın bulunduğu yer önemli değildir; bunların bina içerisinde veya açıkta depolanmış olması mümkündür. Bunun gibi, eşyanın afet ve felâket bölgesine gittikten sonra ve henüz afetten zarar görenlere dağıtılmadan önce çalınması hâlinde de bent uygulanacaktır.Fıkranın (e) bendinde, âdet veya tahsis ve kullanım gereği açığa bırakılmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Tarlalarda bırakılan tarım araçları, inşaat yerine yığılan malzeme, bu kapsama giren eşyaya örnek olarak gösterilebilir. Bunların çalınmalarında kolaylık bulunması, bu nitelikli hâlin kabulünde etken olmuştur.Fıkranın (f) bendine göre, hırsızlık suçunun elektrik enerjisi hakkında işlenmesi, bir nitelikli hâli oluşturmaktadır. Suçun temadi hâlinde işlenmesi, bu nitelikli hâlin kabulünde etkili olmuştur.Maddenin ikinci fıkrasında, hırsızlık suçunun birinci fıkraya nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli şekilleri düzenlenmiştir.İkinci fıkranın (a) bendine göre, hırsızlık suçunun kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanılarak işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektirmektedir. Mağdurun trafik kazası geçirmiş olması, aklî veya bedensel bir hastalık veya sakatlıkla malul olması, malını koruyamayacak durumda olmasının örneklerini oluşturmaktadır. Hatta, bir yakınının ölüm haberini almış olmaktan doğan büyük bir üzüntünün neden olduğu bir panik hâlinin de aynı durumu doğurmuş bulunması olanaklıdır.Kişinin örneğin geçirmiş bulunduğu kaza sonucunda ölmüş olmasından yararlanılarak üzerindeki veya yanındaki eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmiş olması da bu bent kapsamında mütalâa edilmiştir.Bu bent hükmünün uygulanabilmesi için, kişinin malını koruyamayacak duruma fail tarafından getirilmemiş olması gerekir. Aksi takdirde, duruma göre, yağma suçunun veya bir başka suçu işlemek amacıyla kasten öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.Fıkranın (b) bendinde, hırsızlığın elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel bir beceriyle işlenmesi hâli öngörülmüştür. Yankesicilik veya kişisel çeviklik ile işlenen hırsızlık hâlleri bendin kapsamına girdiği gibi, bir hayvanı alıştırmak suretiyle ve ondan yararlanılarak işlenen fiiller hakkında da bendin uygulanması sağlanmıştır. Bunun gibi, yoldan giden bir kimsenin çantasını kapıp kaçmak suretiyle işlenen hırsızlık da bu bent kapsamında mütalâa edilmiştir. Ancak, bu son hâlde, direncini kırma amacıyla kişiye karşı cebir kullanılmamalıdır. Aksi takdirde, yağma suçu oluşur.Fıkranın (c) bendinde hırsızlık suçunun doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak belirlenmiştir. Kişinin içinde bulunduğu bazı durumlar, eşyası üzerindeki koruma ve gözetimini zayıflatabilir ve hatta ortadan kaldırabilir. Bu durumdan yararlanarak hırsızlık suçu kolaylıkla işlenebilir.Fıkranın (d) bendinde, hırsızlık suçunun haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle işlenmesi, bir nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Bu nitelikli hâl için önemli olan, hırsızlık suçunun kilit açmak suretiyle işlenmesidir. Kilit, haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle açılmış olabilir. Anahtar, hırsızlık veya yağma suretiyle de elde edilmiş olabilir. Bu durumda iki suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Kilidin, hırsızlığı işlemek veya çalınmış malı başka yere nakletmek amacı ile açılmış olması gerekir. Kilidin muhkem olması şart değildir. Anahtar veya diğer aletlerin, vasıtasız olarak açılması mümkün olmayan bir kilidi açmak için kullanılması lazımdır. Kilidi kırmadan açmaya yarayan her türlü araç, alet sayılır. Sahibinin kilidin üzerinde unuttuğu anahtar çevrilerek kilidin açılması suretiyle hırsızlığın işlenmesi ve çalınacak şeyin herhangi bir aletle yerinden sökülmesi hâllerinde bu bent uygulanmayacaktır.Fıkranın (e) bendine göre; hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir nitelikli unsur oluşturmaktadır.Fıkranın (f) bendinde bir nitelikli hâl olarak hırsızlık suçunun tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı hâlde resmî sıfat takınarak işlenmesi öngörülmüştür. Kişi, kendisini tanınmayacak hâle getirmekle, yakalanmasını önlemek ve böylece cezasız kalmasını sağlamak amacı gütmektedir. Keza, kişinin kamu görevlisi sıfatını takınması suretiyle hırsızlık suçu işlemesi hâlinde, bu sıfatın verdiği kolaylıktan yararlanması söz konusudur.Fıkranın (g) bendine göre; hırsızlık suçunun barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçükbaş hayvan hakkında işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir nitelikli unsur oluşturmaktadır.Maddenin üçüncü fıkrasında, hırsızlık suçunun sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır cezayı gerektiren hâl olarak tanımlanmıştır. Ancak, hırsızlık suçunun bu nitelikli şeklinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, hapis cezasının yanı sıra adlî para cezası öngörülmüştür. Çünkü, bu durumda hırsızlık suçunun işlenmesi suretiyle uğranılan zararın veya elde edilen yararın miktarını tam olarak belirlemek her zaman mümkün olamamaktadır.
    TCK MADDE 142 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay1.Ceza Dairesi     
    Esas : 2019/2986 Karar : 2019/5005Karar Tarihi : 18/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Ceza DairesiSUÇ : Kasten öldürme, nitelikli hırsızlıkHÜKÜM : Sanık … hakkında;1-TCK’nin 81/1, 29, 62/1, 53, 63. ve 54/1. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası,2-TCK’nin 142/2-a-h, 143, 62/1, 53. ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin, Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/09/2018 tarih, 2018/114 esas ve2018/387 karar sayılı hükmünün istinaf incelemesinde, TCK’nin 143. maddesinin uygulandığı bölümün hüküm fıkrasından çıkartılması ve hırsızlık suçundan sonuç hapiscezasının 4 yıl 2 ay olarak değiştirilmesi suretiyle hükmün düzeltilerek, istinaf başvurularının esastan reddine dair.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Sanık … hakkında maktul Hasan Hacali’ye yönelik nitelikli hırsızlık ve kasten öldürme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan incelemede; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 07.01.2019 gün ve 2018/2621 E. 2019/26 K. sayılı kararında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin, sübuta, meşru müdafaaya, haksız tahrik indirim oranına yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının ESASTAN REDDİNE, dosyanın Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne, Yargıtay ilamının bir örneğinin Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, sanık hakkında tayin olunan ceza miktarı ile tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak sanık müdafiinin tahliye taleplerinin reddine, 18/11/2019 gününde oy birliği ile karar verildi. Yargıtay1.Ceza Dairesi   
    Esas : 2019/1031 Karar : 2019/4736Karar Tarihi : 07/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Kasten öldürme, basit yaralama, hırsızlıkHÜKÜM : 1-Suça sürüklenen çocuk … hakkında;a)TCK’nin 81, 31/3. maddeleri uyarınca 14 yıl hapis cezası.b)TCK’nin 142/2-a, 31/3. maddeleri uyarınca, 3 yıl 4 ay hapis cezası.2-Sanık … hakkında; TCK’nin 86/2, 53, 58. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cezası.

    TÜRK MİLLETİ ADINA
    21/06/2018 tarihinde katılan …’nın yüzüne karşı verilen hükmü, katılan … vekilinin CMUK’un 310. maddede öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra, 19/09/2018 tarihinde temyiz ettiği anlaşıldığından, süresinden sonra yapılan temyiz isteminin CMUK’un 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.Oluşa ve dosya içeriğine göre; uyaptan yapılan kontrolde suç tarihi olan 01.07.2012 günü yaz saati uygulaması mevcut haliyle güneş batış saatinin 21:41 olduğunun belirtildiği, suça konu olay saatinin ise 21:00 olduğu, dolayısıyla gece vakti tanımını içeren 5237 sayılı TCK’nin 6. maddesi uyarınca suçun gece vakti işlenmediği anlaşılmakla, mahkemenin uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiş olup, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.Toplanan deliller karar yerinde incelenip, suça sürüklenen çocuk … hakkında maktul …’e yönelik kasten öldürme ve nitelikli hırsızlık, sanık … hakkında maktul …’e yönelik kasten yaralama suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun suç nitelikleri tayin, cezayı azaltıcı bir neden bulunmadığı takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, bozma üzerine duruşmalı olarak incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin, mahkumiyet kararının hatalı olduğuna, sanık … müdafiinin, subuta, ceza ehliyetine, alt sınırdan uzaklaşılmasının ve takdiri indirim uygulanmamasının hatalı olduğuna, katılan … vekilinin, sanık …’ın kasten öldürme suçundan mahkumiyeti gerektiğine, suça sürüklenen çocuğun yağma suçundan cezalandırılması gerektiğine vesaireye ilişkin ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,Suça sürüklenen çocuk … hakkında maktul …’e yönelik kasten öldürme ve nitelikli hırsızlık, sanık … hakkında maktul …’e yönelik kasten yaralama suçlarından kurulan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, 06/11/2019 gününde oy birliği ile karar verildi.06/11/2019 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı Nejat Hüseyin Ö.’ın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık … müdafii Avukat Tuğba S.’nin yokluğunda 07/11/2019 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı. Yargıtay17. Ceza Dairesi
    Esas : 2019/11195Karar : 2019/12948Karar Tarihi : 22/10/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇLAR : Hırsızlık, mala zarar vermeHÜKÜM : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece sanık hakkında müştekilere karşı nitelikli hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü:Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.10.2018 tarihli, 2016/7-129 Esas, 2018/481 Karar numaralı; 25.10.2018 tarihli, 2016/7-127 Esas, 2018/482 Karar sayılı kararları ışığında somut olay incelendiğinde; İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/61937 Soruşturma numaralı iddianamesi ile her iki müştekiye yönelik hırsızlık ve mala zarar verme suçları nedeniyle sanığın ikişer kez cezalandırılmasının talep edilmesine, bu nedenle her iki müştekiye yönelik eylemler yönünden ayrı ayrı hükümlerin kurulması gerekmesine karşın hangi müştekiye yönelik eylemler nedeniyle cezalandırılma yoluna gidildiği açıklanmaksızın atılı suçlardan birer kez hüküm kurulması suretiyle karışıklığa neden olunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık …’ın temyiz nedeni bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 22/10/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 141 HIRSIZLIK

    TCK MADDE 141 HIRSIZLIK

     Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.(2) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)
    TCK MADDE 141’İN  GEREKÇESİ
    Madde metninde, hırsızlığın temel şekli tanımlanmıştır. Buna göre, taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Rızanın geçerli olması için bulunması gereken koşulların varlığı hâlinde zilyedin rızası bir hukuka uygunluk nedeni teşkil edecek ve suç oluşmayacaktır.Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için, failin kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi yeterli olup, bunun fiilen temini şart değildir. Bu yarar, maddî veya manevî olabilir.Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.Maddenin ikinci fıkrasında, ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji, taşınır mal sayılmıştır. Buna göre, elektrik enerjisi, gazlar, tabiî veya sun’i buharlar da hırsızlık suçunun konusunu oluşturabilecektir.
    TCK MADDE 141 İLE İLGİLİ  YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay17. Ceza Dairesi       
    Esas : 2019/11176 Karar : 2019/14664 Karar Tarihi : 25/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Çocuk Mahkemesi SUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme HÜKÜM : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü;
    I- Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Doğrudan tayin edilen adli para cezasının miktarı itibarıyla hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan ve 14/04/2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2. madde uyarınca kesin nitelikte olup, temyizi olanaklı bulunmadığından, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,
    II- Suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 232. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendi uyarınca gerekçeli karar başlığında suçların işlendiği zaman diliminin yazılması gerekirken yazılmaması, mahallinde giderilebilir eksiklik olduğundan, bozma nedeni yapılmamıştır. Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden reddiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 25/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay17. Ceza Dairesi       
    Esas : 2019/11192 Karar : 2019/14622 Karar Tarihi : 25/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali HÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü: Suça sürüklenen çocuk hakkında; mahkemenin 24.08.2009 tarihinde işlenen suç için 26.10.2010 tarihinde 5271 sayılı CMK’nun 231/6-son cümlesi hükmü uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdiği ve bu kararın 13.01.2011 tarihinde kesinleştiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleşmesinden itibaren ve denetim süresi içinde 22.07.2011 tarihinde işlenen kasıtlı suçtan dolayı verilen ve 31.03.2015 tarihinde kesinleşen mahkumiyet hükmü nedeniyle 04.11.2015 tarihinde hükmün açıklandığı; böylelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kesinleştiği 13.01.2011 tarihi ile deneme süresi içinde ikinci suçun işlendiği 22.07.2011 tarihleri arasında dava zamanaşımı sürelerinin durduğu gözetilerek yapılan incelemede; Suça sürüklenen çocuğun eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK’nun 142/1-b, 116/2, 31/2. maddelerine uyan suçların gerektirdiği cezaların türleri ve üst sınırlarına göre; aynı Yasa’nın 66/1-e, 66/2, 67/4. maddelerinde öngörülen 6 yıllık uzamış dava zamanaşımı süresinin, suç tarihi olan 24.08.2009 gününden, incelemenin yapıldığı tarihe kadar geçmiş bulunması, Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞÜRÜLMESİNE, 25.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay9. Hukuk Dairesi  
    Esas : 2019/3409 Karar : 2019/20507 Karar Tarihi : 20.11.2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİMAHKEMESİ : BAKIRKÖY 27. İŞ MAHKEMESİ
    DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin red kararına karşı davacı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi davacı avukatının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar vermiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’nin kararı duruşmalı olarak süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; işin mahiyeti itibarıyla duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    KARAR
    Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; davacının, davalıya ait iş yerinde 27/08/2009 tarihinde güvenlik amiri olarak çalışmaya başladığını, iş akdinin feshedilmesine gerekçe olarak 31/10/2016 tarihinde iş yerinde meydana gelen hırsızlık olayının gösterildiğini, davalı iş verenin güvenlikle ilgili gerekli teknik altyapıdaki sıkıntıları gidermediği için sorumluluğu davacıya yüklediğini, iş akdinin sona erdirilmesinin diğer bir nedeninin ise davacının sendika üyeliği ile ilgili iş yerinde başlamış olan toplu iş sözleşmesi sürecinin olduğunu, fesih işleminin haksız bir işlem olduğunu iddia ederek feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili dilekçesinde özetle; davacının, iş akdinin feshine neden olan olay günü, sitenin Han 7 kısmında güvenlik amiri olarak görevli olduğunu, vardiyasına denk gelen 31/10/2016 günü saat 07;28 saatlerinde Han 7 giriş kapısından motosikletli iki kişinin hiçbir güvenlik denetiminden geçmeden Han 7 otoparkına girerek A1 Blok D:22 de ikamet eden daire sahibi …’in … plakalı motosikletinin çalındığını, olaydan birkaç gün sonra farketmesi üzerine yönetime bu durumu bildirdiğini, davacıdan gerçekleşen hırsızlık olayına ilişkin olarak yazılı savunmasının sunmasının istendiğini, site giriş bariyerinin çalıştığını, kamera kayıtlarında hırsızlık olayının gerçekleştirildiğinin göründüğünü, motosikletli şahısların hiç bir güvenlik denetiminden ve sorgusundan geçirilmeden içeri alındığını, davacı ile birlikte diğer güvenlikçilerin beyanlarının bir kısmının gerçeğe aykırı bir kısmının da görevi ağır surette ihlal niteliğinde olması sebebiyle iş akdinin yazılı İş Kanunu’nun 25/II maddesi gereğince haklı sebeple feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İlk Derece Mahkemesince; ”davacının davalı işveren nezdinde belirsiz süreli hizmet akdi ile çalıştığı, davacı tarafça iş akdinin işverence haksız olarak feshedildiğini iddia etmiştir. Davalı tarafça ise davacının iş akdinin haklı nedenle feshedildiği savunulmuştur, davacı, davalı sitede güvenlik amiri olarak çalışmakta olup görevli olduğu vardiya sırasında sitenin kapısından hiçbir güvenlik denetiminden geçmeden ve kayıt defterine kaydı yapılmadan içeriye giren motosikletli kişilerin site sakinine ait otoparkta park halinde bulunan motosikletini çalarak siteden çıktıkları ve durumun sonradan kamera kayıtları ile tespit edilmiş olduğu olayda, vardiyada görevli güvenlik personelinin ve onları denetlemeyen davacının kusuru olduğu açık olup bu eylemin işin ve iş yerinin güvenliğini tehlikeye düşürdüğü gibi, yaptığı görevin niteliğiyle de bağdaşmayacağı, işverinin buna katlanması beklenemeyeceğinden işverence yapılan fesih işleminin geçerli nedene dayandığı öte yandan davacı tarafçada sendikal nedene dayalı fesih yapıldığı hususunun yargılama aşamasında somut olarak kanıtlanamadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    İstinaf başvurusu : İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    İstinaf Sebepleri : Davacı vekili mahkeme tarafından tanık beyanlarının değerlendirilmediğini sadece davalı beyanlarına göre karar verildiğini dosyanın bütün olarak değerlendirilmediğini mahkeme kararının yerinde olmadığını iddia ederek, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince ” …,davacının iş akdinin site içerisinde meydana gelen motorsiklet hırsızlığı nedeni ile feshedildiği, davacının güvenlik vardiya amiri olarak çalıştığı, hırsızlık olayı meydana gelmeden önce site girişindeki bariyerlerin bozuk olduğuna ilişkin tutanak tutulduğu, ancak bariyerlerin yapıldığına ilişkin davalı tarafından bir tutanak olmadığı, hırsızlık yapıldığı ana ilişkin olarak kamera kayıtları sunulduğu, kamera kayıtlarındaki görüntülerin incelenmesinde kayıtların birinde kasklı iki kişinin site içerisinde bir motor üzerinde park edip birinin başka bir motora binip iki motorla birlikte uzaklaştığının görüldüğü,, diğer kamera kaydında ise yoldan bir motorsikletin geldiği ancak site içine giriş yapma anının görüntülerde olmadığı sadece ses kaydında burdan giriyorlar denildiği, ancak bu motorsikletin site içerisine girip girmediğinin kayıtlarda yer almadığı, çalınan motosikletin dışarıdan gelen kişiler tarafından çalınıp çalınmadığı ve davacının bu hırsızlık olayında kusurunun olup olmadığı ispatlanmamış olup, davalı tarafından bariyerlerin yaptırılmaması ve kameraların yeterli olmaması nedeni ile zafiyetinin de olduğu, bu nedenle davacının işten çıkarılmasının yerinde olmadığı…” gerekçesi ile, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine karar verilmiştir.
    Temyiz başvurusu : Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili tarafından süresinde temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
    Gerekçe : Dosyadaki bilgi ve belgelerden, tanık anlatımlarından, iş yerinde güvenlik amiri tarafından çalışan davacının iş akdinin, sitede yaşanan hırsızlık olayında ihmali olması nedeni ile feshedildiği, olay günü sitede yaşanan hırsızlık olayında iki kişinin motorsiklet ile gelip Han 7 otoparkına hiç bir denetimden geçmeden girebildiği, hırsızlık olayının iki gün sonra farkedildiği, davacının güvenlik amiri olması nedeni ile denetleme görevi bulunduğu, feshin haklı nedene dayanmamakla birlikte, güven ilişkisi zedelendiğinden geçerli nedene dayandığının kabulünün uygun olacağı anlaşılmakla, davanın reddi yerine kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.
    HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,2- Fesih geçerli nedene dayandığından, davanın REDDİNE,3- Davalı vekil ile temsil edildiğinden, karar tarihindeki AAÜT.si uyarınca belirlenen 2.725,00 TL. vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,4- Harçlar Yasası uyarınca alınması gereken 44,40 TL. Harçtan davacının yatırdığı 29,20 TL. harcın mahsubu ile bakiye 15,20 TL. harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,5-Davacının yaptığı masrafların üzerinde bırakılmasına,6- Davalının yaptığı toplam 130,38 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,7-Tarafların yatırdığı gider avansından kullanılmayan kısmının, hükmün kesinleşmesinden sonra resen ilgili taraflara iadesine, iade giderinin ilgili tarafça yatırılan avanstan karşılanmasına,8- Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’’ne gönderilmesine,Kesin olarak 20.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 141 HIRSIZLIK

    TCK MADDE 141 HIRSIZLIK

    TCK MADDE 141 HIRSIZLIK(1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.(2) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)
    TCK MADDE 141’İN  GEREKÇESİ
    Madde metninde, hırsızlığın temel şekli tanımlanmıştır. Buna göre, taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Rızanın geçerli olması için bulunması gereken koşulların varlığı hâlinde zilyedin rızası bir hukuka uygunluk nedeni teşkil edecek ve suç oluşmayacaktır.Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için, failin kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi yeterli olup, bunun fiilen temini şart değildir. Bu yarar, maddî veya manevî olabilir.Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.Maddenin ikinci fıkrasında, ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji, taşınır mal sayılmıştır. Buna göre, elektrik enerjisi, gazlar, tabiî veya sun’i buharlar da hırsızlık suçunun konusunu oluşturabilecektir.
    TCK MADDE 141 İLE İLGİLİ  YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay17. Ceza Dairesi       
    Esas : 2019/11176 Karar : 2019/14664 Karar Tarihi : 25/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Çocuk MahkemesiSUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali, mala zarar vermeHÜKÜM : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü;
    I- Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;Doğrudan tayin edilen adli para cezasının miktarı itibarıyla hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan ve 14/04/2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2. madde uyarınca kesin nitelikte olup, temyizi olanaklı bulunmadığından, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,
    II- Suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 232. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendi uyarınca gerekçeli karar başlığında suçların işlendiği zaman diliminin yazılması gerekirken yazılmaması, mahallinde giderilebilir eksiklik olduğundan, bozma nedeni yapılmamıştır.Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden reddiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 25/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay17. Ceza Dairesi       
    Esas : 2019/11192 Karar : 2019/14622 Karar Tarihi : 25/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlaliHÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü:Suça sürüklenen çocuk hakkında; mahkemenin 24.08.2009 tarihinde işlenen suç için 26.10.2010 tarihinde 5271 sayılı CMK’nun 231/6-son cümlesi hükmü uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdiği ve bu kararın 13.01.2011 tarihinde kesinleştiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleşmesinden itibaren ve denetim süresi içinde 22.07.2011 tarihinde işlenen kasıtlı suçtan dolayı verilen ve 31.03.2015 tarihinde kesinleşen mahkumiyet hükmü nedeniyle 04.11.2015 tarihinde hükmün açıklandığı; böylelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kesinleştiği 13.01.2011 tarihi ile deneme süresi içinde ikinci suçun işlendiği 22.07.2011 tarihleri arasında dava zamanaşımı sürelerinin durduğu gözetilerek yapılan incelemede;Suça sürüklenen çocuğun eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK’nun 142/1-b, 116/2, 31/2. maddelerine uyan suçların gerektirdiği cezaların türleri ve üst sınırlarına göre; aynı Yasa’nın 66/1-e, 66/2, 67/4. maddelerinde öngörülen 6 yıllık uzamış dava zamanaşımı süresinin, suç tarihi olan 24.08.2009 gününden, incelemenin yapıldığı tarihe kadar geçmiş bulunması,Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞÜRÜLMESİNE, 25.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay9. Hukuk Dairesi  
    Esas : 2019/3409 Karar : 2019/20507 Karar Tarihi : 20.11.2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİMAHKEMESİ : BAKIRKÖY 27. İŞ MAHKEMESİ
    DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesinin red kararına karşı davacı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi davacı avukatının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar vermiştir.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’nin kararı duruşmalı olarak süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; işin mahiyeti itibarıyla duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    KARAR
    Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; davacının, davalıya ait iş yerinde 27/08/2009 tarihinde güvenlik amiri olarak çalışmaya başladığını, iş akdinin feshedilmesine gerekçe olarak 31/10/2016 tarihinde iş yerinde meydana gelen hırsızlık olayının gösterildiğini, davalı iş verenin güvenlikle ilgili gerekli teknik altyapıdaki sıkıntıları gidermediği için sorumluluğu davacıya yüklediğini, iş akdinin sona erdirilmesinin diğer bir nedeninin ise davacının sendika üyeliği ile ilgili iş yerinde başlamış olan toplu iş sözleşmesi sürecinin olduğunu, fesih işleminin haksız bir işlem olduğunu iddia ederek feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili dilekçesinde özetle; davacının, iş akdinin feshine neden olan olay günü, sitenin Han 7 kısmında güvenlik amiri olarak görevli olduğunu, vardiyasına denk gelen 31/10/2016 günü saat 07;28 saatlerinde Han 7 giriş kapısından motosikletli iki kişinin hiçbir güvenlik denetiminden geçmeden Han 7 otoparkına girerek A1 Blok D:22 de ikamet eden daire sahibi …’in … plakalı motosikletinin çalındığını, olaydan birkaç gün sonra farketmesi üzerine yönetime bu durumu bildirdiğini, davacıdan gerçekleşen hırsızlık olayına ilişkin olarak yazılı savunmasının sunmasının istendiğini, site giriş bariyerinin çalıştığını, kamera kayıtlarında hırsızlık olayının gerçekleştirildiğinin göründüğünü, motosikletli şahısların hiç bir güvenlik denetiminden ve sorgusundan geçirilmeden içeri alındığını, davacı ile birlikte diğer güvenlikçilerin beyanlarının bir kısmının gerçeğe aykırı bir kısmının da görevi ağır surette ihlal niteliğinde olması sebebiyle iş akdinin yazılı İş Kanunu’nun 25/II maddesi gereğince haklı sebeple feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İlk Derece Mahkemesince; ”davacının davalı işveren nezdinde belirsiz süreli hizmet akdi ile çalıştığı, davacı tarafça iş akdinin işverence haksız olarak feshedildiğini iddia etmiştir. Davalı tarafça ise davacının iş akdinin haklı nedenle feshedildiği savunulmuştur, davacı, davalı sitede güvenlik amiri olarak çalışmakta olup görevli olduğu vardiya sırasında sitenin kapısından hiçbir güvenlik denetiminden geçmeden ve kayıt defterine kaydı yapılmadan içeriye giren motosikletli kişilerin site sakinine ait otoparkta park halinde bulunan motosikletini çalarak siteden çıktıkları ve durumun sonradan kamera kayıtları ile tespit edilmiş olduğu olayda, vardiyada görevli güvenlik personelinin ve onları denetlemeyen davacının kusuru olduğu açık olup bu eylemin işin ve iş yerinin güvenliğini tehlikeye düşürdüğü gibi, yaptığı görevin niteliğiyle de bağdaşmayacağı, işverinin buna katlanması beklenemeyeceğinden işverence yapılan fesih işleminin geçerli nedene dayandığı öte yandan davacı tarafçada sendikal nedene dayalı fesih yapıldığı hususunun yargılama aşamasında somut olarak kanıtlanamadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    İstinaf başvurusu : İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    İstinaf Sebepleri : Davacı vekili mahkeme tarafından tanık beyanlarının değerlendirilmediğini sadece davalı beyanlarına göre karar verildiğini dosyanın bütün olarak değerlendirilmediğini mahkeme kararının yerinde olmadığını iddia ederek, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince ” …,davacının iş akdinin site içerisinde meydana gelen motorsiklet hırsızlığı nedeni ile feshedildiği, davacının güvenlik vardiya amiri olarak çalıştığı, hırsızlık olayı meydana gelmeden önce site girişindeki bariyerlerin bozuk olduğuna ilişkin tutanak tutulduğu, ancak bariyerlerin yapıldığına ilişkin davalı tarafından bir tutanak olmadığı, hırsızlık yapıldığı ana ilişkin olarak kamera kayıtları sunulduğu, kamera kayıtlarındaki görüntülerin incelenmesinde kayıtların birinde kasklı iki kişinin site içerisinde bir motor üzerinde park edip birinin başka bir motora binip iki motorla birlikte uzaklaştığının görüldüğü,, diğer kamera kaydında ise yoldan bir motorsikletin geldiği ancak site içine giriş yapma anının görüntülerde olmadığı sadece ses kaydında burdan giriyorlar denildiği, ancak bu motorsikletin site içerisine girip girmediğinin kayıtlarda yer almadığı, çalınan motosikletin dışarıdan gelen kişiler tarafından çalınıp çalınmadığı ve davacının bu hırsızlık olayında kusurunun olup olmadığı ispatlanmamış olup, davalı tarafından bariyerlerin yaptırılmaması ve kameraların yeterli olmaması nedeni ile zafiyetinin de olduğu, bu nedenle davacının işten çıkarılmasının yerinde olmadığı…” gerekçesi ile, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine karar verilmiştir.
    Temyiz başvurusu : Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili tarafından süresinde temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
    Gerekçe : Dosyadaki bilgi ve belgelerden, tanık anlatımlarından, iş yerinde güvenlik amiri tarafından çalışan davacının iş akdinin, sitede yaşanan hırsızlık olayında ihmali olması nedeni ile feshedildiği, olay günü sitede yaşanan hırsızlık olayında iki kişinin motorsiklet ile gelip Han 7 otoparkına hiç bir denetimden geçmeden girebildiği, hırsızlık olayının iki gün sonra farkedildiği, davacının güvenlik amiri olması nedeni ile denetleme görevi bulunduğu, feshin haklı nedene dayanmamakla birlikte, güven ilişkisi zedelendiğinden geçerli nedene dayandığının kabulünün uygun olacağı anlaşılmakla, davanın reddi yerine kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.
    HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,2- Fesih geçerli nedene dayandığından, davanın REDDİNE,3- Davalı vekil ile temsil edildiğinden, karar tarihindeki AAÜT.si uyarınca belirlenen 2.725,00 TL. vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,4- Harçlar Yasası uyarınca alınması gereken 44,40 TL. Harçtan davacının yatırdığı 29,20 TL. harcın mahsubu ile bakiye 15,20 TL. harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,5-Davacının yaptığı masrafların üzerinde bırakılmasına,6- Davalının yaptığı toplam 130,38 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,7-Tarafların yatırdığı gider avansından kullanılmayan kısmının, hükmün kesinleşmesinden sonra resen ilgili taraflara iadesine, iade giderinin ilgili tarafça yatırılan avanstan karşılanmasına,8- Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’’ne gönderilmesine,Kesin olarak 20.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 138 VERİLERİ YOK ETMEME

    TCK MADDE 138 VERİLERİ YOK ETMEME

    Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir.(2) (Ek: 21/2/2014-6526/5 md.) Suçun konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre ortadan kaldırılması veya yok edilmesi gereken veri olması hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.
    TCK MADDE 138’İN GEREKÇESİ
    Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olan kişisel verilerin kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına rağmen yok edilmemesi, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.
    TCK MADDE 138 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/19565Karar : 2019/15330Karar Tarihi : 08/10/2019 
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Tehdit, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme HÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: İddianamede açıklanıp hükümlerde kabul edilen eylemlere, Yargıtay Kanununun 14. maddesine, Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 24/01/2014 tarih ve 1 sayılı kararına ve temyizin kapsamına göre, işin incelenmesi daha önce hükümleri inceleyerek bozma kararı veren Yüksek 8. Ceza Dairesinin görevine girdiğinden, DAİREMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili Daireye gönderilmesine, 08/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/14676Karar : 2019/14955Karar Tarihi : 02/10/2019
    “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Şantaj, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme HÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; sanığa yükletilen şantaj ve sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu, Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı, Anayasa Mahkemesi’nin karar tarihinden sonra 24/11/2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı, TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin kararın ve TCK’nın 53/1-c maddesinde düzenlenen hak yoksunluğunun uygulanma süresi ve şeklinin Kanunda öngörülen biçimde infaz aşamasında gözetilebileceği, Anlaşıldığından katılan … vekilinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, 02/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay19. Ceza Dairesi
    Esas : 2019/18789Karar : 2019/11735Karar Tarihi : 25/09/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : 1632 Sayılı Kanuna AykırılıkHÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
    1) Amire Hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükümünün temyiz incelenmesinde;Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Yükletilen suçun sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu, anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.Ancak,TCK’nin 52/4. maddesi gereğince ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarı ile yetinilmesi gerekirken adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesine karar verilmesi suretiyle infazda yetkinin kısıtlanması,Kanuna aykırı ve sanık ile sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün BOZULMASINA, bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 322. maddesi uyarınca, hükmün 2. maddesinin 4. bendinde yer alan “…taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamının sanıktan tahsil edileceğine, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğine” cümlesinin çıkartılıp yerine “taksitlerden birisinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilebileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığınca hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarına” ibaresi yazılması suretiyle, başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,2) Astlık-Üstlük Münasebetlerini Zedelemeye, Amir ve Komutanlara Karşı Güven Hissini Yok Etmeye Matuf Olarak Alenen Tahkir veya Tezyif Edici Fiili ve Harekette Bulunmak suçundan kurulan mahkumiyet hükümünün temyiz incelenmesinde;Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Sanık hakkında atılı suçu işlediği sabit görülerek mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanığın atılı suçu işlemediğini savunması, yargılama aşamasında dinlenen ve sanıkla birlikte aynı Birlik Komutanlığında görev yapan tanıkların sanığın üzerine atılı eylemleri gerçekleştirdiğine dair tanıklıklarının bulunmaması, Mahkemenin maddi vaka kabulünün dayandırıldığı tanıklardan …ve…’in aşamalardaki beyanları arasındaki çelişkiler bulunması, tanık …’ın ifadesinde geçen “sanığın … ve …’ın da bulunduğu bir esnada komuta katını kastederek bizim asıl düşmanımız bunlar şeklinde sözler söylediği”ne dair beyanlarının ise tanıklar … ve … tarafından doğrulanmaması dikkate alındığında; yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın üzerine atılı suçtan beraati yerine yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle mahkumiyetine karar verilmesi,Kanuna aykırı ve sanık ile sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 25/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 136 VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME VEYA ELE GEÇİRME

    TCK MADDE 136 VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME VEYA ELE GEÇİRME

     Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) (Ek:17/10/2019-7188/17 md.) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır

    TCK MADDE 136’NIN GEREKÇESİ
    Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.

    TCK MADDE 136 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay12. Ceza Dairesi

    Esas : 2019/5022Karar : 2019/9331Karar Tarihi : 25.09.2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Sulh Ceza Hâkimliği
    Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, gizliliğin ihlali ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na muhalefet (haksız rekabet) suçlarından şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda,

    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 14.02.2018 tarihli ve 2018/16841 soruşturma, 2018/8985 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.03.2018 tarihli ve 2018/1778 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca, şüphelinin görüntüleri hukuka aykırı olarak elde etmediği, isnat edilen suçların oluşmadığı anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

    Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu,

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Somut olayda müştekinin ayrıntılı ifadesi alınarak olaya ilişkin delillerin nelerden ibaret olduğu tespit edilmeksizin, şüpheliye isnat edilen suçların unsurlarının neden oluşmadığı gerekçeli olarak belirtilmeksizin ve herhangi bir soruşturma işlemi yapılmaksızın, eksik soruşturma ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın bu yönden kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığının 24.09.2018 tarihli ve 94660652-105-34-8816-2018-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine atfen,

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.10.2018 tarihli ve 2018/79014 sayılı tebliğnamesi ve Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 09.05.2019 tarihli, 2018/6478 esas, 2019/8217 karar sayılı görevsizlik kararı ile daireye ihbar ve soruşturma evrakı tevdi kılınmakla;

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:Şikayetçi firma tarafından yapımı üstlenerek inşa edilen sitenin sakinlerinden olan şüpheli Serdar’ın, ikamet ettiği bağımsız bölümde gerçekleştiği iddia olunan hırsızlık olayına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ele geçirdiği kamera görüntülerini, “… Kasa Hırsızları”, “… Güvenlikli Site Mi? Hırsızlar Elini Kolunu Sallayarak Siteye Giriyorlar. 6 Evi Soyuyorlar” biçimindeki firmanın ticari itibarını zedeleyecek yanıltıcı ibarelerle birlikte 05.02.2018 tarihinde youtube adlı video paylaşım sitesinde yayımlamasından dolayı hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, gizliliğin ihlali ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa muhalefet (haksız rekabet) suçlarından soruşturma başlatılması için şikayetçi firma vekili tarafından 12.02.2018 tarihli şikayet dilekçesinin verilmesini müteakip, herhangi bir soruşturma işlemi yapılmaksızın,

    “…Şüphelinin görüntüleri hukuka aykırı olarak elde etmediği, isnat edilen suçların oluşmadığı…” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.02.2018 tarihli ve 2018/16841 soruşturma, 2018/8985 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanunun 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanunun 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında,

    Şikayetçi firma yetkilisinin ve şüphelinin beyanları alınıp, hırsızlık suçuna ilişkin soruşturma dosyası ile youtube adlı sitede yapılan paylaşımın kim tarafından yapıldığına ve içeriğine ilişkin deliller toplanarak, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi ve süpheliye isnat edilen suçların unsurlarının oluşup oluşmadığının gerekçeli olarak açıklanması gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturmaya ve yetersiz gerekçeye dayalı olarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.02.2018 tarihli ve 2018/16841 soruşturma, 2018/8985 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verildiği anlaşıldığından, anılan karara karşı yapılan itirazın belirtilen şekilde inceleme yapılmasından sonra sonuçlandırılması yerine reddine ilişkin mercii Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.03.2018 tarihli ve 2018/1778 değişik iş sayılı kararında isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle;

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, mercii Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.03.2018 tarihli ve 2018/1778 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde Sulh Ceza Hâkimliğince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Yargıtay

    8. Ceza Dairesi

    Esas : 2019/13346Karar : 2019/11276Karar Tarihi : 25.09.2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirmeHÜKÜM : Mahkumiyet
    Gereği görüşülüp düşünüldü:Sanıkların katılan …’na ait ATM cihazlarına yerleştirdikleri düzenekle işlem yapmaya gelen kişilere ait kartların manyetik şerit bilgilerini kopyalamak ve şifrelerini elde etme veya teşebbüs şeklinde kabul edilip TCK.nın 136. maddesinde düzenlenen kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmeye teşebbüs suçundan zarar görme olasılığı bulunan ve kart bilgileri kopyalanan,kişi veya kurumların yokluğunda verilen hükmün;

    CMK.nın 34/2. madde ve fıkrasında belirtilen başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekli de belirtilmek suretiyle yöntemine uygun olarak adı geçenlere tevdi kararımız ile birlikte tebliği sağlanarak tebellüğ belgesi ve temyiz edilmesi halinde dilekçeleri de eklenip ek tebliğname düzenlendikten sonra iadesi, temyiz edilmemesi halinde ise sanık … müdafii ve sanık …’ın temyizlerine hasren inceleme yapılmak üzere dosyanın geri gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.09.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Yargıtay

    12. Ceza Dairesi

    Esas : 2018/8466Karar : 2019/9054Karar Tarihi : 18.09.2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirmeHüküm : CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraat
    Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısının sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasında belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.

    Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi,

    DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.

    Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 esas, 2014/331 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; TCK’nın 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri TCK’nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.

    Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada, evli olan sanık … ile kocasının il dışında yaşadığını beyan eden katılan … arasındaki komşuluk ilişkisinin zamanla duygusal birlikteliğe dönüştüğü ve bir süre sonra taraflar arasındaki arkadaşlığın sona ermesinin ardından, sanık …’in, köylerde seyyar satıcılık yaparak geçimini sağlayan ve katılanın köydeki evini bilen arkadaşı Nihat’a, katılana ait cep telefonu numarasını verdiği ve adı geçen arkadaşının 15.05.2014 tarihinde katılanı ısrarla telefonla arayarak, 2012 yılında patates satması nedeniyle alacağı olan 90,00 TL’yi ödemesi bahanesiyle onu cinsel amaçlı olarak taciz ettiği iddialarına konu olayda;Sanık … ile arkadaşı olan diğer sanık …’ın cinsel taciz suçundan beraatlerine ilişkin hükümlerin temyiz edilmeksizin kesinleştiği, temyizin kapsamının; sanık … hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan kurulan beraat hükmü ile sınırlı olduğu belirlenerek yapılan incelemede:

    Soruşturma evresinde katılana ait cep telefonu numarasını kimseye vermediğini ifade eden sanık …’in, kovuşturma evresinde, arkadaşı Nihat’ın köyde borcu olanların telefon numaralarını istemesi nedeniyle katılana ait cep telefonu numarasını arkadaşına verdiğine dair ilk ifadesiyle çelişen tutarsız savunmalarına itibar edilemeyeceği ve arkadaşı olan Nihat’ın da evini ve adresini bildiği katılanla doğrudan iletişim kurmak yerine 2012 yılından beri tahsil etmediği 90,00 TL’lik borcun ödenmesi için katılanı iki yıl sonra aynı gün birden fazla defa telefonla aramasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği gözetildiğinde, sanık …’in, katılana ait GSM numarasını arkadaşına vermesini gerektiren makul, meşru ve mantıklı bir sebep bulunmaması nedeniyle katılanın rızası dışında hareket ettiğinin açıkça anlaşılması karşısında,

    Sanık …’in, kişisel veri niteliğindeki katılana ait cep telefonu numarasını kaydedilmiş haliyle ve hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı olduğunda tereddüt bulunmayan bir yöntemle arkadaşına vermesi şeklinde sübut bulan eyleminden dolayı TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasında tanımlanan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, “… sanığın katılana ait cep telefonunu … verme şeklinde gerçekleşen ve sabit olan eylemin, cep telefonu numarasının kolaylıkla ulaşılabilmesi ve bilinmesi mümkün olan kişisel veri niteliğinde olduğu değerlendirilerek maddede belirtilen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı…” biçimindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle sanık hakkında CMK’nın 223/2-e madde, fıkra ve bendi gereğince beraat hükmü kurulması,

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    2- Kabul ve uygulamaya göre de:Sanığa yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan kanun maddesinin fıkra ve bendinin CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi olarak yazılması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle aynı Kanunun 232/6. madde ve fıkrasına uyulmaması,Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK‘un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 18.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 135 KİŞİ VERİLERİNİN KAYDEDİLMESİ

    TCK MADDE 135 KİŞİ VERİLERİNİN KAYDEDİLMESİ

    Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.(2) Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır. 
    TCK MADDE 135’İN GEREKÇESİ
    Çağımızda kişilerle ilgili kayıtların bilgisayar ortamlarına geçirilip muhafaza edilmesi uygulamasına bazı kurum ve kuruluşlar tarafından başvurulmaktadır; hastanelerde hastalara, sigorta şirketlerinde sigortalılara, bankaların ve kredili alış veriş yapılan mağazaların müşterilerine ilişkin kayıtlar, böylece tutulmaktadır. Bu bilgilerin amaçları dışında kullanılmasından veya herhangi bir şekilde üçüncü şahısların eline geçerek hukuka aykırı olarak yararlanılmasından dolayı hakkında bilgi toplanan kişiler büyük zararlara uğrayabilmektedirler. Bu bakımdan, kişilerle ilgili bilgilerin hukuka aykırı olarak kayda alınması suç olarak tanımlanmıştır.Suçun konusu, kişisel verilerdir. Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri olarak kabul edilmelidir.Söz konusu suç tanımında kişisel verilerin bilgisayar ortamında veya kağıt üzerinde kayda alınması arasında bir ayırım gözetilmemiştir. Bu bakımdan, söz konusu suç tanımı ile Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan Türkiye’nin de 28 Ocak 1981 tarihinde imzalamakla taraf olduğu “Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tâbi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Sözleşme”nin ilgili hükümlerine geçerlilik tanınmıştır.Bu suçun oluşabilmesi için, kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde kayda alınması gerekir. Kişinin rızası ile kendisiyle ilgili bilgilerin kayda alınmasının suç oluşturmayacağı muhakkaktır. Belirli nitelikteki kişisel verilerin kayda alınması kanun hükmünün gereği olarak yapılmaktadır. Bu bakımdan, çeşitli kamu kurumlarında verilen kamu hizmetinin gereği olarak kişilerle ilgili bazı bilgiler ilgili kanun hükümlerine istinaden kayda alınmaktadırlar. Bu durumlarda, söz konusu suç oluşmayacaktır.Maddenin ikinci fıkrasında, kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine, ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kayda almak, suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bunlardan kişilerin ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgilerin kayda alınmasına kanunlarda özellikle suçlulukla mücadele bağlamında, suç ve suçluların ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla belli ölçüde izin verilebilir. Bu durumlarda söz konusu suç oluşmayacaktır. TCK MADDE 135 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
    Esas : 2019/6672Karar : 2019/17765Karar Tarihi : 01.10.2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : TESPİTMAHKEMESİ : İş Mahkemesi
    Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    KARAR
    Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili, müvekkilinin … genel merkez yönetim kurulu başkanı olduğunu, 2018 yılı Şubat ayında müvekkili ile görüşmeye gelen …isimli şahıs tarafından yapılan görüşmenin gizlice kayda alınması ve bu kaydın sendika üyelerine facebook,  whatshap  vb platformlar üzerinden gönderilmesi sonucunda, konu hakkında … (Memur Sendikaları Konfederasyonu) genel başkanı … ile 14/02/2018 tarihinde bir görüşme yaptığını, bu görüşmede kendi el yazısı ile …’a bir istifa dilekçesi teslim ettiğini ancak istifasının kabul edilmeyerek işleme konulmadığını ve müvekkilinin genel başkanlık görevine devam ettiğini, genel başkanlık görevine devam eden müvekkilinin o tarihte vermiş olduğu istifa dilekçesinin 31/10/2018 tarihinde … genel başkanı tarafından sendika genel merkezine getirilerek yeni verilmiş bir dilekçe gibi 31/10/2018 tarihinde evrak kayıttan geçirildiğini, müvekkilinin bu durumu öğrenir öğrenmez bir dilekçe yazarak, istifa dilekçesinin 8 ay önce verildiğini, işleme konulmayıp kabul edilmediğini, genel başkanlık görevine devam ettiğini, anılan istifanın hukuki bir geçerliliğinin olmadığını ve yeni bir istifa iradesinin olmadığını belirttiğini ve bu dilekçesini diğer yönetim kurulu üyelerinin hepsinin olduğu odada genel başkan vekili … …’e verdiğini, …’in dilekçeyi işleme alacaklarını ve sayı vereceklerini belirttiğini, sendika yönetim kurulunca bu uyarının dikkate alınmadığını 31/10/2018 tarihli yönetim kurulu toplantısında, diğer yönetim kurulu üyeleri tarafından 101 sayılı karar alınarak müvekkilinin yönetim kurulu üyeliğinin düşürüldüğünü, bu kararın açıkça hukuka aykırı olduğunu ve iptali gerektiğini, bilindiği üzere daha evvel verilmiş istifanın işleme konulmayıp kabul edilmeyerek kişinin görevine devam etmesi hallerinde daha önce verilmiş istifa dilekçesinin yeni verilmiş gibi işleme konulmasının bir çok Yargıtay ve Danıştay kararlarında hukuka aykırı olduğunun kabul edildiğini, müvekkilinin 31/10/2018 tarihinde bir istifa dilekçesi vermediğini, gerçekten 14/02/2018 tarihinde verilen istifa dilekçesinin işleme konulmayıp kabul edilmeyerek genel başkanlık görevine devam ettirilen davacı müvekkilin daha önce vermiş olduğu istifa dilekçesi kötüye kullanılarak 31/10/2018 tarihinde yeni bir istifa dilekçesi vermiş gibi işleme konulmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek davalı … genel merkez yönetim kurulunun 101 sayılı ve 31/10/2018 tarihli kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili, müvekkili sendikanın 4688 sayılı Kanun uyarınca kurulmuş ve faaliyetlerine devam eden bir sendika olduğunu, müvekkili sendikanın üye sayısını 80 binin üzerine çıkarmayı başardığını, davacı …’ın dava dilekçesinde de ikrar ettiği üzere kendi iradesinin ürünü olan istifa dilekçesini bizzat kendisi tarafından işleme konulmak üzere müvekkili sendikaya teslim edildiğini, usule uygun olarak dilekçenin sendikanın gelen evrak kayıt defterine 31/10/2018 tarih ve 545 sıra numarası ile kaydedilip işleme alındığını, …’ın kendi iradesiyle istifa etmesinin sonucu olarak hukuken katılmasının mümkün olmaması nedeniyle yokluğunda gerçekleştirilen sendika yönetim kurulu toplantısında dilekçenin kabulü ile gerekli kararların alındığını, davacının dilekçenin kendisine ait olmadığı, iradesinin ikrah altına alındığı, istifanın kurumsal yada kişisel zorlamalardan kaynaklandığı şeklinde bir iddiada bulunmadığını, davacının kendi el yazısıyla yazmış olduğu istifa dilekçesini kendi isteği, iradesiyle teslim etmiş olup, bu irade beyanının tek taraflı olarak geri alınmasının mümkün olmadığını, davacının “yaşamaya başladığı sağlık problemleri ve ailevi sebeplerden dolayı” istifa ettiğini, davacının istifanın sonuçlarını öngörebilecek bir sıfata, ehliyete ve basirete sahip bir konumda olduğunu, istifa dilekçesinin, işleme konulması akabinde vazgeçmeye dayalı başka bir dilekçenin yada kararın olduğu iddiasıyla ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını, davacının usulüne uygun olarak sendika gelen evrak kayıt defterine işlenmiş bir talep yada dilekçesinin olmadığını, davacının iddialarının aksine isitfanın kabul edilmeme gibi bir durumun söz konusu olmadığını, istifanın bozucu yenilik doğuran bir hak olması ve karşı tarafa ulaştığı anda hüküm ifade etmesi karşısında davacının iddialarının dikkate alınamayacağını, bozucu yenilik doğuran hakların muhataba ulaşması ile birlikte hukuksal sonuç doğuracağını, davacının istifa irade beyanının işleme konulması akabinde ücretsiz izni sonlandırılarak kendisine hizmet ödemesi yapıldığını, görülecek davanın istifasından pişman olan bir kişinin haksız olarak açmış olduğu bir dava olduğunu, davacının pişmanlık kararı ile tüm süreci başa almasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
    İstinaf Başvurusu : İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
    Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince, istifa dilekçesinin davalı sendika genel yönetim kurulu yerine sendikayı temsile yetkili olmayan bir kişiye önceden verildiği, dilekçe verildikten sonra davacının çalışmaya devam ettiği, artık istifa iradesinin ortadan kalktığı, istifa dilekçesinin bir geçerliliğinin kalmadığı, istifa dilekçesinin işleme konulduğu zaman bakımından istifa iradesinin olmadığı, yetkili olmayan birisi tarafından elde tutulan, davacının işlem tarihi itibariyle iradesini yansıtmayan ve geçerliliğini yitirmiş istifa dilekçesinin sonuç doğurması mümkün olmadığından, bu istifa dilekçesinin geçerli kabul edilerek hukuki sonuç doğuracak şekilde 31/10/2018 tarih ve 101 sayılı yönetim kurulu kararının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulü ile davalı sendika genel yönetim kurulunun 31/10/2018 tarih ve 101 sayılı kararının iptaline karar verilmiştir.
    Temyiz : Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı davalı temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
    Gerekçe : Dava, sendika genel başkanı olan davacının istifasının kabulüne dair yönetim kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.Herhangi bir şekle tabi olmayan istifa beyanı, bozucu yenilik doğuran tek taraflı bir hukuki muameledir ve muhatabına ulaşmakla hüküm ve sonuçlarını doğurur.Dosya içeriğine göre davacı … imzasıyla yazılan “Büro Memursen Genel Merkezine Ankara” başlıklı tarihsiz dilekçe içeriğinin “Seçilmiş olduğum Büro … genel merkez yönetim kurulu üyeliği ve genel başkanlığı görevimden yaşamaya başladığım sağlık problemleri ve ailevi sebeplerden dolayı istifa ediyorum. Sendikamda bir üye olarak hizmetime devam edeceğimi belirtirim. Gereğini genel yönetim kuruluna arz ederim.” şeklinde olduğu görülmektedir.Söz konusu dilekçenin 31/10/2018 tarih ve 545 sayı ile sendika gelen evrak defterine kaydedilmesi sonrasında 31/10/2018 tarih ve 101 sayılı dava konusu sendika yönetim kurulu kararı ile genel başkan …’ın istifasının kabul edilmesine oyçokluğu ile karar verilmiştir. Karar metnine göre dört üyenin istifanın kabulü yönünde oy kullandığı, bir üyenin çekimser oy kullandığı, diğer üyenin ise “Genel başkan …’ın aynı tarihli vazgeçme dilekçesi olduğu için şerh düşüyorum” açıklaması ile karara muhalif kaldığı anlaşılmaktadır.Yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan davacı ve davalı tanık beyanları ile dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre, davacı … tarafından istifa dilekçesinin bizzat yazılarak sendika genel merkezine teslim edilmek üzere … Konfederasyonu genel başkanı dava dışı … isimli şahsa Şubat ayında teslim edildiği, …’ın ise 31/10/2018 tarihinde … genel merkezine gelerek istifa dilekçesini sendika yönetim kuruluna teslim ettiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, irade sakatlığına sebebiyet verecek bir durum ve imza inkarı hâli mevcut olmadığından, istifa dilekçesinin Büro … genel merkezine ulaştırılmak üzere …’a verilmesi ve daha sonra … tarafından dilekçenin sendika genel merkezine ulaştırılması, tek başına istifanın geçersizliği sonucunu doğurmaz.Bu noktada belirtmek gerekir ki, istifa beyanı muhatabına varmakla hüküm ve sonuçlarını doğuracağından, bu beyan muhatabına ulaşmadan istifadan rücu olanaklıdır. Bir başka ifadeyle, istifadan rücu iradesi, istifa beyanından önce muhatabına ulaşırsa, istifadan rücu iradesine üstünlük tanınması gerektiğinden, istifa beyanının hukuki sonuç doğurması mümkün değildir.Bu açıklamalara göre, Bölge Adliye Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de, istifa iradesi ve istifadan rücu iradesinden hangisinin sendika yönetim kuruluna daha önce ulaştığı dosya kapsamından anlaşılamadığından, yapılan araştırma eksik ve hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır.Açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, Bölge Adliye Mahkemesince daha önce beyanı alınan tanıklar …, …, …ve …yeniden dinlenilmeli ve ilaveten davacı tanık listesinde yer alan sendika yönetim kurulunun diğer üyeleri… ve …ile … Konfederasyonu genel başkanı …’da tanık sıfatıyla dinlenilmelidir.Bölge Adliye Mahkemesince tanıkların belirtilen hususta beyanı alınmalı, özellikle …’ın Büro … yönetim kurulu toplantısına iştirak ettiği ilk anda davacı …’ın istifa dilekçesinden bahsedip bahsetmediği, eğer istifadan bahsedilmiş ise …’ın istifasını geri aldığını hemen açıklayıp açıklamadığı veya ne zaman açıkladığı … istifa dilekçesinden bahsetmeden önce …’ın istifasını geri aldığını bildirip bildirmediği hususlarında özellikle tanık …’ın ayrıntılı beyanı alınmalı, anılan hususlarda diğer tanıkların da ayrıntılı beyanları alınmalı, tanık beyanları arasında çelişki oluşmamasına da dikkat edilmeli ve bu suretle istifa iradesi yahut istifadan rücu iradesinden hangisinin sendika yönetim kuruluna daha önce ulaştığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.Anılan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
    Sonuç : Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 01/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2018/8295Karar : 2019/6858Karar Tarihi : 29.05.2019 
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Kişisel verilerin kaydedilmesiHüküm : CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat
    Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Dosya kapsamına göre; sanığın, önceden çalıştığı katılana ait otel müşterilerine ait iletişim bilgilerini yanında götürerek daha sonraki çalıştığı otelde kullanması şeklinde gerçekleştiği iddia edilen olayda, kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerektiği nazara alındığında, katılana ait her hangi bir kişisel verinin sanık tarafından alındığına ilişkin bir iddianın bulunmadığı anlaşıldığından,Suçtan dolayı doğrudan zarar görmediği anlaşılan katılanın davaya katılma hakkının bulunmadığı, hatalı olarak suçtan zarar gördüğünün kabulü ile davaya katılmasına karar verilmiş olmasının hükmü temyiz yetkisi vermeyeceği anlaşılmakla, katılan vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereğince isteme aykırı olarak REDDİNE, 29.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2018/8178Karar : 2019/6519Karar Tarihi : 22.05.2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Kişisel verilerin kaydedilmesiHükümler : Sanıklar hakkında CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraat
    Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler, mahalli Cumhuriyet savcısı ile sanıklar …, …, … ve … müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Sanıklar …, …, … ve … müdafiinin sanıkların beraatlerine dair hükümlerin gerekçesine yönelik temyiz isteminde bulunmadığı, temyiz isteminin vekalet ücretine ilişkin olduğu tespit edilerek yapılan incelemede:Yapılan yargılama sonunda, sanıklara yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, mahalli Cumhuriyet savcısının sanıklar hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine, sanıklar …, …, … ve … müdafiinin sanık sayısınca vekalet ücreti hükmedilmemesinin isabetsiz olduğuna ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
    1-Sanıklara yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile sanıklar hakkında beraat hükümleri kurulurken, uygulanan kanun maddesinin fıkra ve bendinin CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi olarak yazılması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle aynı Kanun’un 232/6. madde ve fıkrasına uyulmaması,2-Hakkında beraat kararı verilen ve kendisini sanık … ile birlikte diğer sanıklar …, …, … ve …’dan farklı bir vekil ile temsil ettiren sanık … yararına, hazine aleyhine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince, sanık … ile birlikte ayrı bir maktu vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi,Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısı ile sanıklar …, …, … ve … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının ilk paragrafındaki, “5271 Sayılı Yasa’nın 223/2-e maddesi” ibarelerinin, “5271 sayılı CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi” olarak değiştirilmesi, hüküm fıkrasının dördüncü paragrafındaki “…,” ibarelerinin hüküm fıkrasından çıkarılması, hüküm fıkrasının beşinci paragrafındaki “sanık …” ibarelerinin önüne “sanık … ile” ibarelerinin eklenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Call Now