TCK MADDE 153 İBADETHANELERE VE MEZARLIKLARA ZARAR VERME1) İbadethanelere, bunların eklentilerine, buralardaki eşyaya, mezarlara, bunların üzerindeki yapılara, mezarlıklardaki tesislere, mezarlıkların korunmasına yönelik olarak yapılan yapılara yıkmak, bozmak veya kırmak suretiyle zarar veren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Birinci fıkrada belirtilen yerleri ve yapıları kirleten kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.(3) Birinci ve ikinci fıkralardaki fiillerin, ilgili dini inanışı benimseyen toplum kesimini tahkir maksadıyla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
TCK MADDE 153’ÜN GEREKÇESİ
Madde metninde, ibadethanelere, bunların eklentilerine, buralardaki eşyaya, mezarlara, bunların üzerindeki yapılara, mezarlıklardaki tesislere, mezarlıkların korunmasına yönelik olarak yapılan yapılara zarar verme fiilleri bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu suçun oluşması için, bu bina ve tesisleri yıkmak, bozmak veya kırmak suretiyle zarar verilmesi gerekir.Maddenin ikinci fıkrasında, ibadethaneleri, bunların eklentilerini, buralardaki eşyayı, mezarları, bunların üzerindeki yapıları, mezarlıklardaki tesisleri, mezarlıkların korunmasına yönelik olarak yapılan yapıları kirletmek, suç olarak tanımlanmıştır. Mezarlıklara atık ve artık bırakmak, ibadethanelerin duvarına yazı yazmak, afiş veya ilan yapıştırmak, resim yapmak, kirletme fiilinin örneklerini oluşturmaktadır.Üçüncü fıkraya göre, birinci ve ikinci fıkralardaki fiillerin, ilgili dinî inanışı benimseyen toplum kesimini tahkir maksadıyla işlenmesi, bu fıkralara göre verilecek cezanın artırılmasını gerektirmektedir.
TCK MADDE 153 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay17. Ceza Dairesi
Esas : 2018/6514Karar : 2019/7336 Karar Tarihi : 14/05/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇLAR : Hırsızlık, ibadethane ve mezarlıklara zarar vermeHÜKÜMLER : Mahkumiyet
Yerel mahkemece sanık hakkında hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü:
I)Sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;Ceza Genel Kurulu’nun 23/02/2016 tarih, 2013/13-592 Esas ve 2016/94 Karar sayılı kararında da kabul edildiği üzere, sanığın bilgisayarı satmış olduğu kişiyi müşteki kendi çabaları sonucu bularak polise haber verdiği, sanığın eşyayı sattığı bu kişiden ücretini ödemek suretiyle geri alarak mağdura aynen iade etmek veya bizzat ya da kendi girişimleri sonucu üçüncü bir kişi tarafından bedelini mağdura ödemek gibi bir davranışta bulunmadığı ve 3. kişinin zararının karşılanmasını istemediği ve sanığın eşyayı satın alan üçüncü kişinin zararını karşılamaya yönelik bir çabasının olmadığı anlaşılmakla; müştekinin kendi araştırmaları sonucu eşyanın satıldığı kişiyi bularak polise haber verdiği ve polislerin satın alan kişiden eşyayı alarak mağdura iade ettikleri, mağdurun 3. kişinin zararını gidermeye yönelik bir girişiminin bulunmadığı, Ceza Genel Kurulu’nun 2013/152 Esas ve 2016/55 Karar sayılı kararındaki ilke ve kabuller karşısında bu durumun TCK’nun 168. maddesi kapsamında bizzat pişmanlık gösterilerek gerçekleştirilmiş bir iade veya tazmin olarak kabul edilemeyeceğinden etkin pişmanlık şartları oluşmamasına rağmen sanık … hakkında hırsızlık suçundan verilen cezada 5237 sayılı TCK’nun 168/2. maddesinin uygulanması, aleyhe temyiz olmadığından, sanığın tekerrüre esas Aliağa Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/95 Esas ve 2014/593 Karar sayılı 23/06/2014 kesinleşme tarihli 10 ay hapis cezası bulunmasına rağmen sanık hakkında TCK’nun 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından ve Anayasa Mahkemesinin hükümden sonra 24/11/2015 tarih, 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 sayılı kararı ile TCK’nun 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının da kapsam ve içerik itibarıyla infaz aşamasında mahallinde gözetilebileceğinden, bozma nedeni yapılmamıştır.Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre, sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiriler dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,
II)Sanık hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.Ancak;1)Sanığın cami içerisinde bulunan imam odasının camını kırarak içeriye girmesi sebebiyle eyleminin TCK’nun 153. maddesi hükümlerine uyduğu gözetilmeden, sanık hakkında TCK’nun 152/1-a maddesi uyarınca ceza verilmesi,2)Sanığın tekerrüre esas Aliağa Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/95 Esas ve 2014/593 Karar sayılı 23/06/2014 kesinleşme tarihli 10 ay hapis cezası bulunmasına rağmen hakkında TCK’nun 58. maddesinin uygulanmaması,3)T.C. Anayasa Mahkemesinin, TCK’nun 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının, 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK’nun 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, aleyhe temyiz bulunmadığından 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının gözetilmesine, 14/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay22. Ceza Dairesi
Esas : 2015/9386Karar : 2016/1510 Karar Tarihi : 09.02.2016
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Çocuk MahkemesiSUÇ : Hırsızlık, İbadethane ve Mezarlıklara Zarar Verme, İşyeri Dokunulmazlığının İhaliHÜKÜM : MahkumiyetYerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, kararların nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
A- İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;Suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı TCK’nın 50/1-f maddesi gereğince belirlenen seçenek tedbirinin gereklerinin yerine getirilmemesi halinde kısa süreli hapis cezasının kısmen ya da tamamen infaz edileceği ihtarı yapılamayacağının gözetilmemesiBozmayı gerektirmiş suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi aracılığıyla CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkralarından tedbirin yerine getirilmemesi halinde infaz edileceğine ilişkin kısmının çıkarılması suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B- Hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulun hükümlerin temyiz incelemesine gelince;Dosya kapsamına göre diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.Ancak;1- Katılanın işlettiği bodrum katındaki cami tuvaletinden parayı çaldığı anlaşılan suça sürüklenen çocuğun eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b maddesinde yazılı suçu oluşturduğu halde aynı Yasanın 142/1-a,b maddeleri gereğince yasanın iki halinin de ihlal edildiği yanılgısıyla uygulama yapılması suretiyle fazla ceza tayini,2- Suça konu yerin cami tuvaletinin gişesi olduğunun anlaşılması karşısında; suça sürüklenen çocuk hakkında işyeri dokunulmazlığını bozma eyleminin yasal unsurlarının ne suretle oluştuğu açıklanmadan yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 09.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YargıtayCeza Genel Kurulu
Esas : 2013/560Karar : 2014/416Karar Tarihi : 14.10.2014
“İçtihat Metni”
Mahkemesi : KOCAELİ 6. Asliye CezaGünü : 23.06.2009Sayısı : 170-481
Sanık Ö.. F..’ün hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK’nun 142/1-b maddesi uyarınca 3 yıl hapis, mala zarar verme suçundan ise aynı kanunun 151/1. maddesi uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı kanunun 53. maddesinde sayılan hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına ilişkin, Kocaeli 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.06.2009 gün ve 170-481 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 06.02.2013 gün ve 16515-2113 sayı ile;“5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinde belirtilen hak yoksunluklarının hırsızlık ve mala zarar verme suçlarının her ikisini kapsayacak biçimde ortak fıkra olarak uygulanması nedeniyle tebliğnamedeki düşünceye katılınmamıştır” açıklamasıyla hırsızlık suçu yönünden oybirliğiyle, mala zarar verme suçu yönüyle ise oyçokluğuyla onanmasına karar verilmiş,Daire üyeleri N.Ç ve H.K ; “….sanıkların, suça konu aracı kontak kablolarına zarar vererek düz kontak yaparak çalması biçimindeki eylemi nedeniyle, hırsızlık suçundan mahkumiyet kararı verilmesiyle yetinilmesi gerektiği, ayrıca mala zarar verme suçundan mahkumiyet kararı verilmesinin yanlış olduğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun, mala zarar verme suçundan kurulmuş olan mahkumiyet hükmünün onanmasına ilişkin görüşüne katılmıyoruz” düşüncesiyle mala zarar verme suçu yönüyle karşı oy kullanmışlardır.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.06.2013 gün ve 280516 sayı ile;“…Ancak sanığın hırsızlık konusu eşyayı çalma eylemi sırasında çalınan eşyaya da zarar verilmesi halinde ayrıca mala zarar vermek fiilinden ceza verilemeyecektir. Şöyleki çalınmak istenen mal faydalanmak maksadıyla özel kastla ele geçirilen mal durumundadır. Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla gerçekleştirilen bir fiil söz konusudur. Yani somut olayda olduğu gibi kablo kesilip araç düzkontak yapılmadan çalınması mümkün bulunmamaktadır. Deyim yerinde ise mala zarar verme fiilinin maddi ve manevi unsurları bu suçun içerisinde erimektedir.Öte yandan sanık, zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almakla (çalmakla) şikayetçinin mal varlığına en büyük zararı vermektedir.Yine malın aynına yönelik hırsızlık eylemlerinde sanığın özel olarak maldan faydalanma kastı bulunmakta olup, mala zarar verme kastından da söz edilemeyecektir.Yine karşı oy yazısında da isabetle belirtildiği gibi ‘Mağdur yönünden suça konu aracın kontak kablolarına zarar verilerek çalınması ile zarar verilmeden çalınması arasında bir fark olmadığı gibi, aracın tamamen çalınarak uğratılmış olduğu zarar dışından, ayrıca korunacak bir hukuki yararları veya aracın çalınma biçimine ilişkin korunacak hukuki bir değerde söz konusu değildir.’Bu çerçeve içerisinde düşünüldüğünde, sanığın müşteki Ş.. G..’e ait Yenişehir mahallesinde açıkta duran 41 HH 221 plakalı aracını bağlantı kablolarına zarar verip düz kontok yaptırarak onun izni ve rızası olmadan götürmek şeklendeki eylemi hırsızlık suçunu oluşturup ayrıca mala zarar vermek suçunu oluşturmadığı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 26.06.2013 gün ve 19106-18367 sayı ile, oyçokluğuyla itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Sanığın hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın müştekiye ait aracı, kilitli kapısını açıp, direksiyon muhafazasını kırdıktan sonra düz kontak yapıp çalıştırarak götürmesi şeklindeki eyleminin hırsızlık suçunun yanında, ayrıca mala zarar verme suçunu da oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkindir.İncelenen dosya kapsamından;Sanık Özkan’ın, yaş küçüklüğü nedeniyle evrakı ayrılan sanık Eyüp Nokay ile birlikte olay gecesi müştekiye ait aracın kilitli kapısını açtığı, direksiyon muhafazasını kırdıktan sonra düz kontak yapıp çalıştırarak aracı çaldığı, aynı gece çaldıkları bu araçla bir başka hırsızlık olayını gerçekleştirdikleri sırada kolluk görevlilerince fark edilmeleri üzerine müştekiye ait aracı bırakıp kaçtığı,27.02.2009 tarihli görgü tespit tutanağında; aracın sol ön kapı kilidi ile oynandığı, direksiyon muhafazasının kırık ve kablolarının sökülmüş halde olduğu, arka tampon, ön sağ çamurluk ve ön kaputun hasarlı olduğu bilgilerine yer verildiği,Sanık hakkında hırsızlık suçunun yanında, aracın bağlantı kablolarına zarar verildiğinden bahisle mala zarar verme suçundan da kamu davası açıldığı,Anlaşılmaktadır.Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından hırsızlık ve mala zarar verme suçları üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.Hırsızlık suçu 765 sayılı TCK’nun 491/ilk maddesinde; “diğerinin taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alma”, 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesinde ise; “zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma” olarak tanımlanmıştır.Hırsızlık suçuyla korunan hukuki yarar, zilyetlik ve buna bağlı haklardır. Bu nedenle hırsızlık suçunun mağduru malın sahibi değil, zilyetliği altında bulunan malı çalınan kişidir. Burada zilyetliğin hukuka uygun ya da aykırı tesis edilmiş olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak malı çalarak zilyetliği ele geçiren kişinin elinden de malın çalınması halinde hırsızlık suçu oluşabilecektir.Uyuşmazlık konusuyla ilgili diğer suç olan mala zarar verme ise 5237 sayılı TCK’nun “Mala zarar verme” başlıklı 151/1. maddesinde; “Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hâle getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir.Buna göre, mala zarar verme suçunun gerçekleşebilmesi için failin, başkasına ait taşınır veya taşınmaz bir mala TCK’nun 151/1. maddesinde sayılan “kısmen veya tamamen yıkmak, tahrip etmek, yok etmek, bozmak, kullanılmaz hâle getirmek veya kirletmek” şeklindeki seçimlik hareketlerden herhangi biriyle zarar vermiş olması gerekmektedir.Kanuni düzenleme gözününe alındığında mala zarar verme suçu genel kastla işlenebilen bir suç olup, suçun oluşması için failin belirli bir amaç ya da saikle (özel kast) hareket etmesine gerek yoktur.Mala zarar verme suçunun manevi unsuru ile ilgili olarak öğretide de; “Bu suçun oluşması için, failde özel kast daha doğru bir ifadeyle zarar verme amacı aranmaz” (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2012, s.158), “Mala zarar verme suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin suçun maddi unsurundaki hareketleri bilmesi ve neticeyi gerçekleştirmek istemesi yeterlidir” (İsmail Gürocak, Türk Ceza Kanununda Mala Zarar Verme ve İbadethane ve Mezarlıklara Zarar Verme suçları, TBB Dergisi, s.94, s. 165, 2011) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.Hırsızlık ve mala zarar verme suçları 5237 sayılı TCK’nun onuncu bölümünde “Mal varlığına karşı suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olup her iki suçun da koruduğu hukuki değer kişinin mal varlığıdır. Hırsızlık eyleminde zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malın, kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden tamamının veya bir kısmının alınması suretiyle müştekinin mal varlığına zarar verilirken, mala zarar verme suçunda ise; başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkıp, tahrip edip ya da yok etmek suretiyle kullanılamaz hâle getirerek veya kirleterek zarar verilir. Her iki suç tipinde de mağdur mal varlığı itibarıyla zarar görmektedir. Hırsızlık suçunda, suça konu mal alınıp götürülmek suretiyle mağdurun zilyetliği tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Mala zarar verme suçunda ise, malın mutlaka alınması gerekli olmayıp, çoğunlukla malın tamamı ortadan kaldırılmamakta, zarar verilerek kısmen veya tamamen kullanılmaz hale getirilmektedir. İki suçu bir birinden ayıran önemli özellik ise; hırsızlıkta failin faydalanma amacıyla eylemini gerçekleştirmesine karşın, mala zarar verme suçunda mağdura zarar verme düşüncesiyle hareket etmesidir. Bu nedenle mala zarar verme suçunun konusu ile hırsızlık suçunun konusunun aynı tanışır mal olması halinde, ayrıca mala zarar verme suçundan da ceza verilmemesi gerekmektedir. Ancak hırsızlık eylemi gerçekleştirilirken suça konu mal dışında bir başka eşyaya zarar verilmiş ise, mala zarar verme suçu ayrıca gerçekleşebilecektir. Örneğin, aracın camı kırılarak içerideki telefonun alınması halinde hırsızlık suçu yanında, ayrıca hırsızlık suçunun konusunu oluşturmayan araç camının kırılmış olması nedeniyle mala zarar verme suçu da oluşacaktır. Bununla birlikte, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan eşyanın çalınması sırasında ayrıca bu eşyaya zarar verilmesinin de söz konusu olduğu hallerde, bu durum 5237 sayılı TCK’nun 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurul- malıdır.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Sanığın yaşı nedeniyle evrakı ayrılmış olan sanık Eyüp ile birlikte hırsızlık suçunun konusunu oluşturan aracın kilitli kapısını açıp, direksiyon muhafazasını kırdıktan sonra düz kontak yapıp çalıştırarak aracı götürmesi şeklinde gerçekleşen olayda, eylem gerçekleştirilirken suç konusu aracın direksiyon muhafazasına ve kablolarına zarar verildiği sabittir. Sanığın suç konusu araçla ilgili olarak hırsızlık eylemini gerçekleştirebilmek için araçtan bağımsız olan başkaca bir mala zarar vermesi söz konusu olmayıp, bizzat suç konusu olan araç üzerinde meydana gelen bir zarar bulunmaktadır. Burada hırsızlık suçunun konusunu oluşturan mal, aracın tamamıdır. Bu nedenle sanığın, suça konu aracın direksiyon muhafazasına ve kablolarına zarar vererek çalması biçimindeki eylemi nedeniyle hırsızlık suçunun yanında, ayrıca mala zarar verme suçundan da hüküm kurulması isabetli değildir.Nitekim Ceza Genel Kurulunun 06.05.2014 gün ve 687-228 ve 08.04.2014 gün ve 683-174 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, mala zarar verme ve buna bağlı olarak hırsızlık suçuna yönelik Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün her iki suç yönünden de, eylemin bütün halinde hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, mala zarar verme suçundan da mahkumiyet hükmü kurulması isabetsizliğinden, 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/son maddesi gereğince ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın korunması kaydıyla bozulmasına karar verilmelidir.SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,2-Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 06.02.2013 gün ve 16515-2113 sayılı onama kararının mala zarar verme ve buna bağlı olarak hırsızlık suçu yönünden KALDIRILMASINA,3- Kocaeli 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2009 gün ve 170-481 sayılı kararının, eylemin bütün halinde hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, mala zarar verme suçundan da mahkumiyet hükmü kurulması isabetsizliğinden her iki suç yönünden de BOZULMASINA,4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.10.2014 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Etiket: ceza avukatı

TCK MADDE 153 İBADETHANELERE VE MEZARLIKLARA ZARAR VERME

TCK MADDE 152 MALA ZARAR VERME SUÇU
TCK MADDE 152 MALA ZARAR VERME SUÇU(1) Mala zarar verme suçunun;a) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında,b) Yangına, sel ve taşkına, kazaya ve diğer felaketlere karşı korunmaya tahsis edilmiş her türlü eşya veya tesis hakkında,c) Devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında,d) Sulamaya, içme sularının sağlanmasına veya afetlerden korumaya yarayan tesisler hakkında,e) Grev veya lokavt hallerinde işverenlerin veya işçilerin veya işveren veya işçi sendika veya konfederasyonlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında,f) Siyasi partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında,g) Sona ermiş olsa bile, görevinden ötürü öç almak amacıyla bir kamu görevlisinin zararına olarak,İşlenmesi halinde, fail hakkında bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.(2) Mala zarar verme suçunun;a) Yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak,b) Toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak suretiyle,c) Radyasyona maruz bırakarak, nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanarak,İşlenmesi halinde, verilecek ceza bir katına kadar artırılır.(3) (Ek: 18/6/2014-6545/65 md.) Mala zarar verme suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
TCK MADDE 152’NİN GEREKÇESİ
Madde metninde mala zarar verme suçunun nitelikli hâlleri tanımlanmıştır.Verilen zararın büyük bir kitleyi etkilemesi olanaklı bulunan bu hâllerde, nitelikli zarar vermenin varlığı kabul edilmiştir.
Birinci fıkranın (a) bendinde, mala zarar verme suçunun konusunu, kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşyanın oluşturması, bu suçun nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Kamu kurum ve kuruluşlarına ait bina ve tesislerle, buralarda bulunan veya bu bina ve tesislere ait olan eşya, örneğin kanalizasyon boru ve mazgalları, kamu hizmetine veya kamunun yararlanmasına tahsis edilmiş tesis ve eşya, bu bent kapsamında değerlendirilmelidir. Keza, trafik işaret ve levhalarına zarar veren, bir park yerindeki oturma veya oyun gruplarını tahrip eden kişi, bu bent hükmüne göre cezalandırılacaktır. Bu eşyanın mülkiyetinin kamuya ait olması şart değildir. Önemli olan, eşyanın kamu hizmetine veya kamunun yararlanmasına tahsis edilmiş olmasıdır.Aynı şekilde, söz konusu fıkranın (b) bendinde, mala zarar verme suçunun, yangına, sel ve taşkına, kazaya ve diğer felaketlere karşı korunmaya tahsis edilmiş her türlü eşya veya tesis hakkında işlenmesi, mala zarar verme suçunun konu bakımından bir nitelikli unsuru olarak tanımlanmıştır.Fıkranın (c) bendine göre, Devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğuna zarar verilmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Devlet ormanı statüsündeki yerlerde bulunan ağaç ve fidanlara zarar verilmesi, Orman Kanununda ayrı suçlar olarak tanımlandığı için, bu bent kapsamı dışında mütalâa edilmiştir.Ağaç, fidan ve bağ çubuklarının sadece dikili olması yeterli görülmüş, meyve vermeleri koşulu aranmamıştır. Keza, bunların bulundukları yere de önem verilmemiştir. Bu itibarla, kişilerin özel mülkünde veya yol kenarlarında, park ve bahçelerde, kamuya ait diğer alanlarda bulunan ağaçların tahrip edilmesi hâlinde, bu bent hükmüne istinaden cezaya hükmedilecektir.Fıkranın (d) bendine göre; mala zarar verme suçunun, sulamaya veya içme sularının sağlanmasına yarayan tesisler hakkında işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.(e) bendinde, grev veya lokavt hâllerinde işverenlerin veya işçilerin veya işveren veya işçi sendika veya konfederasyonlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşyaya zarar verilmesi, söz konusu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir.Failin greve katılan işçi veya lokavt ilân eden işveren olması gerekmemektedir: Grevden yana olan ve olmayan işçiler arasında çıkan bir arbedede zarar verme suçu işlenecek olursa yine bu bent uygulanır. Sendika, konfederasyon veya işyeri işgalleri sırasında da bina, makine veya başka mallara zarar verilecek olursa bu bent uygulanacaktır.Keza, fıkranın (f) bendine göre mala zarar verme suçunun, siyasî partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında, işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.(g) bendinde, kamu görevlisinin yerine getirdiği görevle ilgili olarak öç almak maksadıyla malvarlığına zarar verme hâli, nitelikli şekil olarak kabul edilmiştir.Maddenin ikinci fıkrasında mala zarar verme suçunun çeşitli suretlerde işlenmesi nitelikli unsur olarak belirlenmiştir. Buna göre; mala zarar verme suçunun yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak veya toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak suretiyle ya da radyasyona maruz bırakarak, nükleer, biyolojik veya kimyasal silâh kullanarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki maddeye veya bu maddenin birinci fıkrasına göre verilecek cezanın artırılması gerekmektedir. Bu nitelikli hâllerin kabulünde, mala zarar verme suçunun işleniş şeklinin ortaya çıkardığı tehlikeli durum göz önünde bulundurulmuştur.Mala zarar verme suçunun bu nitelikli hâlleri dolayısıyla soruşturma ve kovuşturma yapılması, suçun temel şeklinin aksine, şikâyete bağlı tutulmamıştır.
TCK MADDE 152 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay17. Ceza Dairesi
Esas : 2019/11176Karar : 2019/14664Karar Tarihi : 25/11/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Çocuk MahkemesiSUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali, mala zarar vermeHÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü;
I- Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;Doğrudan tayin edilen adli para cezasının miktarı itibarıyla hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan ve 14/04/2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2. madde uyarınca kesin nitelikte olup, temyizi olanaklı bulunmadığından, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,
II- Suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 232. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendi uyarınca gerekçeli karar başlığında suçların işlendiği zaman diliminin yazılması gerekirken yazılmaması, mahallinde giderilebilir eksiklik olduğundan, bozma nedeni yapılmamıştır.Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden reddiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 25/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay1. Ceza Dairesi
Esas : 2019/3298Karar : 2019/5007Karar Tarihi : 18/11/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ceza DairesiSUÇ : Kasten öldürme, mala zarar vermeHÜKÜM : Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen hükümlerle ilgili olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda;– Kasten öldürme suçundan TCK’nin 81, 29, 62, 53, 58. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası,– Mala zarar verme suçundan TCK’nin 151/1, 62, 58. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası (iki kez),Hükümlerine yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Sanık … hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede; 5271 sayılı CMK’nin 286/2-a maddesi uyarınca kesin olduğu anlaşılmakla sanık müdafiinin bu suçtan kurulan hükme yönelen temyiz talebinin CMK’nin 298/1. maddesi uyarınca reddine,5271 sayılı CMK’nin 299. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “sanığın veya katılanın temyiz başvurusundaki istemi üzerine veya re’sen duruşma yoluyla yapar” ibaresi 24.12.2017 tarihli ve 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 100. maddesi ile “uygun görmesi halinde duruşma yoluyla yapabilir” şeklinde değiştirildiğinden, sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminde bulunmuş ise de; incelemenin dosya üzerinden yapılması uygun görülmekle;Sanık hakkında, maktul …’e karşı kasten öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik, sanık müdafii tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin, sübuta, öldürme kastının mevcut olmadığına, mahkumiyete yeterli delil bulunmadığına yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının tebliğnamedeki düşünce gibi ESASTAN REDDİNE, CMK’nin 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18/11/2019 gününde oy birliği ile karar verildi
Yargıtay1. Ceza Dairesi
Esas : 2017/3642Karar : 2019/4874Karar Tarihi : 12/11/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Nitelikli öldürme, mala zarar verme.HÜKÜM : 1- Sanık … hakkında;TCK.nin 82/1-d, 29, 62, 53, 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası.2- Sanık … ve … hakkında;TCK.nin 151/1, 29, 62, 52/2-4. maddeleri uyarınca 1500.00.’er TL. adli para cezası.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Duruşmalı inceleme talebi üzerine belirlenen gün ve saatte, sanık müdafiinin hazır olmaması nedeniyle duruşmasız olarak yapılan incelemede;Sanık … hakkında; kasten yaralama suçundan CMK’nin 231/5. maddesi gereğince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, aynı Kanunun 231/12. maddesi gereğince itiraz yoluna tabi olup temyiz kabiliyeti bulunmadığından, merciince incelenmek üzere, inceleme dışı bırakılmıştır.Sanıklar … ve … hakkında; mala zarar verme suçundan doğrudan verilen adli para cezalarının miktarı itibariyle kesin olup temyiz kabiliyeti bulunmadığından, temyiz taleplerinin CMUK’un 317. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE karar verilmiştir.Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’in, kardeşi olan maktul ……’e yönelik nitelikli kasten öldürme suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, haksız tahrike ve takdire ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde düzeltme nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin; yasal savunmaya, suç vasfına, eksik incelemeye, katılan … Hanefi vekilinin; haksız tahrik bulunmadığına, eksik incelemeye, adil yargılanma hakkının ihlaline yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, kararın niteliği, ceza miktarı ve temyiz incelemesi dışındaki tutukluluk süresine göre sanık müdafiinin tahliye talebinin REDDİNE, 12/11/2019 gününde oy birliği ile karar verildi.
TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞU
TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞUYargıtay 19. Ceza Dairesi
Esas : 2017/707Karar : 2017/2075Karar Tarihi : 09/03/2017
Ödeme şartını ihlâl suçundan sanık …’in yapılan yargılama sonucunda beraatine dair Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 02/06/2016 tarihli ve 2016/78 Esas, 2016/412 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, sanığın 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 19/12/2016 gün ve 94660652-105-07-14372-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05/01/2017 gün ve KYB.2016-401765 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.Anılan ihbarnamede;Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 17/12/2015 tarihli ve 2015/16493 Esas, 2015/8730 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, dosya içerisinde ödeme emrinin sanığa tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebligat evrakının bulunmadığı, sanığın ihtiyati haciz sırasında 10/12/2015 tarihinde ödeme taahhüdünde bulunduğu, söz konusu bu ödeme taahhüdünün hukuken geçersiz olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararının, CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 09/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞU
TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞUYargıtay19. Ceza Dairesi
Esas : 2017/707Karar : 2017/2075Karar Tarihi : 09/03/2017
Ödeme şartını ihlâl suçundan sanık …’in yapılan yargılama sonucunda beraatine dair Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 02/06/2016 tarihli ve 2016/78 Esas, 2016/412 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, sanığın 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 19/12/2016 gün ve 94660652-105-07-14372-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05/01/2017 gün ve KYB.2016-401765 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 17/12/2015 tarihli ve 2015/16493 Esas, 2015/8730 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, dosya içerisinde ödeme emrinin sanığa tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebligat evrakının bulunmadığı, sanığın ihtiyati haciz sırasında 10/12/2015 tarihinde ödeme taahhüdünde bulunduğu, söz konusu bu ödeme taahhüdünün hukuken geçersiz olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararının, CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA,sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 09/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 150 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HAL
TCK MADDE 150 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HAL(1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.
TCK MADDE 150’IN GEREKÇESİ
Madde metninde, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hâlleri belirlenmiştir. Bu hükme göre, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Böylece, Kanunda, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 308 inci maddesinde tanımlanan ve “ihkakı hak” veya “kendiliğinden hak alma” diye ifade edilen suç tanımına ayrıca yer verilmemiştir.Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
TCK MADDE 150 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
Yargıtay6. Ceza Dairesi Esas : 2005/14968Karar : 2006/3431Karar Tarihi : 06.04.2006
“İçtihat Metni”
Yağma suçundan sanık ve tutuklu X hakkında yapılan duruşma sonunda; mahkumiyetine ilişkin (Trabzon Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 12.07.2005 tarihli hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanık savunmanı tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C.Başsavcılığından onama isteyen 20.10.2005 tarihli tebliğname ile 07.11.2005 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan elverişli ve hukuka uygun kanıtlara, Hâkimler Kurulunun takdirine göre, suç tarihi itibariyle lehe yasanın belirlenmesinde ve Özellikle olay tarihinde elinde bir bıçak olduğu halde yakmanın evine giren ve onunla yüz yüze gelen sanığın bıçağı doğrultup yakınana hitaben “bana 10 milyon lira para vereceksin” diyerek tehdit etmesi ve yakınanın da çantasından 20 milyon lira çıkarıp vermesi ve bu parayı alan sanığın başkaca bir istekte bulunmadan ve başka bir eşyaya da dokunmadan evden ayrılıp gitmesi ve “kastını sadece 10 milyon lira paraya özgülemiş olması” karşısında 5237 sayılı TCK.nun 149/1-a-d-son madde ve fıkralarıyla belirlenen cezasından aynı Yasanın 150/2. maddesiyle indirim yapılmasında bir isabetsizlik görülmemiş olmakla, sanık x savunmanının temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddiyle, hakkındaki usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğname gibi (ONANMASINA), 06.04.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 149 NİTELİKLİ YAĞMA
1)Yağma suçunun:
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle ,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) (Değişik: 18/6/2014-6545/64 md.) Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde ,
e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla ,
h) Gece vaktinde, İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
2)Yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
TCK MADDE 149’UN GEREKÇESİ
Madde metninde, yağma suçunun nitelikli hâlleri tanımlanmaktadır. Birinci fıkranın (a) bendinde, yağmanın silâhla işlenmesi nitelikli bir hâl sayılmıştır. Silâhın cebir veya tehdit amaçlı olarak kullanılmasının bir önemi yoktur. Bu bakımdan, silâhın mağdura gösterilmesi veya yöneltilmesi suretiyle tehditte bulunulması ya da cebir aracı olarak kullanılması hâlinde, bu nitelikli unsur dolayısıyla cezaya hükmolunacaktır.Fıkranın (b) bendinde, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle yağma suçunu işlemesi hâlinde, cezanın artırılacağı hüküm altına alınmıştır. Tanınmamak için tedbirler alınması hâlinde de bu bent hükmüne göre cezaya hükmolunacaktır. Tehdidin mektupla yapılması hâlinde, mektubun imzasız olması, korku salmış bir kimsenin ismi ile veya rumuzla yahut sahte imza ile imzalanmış olması, bu duruma ilişkin örnekleri oluşturmaktadır.

Fıkranın (c) bendine göre, yağma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu nitelikli hâlin varlığı için, yağma suçunu iki veya daha fazla kişinin müşterek fail olarak işlemesi gerekir. İki veya daha fazla kişinin suçu birlikte işlemesi hâlinde bir iştirak ilişkisi vardır ve bu kişilerin hepsi müşterek faildir.
Ancak, yağma suçunun iştirak hâlinde işlenmesine rağmen, müşterek faillik ilişkisinin bulunmadığı durumlarda, örneğin diğer suç ortaklarının azmettiren veya yardım eden olması hâllerinde, bu nitelikli unsur dolayısıyla cezada artırma yapılamayacaktır. Bu hükmün kabulünde, yağma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesinin mağdur üzerinde oluşturabileceği zorlayıcı etki göz önünde bulundurulmuştur. Fıkranın (d) bendinde, yağma suçunun yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde işlenmesi nitelikli bir hâl sayılmıştır.
Yol kesme hâlinde fiilin doğrudan doğruya mağdura karşı işlenmiş olması gerekir; yol kesme süresi kısa veya uzun olabilir. Fıkranın (e) bendinde, yağma suçunun var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi, suçuntemel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Fıkranın (f) bendine göre, yağma suçunun suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla işlenmesi, söz konusu suçun nitelikli unsurunu oluşturmaktadır.
Örgütün suç işlemek maksadıyla meydana getirilmiş olması gerekir.Bu nitelikli unsurun varlığı için, örgüte yarar elde etmek maksadıyla hareket edilmesi gerekir; ancak, örneğin yağma sonucu elde edilen paranın örgüte aktarılması şart değildir. Yarar deyiminin de geniş şekilde anlaşılması gerekir. Mağdurun böyle bir örgüte üye olmaya ve aidat ödemeye veya bağışta bulunmaya zorlanması hâlinde de, bu bent uygulanır. Fıkranın (g) bendinde, yağma suçunun gece vakti işlenmesi hâlinde, failin suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılması kabul edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir.

TCK MADDE 149 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay
6. Ceza Dairesi
Esas : 2015/5773 Karar : 2018/295Karar Tarihi : 24.01.2018
Yerel Mahkemece verilen hüküm duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:5237 sayılı TCK.nun 53.maddesindeki hak yoksunluklarının; Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı gözetilerek infaz aşamasında değerlendirilmesi mümkün görülmekle yapılan incelemede;Hükmedilen cezanın süresine göre duruşmalı incelenmesi olanaklı bulunmadığı için; sanık … savunmanının duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK‘nın 318, 421.maddeleri gereğince REDDİNE, Yağma suçunun, yakınanın iş yerinde ve gece vakti işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 149. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının (d) bendinin yanı sıra (h) bendi ile de uygulama yapılması ve aynı Yasanın 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin düşünülmemesi, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve Yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Mahkemece 5271 sayılı Yasa‘nın 150. maddesi uyarınca, sanık savunmasını yapmak üzere zorunlu savunman görevlendirilmesi nedeniyle savunmana ödenen avukatlık ücretinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı biçimde, sanığa yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK‘nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hükmün fıkrasının yargılama giderlerine ilişkin kısmından sanık savunmanına ödenen avukatlık ücretleri çıkartılmak suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay
6. Ceza Dairesi
Esas : 2014/10404Karar : 2018/290Karar Tarihi : 23.01.2018
Sanıklar … ve … ile savunmanlarının duruşma gününden usulen haberdar edildikleri halde geçerli mazeretleri bulunmadan duruşmaya gelmedikleri anlaşılmakla adı geçen sanıklar yönünden duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü ;Sanıklar …, … ve … hakkında yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; sanık … hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet; suçlarından kurulan hükmün incelenmesinde; Yağma suçunun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, konutta işlendiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nın 149/1.maddesinin (a) ve (c) bentleri yanında (d) bendiyle de uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulmuş olması nedeniyle sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararına göre TCK’nın 53. madde uygulamasının infazda gözetilmesi olanaklı görülmüştür.Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, kararın dayandığı gerekçeye ve takdire göre, sanık … ve savunmanı ile sanıklar … ve … savunmanlarının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve yasaya uygun ve takdire dayalı bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 23.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

Yargıtay
1. Ceza Dairesi
Esas : 2016/6102Karar : 2018/37 Karar Tarihi : 16.01.2018
Sanık … hakkında adli sicil kaydında tekerrüre esas ilamın olmasına rağmen 58. maddesinin uygulanmaması, sanığın yağma eylemlerini gece vakti sayılan zaman dilimlerinde gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında 149/1-h. bendinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık … hakkında maktul …’ye yönelik nitelikli kasten öldürme, nitelikli yağma, mağdur …’e yönelik nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs, nitelikli yağma, 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçun niteliği tayin ve takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, verilen hükümde düzeltme nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmediğinden sanık … müdafiinin, sübuta, suçun niteliğine, teşdide, 62. maddesinin uygulanması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle,Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın delaleti ile Ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin uyarınca, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, sözleşmenin anılan maddesinde yer alan ücretsiz müdafii yardımından yararlanma koşullarından “Adaletin selametinin gerektirmesi” kıstası ile ilgili yerleşmiş içtihatları da dikkate alınarak; sanığın 150/2. maddesi uyarınca kendisine atanan müdafii yardımından ücretsiz olarak faydalanma hakkı bulunduğu halde, yargılama giderleri arasında gösterilmesi ve 24.11.2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı Kararı ile 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin iptal edilen bölümleri nazara alındığında mahkemenin bu madde ile yaptığı uygulama kanuna aykırı ise de bu hususlar yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 322. maddesindeki yetkiye dayanılarak; hüküm fıkrasında yer alan 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün “Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki hususlar gözetilerek 5237 sayılı TCK’nun 53/1-2-3. maddelerinin tatbikine” şeklinde, ayrıca hüküm fıkrasının mahsus bölümünde yer alan 578,00 TL zorunlu müdafii ücretinin çıkartılmasına ve yargılama giderleri toplamının 1.710,31 TL olarak değiştirilmesine karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN kısmen re’sen de temyize tabi hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçen süre nazara alınarak sanık … müdafiinin tahliye isteminin REDDİNE, 16/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

SÜREKLİ İŞÇİ KADROLARINA GEÇİRİLEN İŞÇİLERİN YÜZDELİK ÜCRET FARKI HAKLARININ TAZMİNİ VE DİĞER HAKLARI
SÜREKLİ İŞÇİ KADROLARINA GEÇİRİLEN İŞÇİLERİN YÜZDELİK ÜCRET FARKI HAKLARININ TAZMİNİ VE DİĞER HAKLARIT.C.ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN GEÇİCİ 23. MADDESİ UYARINCA İDARELERCE SÜREKLİ İŞÇİ KADROLARINA GEÇİRİLEN İŞÇİLERİN ÜCRET İLE DİĞER MALİ VE SOSYAL HAKLARININ BELİRLENMESİNDE ESAS ALINACAK TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ HÜKÜMLERİ
375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 23. maddesinin altıncı fıkrasında; geçişten önce alt işveren işçilerini kapsayan, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesinin, anılan madde kapsamında yer alan idarelerce sürekli işçi kadrolarına geçirilen işçilerin ücreti ile diğer mali ve sosyal haklarının belirlenmesinde esas alınacağı düzenlemiştir.Geçiş işlemleri tamamlanan işçilere idarelerce uygulanmak üzere, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve 31.10.2020 tarihine kadar uygulanacak olan toplu iş sözleşmesinin ücret, mali ve sosyal haklara ilişkin hükümleri aşağıda yer almaktadır.
Ücret Zammı :– 01.01.2018- 30.06.2018 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 01.01.2018 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine aynı tarihten itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır. Ancak bu dönemde verilmiş bir ücret zammı varsa %4(yüzde dört)’ten mahsup edilir.– 01.07.2018-31.12.2018 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 30.06.2018 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine 01.07.2018 tarihinden itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır.– 01.01.2019-30.06.2019 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 01.01.2019 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine aynı tarihten itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır.– 01.07.2019-31.12.2019 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 30.06.2019 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine 01.07.2019 tarihinden itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır.– 01.01.2020-30.06.2020 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 01.01.2020 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine aynı tarihten itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır.– 01.07.2020-31.10.2020 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 30.06.2020 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine 01.07.2020 tarihinden itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır.
İkramiye :İşçilere Ocak ve Temmuz aylarında 5’er günlük olmak üzere yılda toplam 10 günlük (5×2=10) ücretleri tutarında ikramiye ödenir. Bu ödeme, işçinin çalıştığı sürenin bir yıldan az olması durumunda çalışma süresi ile orantılı olarak ödenir.
Aylık Ücretle Birlikte Ödenen Sosyal Yardımlar :
A-ÇOCUK YARDIMI : İşçilere, üç çocukla sınırlı olmak üzere her bir çocuk için her ay 25,00(yirmibeş)TL/Ay çocukyardımı yapılır.
B-YEMEK YARDIMI : İşçilere fiilen çalışılan günler için bir öğün yemek verilir. Yemek verilmediği takdirde karar tarihinden itibaren fiilen çalışılan günler için 5,00(beş)TL/Gün tutarında yemek bedeli ödenir.
C-TAŞIT YARDIMI : Mevcut uygulamaya devam edilir.
D-YAKACAK YARDIMI : İşçilere her ay 30,00(otuz)TL./Ay yakacak yardımı yapılır.
E-SORUMLULUK PRİMİ :
1)DİREKSİYON PRİMİ : Şoför, operatör ve yardımcılarına fiilen çalışılan günler için 2,00(iki)TL/Gün direksiyon primi verilir.2)BULAŞICI HASTALIK VE RİSK PRİMİ : Hastanelerin bulaşıcı hastalık riski taşıyan yerlerinde fiilen çalışan temizlik işçilerine fiilen çalışılan günler için 2,0 (iki)TL/Gün bulaşıcı hastalık ve risk primi verilir.3)SİLAH TAZMİNATI : Görevini ateşli silahlarla icra eden güvenlik görevlilerine, fiilen çalışılan günler için 2,00(iki)TL/Gün silah tazminatı verilir.
Yıllık Ödenen Sosyal Yardımlar:
A-ÖĞRENİM YARDIMI : İşveren, işçinin öğrenimdeki her çocuğu için belge ibraz etmek şartı ile yılda bir kez Eylül ayında ödenmek üzere;-İlkokul için 100,00(yüz)TL.-Ortaokullar için 110,00(yüzon)TL.-Lise ve dengi okullar için 120,00(yüzyirmi)TL.-Yüksekokullar ve üniversite için (okulun normal eğitim süresi artı bir yıl süreyle sınırlı olmaküzere) 140,00(yüzkırk)TL.tutarında öğrenim yardımı yapar.
B-BAYRAM YARDIMI : İşçilere her yıl Ramazan ve Kurban Bayramlarından bir hafta önce 75,00(yetmişbeş)’er TL. bayram harçlığı verilir.
Olaya Bağlı Sosyal Yardımlar Ve Diğer Sosyal Yardımlar:
A-EVLENME YARDIMI : İşyerinde çalışan işçilerin evlenmeleri halinde 140,00(yüzkırk)TL evlenme yardımı yapılır.B-DOĞUM YARDIMI : Mevzuat hükümleri uygulanır.C-HASTALIK YARDIMI :1.Hastalık nedeni ile iş göremezliğe uğrayan işçilerin 3 (üç) gün ve daha fazla istirahatli olmaları hâlinde Sosyal Güvenlik Kurumunca ödeme yapılmayan günlere ait ücretlerin tamamı ve eksik ödeme yapılan günlere ait ücretlerin bakiyesi işverence ödenir. İşçinin hastalık nedeniyle işe devam edemediği veya raporlu olduğu sürelere ait yılda 5 defayı geçmemek üzere SGK tarafından ödenmeyen ilk 2 günün ücreti işveren tarafından ödenir.2.İşçinin, işyerinin bulunduğu mahal veya başka bir mahale sevk suretiyle viziteye çıkması hâlinde, işyerinden ayrı kalacağı zamanlarda; işçiye istirahat verilmeksizin ayakta tedavisine lüzum görüldüğü taktirde geçirdiği süreler için işçi ücretli izinli sayılır.D-TABİİ AFET YARDIMI : İşçilerin yangın, deprem, sel ve benzeri afetlerden zarar görmeleri halinde 1.000,00(bin)TL.’ye kadar tabii afet yardımı yapılır.E-ÖLÜM YARDIMI : İşçilerin iş kazası sonucu ölümleri halinde yasal mirasçılarına 1.200,00(binikiyüz)TL tutarında; normal ölümleri halinde ise 800,00(sekizyüz)TL tutarında ölüm yardımı yapılır. İşçinin eş, çocuklarının, anne ve babasının ölümleri halinde 300,00(üçyüz)TL tutarında ölüm yardım yapılır.
Askerlik Yardımı : Muvazzaf askerlik hizmeti nedeni ile ayrılan işçiye 300,00(üç yüz)TL askerlik yardımı yapılır.
Hafta Ve Genel Tatillerde Çalışma ve Ücreti :A- Normal çalışma yapılan yerlerde hafta tatili pazar günüdür. Vardiyalı çalışma yapılan yerlerde hafta tatili çalışmaya başlandığı 6. günü takip eden 7. gündür. Hafta tatillerinde çalıştırılan işçilere takip eden hafta içinde bir gün izin verilir. Çalışılan bu hafta tatili günü için toplam iki yevmiye ödenir.B- Kanunda belirtilen ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılacak çalışmalar, önceden işçiye duyurulur. Ulusal bayram, genel tatil günlerinde çalıştırılan işçilere çalıştıkları her bir gün için toplam 3 (üç) yevmiye ödenir.C- (A) ve (B) bentlerindeki ödemeler için haftalık çalışma süresi şartı aranmaz.
Gece Çalışması : Saat 20.00-06.00 arasında yapılan çalışmalar gece çalışmalarıdır. Güvenlik görevlileri hariç bu saatlerde çalıştırılan işçilere ücretleri % 10 zamlı ödenir.
Fazla Çalışma Ücreti ve Ödenmesi : Fazla çalışma ücreti normal ücretin %60 zamlısı olarak ödenir.
İzinler :
A-YILLIK ÜCRETLİ İZİNLER : Yıllık ücretli izinler konusunda Kanun hükümleri uygulanır. Ancak, yıllık ücretli izin günleri aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.Hizmet süresi;1 yıldan 5 yıla kadar olanlara 16 gün,5 yıldan fazla 15 yıldan az olanlara 22 gün,15 yıl ve daha fazla olanlara 28 gün. yıllık izin verilir.
B- ÜCRETSİZ MAZERET İZNİ : İşçinin talep etmesi ve mazeretinin makul görülmesi hâlinde işverence yılda 45 (kırkbeş) güne kadar ücretsiz mazeret izni verilebilir.
C- ÜCRETLİ SOSYAL İZİNLER : İşçiye-Eşinin doğum yapması hâlinde 5 gün-Evlenmesi hâlinde 5 gün-Eş ve çocuğunun ölümünde 6 gün -Ana, baba veya kardeşinin ölümünde 5 gün-Kayınpeder veya kayınvalidesinin ölümünde 2 gün-Tabii afetten zarar görmesi hâlinde 10 güne kadar ücretli sosyal izin verilir.
Bildirim Önelleri : Bildirim önelleri konusunda 4857 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Ancak, bildirim önelleri aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.İşçinin hizmet süresi-6 aydan az sürmüşse 3 hafta sonunda-6 ay-1,5 yıl arası sürmüşse 5 hafta sonunda-1.5 yıl-3 yıl arası sürmüşse 7 hafta sonunda-3 yıldan fazla sürmüşse 9 hafta sonunda feshedilmiş sayılır.
Kıdem Tazminatı, Hesaplanması ve Ödenmesi : İş sözleşmesi İş Kanunu’nda belirtilen hallerde sona eren işçiye, kıdem tazminatı ödenmesi konusunda aşağıda belirtilen süreler dışında kanun hükümleri uygulanır.Her tam hizmet yılı için 35 (otuzbeş) gün, işçinin işverenin işini yaparken iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümü halinde ise 40 (kırk) günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir.

Sulh Hukuk Mahkemesi Kararlarına Karşı Temyiz Süresi
Sulh Hukuk Mahkemesi Kararlarına Karşı Temyiz SüresiÖzet : “Sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi ‘8 gün”olduğu halde, hüküm sonucunda hatalı şekilde kararın “2 hafta”’içinde temyiz edilebileceğinin belirtilmesi durumunda, hükmün iki hafta içinde temyiz edilebileceği”
Yargıtay20. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/4557Karar : 2020/221Karar Tarihi : 20/01/2020
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Dava dilekçesinde, davalının binanın ilk maliki ve müteahiti olduğunu, davalıya ait banyo ve wc’sinin projesine uygun yapılmadığını ve bu haliyle davacının bağımsız bölümüne tecavüzlü olduğunu, davalının dubleks dairesinin üst katında 5 pencere olması gerekirken 4 tane pencere bulunduğunu beyanla, projeye aykırı yapının projeye uygun eski hale getirilmesi istenilmiştir.Mahkemece 26/05/2015 tarihli ve 2015/164 Esas – 2015/377 Karar sayılı davanın reddine ilişkin kararının davacı tarafça temyizi sonucu Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2017/4776 Esas – 2017/7394 Karar sayılı ilamı ile “Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; davacı tarafa süre ve imkan tanınarak ilgili taşınmazın 1/2 maliki …’in davaya dahil edilebilmesi sonrasında davalı tarafından yapıldığı iddia edilen mimari projeye aykırılıkların mahallinde keşif yapılarak uzman bilirkişiler marifeti ile tespit edilmesi ve varsa bu aykırılıkların mimari projeye uygun hale getirilmesi için davalı tarafa yeterli süre verilmesi gerekirken davanın yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Kat Mülkiyeti Kanununun 33. maddesi gereğince açılan hakim müdahalesi talebinin kabulüne, 27/12/2018 tarihli ek rapor bilirkişi raporunun sonuç kısmında açıklanan şekilde davalının maliki bulunduğu, 3. kat 9 nolu dairede projesine aykırı olarak 20/09/2018 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide B kırmızı taralı olarak gösterilen 1.20/1.40 ölçülerindeki mutfak pencerisinin duvar örülerek kapatılması ve teras bölümünde yapılan büyümenin ortak yerlere tecavüz olması nedeniyle, ekli krokide (B) harfi ile gösterilen bölümün projesine uygun 1.20/1.40 ölçülerinde pencere tesis edilmesi ve terasın projesine uygun hale getirilmesine, davalıya ait dairenin, banyo/wc’sinin projesine uygun hale getirilerek, davacıya ait daireye yapılan 20/09/2018 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide (A) harfi ile kırmızı taralı olarak gösterilen 1.00 mx 2.00 m tecavüzlü bölümün yıkılarak davalıya ait dairenin banyosunun projesine uygun hale getirilerek (A) harfi ile gösterilen bu alanın 10 nolu daireye terk edilmesine, bu iş için 634 sayılı Kanunun 33. maddesi gereğince davalıya 20 günlük süre verilmesine, gerekecek masrafın davalı tarafça karşılanmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 19/2 maddesine dayalı ortak alanlara ve kendi bağımsız bölümüne müdahalenin önlenmesi istemine ilişkindir.6100 sayılı HMK’nın geçici 3. madde 1. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. 2. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez. 3. fıkrasına göre; bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır. Aynı maddenin (2) fıkrası gereğince de; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır ve 1086 sayılı HUMK’nın 437. maddesinde sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi 8 gündür.Dava dosyasının incelenmesinden; ilk derece mahkemesinin yargılamayı sonlandırdığı kısa kararda ve gerekçeli kararda kanun yoluna başvuru süresinin 2 hafta olarak belirtildiği, davalı vekilinin belirtilen bu süreye göre kanun yoluna başvuru dilekçesini sunduğu anlaşılmıştır.Anayasanın 40. maddesinin ikinci fıkrasında Devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinin “ç” bendi uyarınca da hükümde, kanun yolları ve süresinin gösterilmesi bir zorunluluktur. Kanun koyucu, Devlet organlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak, dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı bir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır.Anayasa Mahkemesi de birçok kararında başvurucuların gerekçeli kararda belirtilen süreye güvenerek hareket etmesinin makul görülebileceğini, mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü dikkate alındığında, temyiz süresinin mahkeme kararında farklı belirtilmiş olması karşısında, kanunda belirtilen süre olduğunu kabul ederek dilekçenin reddine karar veren değerlendirmelerin mevzuat hükümleri çerçevesinde ve öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabul edilemeyeceğini, yapılan yorumun başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde ve aşırı şekilci bir yaklaşımla elde edildiğini ve bu açıdan kararın başvurucuların mahkemeye erişim hakkını zedelediği sonucuna ulaşarak, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin 2014/819 başvuru numaralı ve 09.06.2016 tarihli (29757 sayılı ve 29.06.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan) kararı).Somut olayda; ilk derece mahkemesince kısa kararda ve gerekçeli kararda temyiz süresi kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta olarak açıklanmıştır. Gerekçeli karar davalı vekiline, 04/07/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili ise 16.07.2019 tarihinde, kısa kararda ve gerekçeli kararda bildirilen 2 haftalık süre içinde harç ve giderlerini yatırarak karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Belirtilen sebeple adil yargılanma hakkı, adalete erişim hakkının zedelenmemesi gözönünde bulundurularak temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulü ile işin esasına girilerek davalı vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesine karar verilmiştir.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlar ile yasal gerektirici nedenlere göre, dava projeye aykırılıkların eski hale getirilmesi istemine ilişkin olup, anataşınmaza ait yönetim planının 24 ve 28. maddeleri ve Kat Mülkiyeti Kanununun 19. maddesi gereği kat malikleri anagayrımenkulün mimari durumunu korumak zorunda oldukları gözetilerek mahkemece davalının projeye aykırı yapılan müdahalesinin men’ine ve eski hale getirilmesine kararverilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usule ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 20/01/2020 günü oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Sulh Hukuk Mahkemesi kararları 8 gün içinde temyiz edilebilmesine rağmen yerel mahkemece kısa kararda temyiz süresinin “iki hafta” olarak belirtilmiş olması nedeniyle davalı vekilinin kararın tebliğinden 12 gün sonra verdiği temyiz dilekçesinin süresinde kabul edilip edilmeyeceğinin yürürlükteki mevzuat hükümleri ve hukuki istikrar açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde, karara ulaşmak bakımından, mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler vardır ve her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile normatif bir değer kazanan bu zaman aralıklarına süre denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır.Bir uyuşmazlık mahkemeye taşınmış olmakla, kamu alanına, toplumun da çıkarını ilgilendiren bir platforma aktarılmış olmaktadır. Bu nedenle bir davanın makul sürede sona erdirilmesinde en az taraflar kadar toplumun da yararı vardır.Şu halde, süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının, başka ifadeyle diğer dava ve işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi; uluslar üstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sürede sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve kestirilebilir bir zamansallıkla yürütülmesi, başka bir anlatımla yargılamanın adil şekilde yapılmasının sağlanması olarak özetlenebilir.Sürelerin önemli bir kısmı, taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur. Taraflar için konulmuş süreler, kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler, kanun tarafından öngörülmüş sürelerdir. Cevap süresi, temyiz süresi gibi. Bu süreler kesindir ve bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hâkimin tespit ettiği süreler ise, kural olarak kesin değildir. (Kuru, Baki, Prof. Dr.; Arslan, Ramazan, Prof. Dr.; Yılmaz, Ejder, Prof. Dr.; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara 2011, s.749).Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir. Hâkim, tayin ettiği sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir (HMK m.94/2, HUMK m.163).Yukarıda da belirtildiği üzere hakim tarafından da sürenin belirlenebildiği durumlar var olmakla birlikte kanunda belirlenen süreler üzerinde Hakimin tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. Eş söyleyişle kanunun öngördüğü bir süre hakim tarafından uzatılıp kısaltılamaz. Temyize ilişkin süreler de yasa tarafından düzenlenen kesin sürelerdir ve resen gözetilmesi gerekir.6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesinin (1). fıkra hükmü; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindedir.1086 sayılı HUMK’nın 437. maddesini yeniden düzenleyen 5236 sayılı Kanunun 16. md. öncesindeki hali “Sulh mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi sekiz gündür. Bu süre ilamın usulen taraflardan herbirine tebliği ile işlemeye başlar….” şeklindedir.Tüm bu nedenlerle Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hakim kanundaki süreleri arttıramaz veya eksiltemez. Halen yürürlükte bulunan yasa hükümlerine göre sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi 8 gün olduğu halde hüküm sonucunda mahkeme hakimince hatalı şekilde kararın 2 hafta içinde temyiz edilebileceğinin belirtilmesi hükmü temyiz eden tarafa herhangi bir hak sağlamayacağından sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.

TCK MADDE 148 YAĞMA
TCK MADDE 148 YAĞMA(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Cebir veya tehdit kullanılarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet haline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi halinde de aynı ceza verilir.(3) Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hale getirilmesi de, yağma suçunda cebir sayılır.
TCK MADDE 148’İN GEREKÇESİ
Madde metninde yağma suçunun temel şekli tanımlanmıştır. Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir.Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit, sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse, yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir.Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder.Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür.Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, artık yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda, gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.Maddenin ikinci fıkrasında senedin yağması düzenlenmiştir. Cebir veya tehdit kullanılarak bir kimsenin, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet hâline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi de yağma sayılmıştır. Senedin bunu imzalayan için “borç doğurucu” olması gerekir. Bu borç para borcu olabileceği gibi, bir işi yapmaya veya yapmamaya, bir taşınmazını hibe etmeye, kira ile oturulan bir binayı boşaltmaya, var olan bir borca kefil olmaya da ilişkin olabilir. Bir alacağı tahsil etmemeye, herhangi bir davayı açmamaya, vasiyetnamesini değiştirmemeye yönelik bir vaadi içeren yazılı beyanlar da “borç doğurucu” senet sayılırlar. Şu hâlde mağduru iktisaden değerlendirmeye elverişli olan bir hakkını kullanmamasına yol açan her türlü belge, borç doğurucu senet tanımına girer.Maddenin son fıkrasında, mağdurun herhangi bir vasıta ile kendini bilmeyecek ve savunamayacak hâle getirilmesinin, örneğin uyku ilacı ile uyutulmasının, yağmada cebir sayılacağı açıklanmıştır.
TCK MADDE 148 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay6. Ceza Dairesi
Esas : 2013/29647Karar : 2014/14991Karar Tarihi : 10.07.2014
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Yağma, suç işlemek için örgüt kurma, üye olma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, tehdit, genel güvenliği tehlikeye sokma, 6136 sayılı Yasaya muhalefetHÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
I-Sanık … hakkında suç işlemek için kurulan örgütte yönetici olma, …’ye yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, yakınan…’e yönelik tehdit suçlarından, sanık … hakkında suç işlemek için kurulan örgüte üye olma, …’ye yönelik yagma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, yakınan…’e yönelik tehdit suçlarından, sanık … hakkında suç işlemek için kurulan örgüte üye olma ve yakınan …’e yönelik tehdit, sanık … hakkında ise suç işlemek için kurulan örgüte üye olmak suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde;Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler kurulunun takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak,Kasten işlemiş olduğu suçtan hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak sanıkların 5237 sayılı TCK’nın 53/1.maddesinin “a, b, c, d, e” bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmalarına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, …, … ve … savunmanlarının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasından, “5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinin” uygulanmasına ilişkin bölümler çıkarılarak yerlerine, “Kasten işlemiş olduğu suçtan, hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinin “a, b, c, d, e” bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına” cümlesinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,II-Sanık … hakkında genel güvenliği tehlikeye sokma ve … ve …’e yönelik tehdit, … hakkında genel güvenliği tehlikeye sokma, yakınanlar … ve …’e yönelik tehdit ve 6136 sayılı yasala muhalefet suçları ile sanıklar … ve … hakkında yakınanlar … ve …’e yönelik tehdit suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;1-…’ın kurşunlanması ve … hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçları ile ilgili olarak;a-Yakınan …’a ait…’ın 26.12.2005 günü kurşulandığı, bekçi olarak çalışan …’in olayın sabah 07:00 cevarında olduğunu, içerdeyken 5-6 el silah sesi duyduğunda dışarı çıktığını, içinde kaç kişi olduğunu görmediği bir aracın hızla uzaklaştığını söylediği, yakınan …’ın ise olayı bekçi …’den 07:10’da öğrendiğini beyan ettiği, kolluk görevlilerinin tutanaklarına göre de olayın 07:00 civarında bildirildiği, dosya içerisindeki işyeri kurşunlanması ile ilgili sanıklar arasındaki görüşmenin 04:31’de …’a verilen talimat ile başlayıp 04:45’de yine …’a olaydan sonra gitmesi gereken yerin söylenmesi ile bittiği, konuşmaların saati ile kurşun atma sayısı ve peşlerinde polis olduğuna dair konuşma içeriğinin tanığın anlatımı ile tam olarak örtüşmediğinin anlaşılması karşısında, öncelikle iletişimi tespit edilen telefonların olay günü olan 28.12.2005 tarihinde kullanıldığı baz istasyonlarının tespiti ile tanığın olayın oluşuna dair yeniden anlatımı saptanıp olay saati ve gerçekleşme şeklindeki duraksamalar giderildikten sonra sanıkların hukuki durumunun tespiti gerekirken eksik soruşturma ile yetinilip yazılı şekilde karar verilmesi,b-Sanık … hakkındaki, yakınan …’ın işyerinin kurşunlanmasından sonra olay yerinden elde edilen boş kovanların niteliğinden ve tapelere göre de silahı … kullandığından dolayı 6136 sayılı yasaya muhalefet ettiğinden bahisle dava açılıp bu eyleme dayanılarak hakkında hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında yukarıda (1-a) bendinde belirtilen bozma nedenine göre araştırma yapıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,c-Kabule göre de;Yakınanın işyerinin kurşunlanması şeklinde gerçekleşen eylemin silahlı tehdit ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturacağı gözetilerek, TCY’nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan hükümlülük kararı verilmesi gerekirken, TCY’nın 170/1-c maddesindeki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,2-Yakınanlar … ve …’e yönelik eylem ile ilgili olarak;Oluş, dosya kapsamı ve mahkemenin kabulüne göre 13.01.2006 tarihinde öldürülen…’in, … ile birlikte hareket ederek diğer yakınan …’un yönlendirmesi ile … Kimya Ltd. Şirketine ortak olmaya karar verdiği, ancak yakınanlara yönelik şirketin bankalara borcu olduğu, …ve …’in şirketin işlerini …’un yönetmesi sebebi ile borçtan …’u sorumlu gördükleri bu sebeple … ve … ile yakınanlar arasında husumet doğduğu, olay günü ise …’in …, … ve … ile birlikte şirkete gidip banka borçlarını …ve …’in ödemesini söylediği, yakınanların olumsuz cevap vermesi üzerine …’in adamlarından birinin pardesüsünün altından kaleşnikof tüfeği yakınanlara gösterdiği,…’ın ise koltuklara doğru bir el ateş edip “banka işi çözülmezse yatırdığımız paralar boşa gidecek ondan sonra allah herkesin işini rast getirsin” dediği olayda;Sanıkların yakınanlara yönelik ayrı ayrı eylemleri olmadığı, yakınanların birlikte bulunduğu ortamda tek bir fiille birden çok yakınanı tehdit etmeleri şeklindeki eylemleri hakkında zincirleme suç hükümlerini düzenleyen 5237 sayılı Yasanın TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, aynı kanunun 106/2-a,c,d maddesi uyarınca iki kez cezalandırılmasına karar verilmesi,3-Kasten işlemiş olduğu suçtan hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak sanıkların 5237 sayılı TCK’nın 53/1.maddesinin “a, b, c, d, e” bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmalarına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …,…, … ve … savunmanlarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 326/son maddesinin gözetilmesine, 10.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay6. Ceza Dairesi
Esas : 2011/20971Karar : 2014/8656 Karar Tarihi : 30.04.2014
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Çocuk Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : YağmaHÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 27/09/2011 günlü görevsizlik kararı ile Dairemize gönderilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:Sanığın, mağdur …’e yönelik yağma suçu nedeniyle kurulan hükümde, 5237 sayılı TCK 168/3 maddesinin 31/3 maddesinden önce uygulanması suretiyle aynı kanunun 61. maddesine aykırı davranılmış ise de sonuç cezaya etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
TC. Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesi ışığında, 5271 sayılı CMK’nın 150, 234 ve 239. maddeleri ile 5320 sayılı Yasanın 13. maddesine dayanılarak hazırlanan, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince, sanık için baro tarafından görevlendirilen zorunlu savunmanının ücretinin sanıktan alınmasına hükmedilemeyeceği, bu ücretlerin Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanacağı gözetilmeden, yazılı şekilde zorunlu savunman ücretinin sanıktan alınmasına hükmedilmesi,Bozmayı gerektirmiş, sanık … savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından “yargılama giderlerine ilişkin” bölüm çıkartılarak yerine “Bu dava nedeni ile, sanığın yargılama gideri olarak sarfına neden olduğu 3 adet posta gideri 12,00 TL, 19 müzakere gideri 22,8 TL olmak üzere toplam 34,8 TL Mahkeme masrafının sanıktan tahsili ile hazineye gelir kaydına” cümlesi yazılmak suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 30.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 147 ZORUNLULUK HALİ
TCK MADDE 147 ZORUNLULUK HALİHırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
TCK MADDE 147’NİN GEREKÇESİ
Madde metninde, hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi hâlinde, zaruret hâlinin varlığı kabul edilmektedir. Ağır ve acil ihtiyaç, örneğin hasta olan çocuk için ilâç çalınması, açlık nedeni ile gıda maddesi çalınması gibi hâlleri kapsar. Ancak, bu durumda hâkime olayın mahiyetine göre, verilecek cezada indirim yapma veya ceza vermekten sarfınazar etme konusunda takdir yetkisi tanınmıştır.
TCK MADDE 147 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay20. Hukuk Dairesi
Esas : 2017/7434, Karar : 2019/6683 Karar Tarihi : 18/11/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Kadastro MahkemesiTaraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Kadastro sırasında……mahallesinde bulunan 101 ada 138 parsel sayılı 1283,52 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kargir ev, dam ve avlusu (belgesizden kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle) niteliğinde 3402 sayılı Kanunun geçici 8. maddesi gereğince, davalı adına tespit edilmiştir.Davacı vekili; dava konusu taşınmazın daha önce yapılan kadastro çalışmaları esnasında tescil harici bırakılan saha olduğunu, bu sahanın kişiler adına yazılamayacağını, davalı adına yapılan kadastro tespitinin iptali ile dava konusu taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sonunda mahkemece; her ne kadar davalı ve murisi dava konusu taşınmazı tarımsal faaliyet dışında kullansa da davalı ve murisinin dava konusu taşınmaza ev ve dam yapması, dava konusu taşınmazı sahiplenmesi, etrafının çevrilmesi, üçüncü kişilerin kullanmalarına engel olunması ya da izinle kullanılmalarına imkan verilmesi, vergisinin ödenmesi, üçüncü kişilerde söz konusu yerin zilyede aidiyetine ilişkin yaygın düşüncenin hâkim oluşturulmasının da tarımsal faaliyet dışında ekonomik amaca uygun zilyetlik oluşturacağı ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. vd maddelerindeki şartları taşıdığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir.Taşınmazın bulunduğu yörede tapulama çalışmaları 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre 1978 yılında yapılıp tamamlanarak 30 günlük ilân sonucunda 28/06/1978 tarihinde kesinleşmiş, davalı parselin bulunduğu kısım tapulama harici bırakılmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun geçici 8. maddesine göre 2015 yılında yapılan arazi kadastrosu çalışmaları 06/11/2015 – 07/12/2015 tarihleri arasında ilân edilmiş, yasal süre içinde itiraz edildiği için dava konusu 101 ada 138 sayılı parsel yönünden kesinleşmemiştir.Tüm dosya kapsamına, bilirkişi rapor ve krokilerine, kadastro paftasındaki konumuna göre, çekişmeli taşınmazın komşusu olan 101 ada 137 sayılı parsel ile birlikte 101 ada 1 sayılı orman parseli ile çevrili 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesinde açıklanan orman içi açıklık niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Gerek 26.05.1958 tarihli Orman Tahdit ve Tescil Talimatnamesinde gerekse 25.06.1970 günlü Resmî Gazetede yayımlanan 31.05.1970 gün ve 531 sıra sayılı Orman Tahdit ve Tescil Yönetmeliğinin 33/3 ve 19.08.1974 günlü Resmî Gazetede yayımlanan 25.07.1974 tarihli Orman Kadastro Yönetmeliğinin 40/A ve 30.05.1984 günlü Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 30/1 ve 02.09.1986 tarihliResmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 23/1 ve 15.07.2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26/a maddesinde ve 20.11.2012 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 16/1-i maddesinde “6831 sayılı Kanunun 17. maddesinde yer alan orman içinde bulunan doğal olarak ağaç ve ağaççık içermeyen, genel olarak otsu bitki veya bazı durumlarda yer yer odunsu bitkiler içeren açıklıkların orman olarak sınırlandırılacağı” öngörülmüştür.6831 sayılı Kanunun 17. maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez.6831 sayılı Kanunun madde: 17/1-2 ‘‘Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşaası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlemesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya Orman Yönetimince el konulur. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir’’ (17/06/2004 gün ve 5192 sayılı Kanun ile değişik hali).Kanun metninden açıkça anlaşıldığı gibi, hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim, derhal el koyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.Ayrıca, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira, öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 sayılı Kanunun 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır. 17. madde de tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca [Hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıkların kazanılamayacağı ilkesini içermektedir ve amacı orman bütünlüğünü korumaktır]. Bu tür yerlerin 15.07.2004 günlü Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 26/a maddesi gereğince orman olarak sınırlandırılması gerekir.Kanun koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazın memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar, özel mülke dönüşüp tarım ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır. Dairemizin bu yoldaki kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ve yerleşik kararlar halini almıştır [YHGK’nın 10.12.1997 ve gün 1997/20 -830/1034, 10.12.1997 gün 1997/20-808/1039, 08.02.1999 gün 1999/7-22-43, 13.10.1999 gün 1999/8-689-822, 03.04.2002 gün 2002/8-230-261 ve 22.10.2003 gün 2003/20-665/614 sayılı ve yine orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten sonra 20 yıldan fazla süre geçse dahi orman içi açıklık konumunda olan taşımazların zilyetlik yoluyla kazanılamayacağı konusundaki 11.10.2004 gün ve 2004/7-531-582 sayılı kararları].Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.-K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.-K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.-K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.Ayrıca; orman içi açıklık ve boşluklar ile orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, yasa gereği orman sayıldığı için, 15.07.2004 günlü Resmî Gazetedeyayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. maddesinin (a) ve (j) bentleri gereğince Devlet Ormanı olarak sınırlandırılması öngörülmüştür. Bu tür yerler zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olarak tescil edilemez.Mahkemece, değinilen yönler gözetilerek davacı Hazinenin davasının kabulüne karar vermek gerekirken, dava konusu taşınmazın özel mülke dönüşmesini sağlayacak biçimde davanın reddi yolunda hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazinenin temyiz itirazının kabulüyle hükmün BOZULMASINA 18/11/2019 günü oy birliği ile karar verildi.
Yargıtay20. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/2543 Karar : 2019/6611 Karar Tarihi : 14/11/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine, Orman Yönetimi ve ….. Belediye Başkanlığı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ….. köyü, Köyüstü mevkinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre adına tescili istemiyle dava açmıştır.Mahkemece, davanın kabulü ile ….. bulunan 21/04/2014 havale tarihli rapor ekinde tescile esas krokide (A) harfi ile işaretlenen 2773,77 m² yüzölçümlü alanın “bahçe” vasfıyla, yine aynı rapor ekinde tescile esas krokide (B) harfiyle gösterilen 144,16 m² yüzölçümlü alanın “bahçe” vasfıyla davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine, Orman Yönetimi ve ….. Belediye Başkanlığı tarafından temyiz edilmiştir.Dava, Medenî Kanunun 713. maddesi uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1975 yılında orman kadastrosu ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2. madde uygulaması, 1989 yılında sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ile 3302 sayılı Kanunla değişik 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması ve aplikasyon çalışması, 2010 yılında yapılıp kesinleşen 3402 sayılı Kanunun Ek 4. maddesi çalışması bulunmaktadır. Genel arazi kadastrosu 1971 yılında yapılmış, davalı taşınmaz tespit dışı bırakılmıştır.Mahkemece verilen karar usûl ve kanuna aykırı olduğu gibi yapılan araştırma, inceleme ve uygulama da hükme yeterli değildir. Şöyle ki; hüküm tarihinden önce 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanunun 1/2. maddesi ile …… Büyükşehir Belediyesinin sınırları il mülkî sınırları olarak genişletilmiş; bu sınırlar içinde kalan köy ve beldelerin tüzel kişilikleri sona ererek bağlı bulundukları ilçe belediyelerine mahalle olarak katılmışlardır. Bu nedenle, büyükşehir sınırları içinde yer alan …. köyünün tüzel kişiliği sona ermiş olup, 6360 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrası uyarınca, yerine, bağlı bulunduğu ….. İlçe Belediye Başkanlığı geçmiştir. Bu durumda; 5216 sayılı Kanun hükümleri ve 6360 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrası gereğince, Kurşunlu köyünün bağlı bulunduğu ….. Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve ….. Belediye Başkanlığının huzuruyla davanın görülmesinde yasal zorunluluk bulunduğu halde Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı davaya dahil edilmeden, davanın esası hakkında hüküm kurulmuştur. Taraf sıfatı 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 114/1-d maddesi uyarınca dava şartı olup istek olmasızın re’sen gözetilmelidir.Diğer taraftan; hükme dayanak yapılan bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen raporda; çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman tahdit haritası dışında kaldığı, 1957 tarihli memleket haritasında yeşil renge boyanmış sebze bahçesi rumuzlu alanda, 1940 uçuş tarihli hava fotoğrafında açık renkle tarım alanı olarak gözüktüğü, orman sayılmayan yerlerden olduğu belirtilmiş ise de orman tahdit haritası ile çekişmeli yerin kadastro paftası ölçekleri eşitlenmemiş, 1/5000 ölçekli ve 1/10000 ölçekli kadastro paftası üzerinde değişik açı ve uzaklıklarda olan en az 6 yada 7 orman tahdit sınır noktasını gösterecek biçimde tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki çizilmemiş, davaya konu taşınmaz 1940 tarihli hava fotoğrafında nokta olarak işaretlenmiştir. 1940 tarihli hava fotoğrafının stereoskop aleti ile üç boyutlu incelemesi de yapılmamıştır. 1990’lı yıllara ilişkin memleket haritası ve hava fotoğrafları getirtilip çekişmeli taşınmazın bu belgelerdeki konumları gösterilmemiştir. Anılan eksikliklerin giderilmesi yönündeki iade kararımızın gerekleri de yerine getirilmemiştir. Bu haliyle uzman bilirkişilerin orman tahdit haritası ve tutanaklarını, hava fotoğraflarını nasıl uyguladığı ve taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı yönünde duraksama olmuştur. Bundan ayrı çekişmeli taşınmazı ve komşularını gösterir şekilde orijinal kadastro pafta fotokopisi getirtilmemiştir.Ayrıca, çekişmeli taşınmaza komşu, tescil davası sonucunda kişiler adına tesciline karar verilen veya halen davası devam eden taşınmaz bulunup bulunmadığı araştırılarak bunlara ilişkin dava dosyaları getirtilerek değerlendirilmemiş, yörede imar uygulaması yapılıp yapılmadığı, hangi tarihte yapılıp kesinleştiği, çekişmeli taşınmazın imar planı kapsamına alınıp alınmadıkları yönünde de araştırma yapılmamıştır. Bilindiği üzere imar-ihyaya muhtaç olan bir yer imar planları kapsamına alınmış ise o tarihten sonra imar ve ihya yoluyla edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Gayrimenkul Dairelerinin kararlılık kazanmış uygulamalarına göre; imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten, imar planları kapsamına alındığı tarihe kadar 20 yıllık kazanma süresi dolmuş ise bu tür yerlerin zilyetlik yoluyla edinilmesi olanak dahilindedir.Bu sebeplerle; öncelikle dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiye ….. Büyükşehir Belediye Başkanlığına tebliğ edilerek husumet yaygınlaştırılmalı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile 1990’lı yıllara ait memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planları ile çekişmeli taşınmaza komşu, tescil davası sonucunda kişiler adına tesciline karar verilen veya halen davası devam eden taşınmazlar bulunup bulunmadığı araştırılarak bunlara ilişkin dava dosyaları getirtilmeli, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan orman kadastrosu, aplikasyon ve orman rejimi dışına çıkarma işlemlerine ilişkin işe başlama, işi bitirme, çalışma, sonuçları ilan tutanakları, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerleri orman sınır noktalarıyla birlikte gösterir orman tahdit haritası ve orman rejimi dışına çıkarma haritalarının orijinalinden çekilmiş renkli fotokopi örnekleri, dava konusu taşınmaz ile etrafını gösterir ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile taşınmaza bitişik ya da yakın komşu parsellerin, kadastro tespit tutanak örnekleri ve bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm gittileri, 1990’lı yıllara ait ortofoto haritaları bulundukları yerlerden getirtildikten sonra önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman yüksek mühendisi veya mühendisi, bir ziraat mühendisi ve tapu fen memurundan oluşturulacak, bilirkişi kurulu marifetiyle yeniden yapılacak keşifte 2 Eylül 1986 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 6831 sayılı Orman Kanununa göre Orman Kadastrosu ve aynı Kanunun 2/B maddesinin Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 54. maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49. maddesinde yazılı “orman sınır noktası ve hatların uygulanmasında tutanaklardan, orman kadastro haritasından, hava fotoğraflarından, varsa ölçü karnelerinden, nirengi, poligon, röper noktalarından yararlanılır. Sınırlama tutanakları ile orman kadastro haritaları arasında çekişme olduğunda ölçü değerleri ve tutanaktaki ifadeler arazinin durumuna göre incelenir, hangisi daha çok uyum gösteriyorsa ve gerçek duruma uygun ise o esas alınır.” hükmü ile 15.07.2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin “Teknik İşler” başlıklı Dokuzuncu Bölümde yazılı esaslar gözönünde bulundurularak uygulama yapılmalı, yerel bilirkişi beyanlarına başvurularak yerinde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle tutanak ve haritalarda yazılı mevkii, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulama tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, anlatılan yöntemle bulunan ilk orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulaması ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeği çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumları genel kadastro paftası üzerinde, ayrı renkli kalemlerle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilerek, taşınmazın konumu duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmeli, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde yukarıda yazılı yönetmelikler ile teknik izahnamelerde yazılı tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülmeli, çekişmeli taşınmaz tahdit içinde kalmıyor ise o takdirde, davacı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine tutunarak dava açtığına göre 6831 sayılı Kanunun 4999 sayılı Kanunla değişik 7. maddesi uyarınca herhangi bir nedenle orman sınırları dışında bırakılmış ormanların yapılacak orman kadastrosu ile her zaman orman sınırları içine alınabileceği ve öncesi itibariyle orman sayılan yerlerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği gözetilerek eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planı çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 3.3.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü, ağaçların yaşı, cinsi, sayısı, kapalılık durumu, çevresi, incelenmeli, yukarıda değinilen belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ve hava fotoğrafının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafı ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri, ayrıca hava fotoğrafı stereoskop aleti ile üç boyutlu inceletilip çekişmeli taşınmazın üzerinde neler gözüktüğünü belirtir şekilde yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, açıklanan yöntemlerle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, davacı gerçek kişi yararına 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddeleri gereğince imar ve ihya ile zilyetlik yoluyla taşınmaz edinme koşullarının araştırılması gerekeceğinden, bu kez fen, orman ve ziraat bilirkişi tarafından dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin olarak 1990’lı yıllara ait 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğrafları, topoğrafik harita ve kadastro paftası ile çakıştırıldıktan sonra mahalline uygulanmalı, stereoskop aletiyle incelenmeli, taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığı belirlenmeli, imar uygulamasının yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise çekişmeli taşınmazın imar planı kapsamına alınıp alınmadıkları, imarın kesinleştiği tarih ….. Belediye Başkanlığı İmar Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, imar kapsamına alınmış olsa dahi bu tarihten 20 yıl önce imar ihyanın tamamlanıp tamamlanmadığı ve 20 yıllık zilyetlik süresinin kesintisiz devam edip etmediği belirlenmeli, 3402 sayılı Kanunun 14/1. maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının aynı maddenin, 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen ikinci fıkrası hükümleri nazara alınarak yapılması gerektiği düşünülerek, davacı yönünden aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tespit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu müdürlükleri ve ilgili kadastro müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak, kadastro tespit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, dava konusu taşınmazın sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı konusunda (5403 sayılı Kanunun 3/j maddesi ile Taşınmaz Malların Sınırlandırma Tespit ve Kontrol İşleri Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin değişik ikinci fıkrası hükümlerine göre, sulu tarım arazisi: tarım yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı araziler olarak açıklandığından) ziraat mühendisinden Kanunun amacına uygun rapor alınmalı, bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ile yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalılar Hazine, Orman Yönetimi ve ……. Belediye Başkanlığı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 14/11/2019 günü oy birliğiyle karar verildi.



