Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen davacı erkeğin kusurlu tutum ve davranışlarına göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Esas : 2016/ 25371 Karar : 2018 / 11453 Karar Tarihi : 18.10.2018
ÖZET : Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen davacı erkeğin kusurlu tutum ve davranışlarına göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece, taraflar arasında davalının, eşinin ailesini istememesi, eşinin ailesine hakaret, eşine ve ailesine saygısızlık etmesi, davacının ise; kadını, ailesine karşı korumamak, ailesinin fiziksel şiddet ve hakaretlerini engellememek ve ailesinin davalıyı istememesi nedeni ile şiddetli geçimsizlik bulunduğu, evliliklerinin temelinden sarsıldığı, evliliklerinin korunmasında bir yarar kalmadığı gerekçesiyle, erkeğin davasının kabulüyle boşanmaya karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden mahkemece kadına yüklenen kusurlardan eşinin ailesine hakaret etmesi vakasına dava dilekçesinde davacı erkek tarafından dayanılmadığı, bu nedenle bu vakanın davalı kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, kadının erkeğe ve ailesine saygısızlık etmesine yönelik eyleminin ise davacı erkeğin ailesinin, kendisine yönelik şiddet hareketleri ve hakaretlerine tepkisel nitelikte olduğu ve bu vakıalarında kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır.
Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen davacı erkeğin kusurlu tutum ve davranışlarına göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.
Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın
Özet : Adli aramaların nasıl yapılacağı CMK 116 ve devamında ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nde düzenlemiştir. Arama işlemi için aranan makul şüphe kavramı CMK’nın 116 ve Yönetmenlik m. 6’da düzenlenmiştir. Makul şüphede, ihbar veya şikayeti destekleyen emarelerin var olması gerekir.
Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır.
Arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır.” şeklinde açıklanmıştır. Açıklanan kriterlere uygun makul şüphenin varlığı halinde ise verilecek adli arama kararında hangi hususlara yer verilmesi gerektiği ise 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesinde ve Yönetmeliğin 7. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeler uyarınca arama kararında; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, aranılacak eşyanın elde edilmesi halinde el konulup konulmayacağı hususlarının açıkça gösterilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, sanık tarafından yasa dışı bahis oynatıldığı iddia olunan bodrum katta Cumhuriyet savcısı ya da Mahkemece verilen bir karar olmaksızın yapılan aramada ele geçen delillerin, Anayasa’nın 38/6, CMK 206/2-a, 217/2, 230/1’de nazaran hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılmakla, anılan bu delil hükme esas alınamaz. Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delilden başka, mahkumiyetine yeterli delil bulunmayan ve kovuşturma aşamasında alınan beyanında suçu kabullenmeyen sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
T.C. Yargıtay 19. Ceza Dairesi Esas : 2018/633 Karar : 2018/4165 Karar Tarihi : 09.04.2018
7258 sayılı Kanuna aykırı davranmak suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, Gaziosmanpaşa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2014 tarih, 2012/460 Esas, 2014/450 Karar sayılı hükmün sanık tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 27/11/2017 gün ve 2016/8039 Esas, 2017/10113 Karar sayılı kararıyla; Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;12.07.2012 tarihli tutanak içeriğinden, sanık tarafından yasa dışı bahis oynatıldığı iddia olunan bodrum katta, Cumhuriyet savcısı ya da Mahkemece verilen bir arama kararı olmaksızın arama ve el koyma işlemi yapıldığı anlaşılmaktadır.
Olayımız bakımından yasal düzenlemeler incelendiğinde; Anayasamızın; 2. maddesine göre; ”Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.” 12. maddesi ise “herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilemez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir” hükmünü taşımaktadır. 13. maddesi “temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilir.
Bu sınırlamalar Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” biçimindedir. Anayasa 20. ve 21. maddesinde, “….sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça yine sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz…” hükümleri mevcuttur. Yine Anayasamızın 38. maddesinin 6. fıkrası da “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.” hükmünü amirdir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206/2-a, 217/2, 230/1 madde ve fıkraları da, hukuka uygun surette elde edilen delillerin kullanılabileceğini, kanuna aykırı elde edilenlerin ise hükme esas alınamayacağı şeklinde açık düzenlemeleri içermektedir.
Adli aramaların nasıl yapılacağı, 5271 sayılı CMK’nın 116 ve devamı maddelerinde, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Arama işlemi için aranan makul şüphe kavramı 5271 sayılı CMK’nın 116. maddesi ve Yönetmenliğin 6. maddesinde düzenlenmiştir.5271 sayılı CMK’nın 116. maddesine göre; “Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği husus anda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.
Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 6. maddesinde ise;
”Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genelikle duyulan şüphedir. Makul şüphe, aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler göz önünde tutularak belirlenir. Makul şüphede, ihbar veya şikayeti destekleyen emarelerin var olması gerekir. Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır.”
şeklinde açıklanmıştır. Açıklanan kriterlere uygun makul şüphenin varlığı halinde ise verilecek adli arama kararında hangi hususlara yer verilmesi gerektiği ise 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesinde ve Yönetmeliğin 7. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeler uyarınca arama kararında; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, aranılacak eşyanın elde edilmesi halinde el konulup konulmayacağı hususlarının açıkça gösterilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, sanık tarafından yasa dışı bahis oynatıldığı iddia olunan bodrum katta Cumhuriyet savcısı ya da Mahkemece verilen bir karar olmaksızın yapılan aramada ele geçen delillerin, Anayasa’nın 38/6, 5271 sayılı Kanun’un 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına nazaran hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılmakla, anılan bu delil hükme esas alınamaz.
Bütün bu açıklamalardan sonra;Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delilden başka, mahkumiyetine yeterli delil bulunmayan ve kovuşturma aşamasında alınan beyanında suçu kabullenmeyen sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyetine karar verilmesi,Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İTİRAZ NEDENLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/01/2018 gün ve 7-2014/232680 sayılı yazısı ile;”7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a aykırılık suçundan sanık … hakkında açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Gaziosmanpaşa 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 11/04/2014 gün ve 2012/460 Esas – 2014/450 Karar sayılı kararı ile;“Sanığın 7258 sayılı yasanın 5/1, TCK’nın 62, 52, 50/a. maddeleri uyarınca 10 ay hapisten çevrilen 6.000- TL adli para cezası ve doğrudan verilen 4 gün karşılığı 80- TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,Sanık …’e verilen cezanın sanığın geçmiş hali ve aynı suçu işlemekteki ısrarı nazara alınarak bir daha suç işlemeyeceğine dair mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından CMK’nın 231/5 maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına,TCK’nın 52/4. maddesi gereğince taksitlendirilmesine, taksitlerin, birer ay ara ile 24 eşit taksitle ödenmesine, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilmesine ve ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine, ( ihtar edilemedi )…” karar verilmiştir.
Hükmün süresi içinde sanık … tarafından temyiz edilmesi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığımızca 08/02/2016 tarihli Tebliğname ile;“Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre, sanığın sair temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİ, ancak;Sanığa verilen adli para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevrileceğinin ihtarına karar verilmesi gerekirken “ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine” hükmedilmesi,
Yasaya aykırı olduğundan, hükmün CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASI, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca, hükümde yer alan “ve ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine” bölümünün çıkarılarak yerine “sanığa verilen adli para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevrileceğinin ihtarına” yazılması ve diğer kısımlarının aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASI,” talep edilmiş,Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonunda 27/11/2017 gün ve 2016/8039 Esas, 2017/10113 Karar sayılı ilamıyla;
“Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;12.07.2012 tarihli tutanak içeriğinden, sanık tarafından yasa dışı bahis oynatıldığı iddia olunan bodrum katta, Cumhuriyet savcısı ya da Mahkemece verilen bir arama kararı olmaksızın arama ve el koyma işlemi yapıldığı anlaşılmaktadır.Olayımız bakımından yasal düzenlemeler incelendiğinde;Anayasamızın; 2. maddesine göre;”Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.”
12. maddesi ise “herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilemez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir” hükmünü taşımaktadır. 13. maddesi “temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilir. Bu sınırlamalar Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” biçimindedir.
Anayasa 20. ve 21. maddesinde, “….sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça yine sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz…” hükümleri mevcuttur. Yine Anayasamızın 38. maddesinin 6. fıkrası da “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.” hükmünü amirdir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206/2-a, 217/2, 230/1 madde ve fıkraları da, hukuka uygun surette elde edilen delillerin kullanılabileceğini, kanuna aykırı elde edilenlerin ise hükme esas alınamayacağı şeklinde açık düzenlemeleri içermektedir.
Adli aramaların nasıl yapılacağı, 5271 sayılı CMK’nın 116 ve devamı maddelerinde, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Arama işlemi için aranan makul şüphe kavramı 5271 sayılı CMK’nın 116. maddesi ve Yönetmenliğin 6. maddesinde düzenlenmiştir.5271 sayılı CMK’nın 116. maddesine göre; “Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.
”Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 6. maddesinde ise; “Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genelikle duyulan şüphedir. Makul şüphe, aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler göz önünde tutularak belirlenir.Makul şüphede, ihbar veya şikayeti destekleyen emarelerin var olması gerekir. Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır.Arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır.” şeklinde açıklanmıştır.
Açıklanan kriterlere uygun makul şüphenin varlığı halinde ise verilecek adli arama kararında hangi hususlara yer verilmesi gerektiği ise 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesinde ve Yönetmeliğin 7. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeler uyarınca arama kararında; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, aranılacak eşyanın elde edilmesi halinde el konulup konulmayacağı hususlarının açıkça gösterilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, sanık tarafından yasa dışı bahis oynatıldığı iddia olunan bodrum katta Cumhuriyet savcısı ya da Mahkemece verilen bir karar olmaksızın yapılan aramada ele geçen delillerin, Anayasa’nın 38/6, 5271 sayılı Kanun’un 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına nazaran hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılmakla, anılan bu delil hükme esas alınamaz.Bütün bu açıklamalardan sonra;Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delilden başka, mahkumiyetine yeterli delil bulunmayan ve kovuşturma aşamasında alınan beyanında suçu kabullenmeyen sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA” karar verilmiş,Anılan kararın 22/12/2017 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığımıza gelmesi üzerine aşağıda belirtilen nedenlerle itiraz edilmesi gerekmiştir.15/10/2012 tarihli iddianame ile “.. şüphelilerden …’in Sultangazi ilçesi İsmetpaşa Mahallesi 88 Sokak No:58/B adresinde bulunan yerde para karşılığı internet üzerinden kanunun verdiği yetkiye dayalı olmaksızın spor müsabakaları ile ilişkili olarak bahis oynattığı, şüpheli …’in 12/07/2012 günü il dışına çıktığı için internet üzerinden bahis oynatması için iş yerini şüpheli …’a bıraktığı, şüpheli …’ın bahis oynatırken yakalandığı, şüphelilerin suçta kullandıkları eşyalar ve paranın Cumhuriyet Başsavcılığımızın adli emanetinin 2012/4213 numaralı sırasına kaydedildiği, şüphelilerin savunmalarında suçlarını ikrar ettikleri, atılı suçu işledikleri tüm soruşturma evrakından anlaşılmakla, delillerin taktiri mahkemesine ait olmak üzere;
Şüphelilerin yargılamalarının yapılarak sevk maddeleri (7258 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 53/1, 54/1. maddeleri) uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi” iddia ve talebiyle kamu davası açılmıştır.
Dosyada mevcut 12/07/2012 tarihli Araştırma Tespit Yakalama Muhafaza Alma ve Cumhuriyet savcısı ile Görüşme ve Talimat Alma Tutanağına göre;“Sultangazi Asayiş Büro Amirliğine bağlı ekipler olarak idaremiz genelinde yapmış olduğumuz çalışmalarda daha önceden de yasa dışı bahis oynatılan ve hakkında işlem yapılmış olan idaremiz İsmet Paşa Mahallesi 88 sokak no: 58/A bodrum kat Sultangazi sayılı adreste halen para karşılığı internet üzerinden yasadışı bahis oynatılmaya devam edildiğinin tespit edilmesi üzerine görevlilerimizce 12.07.2012 günü bahse konu adrese intikal edilip çevre güvenliği alınmış, sivil giyimli görevlilerimizden birisi müşteri kılığında içeriye girildiğinde bilgisayar başında oturan şahsa 3 maça 10 TL bahis oynamak istendiği söylenmiş ve kağıda yazılı bulunan maç kodları söylenmiş ve seri numarası alınmış A589582105 numaralı 10 TL şahsa verilip bahis internet üzerinden oynandıktan sonra tahkikat evrakına eklenilen TRH/N0:l2/07/2012-208168 numaralı kupon alınmış ve tarafımızca muhafaza edilmiş, daha sonra masa başında bahis oynatan kimliğini sonradan tespit ettiğimiz ….. T.C. kimlik numaralı ….oğlu 22/05/1970 doğumlu S.. A.. nüfusuna kayıtlı … isimli şahsa polis tanıtma kartlarımız gösterilmiş ve şahsın okunan yasal haklarının ardından bilişim yoluyla kumar oynanması için yer ve imkan sağlanması ve 7258 S.K.M. suçundan tarafımızca yakalanmış, şahıs az önce oynatmış olduğu yasa dışı bahis kuponuna karşılık almış olduğu 10 TL parayı, masa üzerinde önceden oynanmış ve kazanan şahıslara ödemesi yapılmış olan;
1-Kupon No. 165541 numaralı kazanç 240.00 TL olan kuponu,
2-Kupon No. 143857 numaralı Kazanç 512.00 TL olan kupon,
3-Kupon No. 141821 numaralı Kazanç 190.00 olan kupon,
4-Kupon No. 140853 numaralı 165.00 olan kupon,
5-Kupon No. 144844 numaralı kazanç 170,52 TL olan kupon,
6-Kupon No. 103.338 olan kazanç 1.348,00 TL olan kuponu ve ayrıca bahisten elde ettiğini beyan ettiği 4 Adet …. seri numaralı 5 TL olmak üzere toplam 20 TL yi bahis oynatmakta kullandığı …. numaralı TTNET ibareli Wifi modemi, üzerinde … Printer ibaresi bulunan …. olan yazıcıyı ve yine bahis oynatmakta kullandığı l adet … marka … seri numaralı bilgisayar kasasını biz görevlilerimize kendi rızası ile teslim etmiş, bahse konu teslim alınan suç delilleri de oynanmış olan kupon ile birlikte görevlilerimizce muhafaza altına alınmış…” olup, ayrıca;“konu hakkında günün müracaat Savcısına bilgi verilip talimatı sorulduğunda ;
1-Şüpheli … isimli şahıs hakkında bilişim yoluyla kumar oynanması için yer ve imkân sağlanması ve 7258 Sayılı kanuna muhalefet suçundan işlem yapılması.
2-Şüpheli şahsın ifadesinin alınarak serbest bırakılması,
3-Elde edilen suç delilerinin şüphelinin kendi rızası ile teslim ettiğinden el koyma iznine gerek olmadığı, elde edilen suç delillerinin evrak ile birlikle adli emanete gönderilmesi.
4-Adı geçen … isimli şahsın temini halinde ifadesinin evrakına eklenmesi, temin edilememesi halinde kimliğinin tespit edilmesi talimatı alınmış olduğu..” da tutanakta yer almaktadır.
Sanık … soruşturma aşamasında işyerinde arkadaşları ile birlikte internet üzerinden bahis oyunu oynadığını, olay tarihinden birkaç gün önce hasta ziyareti için il dışına çıkması sebebiyle dükkanını arkadaşı olan …’a bakması için emaneten bıraktığını söylediği, kovuşturma aşamasında da suça konu adresteki yeri Yılmaz ile ortak kiraladıklarını, internet bağlatıp bahis oynadıklarını beyan etmiştir.Sanık … ise, soruşturma sırasında arkadaşı olan sanık …’in kendisine emanet olarak bıraktığı yerde onun giderken kendisine gösterdiği gibi yerde masa üstü bilgisayara bağlı internet üzerinden yasa dışı bahis oynatırken yakalandığını beyan edip, mahkemede de bu dükkanda sanık …’in bahis oynattığını, gelenlere kupon verip para aldığını, şehir dışına çıkınca emaneten kendisinin baktığını savunmuştur.
Olay tutanağı, sanıkların savunmaları ve dosya kapsamına göre, işyerinde yasa dışı bahis oynatılıp oynatılmadığının tespit edilebilmesi için gidildiğinde “sivil giyimli görevlilerden birisinin müşteri kılığında içeriye girmesi, bilgisayar başında oturan şahsa 3 maça 10 TL bahis oynamak istediğini söylemesi ve kağıda yazılı bulunan maç kodlarını söyleyerek parayı verip internet üzerinden bahis oynanması sonrasında kuponun alınarak muhafaza edilmesi” ile suç ve delilinin tespit edildiği, konu hakkında günün müracaat Savcısına bilgi verilip talimatının alındığı,sanıkların aşamalardaki savunmalarında bahse konu işyerinde yasa dışı bahis oynatıldığını beyan ettikleri, işyerinin müşterilerin girip bahis oynadıkları bir yer olduğu, suç delilinin elde edilmesi amacıyla herhangi bir arama işleminin yapılmadığı bu nedenle delillerin hukuka aykırı elde edilmediği gözetilmeden hükmün yazılı şekilde bozulmasına karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu kanaatindeyiz.
Ancak ;“Hükümden önce 01/03/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile yapılan değişiklikle 5237 sayılı TCK’nın 50/6 madde ve fıkrasında yer alan “yaptırım” ibaresinin “tedbir” olarak değiştirilip, 5275 sayılı Kanun’un 106. maddesinin 4. ve 9. fıkralarının yeniden düzenlenip, 10.fıkrasının da yürürlükten kaldırılması, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesi uyarınca adli para cezasının ödenmemesi halinde kamuya yararlı bir işte çalışma kararı verilebileceği de gözetilerek hükümde infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde “ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine” karar verilmesi,
Kanuna aykırı bulunduğundan hükmün 5320 sayılı yasanın 8. maddesine göre yürürlükte bulunan CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASI, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, aynı yasanın 322. maddesi uyarınca, hükümde yer alan “ve ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine” bölümünün çıkarılması ve diğer kısımlarının aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASI,” gerektiğini düşünmekteyiz.
SONUÇ VE İSTEM :Yüksek Yargıtay 19. Ceza Dairesinin ilamı ile verilen 27/11/2017 gün ve 2016/8039 Esas, 2017/10113 Karar sayılı ilamı ile verilen sanık … hakkındaki hükmün “BOZULMASI” kararının kaldırılarak,Gaziosmanpaşa 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 11/04/2014 gün ve 2014/460 Esas – 2014/450 Karar sayılı sanık … hakkındaki hükmünün yukarıda açıklanan gerekçeye göre DÜZELTİLEREK ONANMASINA,6352 sayılı Kanun’un 99. maddesi ile 5271 Sayılı CMY’nın 308. maddesine eklenen 3. fıkra hükmü uyarınca itirazın Yüksek Dairenizce yerinde görülmemesi halinde dosyanın Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine,Karar verilmesi itirazen arz ve talep olunur.” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR:
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/01/2018 tarih ve 7-2014/232680 sayılı itiraz istemi yerinde görülmüş olduğundan 6352 sayılı Kanun ile değişik CMK’nın 308/3. maddesi gözetilerek itirazın kabulüne,2-Dairemizin 27/11/2017 tarih ve 2016/8039 Esas 2017/10113 Karar sayılı bozma kararının kaldırılarak yeniden yapılan incelemede;Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Yükletilen suçun sanık tarafından işlendiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu,Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.
Ancak,TCK’nın 52/4. maddesi gereğince ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarı ile yetinilmesi gerekirken adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesine karar verilmesi suretiyle infazda yetkinin kısıtlanması,Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün BOZULMASINA, bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca, TCK’nın 52/4. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümden
“…taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde, geri kalan kısmın tamamının tahsil edilmesine ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine” cümlesinin çıkartılıp yerine “
taksitlerden birisinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilebileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarına” ibaresi yazılmak suretiyle, başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 09/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu konu hakkındaki benzer makalelerimiz için tıklayın
Gaziantep Barosu Avukatı Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır Önceki makalede genel anlamda avukatlık mesleğinin özelliklerine, bu kapsamda ceza avukatlığına değinmiş, ağır cezalık davalarda bir ağır ceza avukatı olmanın önemine vurgu yapmıştım. Geçen zaman içerisinde karşılaştığım soru ve sorunlar, konuyu yeniden gündeme getirmemi gerekli kılmıştır. Bu yazıda, ağırlıklı olarak bir ağır ceza avukatında aranması gereken özellikleri irdeleyecek, ağır ceza avukatı olmanın sorumluluk ve gereklerine yer vereceğim. Konuyu, genel hatlarıyla giriş, ağır ceza davalarında uygulamada karşılaşılan sorunlar, ağır ceza avukatı olmanın önemi ve genel değerlendirme olmak üzere, dört ana başlık altında ele alacağım.
A. Giriş
Bilindiği üzere, yargı teşkilatı, ana bölümleme olarak adli, idari ve askeri yargı şeklinde sınıflandırılmıştır. Ceza avukatlığına yönelik olduğundan, değerlendirme adli yargı açısından yapılacaktır. Bu doğrultuda bakıldığında, adli yargı, hukuk ve ceza olmak üzere iki ana grupta toplanmaktadır. Ceza yargılaması; soruşturma açısından, esas itibariyle Cumhuriyet savcıları ve sulh ceza hâkimlikleri, kovuşturma açısından da ceza mahkemeleri aracılığıyla yürütülmektedir. Ceza mahkemeleri ise günümüzde, asliye ceza ve ağır ceza olmak üzere, iki ana mahkemeden oluşmaktadır.
5235 sayılı yasanın 12. maddesi gereğince, ağır ceza mahkemeleri, kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Yasasında yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Yasasının ikinci kitap dördüncü kısmının dördüncü bölümünde tanımlanan Devletin güvenliğine karşı suçlar, beşinci bölümünde tanımlanan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, altıncı bölümünde tanımlanan Milli savunmaya karşı suçlar ve yedinci bölümünde tanımlanan Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla görevlidir.
Görüldüğü üzere, ağır cezalık davalar adları kadar içerik itibariyle de ağır suçlardan oluşmaktadır. Bu vesileyle, kendileri kadar avukatlığının da önemi büyüktür.
B. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar
Ceza yargılamasında bilindiği üzere, re’sen araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Dolayısıyla, iyi bir soruşturma ve kovuşturma davanın kaderini etkiler. Re’sen araştırma ilkesi nedeniyle, iyi bir savcı ve yargıç kontrolündeki bir davanın seyri de iyi olacak, adaletli bir sonuca ulaşmakta büyük rol oynayacaktır. Ancak, yeterince birikimli olmayan veya kendini veremeyen bir savcı ve yargıç yönetimindeki bir davanın aynı şekilde adaletsiz bir sonuç yaratabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Ülkemizde, soruşturma ve kovuşturma dosya sayısının milyonlarla ifade edildiği ve fakat oniki bin savcı ve yargıcın görev yaptığı gözetildiğinde, tüm soruşturma ve kovuşturmaların sağlıklı sonuçlanmasını beklemek büyük bir iyimserlik olur. Nitekim bu nedenle, sık sık soruşturmaların ve yargılamaların adaletsiz sonuçlandığından yakınılır. Yukarıda açıklanan hatalı sonuçların önüne geçmenin en önemli yolu yargıya yardımcı olmaktır. Doğal olarak bunu da yapacak olan avukatlardır.
Gerek yargıç ve Ağır Ceza Mahkemesi başkanı, gerek Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığım dönemlerde bizzat edindiğim gözlemlerden ve gerekse emekli olduğum 2013 yılından bu yana karşılaştığım yakınmalardan, birçok dosyada ne yazık ki avukatların yargılamaya ciddi bir katkı sağlamadığını veya sağlayamadığını görüyorum.
Uygulamada, avukatların ceza yargılamasına katkı sağlamada yaşadıkları sıkıntının temelinde yatan etkenin, büyük ölçüde uzmanlık alanı farklılığından kaynaklandığını gözlemledim. Bu kapsamda, örneğin sürekli icra avukatlığı yapan ve belki yaşamı boyunca özel uzmanlık gerektiren bir uyuşturucu davasına tanık olmamış bir avukat, belirtilen bir davada katkı sağlayamamaktadır. Aynı sorun, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet veya 15-20 yıllık hapis cezalarını gerektiren öldürme, yağma, sahtecilik, dolandırıcılık gibi suçlarda da kendini göstermektedir. Dava dosyalarını incelerken karşılaştığım hatalar, daha çok, gereken yerde müdahale etmeme, aleyhe gitmekte olan gelişmeyi görmeme, var olan bir kanıtın değerlendirme dışı bırakılmasına sessiz kalma, uydurulan bir kanıtın sonradan yaratıldığını fark etmeme, dosyaya yeterince hakim olmama, hangi davada ne tür kanıtların toplanması gerektiğini bilmeme, sürelerin farkında olmama, yargılama yöntemini yeterince bilmeme şeklinde kendini göstermektedir. Bu nedenleri daha da artırmak olanaklıdır.
Davanın taraflarından aldığım belli başlı yakınma ve tesbitler, yalnızca tanıdık olunduğu için, uygun ücret söylendiği veya ücret alınmadığı için, kesin tahliye ettiririm veya kesin beraat ettiririm dendiği için, sonuç almada belirli bir üst süre verildiği için, görülen dava hakkında gerçekte yeterli bilgi sahibi olunmadığı halde uzmanmış gibi izlenim bırakıldığı için, hukuki olmaktan çok farklı yollarla sonuç alınacağı güvencesi verildiği için avukatın tutulduğu şeklindedir.
Bu ve buna benzer örnekleri artırmak olanaklıdır. Basit bir örnek vermek gerekirse, Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığı yaptığım dönemde, bir yargılama sırasında, sanık hakkında Cumhuriyet Savcısının daha az ceza öngören yasal savunma sınırlarının aşılması hükümlerinin uygulanmasını istediği bir davada, sanık avukatının ısrarla müvekkili için daha çok ceza öngören haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını istediğine bizzat tanık olmuşumdur. Bundan çıkardığım sonuç, ağır ceza davasında sanık vekilliği yapan tüm avukatların ceza hukuku alanında yeterli bilgiye sahip olmadığı ve müvekkili lehine davranamadığıdır.
B. Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır
Bir önceki makalemde, tüm hukuk dallarında yarım bilgi sahibi olmaktansa, belirli bir dalda uzmanlaşmanın önemine değinmiştim. İnancım odur ki, her şeyi bildiğini iddia eden, aslında her şeyin bilinemeyeceğini bilmeyendir. Diğer anlatımla, her şeyi yaparım demek, hiçbir şeyi tam yapamamak demektir. Ne yazık ki ülkemizde avukatlıkta uzmanlaşma kurumu yoktur. Genellikle ağır ceza davası alan avukatlara da ağır ceza avukatı değil ceza avukatı denmektedir. Ceza avukatı tabiri de resmi bir unvan değil halk arasındaki bir söylemdir. Halk arasında ceza soruşturmalarını ve davalarını takip eden avukatlara ceza avukatı denilmektedir. Ağır ceza avukatı, ceza avukatı, iyi veya çok iyi ağır ceza yahut ceza avukatı, hangi dava ve kanıt olursa olsun, müvekkilini beraat ettiren veya müvekkili lehine mutlak sonuç alan avukat demek değildir. En iyi ceza avukatı da olsa, avukatın fonksiyonu, davaya katkı sağlamaktır. Müvekkil lehine görülemeyenlerin görülmesini sağlamak, teorik ve uygulama alanından kaynak bulmak ve bunları yerinde ve zamanında kullanmak, eksiklikleri ve hataları fark etmek ve gidermeye çalışmaktır. İyi bir ceza avukatı, istisnai durumlar söz konusu olmadıkça hukuk davası almaz. Uzmanlaşma her alanda olduğu gibi ceza avukatı olmada da büyük önem taşımaktadır. Bu vesileyle, “iyi bir ceza avukatı veya ağır ceza avukatı hangi özelliklere sahip olmalıdır?” sorusuna verilecek yanıt, öncelikle alanında iyi olmaktır. Ceza konusunda kendini geliştirmiş, bu alanı bir uzmanlık olarak görmüş olmaktır. Aslında iyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özellikler kendi adında saklıdır. Her şeyden önce ceza hukukunu iyi bilmek gerekir. İyi bir ceza avukatı, ceza usulünü çok iyi bilmelidir. Usulü iyi bilmeyen, esas hakkındaki bilgisini de tam olarak yansıtamaz. Usul esasın öncüsüdür. Hukuk ve ceza usulünün ciddi farklılık gösterdiği sistemimizde, hem hukuk hem de ceza alanında uzman olmak neredeyse olanaksız denecek kadar zordur. Otuz yıla yakın kısmen hukuk ve büyük ölçüde ceza yargıçlığı yapmış biri olarak, bir hukukçunun, dolayısıyla bir avukatın her ikisinde aynı zamanda uzmanlaşabileceğine inanmıyorum. Nitekim bende kendimi çok kısa bir hukuk yargıçlığından sonra, sulh ceza, asliye ceza yargıçlığı ve ağır ceza mahkemesi başkanlığı yapmak ve en son Yargıtay Cumhuriyet Savcılığından emekli olmak suretiyle ceza hukuku alanında geliştirdim. Bu nedenle, bilgi sahibi olduğum halde, avukatlık yaparken hukuk davası almamaya özen gösterdim. Avukatlık mesleğini yürüttüğüm sürece bunu böyle devam ettirmeyi de düşünüyorum. Unutulmamalı ki, özgürlüğü kısıtlamak, insana verilebilecek en büyük cezalardandır. Bu nedenle insan özgürlüğü ile doğrudan ilintili bulunan ceza avukatlığı aynı paralellikte önem taşımaktadır. İyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özelliklerden biri, adından da anlaşılacağı üzere, ağır ceza avukatı olmak, diğer bir anlatımla cezanın ağırını bilmektir. Ceza hukuku geniş bir alandır. Ceza davaları da aynı doğrultuda çok kapsamlıdır. Burada önemli olan husus, ceza içerisinde ağır cezaya da yeterince hakim olmaktır. Ağır ceza avukatı, ağır cezalık davalarda uzmanlaşmış avukat demektir. Ağır cezalık davalar ise yukarıda açıklanmıştır. Bu kapsamda bakıldığında, ağır cezalık suçlar konusunda deneyimli olmak, kendini geliştirmiş olmak gerekir. Yedi yıla yakın ağır ceza mahkemesi başkanı, on iki yıl kadar da Yargıtay Cumhuriyet Savcısı sıfatıyla ağır cezalık davalara bakan bir uygulayıcı ve sonrasında ağırlıklı olarak ağır cezalık davaları takip eden bir avukat olarak, ağır cezalık davalara ve dolayısıyla uygulamadaki adıyla ağır ceza avukatlığına kendimi yakın hissediyor ve hukuk davası almamaya özen gösteriyorum. Görüşüm odur ki, ceza avukatı, hukuk avukatı, idari yargı avukatı gibi alanlarda uzmanlaşma olmadıkça ne iyi bir ağır ceza avukatı ne de iyi bir hukuk veya idari yargı avukatı olunabilir. İyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özelliklerden biri de, adında da yer aldığı üzere ceza avukatlığında iyi olmaktır. İyi kavramını uzmanlaşma şeklinde anlamak gerekir. Ceza veya ağır ceza konusunda bilgi sahibi olmak iyi bir ağır ceza avukatı olmak için yeterli değildir. Halk dilinde de olsa bu sıfatı alabilmek için, olanaklı olduğu kadar ceza alanında kendini geliştirmek şarttır. Doğaldır ki, uzmanlaşma, çok fazla emek ve mesai gerektirir. Bu da ancak birikimle veya diğer hukuk alanlarına harcanacak zamana karşılık yalnızca bu alana odaklanıp sürekli kendini geliştirmekle olanaklıdır. Halk arasında yaygın olan “iyi bir ağır ceza avukatı sanığı ipten alır” sözü de ancak böyle gerçekleşebilir. Yukarıda yazılı özelliklere sahip olan bir avukatın, doğal olarak özgüveni yüksek olur. Buşekilde kendine güvenle işe koyulan bir avukatın başarı şansı da aynı doğrultuda olur. Bu güven istenen sonucu da beraberinde getirir.
C. Gene lDeğerlendirme
Avukatlık bir savunma sanatıdır. Ceza avukatlığı, kişinin onurunu, hak ve özgürlüklerini korumakla yakın ilgilidir. Bu nedenle, bir ağır ceza avukatı, hukuka aykırı gidişata karşı gerekli etken rol oynayarak hukuk devletinin oluşumuna katkı sağlar. İster sanık, ister zarar gören olsun, ne kadar erken avukatın yardımından yararlanılırsa avukatın katkısı o derece yüksek olur. İyi bir ağır ceza avukatı, üzerine aldığı sorumluluğun bilincindedir. İlgilerin duymak istediklerini değil, gerçek durumun ne olduğunu aktarır. Güvenilir bir ceza avukatı, hiçbir zaman davanın sonucu ile ilgili garanti vermez. Özellikle, tahliye ettireceğini, beraat ettireceğini, kesin olarak davayı belli bir yönde sonuçlandıracağını söyleyenlere ihtiyatla yaklaşılmalı, itibar edilmemelidir. Ne yazık ki, bu konuda piyasada ciddi dolandırıcılar vardır. Yargıca, savcıya para vererek veya başka yolla sonuç alacağını söyleyenlere inanılmamalıdır. İyi bir ağır cezaavukatı bulduğunuza karar vermeden önce, birebir görüşmekte yarar vardır. Böylece avukatın üzerinizde bırakacağı etki sizi avukatı belirlemede büyük rol oynayacaktır. Unutulmamalı ki, bir avukat bir davanın sonucuyla ilgili garanti veremez. Bu nedenle, iyi ağır ceza avukatı ararken, sonuçla ilgili kesin sonuç bildirenden çok, güven veren, sonuç almak için en iyi takibi yapmaya ehil ve birikimli olduğuna inanılan avukat tercih edilmelidir.
TEBLİĞ Adalet Bakanlığından: Amaç MADDE 1 – (1) Bu Tarifenin amacı, ceza muhakemesi sırasında tanığa verilecek tazminatın miktarı ile ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir. Kapsam MADDE 2 – (1) Bu Tarife, ceza muhakemesi sırasında Cumhuriyet savcısı, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrılan tanıklara verilecek tazminatı kapsar. Dayanak MADDE 3 – (1) Bu Tarife, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 61 inci maddesi hükümlerine göre hazırlanmıştır. Tazminat MADDE 4 – (1) Tanığa, tanıklık nedeniyle kaybettiği zamanla orantılı olarak günlük 25,00 ilâ 50,00 Türk Lirasına kadar ücret ödenir. Giderler MADDE 5 – (1) Tanık hazır olabilmek için seyahat etmek zorunda kalmışsa yol giderleriyle tanıklığa çağrıldığı yerdeki ikamet ve beslenme giderleri de karşılanır. Muafiyet MADDE 6 – (1) Tanığa ödenmesi gereken tazminat ve giderler hiçbir vergi, resim ve harç alınmaksızın ödenir. Yargılama gideri MADDE 7 – (1) Bu Tarife uyarınca Devlet hazinesinden yapılan harcamalar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 324 üncü maddesi uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Yürürlük MADDE 8 – (1) Bu Tarife 1/1/2020 tarihinde yürürlüğe girer. Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğeriletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.
6 Ocak 2020 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı : 31010 TEBLİĞ Adalet Bakanlığından: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU GEREĞİNCE GÖREVLENDİRİLEN MÜDAFİ VE VEKİLLERE YAPILACAK ÖDEMELERE İLİŞKİN 2020 YILI TARİFESİ Amaç MADDE 1 – (1) Bu Tarifenin amacı, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu(Cmk) gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine görevlendirilen müdafi veya vekillere ödenecek meblağları belirlemektir. Kapsam MADDE 2 – (1) Bu Tarife, Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafi veya vekillerin yapacakları hukuki yardımlar için uygulanır. Dayanak MADDE 3 – (1) Bu Tarife, 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13 üncü maddesi gereğince hazırlanmıştır. Tarife MADDE 4 – (1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince yapılan hukuki yardımlara yönelik işlemlerde; a) Soruşturma evresinde takip edilen işler için 416 TL, b) Sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için 648 TL, c) Asliye ceza mahkemeleri: 1) Takip edilen davalar için 713 TL, 2) Seri yargılama usulü uyarınca takip edilen işler için 298 TL, ç) Ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 1.280 TL, d) Çocuk mahkemeleri: 1) Çocuk mahkemelerinde takip edilen davalar için 713 TL, 2) Çocuk ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 1.280 TL, e) İcra Ceza ve Fikrî ve Sınaî Haklar ceza mahkemesi gibi mahkemeler ile İnfaz Hâkimliklerinde takip edilen davalar için 713 TL, f) Kanun yolları mahkemeleri: 1) Bölge adliye mahkemelerinde görülen duruşmalı davalar için 1.280 TL, 2) Yargıtayda görülen duruşmalı davalar için 1.441 TL, ödenir. Yürürlük MADDE 5 – (1) Bu Tarife 1/1/2020 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.
Maktu ücretlerde genel olarak yüzde 25’lik artış gerçekleştirildi. Nisbi ücretlerde ise 2004’den bu yana sabit olan %12’lik ilk dilim %15’e yükseltildi. Her dilimde iyileştirmeler yapıldı. İLK DİLİM PARASAL MİKTARI 40 BİN TL’YE, YÜZDELİK ORAN 15’E YÜKSELTİLDİ Nispi ücretlerde ilk dilim 2004 senesinden bugüne kadar yüzde 12 idi. Bu dilim yüzde 15’e yükseltildi. Ayrıca 2015’ten bu yana uygulanan ilk dilim parasal miktarı 35 bin TL’den 40 bin TL’ye çıkarıldı. İlk dilimin ardından gelen 45 bin TL 50 bin TL’ye yükseltilirken, yüzdelik dilimi de 11’den 13’e çıkarıldı. Üçüncü dilimdeki parasal miktar 80 bin TL’den 90 bin TL’ye yükseltilirken, yüzdelik dilimi de 8’den 9,5’a yükseltildi. Devamındaki dilimlerdeki tüm parasal ve yüzdelik miktarlarda da benzer şekillerde artış yapıldı. ASLİYE HUKUKLARDA GÖRÜLEN DAVALARDA ASGARİ ÜCRET 3.400 TL’YE YÜKSELTİLDİ Asliye hukuk mahkemelerinde görülen davalarda alınacak maktu ücret 2.725 TL iken, yeni tarifeyle 3.400 TL’ye yükseltildi. AĞIR CEZA MAHKEMELERİNDE BAKILAN DAVALAR 6.810 TL’YE ÇIKARILDI Tarifeyle, ağır ceza mahkemelerinde görülen davalardan kaynaklı avukatlık asgari ücretleri de 5.450 TL’den 6.810 TL’ye çıkarıldı. İDARE VE VERGİ MAHKEMELERİNDEKİ DAVALARDA MAKTU ASGARİ ÜCRET 1.700 TL’YE ÇIKTI İdare ve vergi mahkemelerinde takip edilen duruşmasız maktu ücret 1.362 TL’den 1.700 TL’ye yükseltildi. YÜKSEK MAHKEMELERDE DURUŞMALI DAVALAR 4.950 TL Yargıtay, Danıştay, Sayıştay gibi yüksek mahkemelerde görülen duruşmasız işler 2.475 TL’den 3.000 TL’ye, duruşmalı işler ise 4.125 TL’den 4.950’ye yükseltildi. İCRALARDA GÖRÜLEN DAVALARDA ASGARİ ÜCRET 1.130 TL’YE ÇIKTI İcra mahkemelerinde takip edilen dava ve duruşmalı işlerde asgari ücret 906 TL’den 1.130 TL’ye yükseltildi. İşte Resmi Gazete’de yayımlanan metnin tamamı; GENEL HÜKÜMLER Amaç ve kapsam MADDE 1 – (1) Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayılması halinde; mahkemelerce, dava konusu edilen tutar üzerinden bu Tarife gereğince hesaplanacak avukatlık ücretinin altında bir ücrete hükmedilemez. Bu Tarife 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası doğrultusunda gerçekleştirilecek olan akdi avukatlık ücreti belirlenmesinde sadece asgari değerin hesaplanmasında dikkate alınır. Diğer hususlar 1136 sayılı Kanundaki hükümlere tabidir. (3) Bu Tarife hükümleri altında kararlaştırılan akdi avukatlık ücretleri, bu Tarife hükümleri üzerinden yapılmış olarak kabul edilir. Avukatlık ücretinin kapsadığı işler MADDE 2 – (1) Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır. Avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. Hükümlerin tavzihine ilişkin istemlerin ret veya kabulü halinde de avukatlık ücretine hükmedilemez. (2) Buna karşılık, icra takipleriyle, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştayda temyizen ve bölge idare ve bölge adliye mahkemelerinde istinaf başvurusu üzerine görülen işlerin duruşmaları ayrı ücreti gerektirir. Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti MADDE 3 – (1) Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur. (2) Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur. Birden çok avukat ile temsil MADDE 4 – (1) Aynı hukuki yardımın birden çok avukat tarafından yapılması durumunda, karşı tarafa bir avukatlık ücretinden fazlası yükletilemez. Ücretin tümünü hak etme MADDE 5 – (1) Hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukat, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. (2) Gerek kısmi dava gerekse belirsiz alacak ve tespit davasında mahkemece dava değerinin belirlenmesinden sonra davacı davasını belirlenmiş değere göre takip etmese dahi, yasal avukatlık ücreti, belirlenmiş dava değerine göre hesaplanır. Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret MADDE 6 – (1) Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse, bu Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur. Bu madde yargı mercileri tarafından hesaplanan akdi avukatlık ücreti sözleşmelerinde uygulanmaz. Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret MADDE 7 – (1) Ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar davanın nakli, davanın açılmamış sayılması, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez. (2) Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur. (3) Kanunlar gereği gönderme, yeni mahkemeler kurulması, iş bölümü itirazı nedeniyle verilen tüm gönderme kararları nedeniyle görevsizlik, gönderme veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmedilmez. Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde ve ayrılmasında ücret MADDE 8 – (1) Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur. Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret MADDE 9 – (1) Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, avukatlık ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz. (2) Nafaka davalarında reddedilen kısım için avukatlık ücretine hükmedilemez. Manevi tazminat davalarında ücret MADDE 10 – (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. (4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir. İcra ve iflas müdürlükleri ile icra mahkemelerinde ücret MADDE 11 – (1) İcra ve İflas Müdürlüklerindeki hukuki yardımlara ilişkin avukatlık ücreti, takip sonuçlanıncaya kadar yapılan bütün işlemlerin karşılığıdır. Konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Şu kadar ki takip miktarı 4.000,00 TL’ye kadar olan icra takiplerinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde, icra dairelerindeki takipler için öngörülen maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. (2) Aciz belgesi alınması, takibi sonuçlandıran işlemlerden sayılır. Bu durumda avukata tam ücret ödenir. (3) İcra mahkemelerinde duruşma yapılırsa bu Tarife gereğince ayrıca avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki bu ücret, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün iki ve üç sıra numaralarında gösterilen iş ve davalarla ilgili hukuki yardımlara ilişkin olup, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenecek avukatlık ücreti bu sıra numaralarında yazılı miktarları geçemez. Ancak icra mahkemelerinde açılan istihkak davalarında, üçüncü kısım gereğince hesaplanacak avukatlık ücretine hükmolunur. (4) Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. Maktu ücreti gerektiren işlerde de bu hüküm uygulanır. (5) Tahliyeye ilişkin icra takiplerinde bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirtilen maktu ücrete hükmedilir. Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. (6) İcra dairelerinde borçlu vekili olarak takip edilen işlerde taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayıldığı hallerde; çıkabilecek uyuşmazlıkların 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca çözülmesinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde icra dairelerinde yapılan takipler için belirlenen maktu ücrettir. Ancak belirlenen ücret asıl alacağı geçemez. Tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetlerinde ücret MADDE 12 – (1) Tüketici hakem heyetlerinin tüketici lehine verdiği kararlara karşı açılan itiraz davalarında, kararın iptali durumunda tüketici aleyhine, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre vekâlet ücretine hükmedilir. (2) Tüketici hakem heyetlerinde avukat aracılığı ile takip edilen işlerde, avukat ile müvekkili arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda bu Tarifenin birinci kısım ikinci bölümünün tüketici hakem heyetlerine ilişkin kuralı uygulanır. Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret MADDE 13 – (1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez. (3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. Ceza davalarında ücret MADDE 14 – (1) Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine bu Tarifenin ikinci kısmın ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir. (2) Ceza hükmü taşıyan özel kanun, tüzük ve kararnamelere göre yalnız para cezasına hükmolunan davalarda bu Tarifeye göre belirlenecek avukatlık ücreti hükmolunan para cezası tutarını geçemez. (3) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ve devamı maddelerine göre tazminat için Ağır Ceza Mahkemelerine yapılan başvurularda, bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki, hükmedilecek bu ücret ikinci kısmın ikinci bölümünün sekizinci sırasındaki ücretten az, onikinci sıra numarasındaki ücretten fazla olamaz. (4) Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. (5) Ceza mahkemelerinde görülen tekzip, internet yayın içeriğinden çıkarma, idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların kabulü veya ilk derece mahkemesinin kararına yapılan itiraz üzerine, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması halinde işin duruşmasız veya duruşmalı oluşuna göre bu Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörüldüğü şekilde avukatlık ücretine hükmedilir. Ancak başvuruya konu idari para cezasının miktarı bu Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörülen maktu ücretin altında ise idari para cezası kadar avukatlık ücretine hükmedilir. Danıştayda, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde ücret MADDE 15 – (1) Danıştayda ilk derecede veya duruşmalı olarak temyiz yoluyla görülen dava ve işlerde, idari ve vergi dava daireleri genel kurulları ile dava dairelerinde, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın feragat ya da kabul nedenleriyle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, diğer durumlarda tamamına hükmedilir. (2) Şu kadar ki, dilekçelerin görevli mercie gönderilmesine veya dilekçenin reddine karar verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmolunmaz. Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmasında ücret MADDE 16 – (1) 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesinde uzlaşma sağlama, arabuluculuk, uzlaştırma ve her türlü sulh anlaşmalarından doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarlar, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturur. (2) Ancak, arabuluculuğun dava şartı olması halinde, arabuluculuk aşamasında avukat aracılığı ile takip edilen işlerde aşağıdaki hükümler uygulanır: a) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanır. Şu kadar ki miktarı 6.000,00 TL’ye kadar olan arabuluculuk faaliyetlerinde avukatlık ücreti, 900,00 TL. maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. b) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücrettir. c) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, 900,00 TL. maktu ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. ç) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret, (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek, bu Tarifeye göre belirlenir. Tahkimde ve Sigorta Tahkim Komisyonunda ücret MADDE 17 – (1) Hakem önünde yapılan her türlü hukuki yardımlarda bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Sigorta Tahkim Komisyonları, vekalet ücretine hükmederken, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen ücretin altında kalmamak kaydıyla bu Tarifenin üçüncü kısmına göre avukatlık ücretine hükmeder. Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine bu Tarifeye göre hesaplanan ücretin beşte birine hükmedilir. Konusu para ile ölçülemeyen işlerde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen maktu ücrete hükmedilir. Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine öngörülen maktu ücretin beşte birine hükmedilir. Sigorta Tahkim Komisyonlarınca hükmedilen vekalet ücreti, kabul veya reddedilen miktarı geçemez. (3) 28/1/2012 tarihli ve 28187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu Yönetmeliğinin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Tahkim Kurulu, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde idare ve vergi mahkemelerinde görülen davalar için öngörülen avukatlık ücretine hükmeder. İş takibinde ücret MADDE 18 – (1) Bu Tarifeye göre iş takibi; yargı yetkisinin kullanılması ile ilgisi bulunmayan iş ve işlemlerin yapılabilmesi için, iş sahibi veya temsilci tarafından yerine getirilmesi kanunlara göre zorunlu olan iş ve işlemlerdir. (2) Bu Tarifede yazılı iş takibi ücreti bir veya birden çok resmi daire, kurum veya kuruluşça yapılan çeşitli işlemleri içine alsa bile, o işin sonuçlanmasına kadar yapılan bütün hukuki yardımların karşılığıdır. Dava vekili ve dava takipçileri eliyle takip olunan işlerde ücret MADDE 19 – (1) Dava vekilleri tarafından takip olunan dava ve işlerde de bu Tarife uygulanır. (2) Dava takipçileri tarafından takip olunan dava ve işlerde bu Tarifede belirtilen ücretin 1/4’ü uygulanır. Tarifede yazılı olmayan işlerde ücret MADDE 20 – (1) Bu Tarifede yazılı olmayan hukuki yardımlar için, işin niteliği göz önünde tutularak, bu Tarifedeki benzer işlere göre ücret belirlenir. Uygulanacak tarife MADDE 21 – (1) Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır. Seri davalarda ücret MADDE 22 – (1) İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir. Kötü niyetli veya haksız dava açılmasında ücret MADDE 23 – (1) Kötü niyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece 1136 sayılı Kanun ve bu Tarife esas alınarak takdir olunur. Yürürlük MADDE 24 – (1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.
1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.
3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.
5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.
6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.
7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
8) Bu madde hükümleri;
a) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,
b) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler,
c) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar,
d) Kamu yararına çalışan dernekler,
e) Kooperatifler,
f) Halka açık anonim şirketler, adına hareket eden kişilere, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması amacıyla doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi; bu kişiler tarafından talep veya kabul edilmesi; bunlara aracılık edilmesi; bu ilişki dolayısıyla bir başkasına menfaat temin edilmesi halinde de uygulanır.
TCK MADDE 252’NİN GEREKÇESİ
Kamu hizmetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü, kamu görevlilerinin rüşvet kabul etmez ve “satın alınamaz” oldukları hususunda toplumda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması gerekir. Rüşvete ilişkin suç tanımı, bu güveni korumayı amaçlamıştır.
İzlenen suç siyaseti gereğince, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması, rüşvet olarak tanımlanmıştır.
Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin elde ettiği menfaatin belli bir amaca yönelik olması gerekir. Başka bir ifadeyle, haksız menfaatin, hukukî olmayan bir işin yapılması ya da yapılmaması amacıyla temin edilmiş olması gerekir. Buna karşılık, izlenen suç siyaseti gereğince, haklı bir işin gördürülmesi amacıyla kamu görevlisine menfaat temininin, rüşvet suçunu oluşturmayacağı kabul edilmiştir. Çünkü, bu gibi durumlarda, menfaati temin eden kişi, işinin en azından zamanında yapılmayacağı konusunda bir endişeyle hareket etmektedir. Bu nedenle, haklı bir işin gördürülmesi amacına yönelik olarak menfaat sağlanması hâlinde, icbar suretiyle irtikap suçunu oluştuğunu kabul etmek gerekir.
Rüşvet suçu, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlanmış olur. Ancak, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile iş sahibi arasında belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedilecektir.
Rüşvet suçu, bir karşılaşma suçudur; bu nedenle, çok failli bir suçtur. Bir tarafta, rüşvet veren; diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisi yer almaktadır. Rüşvet veren ve alan, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemektedirler. Bu itibarla, veren ve alan açısından rüşvet suçu tek bir suçtur. Söz konusu suç, menfaatin temin edildiği anda tamamlanmış bulunmaktadır. Menfaat temin edilinceye kadar suça iştirak mümkündür. Bu nedenle, söz konusu suç tanımı kapsamında “rüşvete aracılık eden” kavramına yer verilmemiştir.
Rüşvet suçunun oluşabilmesi için amaçlanan şeyin yapılmasına veya yapılmamasına gerek yoktur.
Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, amaçlanan şeyin kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması gerekir. Kamu görevlisinin görevine girmeyen bir işin yapılması amacıyla menfaat temini hâlinde, rüşvet suçu oluşmaz.
Rüşvet alan kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu kişinin yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, cezanın artırılması öngörülmüştür.
Maddenin dördüncü fıkrasında rüşvet suçunun uygulama alanı, sadece kamu görevlisine rüşvet verilmesiyle sınırlı tutulmayıp, genişletilmiştir. Buna göre, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler, kooperatifler ya da halka açık anonim şirketlerle hukukî ilişki tesisinde veya tesis edilmiş hukukî ilişkinin devamı sürecinde, bu tüzel kişiler adına hareket eden kişilere görevinin gereklerine aykırı olarak yarar sağlanması hâlinde de rüşvet suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Fıkra metninde sayılan tüzel kişiler adına hareket eden kişilere, görevlerinin gereklerine aykırı olarak sağlanan yararlar da, rüşvet olarak nitelendirilmiştir.
Maddenin beşinci fıkrası, 17 Aralık 1997 tarihinde, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu otuz ülke tarafından Paris’te imzalanmış ve Ekonomik İşbirliği ve Gelişme Teşkilâtı (OECD) üyesi 10 ülkenin onay belgelerini tevdi etmeleri ile 15 Şubat 1999 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan “Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi” hükümlerinin uygulanmasına imkan tanınmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1.2.2000 tarih ve 4518 sayılı Kanunla söz konusu Sözleşmenin onaylanmasını ülkemiz açısından uygun bulmuştur. Bakanlar Kurulu’nun 9.3.2000 tarih ve 2000/385 sayılı Kararı ile Sözleşme onaylanmıştır.
Beşinci fıkra hükmüyle, rüşvet suçuna yeni bir içerik kazandırılarak, “yabancı kamu görevlisi”ne rüşvet verilmesi ceza yaptırımı altına alınmaya çalışılmıştır. Burada söz konusu olan “yabancı kamu görevlileri”nin “yabancı bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama veya idarî veya adlî bir görevi yürüten kamu kurum veya kuruluşlarının memur veya görevlileri” olması gerekir. Keza, “yabancı bir … ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenler” de “yabancı kamu görevlisi” addedilmişlerdir.
Bu kişilere “uluslararası ticari işlemler nedeniyle, bir işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir menfaatin elde edilmesi veya muhafazası amacıyla” maddî bir menfaat temin edilmiş ve hatta bu yönde vaadde bulunulmuş olması da, rüşvet olarak nitelendirilmiştir.
Bu anlamda rüşvetten söz edebilmek için, “yabancı kamu görevlisi”ne “uluslararası ticari işlemler nedeniyle” maddî menfaat temin veya vaadinde bulunulmalıdır. Keza, “yabancı kamu görevlisi”ne “bir işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir menfaatin elde edilmesi veya muhafazası amacıyla” maddî bir menfaat temin edilmiş ve hatta bu yönde vaadde bulunulmuş olması hâlinde de rüşvet söz konusu olacaktır.
TCK MADDE 252 İLE İLGLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay
5. Ceza Dairesi
Esas : 2014/6087
Karar : 2016/6145
Karar Tarihi : 09.06.2016
Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanığın teşebbüs ettiği rüşvet verme suçu sebebiyle kurulan hükümden önce, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6352 Sayılı Kanun’un 87. maddesiyle değişik 5237 Sayılı TCK’nın 252/4. maddesinde hakime takdir hakkı tanınmaksızın yarı oranında indirim öngörülmesi ve bu hususun teşebbüs hükümlerine göre yapılan indirim oranı dikkate alındığında sanık lehine olması karşısında hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Rüşvet teklifine konu paranın, suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaat niteliğinde olması sebebiyle TCK’nın 55/1. maddesine göre müsaderesi gerektiği gözetilmeden aynı Kanunun 54. maddesine göre müsaderesine karar verilmesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 Sayılı Kararının Resmi Gazetenin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması sebebiyle TCK’nın 53/1. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Hashim oğlu, 01.01.1969 doğumlu olan sanık D. Mammadov’un ad ve soyadı ile baba adının gerekçeli karar başlığında hatalı gösterilmesi suretiyle CMK’nın 232/2-b maddesine, gerekçeli kararın mahkeme mührü ile mühürlenmemesi suretiyle de aynı Kanunun 232/7. maddesine muhalefet edilmesi,
SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 09.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
Yargıtay
5. Ceza Dairesi
Esas : 2014/3787
Karar : 2016/6429
Karar Tarihi : 16.06.2016
Sanığın …. Komutanlığı emrinde görevli …., Mayıs ayının ilk haftasında Suriye sınırından Türkiye’ye “sınır geçişinde kolaylık sağlamaları” karşılığında elden 400 TL vermesi şeklindeki eylemi nedeniyle sanık hakkında rüşvet verme suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de;
5237 sayılı TCK’nın 6352 sayılı Yasa değişikliği öncesinde rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde “rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlamasının veya kişilerin bu şekildeki iş için kamu görevlisine çıkar temin etmelerinin rüşvet tanımından çıkarıldığı, bu durumda diğer koşulların varlığı halinde görevi kötüye kullanma suçunun oluşacağı anlaşılmakla,
Rüşvet suçuna konu paraların suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK’nın 252/3. maddesi anlamında kamu görevlisi kişiye görevinin gereklerine aykırı olan bir işi yapması için verilip verilmediği hususunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve buna bağlı olarak suç niteliğinin tayini bakımından, sanık hakkında suç tarihi olan 2009 yılı Mayıs ayı itibarıyla göçmen kaçakçılığı veya insan ticareti suçlarından yapılan bir soruşturma bulunup bulunmadığının Akçakale Cumhuriyet
Başsavcılığından sorulması ile aynı olaya ilişkin farklı kararlar verilmesinin önüne geçmek, uygulama birliğini sağlamak ve her iki davada adil sonuç çıkmasını temin etmek için, rüşvet aldıkları iddia olunan … ile … hakkında Diyarbakır ….. Askeri Savcılığı tarafından açılan dava akıbetinin araştırılması, dava evrakları ile karar verildiği takdirde hükümlerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilmesi ve bütün deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi için kime, nasıl, ne şekilde, hangi iş ve işlemi nedeniyle ne kadar para verildiği karar yerinde Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde gerekçeleriyle gösterilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 sayılı kararının 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ile katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.