Senede Sadece Ad Soyad Yazmak İmza Yerine Geçer Mi ?Yargıtay12. Hukuk Dairesi
Esas : 2014/32833Karar : 2015/4052Karar Tarihi : 26.2.2015
* BORÇ ALTINA GİRENİN EL YAZISIYLA İMZA ATILMASI ( Kambiyo Senedi Niteliğindeki Bonodaki Hakkın Ciro ve Teslim Yolu İle Devredileceği/İmzanın Borç Altına Girenin El Yazısıyla Atılmasının Zorunlu Olduğu – Kişinin Kendisine Özgü Belli Karakterleri İçeren Sembolleri Belirterek İmza Atabileceği Gibi Ad ve Soyadını Bizzat El Yazısı İle Yazmak Suretiyle de İmza Atabileceği/Borçlunun Ad ve Soyadını Yazarken İmza Atmayı Amaç Edinmiş Olması Gerektiği )
* TAKİBİN İPTALİ TALEBİ ( Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu İle Takip/İlk Ciroda Lehtarın İsminin Altında İmza Olmadığı – Ciro Silsilesinin Bozuk Olduğu İddiasına Dayanan Takibin İptali İstemi/Bononun Arka Yüzünde ve İlk Sırada Yazılı Olan İbarenin Lehtara Ait Bir İmza Olup Olmadığı Araştırılarak Karar Verileceği )
* KAMBİYO SENEDİ NİTELİĞİNDE OLAN BONODAKİ HAKKIN DEVRİ ( Ciro ve Teslim Yolu İle Mümkün Olduğu/Bonoyu Elinde Bulunduran Kimsenin Hak Sahibi Olabilmesi İçin Fiili Zilyetliğin Yeterli Olmayıp Aynı Zamanda Hakkını Müteselsil ve Birbirine Bağlı Cirolarla Tevsik Etmesi Gerektiği – İlk Cironun Lehtara Ait Olmasının Zorunlu Olduğu/Lehtarın Cirosundan Sonra Senedi Devralan Hamillerin Yetkili Hamil Sayılacağı )
* CİRO ZİNCİRİ ( Kambiyo Senedi Niteliğinde Olan Bonodaki Hakkın Ciro ve Teslim Yolu İle Devredileceği/İlk Cironun Lehtara Ait Olmasının Zorunlu Olduğu – İlk Cironun Lehtara Ait Olmaması Halinde Ciro Zincirinin Düzensiz Sayılacağı/Cirosundan Sonra Senedi Devralan Hamillerin Yetkili Hamil Sayılacağı )
6102/m. 681, 686, 778
6098/m. 15
ÖZET : Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte borçlular, ilk ciroda lehtarın isminin altında imza olmadığı, ciro silsilesinin bozuk olduğunu iddia ederek takibin iptalini talep etmişlerdir.
Kambiyo senedi niteliğinde olan bonodaki hakkın devri ancak ciro ve teslim yolu ile mümkündür. Bonoyu elinde bulunduran kimsenin hak sahibi olabilmesi için fiili zilyetliği yeterli olmayıp, aynı zamanda hakkını müteselsil ve birbirine bağlı cirolarla tevsik etmesi gerekir. Bonoda ilk cironun lehtara ait olması zorunludur. Ciroların birbirine bağlı olması, ilk cironun lehtar tarafından yapılmasıyla mümkündür. İlk ciro lehtara ait değilse, ciro zinciri düzensiz demektir. Ancak lehtarın cirosundan sonra senedi devralan hamiller, yetkili hamil olurlar.
İmzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması zorunludur. Kişi, kendisine özgü belli karakterleri içeren sembolleri belirterek imza atabileceği gibi, ad ve soyadını bizzat el yazısı ile yazmak suretiyle de imza atabilir. Ancak borçlu, ad ve soyadını yazarken imza atmayı amaç edinmelidir.
Takibe dayanak bononun arka yüzünde ve ilk sırada yazılı olan ibarenin lehtara ait bir imza olup olmadığı hususunun yöntemince araştırılarak karar verilmelidir.
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte (lehtar ve ciranta) borçluların, ilk ciroda lehtarın isminin altında imza olmadığı, ciro silsilesinin bozuk olduğunu iddia ederek takibin iptalini talep ettikleri, mahkemece istemin kabulüyle takibin iptaline karar verildiği görülmüştür.
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de,
Takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 Sayılı TTK’nun 778. maddesinin göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı kanunun 681. maddesi gereğince kambiyo senedi niteliğinde olan bonodaki hakkın devri ancak ciro ve teslim yolu ile mümkündür. Aynı Kanun’un 686. maddesi gereğince, bonoyu elinde bulunduran kimsenin hak sahibi olabilmesi için fiili zilyetliği yeterli olmayıp, aynı zamanda hakkını müteselsil ve birbirine bağlı cirolarla tevsik etmesi gerekir. Bonoda ilk cironun lehtara ait olması zorunludur. Ciroların birbirine bağlı olması, her şeyden önce, ilk cironun lehtar tarafından yapılmasıyla mümkündür. İlk ciro lehtara ait değilse, ciro zinciri düzensiz demektir. Ancak lehtarın cirosundan sonra senedi devralan hamiller, yetkili hamil olurlar.
818 Sayılı BK’nun 14. (6098 s.k.m.15.) maddesine göre ise, imzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması zorunludur. El yazısı ile atılacak imzanın şekli konusunda yasada hüküm bulunmamaktadır. Kişi, kendisine özgü belli karakterleri içeren sembolleri belirterek imza atabileceği gibi, ad ve soyadını bizzat el yazısı ile yazmak suretiyle de imza atabilir. Ancak borçlu, ad ve soyadını yazarken imza atmayı amaç edinmelidir.
O halde mahkemece, takibe dayanak bononun arka yüzünde ve ilk sırada yazılı olan “N. S.” ibaresinin adı geçene ait bir imza olup olmadığı hususunun yöntemince araştırılmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.02.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Etiket: ceza avukatı

Senede Sadece Ad Soyad Yazmak İmza Yerine Geçer Mi ?

Savcı İseniz Savcılığınızı Bilin Sözü Hakaret Suçu Değildir
Savcı İseniz Savcılığınızı Bilin Sözü Hakaret Suçu DeğildirYargıtay18. Ceza Dairesi
Esas : 2016/1240Karar : 2016/14622Karar Tarihi : 20/09/2016
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : HakaretHÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;Yargılamaya konu somut olayda; “Savcı iseniz savcılığınızı bilin” şeklindeki sanığın katılana yönelttiği sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp; rahatsız edici, kaba hitap tarzı niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi,Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 20/09/2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Satıcı Sattığı Malın Kusurunu Bilmese Bile Sattığı Maldaki Tüm Kusurlarından Sorumludur
Satıcı Sattığı Malın Kusurunu Bilmese Bile Sattığı Maldaki Tüm Kusurlarından SorumludurYargıtayHukuk Genel Kurulu
Esas : 2017/664Karar : 2017/573Karar Tarihi : 29.03.2017
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “ayıp nedeniyle taşınmaz satış sözleşmesinin feshi, maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 11. Asliye Hukuk Mahkemesince (kapatılan Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesince) davanın reddine dair verilen 20.09.2012 gün ve 2011/110 E., 2012/365 K. sayılı karar davacı vekillerinin temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 06.11.2013 gün ve 2013/15624 E., 2013/27427 K. sayılı kararı ile ile;“…Davacı, davalının 39 nolu parseldeki dairesini 102.000,00 TL bedelle 30.06.2010’da kendisine sattığını, davalının zemin kattaki bu dairede yıllardan beri oturduğunu, herhangi bir rutubet ve su basmasının söz konusu olmadığını taahhüt etmesine rağmen duvarların yağmur suları yüzünden kabarmaya başladığını, mahkeme aracılığıyla yaptırdığı tespitte dairedeki ayıbın gizli ayıp olduğu, hasar ve zarar toplamının 25.000,00 TL olduğunun ortaya çıktığını, tespit sonucu alınan bilirkişi raporunun davalıya tebliğ edildiğini, ancak davalının rapora itirazda bulunmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.60.2010 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesinin feshine, satış bedeli olan 102.000,00 TL’nın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile iadesine, tespit raporunda belirlenen miktardan az olmamak üzere belli bir miktarın satış bedelinden tenziline, taşınmazın alım satımı nedeni ile ödediği emlak komisyonu, tapu giderleri, konut kredisi faizi, avukatlık ücreti, tedavi giderleri olmak üzere 5.000,00 TL maddi, uğradığı manevi zarara karşılık olmak üzere 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı, dava konusu dairenin yarı bodrum kat olup, ana taşınmazın 35 yıl önce, yapıldığı yılın imar ve inşaat tekniğine göre inşa edildiğini, davacının daireyi emlakçı nezaretinde 3 kez gezdiğini, alıcıdan gizlenen hiçbir hususun bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle, binanın temel bohçalama yalıtımı ile drenaj kanalının yapılmamasından, gizli veya açık ayıptan davalının sorumlu olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.Davanın dayanağı, Borçlar Kanunu’nun 217. maddesi delaletiyle BK’nun 202. maddesidir. Buna göre, “Satıcının tekeffülü altındaki satılanın ayıbı anlaşıldığı zaman alıcı muhayyerdir; dilerse satılanı redde hazır olduğunu beyanla satımın feshedilmesini, dilerse, satılanı alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzil olunmasını dava eder. Hâkim, alıcının satılanı ret davası üzerine hal icabı satımın feshini muhik göstermiyorsa semenin tenzili ile iktifa edebilir. Kıymetinin noksanı satılanın semenine müsavi ise alıcı ancak satımın feshini talep edebilir.” denilmektedir. Açıklandığı üzere, ayıba karşı tekeffül hükümleri uyarınca alıcı, ayıbın anlaşıldığı zaman dilerse fesih hakkını kullanır, dilerse bedel indirimi isteyebilir. Davaya konu dairenin gizli ayıplı olduğu gerek tespit raporu gerekse mahkemece yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporuyla sabit olduğuna göre mahkemece, davacının öncelikli talebi olan fesih isteminin değerlendirilerek hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olduğu…”gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:Dava ayıp nedeniyle taşınmaz satım sözleşmesinden dönme, olmadığı takdirde bedelden indirim yapılması ile maddi ve manevi tazminat isteklerine ilişkindir.Davacı vekili davalının Üsküdar’da bizzat kullandığı zemin kat daireyi 30.06.2010 tarihinde 102.000,00-TL bedel karşılığında müvekkili davacıya sattığını, meskenin 05.08.2010 tarihinde teslim edildiğini, müvekkilinin sözleşme öncesi görüşmeler sırasında davalıya dairede rutubet olup olmadığını sorduğunu, davalının uzun yıllar dairede bizzat oturduğunu, herhangi bir rutubet veya su basma olayının söz konusu olmadığını beyan ve taahhüt ettiğini, ancak ilk yağmurda daire duvarlarının yağmur sularından nem aldığını ve boyalarının kabardığını, müvekkilinin durumu davalıya bildirildiğini ancak davalının yapacak bir şey olmadığını söylediğini, bu durumun Üsküdar l. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/101 D.İş dosyası ile tespit edildiğini, bilirkişinin hasar ve zararın gizli ayıptan kaynaklandığını; onarım bedelinin 25.000,00-TL, giderilme süresinin 2,5 ay olarak belirlendiğini beyanla 30.06.2010 tarihli satış sözleşmesinin feshi ile satış bedelinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkiline iadesine veya tespit dosyasında bilirkişinin belirlediği miktardan az olmamak üzere hakkaniyet ölçüleri dahilinde belirli miktarın satış bedelinden tenziline, maddi ve manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili müvekkilinin taşınmazda teyzesi, eşi ve iki çocuğu ile birlikte 2,5 yıl oturduğunu, bağımsız bölümün 35 yıl önceki inşaat şart ve tekniğine göre inşa edilmiş binanın yarı bodrum kat dairesi olduğunu, dairenin emlak komisyoncusu aracılığıyla satış arz edildiğini, alıcı davacının daireyi üç kez gezdiğini ve kendisinden hiçbir hususun gizlenmediğini, davacının satıştan bir gün önce daireyi boyatarak taşındığını, taşınmazın bodrum kat oluşu, dış duvarlarının toprakla temas etmesi, koruyucu drenaj ve duvar mantolamasının bulunmamasının gizli veya açık ayıp hükmünde değerlendirilemeyeceğini, alıcının bu konumdaki taşınmazı bilerek ve görerek aldığını, davacının yaşadığı sorunun tamamı ile kat mülkiyeti çerçevesinde çözüme kavuşturulacak bir sorun olduğunu, dairenin iç mekânı ile ilgili bir sorun olmadığını, ortak alan sayılan dış duvarların su yalıtımının apartman yönetimi veya kat malikleri kurulunun kararı ile yapılabileceğini, sorumluluğun arsa payına göre olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece dava konusu dairenin çok eski bir binanın bodrum katı olduğu, böyle bir taşınmazın satın alınmasında alıcının binanın nem alabileceğini, sel basabileceğini ülkemiz şartlarında düşünüp öngörmesi gerektiği, davalının davacıyı satın almadan önce yanıltıp kandırdığına ilişkin yeterli kanıtlar sunulmadığı, tanıkların davacının çok yakınları olması nedeniyle beyanlarının yeterli kanıt oluşturmadığı, aksine beyanda bulunan davalı tanıklarının beyanları ile binanın konumu ve satış bedeli nazara alındığında satış işleminde iptali gerektirir bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçe ile bozulmuştur.Mahkemece önceki gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.Direnme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık satışa konu bağımsız bölümün gizli ayıplı olup olmadığı, ayıba karşı tekeffül hükümleri uyarınca davalının zarardan sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre davacının sözleşmeden dönme isteminin değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığa olay tarihinde yürürlükte olan (mülga) 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.Satım sözleşmesi Borçlar Kanununun 182. maddesinde “satım bir akittir ki onunla satıcı satılanın iltizam ettiği semen mukabilinde alıcıya teslim ve mülkiyeti ona nakleylemek borcunu tahammül eder” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı bir aslı edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır.Bu noktada uyuşmazlığın temelinde oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 194. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “ Satıcı alıcıya karşı satılanın zikir ve vaadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir surette tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir. Satıcı , bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan mesuldür.” denilmektedir.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifadeyle bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüştlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır. (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise; malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk başta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıpla, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değil ise ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (DOMANİÇ, H.:Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155;YAVUZ, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107;KARAKAŞ, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankara 2006, s.172). Eğer alıcı iğfal edilmiş yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunu öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 200. maddesine (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 225. maddesine ) göre, alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.
Ayıba ilişkin bu genel açıklamalardan sonra hemen belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da “ayıba karşı tekeffül” denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcıya Borçlar Kanunu’nun 202 ve 203. maddelerinde seçimlik haklar tanınmıştır. Buna göre alıcı sözleşmeden dönebileceği gibi semenin indirilmesini ya da malın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini de isteyebilir. Tüketicinin korunmasına ilişkin düzenlemeler de alıcının malın onarılmasını isteme hakkına sahip olduğu da benimsenmiştir ( 6502 s. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.11/c).Ayıba karşı tekeffüle ilişkin kuralların uygulanabilmesi için satıcının kusurlu olması şart değildir. Gerçekten de Borçlar Kanunu’nun 194 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre satıcı, ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.Alıcı ihbar külfetini yerine getirmişse artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.Somut olaya gelince; davacı, yanlar arasında yapılan taşınmaz satış sözleşmesi konusu bağımsız bölümde sonradan ortaya “gizli ayıplar” çıktığını ileri sürerek öncelikle satış sözleşmesinden döndüğünü bildirmiştir. Dava konusu bağımsız bölümün gizli ayıplı olduğu delil tespiti dosyasına sunulan bilirkişi raporu ve mahkemece yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporuyla sabittir. Davacı da gizli ayıp nedeniyle Borçlar Kanunu’nun 202 inci maddesinden kaynaklanan seçim hakkını sözleşmeden dönme yolunda kullanmıştır. Hal böyle olunca mahkemece, davacının öncelikli talebi olan dönme isteminin değerlendirilerek hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken gizli ayıptan davalının sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
O halde belirtilen bu maddi ve yasal olgular gözetildiğinde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 29.03.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.

Sanık Müdafisinin Vekaletnamesinde HAGB ‘yi Kabul Etmediğine Dair ÖZEL YETKİ Gerekir
Sanık Müdafisinin Vekaletnamesinde HAGB ‘yi Kabul Etmediğine Dair ÖZEL YETKİ GerekirÖzet : “sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanının niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı bir hak ve yetki olması, bu nedenle ancak vekâletnamede bu hususta özel bir yetkinin bulunması hâlinde sanık müdafisi tarafından bu hak ve yetkinin kullanılabilmesi, uyuşmazlık konusu olayda müdafiye verilen vekâletnamede sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etme konusunda yetki bulunmasına rağmen anılan bu kurumun uygulanmasını kabul etmeme konusunda müdafinin yetkilendirilmemesi, şahsa sıkı sıkıya bağlı haklarda hakkın devredilemeyeceğine dair kurala ancak yasal düzenleme ile istisna getirilmesi mümkün olup, CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinde müdafinin değil sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğinin düzenlenmesi ve aynı Kanun’da, duruşmalarda sanığı temsil eden sanık müdafisinin sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğine dair beyanda bulunabileceğine ilişkin bir usul kuralının yer almaması karşısında, müdafinin, sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanda bulunamayacağı ve söz konusu beyanın bizzat sanık ya da bu konuda açıkça yetkilendirilen müdafi tarafından verilebileceği sonucuna ulaşılmalıdır.”
YargıtayCeza Genel Kurulu
Esas : 2015/225Karar : 2019/616Karar Tarihi : 22.10.2019
“İçtihat Metni”
Mahkemesi : Asliye CezaSayısı : 722-999 Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık …’nin TCK’nın 85/1, 62, 50/4 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 12.100 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.12.2012 tarihli ve 722-999 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 09.07.2014 tarih ve 23236-16921 sayı ile;“Her ne kadar 6008 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik ile CMK’nın 231/6. fıkrasına eklenen cümle dikkate alınarak, mahkemece, sanığa, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep edip etmediği sorulmamış ise de, sanığın adli sicil belgesine göre, hakkında daha önce verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı mevcut olduğundan, tebliğnamede bu yönde bozma öneren görüşe iştirak edilmemiştir.” açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 15.11.2014 tarih ve 46701 sayı ile;“…28.06.2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle TCK’nın 72. maddesiyle CMK’nın 231/5. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesinden sonra gelmek üzere ‘Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.’ hükmü eklenmiştir.Anılan değişikliğin 6545 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlarda uygulanacağında kuşku bulunmamaktadır.Ancak, söz konusu hükmün 11.04.2010 tarihinde işlenen suç nedeniyle görülen kamu davasına konu somut olayda uygulama imkanı bulunmamaktadır. Bu itibarla sanığın hukuki durumunun, söz konusu kanunun yürürlük tarihinden önceki hâli ile 6008 sayılı Kanunla değişik CMK’nın 231/6. maddesindeki koşullar çerçevesinde değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.Bu husus nazara alınarak yapılan değerlendirmede ise; sanığın adli sicil kaydında görünen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın bir mahkûmiyet hükmü olmaması ve onun doğuracağı hukuki sonuçlara haiz bulunmadığı cihetle CMK’nın 231/6. maddesinde düzenlenen ‘Kasıtlı suçtan mahkum olmama’ kapsamında değerlendiremeyeceği ve bu suretle CMK’nın 31/5. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında bir kriter olarak kullanılamayacağı görülmektedir. Yerel Mahkemece yapılması gereken sanıktan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hakkında tatbikini kabul edip etmediğini sorup, kabul etmesi hâlinde CMK’nın 231/6. maddesinde sayılan koşulları karar yerinde yöntemine uygun şekilde tartıştıktan sonra sonucuna göre bir karar vermektir.Ancak sanık müdafisi müvekkili hakkındaki lehe hükümlerin tatbikini de talep ettiği hâlde, Yerel Mahkemece sanıktan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun tatbikini talep etmediği sorulmamış ve hüküm fıkrasında da ‘Sanık … müdafisinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediği’ şeklindeki dosya kapsamına uygun düşmeyen ve yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu uygulama dışı bırakmıştır.Hükmün temyizi üzerine Yüksek 12. Ceza Dairesince yapılan inceleme sonucu verilen 09.07.2014 tarihli ilamda; Yerel Mahkemece sanıktan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep edip etmediğini sorulmaması şeklindeki hukuka aykırılık tespit olunmuş, ancak sanığın adli sicil kaydından anlaşılan hakkında daha önceden verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı mevcut olduğundan bahisle tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiş, neticeten anılan hukuka aykırılığı bozma nedeni olarak görülmemiştir.Ancak yukarıda arz ve izah olunduğu şekilde, 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesinin yürürlük tarihinden önceki dönemde işlenen suç ile ilgili olarak, sanık hakkında evvelce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kamu davasına konu olayla ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına usulen ve hukuken bir engel teşkil etmemekte ve bu itibarla suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunla getirilen değişikliğin sanık aleyhine yorumlanmasında hukuka uygunluk bulunmadığı değerlendirilmektedir.Yine diğer yandan, kamu davasına konu suç, sanığın adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın denetim süresinde işlenmediği gibi işlenen suçun taksirli bir suç olması nedeniyle anılan kanun değişikliğinin ‘Denetim süresinde kasıtlı suç işlenmesi’ koşulunun da dışında kalmaktadır. Bu itibarla öncelikle kanunun yürürlük tarihi itibariyle, sonrasında da kanunun kapsamı itibariyle 6545 sayılı Kanunla değişik CMK’nın 231/8. maddesinin sanık hakkında tatbiki imkanı bulunmamaktadır.Anılan bu nedenlerle, Yüksek 12. Ceza Dairesince, Yerel Mahkemece kurulan hükme ilişkin olarak ‘6008 sayılı Kanunla değişik CMK’nın 231/6. maddesi gereğince sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep edip etmediği sorulup, CMK’nın 231/6. maddesinde sayılan koşulların yöntemine uygun şekilde karar yerinde tartışılıp irdelenmesinden sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, sanık … müdafisinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediği şeklindeki isabetsiz gerekçeyle karar verildiğinden bahisle hükmün bozulması gerektiği,” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince, 10.12.2014 tarih ve 21016-25229 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık … hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar itiraz merciince itirazın reddine karar verilmek suretiyle, sanık … hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar itiraz edilmeksizin, sanık … hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen beraat kararı ise temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;1- Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, sanığın adli sicil kaydında bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, yargılamaya konu suç tarihi itibarıyla sanık hakkında yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel olup olmadığı,2- Sanık müdafisinin, 23.01.2012 tarihli vekâletnameyle “CMK gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve ertelenmesini talep etmeye” ilişkin olarak yetkilendirilmesine karşın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeyeceğine dair bir yetkisinin bulunmaması hâlinde, sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanda bulunup bulunamayacağı,Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.İncelenen dosya kapsamından;Sanık hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan TCK’nın 85/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,Sanığın, 23.01.2012 tarihli vekâletnameyle kendisine Av. …’i müdafi olarak tayin ettiği, söz konusu vekâletnamede adı geçen müdafinin sanık adına “CMK gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve ertelenmesini talep etmeye” ilişkin olarak yetkilendirildiği ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeyeceğine dair bir yetkisinin bulunmadığı,Yerel Mahkemece, sanığın katılmadığı 13.11.2012 tarihli oturum ile hükmün açıklandığı 18.12.2012 tarihli son oturumda sanık müdafisine CMK’nın 231. maddesine 22.07.2010 kabul tarihli 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile eklenen “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” düzenlemesi uyarınca; sanığın yargılandığı suçtan dolayı mahkûmiyet hükmü kurulduğu takdirde hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmünün uygulanmasını talep edip etmediğinin sorulduğu, sanık müdafisinin her iki oturumda da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının uygulanmasını kabul etmediklerini beyan ettiği, yargılamanın sonunda “Sanık … müdafi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediğinden CMK 231/6-son maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığı” biçimindeki açıklamayla sanık hakkında CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği,Dosya içerisinde bulunan adli sicil ve arşiv kaydına göre; sanık hakkında Gölcük Sulh Ceza Mahkemesince tehdit suçundan verilen 3.000 TL adli para cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve bu kararın 12.12.2011 tarihinde kesinleştiği,Anlaşılmaktadır.Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuyla ilgili temel bazı bilgilerin verilmesi ile kurumun uygulanma şartları üzerinde durulması gerekmektedir.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralarıyla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 25.07.2010 tarihli ve 27650 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 22.07.2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez” cümlesi, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiştir.5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;1) Suça ilişkin olarak;a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,2) Sanığa ilişkin olarak;a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıklandığı gibi; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Görüldüğü gibi, maddi ceza hukukuna ilişkin doğurduğu sonuçlar sebebiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun bu boyutu yönüyle kıyas yoluna gidilmesi mümkün değildir.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK’nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusu bakımından “Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması” şartının nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği ile sanık müdafisinin sanık adına bu yönde bir beyanda bulunup bulunamayacağı hususunun ayrıca ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hâkim tarafından her olayda resen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime imkân verecek biçimde kararda gösterilmelidir.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için; objektif koşulların gerçekleşmesi ile birlikte “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmasına” ilişkin takdire dayanan subjektif koşulunda gerçekleşmesi gerekmektedir.6008 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinin sonuna “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” cümlesi eklenmiş olup, Kanun koyucu bu değişikliğin gerekçesini “…Uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesiyle yargı yoluna müracaat hâlinde beraat edeceğini düşünen sanığın bu hakkı elinden alınmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları itiraza tabi olup; uygulamada itiraz mercii kararları şeklen incelemektedir. Her iki durumda da sanığın suçsuzluğunu ispat amacıyla kararı temyiz incelemesine götürmesi mümkün değildir. Bu sebeple sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı olduğunu beyan etme ve dolayısıyla temyiz mahkemesinde beraat etme hakkının elinden alınmaması düşüncesiyle anılan hükmü ihdas eden madde eklenmiştir.” şeklinde açıklamıştır. Bu bağlamda, suça ve sanığa ilişkin diğer şartlar gerçekleşmiş olsa dahi sanığın kabul etmediğine dair beyanının olması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecektir.5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (c) bendinin son cümlesinde “Sanığın kabul etmemesi” ibaresine yer verildiğinden, madde metnindeki cümlenin lafzından kanun koyucunun “olumsuz bir şart” getirdiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasını değil uygulanmamasını şarta bağladığı, açıkça reddetmediği durumlarda sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini kabul edip etmediği hususunda susması veya açıkça reddettiğine dair bir cevap vermemesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecektir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.12.2010 tarihli ve 234-252 sayılı kararında sanığın, açıkça kabul etmeme yönünde irade beyan etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği ifade edilmiştir.Bu kapsamda; öncelikle hazır bulunan sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun anlam ve sonuçları hakkında bilgilendirilmesi, bu husustaki iradesinin belirlenmesi bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini isteyip istemediğinin sanıktan sorulması ve kabul edip etmediğine ilişkin yapılan açıklamanın duruşma tutanağına geçirilmesi gerekli olup açıkça hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini kabul etmediğine dair beyanda bulunmayan sanık hakkında, diğer şartların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi mümkündür.Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanı niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı bir hak ve yetkidir. Şahsa sıkı surette bağlı haklar kanunda tek tek sayılmamakla birlikte genel olarak öğretide, kişinin sadece kendisinin kullanabileceği, başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklar olarak açıklanmaktadır. Evlenme, nişanlanma, nişanı bozma, evlat edinilmeye razı olma ve şikâyetten vazgeçme gibi bu tür haklar insanın kişiliğini yakından ilgilendirdiğinden, bunların kullanılmasına karar verme yetkisi başkasına bırakılmamıştır. Ancak, Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre, vekil aracılığıyla kullanılabilen şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar ancak vekâletnamede bu hususta özel bir yetkinin bulunması hâlinde vekil tarafından kullanılabilir. Bu hakların vekil aracılığı ile kullanıldığı hâllerde ya bu hususta avukata verilmiş özel bir yetki bulunmalı ya da bu yetki bulunmaksızın avukat tarafından gerçekleştirilen işleme hak sahibi sonradan izin vermelidir.Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediği yönündeki beyan hakkı tıpkı ifade ve sorgu gibi şahsi bir haktır ve sanık tarafından kullanılmalıdır. Sanık müdafisi nasıl ki temsilcisi olduğundan bahisle sanığın yerine sorgulanamaz ise sanığın yerine hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanda da bulunamaz. CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinin “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” şeklindeki düzenleme ve aynı Kanun’da, duruşmalarda sanığı temsil eden sanık müdafisinin sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğine dair beyanda bulunabileceğine ilişkin bir usul kuralının yer almaması, kanun koyucunun hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeme yetkisini münhasıran sanığa vermesinin bilinçli bir tercih olduğunu göstermektedir. CMK’nın 226/4. maddesinde ek savunma hakkına ilişkin olarak müdafisinin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanacağını kabul eden kanun koyucu, sanık müdafisin de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanda bulunabileceğine ilişkin olarak benzer bir düzenleme yapma imkanına sahipken bu yola başvurmamak suretiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının kabul etmeme hakkının sanığa ait olduğunu belirtmiştir.Ceza muhakemesi hukukunda kural olarak kıyas yapılabilmesi mümkün ise de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin bir sonucu olarak hak ve özgürlükleri sınırlayıcı hükümler ile yalnızca belli kişi veya durumlar için öngörülen istisnai nitelikteki hükümlerin uygulanmasında kıyas veya kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorum yapılamaz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeme de yalnızca sanığa tanınan şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardan olup vekâletnamede buna ilişkin özel yetki bulunmadığı sürece söz konusu hakkın kullanılması müdafiye devredilemez. Zira şahsa sıkı sıkıya bağlı haklarda hakkın devredilemeyeceğine dair kurala ancak yasal düzenleme ile istisna getirilmesi mümkündür.Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan hakkında kamu davası açılan sanığın, 23.01.2012 tarihli vekâletnameyle kendisine Av. …’i müdafi olarak tayin ettiği, söz konusu vekâletnamede adı geçen müdafinin “CMK gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve ertelenmesini talep etmeye” ilişkin olarak yetkilendirildiği, ancak müdafinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeme konusunda bir yetkisinin bulunmadığı, Yerel Mahkemece, sanığın katılmadığı 13.11.2012 tarihli oturumda ve hükmün açıklandığı 18.12.2012 tarihli son oturumda sanık müdafisine sanığın yargılandığı suçtan dolayı mahkûmiyet hükmü kurulduğu takdirde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasını talep edip etmediğinin sorulduğu, sanık müdafisinin her iki oturumda da anılan kurumun uygulanmasını kabul etmediklerini belirtmesi üzerine, yargılamanın sonunda “Sanık … müdafi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediğinden CMK 231/6-son maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığı” gerekçesiyle sanık hakkında CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmış olup,Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suçtan mahkûm olması nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle sanığın adli sicilinde bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kaydın, inceleme konusu dosyada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yasal engel oluşturmayacağı kabul edilmelidir.Diğer taraftan, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanının niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı bir hak ve yetki olması, bu nedenle ancak vekâletnamede bu hususta özel bir yetkinin bulunması hâlinde sanık müdafisi tarafından bu hak ve yetkinin kullanılabilmesi, uyuşmazlık konusu olayda müdafiye verilen vekâletnamede sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etme konusunda yetki bulunmasına rağmen anılan bu kurumun uygulanmasını kabul etmeme konusunda müdafinin yetkilendirilmemesi, şahsa sıkı sıkıya bağlı haklarda hakkın devredilemeyeceğine dair kurala ancak yasal düzenleme ile istisna getirilmesi mümkün olup, CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinde müdafinin değil sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğinin düzenlenmesi ve aynı Kanun’da, duruşmalarda sanığı temsil eden sanık müdafisinin sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğine dair beyanda bulunabileceğine ilişkin bir usul kuralının yer almaması karşısında, müdafinin, sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanda bulunamayacağı ve söz konusu beyanın bizzat sanık ya da bu konuda açıkça yetkilendirilen müdafi tarafından verilebileceği sonucuna ulaşılmalıdır.Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık bakımından bakımından KABULÜNE,2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 09.07.2014 tarihli ve 23236-16921 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,3- Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.12.2012 tarihli ve 722-999 sayılı hükmünün; denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suçtan mahkûm olması nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle sanığın adli sicilinde bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kaydın, inceleme konusu dosyada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yasal engel oluşturmadığı ve 23.01.2012 tarihli vekâletnameyle “CMK gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve ertelenmesini talep etmeye” ilişkin olarak yetkilendirilmesine karşın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeyeceğine dair bir yetkisi bulunmayan sanık müdafisinin sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanda bulunamayacağı, söz konusu beyanın bizzat sanık ya da bu konuda açıkça yetkilendirilen müdafi tarafından verilebileceğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.10.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Sanığın Kendisine Ait Danayı Ormanda Başıboş Bırakması Sonucu Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden Olması
Sanığın Kendisine Ait Danayı Ormanda Başıboş Bırakması Sonucu Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden OlmasıYargıtay9. Ceza Dairesi
Esas : 2008/1245Karar : 2008/7347Karar Tarihi : 4.6.2008
• HAYVANIN SERBEST BIRAKILMASI ( Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden Olduğu – Eylemin Taksirle Öldürme Suçu Kapsamında Değerlendirilerek Yargılamanın Yetkili Asliye Ceza Mahkemesince Yapılacağı )• TAKSİRLE ÖLDÜRME ( Sanığın Kendisine Ait Danayı Ormanda Başıboş Bırakması Sonucu Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden Olduğu Olayda Yargılamanın Asliye Ceza Mahkemesince Yapılacağı )• GÖREV ( Tehlike Yaratacak Hayvanı Serbest Bırakmak – Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden Olduğu Olayda Eylemin Taksirle Öldürme Suçu Kapsamında Değerlendirilip Yargılamanın Asliye Ceza Mahkemesince Yapılacağı )5237/m.22, 85, 177
ÖZET : Sanığın kendisine ait danayı ormanda başıboş bırakması sonucu hayvanın olay günü müteveffaya vurarak ölümüne neden olduğu olayda, eylemin taksirle öldürme suçu kapsamında değerlendirilerek yargılamanın yetkili asliye ceza mahkemesince yapılması gerekir.
DAVA : Tehlike yaratacak hayvanı serbest bırakmak suçundan sanık Hüseyinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 177, 62/1. maddeleri uyarınca 100.00 Yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair, ( Havran Sulh Ceza Mahkemesi )’nin 09.04.2007 tarihli ve 2005/170 esas, 2007/81 sayılı kararı ile ilgili olarak;Sanığın kendisine ait danayı ormanda başıboş bırakması sonucunda, hayvanın olay günü müteveffaya vurarak ölümüne neden olduğu, sanığın bu sebeple bakımı ve gözetimi altında bulunan hayvanın muhafazasında ihmal gösterdiği, böylece üzerine atılı suçu sübut bulduğundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 177. maddesinden cezalandırılmasına karar verildiği,Ancak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 177. maddesinin gerekçesinde; “Suç, kişinin gözetimi altında bulunan hayvanın başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakması ile ya da bunların kontrol altına alınmasında ihmal göstermesi ile tamamlanır. Gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişinin, bu fiillerinden dolayı bir zarar meydana gelirse; fiilin sebebiyet verdiği netice açısından kast veya taksirine göre cezalandırılacaktır.” şeklinde ifade edildiği anlaşılmakla,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 177. maddesinin, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki karşılığının 563. maddesi olmasına göre, tanımlanan suçun tehlike suçu olduğu belirtilmesi karşısında, ilgili maddede, bu gibi hayvanların bir zarar meydana getirmesi şartı aranmadığı, bu itibarla bir zarar meydana gelmesi durumunda, eylemin vasıf değiştireceği,Sanığın söz konusu eyleminin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 177. maddesinde tanımı yapılan suçu aşarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde tanımlanan taksirle öldürme suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu halde Havran Sulh Ceza Mahkemesi’nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85 ve 22. maddeleri uyarınca taksirle öldürme suçundan yargılaması yapılmak üzere görevsizlik kararı vererek dosyanın Havran Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı’nın 03.10.2007 gün ve 50087 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen Yargıtay C.Başsavcılığı’nın 31.10.2007 gün ve 2007/219751 sayılı tebliğnamesi ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla dosya incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR VE SONUÇ : Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği, incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Havran Sulh Ceza Mahkemesi’nin 09.04.2007 tarih ve 2005/170 E., 2007/81 K. sayılı kararının CMUK’nın 309. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), müüteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay C.Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 04.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

SANIĞIN KAÇMASI VE SABIKASI CEZALANDIRMAK İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR
SANIĞIN KAÇMASI VE SABIKASI CEZALANDIRMAK İÇİN YETERLİ DEĞİLDİRGaziantepBölge Adliye Mahkemesi5. Ceza Dairesi
Esas : 2016/1Karar : 2016/2Karar Tarihi : 21.9.2016
• UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMAK (Sanıkda Ele Geçirilen Miktarın Bir Kişinin Yıllık Kullanım Sınırları Dahilinde Az Olduğu – Geçmiş Sabıkasının Ticari Amaçla Hareket Ettiğinin Delili Sayılamayacağı/Kaçmasının ve Suçlamayı Kabul Etmemesinin Eylemini Değil İkrarda Bulunmamasını Cezalandırmak Anlamında Bir Uygulamaya Yol Açabileceği)• SABIKANIN YENİ OLAYDA DELİL SAYILAMAYACAĞI (Uyuşturucu Madde Ticareti Yapmak – Sanığın Kaçmasının ve Suçlamayı Kabul Etmemesinin Eylemini Değil İkrarda Bulunmamasını Cezalandırmak Anlamında Bir Uygulamaya Yol Açabileceği/Sanıkda Ele Geçirilen Miktarın Bir Kişinin Yıllık Kullanım Sınırları Dahilinde Az Olduğu/Mahkumiyete Yeter Kesin ve İnandırıcı Delil Olmadığı)
• KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMA (Sanıkda Ele Geçirilen Miktarın Bir Kişinin Yıllık Kullanım Sınırları Dahilinde Az Olduğu – Kaçmasının ve Suçlamayı Kabul Etmemesinin Eylemini Değil İkrarda Bulunmamasını Cezalandırmak Anlamında Bir Uygulamaya Yol Açabileceği/Geçmiş Sabıkasının Ticari Amaçla Hareket Ettiğinin Delili Sayılamayacağı)5237/m.188/3, 4-b
ÖZET : Sanıktan ele geçirilen uyuşturucu maddenin miktarı, bir kişinin yıllık kullanım sınırları dahilinde azdır. Sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair, fiziki ve teknik bir takip olmadığı gibi ayrıca uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair fiili bir durum tespiti de yoktur. Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenmiş rapordan idrarında cannabinoid ve anfetamin bulunduğu saptandığı için hakkında ayrıca kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan soruşturma yürütülen sanığın, geçmiş sabıkasının somut olayda da ticari amaçla hareket ettiğinin delili sayılamaz.
Tüm cezalardan kurtulmak amacıyla kaçmasının ve suçlamayı kabul etmemesinin asıl eylemini değil, ikrarda bulunmamasını cezalandırmak anlamında bir uygulamaya yol açabileceği tüm dosya kapsamından tespit edilmiş olmakla, sanığın eyleminin esasen kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçunu oluşturduğu, ancak soruşturma aşamasında olay günü sanığın idrarında tespit edilen uyuşturucu madde nedeniyle sanık hakkında kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan dolayı dosyanın tefrik edilip bu suçtan dolayı ayrı bir soruşturmanın sanık hakkında yapılmış olduğu da nazara alınarak, sanık hakkında atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu işlediğine ve savunmasının aksini ispatlar her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeter, kesin ve inandırıcı delil olmadığından sanığın yüklenen suçu işlediğinin sabit olmaması sebebiyle beraatına karar verilmesi gerekir.
DAVA VE KARAR : Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen hükme karşı sanık müdafii tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dairemizce yapılan açık yargılama sonucunda;
İDDİA : Elazığ C.Başsavcılığı’nın 23.06.2016 tarihli 2016/8906 soruşturma 2016/2913 Esas sayılı iddianamesiyle sanık E. H. hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan TCK’nun 188/3., 188/4-b., 63., 53., 54., 58. maddeleri gereğince cezalandırılması için Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne kamu davası açılmıştır.
Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi Hükmü: Sanık E.H.’in üzerine atılı bulunan uyuşturucu madde ticareti suçu sabit görülerek eylemine uyan 6545 sayılı yasa ile değişik TCK’nun 188/3., 188/4-b., 62., 52/2., 53/1., 58/6., 63., 54., maddelerinin uygulanması suretiyle 12 yıl 6 ay hapis ve 1.500 TL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, verilen adli para cezasının 15 eşit taksitte ödenmesine, TCK’nun 53. maddesi uyarınca hak mahrumiyetine, suça konu uyuşturucu maddenin müsaderesine, karar verilmiştir.
SAVUNMA : Sanığın soruşturma aşamasında kollukta ve sorguda alınan savunmalarında mahkemedeki savunmalarını teyit eder nitelikte beyanda bulunmuştur.
İlk derece mahkemesinde alınan savunmasında: “Ben cezaevinde yattım, tahliye oldum, 50 TL. karşılığında bir satıcıdan bunu 3 fişek olarak aldım, Polisler beni gördüler, silah çekip bine gazı sıktılar, bende kaçmak zorunda kaldım. Ben tahliye olduktan 3 gün sonra bu uyuşturucu maddeyi aldım. Ben 3 günde 200 TL para kazandım. Sonra abimin arkadaşından da 50 TL. para aldım. Ben içiciyim, pişmanım tedavi görmek istiyorum.” şeklinde savunmada bulunmuştur.
DELİLLER : İddia, sanım savunması, tutanak mümzii O. A.’ın beyanı, 12.06.2016 tarihli olay yakalama muhafaza altına alma teslim tutanağı, 2016/1521, 2016/1675 sayılı emanet eşya makbuzları, Elazığ Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü Parmak İzi Geliştirme Laboratuarı Büro Amirliği’nin 20.06.2016 tarih 2016/467 sayılı ekspertiz raporu, Elazığ Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü Kimlik Tespit Büro Amirliği’nin 23/06/2016 tarih 2016/561 sayılı ekspertiz raporu, kolluk güçleri tarafından tutulan 12/06/2016 tarihli tutanak, Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığı’nın 30/06/2016 tarih 2016/1558/1089/323 sayılı suça konu uyuşturucu maddeye ait rapor, üst arama tutanağı, Sanığa ait doktor raporu, ön inceleme ve tartı tutanağı, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDA MÜTALAA : Sanık hakkında her ne kadar uyuşturucu ticareti yapmak suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş ise de, tüm dosya kapsamından ve ele geçirilen uyuşturucu madde miktarından eylem satışa yönelik olmayıp, kullanmaya yönelik olduğunun kabulünün gerektiği, bu suretle sanığın üzerine atılı uyuşturucu ticareti suçunu işlemediği anlaşıldığından, atılı suçtan beraatına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Olay günü Elazığ Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin Kazım Karabekir Lisesi bahçesi içerisinde yaptıkları kontrolde sanığın polisleri görmesi üzerine kaçmaya başladığı, sanığın kaçmaya devam etmesi üzerine Sanayi Mah. Mevlana caddesi üzerinde cebinden çıkardığı beyaz kâğıda sarılı vaziyette bir şeyler yere attığının görüldüğü, sanığın yakalandığı ve üzerinde yapılan aramada eşofman sağ cebinde beyaz çizgili defter kâğıdına sarılı suça konu esrar maddesinin ele geçirildiği, sanığın kaçmış olduğu güzergâhta yapılan aramada beyaz defter kağıdına sarılı 2 adet fişek tabir edilen esrar maddesi ele geçirildiğinden bahisle sanık E.H. hakkında atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan cezalandırılması için Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne kamu davası açıldığı, Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu sanığın uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan TCK’nun 188/3., 188/4-b., 62., 52/2., 53., 63. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; sanık tüm aşamalarında alınan savunma ve beyanlarında uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, ele geçen uyuşturucu maddeyi kullanmak için bulundurduğunu beyan etmiştir. Sanıktan ele geçirilen uyuşturucu maddenin miktarı, bir kişinin yıllık kullanım sınırları dahilinde az olması, sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair, fiziki ve teknik bir takibin olmaması, ayrıca uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair fiili bir durum tespitinin de olmaması, aşamalardaki savunmalarında; kullanım sınırları içinde kalan miktardaki esrarı içmek için satın aldığını ifade eden ve bu savunmasını doğrular nitelikte dosyada mevcut Malatya Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenmiş 12.06.2016 tarihli rapordan idrarında cannabinoid ve anfetamin bulunduğu saptandığı için hakkında ayrıca kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan soruşturma yürütülen sanığın, geçmiş sabıkasının somut olayda da ticari amaçla hareket ettiğinin delili sayılamayacağı, savunmasının aksine, ele geçirilen üç parçadan ibaret net 2 gram 260 miligram esrarı kullanma dışında bir amaçla bulundurduğuna ilişkin kuşku sınırlarını aşacak derecede yeterli delil bulunmadığı, tüm cezalardan kurtulmak amacıyla kaçmasının ve suçlamayı kabul etmemesinin asıl eylemini değil, ikrarda bulunmamasını cezalandırmak anlamında bir uygulamaya yol açabileceği tüm dosya kapsamından tespit edilmiş olmakla, sanığın eyleminin esasen kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçunu oluşturduğu, ancak soruşturma aşamasında olay günü sanığın idrarında tespit edilen uyuşturucu madde nedeniyle sanık hakkında kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan dolayı dosyanın tefrik edilip bu suçtan dolayı ayrı bir soruşturmanın sanık hakkında yapılmış olduğu da nazara alınarak, sanık hakkında atılı suçtan açılan kamu davasında sanığın üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu işlediğine ve savunmasının aksini ispatlar her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeter, kesin ve inandırıcı delil olmadığından sanığın yüklenen suçu işlediğinin sabit olmaması sebebiyle beraatına ve Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/280-332 karar sayılı 11.08.2016 tarihli sanığın uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan mahkumiyetine dair usul ve yasaya aykırı olan kararının tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
SONUÇ : Açıklanan gerekçelerle;
A-) Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/280 Esas 2016/332 Karar sayılı 11.08.2016 tarihli, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan verilen mahkumiyet kararının tüm sonuçlarıyla ORTADAN KALDIRILMASINA,
B-) 1-) Sanık hakkında atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan açılan kamu davasının, sanığın yüklenen suçu işlediğinin sabit olmaması sebebiyle CMK 223/2-e maddesi gereğince sanığın BERAATINA,
2-) Elazığ Adli Emaneti’nin 2016/1521 sırasında kayıtlı bulunan sanıktan elde edilen uyuşturucu madde ve materyalleri ile Malatya Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğü’nde bulunan şahit numunenin bizzati suç teşkil etmesi nedeniyle TCK’nun 54. maddesi gereğince MÜSADERESİNE, karar kesinleştiğinde kararın bir suretinin Malatya Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğü’ne gönderilmesine, aynı emanette kayıtlı bulunan sanıktan elde edilen paraların, suçtan elde edildiği kesin delille sabit olmadığından sanığa iadesine,
3-) Elazığ Adli Emaneti’nin 2016/1675 sırasında kayıtlı bulunan 3 adet beyaz renkli çizgili kağıt parçasının karar kesinleştiğinde imhasına,
4-) Yapılan yargılama giderlerinin kamu üzerine bırakılmasına,
Dair iddia makamının ifadesine uygun, sanık müdafiinin yüzüne karşı, Cumhuriyet Savcısının huzurunda CMK’nun 33. maddesine uygun olarak verilen karar duruşma zaptına geçen hüküm fırkası okundu, gerekçesi ana hatlarıyla anlatıldı, bu karara karşı sanık müdafiinin tefhimden itibaren 7 gün içerisinde mahkememize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere katibe beyanda bulunmak suretiyle CMK’nun 272, 273. maddelerinde belirtilen temyiz yoluna başvurulabileceğine dair, 21.09.2016 tarihinde oybirliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.

SADECE ÖZGÜRLÜĞÜ BAĞLAYICI CEZALARIN MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİNE GÖRE ÇEKTİRİLMESİNİN MÜMKÜN OLDUĞU, ADLİ PARA CEZALARINA KARŞI BİR DÜZENLEME OLMADIĞI
SADECE ÖZGÜRLÜĞÜ BAĞLAYICI CEZALARIN MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİNE GÖRE ÇEKTİRİLMESİNİN MÜMKÜN OLDUĞU, ADLİ PARA CEZALARINA KARŞI BİR DÜZENLEME OLMADIĞIYargıtay3. Ceza Dairesi
Esas : 2017/3550Karar : 2017/6989Karar Tarihi : 24.05.2017
Kasten yaralama suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 2.000,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, anılan Kanun’un 58. maddesi uyarınca cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göreçektirilmesine dair Nizip 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve 2015/787 esas, 2016/795 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı’nın 09.04.2017 tarih ve 2017/3033 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 18.04.2017 tarih ve 2017/23912 sayılı tebliğ namesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.Mezkur ihbarnamede;Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 22/03/2007 tarihli ve 2006/10559 esas, 2007/4396 sayılı ilamında da belirtildiği gibi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 58, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106 ve 108. maddeleri birliktedeğerlendirildiğinde, sadece özgürlüğü bağlayıcı cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesinin mümkün olduğu, adli para cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine imkan sağlayan bir düzenlemeye yer verilmemesi karşısında, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.Gereği görüşülüp düşünüldü:Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Nizip 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve 2015/787 esas, 2016/795 sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nin 309/4.maddesinin (d) bendi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, hüküm fıkrasından TCK’nin 58. maddesi gereğince tekerrür uygulanmasına ilişkin parağrafın çıkartılmasına, infazın bu şekilde yapılmasına; dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ İNE; 24.05.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Hafta Tatili ( Pazar Çalışması ) Çalışmasının 7.5 Saati Aşması Halinde İşçiye Ödenecek Ücret
ÖZET :
Fazla mesai ile hafta tatili birlikte istendiğinden haftalık 45 saati aşan fazla mesainin 6 gün üzerinden hesaplanması halinde hafta tatilinde 7.5 saati aşan miktarında fazla mesai hesabına eklenmesi gerekir.
9. Hukuk Dairesi
Esas : 2015/20613 Karar : 2018/13468
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARIDavacı İsteminin Özeti : Davacı vekili müvekkilinin, demirci ustası olarak aylık davalı işyerinde çalıştığını, iş aktinin işveren tarafından haksız ve bildirimsiz feshedildiğini beyanla kıdem ve ihbar tazminatı, ücret, fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram-genel tatil, yıllık ücretli izin ve asgari geçim indirimi alacaklarının davalı işverenden tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili davacının tazminat talep ettiği bazı tarihler arasında müvekkili şirketin çalışanı olmadığını, Eril İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile EGF İnşaat Mühendislik ve Ticaret A.Ş’nin sigortalı işçisi olduğunu, müvekkili firmanın işçisi olmadığı dönem için müvekkili firmaya davanın açılmış olmasının davacının kötüniyeli olduğunu gösterdiğini, davacı ile belirli süreli iş sözleşmesi yapıldığını, süre sonunda sözleşmenin sona erdiğini, kaldı ki çalışma süresi 1 yılı doldurmadığından kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamadığını, eğer mevcut ise fazla mesai, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram – genel tatil ve asgari geçim indirimi ücretlerinin kendisine ödendiğini, müvekkili firmanın işçisi olarak çalışmadığı dönemler içinde bu alacak kalemlerini almış olması sebebiyle müvekkilini ibra ettiğini, davalı işyerindeki çalışma dönemi içinde çalışma saatlerinin hizmet sözleşmesi ile belirlendiğini, gerekli olması halinde fazla mesai yapıldığını ve karşılığının ödendiğini, tüm hak ve alacaklarını aldığını, savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Yerel Mahkeme Kararının Özeti : Mahkemece toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz : Kararı davacı ve davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe :
- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
- Fazla mesai ücretinin hesabı uyuşmazlık konusudur.
Fazla mesai ile hafta tatili birlikte istendiğinden haftalık 45 saati aşan fazla mesainin 6 gün üzerinden hesaplanması halinde hafta tatilinde 7.5 saati aşan miktarında fazla mesai hesabına eklenmesi gerekir.
Somut uyuşmazlıkta davacı haftanın 7 günü, ara dinlenme düşüldüğünde 9 saatten 63 saat çalışmaktadır. Hafta tatili 7.5 saat mahsup edildiğinde davacı 55,5 saat mesai yapmaktadır. 45 saat mahsup edildiğinde davacının haftalık fazla mesaisi 10.5 saattir. Mahkemece 10.5 saat üzerinden fazla mesai hesaplanması gerekirken fazla mesainin 9 saat üzerinden hüküm altına alınması hatalıdır.
Sonuç : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 21.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasında Nelere Dikkat Edilir ?
Güvenlik soruşturması hakkındaki bu soruya Adalet Bakanlığına sözleşmeli zabıt katibi alımında yaşanan bir olayda, Danıştay 10. Dairesi nelere bakılacağıyla ilgili olarak önemli bir karar vermiştir.Sınavı kazanan sözleşmeli bir zabıt katibi, daha önce hakkında HAGB verilen 2 aylık bir hapis cezasından dolayı, arşiv araştırması olumsuz çıkmış ve ataması yapılmamıştır.
Danıştay 10. Dairesinin dosya üzerindeki incelemesine göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hakim, askeri hakim, Cumhuriyet Başsavcılığı veya askeri savcılık tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedilebilen bir veridir. Bu veriye bağlı olarak arşiv araştırmasının olumsuz çıkması hukuka aykırı bulunmuş ve işlem iptal edilmiştir.
Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasında Nelere Dikkat Edilir ?
Danıştay kararı göre arşiv araştırmacı yapılacak konular şu şekildedir:
- Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığı,
- Kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği,
- Adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının,
mevcut kayıtlardan araştırılması.
Danıştay kararı göre soruşturması yapılacak konular şu şekildedir:
- Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığı,
- Kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği,
- Adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığı,
- Yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup bulunmadığı,
- Ahlaki durumu,
- Yabancılar ile ilgisinin ve sır saklama yeteneğinin,
- Mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve değerlendirilmesi.
Kararda ve mevzuatta yer alan hükümlere göre arşiv araştırmasında mevcut kayıtlardan araştırma yapılması yeterli iken soruşturmasında kişinin ikametgahı çevresinden de araştırma yapılır.
İŞTE DANIŞTAY KARARI
Danıştay 12. Daire Esas : 2015/3186 Karar : 2015/5513 Karar Tarihi : 22/10/2015 sayılı kararı
Özet : 2802 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesi ile Adalet Bakanlığı Memur, Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği hükümleri uyarınca zabıt katipleri hakkında sadece arşiv araştırması yapılacağı, arşiv araştırmasının kapsamının ise anılan Yönetmelikte tanımlandığı, bu doğrultuda hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması karşısında, sözleşmeli zabıt katipliği sınavında başarılı olan davacının arşiv araştırmasının başarısız olduğundan söz edilemeyeceği hakkında.
İstemin Özeti: Ankara 13. İdare Mahkemesince verilen 20/01/2015 tarihli ve E:2014/719; K:2015/85 sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi : Davacı hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması karşısında, sözleşmeli zabıt katipliği sınavında başarılı olan davacının 2802 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesi ile Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin 6/19. maddesi uyarınca davalı idarece yapılan arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahsedilemeyeceğinden, dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmamakta olup, aksi yönde verilen İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
Dava; Ordu Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca 30.03.2013-06.04.2013 tarihleri arasında gerçekleştirilen sözleşmeli zabıt katipliği sınavında başarılı olan davacı tarafından, arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahisle atamasının onaylanmamasına ilişkin 20.05.2013 tarihli ve 20705 sayılı işlem ile bu işleme yapılan itirazın reddine ilişkin 22.07.2013 tarihli ve 29862 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, Bafra Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28.04.2006 tarihli ve E:2005/141, K:2006/94 sayılı kararı ve 16.04.2013 tarihli Ek Kararı ile, sahtecilik suçundan dolayı hakkında verilen 2 ay 15 gün hapis cezası hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen davacının, gerek işlediği suçun niteliğinin 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde öngörülen suçlardan olması, gerekse, anılan Yönetmelik’te öngörülen arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması koşulunu taşımaması hususları göz önüne alındığında, davacı hakkında tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenip bozulması istenilmektedir.
Anayasa’nın 128. maddesinde; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” hükmü yer almış, 70. maddesinin 2.fıkrasmda da; “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilmez.” kuralına yer verilmiştir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde; Devlet memurluğuna alınacaklarda aranacak genel ve özel şartlar sayılmış, özel şartların düzenlendiği (B) bölümünün 2. bendinde; Kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartların taşınması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun Ek 1. maddesinde; “Hakim ve savcı adaylığına atanacaklar ile hakimlik ve savcılık mesleğine kabul edilecekler ve hakim ve savcı sınıfı dışında kalan adli ve idari yargıda çalıştırılacak tüm personel hakkında 26.10.1994 tarihli ve 4045 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre arşiv araştırması yapılır.” hükmü yer almaktadır.
4045 sayılı Kanun’un 1. maddesinde; “Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumlan ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılır. Devletin güvenliğini, ulusun varlığım ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, arşiv araştırmasının usul ve esasan ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin 6. maddesinde; atama için aranacak genel şartların yanında, atama yapılacak kadroların niteliğine göre aşağıdaki şartlar aranır hükmüne yer verildikten sonra maddenin 19. bendinde; “Adli ve İdari yargıda görev yapmak üzere atanacak tüm personel hakkında yapılacak arşiv araştırması olumlu olmak” şartının gerektiği hükme bağlanmıştır.Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nin 1. maddesinde; “Bu Yönetmeliğin amacı; yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde Devletin güvenliğinin, iç ve dış menfaatlerinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımlarını belirlemek, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında, ceza infaz kurumlan ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılacak arşiv araştırmasını düzenlemektir, “hükmüne, “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde; “1) Arşiv araştırması: Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının mevcut kayıtlardan saptanmasını,”, “g) Güvenlik soruşturması: Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup bulunmadığının, ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve sır saklama yeteneğinin mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve değerlendirilmesini,” tanımlarına yer verilmiş, “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında araştırılacak hususlar” başlıklı 11. maddesinde de; “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında kişinin içinde bulunduğu ortam da dikkate alınarak: a) Kimlik kontrolü, kimlik kayıtlarının doğruluk derecesi, uyrukluğu, geçmişte yabancı bir devletin uyrukluğuna girip girmediği, b) Kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığı, kolluk kuvvetlerinin ve istihbarat ünitelerinin arşivlerinde bilgiler bulunup bulunmadığı, adli sicil kaydının ve hakkında bir tahdidin olup olmadığı, c) Yıkıcı faaliyetlerde bulunup bulunmadığı ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine işlenen Suçlar Hakkında Kanuna ve Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı davranıp davranmadığı, d) Şeref ve haysiyetini ihlal edecek ve görevine yansıyacak şekilde kumara, uyuşturucuya, içkiye, paraya ve aşırı bir şekilde menfaatine düşkün olup olmadığı, ahlak ve adaba aykırı davranıp davranmadığı, e) Yabancılarla, özellikle hasım ve hasım olması muhtemel Devlet mensupları ve temsilcileriyle ilgili derecesinin iç yüzü ve nedeni, f) Sır saklama yeteneğinin olup olmadığı, araştırılır.” kurak yer almıştır.
Dosyanın incelenmesinden; davacının, Ordu Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca 30.03.2013-06.04.2013 tarihleri arasında gerçekleştirilen sözleşmek zabıt katipliği sınavında başarılı olduğu, Adalet Komisyonu Başkanlığı’nın 22.04.2013 tarihli ve 93 sayılı kararı ile sözleşmek zabıt katibi olarak istihdam edilmesine karar verildiği, bu kararın onaylanmak için gönderildiği Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nün 20.05.2013 tarihli ve 20705 sayılı işlemiyle, davacının Bafra Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28.04.2006 tarihli ve E:2005/141 K: 2006/94 sayılı kararı ile “Resmi Belgede Sahtecilik” suçundan dolayı hüküm giydiğinden ve arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahisle anılan kararın uygun görülmeyerek iade edildiği, davacı tarafından 22.05.2013 tarihli dilekçeyle, hakkında Bafra Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16.04.2013 tarihli ek kararı de işlemiş olduğu eylemden dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinden bahisle söz konusu işleme itiraz edildiği, 22.07.2013 tarihli ve 29862 sayılı Adalet Bakanlığı işlemiyle davacının itirazının reddi üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden; zabıt katiplerinin, 2802 saydı Kanun’un Ek 1. maddesi ile Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin 6/19. maddesi hükümlerine tabi oldukları ve anılan mevzuat uyarınca haklarında sadece “arşiv araştırması” yapılması gerektiği, arşiv araştırmasının da; Arşiv Araştırması Yönetmeliğinde tanımlandığı şekliyle; “Kişinin kolluk kuvveden tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının mevcut kayıtlardan saptanması” ile sınırlı olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Bakılan olayda; davacının Bafra Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28.04.2006 tarihli ve E:2005/141 K: 2006/94 sayılı kararı ile sahtecilik suçundan 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı, hakkında verilen hapis cezasının 647 sayılı Kanun’un 4. ve 6. maddelerine göre para cezasına çevrilerek ertelendiği, Mahkemenin 16.04.2013 tarihli ek kararıyla davacı hakkında verilen kararın para cezasına çevirme ve ertelemeye ilişkin hükmünün kaldırılarak, 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmüştür.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenlemeleri içeren 231. maddesinde de sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan cezanın nitelik ve süresine göre belirlenen hallerde mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği hükme bağlanmış, maddenin devamında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için gerekli şartlar belirlenmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının kurulan hükmün sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade ettiği Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde açıkça belirtilmiş olup, buna göre sanığın suçluluğu sabit olmakla birlikte Kanunda öngörülen denetimli serbestlik tedbirlerine uygun davranılması ve öngörülen diğer koşulların varlığı halinde suç hiç işlenmemiş gibi kabul edileceği açıktır.
Öte yandan, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 6. maddesinin 1. beninde; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hakim, askeri hakim, Cumhuriyet Başsavcılığı veya askeri savcılık tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedileceği hükme bağlanmıştır.
Bu durumda; hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı karşısında, sözleşmeli zabıt katipliği sınavında başarılı olan davacının, 2802 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesi ile Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin 6/19. maddesi uyarınca davalı idarece yapılan arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahsedilemeyeceğinden, dava konusu arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahisle atamasının onaylanmamasına ilişkin işlem ile bu işleme yaptığı itirazın reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık, aksi yönde verilen Mahkeme kararında da hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulmasına, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 22/10/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Ayrıca konu hakkında diğer ilgili makalelerimize buradan ulaşabilirsiniz.
Arama Kavramları:
1. derece akraba Güvenlik soruşturmasında ailenin etkisi 2021, 2021 Bekçilik güvenlik soruşturması, 4045 sayılı Kanun, Aile bireylerinin işlediği suçlar güvenlik soruşturmasını etkiler mi?, Ailede sabıkalı varsa memur olunur mu ?, ailede terörden suçlu olan kişi güvenlik soruşturmasına etki eder mi,aramalar Msü güvenlik soruşturmasında nelere Bakılır, Asker eşi güvenlik SORUŞTURMASI, Askeri güvenlik soruşturmasında nelere bakılır,avukat,bekçi alımında Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Bekçilik güvenlik SORUŞTURMASI olumsuz, Bekçilik güvenlik soruşturmasında nelere bakılır?,Bekçilikte güvenlik soruşturması ne kadar sürer?,Devam eden ceza davası güvenlik SORUŞTURMASI,en iyi idare hukuku avukatı,fetö Güvenlik soruşturması kriterleri,fuhuş yapmak Güvenlik soruşturmasını etkiler mi,Güvenlik SORUŞTURMASI 1. derece akraba,Güvenlik SORUŞTURMASI AYM,Güvenlik SORUŞTURMASI hangi meslekler var,Güvenlik Soruşturmasi nasıl olumsuz olur?,Güvenlik SORUŞTURMASI Nedir,Güvenlik SORUŞTURMASI tazminat,Güvenlik soruşturmasinda babanın etkisi güvenlik soruşturması,Güvenlik SORUŞTURMASINDA nelere bakılır,Güvenlik soruşturması 2021,Güvenlik soruşturması ahlaki durum nedir?,Güvenlik soruşturması Anayasa Mahkemesi kararı,Güvenlik soruşturması bekçi,Güvenlik soruşturması CHP,Güvenlik soruşturması danıstay kararı,Güvenlik soruşturması davası kaç ay sürer?,Güvenlik soruşturması formunu kim doldurur?,Güvenlik soruşturması hangi aile bireylerini kapsar?,Güvenlik Soruşturması İstihbari bilgi Emsal karar,Güvenlik soruşturması jandarma,Güvenlik soruşturması kalktı mı 2021,Güvenlik soruşturması kimleri kapsar,Güvenlik soruşturması Memurlar.Net,Güvenlik soruşturması nedir nelere bakılır?,Güvenlik soruşturması neleri kapsıyor?,Güvenlik soruşturması öğretmen,Güvenlik soruşturması olumsuz çıkan ne yapmalı?,Güvenlik Soruşturması olumsuz çıkanlar,Güvenlik soruşturması olumsuz çıkanlar hakkında emsal kararlar,güvenlik soruşturması olumsuz gelen kişinin açacağı dava,güvenlik soruşturması olumsuz gelen ne yapmalı,Güvenlik soruşturması pmyo,Güvenlik soruşturması polis,Güvenlik soruşturması pomem,Güvenlik Soruşturması Resmi Gazete,Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması FORMU,Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını kim yapar?,Güvenlik soruşturması Yargıtay kararı,Güvenlik soruşturması yasası 2021,güvenlik soruşturması yürütmeyi durdurma kararı,Güvenlik soruşturmasında aileden kimler araştırılır,Güvenlik soruşturmasında kimlere Bakılır,Güvenlik soruşturmasında otel kaydından elenen var mı,Güvenlik soruşturmasında sosyal medyaya bakılır mı?,Güvenlik soruşturmasında telefon geçmişine bakılır mı?,Güvenlik soruşturmasının bittiğini nasıl anlarız?,Hakimlik Savcılık güvenlik soruşturmasında nelere bakılır?,idare avukati,idari dava avukatı,kumar oynamak güvenlik soruşturmasını etkiler mi,MSB güvenlik SORUŞTURMASI,MSB Güvenlik SORUŞTURMASI FORMU 2021,MSB güvenlik soruşturması sonucu nasıl öğrenilir?,Öğretmen atamalarında güvenlik soruşturmasında nelere bakılır?,Otel kayıtlarından dolayı güvenlik Soruşturmasi olumsuz çıkabilir mi?,Otelde kalmak memuriyete engel mi?,Özel güvenlik arşiv araştırması ne kadar sürer?,Polislik güvenlik soruşturması aileyi kapsar mı,Pomem güvenlik soruşturması ne zaman yapılır?,Sözleşmeli er Güvenlik SORUŞTURMASI,Sözleşmeli er Güvenlik SORUŞTURMASI FORMU,Sözleşmeli er Güvenlik SORUŞTURMASI ne kadar sürer,Sözleşmeli Er Güvenlik SORUŞTURMASI Nedir,Trafik güvenliğini tehlikeye sokmak Güvenlik SORUŞTURMASI,TSK güvenlik soruşturması ne kadar sürer?,TSK güvenlik soruşturmasında nelere bakılır?,uzman erbaşlar hakkında yapılan Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması,Yakın aile bireylerinin terör örgütü ile irtibatlı olması güvenlik soruşturması,yasa dışı bahis oynamak güvenlik soruşturmasını etkiler mi,

Basit Dolandırıcılık ve Nitelikli Dolandırıcılık
[vc_row][vc_column][vc_column_text]Kargodan cep telefonu yerine bisküvi çıkması, Basit Dolandırıcılık Suçunu oluşturmakta olup ; Nitelikli Dolandırıcılık Suçunun oluşturmayacağı hakkında. Yargıtay kararı:
T.C.
YARGITAY
ONBEŞİNCİ CEZA DAİRESİ
Esas: 2018/8022 Karar: 2018/9369 Tarih: 11.12.2018MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Türk Ceza Kanunu 158/1-f-son, 168/2, 62, 52, 53 ve CMK 326/son maddeleri gereğince mahkumiyet
Nitelikli dolandırıcılık suçundan, sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü,
Müşteki tarafından www.sahibinden.c o m sitesine verilen satılık cep telefonu ilanını gören sanığın, müştekiye bu site üzerinden ulaşarak kendisinde bulunan telefon ile üstüne 200,00 TL almak şartı ile takas teklifinde bulunduğu, müştekinin de kabul etmesi üzerine, sanığın cep telefonunu kargoya verdiğine dair kargo takip numarasını gönderdiği, müştekinin de sanığın banka hesabına 200,00 TL havale ettiği, ancak sanık tarafından gönderilen kargonun içinden bisküvi çıktığı, bu surette sanığın nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda, İlan veren kişinin müşteki olması, sanığın internet sitesine her hangi bir yanıltıcı ilan vermesinin söz konusu olmaması karşısında,
Sanığın eyleminin 6763 sayılı yasa ile uzlaşma kapsamına alınan TCK 157/1. maddesinde düzenlenen “basit dolandırıcılık” suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, suç vasfın da hataya düşülmek sureti ile nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmü verilmesi, Bozmayı gerektirmiş,
sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son gereğince kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 11/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Avukatı[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_separator color=”pink”][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_column_text]
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ RESMİ SİTE PAYLAŞIMIDIR
Dolandırıcılık, en genel anlamıyla aldatma amacı ile yapılan kasıtlı eylemlerdir.
Dolandırıcılık suçu Türk Ceza Kanununda 157 ve 158. maddelerde düzenlenmiştir.
Madde 157. Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi bu eylemiyle dolandırıcılık suçu işlemiş olur.Madde 158. Dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri;
- Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,
- Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,
- Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,
- Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,
- Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,
- Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,
- Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
- Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında,
- Kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,
- Serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,
- Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,
- Sigorta bedelini almak maksadıyla,
işlenmesi hâlinde, Nitelikli Dolandırıcılık suçu oluşur.
Kendisini kamu görevlisi olarak tanıtıp, hattınızın teröristlerce kullanıldığını terör örgütlerine yardımda bulunduğunuzu söyleyen kişiler dolandırıcıdır. İTİBAR ETMEYİN!
Size operasyon yaptıklarını söyleyecek ve bu operasyonda kullanmak için para ve altın isteyeceklerdir. İNANMAYIN!
Savcı yada Polis sizden operasyon için yardım istemez. Kamu görevlileri sizden hesap numarası, para veya altın istemez. ALDANMAYIN![/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_separator color=”pink”][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_column_text]
Dolandırıcılık suçu hakkında 2018 yılı tüm Türkiye resmi istatistiğidir:
Cumhuriyet başsavcılıklarında sonuçlanan soruşturmalarda, mal varlığına karşı işlenen suçlarda en fazla %48,5 oranı ile yağma, en az %17,4 oranı ile dolandırıcılık geliyor.
[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_separator color=”pink”][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_video link=”https://youtu.be/uf8KrNoxFRA” align=”center” title=”Cinsel taciz olarak kabul edilen ifadelerden bazılar:”][/vc_column][/vc_row]



