Karşılıksız yararlanma suçunun cezası şu şekildedir:
Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişi, iki aydan altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır (TCK m.163/1).
Telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır (TCK m.163/2).
Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (TCK m.163/3).
Karşılıksız Yararlanma Suçunda Zararın Ödenmesi ve Etkin Pişmanlık (TCK 168/5)
Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz (TCK m.168/5).
Karşılıksız yararlanm suçunda zararın karşılanmasından kastedilen; vergilerin dahil olduğu gerçek zararın karşılanmasıdır. Failin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmesi için kamu veya özel kurumların kaçak kullanım nedeniyle kestiği cezaları ödeme yükümlülüğü yoktur.
TCK Madde 163 Gerekçesi
Madde metninde karşılıksız yararlanma suçu tanımlanmıştır. Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanmak, karşılıksız yararlanma suçunu oluşturmaktadır. Otomatlar aracılığı ile satışa sunulan hizmetlerden, otomatın teknik işleyişini devre dışı bırakan müdahalelerle, bedeli ödenmeksizin yararlanılması durumunda, ortada bir taşınabilir mal bulunmadığı için, hırsızlık suçu oluşmayacaktır.
Örneğin, toplu taşım sistemlerinde yolcuların geçişlerini kontrol eden otomatlara müdahale edilmek suretiyle ücret ödenmeksizin yolculuk yapılması durumunda, karşılıksız yararlanma suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Burada, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü bu durumda herhangi bir kişi aldatılmamaktadır. Yapılan müdahale ile bir otomatın teknik işleyişinin devre dışı bırakılması durumunda, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü, dolandırıcılık suçu açısından hilenin varlığı için muhatabın mutlaka insan olması gerekir.
Keza, başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması durumunda, hırsızlık suçu oluşmaz. Çünkü, ortada taşınabilir bir mal yoktur. Başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması fiili, karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğini oluşturmaktadır.
Kamu veya özel kuruluşlarca kurulmuş bulunan telli ve telsiz telefon hatları ile sistemlerinden veya elektromanyetik dalgalar yolu ile şifreli veya şifresiz yayın yapan televizyon yayınlarından sahiplerinin veya zilyetlerinin rızası olmadan yararlanılması durumunda da bu suç oluşur. Bu durumlarda bir mal söz konusu olmadığı için hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemez.
Karşılıksız yararlanma suçunun zamanaşımı süresi 8 yıldır. Zamanaşımı süresi dolduktan sonra dava açılamaz veya açılmış bir dava varsa düşme kararı verilir.
KORUNAN HUKUKİ YARAR
Teknolojinin hızla gelişmesi sonucunda hayatımıza birçok yeniliğin gelmesi, karşılıksız yararlanılabilecek ekonomik değerlerin sayısını arttırmıştır. Bunun yanında karşılıksız olarak yararlanma amacıyla kullanılabilecek araçlarda gelişme göstermiş ve bu araçlar sayı olarak artmıştır. Açıklanan sebeplerle malvarlığının korunması ve güvence altına alınması için Türk Ceza Kanununda karşılıksız yararlanma suçu düzenlenmiştir.
FAİL
Karşılıksız yararlanma suçunun faili için kanunda özel bir düzenleme bulunmamakta olup; herkes bu suçun faili olabilir.
MAĞDUR
Mağdur, suç eylemi sebebiyle zarar gören ve haksızlığa uğrayan kişiyi ifade etmektedir. Türk Ceza Kanununda karşılıksız yararlanma suçunun mağduru:
-Otomatlar aracılığı ile hizmet sunan kişiler,
-Telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan yayının sahibi,
-Elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibi olarak belirtilmiştir.
SUÇ KONUSU
Suçun maddi konusu kanunda açıkça görüldüğü üzere otomatlar aracılığı ile sunulan hizmet, telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan yayın, elektrik enerjisi, su veya doğalgazdır. Otomat, mekanik veya elektromanyetik düzenek olup; bedelin ödenmesi sonucunda kendiliğinden çalışmaya başlayan bunun sonucunda da kullanan kişiye mal veya hizmet sunan teknik bir makine olarak tanımlanmaktadır.
Örnek; genellikle bekleme yerlerinde bulunan ve bozuk para atıldığında kola, bisküvi, su vb. veren makineler otomat olarak adlandırılır. Söz konusu suçun oluşabilmesi için otomatın bedel karşılığında çalışması gerekir. Örneğin reklam amacıyla sunulan bir ürün robotunun vatandaşlara ücretsiz olarak mal veya hizmet sunması sonucunda vatandaşların bunu kullanması suç oluşturmaz. Örneğin; bir masaj koltuğu satan firmanın ücretsiz olarak bu ürünü vatandaşlara kullanılması için arz etmesi ve kişilerin üründen faydalanması suç oluşturmaz.
MADDİ UNSUR VE FİİL
Karşılıksız yararlanma suçunun düzenlendiği Türk Ceza Kanunu Madde 163’ te üç fıkra bulunmakta olup; bu fıkralara ayrı ayrı değinelim.
TCK Madde 163/1 uyarınca: suç eylemi failin otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanması sureti ile oluşur. Kanun maddesinin ilk fıkrası için failin eylemi serbest hareketli suç olarak değerlendirilir. Örneğin; metro veya metrobüs kullanan bir vatandaşın akbil basmadan turnikenin üzerinden atlayarak geçmesi bu suça örnek olarak gösterilebilir. Yine bir şahsın kahve makinesine hileli hareketle bedel ödemeden otomattan kahve alması örnek verilebilir. Hileli harekete; jetonun ip vasıtasıyla geri çekilmesi, jeton görünümünde metal atılması, mıknatıs kullanarak manyetiğin durdurulması gibi durumlar örnek olarak gösterilebilir.
TCK Madde 163/2 uyarınca: suç eylemi failin telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanması suretiyle oluşur. Kanun maddesinin ikinci fıkrası içinde failin eylemi serbest hareketli suç olarak değerlendirilir. Örneğin failin, mağdurun kullanmış olduğu sabit hatlı telefon kablosu üzerine ekleme yaparak gizlice kendi telefonuna bağlaması ve telefonunu kullanması bu suçu oluşturur. Yine failin, spor maçlarını gösterir özel televizyon yayınlarının şifresini kırarak bu hizmetten bedel ödemeden yararlanması da örnek gösterilebilir.
TCK Madde 163/3 uyarınca: suç eylemi failin abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğalgazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesidir. Failin kaçak elektrik, kaçak doğalgaz, kaçak su kullanması; karşılıksız yararlanma suçunu oluşturur. Failin bu eylemi yaparken aynı zamanda tüketim miktarının belirlenmesini engellemesi gerekir. Yine failin hileli olarak sayacın dönmesini veya işlemesini engellemesi de karşılıksız yararlanma suçu kapsamında değerlendirilir.
MANEVİ UNSUR
Karşılıksız yararlanma suçu sadece kasten işlenebilen bir suç olup; suçun taksirle işlenebilmesi mümkün değildir.
HUKUKA AYKIRILIK UNSURU
Karşılıksız yararlanma suçunda mağdurun rızasının bulunması hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaktadır.
SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ
Teşebbüs: Karşılıksız yararlanma suçu, teşebbüse elverişli bir suç olup; suça teşebbüs mümkündür. Teşebbüs, failin suç işlemek üzere icra hareketlerine başlamış olması karşısında elinde olmayan sebeplerle arzu ettiği sonucu gerçekleştirememesidir.
İçtima: Karşılıksız yararlanma suçunda sahte para kullanılması, konut dokunulmazlığının ihlal edilmesi vb. durumunda faile ayrıca işlemiş olduğu diğer suçlardan da ceza verilir.
İştirak: Karşılıksız yararlanma suçuna iştirakte özel bir düzenleme bulunmamakta olup; genel iştirak kuralları uygulanmaktadır.
Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın
Taksirle Öldürme SuçuÖzet : B sınıfı sürücü belgesi ile otomobil kullanılmasının, D1 sınıfı sürücü belgesi ile de minibüs ve otomobil kullanılmasının mümkün olduğu, sanık hakkında TCK’nın 53/6. maddesindeki hükümlerin uygulanmasına karar verilirken, yargılamaya konu kazayı idaresindeki otomobil ile yaptığı, bu nedenle sanığın somut olaya konu taksirle öldürme suçu sebebiyle F, B1, M sınıfı sürücü belgelerinin geri alınamayacağı gözetilmeden ve sanığa ait sürücü belgesinin sınıfı belirtilmeden, ilgili madde hükmünün amacına aykırı şekilde sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilmesi; Yargıtay12. Ceza Dairesi Esas : 2020/826Karar : 2020/3055Karar Tarihi : 04.06.2020 Mahkemesi : Ceza DairesiSuç : Taksirle ÖldürmeHüküm : TCK’nın 85/2, 22/3, 62/1, 53/6, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının esastan reddi Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda 15.10.2019 tarihli, 2019/4176 Esas – 2019/1746 Karar sayılı ”istinaf başvurularının esastan reddine” ilişkin karar sanık müdafii ile katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:24 Aralık 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 100. maddesi ile CMK’nın 299 maddesinde yapılan değişiklik neticesinde, her ne kadar sanık müdafii duruşmalı temyiz isteminde bulunmuş ise de, duruşma açılmaksızın, dosya üzerinden yapılan incelemede;Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafii ile katılanlar vekillerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;1-Dosya içeriğine göre olay gecesi sanığın sevk ve idaresindeki otomobille, hız sınırının 82 km olduğu meskun mahalde, ortadan metro tüneli geçen refüjle bölünmüş tek yönlü, çift şeritli, virajlı cadde üzerinde sol şeritten seyri sırasında direksiyon hakimiyetini kaybetmesi ile, yolun sağ tarafına doğru kayan aracın sağa yönelen 55 metre fren izi ile yolun sağ tarafındaki yan yol otobüs durağında kaldırımda araç bekleyen yayalara ve sonrasında da otobüs durağı ile demir bariyerlere çarpması sonucu yayalardan birinin yolun alt kısımlarındaki yeşil alana düşmesi şeklinde meydana gelen ve bir kişinin ölmesi, bir kişinin de hayat fonksiyonlarına orta ve 3. derece etkili kemik kırığı meydana gelecek şekilde yaralanması ile sonuçlanan olayda, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. ve 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle aynı Kanun’un 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekmekte olup, dava konusu olayda sanık tamamen kusurlu olmakla birlikte bir kişinin ölmesi, bir kişinin de nitelikli yaralanması, maddede öngörülen cezanın alt sınırı nazara alınmak suretiyle, cezada orantılılık ilkesi ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, alt sınırdan çok fazla uzaklaşılarak teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini;2-Olaydan 188 dakika sonra yapılan ölçümde 0.60 promil alkollü olduğu ve dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulu raporuna göre olay sırasında 1.07 promil alkollü olduğu tespit edilen sanığın, olay sonrası yapılan incelemede aracının hızının 102 km/saat takılı kaldığının belirlendiği, sanığın aşamalardaki savunmalarında; olay gecesi aracı ile seyir halinde iken, başka bir araçla yanından geçen arkadaşlarına yetişmek için birden hızını arttırdığını ve en sol şeride geçmek istediğini, bu nedenle orta şeritte bulunan aracın arkasından sol şeride geçtiğini, arkadan gelen araçların kendisine sellektör yapması üzerine tekrar aracını orta şeride geçirdiği sırada arabanın arkasının kayması ve yolun ortasında iki kez dönmesi üzerine aracı kontrol edebilmek düşüncesi ile önce gaza basmaya devam ettiğini, ancak aracı toparlayamayınca frene bastığını beyan ettiği; kovuşturma aşamasında yapılan keşfe katılarak yapılan canlandırma sonucu düzenlenen 07.06.2019 tarihli bilirkişi raporunda, sanığın, en sağ şeritte bulunmasına rağmen en sol şeride geçme hamlesi ve tekrardan en sağ şeride geçme hamlesinde bulunmak suretiyle, art arda şerit değiştirerek makas tabir edilen manevra hareketlerini gerçekleştirdiğinin, otomobilin savrulmanın sonunda hız düşümü ile çarpışmanın etkisinde takılı kalan 102 km/saat hızı gösterir ibre çizgisinin çok üzerinde bir hızdaki seyrinin devamında, kontrolsüz şerit değiştirme hareketlerinin sonucunda sağa ani manevra hareketinin ile aracını sola doğru düz yol şeridi üzerinde toparlayamaması neticesinde mevcut savrulma ve çarpma eylemi şeklinde kazanın gerçekleştiğinin belirtildiği; tüm bu tespitlere göre, olay anında güvenli sürüş yeteneğini kaybettirecek şekilde 1.07promil alkollü olan sanığın, seyir güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde art arda şerit değiştirmek suretiyle makas tabir edilen manevra hareketlerini gerçekleştirmesi sonucu kazanın meydana gelmesine sebebiyet verdiğinin anlaşılması karşısında, bilinçli taksir kabul edilen birden fazla kural ihlalini gerçekleştiren sanık hakkında belirlenen temel cezanın, TCK’nın 22/3. maddesi gereğince alt sınırdan uzaklaşılarak arttırılması gerekirken, TCK’nın 22/3. maddesi gereğince arttırım miktarının alt sınırdan ve eksik belirlenmesi;3-Dosya içerisinde yer alan sürücü belgesi bilgilerine göre sanığın aynı belge numarası altında B, B1, D1, F, M sınıfı sürücü belgesinin bulunduğu, F, B1 ve M sınıfı belgeler ile otomobil kullanılmasının mümkün olmadığı, B sınıfı sürücü belgesi ile otomobil kullanılmasının, D1 sınıfı sürücü belgesi ile de minibüs ve otomobil kullanılmasının mümkün olduğu, sanık hakkında TCK’nın 53/6. maddesindeki hükümlerin uygulanmasına karar verilirken, yargılamaya konu kazayı idaresindeki otomobil ile yaptığı, bu nedenle sanığın somut olaya konu taksirle öldürme suçu sebebiyle F, B1, M sınıfı sürücü belgelerinin geri alınamayacağı gözetilmeden ve sanığa ait sürücü belgesinin sınıfı belirtilmeden, ilgili madde hükmünün amacına aykırı şekilde sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilmesi;Kanuna aykırı olup, sanık müdafii ile katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda 15.10.2019 tarihli, 2019/4176 Esas – 2019/1746 Karar sayılı ”istinaf başvurularının esastan reddine” dair hükmünün, 5271 sayılı CMK’nın 302/2. madde ve fıkrası uyarınca BOZULMASINA; bozma kararı doğrultusunda işlem yapılmak üzere 5271 sayılı CMK’nın 7165 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8. maddesi ile değişik 304/2. maddesi uyarınca, dosyanın gereği için Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesine; kararın bir örneğinin de Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na GÖNDERİLMESİNE; 04.06.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 162 TAKSİRLİ İFLASTacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi, iflasa karar verilmiş olması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. TCK MADDE 162’NİN GEREKÇESİ Madde metninde, taksirli iflas suçu tanımlanmıştır. Tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin (Türk Ticaret Kanunu, madde 20, fıkra 2) gösterilmemesi yani objektif özen yükümlülüğünün ihlâli dolayısıyla iflâsa sebebiyet verilmesi hâlinde taksirli iflas söz konusudur.Hileli iflas suçunda olduğu gibi, kişinin taksirli iflas dolayısıyla cezalandırılabilmesi için, tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflâsa karar verilmiş olması gerekir. Bu nedenle, iflas olgusunun gerçekleşmesi, bu suç açısından da bir objektif cezalandırılabilme şartı niteliği taşımaktadır. TCK MADDE 162 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI Yargıtay15. Ceza Dairesi Esas : 2017/27513Karar : 2019/9072Karar Tarihi : 26/09/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Sulh Ceza MahkemesiSUÇ : Taksirli iflasHÜKÜM : Beraat, mahkumiyet Taksirli iflas suçundan sanık …’un beraatine, sanık …’un mahkumiyetine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;İddianamedeki sevk ve tavsife, mahkumiyet hükmündeki nitelendirmeye ve temyizin kapsamına göre, Yargıtay Kanununun Değişik 14. maddesi ve Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 30.01.2019 Tarih ve 2019/1 sayılı kararı gereğince temyiz incelemesi Yüksek (8.) Ceza Dairesi’nin görevi dahilinde olduğundan Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili Daire’ye GÖNDERİLMESİNE, 26/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay15. Ceza Dairesi Esas : 2019/6768Karar : 2019/8954Karar Tarihi : 26/09/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Taksirli İflasHÜKÜM : TCK’nın 162/1, 53, 58. maddeleri uyarınca mahkumiyet Taksirli iflas suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;Mahkeme kararındaki uygulamaya, temyizin kapsamına, tebliğname tarihi ile Yargıtay Kanunu’nun Değişik 14. maddesi ve Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 30.01.2019 tarih ve 2019/1 sayılı işbölümü kararı gereğince temyiz incelemesi Yüksek (8.) Ceza Dairesinin görevi dahilinde olduğundan dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE ve dosyanın ilgili daireye GÖNDERİLMESİNE, 26/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay8. Ceza Dairesi Esas : 2019/11920Karar : 2019/8315Karar Tarihi : 13.06.2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Taksirli iflasHÜKÜM : Mahkumiyet Gereği görüşülüp düşünüldü:Sanığın yetkili müdürü olduğu … Endüstiriyel Mutfak Ekipmanları San. Tic. Ltd. Şti.nin iflasına karar verildikten sonra iflas idaresince sanığa yapılan tebligata rağmen sanığın şirketin defter ve belgelerinin teslim etmeyerek işyerini terk etmesi şeklinde gerçekleşen olayda; suçun vasfının TCK’nın 161/1-b maddesi kapsamında olup olmadığı hususunda delillerin değerlendirme ve yargılama yapma görevinin 5235 sayılı Yasanın 12. maddesi uyarınca ağır ceza mahkemesine ait olmakla, CMK’nın 5. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 13.06.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
ÖZET : Cumhuriyet savcısının müşteki tarafın iddialarına esas takip dosyaları ve bu dosyalara esas yargılama dosyaları ile müşteki ve borçlu şirketin ticari kayıtları celp edilip, iddialar açıklığa kavuşturulduktan sonra tarafların hukuki durumunun tespit ve tayini gerekirken hiç bir bilgi ve belge temin etmeksizin münhasıran şüphelilerin ifadeleri ile yetinerek olayın hukuki uyuşmazlık kapsamında kaldığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği nazara alınarak itirazın kabulü gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi Esas : 2017/16715 Karar : 2017/9828 Karar Tarihi : 24.04.2017
KARAR : Belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından şüpheliler haklarında yapılan soruşturma evresi sonunda Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik müşteki vekili tarafından yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Sulh Ceza Hakimliği’nin değişik iş sayılı karar aleyhine Adalet Bakanlığınca verilen kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu. Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Cumhuriyet Başsavcılığınca, şüphelinin, soruşturmaya konu dosyada alınan savunmasında, iddiaya konu çekler üzerindeki imzanın kendisine ait olduğunu, çeklerin sahte olmadığını, finansal sıkıntıya düşmeleri nedeni ile zaman kazanmak için İcra İflas Yasası’nın kendilerine verdiği itiraz haklarını kullandığı savunması ile müşteki vekilinin dosyaya sunduğu belgeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki anlaşmazlığın alacak verecek meselesinden kaynaklanan hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu ve hukuk mahkemelerinde çözümü gereken hukuki mahiyet arz eden hukuki anlaşmazlık konusunu oluşturduğu ve atılı suçun yasal unsurları oluşmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca,
Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği,
Aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında,
Dosya kapsamına göre, müşteki şirket yetkilileriyle şüpheliler arasında eskiye dayanan ticari ilişki bulunduğu, bu kapsamda şüphelilerin yetkilisi olduğu Şirket adına keşide edilen alacaklı şirkete verilen toplam 284.855,00 Türk lirası değerindeki 5 adet çekin karşılıksız çıktığı, borcun tahsili için alacaklı şirket tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte bulunulduğu, borçlu şüphelilerin ise kötü niyetli olarak, imzaya, borcun tamamına, faizine ve ferilerine itirazda bulunduğu, bu itirazda ise aralarında herhangi bir ticari ilişkinin bulunmadığı ve çeklerdeki imzaların kendilerine ait olmadığının ileri sürüldüğü, buna karşın çeklerin aralarındaki ticari ilişki nedeniyle keşide edildiğinin şikayet dilekçesi ekinde sunulan:
Cari hesap dökümleri,
Fatura
Mail çıktıları
ile sabit olduğu, alacaklı tarafça açılan itirazın iptali davalarında imzaların şüpheliye ait olduğunun saptandığı, bunun yanında şüphelilerin alacaklılardan mal kaçırmak maksadı ile tamamen farklı bir isim adı altında yeni bir şirket kurdukları, bu şirketin yapılan fiili hacizlerde istihkak iddiasında bulunduğu, bu nedenle istihkak davası açmak zorunda bırakıldıkları,
Muvazaalı olarak kurulan Şirket yetkilileri ile borçluların müştereken dolandırıcılık kastı ile hareket ettikleri ve imzada sahtecilik yaptıklarının iddia edilmesi ve şüpheli beyanları ile alacaklı tarafa borçları bulunduğu, buna karşın ödeme güçlüğünde olmaları sebebiyle icra hukukundan kaynaklanan itiraz haklarını kullandıklarını beyan etmeleri de göz önüne alınarak, müşteki tarafın iddialarına esas takip dosyaları ve bu dosyalara esas yargılama dosyaları ile müşteki ve borçlu şirketin ticari kayıtları celp edilip, iddialar açıklığa kavuşturulduktan sonra tarafların hukuki durumunun tespit ve tayini gerekirken hiç bir bilgi ve belge temin etmeksizin, münhasıran şüphelilerin ifadeleri ile yetinerek olayın hukuki uyuşmazlık kapsamında kaldığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği nazara alınarak itirazın kabulü gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, Sulh Ceza Hâkimliği’nin değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi gereğince bozulmasına, aynı maddenin 4/a bendi uyarınca müteakip işlemlerin itiraz merciince yerine getirilmesine, 24.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaybedilmiş olması nedeniyle malikinin zilyedliğinden çıkmış olan ya da hata sonucu ele geçirilen eşya üzerinde, iade etmeksizin veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmeksizin, malik gibi tasarrufta bulunan kişi, şikayet üzerine, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. TCK MADDE 160’IN GEREKÇESİ Kaybedilmiş olması nedeniyle sahibinin zilyetliğin-den çıkmış olan eşyayı ele geçiren kişi, bunu iade etmek veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmek yükümlülüğü altındadır. Aynı yükümlülük, bir şeyi hata sonucu ele geçiren kişi açısından da söz konusudur. Madde metninde, bu yükümlülüğe aykırı davranarak, eşya üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunulması, suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu suç nedeniyle soruşturma ve kovuşturma, şikâyete bağlı tutulmuştur. TCK MADDE 160 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI Yargıtay2. Ceza Dairesi Esas : 2019/4153Karar : 2019/15077Karar Tarihi : 08/10/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf HÜKÜM : Mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 160. maddesinde düzenlenen kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçunun, 06.12.2006 tarihli 5560 sayılı Kanunun 24. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’ nın 253. maddesi ile uzlaştırma hükümleri kapsamında düzenlendiği ve müştekinin kolluk aşamasında alınan beyanında uzlaşmak istemediğini sanıktan şikayetçi olduğunu belirtmesi karşısında, tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş, TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 08/10/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi. Yargıtay2. Ceza Dairesi Esas : 2019/11977Karar : 2019/14933Karar Tarihi : 07/10/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf HÜKÜM : Mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü;14.04.2011 tarihli Resmi Gazete’ de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 31.03.2011 tarih ve 6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2.maddesi gereğince doğrudan hükmolunan 3.000,00 TL dahil adli para cezasına mahkûmiyet hükümlerinin temyizi mümkün olmadığından sanığın temyiz isteminin CMUK’nın 317. maddesi gereğince istem gibi REDDİNE, 07/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay2. Ceza Dairesi Esas : 2019/12123Karar : 2019/14681Karar Tarihi : 02/10/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf HÜKÜM : Düşme Dosya incelenerek gereği düşünüldü;16/09/2015 tarihinde kurulan hükmü 1412 sayılı CMUK.nun 310. maddesinde düzenlenen yasal bir aylık süreden sonra 23/10/2015 tarihinde temyiz eden o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin aynı Kanunun 317. maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE, 02/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 158 NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK(1) Dolandırıcılık suçunun;a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,l) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle,İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/19 md.; Değişik: 3/4/2013-6456/40 md.) Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.(2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.(3) (Ek fıkra: 24/11/2016-6763/14 md.) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. TCK MADDE 158’İN GEREKÇESİ Madde metninde, dolandırıcılık suçunun temel şekline göre cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli unsurları belirlenmiştir.Birinci fıkranın (a) bendinde, dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi için, dinî inanç ve duygular, aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalıdır. Suçun oluşabilmesi için, dinî inanç ve duyguların kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlar, başkalarına güven duymaya en fazla ihtiyaç duyduğu anlardır. Kişinin örneğin doğal bir afete veya trafik kazasına maruz kalmasından ya da hastalığı yüzünden içine düştüğü çaresizlikten yararlanılarak aldatılması daha kolaydır. Bu nedenle, birinci fıkranın (b) bendinde, dolandırıcılık suçunun kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir.Keza, kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanılarak aldatılması daha kolaydır. Bu nedenle, belirtilen durum birinci fıkranın (c) bendinde, dolandırıcılık suçunun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir.Birinci fıkranın (d) bendinde, dolandırıcılık suçunun kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi, bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Çünkü, kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişilikleri toplumda güven beslenen müesseseler olarak kabul edilmişlerdir.Fıkranın (e) bendinde, bu suçun kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak işlenmesi, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir.Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin ya da birer güven kurumu olan banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması, dolandırıcılık suçunun işlenmesi açısından önemli bir kolaylık sağlamaktadır. Banka ve kredi kurumları açısından dikkat edilmesi gereken husus, bu kurumları temsilen, bu kurumlar adına hareket eden kişilerin başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleridir.Aynı şekilde, söz konusu fıkranın (g) bendinde, dolandırıcılık suçunun basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi bu suç açısından bir nitelikli unsur olarak belirlenmiştir.Birinci fıkranın (h) bendinde, ticari faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin güvenilirliğini sağlamak amacıyla, dolandırıcılık suçunun tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında işlenmesi, bu suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir.Aynı düşüncelerle, fıkranın (i) bendinde dolandırıcılık suçunun serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi, bu suçun nitelikli bir unsuru olarak tanımlanmıştır.(j) bendinde, dolandırıcılık suçunun banka veya diğer kredi kurumlarından, esasta tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak amacıyla işlenmesi bir nitelikli unsur olarak tanımlanmıştır. Banka veya kredi kurumundan bir kredinin temini amacıyla hileli davranışlarda bulunulması ve buna dayalı olarak kredi adı altında bir yarar sağlanması durumunda bu nitelikli unsur oluşacaktır. Kredi kurumu deyiminden banka olmamasına karşın, kanunen borç para vermeye yetkili kılınan kurumlar anlaşılır.(k) bendi, sigorta edenin dolandırılmasına ilişkindir. Failin sigorta edilen veya sigorta bedelini alacak kimse olması şart değildir. Keza, sigorta edilen riskin türü de önemli değildir.Maddenin ikinci fıkrasında, 765 sayılı Türk Ceza Kanununda bağımsız bir suç olarak tanımlanan “nüfuz ticareti”, dolandırıcılık suçunun bir nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Bu hükme göre; kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, dolandırıcılık suçunun nitelikli şeklinden dolayı cezalandırılacaktır. TCK MADDE 158 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI Yargıtay23. Ceza Dairesi Esas : 2015/11067Karar : 2015/5569Karar Tarihi : 22/10/2015 “İçtihat” Dosya incelenerek gereği düşünüldü;Sanıklardan S.nin yetkilisi olduğu şirkete ait çekin, sanık A. tarafındankeşide edilmek suretiyle şikayetçiye verildiği, ibraz tarihinde karşılıksız çıkan çekin icra takibine konu edilmesi üzerine imza itirazında bulunulduğu, çekteki imzaların yetkililere ait olmadığının tespit edildiği, bu şekilde sanıkların birlikte hareket ederek haksız menfaat temin etmek suretiyle resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını isledikleri iddia edilen olayda;Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 28.12.2004 gün ve 2004/173-228 sayılı kararında da açıklandığı üzere dolandırıcılık suçunun bankanın maddi varlığı olan çek kullanılmak suretiyle islendiğinin iddia ve kabul olunması karsısında; eylemin TCK’nın 158/1-f maddesinde öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına iliksin delillerin takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,22/10/2015 tarihinde Oy birligiyle karar verildi. Yargıtay15. Ceza Dairesi Esas : 2011/15030Karar : 2012/39626Karar Tarihi : 20.06.2012 “İçtihat”Boşanan kişinin, babasından kalan yetim maaşını almak maksadıyla hareket edip muvazaalı boşanma gerçekleştirdiği, böylece mevsuf dolandırıcılık yaptığından bahisle yapılan şikayete ilişkin somut olayda suçun yasal unsurları oluşmamıştır. Dosya incelenerek gereği düşünüldü: KARAR Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Somut olayda; Kalkandere Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.04.2005 tarih ve 2004/24-9 sayılı kesinleşmiş ilamıyla boşanmalarına karar verilen sanıklar F. T. ve M. İ.’nin, gerçekte bir arada yaşamaya devam ederek muvazaalı boşanma yaptıklarından ve bu boşanma kararına istinaden sanık F.’nın babasından kalan yetim maaşını almak suretiyle kamu kurumu niteliğinde olan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nı 6.581,00 TL zarara uğrattıklarından bahisle dolandırıcılık suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasında; sanıkların kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile boşandıkları, sanıkların böyle bir kararın varlığına rağmen bir arada yaşayıp yaşamama hususunda özgür iradeleri ile davranabilecekleri, bu durumda hak sahibine maaş bağlanıp bağlanılmaması hususunun kurumun takdirinde bulunduğu ve usulsüz yapılan bir ödeme ve zarar var ise bunun idare tarafından Hukuk Mahkemelerinde açılabilecek davalar yoluyla tazmin edilebileceği, bu nedenle sanıklara isnat edilen dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının suç konusu olayda oluşmadığına yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir. KARAR : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 20.06.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.
TCK MADDE 157’NİIN GEREKÇESİ Madde metninde dolandırıcılık suçu tanımlanmıştır. Dolandırıcılık, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır. Bu bakımdan dolandırıcılık suçu, kişilerin malvarlığına karşı işlenen bir suçtur. Söz konusu suç tanımı ile kişilerin sahip bulunduğu malvarlığı hakkının korunması amaçlanmıştır.
Ayrıca, bu suçun işlenişi sırasında hileli davranışlar ile kişiler aldatılmaktadır. Aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyi niyet ve güven ihlâl edilmektedir. Bu suretle kişinin irade serbestisi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlâl edilmektedir.Çok hareketli suç görüntüsü taşıyan dolandırıcılık suçunun oluşumu açısından birden fazla fiilin gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu hareketlerden birincisini hile oluşturmaktadır.Hile, icraî bir davranışla gerçekleştirilebileceği gibi; karşı tarafın içine düştüğü hatadan, bir konuda yanlış bilgi sahibi olmasından yararlanarak da, yani ihmalî davranışla da, gerçekleştirilebilir. Ancak, bu durumda kişinin, hataya düşen karşı tarafı bilgilendirmek konusunda yükümlülüğünün olması gerekir. Hataya düşen kişi ile hukukî ilişkide bulunulan durumlarda, böyle bir yükümlülük vardır. Ayrıca, muhatabın belli bir husustaki hatası karşısında kişinin ihmalî davranışının, örneğin susmasının, bir beyan, açıklama değerini taşıması gerekir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen hilenin etkisiyle, bu hileye maruz kalan kişinin veya bir üçüncü kişinin zararına olarak, fail veya bir başkası bir menfaat elde etmelidir.Dolandırıcılık suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Burada söz konusu olan kast, dolandırıcılık suçunun maddî unsurlarının hepsinin fail tarafından bilinmesini ifade etmektedir. Bir başka ifadeyle, fail gerçekleştirdiği davranışların hile teşkil ettiğini, başka birini aldatıcı nitelikte olduğunu bilmelidir.
Ayrıca, fail, bu hileli davranışlar sonucunda bunların etkisiyle, hileye maruz kalan kişinin veya başkasının malvarlığında bir eksilme meydana geldiğini, zarar gördüğünü ve buna karşılık, kendisinin veya sair bir kişinin malvarlığında bir artma meydana geldiğini bilmelidir. Bu itibarla, fail, mağdurun malvarlığındaki eksilmenin, mağdurun gördüğü zararın kendi hileli davranışları sonucunda meydana geldiğini bilmelidir; hile ile zarar arasındaki illiyet bağının varlığının bilincinde olmalıdır.
Belirtilen hususlara ilişkin kast, doğrudan kast olabileceği gibi, olası kast da olabilir.Dolandırıcılık suçunun işlenmesi suretiyle elde edilen yararın miktarı çoğu zaman tam olarak belirlenememektedir. Bu gibi durumlar göz önünde bulundurularak, dolandırıcılık suçundan dolayı hapis cezasının yanı sıra ayrıca adlî para cezası öngörülmüştür.
TCK MADDE 157 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay
22. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/7332Karar : 2019/21180 Karar Tarihi : 14.11.2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : İş MahkemesiDAVA TÜRÜ : TAZMİNAT Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili ile davalılardan … vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: KARAR Davacı İsteminin Özeti : Davacı Banka vekili , …’ın … şubesine 16.11.1999 tarihinde …’nun, 17.11.1999 tarihinde ise eşi …’nun müracaat ederek şube nezdinde oğulları … adına kayıtlı ve kendilerinin genel vekaletname ile münferiden kullanıma yetkili oldukları Döviz Tevdiyat hesaplarının bulunduğunu bildirerek Bankadan 1.850,617 USD ve 580,00 DM’nin kendilerine işlemiş faizi ile beraber ödenmesini istediklerini bildirmeleri üzerine hesaplarda para bulunmadığının tespit edildiğini, adı geçen kişilerce ibraz edilen hesap cüzdanlarına benzeyen noter tasdikli cüzdan fotokopilerinin incelenmesinde;
ibraz edilen cüzdan fotokopilerinin sahte olduğunun anlaşıldığını, söz konusu cüzdanların fotokopilerinin üzerindeki imzaların davalılardan …’nun imzasına benzediğini, … ailesinin 22.01.1999 tarihinde müvekkili bankanın … Şubesine 1.876,320 DM getirdiklerini ve bu miktarın 193,930 TL kurdan, önce 313,874 – 737,600 TL’sini daha sonra da 326,900 TL satış kurundan 1.911,998 USD’ye çevrildiğini, ailenin bu paraya 70.800,00 USD ilave ederek toplam 1.882,798,00 USD’ lik vadeli hesap açıldığını, bu hesabın … adına olduğunu, anne ve babasının da hesabın kullanması konusunda vekaletnamesinin bulunduğunu, açılan bu hesabın yapılan 9 ödeme işlemi ile 22.04.1999 tarihinde tamamen sıfırlandığını, fiziki varlığı kabul edilen bu hesaba ilişkin 15.000,00 USD bedelli 27.01.1999 tarihli ödeme fişinin bulunamadığını, ayrıca 15.000,00 USD bedelli 26.01.1999 tarihli ödeme fişinde müşteri imzasının bulunmadığını,
649.775,00 USD bedelli üç adet tediye fişinde …’nun imzasının bulunduğunu, paralardan 360.000,00 USD karşılığı Türk Lirasının …’nun eniştesi olan …’nın şube nezdindeki hesabına, 181.000,00 USD karşılığı Türk Lirasının, … ve eşi …’nun hesabına, 65.000,00 USD karşılığı Türk Lirasının ise …’nun kardeşi …’un hesabına aktarıldığını, bankada şef konumunda olan davalılardan Tuygun Senem Şahlıoğlu’nun iş sözleşmesinin feshedildiğini ve yakınlarının hesaplarından muhtelif tarihlerde toplam 5.568,916,500 TL’nin Şube Müdürü olan …’nun hesabına aktarıldığını ileri sürerek, banka zararı olan 547.824,00 USD ‘nin 3595 sayılı Kanun’un 4/a maddesi hükmü gereği, dava tarihinden itibaren %17 oranında temerrüt faizi ile ve % 5 BMV ile birlikte davalılarından müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir
.Davacı Banka vekili, … 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin birleştirilen 2000/583 esas sayılı dosyasında da; yukarıda izah edilen olaylar sebebiyle davalılar tarafından suistimal sonucu ortaya çıkan 1.252,176,00 USD banka zararının 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereğince dava tarihinden itibaren % 17 oranında işleyecek temerrüt faizi ve % 5 oranında BMV ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti : Davalı … vekili, davalılardan …’nun hesabından müvekkilinin hesabına yalnızca 5.568,916,500 TL aktarıldığının ileri sürüldüğünü, oysa alacak meblağının 547.824,81 USD olduğu belirtilerek çelişkiye düşüldüğünü, davalıya verildiği iddia edilen 100,000-150,000 USD’ nin maddi delile dayanmadığını, davalı …’nun şubenin içinde ayrı bir şirket olan …’ de çalışan birisi olduğunu, davalı …’in borsada paralarını … vasıtasıyla kullandığını, bu nedenle aralarında para alışverişi olabileceğini, müvekkili ile … arasında husumet bulunduğundan müvekkilinin haksız yere suçlandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı … vekili, dava konusu olayla müvekkilinin bağlantısının olmadığını, baldızı olan …’nun müvekkilinden habersiz olarak hesap açtırdığını ve bu hesabın kullanıldığını, davalının hesabına gelen paradan haberdar olmadığını, bilmek zorunda da olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti : Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı …’nun banka müşterilerinden …’nun hesabından peyderpey toplam 547.824,00 USD çekerek diğer davalılar …, … ve …’un banka nezdindeki hesabına yatırdığı, daha sonra bu paraların bir kısımının …, … ve …’nun talimatıyla yatırım amaçlı olarak kullanıldığı ve başka bankalar nezdindeki hesaplara aktarıldığı, davacı Bankanın şube müşterisinin zararını tamamen ödediği,
davalılardan …, … ve … hakkında … 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/94 esas sayılı dosyasında dolandırıcılık suçundan beraatlerine karar verilmiş ve adı geçen davalılarca kendileri adına açılan hesaplardan ne gibi bir işlem yapıldığını bilmedikleri, bilmek zorunda da olmadıklarını savunulmuşsa da; davalı …’nun banka şube müşterisinin hesabından çektiği paraları aynı zamanda akrabaları olan davalılar …, … ve … adına yatırdığı ve söz konusu paraların bir bölümünün adı geçen davalıların talimatı ile başka bankalar nezdindeki yatırım hesaplarına aktarıldığı, akrabalık ilişkisi içinde bulunan davalıların bu denli yüksek miktardaki paraların ne sebeple hesaplarında bulunduğunu bilmemelerinin mümkün bulunmadığı, hayatın olağan akışına da uygun olmadığı, davalıların bu yönündeki beyanlarına itibar edilemeyeceği, bu durumda davalı …’nun asıl dava ile açılan 547,824 USD zararın tamamından diğer davalılar …, …, ve …’la birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu gerekçeleriyle tespit edilen 547.824,00 USD banka zararının davalılar …, …, … ve …’dan 3095 sayılı Kanun‘un 4/a maddesi gereğince tahsiline; her ne kadar davalı …’nun da hesabına para aktarılması nedeniyle banka zararından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu iddia edilmiş ise de, dosya kapsamı ve sunulan belgelerle davalı … tarafından banka müdürü olduğu anlaşılan davalı …’nun hesabına yatırıldığı iddia edilen paranın müşterinin hesabından çekilen para olduğuna ve … hesabından çekilen para nedeniyle bankanın uğradığı zararla davalılardan …’nun eylemi arasında illiyet bağı olduğuna dair delil bulunmadığından davalı … hakkındaki talebin reddine karar verilmiştir.Birleştirilen dosyadaki zarar talebi yönünden ise; iddia edilen miktarda banka zararının bulunduğu sunulan belgelerle ispat edilemediğinden talebin reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı Banka ile davalılardan … tarafından temyizi üzerine Dairemizce davalının tüm, davacının sair temyiz itirazları reddedilerek, somut dava ile birleştirilen … 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/583 esas sayılı dosyası yönünden yeniden inceleme ve araştırma yapılarak hüküm kurulmak üzere bozulmasına karar verilmiştir.Bozmaya uyan Mahkemece, asıl dava yönünden bozmadan önceki gibi karar verilmiş; birleşen dava yönünden aldırılan bilirkişi raporuna dayanılarak 1.282.176,00 USD’nin davalı …’ndan alınarak davacıya verilmesine, diğer davalılar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz : Kararı davacı Banka ile davalılardan … temyiz etmiştir. Gerekçe : 1- Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı Bankanın tüm, davalı …’ nun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.2. Birleşen davada davalılar lehine hükmedilmesi gereken vekalet ücreti taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.Somut olayda, birleşen davada davalılar …, …, … ve … yönünden davanın reddine karar verilmiş ve davalılar lehine ret vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Ancak davalılardan …’un vekili bulunmamasına rağmen bu davalı lehine de vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli olmamıştır.Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün aşağıda belirtilen şekilde düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Temyiz konusu kararın hüküm fıkrasında yer alan “Davalılar …, …, … ve … vekili için hesap ve takdir olunan 138.669,97 TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak adı geçen davalılara verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin silinerek yerine “Davalılar …, … ve … vekilleri için hesap ve takdir olunan 138.669,97 TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak adı geçen davalılara verilmesine, ” rakam ve sözcüklerinin yazılarak hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden …’na iadesine, 14.11.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay
4. Hukuk Dairesi
Esas : 2017/239Karar : 2019/5226 Karar Tarihi : 13/11/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve diğerleri aleyhine 25/11/2014 gününde verilen dilekçe ile dolandırıcılık nedeniyle alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 05/04/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 13/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay
Ceza Dairesi
Esas : 2018/5128Karar : 2019/4815Karar Tarihi : 11/11/2019 “İçtihat Metni” (KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)
Resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık ve kasten öldürme suçlarından Çankırı E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan …’in, ceza infaz kurumunda uyuşturucu madde kullanma eylemi sebebiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 44/3-g maddesi uyarınca 15 gün hücreye koyma cezası ile cezalandırılmasına dair anılan Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 05/07/2018 tarihli ve 2018/307 sayılı kararına yönelik şikayetin kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin Çankırı İnfaz Hâkimliğinin 20/07/2018 tarihli ve 2018/340 esas, 2018/346 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Çankırı Ağır Ceza Mahkemesinin 30/07/2018 tarihli ve 2018/284 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Disiplin soruşturması” başlıklı 47. maddesinin 2. fıkrasının “Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhal ve en geç iki gün içinde kurum en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır.”, aynı maddenin 3. fıkrasında “Soruşturma en geç yedi gün içerisinde tamamlanır ve düzenlenen rapor ve ekleri disiplin kuruluna sunulur.
Soruşturma süresi eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre infaz hâkiminin yazılı onayı ile yedi güne kadar uzatılabilir.” ve yine aynı maddenin 5. fıkrasında da “Disiplin cezaları disiplin kurulunca evrak üzerinden görüşülerek en geç üç gün içinde karara bağlanır.” düzenlemelerin yer aldığı, söz konusu bu sürelerin idarenin işlemlere bir an önce başlamasını teşvik edici nitelikte düzenleyici süreler olduğu ve hak düşürücü süre olarak değerlendirilemeyeceği, kaldı ki soruşturma işlemlerine 26/06/2018 tarihinde başlandığı ve 03/07/2018 tarihinde bitirilerek muhakkik raporu düzenlendiği ve Çankırı E Tipi Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 05/07/2018 tarihli ve 2018/307 sayılı kararı ile ceza verildiği ve süre yönünden herhangi bir gecikme olmadığı anlaşılmakla, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 19/10/2018 gün ve 94660652-105-18-12398-2018-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;
TÜRK MİLLETİ ADINA Dosya kapsamına göre;Hükümlünün Çankırı Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda cezasını infaz ettiği sırada 28.03.2018 günü koğuşta uyuşturucu madde kullandığı iddiasıyla disiplin soruşturması başlatıldığı,Disiplin Kurulu Başkanlığınca 06.04.2018 tarihinde koğuşta kalmakta olan tüm hükümlü ve tutuklulardan disiplin soruşturmasına esas olmak üzere kan, kıl ve idrar örnekleri aldırılmasına ve gelecek rapora göre uyuşturucu madde kullandıkları tespit edilenler hakkında tekrar disiplin soruşturması açılmasına, tahlil sonuçları gelene kadar disiplin soruşturmasının zamanaşımına uğramaması ve tekrar karar verilebilmesi için 5275 sayılı Kanunun 47. maddesinin 3. bendi gereğince İnfaz Hakimliğinden ek süre istenmesine karar verildiği,
Disiplin Kurulu Başkanlığının 09.04.2018 tarihinde yaptığı ek süre talebinin Çankırı İnfaz Hakimliğinin 25.04.2018 tarihli ve 2018/205 esas, 2018/191 sayılı kararı ile ek süre isteme yetkisinin muhakkike ait olup, Disiplin Kurulu Başkanlığının ek süre isteme yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği,Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 25.06.2018 tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna gönderilen Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığının 22.06.2018 tarihli raporuna göre hükümlü …’in, idrar örneklerinde uyuşturucu veya uyarıcı etken maddelerden esrar etkin maddesi THC metabolite THC-COOH bulunduğunun tespit edilmesi üzerine hükümlü hakkında 26.06.2018 tarihinde yeniden disiplin soruşturması başlatıldığı,26.06.2018 tarihinde savunmasını yazılı yada sözlü olarak üç gün içerisinde yapmasının istendiği, hükümlünün 28.06.2018 tarihinde yazılı olarak savunmada bulunduğu,
03.07.2018 tarihli disiplin soruşturması raporunun Disiplin Kurulu Başkanlığına sunulduğu ve Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 05.07.2018 tarihinde hükümlünün 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 44. maddesinin 3. fıkrasının g bendi uyarınca 15 gün hücre cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, verilen bu kararın 06.07.2018 tarihinde hükümlüye tebliğ edildiği, hükümlünün yasal süresi içerisinde 16.07.2018 tarihinde İnfaz Hakimliğine şikayette bulunduğu,19.07.2018 tarihinde hükümlünün savunmasını alan Çankırı İnfaz Hakimliğinin 20.07.2018 tarihli ve 2018/340 esas, 2018/346 karar sayılı kararında “…emredici hükümlere ve sürelere uyulmayarak yapılan disiplin soruşturması sonucu verilen disiplin cezasının usul ve yasaya aykırı olduğu….” gerekçesiyle hükümlünün şikayetinin kabulüne, hakkındaki disiplin cezasının kaldırılmasına karar verildiği,Cumhuriyet Başsavcılığının, İnfaz Hakimliğinin bu kararına karşı yasal süresi içerisinde itiraz ettiği,İtiraz mercii olarak inceleme yapan Çankırı Ağır Ceza Mahkemesinin 30.07.2018 ve 2018/284 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği, anlaşılmıştır.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun “Disiplin soruşturması” başlıklı 47. maddesinin 2. fıkrasının, “Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhal ve en geç iki gün içinde kurum en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır.” düzenlemesini içerdiği, aynı maddenin 3. fıkrasında, “Soruşturma en geç yedi gün içerisinde tamamlanır ve düzenlenen rapor ve ekleri disiplin kuruluna sunulur.
Soruşturma süresi eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre infaz hâkiminin yazılı onayı ile yedi güne kadar uzatılabilir.” yine aynı maddenin 5.fıkrasında da “Disiplin cezaları disiplin kurulunca evrak üzerinden görüşülerek en geç üç gün içinde karara bağlanır.” düzenlemelerinin yer aldığı; hükümlünün uyuşturucu madde kullandığına ilişkin Adli Tıp raporunun ceza infaz kurumuna gelmesinden sonra hükümlü hakkındaki disiplin soruşturmasına 26.06.2018 tarihinde başlanmış olmasına, kanunda eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre ek süre isteme hakkı bulunmasına rağmen ek süre isteme yoluna gidilmeksizin soruşturma raporu ve eklerinin anılan Kanunun 47/3. maddesinde yer alan 7 günlük süre geçtikten sonra 03.07.2018 tarihinde disiplin kuruluna sunulmuş olması nedeniyle kanunda öngörülen emredici ve hak düşürücü sürelere uyulmaksızın yapılan disiplin soruşturması sonucu verilen disiplin cezasının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla, itirazın reddine ilişkin Çankırı Ağır Ceza Mahkemesinin 30.07.2018 ve 2018/284 değişik iş sayılı kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmaması nedeniyle yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE, dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay
11. Hukuk Dairesi
Esas : 2018/2217Karar : 2019/6701Karar Tarihi : 24/10/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17/12/2015 gün ve 2015/561 – 2015/1014 sayılı kararı bozan Daire’nin 24/01/2018 gün ve 2016/6822 – 2018/625 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin TMSF’ye devrinden önce Yurtbank A.Ş’nin Denizli Şubesine 18/10/1999 tarihinde 14.512,00 TL parasını %84 faizle 3 ay vadeli olarak yatırdığını ve havale makbuzu ile banka cüzdanı verildiğini, 22/12/1999 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Yurt Bank A.Ş’nin TMSF’ye devredildiğini, TMSF yönetim kurulunun 26/01/2001 gün ve 7 sayılı kararı ile davalı bankanın Sümerbank A.Ş bünyesinde tüm aktifi ve pasifiyle birleştirildiğini, daha sonra Oyak Bank A.Ş’nin 07/12/2001 tarihli olağan üstü genel kurul kararı ile Sümerbank A.Ş’nin tüm hak, alacak, borç ve yükümlülükleriyle tüzel kişiliği sona ermek suretiyle geçmişteki borçlardan da TMSF’nin sorumlu olması kaydıyla Oyakbank A.Ş tarafından devralındığını,
Oyak Bank A.Ş’nin daha sonra bütün aktifi ve pasifi ile birlikte ING Bank A.Ş’ye satıldığını, müvekkilinin söz konusu parasını bankaya yatırdığı sırada banka memurları tarafından, KKTC’de kurulan dava dışı Yurt Security Off Shore Bank Ltd. Şti. adlı paravan bankanın kredi şubeleri olduğu, bu şubenin yüksek faiz verdiği belirtilerek sanki bu bankaya havale yapılıyormuş gibi talimat imzalatılarak Yurtbank logolu yanıltıcı biçimde tanzim edilen hesap cüzdanı verildiğini, bu bankanın devlet güvencesinde olup olmadığı hakkında kesin bir bilgi verilmediği gibi aksine yanıltıcı bir biçimde sanki bu şubenin bankalarının şubesi olduğu izlenimini verdiklerini, hesaba yatan paraların Kıbrıs’taki banka ve şirkete gitmediği, paraların Türkiyede paravan şirketlere kredi kullandırılarak dolandırıcılık yaptıklarının sabit olduğunuileri sürerek, müvekkilinin bankaya yatırmış olduğu,
14.512,00 TL’nin bankaya yatırılan 18/10/1999 tarihinden itibaren, 3095 sayılı Yasa’nın 1/2. maddesi gereğince T.C. Merkez Bankası’nın avans faizi ile birlikte davalılar TMSF ve ING Bank A.Ş’den müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı TMSF ve ING Bank A.Ş. vekili davanın reddini savunmuştur.Mahkemece bozma ilamına uyularak davalı TMSF yönünden davanın husumetten reddine dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur.Bu kez davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, davalı TMSF’den harç ve ceza alınmasına mahal olmadığına, 24/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 156 BEDELSİZ SENEDİ KULLANMABedelsiz kalmış bir senedi kullanan kimseye, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası verilir. TCK MADDE 156’NIN GEREKÇESİ Madde, borçlusunca ödenmiş ve bir suretle elde kalmış senedi, kısmen veya tamamen ödenmemiş gibi kullanan, örneğin ödenmesi için icraya başvuran veya başkasına devreden kimseyi cezalandırmaktadır.Borcun bir bölümü ödenmiş ve geri kalan miktar için elinde tuttuğu senedi, tümü veya kalandan fazla miktarı için kullanan sanığın fiilinin de aynı suçu oluşturacağında kuşku yoktur.Maddede tanımlanan suçun kovuşturulması zarar görenin şikâyetine bağlı tutulmuştur. TCK MADDE 156 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI Yargıtay15. Ceza Dairesi Esas : 2017/36720Karar : 2019/9147Karar Tarihi : 30/09/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Dolandırıcılık, hırsızlık, bedelsiz senedi kullanmaHÜKÜM : Beraat Dolandırıcılık, hırsızlık, bedelsiz senedi kullanma suçundan sanıkların beraatine ilişkin hükümler, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Sanıklar …., … ve …’un kendileri tarafından işletilen konfeksiyon atölyesini, eşyelerı ile birlikte katılan …’e 01/01/2009 tarihinde 24 adet sıralı senet karşılığı toplam 40.000 TL bedelle devrettikleri, söz konusu iş yerinin sanıklar tarafından işletildiği dönemde …’a yaklaşık olarak 16.000 TL borcunun olduğunun tespit edilmesi üzerine sanıkların elektrik borcunu … kurumuna ödeyeceklerini beyan etmelerine rağmen söz konusu elektrik borcunu ödemedikleri … ile olan hukuki sorunun çözülememesi üzerine, iş yerinin katılan … tarafından sanıklara iade edilerek iş yerini devralırken düzenlemiş olduğu senetleri talep ettiği, sanıkların katılan …’e devretmiş oldukları iş yerinde bulunan eşyaları alarak ….’un ikamet etmiş olduğu evin altında bulunan dükkana taşıdıkları, ayrıca sanıkların iş yeri devralınırken verilen 01/01/2009, 01/02/2009, 01/03/2009, 01/04/2009, 01/05/2009, 01/06/2009, 01/07/2009, 01/08/2009 tarihli 8 adet 1.500 TL bedelli senetle ilgili olarak Bakırköy 2. İcra Müdürlüğü’nde icra takip işlemi başlattıkları, bu şekilde sanıkların, hırsızlık, bedelsiz senedi kullanma ve dolandırıcılık suçlarını işledikleri iddia edilen olayda; sanıkların üzerlerine atılı suçu işlemediklerine dair savunmalrı, katınalrın beyanlkarı, tanık anltımları ve dosya kapsamına göre; sanıkların üzerlerine atılı suçların unsurlarının oluşmadığı, taraflar arasındaki ihtilafın hukuk nitelik arz ettiği anlaşıldığından, sanıklara isnat edilen eylemlerin kanunda suç olarak tanımlanmamış olmadığı gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.Yapılan yargılama sonunda, sanıklara isnat edilen eylemlerin kanunda suç olarak tanımlanmamış olmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanlar vekilinin, herhangi bir nedene dayanmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 30/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay15. Ceza Dairesi Esas : 2017/13886Karar : 2019/9146Karar Tarihi : 30/09/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Sulh Ceza MahkemesiSUÇ : Bedelsiz Senedi KullanmaHÜKÜM : Beraat Bedelsiz senedi kullanma suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Sanığın, kiracısı olan katılanın, kira borcuna karşılık vermiş olduğu senetlerden olan 28.02.2007 ödeme tarihli, 10.937 TL bedelli ve 28.02.2008 ödeme tarihli ve 13.670 TL bedelli senetler için Adana 9. İcra Müdürlüğü’nün 2006/2350 sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi yaptığı, bu icra takibindeki borç anlaşmak sonucu ödenerek, katılanın ibra edildiği, ancak sanığın, daha sonra kendisinde bulunan aynı senetler hakkında bu kez Adana 7. İcra Müdürlüğü’nün 2009/1008 sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine ilişkin usulde icra takibi başlattığı, bu icra takibine ait ödeme emrinin Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre katılana 25/05/2009 tarihinde tebliğ edildiği, katılan durumdan satış safhasına gelindiğinde haberdar olarak, şikayetçi olduğu, bu şekilde sanığın bedelsiz senedi kullanma suçunu işlediği iddia edilen olayda; sanığın savunmalarında katılana yer kiraladığı ve katılandan bu kira alacaklarına ilişkin senetler aldığını, Adana 7. İcra Müdürlüğü’nün 2009/1008 sayılı dosyası ile Adana 9. İcra Müdürlüğü’nün icra takibine konu edilen senetlerin farklı senetler olduğunu, teknik olarak bilmediği için 2004 ve 2005 yılı vadeli senetler ile ilgili ilamsız takip yaptığını ve İcra Müdürlüğü tarafından senet belirtilmek suretiyle hazırlanan belgenin talebi ile hazırlanmadığını belirtmesi, katılanın da sanığa birden çok senet verdiğini beyan etmesi, Adana 9. İcra Müdürlüğü’nden gelen yazı cevabında 2006/2350 sayılı dosyasında hangi iki senedin takibe konu edildiğinin anlaşılamadığının bildirilmesi, sanığın 2006 yılında 9. İcra Müdürlüğü’nde ilamsız takip ile 24.607 TL bedelli icra takibi yapmış olmasına karşın, sanığın da imzasının bulunduğu 14/02/2008 tarihli feragat belgesinde herhangi bir senet belirtilmeksizin alacaklının alacağını haricen tahsil ettiğinin yazılmış olması, 2008 ve 2007 vade tarihli iki ayrı senet bedeli toplamının, 2004 ve 2005 ödeme tarihli senetlerin bedelleri toplamının eşdeğer olması, borcun kira borcu olması nedeniyle miktarların eşdeğer olması, tanık beyanları ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın üzerine atılı bedelsiz senedi kullanmak suçunu işlediği sabit olmadığı gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin herhangi bir nedene dayanmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 30/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay5. Ceza Dairesi Esas : 2017/3597Karar : 2019/8848Karar Tarihi : 26/09/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Tefecilik, bedelsiz senedi kullanmaHÜKÜM : Düşürülme, mahkumiyet Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:Katılanlardan … ve … vekilinin 16/10/2014 tarihinde tefhim olunan hükmü, CMUK’nın 310. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra ve 07/11/2014 günlü dilekçesi ile temyiz etmiş olduğu anlaşılmakla, temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE 26/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 155 GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. TCK MADDE 155’İN GEREKÇESİ Madde metninde güveni kötüye kullanma suçu tanımlanmıştır. Söz konusu suçla korunan hukukî değer kişilerin mülkiyet hakkıdır. Bu suçla mülkiyetin korunması amaçlanmaktadır. Ancak, söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen kişi (fail) arasında bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkinin gereği olarak taraflar arasında mevcut olan güvenin korunması gerekmektedir. Bu mülahazalarla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar, cezai yaptırım altına alınmıştır.Güveni kötüye kullanma suçunun konusu, taşınır veya taşınmaz maldır. Bu mal üzerinde fail lehine zilyetlik tesis edilmiş olmalıdır. Güveni kötüye kullanma suçunda fail, suç konusu malın maliki değildir. Bu nedenle, müşterek veya iştirak hâlinde mülkiyete konu olan mallarla ilgili olarak, müşterek veya iştirak hâlinde malik olanlar birbirlerine karşı güveni kötüye kullanma suçunu işleyemezler. Fail, suç konusu şey üzerinde lehine zilyetlik tesis edilmiş olan kişidir. Ancak, bu zilyetliğin mutlaka malik tarafından tesis edilmesi gerekmez.Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir. Bu hukukî ilişki, örneğin kira sözleşmesi, ariyet sözleşmesi, karz sözleşmesi, vedia sözleşmesi, istisna sözleşmesi, vekalet sözleşmesi, kefalet sözleşmesi, hizmet sözleşmesi, rehin sözleşmesi ile tesis edilmiş olabilir. Bu akdi ilişki, karma veya sui generis bir sözleşme ile de tesis edilmiş olabilir. Örneğin, bir bankada açılan carî hesaba veya bir “özel finans kurumu”nda açılan “katılım ortaklığı hesabı”na ilişkin sözleşme ile de bu hukukî ilişki tesis edilmiş olabilir. Keza, örneğin bir anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ile şirket tüzelkişiliği arasındaki hukukî ilişki, hizmet ve/veya vekalet sözleşmesine dayanmaktadır. Hatta, mülkiyeti muhafaza kaydıyla satın alınmış olan eşyanın meselâ bir üçüncü kişiye satılması durumunda dahi, güveni kötüye kullanma suçunun oluştuğu kabul edilmelidir.Bu zilyetlik devri, malik olmayan kişiye, aradaki hukukî ilişkinin niteliğine göre, şey üzerinde belli bazı tasarruflarda bulunma hak ve yetkisini vermektedir.Söz konusu suçun işlenmesi suretiyle bir yarar elde edilebileceği düşüncesiyle, yaptırım olarak hapis cezasının yanı sıra adlî para cezası da öngörülmüştür.Maddenin ikinci fıkrasında güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hâli düzenlenmiştir. Buna göre, söz konusu suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da, hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, failin suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılması gerekmektedir. TCK MADDE 155 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI Yargıtay9. Hukuk Dairesi Esas : 2017/12978Karar : 2019/21890Karar Tarihi : 09.12.2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: KARAR Davacı İsteminin Özeti : Davacı işten haksız çıkarıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, genel tatil, ücret, asgari geçim indirimi ve yıllık izin alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalılar Cevabının Özeti : Davalı feshin haklı nedene dayandığını, davacının bir alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci : Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz : Kararı davalı temyiz etmiştir. Gerekçe : İş sözleşmesinin feshine esas olaya ilişkin davalı işverenin şikayeti üzerine davacı işçi hakkında hırsızlık ve güveni kötüye kullanma suçlarından cezalandırılması istemi ile hükümden sonra kamu davası açıldığı, davanın Mersin 17. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/645 E. dosyasında görüldüğü anlaşıldığından ceza mahkemesi dosyasının incelenip gerekirse sonucu beklenerek feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı hususunda bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. Sonuç : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09.12.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay5. Ceza Dairesi Esas : 2019/7664Karar : 2019/10065Karar Tarihi : 22/10/2019 “İçtihat Metni” Hakaret, özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek, güveni kötüye kullanma ve basit tehdit suçlarından sanıklar … ve diğer sanıklar hakkında yapılan yargılama sırasında; Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesiyle Manavgat 3. Asliye Ceza Mahkemesi arasında oluşan olumsuz yetki uyuşmazlığının giderilmesi ve yargı yerinin belirlenmesi istemiyle gönderilen dosya Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye verilmekle incelenerek gereği düşünüldü:İncelenen dosya içeriğine, sanıkların üzerine atılı suçların niteliğine, iddianamede olayın anlatılış biçimine ve Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi kararındaki gerekçeye göre, yerinde görülmeyen Manavgat 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 12/04/2019 gün ve 2019/308 E. 2019/539 K. sayılı YETKİSİZLİK kararının KALDIRILMASINA, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİNE 22/10/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. Yargıtay5. Ceza Dairesi Esas : 2015/7224Karar : 2019/9958Karar Tarihi : 21/10/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Sulh Ceza Mahkemesi (Antalya 22. Asliye Ceza Mahkemesi)SUÇ : Görevi kötüye kullanmaHÜKÜM : Beraat Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan “suçtan zarar görme” kavramının, gerek Ceza Genel Kurulu gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılıp uygulandığı, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceğinin kabul edildiği, bu hususun, Ceza Genel Kurulunun 11/04/2000 tarihli ve 65–69 E.K., 22/10/2002 tarihli ve 234–366 E.K., 04/07/2006 tarihli ve 127–180 E.K., 03/05/2011 tarihli ve 155–80 E.K., 21/02/2012 tarihli ve 279–55 E.K., 15/04/2014 tarihli ve 599-190 E.K., 28/03/2017 tarihli ve 214-206 E.K. sayılı Kararlarında “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edildiği ve Ceza Genel Kurulunun 25/03/2003 tarihli ve 41–54 sayılı Kararında da “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı” gibi dolaylı zararlara dayanılarak kamu davasına katılmanın olanaklı olmadığının kabul edilmesi karşısında; iddianame içeriğine göre Konyaaltı posta işletme merkezinde dağıtım görevlisi olan sanığın, Antalya 3. İcra Ceza Mahkemesinin 2012/359 Esas sayılı dava dosyasında … ismindeki şahsın mernis adresine Tebligat Kanununun 21. maddesi gereğince tebligat çıkartıldığı halde, tebliğ işlemini buna göre yapmayarak muhatabın adreste tanınmadığından bahisle tebligat evrakını iade ettiği iddiasına ilişkin olarak atılı suçtan katılan sıfatını alabilecek surette doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan, bu nedenle hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığı anlaşılan PTT Genel Müdürlüğünün usulsüz olarak davaya katılmasına karar verilmesi hükmü temyiz hakkı vermeyeceğinden vekilinin temyiz itirazlarının 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE 21/10/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. Yargıtay5. Ceza Dairesi Esas : 2015/7011Karar : 2019/9809Karar Tarihi : 16/10/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmaHÜKÜM : Beraat Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:Suç tarihinde S.S. … Başkanı olan sanığın, kooperatif adına banka hesabı açamadığı, bu sebeple kooperatifin işlerini yürütmek için yönetim kurulu ve genel kurul kararı ile kendi adına İş Bankasında hesap açtığı, kooperatif işlemleri ile elde edilen paraları bu hesaba aktarıp, kendi hesabında bulunan bu paraları kooperatifin bilanço defterinin 136 numarasına kooperatifin alacağı olarak kaydettiği, 2010 yılında kooperatif başkanlığından ayrıldığı halde, İş Bankası hesabında bulunan paraları kooperatife devretmeyerek hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmış ise de; eylemin sübutu halinde zimmet suçunu oluşturabileceği, bu suçtan dolayı yargılama yapma, delilleri değerlendirme ve suç vasfını belirleme görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek 5235 sayılı Yasanın 12 ve 5271 sayılı CMK’nın 4/1. maddeleri gereğince görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,Kanuna aykırı, O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan esası incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 16/10/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 154 HAKKI OLMAYAN YERE TECAVÜZ1.)(Değişik: 25/2/2009-5841/1 md.) Bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz mal veya eklentilerini malikmiş gibi tamamen veya kısmen işgal eden veya sınırlarını değiştiren veya bozan veya hak sahibinin bunlardan kısmen de olsa yararlanmasına engel olan kimseye, suçtan zarar görenin şikâyeti üzerine altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.2.)Köy tüzel kişiliğine ait olduğunu veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş bulunduğunu bilerek mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malları kısmen veya tamamen zapt eden, bunlar üzerinde tasarrufta bulunan veya sürüp eken kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır.3.)Kamuya veya özel kişilere ait suların mecrasını değiştiren kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır. TCK MADDE 154’ÜN GEREKÇESİ Maddeyle, bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz malın veya eklentilerinin kısmen veya tamamen işgal edilmesi, taşınmazın sınırlarının değiştirilmesi veya bozulması yahut herhangi bir suretle hak sahibinin malından kısmen veya tamamen yararlanmasına engel olunması cezalandırılmıştır.Maddenin ikinci fıkrasında köy tüzel kişiliğine ait olan harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malların kısmen veya tamamen zaptolunması veya bunlara tasarruf edilmesi veya bunların sürüp ekilmesi cezalandırılmıştır. Aynı fiiller, öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terkedilmiş, bahis konusu yerler hakkında işlendiğinde de keza suç oluşacaktır.Maddenin üçüncü fıkrasında suların mecrasını değiştirmek suç hâline getirilmiştir. Suların kamuya ait olması veya özel nitelikte bulunması önemli değildir. TCK MADDE 154 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI Yargıtay14. Hukuk Dairesi Esas : 2019/136Karar : 2019/7307Karar Tarihi : 05.11.2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 09/01/2012 ve 14/02/2012 günlerinde verilen dilekçelerle asıl davada elatmanın önlenmesi ve yıkım; karşı davada tapu iptali ve tescil veya irtifak hakkı kurulması talebi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine; karşı davanın reddine dair verilen 20/06/2018 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı- karşı davalı vekili ve davalı- karşı davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: KARAR Asıl dava, elatmanın önlenmesi ve kal; karşı dava, Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede irtifak hakkı kurulması istemlerine ilişkindir.Asıl davada davacı-karşı davalı vekili, müvekkilinin maliki olduğu dava konusu 586 ada 23 parsel sayılı taşınmaza, davalının maliki bulunduğu 586 ada 80 parsel sayılı taşınmaza yaptığı binanın, bina kenarındaki boşluğun ve bina çıkmasının tecavüzde bulunduğunu belirterek, davalının elatmasının önlenmesine ve yapıların kal’ine karar verilmesini talep etmiştir.Karşı davada davalı – karşı davacı vekili, müvekkilinin maliki olduğu 586 ada 80 parsel sayılı taşınmaz üzerine 1982 yılında bina yaptığını, müvekkili ile davacı-karşı davalı arasında 1996 yılında protokol yapıldığını, davacı-karşı davalının 586 ada 23 parsel sayılı taşınmazı, binanın taşkın olduğunu bilerek müvekkilinden satın aldığını ve müvekkilinin taşkın kısmın bedelini davacı-karşı davalıya ödediğini belirterek, Türk Medeni Kanununun 725. maddesi uyarınca tecavüzlü kısmın müvekkili adına tescilini, mümkün olmaması halinde bu kısım için müvekkili lehine irtifak hakkı tesisine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece, asıl davada elatmanın önlenmesi talebinin kabulüne, kal isteminin reddine; karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 17.11.2015 tarih, 2014/4266 E. – 2015/10532 K. sayılı ilamı ile, “Ancak, davada yıkım isteği de mevcuttur. TMK’nın 684 ve 718. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse o şeyin bütünleyici parçalarının da malikidir. Dava konusu binanın bulunduğu 460 parsel sayılı taşınmaz paylı mülkiyete tabi olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.1984 günlü ve 1982/358 Esas, 1984/710 sayılı Kararında açıklandığı üzere elatmanın yanı sıra kal isteminin de söz konusu olduğu hallerde tüm müşterek maliklerin davada yer almaları gereklidir. Bu durumda 460 parsel sayılı taşınmazın maliklerinin tamamına karşı husumet yönetilmesi, taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken taraf teşkili tam olarak sağlanmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; asıl davada elatmanın önlenmesi isteminin kabulüne, kal isteminin reddine; karşı davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı-karşı davalı vekili ve davalı-karşı davacı vekili temyiz etmiştir.1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre, davacı-karşı davalı vekili ve davalı-karşı davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.2- Asıl davada davacı-karşı davalı, elatmanın önlenmesi ile birlikte kal isteminde bulunmuş; mahkemece, elatmanın önlenmesi istemi kabul edilmiş, kal istemi ise reddedilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesinde; “Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir.Öte yandan, iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 6100 sayılı HMK’nın 120. (1086 sayılı HUMK’un 413.) ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yerin ve yıkımı istenen şeyin değeri toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).Dava konusu olaya gelince, hükme esas alınan 06.03.2013 tarihli inşaat bilirkişisinin raporunda yıkımı istenen yapının değerinin 14.091,90.TL olduğu saptanmıştır. Bu durumda, kal istemi yönünden 14.091,90.TL üzerinden harç ve vekalet ücreti takdiri yerine, bilirkişi raporunda yıkım maliyeti olarak belirlenen 25.000,00.TL üzerinden vekalet ücreti ve harç takdiri doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı vekili ve davalı-karşı davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine;(2). bent uyarınca davacı-karşı davalı vekili ve davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.11.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi. YargıtayCeza Dairesi Esas : 2018/1859Karar : 2019/4620Karar Tarihi : 04/11/2019 “İçtihat Metni” (KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ) İzmir/Buca Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü …’in, firar ettiği gerekçesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 44/3-ı maddesine uyarınca 20 gün hücreye koyma cezası ile cezalandırılmasına dair anılan Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 31/10/2017 tarihli ve 2017/385 sayılı kararına vâki şikâyetin kabulüne ve disiplin cezasının onanması talebinin reddi ile iptaline ilişkin İzmir 2. İnfaz Hâkimliğinin 12/11/2017 tarihli ve 2017/5654 esas, 2017/5945 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/12/2017 tarihli ve 2017/1827 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;Dosya kapsamına göre, hükümlünün 18/08/2016 tarihinde özel izne ayrıldığı ve 22/08/2016 tarihinde izinden dönmesi gerekirken dönmeyerek firar etmesi eylemi nedeniyle, anılan Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığınca disiplin soruşturmasına 2 gün içerisinde, 24/08/2016 tarihine kadar başlanması gerekmesine rağmen; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 47/2. maddesinde yer alan “Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhâl ve en geç iki gün içinde kurum en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır.” şeklindeki düzenlemeye aykırı davranılarak, hükümlünün yakalandığı 23/10/2017 tarihinde soruşturma başlatıldığı ve 31/10/2017 tarihinde hükümlü hakkında hücre cezası verildiği, hükümlünün şikâyeti ve disiplin cezasının onanması talebi üzerine, İzmir 1. İnfaz Hâkimliğinin anılan kararı ile disiplin soruşturmasının kanunî süreler içinde yapılmadığı gerekçesiyle disiplin cezasının kaldırıldığı anlaşılmışsa da, bu sürelere uyulmamasının disiplin cezasını geçersiz hale getirmeyeceği, bu düzenlemenin amacının Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 01/10/2009 tarihli ve 2007/18669 esas, 2009/12712 karar sayılı ilâmı ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22/10/2010 tarihli ve 2010/4826 esas, 2010/6884 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, hükümlü hakkındaki disiplin cezasının infazı ve kaldırılmasında gecikme yaşanmasını engelleyerek koşullu salıverme yönünden aleyhe sonuç doğurmasının önüne geçilmesi olduğu, disiplin cezası soruşturmasının geç yapılması nedeniyle cezanın infazı ve kaldırılması gecikmişse bile bu durum hükümlünün koşullu salıverme tarihinin belirlenmesi aşamasında dikkate alınarak aleyhe sonuç doğuracak şekilde yorumlanmasının önüne geçileceği cihetle, hükümlünün şikayetinin 5275 sayılı Kanun’un 47. maddesinde yer alan sürelere uyulmadığı gerekçesi ile kabulüne karar verilemeyeceği gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 29/03/2018 gün ve 94660652-105-35-1825-2018-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü; TÜRK MİLLETİ ADINA 1-)Dosya kapsamına göre;Hükümlünün İzmir Buca Açık Ceza İnfaz Kurumunda cezasını infaz ettiği sırada 18.08.2016 tarihinde 4 günlük özel izne ayrıldığı, ancak hükümlünün izin süresi sonunda Açık Ceza İnfaz Kurumuna teslim olmadığı, izin tecavüzü fiili nedeniyle 22.08.2016 tarihinde infaz koruma memurları tarafından tutanak tutulup, hakkında 25.08.2016 tarihinde firar fişi düzenlendiği,23.10.2017 tarihinde yakalanan hükümlünün cezasının infazı amacıyla Ceza İnfaz Kurumuna alındığı,Hükümlü hakkında firar eylemi nedeniyle 23.10.2017 tarihinde muhakkik görevlendirmesi ile soruşturma işlemlerine başlanıldığı, 25.10.2017 tarihinde savunmasını yazılı yada sözlü olarak üç gün içerisinde yapmasının istendiği, hükümlünün 27.10.2017 tarihinde savunmasının alındığı, 30.10.2017 tarihli disiplin soruşturması raporunun Disiplin Kurulu Başkanlığına sunulduğu ve Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 31.10.2017 tarihinde hükümlünün 20 gün hücre cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, verilen bu kararın 02.11.2017 tarihinde hükümlüye tebliğ edildiği, hükümlünün karara karşı 13.11.2017 tarihinde İnfaz Hakimliğine şikayette bulunduğu,İzmir 2. İnfaz Hakimliğinin 12.11.2017 tarihli ve 2017/5654 esas, 2017/5945 karar sayılı kararında “…firar eyleminin öğrenildiği tarihten yaklaşık 1 yıl 2 ay sonra verilen disiplin cezasının usul ve yasaya aykırı olduğu….” gerekçesiyle hükümlünün şikayetinin kabulüne, disiplin cezasının onanması talebinin reddi ile tüm sonuçları ile iptaline karar verildiği,Cumhuriyet Başsavcılığının, İnfaz Hakimliğinin bu kararına karşı yasal süresi içerisinde itiraz ettiği,İtiraz mercii olarak inceleme yapan İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.12.2017 tarihli ve 2017/1827 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği, anlaşılmıştır. 2-)Yasal mevzuat ve hukuki değerlendirme;4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun “İnfaz Hakimliklerinin görevleri” başlıklı 4. maddesinin 3. fıkrasına göre; Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun veya diğer mevzuat hükümlerine aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak,4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun “İnfaz Hakimliğine şikayet ve usulü” başlıklı 5. maddesine göre; Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlerin kanun, veya diğer mevzuat hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle bu işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren onbeş gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilir.Şikâyet, dilekçe ile doğrudan doğruya infaz hâkimliğine yapılabileceği gibi; Cumhuriyet Başsavcılığı veya ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hâkimliği dışında yapılan başvurular hemen ve en geç üç gün içinde infaz hâkimliğine gönderilir. Sözlü yapılan şikâyet, tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir.Şikâyet yoluna, kendisi ile ilgili olmak kaydıyla hükümlü veya tutuklu ya da eşi, anası, babası, ayırt etme gücüne sahip çocuğu veya kardeşi, müdafii, kanunî temsilcisi veya ceza infaz kurumu ve tutukevi izleme kurulu başvurabilir.Şikâyet yoluna başvurulması, yapılan işlem veya faaliyetin yerine getirilmesini durdurmaz. Ancak, infaz hâkimi giderilmesi güç veya imkansız sonuçların doğması ve işlem veya faaliyetin açıkça hukuka aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda işlem veya faaliyetin ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir.4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun “İnfaz Hakimliğince şikayet üzerine verilen kararlar” başlıklı 6. maddesinin; 1. fıkrasına göre; Şikâyet başvurusu, 5’inci maddede yazılı sürenin geçmesinden sonra veya infaz hâkimliğinin görev ve yetki alanı dışında kalan bir işlem veya faaliyete karşı ya da başvuru hakkı olmayan kimselerce yapılmışsa infaz hâkimi, başvuru dilekçesini esasa girmeden reddeder; şikâyet başvurusu başka bir yargı merciinin görevi içerisinde ise o mercie gönderir.2. fıkrasına göre; Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında re’sen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümleler: 22/7/2010 – 6008/5 md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.3. fıkrasına göre; İnfaz hakimi, inceleme sonunda şikayeti yerinde görmezse reddine, yerinde görürse yapılan işlemin iptaline yada faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir.5. fıkrasına göre; İnfaz hakiminin kararlarına karşı şikayetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren bir hafta içinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre acele itiraz yoluna gidilebilir.Şeklindeki yasal düzenlemeye göre somut olay değerlendirildiğinde; Hükümlü hakkında firar eylemi nedeniyle yapılan disiplin soruşturması sonucu Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından verilen disiplin cezasına karşı hükümlünün yasal süresi içerisinde yaptığı şikayet üzerine 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun 6. maddesinin 2. fıkrasındaki açık düzenlemeye göre İnfaz Hakiminin hükümlünün savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını vermesi gerektiği halde savunma alınmaksızın karar verildiği anlaşılmakla, bu karara karşı Cumhuriyet Savcılığınca yapılan itirazın itiraz merciince esasa girilmeksizin öncelikle bu nedenle kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde esastan incelenerek reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden kanun yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 3-)Sonuç ve Karar ; Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yukarıda açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden, İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.12.2017 tarihli ve 2017/1827 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi. Yargıtay5. Hukuk Dairesi Esas : 2018/8135Karar : 2019/16596Karar Tarihi : 17/10/2019 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaza vaki müdahalenin önlenmesi, eski hale getirme ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne ilişkin verilen ilk derece mahkemesinin kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 4.Hukuk Dairesince istinaf isteminin davacı yönünden esastan reddine, davalı idare yönünden ise kabulü ile HMK’nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca esas hakkında yeniden karar verilmesine dair yukarıda gün ve sayıları yazılı kararının Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaza vaki müdahalenin önlenmesi, eski hale getirme ve ecrimisil istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun davacı yönünden esastan reddine, davalı idare vekili yönünden kabulü ile HMK’nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkında karar verilmesine ilişkin olarak … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince verilen hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.Arazi niteliğindeki Kürtmusa Mahallesi 160 parsel sayılı taşınmaza net gelirine göre değer biçilmesinde ve ecrimisil bedelinin tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Bu nedenle; davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.Davacı vekilinin temyizine gelince;Her ne kadar davacının arazisi üzerinden geçirilen enerji nakil hattı bütün olarak bir tesis niteliğinde olduğu bu itibarla el atma tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 743 sayılı Medeni Kanunun 653. maddesinin son fıkrasına göre idare lehine davacı taşınmazı üzerinde irtifak hakkı kurulmuş sayılacağından idarenin o taşınmaza müdahalesinin önlenmesi istenmeyip sadece irtifak hakkı karşılığı ve bedeli tazminat olarak istenilebileceği yönünden dairemiz kararları var ise de;16.05.1956 gün 1-6 esas ve karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, kamulaştırmasız olarak taşınmazına el konulan şahıs, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el koymanın önlenmesi davası açılabileceği gibi bu eylemli duruma razı olduğu takdirde taşınmazın değerinin tahsili davası da açabilir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.01.1994 gün ve 1-386/25 sayılı kararında açıklandığı üzere 743 sayılı Yasanın 653. maddesinde açıkça belirtildiği gibi, irtifak sözleşmesine konu edilen mecra açıkta tesis olunmuş ise, bu takdirde (sözleşmenin yapılması) ve mecranın açıktan geçirilmesiyle irtifak hakkı doğmuş olacaktır. Bu hüküm açıktan geçen mecralarda görülebilirliğin, tapu aleniyet fonksiyonunun yerini tutabileceği görüşünden kaynaklanmaktadır, Ancak hemen ve özellikle belirtilmek gerekir ki, mecra irtifakının tescilsiz iktisabına imkan veren bu istisnai hükümle, hakkın dayanağını teşkil eden mecra irtifakı sözleşmesi veya hakka sebep teşkil eden bir diğer hukuki işlemin usulünce düzenlenmesi gerçeği bertaraf edilmiş değildir. Aksi halde, mecra irtifakının doğduğu kabul olunamaz ve taşınmazın maliki M.K.un 618. maddesi uyarınca tecavüzün men’ini dava edebilir. Bu ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 08.12.1978 gün 1/592 esas 1077 karar sayılı ilamında da aynen vurgulanmıştır.Temyize konu bu davada, davalı ile davacı arasında bir mecra irtifak sözleşmesinin bulunmadığı ihtilafsızdır. Hal böyle olunca, davalının, davacıya ait araziden ve açıktan geçirdiği mecra üzerindeki bir hakkı doğduğu ileri sürülemez. Öyle ise, davacı M.K.’un 618. maddesi hükmünden yararlanmak suretiyle davalının tecavüzünün men’ine karar verilmesini talep edebilir; yerel mahkemece de yasa hükümlerine uygun olarak istek doğrultusunda karar verilmelidir.Bu itibarla müdahalenin meni davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeler ile davanın reddine hükmedilmesi,Doğru görülmemiştir.Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin hükmünün açıklanan nedenlerle HMK’nun 371.maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine, davalı idareden peşin alınan temyiz ve taraflardan peşin alınan temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 17/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.