Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.
TCK MADDE 134’ÜN GEREKÇESİ
Maddenin birinci fıkrası metninde, özel hayatın gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece, gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının saptanması ve kaydedilmesi cezalandırılmaktadır.İkinci fıkrada, böylece elde edilen saptama ve kayıtlardan herhangi bir suretle yarar sağlanması veya bunların başkalarına verilmesi veya diğer kimselerin bilgi edinmelerinin temini veya basın ve yayın yoluyla açıklanması suçun ağırlaşmış şeklini oluşturmaktadır.Maddenin ikinci fıkrasında, kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu görüntü veya sesler örneğin soruşturma kapsamında hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olabileceği gibi, birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle elde edilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, elde edilmiş olan bu ses veya görüntü kayıtlarının ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Bu ifşanın hukuka aykırı olması gerekir. Bu bakımdan özel hayata ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada gösterilmesi ve dinlenmesi hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. İfşanın, basın ve yayın yoluyla yapılması, söz konusu suçun nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir.
TCK MADDE 134 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay20. Ceza Dairesi
Esas : 2015/15905Karar : 2015/5247Karar Tarihi : 17.12.2015
“İçtihat Metni”
Mahkeme : Ağır Ceza MahkemesiSuç : Uyuşturucu madde ticareti yapmaHüküm : Mahkûmiyet
Temyiz incelemesi, sanık … müdafiinin süresindeki isteği nedeniyle sanık …hakkında duruşmalı, sanık …müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğinin süresinden sonra yapıldığı anlaşılmakla, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8/1, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 318. ve 5271 sayılı Ceza Mahakemesi Kanunu’nun 299. maddeleri uyarınca duruşmalı inceleme isteğinin reddine karar verilerek, diğer sanıklar hakkında duruşmasız olarak yapılmıştır.Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanıklar …, …, … … …ve … müdafileri ile sanıklar … … … ve … temyiz itirazları ile sanık ….müdafiinin duruşmadaki sözlü savunmalarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 17.12.2015 tarihinde oyçokluğuya karar verildi.
Karşı Oy Gerekçesi :Olay: Dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere;a- Sanıkların …ilçelerinden (Kulp ve Lice ilçelerinden) elde ettikleri uyuşturucuları … ve batı illerine getirip pazarlayacaklarına ilişkin istihbari çalışmalar üzerine yeterli şüphe görülerek, … Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığı, sanıkların iletişimlerinin tespiti yönünde kullandıkları telefonlarla ilgili 10.05.2013, 11.05.2013, 17.05.2013, 23.05.2013, 24.05.2013, 25.05.2013, 26.05.2013 tarihli iletişimin dinlenmesi kararları alındığı, fiziki takiplerin yapıldığı, uyuşturucuların nakline ilişkin kiralanan araçların ve plakalarının tespit edildiği, 26.05.2013 tarihinde uyuşturucuların nakledileceğinin anlaşılması üzerine yapılan takip neticesinde durdulup İstihbarat Şube Müdürlüğüne götürülerek araçlarda yapılan aramada, … plakalı araçta 63 paket halinde daralı 223 kilo 150 gram esrar, … plakalı araçta ise daralı 315 kilo 350 gram olmak üzere toplam-net 177 kilo 306 gram esrarın yakalandığı, aramanın daha önceden …Sulh Ceza Mahkemesinden 20.05.2013 tarihinde alınan önleme araması kararına istinaden yapıldığı, uyuşturuculara el konulduğu, soruşturma neticesinde sanıklar hakında ” aynı suç işleme kararıyla birlikte hareket ederek uyuşturucu madde ticareti yapmak ” suçundan TCK’nın 37. ve 188/3. maddeleri gereğince cezalandırılmaları amacıyla …. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, ilgili mahkemece yapılan yargılama neticesinde atılı suçtan 12.01.2015 tarih ve 2014/136 esas- 2015/2 karar sayılı ilamı ile cezalandırılmalarına karar verildiği,bu kararın da yasal süre içerisinde temyiz edildiği..” şeklindedir.Bu şekilde gerçekleşen olayda;b- Çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık;Bir suç şüphesi altında bulunupta haklarında soruşturma başlatılan,bu nedenle haklarında iletişimin tespiti ve fiziki takip yapılan sanıkların suçla ilgili dellileri elde etmeye yönelik olarak üstlerinde, eşyalarında ya da iş yerlerinde, somut olayda uyuşturucuların yakalandığı araçlarda yapılacak aramanın nasıl yapılacağı ?, adli arama kararı alınmasının gerekip gerekmediği ?, önleme aramasıyla yapılan aramanın hukuka uygun olup olmadığı ? ve buna bağlı olarak elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınmayacağı hususlarında toplanmaktadır.Bunun için öncelikle ”’önleme araması” ile ”adli arama” arasındaki farkın ne olduğu,hangi aşamada adli aramanın hangi aşamada önleme aramasının gerektigi, hukuka aykırı delililin ne olduğu ve hükme esas alınıp alınamayacağı hususları ile ‘hukuka aykırılık” ve”hukukun genel ilkeleri” kavramlarını açıklığa kavuşturmak gerekmektedir.Buna göre;c- Uyuşmazlık konusuyla ilgili kanuni düzenlemelere ve hukuki kavramlara baktığımızda;Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesi ” Türkiye cumhuriyeti.….. sosyal bir hukuk devletidir.”Özel hayatın gizliliğini düzenleyen Anayasanın 20. maddesinin 1. fıkrasında ” herkes, özel hayatına ve …… saygı gösterilmesi hakkına sahiptir…. özel hayatın gizliliğine dokunulamaz ..”,Anayasanın 20. maddesinin 2. fıkrasında ise, “…..Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz…” ,Anayasa’nın 38. maddesinin 6. fıkrasında ” Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak değerlendirilemez …” şeklindedir.Böylece, normlar hiyararşisi içinde en yüksek norm olan anayasadaki bu düzenlemelerle “özel hayatın gizliliği” temel bir insan hakkı olarak öngörülmüş ve güvence altına alınmıştır. Kanunen yetkili kılınan mercinin kararı yada yazılı arama emri olmadan yapılan aramaların hukuka aykırı olduğu, bu şekilde elde edilen bulguların hukuka (kanuna) aykırı olarak elde edilmesi nedeniyle delil olarak değerlendirilemeyeceği de hüküm altına alınmıştır.
Aynı şekilde; Ceza Muhakemesi Kanununda (CMK) da benzer düzenlemeler öngörülmüş olup;Buna göre;CMK’nın 206.maddesinin 2.fıkrasının (a) bendinde ” delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur.. “CMK’ nın 230.maddesinin 1.fıkrasının (b) bendinde ise “ Hükmün gerekçesinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekir…”CMK’ nın 217.maddesinin 2. fıkrasında “ yüklenen suç hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir…” şeklindedir.CMK’nın 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi,” hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması .” hukuka aykırılık hali olarak görülmüştür.Bu düzenlemelerden anlaşıldığı üzere; sanığa yüklenen suçun hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği, delil kanuna aykırı elde edilmişse ret olunacağı, hükme esas alınamayacağı,hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça hükmün gerekçesinde gösterilmesi gerekmektedir.Kavram olarak ” hukuka aykırılık” en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve de anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslar arası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümünü ve ayrıca hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kurallara da aykırılık olarak tanımlanmaktadır. Hukuka aykırılık varsa yasak delil vardır ve bu yasak delil hükme hiçbir şekilde esas alınamayacaktır. Bu emredici bir kuraldır. Anayasa mahkemeside kararlarıyla bu hususa değinmekte, Anayasada yer alan hukuka-kanuna aykırılık kavramının bu şekilde anlaşılması gerektiğini açıklayıp yol göstermektedir. Anayasa Mahkemesi’nin 22.06.2001 gün ve 2-2 sayılı kararı da bu doğrultudadır.Yine, hukuk sistemimizin kabul ettiği bir kavram olarak ”hukukun genel ilkeleri” uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kurallar olup, bu kurallarda hukuk kuralı olarak kabul edilmektedir. Hukukun genel ilkelerinin hukuki baglayıcılığı bulunduğu gerek uygulama gerekse doktirinde tartışmasız kabul edilmektedir. Anayasa mahkemesi bir çok kararında anayasal bir kavram olan hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasa koyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Hukukun genel ilkelerinin, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konum da degerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.( Anayasa Mahkemesi E. 1985/31. K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Kararı).2559 sayılı PVSK’nın 9. maddesine göre “önleme araması”, suç işlenmesinin veya bir tehlikenin önlenmesi için yapılan aramadır. Önleme aramasının muhatapları suç şüphesi altında olmayan kişilerdir.CMK’nın 116 ve 119. maddelerine göre “adli arama” ise, şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa önleme araması değil ancak adli arama yapılabilir.Bu düzenlemelerden de anlaşıldığı üzere, yasa koyucu, suç şüphesi altında olmayan kişiler yönünden suç işlenmesinin ve tehlikenin önlenmesine yönelik olarak makul sebeplerin varlığı halinde önleme aramasının yapılacağını, çünkü suç soruşturması olmadığından burada savcının herhangi bir görev ve yetkisinin bulunmadığını, ancak arama sonucu bir delil veya suçun ortaya çıkması halinde savcının görev ve yetkisinin başlayacağını, suç şühesinin doğması bu yönde makul- somut bir şüphenin oluşması durumundada adli soruşturmanın başlayacağı ve bu soruşturmayla ilğili olarakta sanığın yakalanması ve suç delillerinin elde edilmesine yönelik adli aramanın yapılacağı,bu yapılan işlemin adli arama olduğundan burada idari nitelikte işlem(önleme araması ) yapan mülki amirin yada sulh hakiminin değil, adli birimlerin, cumhuriyet savcısının ve kovuşturma makamlarının yetkili olduğu, yasa koyucunun amacının da anayasaya uygun olarak yürütme ve yargı erklerinin adli ve idari birimlerin görev ve yetkilerinin kargaşaya yer vermeden ve birbirini alanına müdahale etmeden sürdürmelerini amaçladığı görülmektedir.
Özetle;Adli suçla ilğili aramanın, ancak hakim kararı, koşullarının varlığı halinde C.savcısının ve kolluk amirinin yazılı emriyle gerçekleştirilebileceği halde, ( kolluk amirinin önleme araması emri verme yetkisi bulunmamaktadır.) suç işlenmesinin önlenmesine yönelik idari nitelikte arama kararı veren merciinin adli arama konusunda yetkisi bulunmadığı aşikar olup, bu nedenle yetkisiz mercii tarafından verilen ve aramanın dayanağı yapılan işlemin ( arama kararının ) hukuki geçerliliği bulunmamaktadır. Aramanın hukuka aykırı olması nedeniyle, bunun sonucu elde edilen delillerde hükme esas alınamayacaktır.d- Dairemizce de benimsenen ve süreklilik arz eden Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2013/610 – 2014/512, 2013/841 – 2014/513 ve 2014/166 – 514 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırı olup, böyle bir arama sonucu bulunan deliller ya da suçun maddi konusu “hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş” olacağından, Anayasa’nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK’nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamaz.(alınamayacağı) şeklindedir.e- Somut olaya baktığımızda;Sanıkların …ilinden temin edecekleri uyuşturucuları kiraladıkları araçla …nakledecekleri hususunun emniyet birimlerinin istihbari çalışmaları neticesinde tespiti üzerine C.Başsavcılığınca adli soruşturmanın başlatılarak, (kanuna uygun) usulune uygun olarak iletişimin dinlenmesi, fiziki takipler sonucunda, uyuşturucuların nakline ilişkin araç kiraladıkları ve plakalarının tespiti , 26.05.2013 tarihinde de uyuşturucuların nakledileceğinin anlaşılması nedeniyle yapılan takip neticesinde durdurulan araçların İstihbarat Şube Müdürlüğüne götürülerek yapılan aramalarında, suça konu uyuşturucu maddeler yakalanmıştır. Ortada niteliği ve faili belli olan bir suç bulunmaktadır. Bu durumda adli arama için gerekli olan, bir suçun işlendiği konusunda aranan şüphenin ötesinde artık sanıklar hakkında somut adli suç soruşturması bulunmaktadır. Soruşturması yapılan bir suçla ilgili yapılacak tüm aramaların CMK’nın 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde “adli arama kararı” veya “yazılı adli arama emri” alınarak yapılması gerekir.Buna uyulmadan ”önleme araması”na dayanarak sanıkların araçlarında yapılan aramalar hukuka aykırı olup, bu arama sonucu elde edilen delillerde hukuka aykırı olarak elde edildiğinden, hükme esas alınamaz.Somut olayda, sanıklara isnat olunan suçun maddi konusu olan uyuşturucu maddenin hukuka aykırı yöntemle elde edilmesi nedeniyle suçun maddi konusu bulunmadığı ve hükme esas alınamayacağı; buna bağlı olarak suçun unsuru oluşmadığından, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden,hukuka aykırı olarak elde edilen ve hükme esas alınmaması gereken delile dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması, yukarıda açıklandığı üzere, açıkça Anayasanın 2. maddesine, 20.maddesinin 1. ve 2.fıkralarına, 38.maddesinin 6 fıkrasına ve CMK’nın 206.maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi,217.maddesinin 2.fıkrası, 230.maddesinin 1. fıkrasının ( b) bendi ve 289.maddesinin 1. fıkrasının ( i ) bendine aykırılık oluşturmaktadır. Aksine düşünce, Anayasa ve yasalarla tanınan ve güvence altına alınan Kişi temel hak ve özgürlüklerinden olan özel hayatın gizliliginin ihlali niteliginde olup, hukuka bağlı olan (olması gereken) devlet olarak nitelendirilen hukuk devleti ilkesi ve hukukun genel ilkeleriyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca hukuka aykırı olan bu uygulama sonucu kişilerin mağduriyeti halinde buna neden olan kişilerin koşulların bulunması halinde hukuki ve cezai yönden her zaman sorumlu tutulmaları mümkün olabilecek, yasa koyucunun iradesine aykırı olarak, yürütme ve yargı erklerinin, adli ve idari birimlerin görev ve yetkilerini kullanırken, bir birinin alanına müdahale etmeleri gibi, görev ve yetki kargaşasının doğmasına neden olacabilecektir.
Sonuç olarak; yukarıda açıklanan gerekçelerle;Açıkça, hukuka aykırı olarak elde edilen ve aynı zamanda suçun konusunu oluşturan delile dayanarak sanıkların mahkumiyetine ilişkin kurulan hükümde usul ve yasaya uyarlılık bulunmadığı ve BOZULMASI gerektiği görüşünde oldugumuzdan, sayın çogunluğun onama yönündeki görüşüne katılmıyoruz. 17/ 12/2015 Yargıtay 12. Ceza Dairesi
Esas : 2015/2537Karar : 2015/17628Karar Tarihi : 11.11.2015
“İçtihat Metni”
Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Özel hayatın gizliliğini ihlal, hakaret
Özel hayatın gizliliğini ihlal ve hakaret suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın, …’de günlük yerel yayım yapan … isimli gazetenin editörü olarak görev yaptığı, katılan …’ın aynı yerde faaliyet gösteren temizlik ve yemek firmasının sahibi olduğu, diğer katılan mağdur …’inde katılan …’ın yanında işçi olarak çalıştığı, sanığın, … Asliye Ceza Mahkemesinin 20/02/2013 tarih ve 2011/465 E. 2013/112 K. Sayılı kararına da konu olan katılan …’in, çok önce başka bir kişiyle birlikte cinsel ilişkiye girdiği ana ait cinsel içerikli görüntülerine ulaştığı, bu şekilde katılan …’i öğrenen sanığın, hiçbir haber değeri taşımayan katılan …’e ait özel hayatına ilişkin bu görüntüleri çalıştığı gazetenin 05/09/2012 ve 06/09/2012 tarihli sayılarında kullanarak haber yaptığı,Buna göre, sanığın ilk olarak; … isimli yerel gazetenin 05/09/2012 tarihli nüshasında ”…’yi sarsan o görüntüler internette” başlığı altında ”.. ünlü hazır yemek ve temizlik firmasının elemanı olduğu iddia edilen bayanın müşterisi ile tabldot pazarlığı yaparken ortaya çıkan görüntüler kamuoyunu sarstı” şeklinde haber yaptığı, bu haberin içeriğinde, “internete düşen … bir firmanın elemanı olduğu iddia edilen genç bayanın porno içerikli görüntüleri kamuoyunu şok etti. Müşterileri ile ilişkisi olduğu iddia edilen bayanın sevişme görüntüleri ise internete sızdı, ismi tabldot hazır yemek ve temizlik firması olarak geçen ünlü firmamız ise bu durum karşısında oldukça zor duruma düşüyor ünlü firmamızın ismi ile ticari rakipleri karşısında zor duruma düşmemesi için gizli tutuluyor ancak internet ortamında firmanın ismi açık açık geçiyor” şeklinde yazıldığı, yazıya ayrılan bölümün sağ tarafında bir resim olduğu, resimde bir bacak gözüktüğü diğer bölümlerin siyah olarak göründüğü,Daha sonra, sanığın, ilk haberden sonra kendi beyanıyla katılan … ile görüşmek istediği ancak …’ın bu görüşmeyi reddettiği, bunun üzerin aynı gazetenin 06/09/2012 tarihli sayısında; Gazetenin ilk sayfasına ilk haber olarak çok büyük puntolarla “Seve seve yediler” yazısının bulunduğu, bu başlığın alt başlığı olarak “pornografik pazarlığının perde arkasında hangi gerçekler var, müşteriler yemekleri mi çok sevdi yoksa pazarlık şeklini mi” şeklinde yazı olduğu, devamındaki yazıda “Denizli’de hizmet veren hazır yemek ve temizlik firmasının elemanı olduğu iddia edilen bir bayanın müşterisi ile tabldot pazarlığı yaparken ortaya çıkan porno içerikli görüntüleri Denizli de bomba etkisi yarattı, görüntülerin sanal aleme düştüğü ve sürmanşetten yer verdiğimiz olayın ardından kamuoyu meraklı bir bekleyiş içine girdi. … gazetemizin verdiği özel haber niteliği taşıyan ve sürmanşetten verdiğimiz “…’yi sarsan o görüntüler internette” başlıklı haber sonrasında “… kamuoyu hemen telefonlara sarılarak … Gazetesini aradı habere konu olan tarafların … de bulunması ve mağdur olmaması için gazetemiz ortak bir karar aldı” şeklinde yazıldığı “…’ın haberi sayfa 3’te” şeklinde not olduğu, sanığa ait olduğu anlaşılan küçük bir fotoğraf olduğu ve bu bölümde bir kadına ait yüzünün yarısı görünen fotoğraf bulunduğu, 3.sayfanın alt kısmında yine büyük puntolarla seve seve yediler başlığı ve bunun altında “pornografi pazarlığının perde arkasında hangi gerçekler var müşteriler yemekleri mi çok sevdi yoksa pazarlık şeklini mi ” şeklinde alt başlığın olduğu, devamındaki yazıda “…de hizmet veren hazır yemek ve temizlik firmasının elamanı olduğu iddia edilen bir bayanın müşterisi ile tabldot pazarlığı yaparken ortaya çıkan porno içerikli görüntüleri … de bomba etkisi yarattı, görüntülerin sanal aleme düştüğü ve sürmanşetten yer verdiğimiz olayın ardından kamuoyu meraklı bir bekleyiş içine girdi. … gazetemizin verdiği özel haber niteliği taşıyan ve sürmanşetten verdiğimiz “…’yi sarsan o görüntüler internette” başlıklı haber sonrasında “… kamuoyunu hemen telefonlara sarılarak … Gazetesini aradı habere konu olan tarafların mağdur olmaması için gazetemiz firma ve kişi isimlerini yayınlamama kararı almıştır. Hazır yemek ve temizlik firmasının elemanı olduğu iddia edilen bir bayanın görüntülerinde yer alan ve tabldot pazarlığı yaparken porno içerikli ilişki halinde yüzü görünmeyen şahsın kim olduğunu da merak konusu oldu, .. Kamuoyu aynı zamanda pazarlığa giren bu şahsın kim olduğunu da merak ediyor, tabldot firmasının farklı şekilde pazarlık yapan bazı müşterilerinin ise yemekleri çok beğendikleri için mi yoksa farklı bir nedenle mi bu firmayı seçtikleri kamuoyu tarafından merak ediliyor, … Sallanıyor, dün gazetemizin sür manşetinden yer verdiğimiz, “… Sarsan O görüntüler” başlıklı haberimiz büyük yankı uyandırdı” şeklinde haber yaptığı olayda,sanık her ne kadar katılanların isimlerini vermediğini savunmuş ise de; sanığın, savunmasında, katılan …’e ait görüntüleri, internet ortamından aldığını ve görüntünün …’e ait olduğunu kabul ettiği, 06/09/2012 tarihli gazetede, haberin arka fonunda katılan ..’in cinsel içerikli videosundan bir kesit alındığı ve bu kesitin katılanın kimliğini ele verecek derecede yüz hatlarının yer aldığı, haberde katılan …’in diğer katılan ..’a ait iş yerinde çalışmış olması hususunu da kullandığı ve ..’a ait iş yerini “… de hizmet veren hazır yemek ve temizlik firması” olarak tarif ettiği, ..’i de bütün haberlerde bu firmanın elemanı olarak tanımladığı, her iki sayıdaki haberde cinsel ilişkilerin müşteri ile tabldot pazarlığı olarak verildiği “müşteriler yemeklerimi mi çok sevdi yoksa pazarlık şeklini mi ” şeklinde alt başlık kullanıldığı, katılan …’in iş yerinin bazı müşterileri tarafından gazetede ki fotoğraftan tanındığı ayrıca … ilinde hazır yemek ve temizlik firması olarak çalışan iş yeri sayısının bu iş kolunun niteliği gereği çok fazla olmaması nedeniyle iş yerinin de tanınıp bilindiği ve bu durumun katılanlara bildirildiği, katılan …’ın müşterisi olan ve işyerine günlük tüm yerel gazete gelen tanık…’nın beyanıyla; 6 Eylül 2012 nüshasında yer alan resmin katılan …’e ait olduğunu anladığını beyan ettiği dikkate alındığında, sanığın, katılan …’in cinsel ilişki anına ait videodan elde edilen yüzüne ait fotoğrafı ve çalıştığı iş yerinin ismini kullanmak suretiyle, TCK’nın 134/2-2.cümlesinde düzenlenen, özel hayatın gizliliğini ifşa etme suçunu işlediği, ayrıca çalıştığı işyerinde katılan … ile müşterilerin fuhuş pazarlığını yaptığına ilişkin asılsız haber yaparak, hakaret suçunu da işlediği, sanığın, katılan… yönüyle TCK’nın 44.maddesi gereğince en ağır cezanın TCK’nın 134.maddesinde düzenlenen ve 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngören özel hayatın gizliligini ihlal suçu olduğu anlaşılmakla, tebliğnamede, bahse konu fotoğrafın özel hayatın gizliliğini ihlal edecek nitelikte olmadığına, TCK’nın 44. maddesinin tartışılmaması nedeniyle TCK’nın 134/2.maddesi gereğince kurulan mahkumiyet hükmünün bozulmasını öneren görüşe; aynı şekilde, sanığın, asılsız olarak katılan …’ı ticari menfaat temin etmek için işyerinde personelini pazarlayan bir kişi olarak göstermek suretiyle katılan …’a yönelik de hakaret suçunu işlediği, mahkemenin gerekçe kısmında “Sanığın bu haberleri ile katılan …’in ticari menfaat temin etmek için başkaları ile cinsel ilişkiye girdiğini ima ederek hem …’e hem iş yeri sahibi katılan ….’a aynı kasıt altında birden fazla defa hakaret ettiği,”nin belirtildiği anlaşılmakla, tebliğnamede, mahkemenin hakaret suçundan hangi katılana yönelik atılı suçun işlendiğinin belirtilmediğine, sanığın, katılanları muhatap almaması nedeniyle TCK’nın 125/2.maddesinin uygulanamayacağına yönelik bozma öneren görüşe iştirak edilmemiş olup,Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın, suç işleme kastının olmadığına, atılı suçların unsurlarının oluşmadığına, ek savunma hakkı verilmediğine ve beraat istemine, eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğine ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 11/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Etiket: ceza avukatı

TCK MADDE 134 ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İHLALİ

TCK MADDE 133 KİŞİLER ARASINDAKİ KONUŞMALARIN DİNLENMESİ VE KAYDA ALINMASI
Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.(3) (Değişik: 2/7/2012-6352/80 md.) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.
TCK MADDE 133’ÜN GEREKÇESİ
Madde metninde, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suç olarak tanımlanmaktadır.Bir arada bulunan kişiler arasında yapılan konuşmanın aleni olmayan konuşma olarak kabulü için konuşmanın yapıldığı yerin önemi yoktur. Bu bakımdan, örneğin bir parkta iki kişi arasında geçen konuşmanın başkaları tarafından ancak özel gayret gösterilerek duyulabilecek olması hâlinde, aleni olmayan konuşma söz konusudur. Keza, örneğin bir evde sınırlı sayıda kişiler arasında yapılan konuşma, aleni olmayan bir konuşmadır.Birinci fıkrada tanımlanan suç, aleni olmayan konuşmanın bir aletle dinlenmesi veya bir ses alma cihazı ile kayda alınması ile oluşur. Söz konusu suçu, aleni olmayan konuşmanın tarafı olmayan kişi işleyebilir. Suçun oluşabilmesi için, konuşmanın taraflarından herhangi birinin rızasının olmaması yeterlidir. Bu bakımdan konuşmanın taraflarından birinin rızasının olması, fiili suç olmaktan çıkarmayacaktır.Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların, söyleşiye katılan kişilerden biri tarafından diğerlerinin rızası olmadan kayda alınması, suç olarak tanımlanmıştır.Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır. Bu konuşma içeriklerinin basın ve yayın yoluyla yayınlanması, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektir.
TCK MADDE 133 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay12. Ceza Dairesi
Esas : 2018/8471Karar : 2019/9337Karar Tarihi : 25.09.2019
“İçtihat Metni”
Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması Hüküm : CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat
Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:İncelenen dosyada; sanığın davacı sıfatını taşıdığı ve Gaziantep 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/99 esasına kayden görülmekte olan dava dosyasına, sanık tarafından delil olarak sunulan ve özel bilirkişi raporuyla dökümü yapılan ses kayıtlarından, anılan davada taraf sıfatı bulunmayan katılanın, 03.06.2015 tarihinde haberdar olup, 24.06.2015 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi vermesinin ardından sanık hakkında başlatılan adli soruşturma sonunda düzenlenen 11.11.2015 tarihli iddianamede, sanığın, daha önce avukatlığını yapan katılanla aralarında geçen 11.03.2013 tarihli aleni olmayan konuşmaları, katılanın rızası olmaksızın kaydetmek suretiyle TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunu işlediğinin iddia edildiği, yapılan yargılama sonunda, sanığın tarafı olduğu görüşmeleri kaydetmesi nedeniyle sanığa yüklenen suçun unsurlarının oluşmamasından dolayı CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince sanık hakkında beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır. TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasında, iki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesi; aynı Kanun’un 133/2. madde ve fıkrasında ise en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesi, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır. Söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK’nın 133/1. madde ve fıkrası kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylem aynı Kanun’un 134/1. madde ve fıkrasında düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabilir.
Somut olayda, iddianamede iddia olunan konuşmanın tarafları sadece sanık ve katılan olup, sanığın tarafı olduğu konuşmayı kaydetmesinden dolayı TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun yasal unsurları oluşmamıştır.Şikayete konu kayıtların çözümüne ilişkin dosyada mevcut raporlarla iddianamenin kapsamı dikkate alındığında, kayda alınan çeşitli hukuki uyuşmazlıklarla ilgili konuşmalarda, katılanın özel yaşam alanına dahil ve onun özel hayatının gizliliğini ihlal edecek bir husus konuşulmadığından, sanığın eylemi TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasındaki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu da oluşturmayacaktır. Açıklanan nedenlerle sanık hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin yerel mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılama sonunda, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanın, sanığa yüklenen suçun sabit olduğuna, kararı veren mahkeme hâkiminin FETÖ/PDY Terör Örgütü soruşturmasında tutuklandığı ve sanık hakkında daha önce takipsizlik ve beraat kararları verilen dosyaların kapsamı dikkate alındığında beraat kararının terör örgütünün müdahalesini açıkça gösterdiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 25.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay12. Ceza Dairesi
Esas : 2018/8384Karar : 2019/9338Karar Tarihi : 25.09.2019
“İçtihat Metni”
Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması Hüküm : CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat
Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, katılanın ve katılan vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Katılan …’in avukat olan oğlunun sanık …’a karşı cinsel saldırı suçunu işlediği iddiasıyla dava açılmasını müteakip, sanığın şikayetinden vazgeçmesini isteyen katılan ile sanık arasında geçen telefon görüşmesinin sanık tarafından gizlice kaydedildiği ve sanığın katılan tarafından davadan vazgeçmesi için sürekli aranıp rahatsız edildiğine ilişkin şikayeti üzerine başlatılan adli soruşturma sonunda katılan hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan iddianame düzenlenip, bu iddianameye dayalı olarak Bursa 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/356 esasına kayden görülen dava dosyasına, anılan telefon görüşmesine ilişkin ses kaydının sanık tarafından delil olarak sunulduğu olayda; Ses kaydının çözümüne ilişkin bilirkişi raporuna ve dosya kapsamına göre, konuşmaları kaydedilenler sadece sanıkla katılan olup, sanık tarafından yüz yüze değil, telefon vasıtasıyla gerçekleşen görüşmenin kaydedilmiş olması nedeniyle iddianamede sanığa yüklenen TCK’nın 133/2. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun yasal unsurları oluşmadığı gibi, kendisiyle yapılan haberleşmenin içeriğini üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia bulunmayan sanığın, katılanın huzur ve sükununu bozduğuna ilişkin iddialarını ispatlama ve kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlama amacını taşıyan eylemlerinde hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı da nazara alındığında, sanık hakkında CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken, sanığın üzerine atılı suç açısından kastının bulunmadığından bahisle aynı Kanunun 223/2-c madde, fıkra ve bendi gereğince beraat hükmü kurulması, Kanuna aykırı olup, katılanın ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hükmün ilk paragrafının, “Sanık hakkında TCK’nın 133/2. madde ve fıkrasında tanımlanan kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan açılan davanın yapılan yargılaması sonunda, sanığa isnat edilen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı ve sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu anlaşıldığından, CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince sanığın beraatine,” şeklinde değiştirilmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay12. Ceza Dairesi
Esas : 2018/8385Karar : 2019/9339Karar Tarihi : 25.09.2019
“İçtihat Metni”
Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması Hüküm : CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat
Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Katılan vekili süre tutum dilekçesinde gerekçeli kararın tebliğini talep etmesine rağmen kararın katılan vekiline tebliğ edildiğine dair belgenin dosyada bulunmadığı anlaşıldığından, gerekçeli karar katılan vekiline tebliğ edilmişse tebliğe ilişkin belgelerin, tebliğ yapılmamış olması halinde ise usulüne uygun tebligat yapılıp, tebellüğ belgesinin ve verilirse gerekçeli temyiz dilekçesinin eklenerek, verilmediği taktirde süre tutum dilekçesine dayalı olarak temyiz incelemesi yapılmak üzere iadesinin temini için mahalline gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 131 SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA KOŞULU
TCK MADDE 131 SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA KOŞULU(1) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır.(2) Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.
TCK MADDE 131’İN GEREKÇESİ
Madde ile hakaret suçlarında kovuşturmanın, mağdurun şikâyetine bağlı olduğu hükmü getirilmektedir. Ancak, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçunun soruşturması ve kovuşturması şikâyete tabi kılınmamıştır.Maddenin ikinci fıkrasına göre, mağdur şikâyetten önce vefat ederse, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyunun, eş ve kardeşlerinin şikâyette bulunabilecekleri açıklanmış, bunlar dışındakilere şikâyet hakkı tanınmamıştır. Ölmüş olan kişinin hatırasına hakaret edilmesi hâlinde de, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikâyette bulunulabilir.
TCK MADDE 131 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay1. Ceza Dairesi
Esas : 2019/1085Karar : 2019/4763Karar Tarihi : 07/11/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama, tehdit, nitelikli yağma, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, silahlı örgüte üye olmaHÜKÜM : Sanık … hakkında;TCK.nin 220/1-3, 62, 53, 58. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası,
TÜRK MİLLETİ ADINA
Katılan …’nin, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve kurulan örgüte üye olma suçlarından doğrudan zarar görmesi de söz konusu olmadığından, vekilinin anılan suçlardan kurulan hükümlere ilişkin temyiz isteminin CMUK’un 317. maddesi gereğince REDDİNE karar verilmiştir.Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’ın, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, mağdurlar … ve …’ya yönelik nitelikli yağma, mağdur…’a yönelik nitelikli kasten yaralama, sanık … hakkında; mağdur …’e yönelik nitelikli yağma, sanık …’ın, maktul … ve katılan …’ye yönelik eylemlerinin, mağdur …’ya yönelik nitelikli yağma suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin edilmiş, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilmiş, sanıklar …, … ve … hakkında; maktul …’ı kasten öldürme ve katılan …’ı kasten öldürmeye teşebbüs suçları bakımından elde edilen delillerin mahkumiyete yeter nitelik ve derecede bulunmadığı gerekçeleri gösterilerek beraatlerine karar verilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmediğinden, katılan … vekilinin, sanıklar hakkında verilen cezaların az olduğuna, kararın sanıklar aleyhine bozulması gerektiğine, sanık … müdafiinin, temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede ileri sürdüğü suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun unsurlarının oluşmadığına, yağma suçunun sabit olmadığına ve sair hususlara, sanık … müdafiinin, temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede ileri sürdüğü sanığın yağma suçuna iştiraki bulunmadığına, yağma eyleminin sabit olmadığına, öldürme ve öldürmeye teşebbüs suçlarında meşru müdafaa koşulları bulunduğuna, öldürme kastı olmadığına ve sair hususlara yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,
1- Sanık …’ın, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, mağdurlar … ve …’ya yönelik nitelikli yağma, sanık … hakkında; mağdur …’e yönelik nitelikli yağma, sanık …’ın, mağdur …’ya yönelik nitelikli yağma suçlarından kurulan mahkumiyet ve sanıklar …, … ve … hakkında; maktul …’ı kasten öldürme ve katılan …’ı kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından verilen beraat hükümlerinin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,
2- Sanık … hakkında; mağdur …’e yönelik iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, mağdur …’a yönelik nitelikli tehdit, sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve mağdur …’a yönelik nitelikli tehdit, sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanıklar …, … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçları bakımından;Sanıklara yüklenen suçlar için öngörülen cezaların üst sınırı itibariyle TCK’nin 66/1 ve 67/4. maddelerine göre belirlenen 12 yıllık eklemeli dava zamanaşımı süresinin suç tarihlerinden, hüküm tarihine kadar dolduğu gözetilmeksizin mahkumiyet hükümleri kurulması yasaya aykırı olup, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, CMUK’un 322. maddesince tanınan yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davalarının TCK’nin 66/1 ve 67/4. maddeleri ile CMK’nin 223/8. maddesi uyarınca DÜŞMESİNE,
3- Sanıklar … ve … hakkında kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesine gelince;Oluşa, dosya kapsamına, katılan … ve katılanın kardeşi olan …’ın kovuşturma aşamasındaki beyanları, tanık …’ın anlatımları, olay yeri inceleme tutanaklarına göre; sanık …’in sanıklar … ile birlikte maktul ve katılanın işyerine gidip haraç istedikleri, buna tepki olarak maktulün kendilerini arabaya bindirip açık araziye götürdüğü, ayaklarına doğru ateş ettiği ve getirip evlerine bıraktıktan sonra gece vakti tekrar gelip sanık …’in evinin önünde tehdit kastıyla ateş ettiği, bunun üzerine korkuya kapılan sanık …, …’ın evden uzaklaşmaya çalışırken yine maktul ve katılan … ile karşılaştıkları, maktul ve katılan tarafından kendilerine doğru ateş edilmesi üzerine sanık …’in karşılık vermesi ile maktulü öldürdüğü, katılan …’ı öldürmeye teşebbüs ettiği olayda;a) İlk haksız hareketin sanık tarafından geldiği anlaşılmış ise de; maktulün buna tepki olarak gerçekleştirdiği haksız eylemleri nedeniyle tahrikte dengenin sanık lehine bozulduğu, bu sebeple sanık …’in haksız tahrik altında suçu işlediği ve hakkında hülmolunan cezadan TCK’nin 29. maddesi uyarınca asgari oranda indirim yapılması gerektiği gözetilmeden sanık hakkında fazla cezaya hükmolunması,b) Sanık …, maktul …’yi kasten öldürme, katılan …’yi öldürmeye teşebbüs suçlarından örgüt yöneticisi olması nedeniyle TCK’nin 220/5. maddesi uyarınca sorumlu tutulmuş ise de; öldürme ve teşebbüs eylemlerinin örgüt faaliyeti çerçevesinde haraç verilmemesi nedneiyle işlenmediği, maktulün haraç istenmesine tepki vermek için sanığın ayaklarına silahla ateş etmesi, geceleyin evinin önünde silahla ateş etmesi ve en son karşılaştıkları olay mahallinde sanık …’e ateş açılmasına karşılık sanığın da çöp tenekesini siper alıp silahla ateş etmesi sonucu öldürme ve öldürmeye teşebbüs suçlarını işlemesinin örgüt faaliyeti kapsamında kabul edilemeyeceği, dolayısıyla örgüt yöneticisinin bu suçlardan sorumlu tutalamayacağı gözetilip sanığın beraatine karar verilmesi yerine yazılı biçimde mahkumiyet hükmü kurulması,
4- Sanık … … hakkında mağdur…’a yönelik nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde ise;Suç tarihi olan 02.12.2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Yasayla değişik TCK’nin 87/3. maddesinin değişiklikten önceki ve değişiklikten sonraki hükümlerinin olaya ayrı ayrı uygulanarak, ortaya çıkacak sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması ve lehe olan hükmün belirlenmesi ile sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden lehe yasa değerlendirmesi yapılmayarak yazılı biçimde değişiklikten sonraki yasa ile uygulama yapılarak hüküm kurulması,Kanuna aykırı, sanıklar… müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak BOZULMASINA, 06.11.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.06/11/2019 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ……’ın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanıklar … ve … müdafii Avukatlar …’ın yokluğunda, …’ın yüzüne karşı 07/11/2019 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.
Yargıtay20. Ceza Dairesi
Esas : 2019/484Karar : 2019/5688Karar Tarihi : 23/10/2019
“İçtihat Metni”
Yüksek Adalet Bakanlığı’nın, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık … hakkındaki Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 09/10/2017 tarihli ve 2017/737 esas, 2017/757 sayılı kararının kanun yararına bozulması istemi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 30/01/2019 tarihli ihbar yazısı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Konuyla İlgili Bilgiler : 1- Şüpheli … hakkında “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçundan Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda 04/01/2017 tarihli ve 2016/38498 soruşturma, 2017/8 sayılı karar ile; 5237 sayılı TCK’nın 191/2. maddesi gereğince beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun’un 191/3. maddesi uyarınca erteleme süresi içerisinde bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, aynı Kanun’un 191/4. maddesi gereğince erteleme süresi içerisinde kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi ya da tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması durumunda hakkında kamu davası açılacağının ihtarına karar verildiği, kararın 28/01/2017 tarihinde şüpheliye tebliğ edildiği,2- Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca kararın gereğinin ifası için 11/01/2017 tarihinde Eskişehir Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, Eskişehir Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 17/01/2017 tarihli çağrı yazısının sanığa 26/01/2017 tarihinde tebliğ edildiği, müdürlüğe başvurmaması üzerine 09/02/2017 tarihli ısrar etmiş sayılacağı ihtarını içeren uyarı yazısının 20/02/2017 tarihinde tebliğ edildiği, 22/02/2017 tarihinde müdürlüğe başvurduğu, yükümlü bilgilendirme formu imzalatılarak denetim planı hazırlandığı, 15/03/2017 tarihli 1.bireysel görüşmesine ve aynı tarihli vaka sorumlusu ile olan görüşmesine katıldığı, 05/04/2017 tarihli 2.bireysel görüşmesine ve aynı tarihli vaka sorumlusu ile olan görüşmesine katılmaması nedeniyle İnfaz İşlemleri Değerlendirme Komisyonunun 11/04/2017 tarihli kararı ile uyarılmasına karar verildiği, 20/04//2017 tarihli uyarı yazısının 26/04/2017 tarihinde yükümlüye bizzat tebliğ edildiği, 12/05/2017 tarihli seminere ve görüşmesine katıldığı, ancak 09/06/2017 tarihli seminere ve aynı tarihli vaka sorumlusu ile olan görüşmesine katılmaması üzerine, İnfaz İşlemleri Değerlendirme Komisyonunun 15/06/2017 tarihli kararı ile dosyanın kapatılarak 19/06/2017 tarihinde savcılığa gönderildiği,3- Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca erteleme kararı kaldırılarak, 11/07/2017 tarihli 2016/38498 soruşturma,2017/6128 esas ve 2017/4781 sayılı iddianame ile sanık hakkında TCK’nın 191/1-4-a ve 53.maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,4- Yapılan yargılama sonucunda kanun yararına bozma istemine konu Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 09/10/2017 tarihli ve 2017/737 esas, 2017/757 sayılı kararı ile “…Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gecikmesinin ve gecikmeye bağlı katılmamasının kasti bir durum arz etmediği, beşeri bir hata olduğu gerekçesiyle ceza verilmesine yer olmadığına, tedbirin infazının devamına karar verildiği, kararın 27/10/2017 tarihinde itiraz edilmeden kesinleştiği, kararın infazı için Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, sanığın yükümlülüklerini yerine getirmesi üzerine 17/08/2018 tarihinde kararın infazının tamamlandığı,Anlaşılmıştır.
Kanun Yararına Bozma İstemi : Kanun yararına bozma istemi ve ihbar yazısında;“Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde kabul etmek veya bulundurmak suçundan şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 04/01/2017 tarihli ve 2016/38498 soruşturma, 2017/8 sayılı kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve şüpheli hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair kararı müteakip, şüphelinin kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar ettiği gerekçesiyle Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının 11/07/2017 tarihli ve 2016/38498 soruşturma, 2017/6128 esas, 2017/4781 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılması üzerine, kovuşturma şartının gerçekleşmediğinden bahisle ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 09/10/2017 tarihli ve 2017/737 esas ve 2017/757 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.5721 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/1. maddesinde, “Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.” ve aynı maddenin 8. fıkrasında “Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir.” şeklinde düzenlemeler karşısında, somut olayda mahkemesince açılan kamu davası hakkında durma kararı verilerek, şüpheli hakkında kamu davası açılmasının ertelenmesi koşullarına uygun sonuç ve biçimde değerlendirilme yapılmak üzere dosyanın ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilerek dosyanın kesin olarak sonuçlandırılmasında isabet görülmemiştir.” denilerek Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 09/10/2017 tarihli ve 2017/737 esas, 2017/757 sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca bozulması istenilmiştir.
Konunun Değerlendirilmesi : 5721 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/1. maddesinde “Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.” biçiminde düzenlemenin yer aldığı, yine aynı maddenin 8. fıkrasında “Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir.” biçiminde düzenlemenin yer aldığı, bu düzenlemeler karşısında somut olayda mahkemece, kamu davasında durma kararı verilerek, kamu davası açılmasının ertelenmesi koşullarına uygun sonuç ve biçimde değerlendirilme yapılmak üzere dosyanın ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilerek dosyanın kesin olarak sonuçlandırılması kanuna aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür.
Karar : Açıklanan nedenlere göre; kamu davasında durma kararı verilerek, kamu davası açılmasının ertelenmesi koşullarına uygun sonuç ve biçimde değerlendirilme yapılmak üzere dosyanın ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekirken ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilerek dosyanın kesin olarak sonuçlandırılması kanuna aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden; Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 09/10/2017 tarihli ve 2017/737 esas, 2017/757 sayılı kararının .5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığı’na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 23/10/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay20. Ceza Dairesi
Esas : 2017/2348Karar : 2019/5374Karar Tarihi : 15/10/2019
“İçtihat Metni”
Suçlar : 1-Uyuşturucu madde ticareti yapma2-Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmaHükümler : Mahkûmiyet (Tüm sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan)Tedavi ve denetimli serbestlik kararı (sanık … hakkında)
Dosya incelendi.GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :…, … ve … tebliğnamede sanık olarak gösterilmiş iseler de; bu sanıklar hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz talebi bulunmadığından inceleme dışında tutulmuşlardır.1- Sanıklar … ve … hakkında uyuşturucu maddeticareti yapma suçundan verilen hükümlere yönelik incelemede;Sanık … yönünden, TCK’nın 53. maddesi ile ilgili olarak, hükümden sonra 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08/10/2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.Sanık … hakkında, sanık … hakkındaki bozma sebebine göre, koşulları oluşmadığı halde, TCK’nın 192/3. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümleri uygulanmak suretiyle eksik ceza tayin edilmesi, aleyhe temyiz istemi olmadığından, bozma nedeni yapılmamıştır.Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç tipi ile yaptırımların, eleştiriler dışında, doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
2- Sanık … hakkında uyuşturucu madde kullanma suçundan verilen hükme yönelik incelemede;Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra;a) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan sanık hakkında, hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına”,b) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine”Karar verilmesinde zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA,
3- Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen hükme yönelik incelemede;Dosya kapsamına göre; kendisi üzerinde ya da ikametinde yapılan aramada herhangi bir uyuşturucu madde ele geçirilemeyen, hiçbir aşamada suçu kabul etmeyen sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan işlem yapılan diğer sanık … ve …’ın satın aldıklarını beyan ettikleri uyuşturucu maddelerle ilgisi olduğuna ilişkin diğer sanık …’un soyut beyanından başka, sanığın mahkûmiyetine yeterli, kuşku sınırlarını aşan kesin ve yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan hükmün BOZULMASINA, 15/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 130 KİŞİNİN HATIRASINA HAKARET
TCK MADDE 130 KİŞİNİN HATIRASINA HAKARET1) Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri oranında artırılır.2) Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
TCK MADDE 130’UN GEREKÇESİ
Madde metninde, bir bağımsız suç olarak ölünün hatırasına hakaret suçu düzenlenmiştir. Genel olarak hakaret suçu ancak hayatta bulunan kişilere karşı işlenebilir. Çünkü, onur ve şeref, ancak yaşayan kişiler açısından söz konusudur. Ölen bir kişinin ancak hatırasına hakaretten, saygısızlıktan söz edilebilir.Ölen kimsenin hatırasına hakaretin cezalandırılabilmesi için bunun en azından üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu suçun alenen veya basın ve yayın yoluyla işlenmesi, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlar olarak belirlenmiştir.Maddenin ikinci fıkrasında, bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişinin cezalandırılması öngörülmüştür.
TCK MADDE 130 KİŞİNİN HATIRASINA HAKARET YARGITAY KARARLARI
Yargıtay1. Ceza Dairesi
Esas : 2017/3287Karar : 2019/4375Karar Tarihi : 17/10/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Kasten öldürme ve bu suça yardım, kutsal sayılan değerlere hakaret, kasten yaralama, kasten yaralamaya teşebbüs, kişinin hatırasına hakeret, silahla tehdit, 6136 sayılı Kanuna muhalefet.HÜKÜM : Sanık … hakkında;
– Maktul …’a karşı kasten basit yaralama suçundan: TCK’nin 74/1, CMK’nin 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının düşürülmesine,– Tehdit suçundan: beraat,– Maktul …’a karşı kasten öldürmeye yardım suçundan; TCK’nin 81/1, 39/2-c, 39/1, 53. maddeleri uyarınca 14 yıl hapis cezası,– Maktul ve katılan …’a karşı kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle hakaret suçundan; TCK’nin 125/1, 125/4, 43/2, 52/2, 52/4. maddeleri uyarınca 10620.- TL adli para cezası,– Katılan …’a karşı kasten basit yaralamaya teşebbüs suçundan; TCK’nin 86/2, 86/3-e, 35, 52/2, 52/4. maddeleri uyarınca 2400.- TL adli para cezası.Sanık … hakkında;– Maktul …’a karşı kişinin hatırasına hakaret suçundan; beraat,– Maktul …’a karşı kasten öldürme suçundan TCK’nin 81/1, 53. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası,– Maktul ve şikayetçi sanıklara karşı silahla tehdit suçundan; TCK’nin 106/2-a, 43/2, 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası,– 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan; 6136 sayılı Kanunun 15/1, TCK.nin 50/1-a, 52/2, 61/8. maddeleri uyarınca 5400.- TL ve 600.- TL adli para cezası,– Maktule karşı kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle hakaret suçundan; TCK’nin 125/1, 125/3-c, 125/4, 52/2, 52/4. maddeleri uyarınca 8500.- TL adli para cezası.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 20.10.2009 gün ve 2009/1-85/242 sayılı kararında açıklandığı üzere; sanıklardan birisinin savunulmasının diğer sanık yönünden savunmada zafiyet yarattığı durumlarda sanıklar arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğunun kabulü gerektiğinden; somut olayda sanıklar müdafilerinin yargılama ve duruşmalı temyiz incelemesi sırasında, sanık … hakkında meşru müdafaa veya meşru müdafaada sınırın aşılması hükümlerinin uygulanmasının gerektiğini, sanık …’ın ise suça iştirakinin olmadığını ifade etmesi karşısında, sanıklar arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğu anlaşılmakla; sanıkların ayrı ayrı müdafiler yerine aynı müdafiler tarafından savunmalarının yapılması suretiyle 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 38/1 ve 5271 sayılı CMK.nin 152. maddelerine aykırı davranılması;Usule aykırı olup; sanıklar müdafiinin ve katılan … vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle, sair yönleri incelenmeyen ve kısmen re’sen de temyize tabi olan hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA, 15/10/2019 gününde oy birliği ile karar verildi.15/10/2019 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ……’in huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık … müdafii Avukat …’nın yokluğunda 17/10/2019 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.
Yargıtay8. Ceza Dairesi
Esas : 2017/8753Karar : 2019/6570Karar Tarihi : 09.05.2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : İftira, hakaret, kişinin hatırasına hakaretHÜKÜM : Mahkumiyet
Gereği görüşülüp düşünüldü:1- Sanık hakkında katılanlar … ve …’a yönelik iftira suçları ile katılan …’a yönelik hakaret suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanığın, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ve eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna yönelik temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2- Sanık hakkında ölen…’ya yönelik kişinin hatırasına hakaret suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;Sanığın eyleminin, TCK.nın 130/1. maddesinde düzenlenen takibi şikayete bağlı suçu oluşturması ve TCK.nın 131/2. maddesinde sayılanların şikayet hakkını kullanmadığının anlaşılması karşısında, TCK.nın 73/4 ve CMK.nın 223/8. maddeleri uyarınca atılı suçtan kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 09.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay1. Ceza Dairesi
Esas : 2017/2596Karar : 2019/2238Karar Tarihi : 18/04/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Kasten öldürme, suç delillerini gizleme, suçluyu veya suç delillerini bildirmeme, kişinin hatırasına hakaretHÜKÜM : 1- Sanık … hakkında;
a) Kasten öldürme suçundan TCK’nin 81, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası,b) Kişinin hatırasına hakaret suçundan CMK’nin 223/2-e maddesi uyarınca beraat,2- Sanık … hakkında;Suç delillerini gizleme suçundan CMK’nin 223/2-e maddesi uyarınca beraat,3- Sanık …… hakkında;Suç delillerini gizleme suçundan CMK’nin 223/2-e maddesi uyarınca beraat,4- Sanık … hakkında;Suçluyu veya suç delillerini bildirmeme suçundan CMK’nin 223/2-e maddesi uyarınca beraat,5- Sanık … hakkında;Suçluyu veya suç delillerini bildirmeme suçundan CMK’nin 223/2-e maddesi uyarınca beraat.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1) Katılanlar … ve …’nin suçu bildirmeme ve suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarından açılan davalara katılmaya ve bu suçlardan kurulan hükümleri temyize hakları olmadığından vekillerinin bu hükümlere yönelik temyiz talebinin CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmiştir.2) Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’nin maktul …’yi kasten öldürme suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, haksız tahrik ve takdiri indirim sebebinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, sanık hakkında kişinin hatırasına hakaret suçundan elde edilen delillerin mahkumiyetine yeter nitelik ve derecede olmadığı kabul ve takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümde düzeltme nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ve müdafiinin duruşmalı incelemede ve temyiz dilekçelerinde meşru müdafaaya, haksız tahrike, sair hususlara, katılanlar vekilinin suç vasfına, sair husulara yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin iptal edilen bölümleri nazara alındığında mahkemenin bu madde ile yaptığı uygulama yasaya aykırı ise de bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasında yer alan 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün “Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki hususlar gözetilerek 5237 sayılı TCK’nin 53/1-2-3. maddelerinin tatbikine” şeklinde değiştirilmesine karar verilmesi suretiyle DÜZELTİLEN hükmün, tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, 15/04/2019 gününde oy birliği ile karar verildi.15/04/2019 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı …’un huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık … müdafii Avukatlar … ve …’un yokluklarında 18/04/2019 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.
TCK MADDE 129 HAKSIZ FİİL NEDENİYLE VEYA KARŞILIKLI HAKARET
TCK MADDE 129 HAKSIZ FİİL NEDENİYLE VEYA KARŞILIKLI HAKARET1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
TCK MADDE 129’UN GEREKÇESİ
Madde metninde, hakaret suçundan dolayı cezanın kaldırılması ve azaltılması bakımından üç ayrı duruma ilişkin hüküm bulunmaktadır.Birinci fıkraya göre, mağdur kendi haksız hareketleriyle hakarete neden olmuş ise, haksız hareketinin ağırlığını göz önüne almak suretiyle hâkim, failin cezasını azaltabileceği gibi gerektiğinde tümüyle kaldırabilecektir.İkinci fıkraya göre, kişi kendisine karşı işlenen kasten yaralama suçuna tepki olarak işlediği hakaret suçu dolayısıyla cezalandırılamayacaktır.Üçüncü fıkraya göre, karşılıklı hakaret hâllerinde hâkim, hangisinin neden olduğunu göz önünde bulundurarak taraflardan her ikisi veya birisi hakkında verilecek cezada indirim yapabileceği gibi, ceza vermekten tamamen sarfınazar da edilebilir.
TCK MADDE 129 HAKSIZ FİİL NEDENİYLE VEYA KARŞILIKLI HAKARET YARGITAY KARARLARI
Yargıtay4. Hukuk Dairesi
Esas : 2017/1124Karar : 2019/4200Karar Tarihi : 26/09/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 10/11/2015 gününde verilen dilekçe ile hakaret nedeni ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 11/07/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.Dava, hakaret nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.Davacı, davalının kendisine mesaj yolu ile hakaret ettiğini, olayla ilgili olarak ceza dosyası ile yargılamasının yapıldığını, davalının hakaret suçu nedeni ile ceza aldığını, bu eylemler nedeni ile derin bir üzüntü yaşadığını belirterek, manevi tazminat isteminde bulunmuştur.Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.Mahkemece, … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/113 esas sayılı dosyası ile sabit olduğu üzere davacıya kısa mesaj yolu ile dört ayrı mesajla hakaret ettiği, davalının sarfettiği sözlerin haksız fiil niteliğinde olduğu, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, haksız fiilin karşılıklı olduğu ve tahrik koşulunun gerçekleştiği nedeni ile davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.6098 sayılı TBK m. 58. (818 sayılı Kanunun 49. maddesi) hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Davaya konu olayda; olay tarihi, olayın gelişim şekli, kullanılan ifadeler nazara alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarı azdır. Davacı yararına daha üst düzeyde manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 26/09/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas : 2017/1346Karar : 2019/4162Karar Tarihi : 25/09/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 26/01/2016 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 31/05/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.Dava, haksız eylem nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Davacı vekili; davalı tarafından davacıya hakaret edildiğini, bu olay nedeniyle … 3. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda davalının adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verildiğini ve davalının bu eylemi nedeniyle manevi zarara uğradığını belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.Mahkemece, ceza mahkemesinde verilen para cezasının bağlayıcı olmadığı ve temyiz yolu kapalı olduğu kesin olarak verilmesi nedeniyle davalının, davacıya yönelik hakaret eylemini gerçekleştirmediği gerekçesiyle manevi tazminat şartlarının oluşmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi) uyarınca hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değil ise de hem ilmi, hem de kökleşmiş yargı kararlarında ceza mahkemesince belirlenen maddi olgunun hukuk hâkimini bağlayacağı kabul edilmektedir.… 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/76 esas ve 2015/565 karar sayılı dosyasının incelenmesinde; davalının hakaret suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda; Ceza Mahkemesinin, maddi vakıanın (haksız fiilin) sanık (davalı) tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin tespiti ve sonucunda verdiği kesin mahkûmiyet hükmü, taraflarca temyiz edilmeksizin kesin olsa da hukuk hâkimini bağlar. (TBK 74) Bu itibarla mahkemece, davacı yararına uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yersiz gerekçeyle istemin tümden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/09/2019 gününde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Muhalefet şerhinde; davalının, söylediği sözlerden dolayı davacının kişilik haklarının zedelendiğinden bahisle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği düşüncesine neden katılmadığımı açıklamaya çalışacağım.
A-İfade Özgürlüğü Yönünden DeğerlendirmeAvrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ve Anayasa Mahkemesine (AYM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM: Handyside/Birleşik Krallık, B.No: 5493/72, 7/12/1976, par.49; Von Hannover/Almanya (No:2 ), B.No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, par.101 ); (AYM:…, B.No: 2014/4548, 5/12/2017, par.18; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018, par.28).Öte yandan; Anayasa’nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır. Mahkemeler, Anayasa’nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa’nın 26. maddesi gereğince ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir (AYM;…, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, par.43). Bu anlamda, mahkemenin dayandığı gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı bakımından denetlenmesi gerekir. Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir (AYM;…., B. No: 2012/1272, 4/12/2013, par.114).Somut olayda, taraflar arasında geçmişe dayalı anlaşmazlık bulunduğu, aralarında ceza ve hukuk davalarının görüldüğü, olay günü davalının, davacının cep telefonuna, “…bu kadar pislik bir yere kadar gizlenebilirdi, … o kadar rezil işlere bulaşmışsın ki, facebook’ta o kadar dini ve İslami içerikli paylaşımlar yaparak kendini temize çıkartmaya çalışsan da içinde bulunduğun toplum bir gün gerçekleri öğrenecekti…” şeklinde (ceza yargılamasındaki sübuta göre) kısa mesaj göndermek suretiyle hakaret ettiğinden bahisle kesin nitelikte adli para cezası ile cezalandırıldığı, eldeki davanın ise buna istinaden açıldığı anlaşılmaktadır.Dava konusu ifadelerin kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyecek eleştiri ve değer yargısı (rezil sıfatı muhatap için değil, onun davranış ve yaptığı işler kastedilerek söylenmiştir) niteliğinde ve davacının kendisine yönelik aynı ton ve ağırlıktaki sözlerine cevap olarak söylenmiş rahatsız edici sözler olduğu açıktır. Ancak, somut olayın özellikleri ile birlikte tarafların geçmişteki karşılıklı birbirlerine yönelik sözleri, sözlerin söylendiği bağlam göz önüne alındığında aşağılama kastından çok eleştirme amaçlı olduğu anlaşıldığından ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir.
B-TBK’nın 74. Maddesi Yönünden DeğerlendirmeTürk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimi; zarar verenin kusurunun olup olmadığı ve ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hususlarında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ayrıca ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı değildir. Aynı hükümde ayrıca, kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin ceza mahkemesi kararlarının da hukuk hâkimini bağlamayacağını öngörülmektedir.İlk derece mahkemesi; davalının, hakaret suçundan … 3. Asliye Ceza Mahkemesince yargılanıp kesin nitelikte adli para cezasına mahkûm edildiğinden bahisle söz konusu eylem nedeniyle davalı aleyhine manevi tazminata hükmetmiştir.İfade özgürlüğünün niteliği gereği, ceza yargılamasında eylemin suç olduğu kabul edilse dahi görmekte olduğu somut davada hukuk hâkimi, bağımsız olarak davaya konu edilen sözleri değerlendirerek bir sonuca varmalıdır. Aksi takdirde ceza yargılamasında varılan sonucun benimsenmesi hâlinde ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki adil dengeyi sağlama konusunda hukuk hâkiminin hiçbir inisiyatifi kalmayacaktır.Nitekim doktrinde, TBK’nın 74. maddesinin haksız fiil unsurlarından yalnızca kusurdan söz etmesinin diğer unsurlar bakımından hukuk hâkiminin ceza hâkiminin kararlarıyla bağlı olduğu sonucuna varılamayacağı, maddede sadece kusur unsurundan söz edilmesinin örnek niteliğinde olduğu, hukuk hâkiminin ceza mahkemesinin mahkûmiyet ve beraat kararları ile bağlı olmaksızın haksız fiilin tüm unsurlarını yeniden inceleyebileceği, ancak hukuk hâkiminin ceza mahkemesinin kararından ayrılmak istediğinde bunun gerekçelerini göstermek zorunda olduğu benimsenen görüşler de mevcuttur (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, 9. Baskı, İstanbul, 2006, s.792).Ayrıca şu hususu belirtmek gerekir ki kanun koyucu, esasen ceza ve hukuk yargılaması sonucu verilen kararların bağlayıcılığı üzerine çok keskin bir çizgi çizmemiştir. Hukuk hâkiminin ceza yargılamasında verilen kesin nitelikteki sonuçla bağlı olmasının esas amacı hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğidir. Aynı eyleme aynı hukuk düzeni içerisinde iki farklı sonuç bağlanması hukuk güvenliğini zedeler. Ancak hukuk ve ceza yargılamalarınınulaşmak istedikleri sonuç aynı olmadığı gibi iki yargı kolunun vardığı sonuçları, verdikleri kararların konuları ve tarafları aynı olmadığı için aynı etkiyi doğurması düşünülemez. Gerçekten ceza yargılamasının amacı suçun işlenip işlenmediğini, işlenmiş ise verilecek cezanın belirlenmesini ceza hukukunun kendi prensipleri içerisinde yürütülmesini gerekli kılar. Hâlbuki tazminat hukuku özelinde hukuk yargılaması farklı değerlendirmelerle sonuca ulaşır. Hukuk yargılamasında hukuka aykırı eylem belirlenir. Bu eylemin zarara neden olup olmadığı, olmuş ise davalının kusurunun bulunup bulunmadığı ya da kusura bakılmaksızın sorumlu olup olmadığı, zarar ile kusur arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek sonuca ulaşılır. Dolayısıyla hukuk ve ceza yargılamalarının aynı ilkelere tabi tutarak aynı sonuca ulaşmaları beklenmemelidir.TBK’nın 74. maddesi esasında hukuk hâkiminin bağımsızlığı prensibini ortaya koymaktadır. Buna göre hukuk hâkimi kararını verirken bağımsızdır ve ceza yargılaması sonucundan serbest hareket etmelidir. Bu prensip hâkimin takdir yetkisinin sonucu olup sınırsız da değildir. Gerçekten maddi hakikate ulaşmayı prensip edinen ceza yargılamasında, olayın sübutuna ilişkin varılan kanaat ile suçun işlendiği yönündeki kesinleşmiş kanı, hukuk hâkimini kesin delil veya kesin hüküm nedeniyle bağlayacaktır. Bunun aksini kabul etmek hukuka güveni zedeler.Diğer yandan belirtmeliyim ki; somut olayda söylenen sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında kalmasına rağmen TBK’nın 74. maddesinin zorunlu sonucu olarak, ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının, hukuk hâkimini bağlayacağı prensibi ile verilen tazminata ilişkin kararlar aleyhine bireysel başvuru yoluyla AYM veya AİHM’e taşınması hâlinde, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varılabilecek ve bu durum yeniden yargılama sebebi sayılabilecektir. Çünkü Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), TBK’nın ilgili hükmünden üstün nitelikte bir norm olarak karşımıza çıkmaktadır. Anılan Anayasa hükmü uyarınca AYM ve AİHM’nin temel hak ve özgürlüklere ilişkin yorum ve uygulamaları tüm yargı mercilerini bağlayıcı niteliktedir. Bu durumda hukuk hâkimi tarafından TBK’nın 74. maddesi gereğince kesinleşmiş ceza mahkûmiyeti nedeniyle zorunlu olarak karar verildiği artık savunulamaz. Şu hâlde hukuk hâkimi, esasen ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını tespit ettiği bir olayda, ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının bağlayıcılığını esas alarak tazminata hükmettiğinde, ifade özgürlüğünü değerlendirme dışı bırakmak suretiyle hukuka aykırı davranmış olacaktır.Sonuç itibarıyla, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek sözler nedeniyle davacı lehine manevi tazminata hükmedilmemesi gerekirken, ceza mahkemesinin kesin nitelikteki mahkûmiyet kararının hukuk hâkimini bağlayacağı ve eylemlerin suç teşkil ettiği gerekçesiyle davalı aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı niteliktedir. Davacının kişilik haklarının haksız saldırıya uğradığı yönündeki Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
TCK MADDE 128 İDDİA VE SAVUNMA DOKUNULMAZLIĞI
Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.Bu arada yer alan “ya da yakıştırmalarda bulunmak” ibaresi, 29/6/2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle madde metinden çıkarılmıştır.
TCK MADDE 128’İN GEREKÇESİ
Madde metninde, bir hukuka uygunluk nedeni olan ve Anayasamızda da güvence altına alınan (madde 36) iddia ve savunma dokunulmazlığı düzenlenmiştir. Bir talebin resmi bir makama iletilmesi, dilekçe hakkının kullanılması bağlamında hukuka uygun bir davranıştır. Ancak, dilekçe hakkı, dilekçenin içeriğindeki ifadeler açısından başlı başına bir hukuka uygunluk sebebi olarak mütalâa edilemez. Hukuk toplumunda yaşama hakkına sahip olan herkes, toplum barışını bozucu nitelik taşıması dolayısıyla devletten suç işlenmesinin önlenmesini ve suçluların cezalandırılmasını talep hakkına sahiptir. Bir suçun işlendiğini öğrenen bireyin, bununla ilgili olarak yetkili makamlar nezdinde ihbar veya şikâyette bulunma hakkı vardır. Gerçekleşmiş bir olayla ilgili olarak bu olayın oluşumuna neden olan kişiler de gösterilmek suretiyle ihbar veya şikâyette bulunulması durumunda, hakaret veya iftira suçunun oluştuğundan söz edilemez. Çünkü, burada gerçekleşmiş somut olayla ilgili olarak ihbar veya şikâyette bulunmak şeklinde bir hakkın kullanılması söz konusudur. İddia ve savunma hakkının, yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde kullanılması mümkündür. İddia ve savunma hakkının kullanılması bağlamında, kişiler açısından somut isnat ifade eder nitelikte maddî vakıaların ortaya konulması ya da kişilerle ilgili olumsuz değerlendirmelerde bulunulması mümkündür. Bu somut isnatlar veya olumsuz değerlendirmeler, iddia ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilememesi durumunda, hakaret ve hatta iftira suçu oluşturur. İddia ve savunma kapsamında, kişilerle ilgili olarak bulunulan somut isnadların gerçek olması ve yapılan olumsuz değerlendirmelerin somut vakıalara dayanması gerekir. Keza, bulunulan somut isnadların veya yapılan olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması gerekir; ancak, uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmamalıdır. Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığının varlığından bahsedilemez. Keza, somut vakıalara dayansa bile, uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir. Somut uyuşmazlıkla ilgili olmakla birlikte iddia ve savunma sınırını aşan hakareti mutazammın yazı ve sözlerin iddia ve savunma hakkı kapsamında mütalâa edilmesi mümkün değildir. Ancak, bu ifadelerin kullanılmasına müsamaha ile bakılabilir. Çünkü, bu gibi durumlarda iddia ve savunmanın sınırı genellikle öfke ve gazabın etkisiyle aşılmaktadır. Aslında öfke ve gazap hâli, kusurluluğun bir unsuru olan irade yeteneğini etkileyen bir faktördür ve bu durum, kişinin işlediği hakaret suçu dolayısıyla kusurunun tespiti bağlamında değerlendirilmelidir.
TCK MADDE 128 İDDİA VE SAVUNMA DOKUNULMAZLIGI YARGITAY KARARLARI
Yargıtay18. CEZA DAİRESİ
Esas : 2015/9326Karar : 2015/12196Karar Tarih : 30.11.2015
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. İnceleme konusu somut olayda; sanığın, belediye başkanı olan katılan hakkında, Denizli Valiliği’ne vermiş olduğu dilekçesinde belirttiği ifadelerin, Anayasal şikayet hakkı ve TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen iddia dokunulmazlığı kapsamında kaldığı, yine halk arasında katılan için sarfettiği “zübükzade başkan” sözünün de, sövme, somut bir fiil ya da olgu isnadı olarak kabul edilemeyeceği, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, eleştiri niteliğinde olması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine, hükümlülük kararı verilmesi, Kanuna aykırı ve sanık H.. P..’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak, hükmün bozulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 30.11.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay4. Ceza Dairesi
Esas : 2014/5950Karar : 2015/985Karar Tarih : 13.01.2015
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Somut olayda, katılanın eski apartman yöneticisi, sanığın ise yeni apartman yöneticisi olduğu, sanığın, evraklarda ve para hesaplarında usulsüzlük yapıldığını fark etmesi üzerine şikayette bulunduğu ve katılan hakkında dava açıldığı, sanığın bu davaya müdahale dilekçesinde yer alan katılana yönelik “sekreteri Ş.’in maaşını bizim parayla karşılamış, bu nasıl bir gözü karalıktır, nasıl bir pervasızlık, bir hukukçuya yakışırmı, bu kadarcık paraya ihtiyacın mı var, sanığın bu açgözlülüğüne rağmen örtülü zimmet 50.000 TL, körler sağırlar birbirlerini ağırlar şeklindeki sözlerin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, 5237 Sayılı T.C.K.nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı, kaba hitap tarzı niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, kanuni olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi.
SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanık İ. G.’in temyiz nedenleriyle tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 127 İSNADIN İSPATI
TCK MADDE 127 İSNADIN İSPATI(1) İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması halinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, isnat ispatlanmış sayılır. Bunun dışındaki hallerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.İspat edilmiş fiilinden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi halinde, cezaya hükmedilir.
TCK MADDE 127’NİN GEREKÇESİ
Madde metninde, kişiye somut isnatta bulunulması hâlinde, isnadın ispatı düzenlenmektedir. Anayasamızda da isnadın ispatına ilişkin özel bir hüküm bulunmaktadır. Anayasamıza göre; kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak isnatta bulunulması durumunda, isnatta bulunan isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışında, kişilere somut bir fiil isnadında bulunarak hakaret edilmiş olması hâlinde, isnadın doğruluğunun ispat edilebilmesi için iki seçenek koşuldan birinin gerçekleşmesi gerekir. Birinci seçenek koşul, isnadın doğruluğunun ispatında kamu yararı bulunmasıdır. Diğer seçenek koşul ise, şikâyetçinin yani kendisine hakaret edilenin ispata razı olmasıdır.Yine Anayasamıza göre, isnadın doğruluğunun ispat edilmiş olması, hakaret suçunun hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle, hakarette bulunan kişi hakkında beraat kararı verilmelidir.Madde metnindeki düzenleme yapılırken, Anayasamızın bu konuda belirlediği kurallar da göz önünde bulundurulmuştur.Madde metninde kabul edilen sisteme göre, isnadın doğruluğunun ispat edilebilmesi için, isnadın bir suç vakıasına ilişkin olması gerekir. Yani kişiye belli bir suçu işlediğinden bahisle hakaret edilmiş olması gerekir. Ayrıca, hakaretin yapıldığı anda isnadın konusunu oluşturan suç dolayısıyla kişi hakkında henüz bir hüküm verilmemiş olmalıdır.Bu sistemde, isnadın doğruluğunun ispatı, hakaret suçundan dolayı açılan davanın görüldüğü mahkemede yapılmamaktadır. Hakaret suçunun işlendiğinden bahisle açılan davanın görüldüğü mahkeme, yapılan somut vakıa isnadının bir suç oluşturması durumunda, bu suçun gerçekten işlenmiş olup olmadığının ortaya çıkarılmasını bekletici mesele kabul ederek, bu nedenle açılmış veya açılacak olan davanın sonucunu beklemelidir. İsnadın doğruluğunun ispatı, ancak isnat konusu suç vakıası dolayısıyla açılan ceza davası bağlamında ilgili mahkemede söz konusu edilebilir.İsnat konusu suç vakıası dolayısıyla açılan ceza davası sonucunda bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde; isnat ispatlanmış addedilir ve maddenin birinci fıkrası gereğince, hakarette bulunan kişiye ceza verilmez.Ancak, hakarete uğrayan, isnat edilen fiil dolayısıyla hakkında açılan davada kesinleşmiş bir hükümle beraat etmişse, isnat ispat edilmemiş sayılır ve hakaret eden kişi cezalandırılır. Hakarete uğrayan kişi hakkında, isnat edilen fiil dolayısıyla takipsizlik kararı veya açılan davada düşme kararı verilmiş olması hâlinde de; isnadın doğruluğu ispat edilmemiş sayılacaktır.Maddenin ikinci fıkrasına göre; kesin hükümle sonuçlanmış bir davayla işlendiği sabit görülen bir fiilden bahisle kişiye hakaret edilmiş olması hâlinde, cezaya hükmedilir. Böylece, daha önce işlediği bir suçtan dolayı mahkûm edilmiş olan kişiye, bu suçtan bahisle hakaret edilmiş olmasının tasvip edilemez olduğu vurgulanmıştır.Hakkında başlatılan soruşturma sonucunda takipsizlik kararı veya açılan davada düşme veya beraat kararı verilmiş olan kişiye, soruşturma veya kovuşturma konusu fiilden bahisle hakaret edilmiş olması hâlinde, hakaret edenin cezalandırılacağında kuşku yoktur.
TCK MADDE 127 İSNADIN İSPATI YARGITAY KARARLARI
1. Hukuk Dairesi 2016/9400 E. , 2019/4620 K.
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİDAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TAZMİNAT
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil- tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı …, davalı … ve … vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili, mümkün olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir.Davacı, 2 parsel sayılı taşınmazda davalı … ile birlikte malik olduğunu, dava konusu taşınmaz için açılan ortaklığın giderilmesi davasında …’in kendisi ile aynı isimli bir kişiyi bulup tebligatların ona yapılmasını sağladığını, haberi olmadan taşınmazın ihale ile devredildiğini, yapılan tescillerin yolsuz olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile 1/2 payın adına tesciline karar verilmesini istemiş, aşamada talebini ½ payın iptali ile adına tesciline olmadığı takdirde bedelin tahsiline karar verilmesi şeklinde ıslah etmiştir.Davalı …, kayıt maliki olmadığı için husumeti bulunmadığını, ortaklığın giderilmesi davasında yargılamanın iadesi yoluna gidilmesi nedeniyle derdestlik bulunduğunu, açılan ceza davasının sonucunun beklenilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.Davalı … ve …, taşınmazı satın aldıklarında …’in tek başına malik olduğunu, iyi niyetli olduklarını, ortaklığın giderilmesi davasındaki tebligatlardaki imzanın kendilerine ait olmadığını, …’e yapılan satışa dayanak teşkil eden sulh hukuk mahkemesi kararının halen ayakta olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 2 parsel sayılı taşınmazın 142/347 payı …’e, 205/347 payı …’e ait iken … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1998/1723 esas ve 1999/48 karar sayılı hükmü ile taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiği, satış memurluğunun 1999/38 esaslı satış dosyasında taşınmazın 29.06.1999 tarihinde …’e ihale edildiği, …’in de taşınmazı 13.08.1999 tarihinde … ve …’e satış suretiyle temlik ettiği, ortaklığın giderilmesi davasında …’e yapılan tebligatlar nedeniyle … (dava dışı), … …, … ve … hakkında resmi belgede sahtecilik suçu isnadı ile … 4. Asliye Ceza Mahkemesinde 2007/739 esas sayılı kamu davasının açıldığı, mahkemenin 2009/105 karar sayılı hükmü ile … ve …’nın beraatlerine, …, … ve …’nın cezalandırılmalarına karar verildiği, anılan kararın Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2012/1248 esas ve 2012/18921 karar sayılı ilamı ile … yönünden düzelterek onandığı, diğeri yönünden bozulduğu, bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda zamanaşımı nedeniyle …, …, … ve … yönünden düşme kararı verildiği ve kararın Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2016/9194 esas ve 2017/4624 karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onandığı anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 üncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştürSomut olaya gelince, dosya kapsamında yer alan deliller ve … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/739 esas ve 2009/105 karar sayılı hükmü ile …’in resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet aldığı, anılan kararın Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2012/1248 esas ve 2012/18921 karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onandığı dikkate alındığında …’e yapılan tescilin yolsuz olduğu açıktır. Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının reddine,Davalı … ve … vekilinin itirazlarına gelince,Toplanan tüm deliller değerlendirildiğinde; davacı, son kayıt malikleri … ve …’nın kötü niyetli olduklarını Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190., TMK’nin 6. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak ispat edememiştir. Nitekim, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 13.06.2014 tarihli raporunda tebligatlardaki imzaların … ve …’nın eli ürünü olduğu yönünde bir tespit yapılamadığı da belirtilmiştir.Hal böyle olunca, mahkemece tapu iptali ve tescili talebinin reddine, … yönünden ise bedele hükmedilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.Davalı … ve … vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Davalı … ve … vekilinin harca yönelik temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay22. Hukuk Dairesi
Esas : 2017/18062Karar : 2019/14056Karar Tarihi :
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk (İş) MahkemesiDAVA TÜRÜ : İŞE İADE
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR
Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili, davacının iş sözleşmesinin işverence feshedildiğini, feshin haklı ve geçerli bir sebebe dayanmadığını ileri sürerek, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti : Davalı davaya cevap vermemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti : Mahkemece, davanın kabulü ile feshin geçersizliğine, davacının davalı şirketteki işine iadesine, işe başlatılmama halinde davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının davacının altı aylık brüt ücreti olarak belirlenmesine, davacının süresi içinde başvurması halinde hak kazanacağı en çok dört aya kadar ücret ve haklarının davalıdan tahsili gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
Temyiz : Karar davalı…Tem. Hiz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe : Anayasanın 36.maddesine göre, ” herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme görev ve yetki içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6.maddesinde ise; ” her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleri ile ilgili nizalar, gerek ceza-i sahada kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içerisinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkına haizdir ” düzenlemesinin bulunduğu, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı hem ceza yargılaması, hem de medeni hak ve yükümlülükleri karara bağlayan yargılamalar için geçerli bir haktır. Bu nedenle davanın tarafının delil sunmak veya bazı belgeleri istemek gibi kendi insiyatifine bırakılan konularda dahi milli mahkemeler gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için taraf devletlerin madde 6/1 deki hakları güvence altına alma pozitif yükümlülüğü altındadır.Davaya konu somut olayda davacı vekili tarafından “ …. Tm. Hiz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. … Gücü Tem İnş.” şirketine (veya şirketlerine) husumet yöneltilerek davacının davalı şirket bünyesinde 15.10.2011-21.05.2014 tarihleri arasında çalıştığı iş sözleşmesinin işverence haksız ve geçerli bir sebep olmadan feshedildiği gerekçesiyle işe iade kararı verilmesi talep edilmiştir. Dava dilekçesinde davalı adresinin “… Belediyesi Temizlik Müdürlüğü No.1 …/ …” olduğu bildirilmiş, mahkemece bu adrese tebligat yapılarak yargılama davalının yokluğunda sürdürülerek sonuçlandırılmış ve karar yine aynı adrese tebliğ edilerek süresinde kanun yolu başvurulmadığından bahisle kesinleştirilmiştir.Ne var ki davalı …Tem. Hiz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. ile … Gücü Tem. İnş. Şirketi vekili kesinleşme tarihinden sonra dosyaya sunduğu vekaletname ile davalı şirketlerin Ticaret Sicil Müdürlüğünde kayıtlı adreslerini bildirmiş, dava dilekçesinde bildirilen adresin hatalı olduğu ve davalıların yokluğunda yargılamaya devam edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek gerekçeli kararın doğru adrese tebliğini talep etmiştir. Mahkemece talep doğrultusunda kesinleşme şerhi kaldırılarak kararın davalı tarafa usulüne uygun olarak tebliği sağlanmış ve davalı davalı … Tabldot Tm. Hiz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. şirketi vekili yasal temyiz süresi içinde sunduğu temyiz dilekçesi ile kararı temyiz etmiştir.Öncelikle somut olayda çözümü gereken sorun, taraf teşkili noktasındadır. Davacı dava dilekçesinde, “… Tabldot Tm. Hiz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. … Gücü Tem İnş” hasım olarak göstermiş ise de, davalılar vekili tarafından sunulan dilekçeye göre “ … Tabldot Tm. Hiz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti” ile “… Gücü Tem İnş” şeklinde iki ayrı şirket bulunduğu, mahkemece somut olayda iki ayrı şirkete mi yoksa adi ortaklığa mı husumet yöneltildiği noktasında herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadan davacının bildirdiği aynı (tek) adrese tebligat yapılarak yargılamanın sonuçlandırıldığı anlaşılmakta olup, adi ortaklığın kendisine ait bir tüzel kişiliği mevcut olmadığından davada taraf olma ehliyeti yoktur. Bir başka ifade ile adi ortaklığın dava ve takip ehliyeti olmadığı gibi, ortaklığa karşı dava açılamaz. Bu bağlamda adi ortaklığa karşı açılacak davalar, adi ortaklığın kendisine karşı değil dava konusunun paradan başka bir şey olması halinde ortaklığı oluşturan ortakların tamamına yöneltilmelidir. Hal böyle iken, somut olayda usulüne uygun taraf teşkili yapılmadan işin esası hakkında karar verilmesi tek başına bozma sebebidir.Diğer taraftan davacının dosya kapsamında bulunan Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre 13/10/2011 -12/10/2012 tarihleri arasında 1045132 sicil nolu… Drag On adi ortaklığı, 13/10/2012-13/01/2013 tarihleri arasında 1049112 sicil nolu … Tabl, 14/01/2013-31/01/2014 tarihleri arasında 1050174 sicil nolu … Tabl-Arç Tem , 01/02/2014-21/05/2014 tarihleri arasında 1055121 sicil nolu … Tabl-… Gücü bünyesinde çalıştığı tespit edilmektedir. Ne var ki, Dairemizce davacıya ait özlük dosyasının ve varsa hizmet alım sözleşmelerinin dava dışı … Belediyesinden ve davalılardan celbi yazılan eksiklik yazılarına herhangi bir yanıt alınamamıştır. Şu halde davacının hangi işveren bünyesinde, hangi işyerinde, hangi süre ile çalıştığı ve iş sözleşmesinin ne şekilde feshedildiği gibi yönlerden dosya kapsamında Sosyal Güvenlik Kayıtları dışında bilgi ve belge bulunmamakta olup, taraflarca bildirilecek deliller toplanmadan karar verilmesi de bir başka hatalı yöndür.Mahkemece usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan ve tarafların doğru ve hukuken geçerli adresine tebligat yapılarak, taraflara açılan dava hakkında savunma yapabilmeleri, delil sunabilmeleri ve ispat hakkını kullanabilmeleri için süre tanınmadan, hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.Temyiz edilen kararın belirtilen sebeplerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.06.2019 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
Yargıtay2. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/1545Karar : 2019/7055Karar Tarihi : 12.06.2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Aile MahkemesiDAVA TÜRÜ : Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından kusur belirlemesi, tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddi ile tedbir nafakasının miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.2-Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 119/1-e maddesi uyarınca davacı, dava dilekçesinde davanın dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte, davalı da aynı Kanunun 129/1-d maddesi gereğince savunmasının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte cevap dilekçesinde göstermek zorundadırlar. Bunlar, dava ve cevap dilekçelerindeki talep sonucunun dayanağı olan ve bu talep sonucunu haklı göstermeye yarayan vakıalardır. Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında usulüne uygun biçimde bildirilen vakıaların doğru olduğu yargılama sırasında ispat edilirse, tarafların talep sonuçları da bu duruma göre kabul veya reddedilecektir. Kanunda öngörülmüş istisnalar dışında, hakim, iki tarafın birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz (HMK m. 25/1), O halde, mahkemece ancak tarafların dilekçelerinde dayandıkları vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilmektedir.Davacı erkek 03.08.2015 tarihli dava dilekçesi ile boşanma talep etmiş, kadına somut kusur isnadında bulunmamış, herhangi bir vakıaya da dayanmamıştır. 13.11.2015 tarihli cevaba cevap dilekçesi ile bir kısım vakıaya dayanmış ise de davalı kadın süresinde davaya cevap vermediğinden yasal süreden sonra verilen cevap dilekçesi davacı erkeğe tebliğ edilmiş olsa dahi davacı erkeğe cevaba cevap hakkı vermez, bu sebeple cevaba cevap dilekçesinde bildirilen vakıalarda hükme esas alınamaz. Mahkemece yapılan yargılama sonucu davalı kadın ağır kusurlu kabul edilerek tarafların boşanmalarına ve kadının tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddine hükmedilmiş ise de; davacı erkek dava dilekçesinde mahkemece kadına kusur olarak yüklenen vakıalara usulüne uygun şekilde dayanmamıştır. Mahkemece, usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan vakıalar davalı kadına kusur olarak yüklenemez. Gerçekleşen bu durum karşısında, yukarıda açıklanan sebeple davalı tarafa yüklenecek kusurlu bir davranış ispatlanamadığı halde boşanma davasının reddi gerekirken kabulü isabetsiz olmuş, ancak boşanma kararı temyiz edilmediğinden yanlışlığa değinmekle yetinilmiştir.3-Dava dilekçesi davalı kadına 06.08.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı kadın 18.09.2015 tarihinde cevap dilekçesi vermiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141. maddesi “Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön incelenme aşamasında ise ancak karşı tarafın açıkmuvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır” hükümlerini düzenlemiştir. Açıklanan sebeplerle davalı kadının, yasal süreden sonra verdiği cevap dilekçesinde yer alan maddi ve manevi tazminat talepleri ile yoksulluk nafakası hakkında mahkemece karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, kesin hüküm oluşturacak şekilde bu taleplerin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 3.bentde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 126 MAĞDURUN BELİRLENMESİ
Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.
TCK MADDE 126’NIN GEREKÇESİ
Hakaret suçunun oluşabilmesi için mağdurun belli veya belirlenmesinin olanaklı bulunması gereklidir. İşte bu maddeyle suçu işleyen tarafından mağdurun kimliğinin açıkça belirtilmediğinde, ne gibi bir durumun varlığı hâlinde ismin belirtilmiş ve hakaretin açıklanmış sayılacağına ait ölçü gösterilmektedir. Madde, aslında usûl hukuku bakımından ispata yönelik, karineye benzer bir ölçü getirmiş bulunmaktadır.
TCK MADDE 126 MAĞDURUN BELİRLENMESİ YARGITAY KARARLARI
YARGITAY18. CEZA DAİRESİ
Esas : 2016/18978Karar : 2017/1193Karar Tarih : 06.02.2017
Mağdurun Belirlenmesi
İstem yazısında; ” Benzer bir olaya dair Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 01.12.2014 tarihli ve 2013/38862 esas, 2014/34608 Sayılı ilamında yer alan, “TCK’nın 125. maddesine göre hakaret suçunda şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte sözlerin gerçek kişilere yöneltildiğinde hakaret suçunu oluşturabileceği, herhangi bir gerçek kişiyle arasında aidiyet ilişkisi kurulmadan tüzel kişiye söylenen sözlerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği gözetilmeden, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi … hükmün bozulmasına” şeklindeki açıklamalar karşısında, somut olayda anılan kararın gerekçe kısmında hakaret fiilinin müşteki kuruma karşı işlendiğinin kabul edildiği nazara alındığında, şüphelinin icra takibine karşı verdiği itiraz dilekçesinde müşteki şirket aleyhine hakaret içeren ifadeler kullanması şeklindeki eylemi sebebiyle mahkumiyetine karar verilemeyeciği gözetilmeden yazılı şekilde verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.TCK’nın 125/1. maddesiTCK’nın 125/1. maddesi: “(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden … veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmünü;Aynı Kanunun Aynı Kanunun 126. maddesi ise: “Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.” hükmünü içermektedir.İncelenen dosyada, sanığın icra takibine karşı verdiği itiraz dilekçesinde, iddianamede bahsi geçen sözleri söylediği, TCK’nın 125. maddesine göre hakaret suçunda şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte sözlerin gerçek kişilere yöneltildiğinde hakaret suçunu oluşturabileceği, herhangi bir gerçek kişiyle arasında aidiyet ilişkisi kurulmadan tüzel kişiye söylenen sözlerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği gözetilmeden, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
SONUÇ : 1-) Hakaret suçundan sanık hakkında, Kuşadası 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 29.04.2016 tarihli ve 2015/386 esas, 2016/661 Sayılı kararının, 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,2-) Hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, anılan yasa maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanığın hakaret suçundan BERAATİNE,3-) Hükmolunan cezanın çektirilmemesine, 06.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY18. CEZA DAİRESİ
Esas : 2016/3772Karar : 2018/3140Karar Tarih : 7.03.2018
Mağdurun Belirlenmesi
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;Mağdurların aşamalarda alınan beyanlarında, sanığın arkadaşına yazdığı mektupta yazılı olan ve hakaret içerikli olduğu Mahkemece kabul edilen sözlerin kendilerine yönelik olarak söylenmediğini belirtmiş olmaları karşısında, TCK’nın 126. maddesi uyarınca sanığın söylediği sözlerin muhatabının mağdurlar olmadığı gözetilmeden, yetersiz gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi,Kanuna aykırı, sanık …’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye farklı gerekçeyle uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07/03/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 125 HAKARET
TCK MADDE 125 HAKARET1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.3) Hakaret suçunun;a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. 5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.
TCK MADDE 125’İN GEREKÇESİ
Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.Bu düzenlemede 765 sayılı Türk Ceza Kanununda benimsenen hakaret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır.Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnat olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır.Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye “serseri”, “alçak”, “hayvan” denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak “hırsız”, “rüşvetçi”, “sahtekâr”, “fahişe” gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye “kör”, “şaşı”, “topal”, “kambur”, “kel” vs. demekle; kişiye “psikopat”, “frengili” veya “AİDS’li” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur.Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnat edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye “faşist”, “komünist” veya “mürteci” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir.Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur.Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır.Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır.Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır.Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır.Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
TCK MADE 125 HAKARET YARGITAY KARARLARI
Yargıtay2. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/5217Karar : 2019/12049Karar Tarihi : 10.12.2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk DairesiDAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, lehine hükmolunan nafaka ve tazminat miktarları yönünden; davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi, kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakalar ile iştirak nafakası miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı-karşı davacı erkeğin mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurları yanında kadına yönelik hakaret ettiğinin de anlaşılmasına göre erkeğin ağır kusurlu olduğu ve ortak çocuk 2001 doğumlu Hediye’nin inceleme tarihi itibariyle ergin olduğunun anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 218.50’şer TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay9. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/3480Karar : 2019/20857Karar Tarihi : 25.11.2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİMAHKEMESİ : BAKIRKÖY 11. İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve sendikal tazminata hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusunu kısmen kabulü ile; HMK.’nın 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, davalı işverence yapılan feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine sendikal tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde taraflar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR
Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 01/05/2009-04/03/2016 tarihleri arasında makine operatörü olarak çalıştığını, iş akdinin sendikal faaliyetleri nedeniyle feshedildiğini ileri sürerek, feshin geçersizliğinin tespiti ile davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili, , davacının iş akdinin işverenin bir başka işçisine mesai arkadaşlarının yanında sataşması sebebiyle sona erdirildiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İlk derece mahkemesince, “… davacının işyerinde sendikal faaliyetlerde bulunmasının davalı işvereni rahatsız ettiği, bu nedenle işyerinde daha önce performans ölçümü hiç yapılmadığı ve performans kriterleri belirlenmediği halde davacının performansı ile ilgili tutanak tutulduğu, genel müdür yardımcısının bu performans bahanesi ile davacının çalıştığı yere giderek iş arkadaşlarının içinde rencide edici ve küçük düşürücü bir şekilde performansının düşük olduğunu belirterek bir süre izlediği, daha sonra çalıştığı makinadan kaldırarak kendisinin çalışmaya başladığı, 3-4 saatlik bir çalışma sonrasında davacıya hitaben bak demek ki bu sayı tutturulabiliyormuş dediği, bunun üzerine davacının ona hitaben “benimle sorununuz mu var? Ekmeğimle oynayanın ekmeğiyle oynarım.” diyerek tepki gösterdiği, bu olay nedeniyle davacının iş akdinin feshedildiği, esasen baştan beri yapılanların bir kurgu olduğu, gizlenen amacın sendikal faaliyetlerinden rahatsızlık duydukları davacının iş akdinin feshi olduğu, ancak böyle bir kurgu ile sendikal nedenin perdelenmeye çalışıldığı…” gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İstinaf başvurusu : İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince “.. davacının şahsi dosyası içerisinde dosyaya ibraz edilen 01.03.2016 tarihli tutanak sureti, işverence yapılan soruşturmada dinlenen tanık beyanları, mahkemece dinlenen tanık anlatımları hep birlikte ele alındığında; davacı hakkında 29.02.2016 tarihi itibariyle verimine ilişkin tutanak tutularak savunmasının alındığı, aynı gün davalı işyerinde genel müdür yardımcısı olan …’ın davacının performansının düşük olduğunu söyleyerek bir süre başında davacının çalışmasını izlediği, bu sırada davacının “ekmeğiyle oynayanın ekme ile oynayacağı”na dair bir söylemi olduğu, davacı tanığı …’nin beyanında, 7 yıldır işyerindeki üretim rakamlarının aynı olduğu belirtilmiştir. Bu durumda genel müdür yardımcısı olan şahsın diğer çalışanların önünde davacının başına giderek bir süre çalışmasını izlemesi, davacı üzerinde bir baskı oluşturduğundan bu davranışa tepki göstermesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu, bunun yanı sıra işçinin hatalı davranışı nedeniyle fesih dışında bir başka disiplin cezası ile aynı sonuca ulaşmak mümkün iken iş sözleşmesinin feshedilmesinin feshin son çare olması ve ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil edeceği, davacının hatalı olduğu ileri sürülen yukarıda açıklanan davranışı, amirinin diğer çalışanlar yanında kendisine yönelik verimsiz olduğu suçlamasında bulunması ve başında bir süre çalışmasının izlenmesi eylemine bir tepki olarak gerçekleştirildiğinden, hakaret olarak değerlendirilemeyeceği, iş bu sözlü tepki sonrasında davranış nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesinin, feshin son çare olması ve ölçülülük ilkesine uygun olmayıp bu nedenle yapılan fesih geçersiz olduğu, davalı işyerinde çalışan işçi sayısının 97 olduğu, sendikalı işçi sayısının ise 52 olduğu, davacının da 11.02.2016 tarihi itibariyle … Sendikası üyesi olduğu, mahkemece dinlenen tanıklardan …’in davalı işyeri işçisi olmayıp sendikanın İstanbul şube başkanı olduğu, diğer davacı tanığı …’nin beyanında davacı ile birlikte 2005 yılı sonlarına doğru sendika faaliyetlerine başladıklarını, davalı şirketin sendikal faaliyetlerini tasvip etmiyor diyemeyeceğini, bu konuda olumsuz tavır görmediğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Davalı işyerinde davacı çalıştığı süreçte 53 sendikalı işçi varken müzekkere cevabının verildiği 18.07.2016 tarihinde 52 sendikalı işçinin çalışıyor olmasından, işverence sendikal sebeple işten çıkartılan veya bu sebeple istifa eden işçinin kayıtlarda görülmediği ve dosyaya yansımadığı, bu durumda ispat yükü üzerinde bulunan davacının, tanıklarından Baki’nin sendikal nedenle fesih iddiasını doğrulamadığı, diğer davacı tanığının işyeri çalışanı olmayıp sendika şube müdürü olması sebebiyle beyanının tek başına hükme esas alınamayacağı, bu durumda davacının, iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiği iddiasını şüpheden uzak somut delillerle ispat edemediği anlaşıldığından ilk derece mahkemesinin bu yöndeki kararının hatalı olduğu, yapılan açıklamalar çerçevesinde; dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile kamu düzeni dikkate alındığında davalı tarafın istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan yönlerden kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına..” davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz başvurusu : Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı ve davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Gerekçe : 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması rizikosundan kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez.İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.İşçinin davranışlarına dayanan fesih, her şeyden önce, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edilmesini şart koşmaktadır. Bu itibarla, önce işçiye somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiği belirlendiği, daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. Şüphesiz, işçinin iş sözleşmesinin ihlali işverene derhal feshetme hakkını verecek ağırlıkta olmadığı da bu bağlamda incelenmelidir. Daha sonra ise, işçinin isteseydi yükümlülüğünü somut olarak ihlal etmekten kaçınabilip kaçınamayacağının belirlenmesi gerekir. İşçinin somut olarak tespit edilmiş sözleşme ihlali nedeniyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar görmüş olması şarttır. Eğer işçinin yükümlülüğünü ihlal etmekten kaçınma olanağına sahip olduğu tespit edilirse fesihten önce işçiye ihtar verilip verilmediği, ihtara rağmen davranışını tekrar etmesi halinde İş Kanunu’nun 19.maddesi uyarınca savunması alınarak iş sözleşmesinin feshedilip edilmediğine bakılacaktır. Ancak, ağır yükümlülük ihlalleri nedeni ile işverenin iş sözleşmesine devam etmesinin beklenemeyeceği hallerde işçiye davranışından dolayı ihtar verilmesine gerek olmayacaktır. Başka bir anlatımla, İşçinin sözleşmeyi ihlal eden davranışının türü ve ağırlığı itibariyle, onun gelecekte sözleşmeye uygun davranması şartıyla işverenden iş ilişkisine devam etmesinin haklı olarak beklenebileceği durumlarda ihtar gerekli ve zorunlu olmalı; aksi takdirde işveren ihtar vermeksizin iş sözleşmesini feshedebilmelidir. Buna göre, işverene süresizi fesih hakkı verilen İş Kanunu’nun 25.maddesinde belirtilen hallerden dolayı kural olarak, işçiye önceden ihtar verilmesine gerek olmadığı kabul edilmelidir.İşçinin yükümlülüklerinin kapsamı bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile yasal düzenlemelerde belirlenmiştir. İşçinin kusurlu olarak (kasden veya ihmalle) sebebiyet verdiği sözleşme ihlalleri, sözleşmenin feshi açısından önem kazanır. Geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir. Göstermesi gereken özen yükümlülüğünün ihlal edilerek ihmali davranış ile ihlali yeterlidir. Buna karşılık, işçinin kusuruna dayanmayan davranışları, kural olarak işverene işçinin davranışlarına dayanarak sözleşmeyi feshetme hakkı vermez.Kusurun derecesi, iş sözleşmesinin feshinden sonra iş ilişkisinin arz edebileceği olumsuzluklara ilişkin yapılan tahminî teşhislerde ve menfaatlerin tartılıp dengelenmesinde rol oynayacaktır.İşçinin iş sözleşmesini ihlal edip etmediğinin tespitinde, sadece asli edim yükümlülükleri değil; kanundan veya dürüstlük kuralından doğan yan edim yükümlülükleri ile yan yükümlerin de dikkate alınması gerekir. Sadakat yükümü, sözleşmenin taraflarına sözleşme ilişkisinden doğan borçların ifasında, karşı tarafın şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına zarar vermeme, keza sözleşme ilişkisinin kapsamı dışında sözleşme ile güdülen amacı tehlikeye sokacak özellikle karşılıklı duyulan güveni sarsacak her türlü davranıştan kaçınma yükümlülüğünü yüklemektedir.İşçinin iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal ettiğini işveren ispat etmekle yükümlüdür.Somut uyuşmazlıkta; davacının iş sözleşmesi 04.03.2016 tarihli Gaziosmanpaşa 8. Noterliğinden düzenlenen … yevmiye numaralı ihtarnameyle ve; 29.02.2016 tarihinde mesai arkadaşlarınızın yanında amirinize karşı geldiğiniz için 25/ II- d maddesine göre yapılan fesih bildirimini 04.03.2016 tarihinde imzalamaktan imtina ettiğiniz tespit edilmiştir, bu husus tutanak altına alınmıştır. 04.03.2016 tarihinde fesih bildirimin yapılacağı sırada imzalamadığını fesih ihbarını noter kanalıyla kanununun 25/ II- d maddesi gereğince haklı nedenle feshedildiği hususu tarafınıza ihtaren bildirilmiştir. ” denilerek feshedilmiştir.Dosya kapsamındaki belgelerden, davacının işyerinde amirine hitaben ekmeğimle oynayanın ekmeğiyle oynarım” dediği sabit olup davacının söz konusu eylemi değerlendirildiğinde, davacının iş sözleşmesinin feshi haklı neden ağırlığında olmasa da davacının eylemlerinin işyerinde olumsuzluğa neden olduğu anlaşıldığından feshin geçerli nedene dayandığının kabulü gerekmektedir. Bölge adliye mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır.Bu sebeple, Bölge Adliye Mahkemesinin kararınin bozularak İş Kanunu’nun 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Hüküm: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;1.Bölge Adliye Mahkemesi ile İlk Derece Mahkemesi’nin kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,2-)Davalı tarafça yapılan feshin geçerli nedene dayandığı anlaşıldığından davanın REDDİNE,3-)Alınması gereken 44,40 TL karar-ilam harcından davacının yatırdığı 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 15,20 TL karar-ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,4-)Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı tebligat, müzekkere ve dosya masrafı olarak 678 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,5-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.725,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,6-)Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davacıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, kesin olarak 25.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 124 HABERLEŞMENİN ENGELLENMESİ
TCK MADDE 124 HABERLEŞMENİN ENGELLENMESİ1) Kişiler arasındaki haberleşmenin hukuka aykırı olarak engellenmesi halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.2) Kamu kurumları arasındaki haberleşmeyi hukuka aykırı olarak engelleyen kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.3) Her türlü basın ve yayın organının yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi halinde, ikinci fıkra hükmüne göre cezaya hükmolunur.
TCK MADDE 124’ÜN GEREKÇESİ
Madde metninde haberleşmenin engellenmesi, suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç tanımı ile bir anayasal hak olan haberleşme hürriyeti güvence altına alınmıştır.Maddenin birinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşmenin engellenmesi, suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun konusu, belirli kişiler arasındaki haberleşmedir. Haberleşmenin yapıldığı araç önemli değildir. Bu haberleşme, örneğin mektupla veya telefonla yapılabilir. Haberleşmenin engellenmesi, çeşitli suretlerde gerçekleşebilir. Örneğin posta kutusundaki mektupların yırtılması, bir kişiye gönderilen mektupların ilgilisine verilmeyip çöp kutusuna atılması, telefon hatlarının kesilmesi, oluşturulan manyetik alanla telefon görüşmelerinin yapılamaz hâle getirilmesi gibi fiiller, söz konusu suçu oluşturur.Fıkra metninde, haberleşmenin engellenmesinin hukuka aykırı olması özellikle vurgulanmıştır. Bu bakımdan, örneğin cezaevinde cezası infaz edilen bir hükümlünün haberleşmesinde olduğu gibi haberleşme hürriyetine bir kamu görevinin gereği olarak sınırlama getirilmesi hâllerinde, fiil hukuka uygun olduğu için, söz konusu suç oluşmayacaktır.Maddenin ikinci fıkrasında, kamu kurumları arasındaki haberleşmenin hukuka aykırı olarak engellenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.Üçüncü fıkrada ise, her türlü basın ve yayın organının yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi, keza ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Örneğin bir gazete veya derginin dağıtımının ya da belli bir radyo veya televizyon yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi, bu suçu oluşturur.Söz konusu suçun oluşabilmesi için, yayının engellenmesinin hukuka aykırı olması gerektiği fıkra metninde özellikle vurgulanmıştır. Örneğin, bir basın ve yayın aracıyla suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla veya işlenmiş olan bir suç nedeniyle, Anayasa ve kanunlarda belirlenen koşullara ve ayrıca, hukukun genel prensiplerine uygun olarak, koruma veya güvenlik tedbiri uygulanması suretiyle yayının engellenmesi hâlinde, bu suç oluşmayacaktır.
TCK MADDE 124 HABERLEŞMENIN ENGELLENMESI YARGITAY KARARLARI
Yargıtay14. Ceza Dairesi
Esas : 2019/2090Karar : 2019/11141Karar Tarihi : 30.09.2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ceza DairesiSUÇ : Çocuğun basit cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, haberleşmenin engellenmesiHÜKÜM : Sanığın çocuğun basit cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkumiyeti ile haberleşmenin engellenmesi suçundan beraatine dair … 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 23.03.2017 gün ve 2015/347 Esas,2017/43 Karar sayılı hükümlere yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile hükümlerin kaldırılarak çocuğun basit cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli yağma suçlarından mahkumiyetineBölge adliye mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun muhtevası ve inceleme tarihine kadar getirilen kanuni düzenlemeler nazara alınarak dosya tetkik edildi, gereği görüşüldü:Katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde:5271 sayılı CMK’nın 294/1. maddesinde yer alan “Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.” şeklindeki düzenleme de gözetilerek yapılan değerlendirmede, katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinde herhangi bir temyiz sebebi göstermediği anlaşıldığından, vaki temyiz isteminin aynı Kanunun 298. maddesi uyarınca REDDİNESanık müdafisinin temyiz isteminin incelenmesine gelince;Tekerrüre esas adli sicil kaydı bulunan sanık hakkında TCK’nın 58. maddesinin uygulanmaması ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi sırasında şiş kullanılması nedeniyle TCK’nın 109/3. maddesinin (f) bendinin yanı sıra (a) bendinin de uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.5271 sayılı CMK’nın 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanunun 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri ile sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde belirttiği nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen inceleme neticesindevaki istinaf başvurusunun kabulüyle hükümlerin kaldırılarak sanığın çocuğun basit cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli yağma suçlarından mahkumiyetine dair kurulan hükümlere yönelik temyiz sebepleri yerinde görülmediğinden, sanık müdafisinin temyiz isteminin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. madde ve fıkrası gereğince esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin… Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmesine, 30.09.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay18. Ceza Dairesi
Esas : 2018/8355Karar : 2019/2298Karar Tarihi : 05/02/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇLAR : Tehdit, haberleşmenin engellenmesi, hakaret, kasten yaralama, mala zarar vermeHÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya görüşüldü:Sanık müdafii ve katılanın temyizinin tehdit, haberleşmenin engellenmesi, hakaret, kasten yaralama, mala zarar verme suçlarına yönelik olması karşısında, tebliğname tarihine, temyizin kapsamına, 6572 sayılı Kanun’un 27. maddesi ile değişik Yargıtay Kanunu’nun geçici 14. maddesi uyarınca oluşturulan Birinci Başkanlık Kurulu’nun hazırlamış olduğu işbölümü kararına göre işin incelenmesi Yüksek 8. Ceza Dairesi’nin görevine girdiğinden Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili Daireye gönderilmesine, 05/02/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. Yargıtay18. Ceza Dairesi
Esas : 2017/348Karar : 2019/2857Karar Tarihi : 12/02/2019
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Haberleşmenin engellenmesiHÜKÜMLER : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece bozma üzerine verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Bozmaya uyularak yapılan yargılamada,vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Yerel Mahkeme’nin 07/03/2011 tarih ve 2010/92 Esas, 2011/32 sayılı kararının sanıkların müdafileri ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 30/06/2015 tarih ve 2012/29958 Esas, 2015/42317 Karar sayılı ilamı ile katılanın olay tarihinde kullandığı cep telefonunun IMEI numarası tespit edilip olay gününden itibaren herhangi bir telefon hattı ile kullanılıp kullanılmadığı kullanılmış ise bu hat sahiplerinin sanıklarla irtibatının olup olmadığı hususlarının araştırılıp sonucuna göre sanıkların kastı ve hukuki durumlarının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma yapıldığı gerekçesiyle bozulduğu, mahkemece bozmaya uyulduğu halde, katılanın savcılık aşamasında alınan 15/01/2010 tarihli beyanında olay tarihinde kullandığını belirttiği 0545 527 87 15 numaralı cep telefonuna ait 358055010412260 IMEI numarasının başka abonelerce kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi gerekirken farklı bir telefon ve bu telefona ait IMEI numarası üzerinden sorgulama yapılması üzerine alınan beyanlara dayanılarak karar verilmesi,Kanuna aykırı, sanıklar …, …, …’ın müdafileri ve katılan … vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 12/02/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
