Etiket: ağır ceza avukatı

  • TCK MADDE 278 SUÇU BİLDİRME SUÇU

    TCK MADDE 278 SUÇU BİLDİRME SUÇU

    (İptal: Anayasa Mahkemesinin 30/6/2011 tarihli ve E.:2010/52, K.:2011/113 sayılı Kararı ile.; Değişik: 2/7/2012-6352/91 md.)1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.3) Mağdurun onbeşyaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılır.4) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunmaz. Ancak, suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.

    TCK MADDE 278’İN GEREKÇESİ
    Barış esasına dayalı hukuk toplumunda yaşama hakkına sahip olan herkes, toplum barışını bozucu nitelik taşıması dolayısıyla devletten suç işlenmesinin önlenmesini ve suçluların cezalandırılmasını talep hakkına sahiptir. Suç teşkil eden bir fiilin işlendiğini öğrenen bireyin, bununla ilgili olarak yetkili makamlar nezdinde bildirimde bulunma hakkı vardır. Bu bakımdan, belli bir suç vakıasıyla ilgili olarak bildirimde bulunmak, hukuka uygunluk nedeni olarak bir hakkın kullanılmasından ibarettir.Suçluların cezalandırılmasını devletten istemek, kişi açısından bir hak olduğu gibi; herhangi bir suç olgusunun gerçekleştiğini öğrenen kişinin durumu suçu takibe yetkili makamlara bildirmesi, aynı zamanda bir yükümlülüktür. Bu itibarla, herhangi bir suç olgusunun gerçekleştiğini öğrenmesine rağmen durumun suçu takibe yetkili makamlara bildirilmemesi, genel olarak haksız bir davranıştır. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince sadece belli suçların bildirilmemesi veya sadece belli kişilerin bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi, suç olarak tanımlanmıştır.Madde metninde belli suçlar açısından bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, suç olarak tanımlanmıştır.Bu maddeye göre, suçu bildirmeme suçunun oluşabilmesi için henüz icrası devam etmekte olan bir suçun varlığı gereklidir. Örneğin, bir kimsenin kaçırılarak belli bir yerde tutulduğunun bilinmesine rağmen, durumdan yetkili makamların haberdar edilmemesi; keza, mütemadi suç niteliği taşıyan elektrik hırsızlığının işlendiğinden haberdar olunmasına rağmen, durumun yetkili makamlara bildirilmemesi, bu suçu oluşturacaktır.İcrası tamamlanmış olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması hâlen mümkün bulunan bir suçun yetkili makamlara bildirilmemesi hâlinde de bu suç oluşur. Örneğin icrası tamamlanmış olan bir hırsızlık sonucunda elde edilmiş olan malların bir depoda saklandığının bilinmesine rağmen, durumdan yetkili makamların haberdar edilmemesi, bu suçu oluşturacaktır.Maddenin üçüncü fıkrasına göre; bir ve ikinci fıkralar kapsamına giren suçun mağdurunun onbeş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan özürlü olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması hâlinde, ceza belli oranda artırılacaktır. TCK MADDE 278 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay22. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/17686Karar : 2016/2075Karar Tarihi : 10.02.2016
    Sanığın adli sicil kaydına göre, tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde, hakkında TCK`nun 58. maddesi gereğince tekerrür hükümlerinin uygulanmaması, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.Dosya kapsamına göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.Ancak;Yargıtay . Ceza Dairesinin 24.05.2011 tarih ve Karar sayılı bozma ilamına uygun olarak, sanık .. hakkında TCK’nın 165. maddesinden hüküm kurulduktan sonra, sanığın 1412 sayılı CMUK.`nın 326/son maddesi gereğince kazanılmış hakkının korunması ile yetinilmesi gerekirken, suçu bildirmeme suçundan da hüküm kurulmak suretiyle hükümde karışıklığa neden olunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık .’ın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince tebliğnameye uygun olarak ( BOZULMASINA ), ancak bu aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca hüküm fıkrasından, “CMK nun 307/4. maddesi uyarınca sanığa verilen ceza önceki hükümle belirlenen cezadan daha ağır olamayacağından, sanığın suçu bildirmeme suçundan eylemine uyan TCK’nun 278/2. maddesi delaleti ile 278/1. maddesi uyarınca sanığın kişiliği, suçun işleniş biçimi ve özellikleri, sanığın suça olan eğilimi göz önüne alınarak taktiren ve teşdiden 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,” cümlesi çıkartılarak, yerine “1412 sayılı CMUK`nın 326/son maddesi gereğince sanık hakkında verilen ceza önceki hükümle belirlenen cezadan dahaağır olamayacağından, sanığın netice itibariyle 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına” cümlesi eklenmek suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ( DÜZELTİLEREK ONANMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/442Karar : 2016/4652Karar Tarihi : 1.07.2016
    Olay : Diğer sanık …’nın hırsızlık yolu ile elde ettiği motosikleti satmak amacı ile sanık …’ın çalıştığı kahvehaneye getirdiği, sanık …’ın motosikletin çalıntı olduğunu anladığı halde durumu yetkili makamlara bildirmeyerek diğer sanıklara motosikleti kahvehanenin arka tarafına saklamalarını söylediği olayda, …Asliye Ceza Mahkemesinin 08.01.2013 tarihli ve 2012/651 E. 2013/22 K. sayılı kararı ile sanığın atılı suç delillerini gizleme veya yok etme suçundan beraatine, suçu bildirmeme suçundan gereğinin ifası için hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına dair verilen karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
    Kanun yararına bozma istemine ilişkin uyuşmazlığın kapsamı : Dosya kapsamına göre, diğer sanık …’nın hırsızlık yolu ile elde ettiği motosikleti satmak amacı ile sanık …’ın çalıştığı kahvehaneye getirdiği, sanık …’ın motosikletin çalıntı olduğunu anladığı halde durumu yetkili makamlara bildirmeyerek diğer sanıklara motosikleti kahvehanenin arka tarafına saklamalarını söylediği iddiası ile sanık … hakkında suç delillerini gizleme veya yok etme suçundan dava açıldığı anlaşılmakla, mahkemece eylemin suçu bildirmeme suçuna vücut verdiğinin takdir edilmesi durumunda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.10.2012 tarihli ve 2012/1-405 E. 2012/1802 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere iddianamede sevk maddesi olarak suçu bildirmeme suçu belirtilmemiş ise de, iddianame içeriğinde anlatılmış olması karşısında ek savunma hakkı verilerek sanık hakkında suçu bildirmeme suçundan karar verilebileceği gözetilmeden, yazılı şekilde suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesinde isabet görülmediğine ilişkindir.
    Hukuksal Değerlendirme : Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçuna ilişkin 5237 sayılı TCK’nın 281. maddesinde, “Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez.”Suçu bildirmeme suçuna ilişkin 5237 sayılı TCK’nın 278. maddesinde,“(1)İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2)İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” hükümleri yer almaktadır.Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.10.2012 tarihli ve 2012/1-405 E. 2012/1802 K. sayılı ilamında da, “….1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanunun 170. maddesinde, iddianamede gösterilmesi gereken hususlar ayrıntılı olarak düzenlenmiş, maddenin 4. fıkrasında, iddianamede yüklenen suçu oluşturan olayların açıklanması gerektiği belirtilmiştir. Anılan hükümlerden de anlaşılacağı üzere, kamu davasının fiil yönünden sınırlarının açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Fiil yönünden, kamu davasının dışına çıkılması, “davasız yargılama olmaz” ilkesine ve 5271 sayılı Kanunun 225. maddesine aykırılık oluşturacaktır. Buna göre, hükmün konusu iddianamede gösterilen sevk maddesi değil eylemdir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, diğer bir ifadeyle, davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Buna karşılık iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin nitelendirmeyi mahkeme yaparken iddianamedeki vasıflandırma ile bağlı değildir. Soruşturma evresinde elde ettiği kanıtlardan ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CYY’nın 225/1. maddesi uyarınca fiil ve faile ilişkin olarak kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak biçimde açıklanması yeterlidir. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlayabilecek, buna göre savunmasını yapabilecek ve kanıtlarını sunabilecektir.” demektedir.Somut olayda, sanık …’ın çalıştığı kahvehaneye getirilen motosikletin çalıntı olduğunu bildiği halde yetkili makamlara bildirmediği, iddianamede sevk maddesi olarak suçu bildirmeme suçu belirtilmemiş ise de, iddianame içeriğinde suçun unsurlarının anlatılmış olması karşısında ek savunma hakkı verilerek sanık hakkında suçu bildirmeme suçundan karar verilebileceği gözetilmeden, yazılı şekilde suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. Ancak iddianamede anlatılan fiilden dolayı beraat hükmü kurulması ve hükmün kesinleşmesi karşısında, kesin hüküm etkisiyle aynı fiilden tekrar yargılama yapılamayacaktır.
    Sonuç ve Karar : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi yerinde görüldüğünden, sanık … hakkında …Asliye Ceza Mahkemesinin 08.01.2013 tarihli ve 2012/651 E. 2013/22 K. sayılı karar ile kurulan hükmün, 5271 sayılı CMK’nın 309/4-c. maddesi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere BOZULMASINA, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.07.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • Uyuşturucuyu Polise Kendi Teslim Eden Kişiye Ceza Verilir Mi ?

    Uyuşturucuyu Polise Kendi Teslim Eden Kişiye Ceza Verilir Mi ?

    Uyuşturucuyu Polise Kendisi teslim eden şahsın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması gerektiği hakkında Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1014 e. 2018/664 karar sayılı kararı incelendiğinde kararda önemli hususlara vurgu yapılmaktadır. Buna göre ;

    Uyuşturucu madde araması amacı olsun veya olmasın Durdurma işlemi bir arama işlemi değildir. Durduran kolluk görevlisi kişinin üst aramasını yapabilir. Uyuşturucuyu suçun konusu ise arama izni olmaksızın ayrıntılı arama da yapabilir. Yönetmeliğin uygulayıcıya verdiği bu yetki yönetmelik Danıştay kararı ile iptal edilmediği sürece geçerlidir ve uygulanma zorunluluğu vardır. Dolayısıyla durdurma ve suç unsuru uyuşturucunun ele geçirilme şekli sanığın iradesine dayalı değildir.

    Bu noktadan hareketle sadece durdurma işleminde telaş yapıp arama olmamasına rağmen üzerindeki uyuşturucuyu polise teslim etmesi olayında bu durum sanık lehine etkin pişmanlık göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

    Ceza Genel Kurulu kararı özetinde uyuşturucuyu polise kendisi teslim eden kişi için ;

    “…………..Bu ihtimaller dâhilinde somut olay incelendiğinde; kolluk görevlilerinin elinde bir arama kararı ya da yazılı arama emri bulunmadığı hususu, takip altında bulundurdukları sanığı durdurduklarında herhangi bir karar ya da emir ibraz etmemelerinden ve sanığa “Üzerinde herhangi bir suç unsuru olup olmadığını” sormalarından anlaşılmaktadır. Zira, kolluk görevlilerinin ellerinde adli arama kararı ya da yazılı arama emri bulunması hâlinde sanığa bu şekilde bir soru yöneltmeleri de beklenmeyecektir. Tutanak içeriği ve tutanak düzenleyicisi tanıkların anlatımlarından da suçun konusunu ve delilini oluşturan uyuşturucu maddelerin elde edilmesinden önce Cumhuriyet savcısından adli arama kararı ya da yazılı arama emri talep edildiğine ilişkin bir bilgi ve anlatımın bulunmadığı, kolluk görevlilerinin suç konusu uyuşturucuyu ele geçirildikten sonra Cumhuriyet savcısına olayı bildirdikleri açıktır. Kolluk görevlilerinin, sanık …’i durdurmalarından sonra Cumhuriyet savcısına haber verecekleri ve alacakları adli arama kararı ya da yazılı arama emri üzerine arama işlemini gerçekleştirecekleri ihtimali ise bir varsayımdan ibaret olup, henüz bir karar veya yazılı arama emri verilip verilmeyeceğinin belirsiz olduğu bu durum, sanık aleyhine değerlendirilemeyecektir.

    Kolluk görevlilerince durdurulduğu sırada hakkında düzenlenmiş bir adli arama kararı ya da yazılı arama emri bulunmayan ve bu nedenle üzerinde arama yapılıp delil elde edilemeyecek olan sanığın, üzerindeki uyuşturucuyu görevlilere teslim etmek suretiyle suçun konusu ve delilini hukuka uygun hâle getirerek kendi suçunu ortaya çıkardığının, bu aşamaya kadar da kolluk görevlilerince gerçekleştirilen işlemlerin Cumhuriyet savcısına bildirildiğine ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin de bulunmadığının anlaşılması karşısında; sanık hakkında TCK’nın 192. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.

    Şeklindeki karar ile uyuşturucuyu polise kendisi teslim eden sanığın bu durumu lehine değerlendirilmiştir.

  • TCK MADDE 277 YARGI GÖREVİ YAPANI BİLİRKİŞİYİ VEYA TANIĞI ETKİLEMEYE TEŞEBBÜS SUÇU

    TCK MADDE 277 YARGI GÖREVİ YAPANI BİLİRKİŞİYİ VEYA TANIĞI ETKİLEMEYE TEŞEBBÜS SUÇU

     Görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/69 md.) Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.2) Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır.

    TCK MADDE 277’NİN GEREKÇESİ
    Madde, bir davada taraflardan birinin veya birkaçının ve sanıkların, katılanların veya mağdurların leh veya aleyhine yargı görevi yapanlara emir vermeyi veya baskı yapmayı veya nüfuz icra etmeyi veya yargı görevleri yapanları ne suretle olursa olsun etkilemeye teşebbüs etmeyi cezalandırmaktadır. Emir verildiği, baskı yapıldığı veya nüfuz icra edildiği veya etki yapılmasına girişildiği anda cürüm tamamlanmış olur.Suç, herhangi bir yargı görevi yapana karşı işlenebilir.Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde faile daha az ceza verilmesi öngörülmüştür. Burada iltimastan maksat, hatıra binaen ricada bulunmaktır. TCK MADDE 277 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/5678Karar : 2015/4321Karar Tarihi : 17.11.2015
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.11.2007 tarih ve 2007/5-70/254 Sayılı kararında da belirtildiği gibi, TCK’nın 277. maddesinde tanımlanan suçun maddi unsuru, yargı görevini yapanları, emir vermek, baskı yapmak, nüfus icra etmek suretiyle veya her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır.Maddi unsuru oluşturan fiilin ise, görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesini sağlamak amacıyla işlenmesi gerekmektedir.Somut olayda; başka suçtan cezaevinde tutuklu olarak bulunan sanığın Adana 2. Ağır Ceza Mahkkemesinin 2014/123 esas dosyasına yazdığı 05.02.2014 tarihli dilekçede özetle; davaya konu cinayetle ilgili olarak D. Y.’ın suçu üstüne aldığı konusunda duyumları olduğunu, katkıda bulunmak istediğini belirtmesi üzerine anılan mahkemece tanık sıfatıyla tespit edilen 12.06.2014 tarihli ifadesinde, dilekçesinde yazdıklarının doğru olmadığını intikam amacıyla S. ve Ş. Y.’ı suçlar tarzda dilekçe gönderdiğini beyan ettiği, ancak dilekçe içeriğinin doğru ya da yanlış olduğuna veya mahkemede tanık sıfatıyla alınan ifadesinin baskı altında verilmiş olup olmadığının kesin olarak saptanamadığı, mahkemece tanık sıfatıyla verilen ifadelerinin doğruluğunun kabulü karşısında, yalan tanıklık suçunun oluşmayacağı, cezaevinden göndermiş olduğu dilekçenin, yalan tanıklık yapmak için yapılmış bir başvuru olduğunun kabulü halinde, eyleminin TCK’nın 36. maddesi kapsamında kaldığı, bu kabul dışında dilekçe vermek şeklindeki eylemin yukarıda açıklanan suçun maddi unsurunu oluşturmayacağı gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 17.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/3897Karar : 2018/104Karar Tarihi : 25.01.2018
    02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 36. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nın 307. maddesinin 3. fıkrasının 2.cümlesinde yapılan değişiklik uyarınca,İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.11.2016 tarihli ve 2016/434 E. – 2016/580 K. sayılı direnme kararının incelenmesinde,Dairemizin 31.05.2016 tarih ve 2016/1298 E. 2016/3799 K. sayılı kararıyla; “Yargı görevi yapanları etkilemek suçunun maddi unsuru, yargı görevi yapanları emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek suretiyle veya her ne surette olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır. Somut olayda ihtiyati haczin kaldırılması için noter vasıtasıyla hakime ihtar çekme şeklinde gerçekleşen davranışta hakime emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek şeklindeki seçimlik hareketlerden herhangi birinin gerçekleşmediği açıktır. Hukuka aykırılık ise genel bir ifadeyle hukuka (hakka) karşı gelmek onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunulması anlamına gelmektedir. Hakime ihtarname çekmek usul hukuku açısından uygulamada rastlanan davranışlardan değil ise de, dava sırasında iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında hukuk düzeninin kesinlikle yasakladığı bir durum olmadığından suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilerek bozma kararı verildiği,Mahkemece ihtiyati haczin kaldırılması için noter vasıtasıyla hakime ihtar çekme eyleminin TCK’nın 277. maddesi uyarınca hukuka aykırı olduğu, yargı bağımsızlığı ilkesini zedelediği, hakimin tarafsızlığını etkileyecek nitelikte olduğu belirtilerek direnme kararı verildiği görülmekle;Oluş, dosya kapsamı ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, bozma kararında bir isabetsizlik olmadığından kararda değişiklik yapılmasına yer olmadığına, CMK 307/3. maddesi uyarınca, dosyanın incelenmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kurul Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, 25.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 276 GERÇEĞE AYKIRI BİLİRKİŞİLİK VEYA TERCÜMANLIK SUÇU

    TCK MADDE 276 GERÇEĞE AYKIRI BİLİRKİŞİLİK VEYA TERCÜMANLIK SUÇU

     Yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak veya yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip bulunan kişi veya kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada bulunması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.2) Birinci fıkrada belirtilen kişi veya kurullar tarafından görevlendirilen tercümanın ifade veya belgeleri gerçeğe aykırı olarak tercüme etmesi halinde, birinci fıkra hükmü uygulanır.

    TCK MADDE 276’NIN GEREKÇESİ
    Madde, bilirkişi ve tercümanların kasten gerçeği yanlış olarak yansıtmalarını, yanlış tercüme yapmalarını cezalandırmaktadır. Bilirkişinin, kendi bilgi ve değerlendirmesine göre vereceği mütalâanın sadece hatalı olması, kastın bulunmaması hâlinde suç oluşturmayacaktır.
    TCK MADDE 276 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay21. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/7023 Karar : 2016/2101 Karar Tarihi : 7.03.2016
    Kadastro tespit çalışmaları sırasında mahalli bilirkişi olarak görev yapan sanıkların, kadastro tutanakları düzenlendiği sırada gerçeğe aykırı bilirkişilik yapmak suretiyle köye ait meraları kendileri ve akrabalarının üzerine geçirilmesini sağladıklarının iddia olunması karşısında; eylemin 5237 sayılı TCK.nun 276. maddesinde öngörülen “gerçeğe aykırı bilirkişilik” suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli asliye ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi,Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı Kanun`un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca istem gibi ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/3170Karar : 2015/4222Karar Tarihi : 8.10.2015
    1-Tüketici hakem heyetince bilirkişi olarak görevlendirilen sanık …’u azmettirirek içerik itibariyle gerçeğe aykırı rapor düzenlettirip, raporun teslim alındığı sonucunu doğuran Sanayi ve Ticaret İl Müdürü adına sahte olarak atılan imzalı raporun dosyasına teminini sağlayan sanığın eyleminin;Tüketici hakem heyetinin yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak ya da yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip bulunan kişi veya kurullardan olmaması nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 276/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturmayacağı ancak TCK’nın 6/1-c maddesi kapsamında kamu görevlisi sayılan bilirkişi sanık …’un görevi gereğince düzenlediği, içerik itibariyle sahte olan ve sahte alındı imzası taşıyan raporun resmi belge olarak kabulünde zorunluluk bulunduğundan sanığın eyleminin TCK’nın 38/1 ve 40/2. maddeleri delaletiyle TCK’nın 204/1. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçuna temas ettiği gözetilerek, belge aslı da temin edilip iğfal kabiliyeti yönünden değerlendirildikten sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,2- Kabul ve uygulamaya göre de;a)Sanık hakkında tayin edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulanan Kanun ve maddesinin “TCK’nın 50/1-a ve 52/2” maddeleri yerine “TCK’nın 50” maddesi olarak gösterilmesi,b)Sanığa hükmolunan adli para cezası taksitlendirilerek 6 eşit taksitte tahsiline karar verilmesine rağmen, TCK’nın 52/4. maddesi hükmüne aykırı olarak ve infazda tereddüt oluşturacak şekilde taksit aralığının gösterilmemesi,Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sonuç ceza yönünden kazanılmış hakkı saklı tutulmak suretiyle hükmün bu sebeplerden BOZULMASINA, 08.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 275 ETKİN PİŞMANLIK

    TCK MADDE 275 ETKİN PİŞMANLIK

     Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.

    2) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.

    3) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    TCK MADDE 275’IN GEREKÇESİ
    Madde metninde, yalan tanıklıkla ilgili etkin pişmanlık düzenlenmiştir.
    TCK MADDE 275 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    T.C.Yargıtay

    4. Ceza Dairesi

    Esas : 2010/27146 Karar : 2012/19363Karar Tarihi : 03.10.2012
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak;S anığın 26.02.2008 tarihli celsede biçimindeki savunması karşısında, TCK’nın 274/1 inci maddesinin uygulanması yerine yazılı şekilde hüküm tesisi,

    SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanık H. İ. Ö.’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın pas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    T.C.Yargıtay

    8. Ceza Dairesi

    Esas : 2017/10216Karar : 2018/518 Karar Tarihi : 17.01.2018
    Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1-) 22.05.2009 olan suç tarihinin gerekçeli karar başlığında 2010 olarak gösterilmesi suretiyle, CMK.nun 232/1…c maddesine aykırı davranılması,

    2-) İddianameye konu edilen ve sanığın tanık olarak beyanlarının bulunduğu Bursa 2. İş Mahkemesinin 2008/741 esas sayılı dava dosyasının aslı ya da onaylı bir örneğinin denetime elverişli olacak şekilde dosyaya getirtilmeden hüküm kurulması,

    avukat

    3-) Oluşa, tüm dosya kapsamına ve sanığın aşamalarda değişmeyen savunmasına göre, sanığın Bursa 2. İş Mahkemesinin 2008/741 E. sayılı dosyasında görülen davanın 22.05.2009 tarihli celsesinde yalan beyanda bulunduğu, 11.02.2010 tarihinde alınan beyanında ise gerçeği söylediğinin anlaşılması karşısında, TCK.nun 274/1. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,

    Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 17.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

     Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 274 ETKİN PİŞMANLIK

    TCK MADDE 274 ETKİN PİŞMANLIK

    Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.

    2) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.

    3) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir.

    TCK MADDE 274’ÜN GEREKÇESİ

    Madde metninde, yalan tanıklıkla ilgili etkin pişmanlık düzenlenmiştir.

    TCK MADDE 274 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    4. Ceza Dairesi

    Esas : 2011/15052Karar : 2012/19743Karar Tarihi : 04.10.2012
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;

    1- Sanığın hangi ifadesinde gerçeğe aykırı tanıklık yaptığının belirlenerek, sonucuna göre TCK’nın 274 üncü maddesinde gösterilen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,

    2- Kabule göre ise; CMK’nın 231/6 ncı maddesinde düzenlenen kavramının, somut, belirlenebilir, maddi bir zararı ifade etmesi, katılanların ise herhangi bir maddi zararları olduğunu ileri sürmemeleri karşısında; kasıtlı suçtan sabıkası bulunmayan sanığın yalan tanıklık nedeniyle katılanları ne gibi somut bir zarara uğrattığı saptanıp açıklanmadan ve anılan maddedeki diğer yasal ölçütler de irdelenmeden, <zararın giderilmemiş=”” olması=””>biçimindeki yasal olmayan gerekçeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,</zararın>Yasaya aykırı ve sanık R. H. Ç.’ın temyiz nedenleriyle tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    4. Ceza Dairesi

    Esas : 2010/27146 Karar : 2012/19363 Karar Tarihi : 03.10.2012
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;Sanığın 26.02.2008 tarihli celsede biçimindeki savunması karşısında, TCK’nın 274/1 inci maddesinin uygulanması yerine yazılı şekilde hüküm tesisi,

    SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanık H. İ. Ö.’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın pas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 273 ŞAHSİ CEZASIZLIK VEYA CEZANIN AZALTILMASINI GEREKTİREN SEBEPLER

    TCK MADDE 273 ŞAHSİ CEZASIZLIK VEYA CEZANIN AZALTILMASINI GEREKTİREN SEBEPLER

     Kişinin;a) Kendisinin, üstsoy, altsoy, eş veya kardeşinin soruşturma ve kovuşturmaya uğramasına neden olabilecek bir hususla ilgili olarak yalan tanıklıkta bulunması,b) Tanıklıktan çekinme hakkı olmasına rağmen, bu hakkı kendisine hatırlatılmadan gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması, Halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.2) Birinci fıkra hükmü, özel hukuk uyuşmazlıkları kapsamında yapılan yalan tanıklık hallerinde uygulanmaz.
    TCK MADDE 273’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde yalan tanıklık suçu ile ilgili şahsî cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebepler hakkında düzenleme yapılmıştır. Birinci fıkraya göre; belli akrabalık ilişkisi içinde bulunulan kişiler aleyhine yalan tanıklık yapılması hâlinde ya da tanıklıktan çekinme hakkı olmasına rağmen bu hakkı kendisine hatırlatılmadan gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kişi hakkında verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Maddenin ikinci fıkrasında ise, birinci fıkrada düzenlenen şahsî cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebeplere ilişkin hükmün özel hukuk uyuşmazlıkları bağlamında yapılan yalan tanıklık hâllerinde uygulanmayacağı kabul edilmiştir.
    TCK MADDE 273 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay8. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/14150Karar : 2018/517Karar Tarihi : 17.01.2018
    Sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;1-) Sanığın tanık olarak dinlendiği davaya konu olayda tebligat yapan posta dağıtıcısı sıfatıyla yer aldığı ve tebligatı usulüne uygun yapmadığı ve sahte düzenlediğini söylemesi durumunda kendisinin de TCK’da düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçundan yargılanacağı sonucu çıkacağına göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu yöndeki uygulamaları ve 1982 Anayasası’nın “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” şeklindeki hükmü gözetilerek sanığın bu olayda CMK.nun 48. madde uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğu, kendisine bu yönde hatırlatma yapılması gerekirken hatırlatma yapılmadan beyanının alındığının anlaşılması karşısında TCK.nun 273/1…b maddesinin uygulanması gerekip gerekmediği tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabule ve uygulamaya göre de;2-) 25.03.2010 olan suç tarihinin, 2013 olarak yanlış gösterilmesi suretiyle CMK.nun 232/2…c maddesine aykırı davranılması, Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 17.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/335Karar : 2016/3795 Karar Tarihi : 9.06.2016
    Sair temyiz itirazlarının reddine; ancak,1-Suça konu olayda tarafların sanığın amcası ve dayısı olduğuna dair iddia ve savunma karşısında; sanığa ait vukuatlı nüfus aile kayıt tablosu getirtilip, tanıklıktan çekinme hakkı olup olmadığı ve bu hakkının kendisine hatırlatılıp hatırlatılmadığı belirlenerek, hakkında TCK’nın 273/1-b. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı tartışılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi,Kabul ve uygulamaya göre de;2-TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,Bozmayı gerektirmiş, sanığın ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 09.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 272 YALAN TANIKLIK SUÇU

    TCK MADDE 272 YALAN TANIKLIK SUÇU

    Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

    2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

    4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.

    3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; hükmolunur.

    7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.

    8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adlî veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    TCK MADDE 272’NİN GEREKÇESİ
    Madde metninde yalan tanıklık suçu tanımlanmıştır. Birinci fıkraya göre, hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapılması, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Suçun temel şekli açısından tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurulun yemin verdirmeye yetkisinin olmaması gerekir.

    İkinci fıkraya göre ise, yalan tanıklık suçunun mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Suçun maddî unsuru yalan söylemek veya tanıklığın konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgiyi, bilerek, kısmen veya tamamen saklamaktır.

    Yalan söylemek deyimi, tabiî olarak gerçeği inkar etmeyi de kapsamaktadır. Tanık, tanıklığının konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgisini veya gördüğünü tam olarak açıklamakla yükümlüdür. Üçüncü fıkraya göre; kanuni tanımında üst sınırı üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapılması, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Maddenin dört ila sekizinci fıkralarında yalan tanıklık sonucu meydana gelen neticelere göre fail hakkındaki cezanın ne surette tertip edileceği gösterilmektedir.

    TCK MADDE 272 İLE İLGLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    8. Ceza Dairesi

    Esas : 2017/9885 Karar : 2017/11867Karar Tarihi : 25.10.2017
    Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1-Ardahan Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/31 E. sayılı dosyasında görülen davanın soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısı huzurunda yeminli olarak tanık sıfatıyla dinlenen sanığın, 23.02.2011 tarihli duruşmadaki beyanında önceki beyanlarından dönerek görgüye dayalı bilgisinin olmadığını söylemesi karşısında, TCK’nın 274/1. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,

    2- Yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili Cumhuriyet Savcısı önünde, üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren silahla tehdit suçunun kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan sanık hakkında TCK’nın 272/2., 3. maddeleri yerine aynı Kanunun 272/1. maddesi uyarınca uygulama yapılması,

    3- Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işleyen sanık hakkında açıklanan hükümde, CMK.nun 231/11. madde ve fıkrasına aykırı olarak hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesine karar verilmesiYasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. ve 326/son maddeleri gereğince ceza miktarı bakımından kazanılmış hakları saklı kalmak üzere BOZULMASINA, 25.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    12. Ceza Dairesi

    Esas : 2014/4620Karar : 2014/22269 Karar Tarihi : 10.11.2014
    Sanık …’un yalan tanıklık ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından dolayı TCK’nın 38/1. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 272/1 ve 134/1, sanık …’ın yalan tanıklık ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından dolayı TCK’nın 272/1 ve 134/1, sanık …’ın yalan tanıklık suçundan dolayı TCK’nın 272/1. maddeleri gereğince cezalandırılmalarının talep edildiği 26.04.2011 tarihli iddianamede; sanıklar … ve Zeynep Akbağ’ın mahkeme huzurunda gerçeğe aykırı olarak tanıklık yaptıklarının ve sanık …’un diğer sanıkları azmettirdiğinin iddia edilmiş olması karşısında, iddianamedeki anlatımın içeriğinden sanık … hakkında TCK’nın 38/1. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 272/2, sanıklar … ve … haklarında TCK’nın 272/2. maddesinde tanımlanan yalan tanıklık suçundan dava açıldığı,TCK’nın 134/1. maddesinin 1. cümlesinde, suç ve karar tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme uyarınca, “altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası”, karar tarihinden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 81. maddesi ile yapılan değişikliğe göre, “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası”, TCK’nın 272/2. maddesinde ise, “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası” öngörülmüş olup, suç tarihi itibarıyla TCK’nın 272/2. maddesindeki yalan tanıklık suçunun cezasının daha ağır olduğu anlaşılmakla, Katılan vekili tarafından temyiz incelemesine konu edilen eylemlere ilişkin iddianamedeki sevk ve anlatıma, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 6110 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 14. maddesindeki; “Ceza dairelerinde:

    a) Daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde dava açılan belgedeki nitelendirme esas alınır. Açıklama ile sevk maddelerinin uyumsuz olduğu durumlarda, açıklamaya itibar edilir.

    b) Çeşitli suçlara ait davalarda, suçların en ağırını incelemeye yetkili olan daire görevlidir.” hükmüne göre, Yargıtay Kanununun 14. maddesi uyarınca hazırlanan 24.01.2014 gün ve 2014/1 sayılı Yargıtay Büyük Genel Kurul kararı gereğince temyize konu hükümlerin incelenmesi Yargıtay 9. Ceza Dairesine ait bulunduğundan, Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili Daireye GÖNDERİLMESİNE, 10.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 271 SUÇ UYDURMA SUÇU

    TCK MADDE 271 SUÇ UYDURMA SUÇU

    İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis cezası verilir.
    TCK MADDE 271’İN GEREKÇESİ
    Madde, suç uydurma hâlini cezalandırmaktadır. Bu suretle adlî makamları gereksiz olarak işgal etmek veya yanlış yollara yönlendirerek gereksiz yere uğraştırmak cezalandırılmış olmaktadır.
    TCK MADDE 271 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay9. Ceza Dairesi
    Esas : 2012/2633Karar : 2013/5628Karar Tarihi : 09.04.2013
    1- TCK’nın 271. maddesinde tanımlanan suç uydurma suçunun oluşabilmesi için failin, yetkili makamlara, işlenmemiş olan bir suçu, işlenmiş gibi ihbar etmesi gerektiği; aynı Kanunun 270. maddesinde düzenlenen suç üstlenme suçunda ise failin, yetkili makamlara, işlenmiş ya da işlenmemiş bir suçun kendisi tarafından işlendiğini bildirmesi gerektiği,Somut olayda, sanığın 156 jandarma ihbar numarasını arayarak kendisini O. T. olarak tanıttıktan sonra silah ile M. K. tarafından tehdit edildiğini iddia ve ihbar ederek, işlenmemiş olan bir suçun kendisi tarafından işlendiğini bildirmek suretiyle TCK’nın 270. maddesinde tanımlanan “Suç üstlenme” suçunu işlediği, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
    SONUÇ : 2- Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 09.04.2013 tarihinde oyçokluğu ile, karar verildi.
    KARŞI OY
    TCK’nın 270. maddesindeki suçun oluşması için failin gerçeğe aykırı olarak bir suç işlediğini veya bu suça katıldığını bildirmesi gerekir.TCK’nın 271. maddesinde tanımlanan suç ise failin işlenmediğini bildiği bir suçu yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar etmesiyle oluşur. Somut olayda sanık 156 jandarma imdat telefonunu arayarak Baklan ilçesi Konak köyünde kaleşnikof tüfekle tehdit olayı meydana geldiğini ihbar etmiş ve kendisinin O. T., tehdit edenin de M. K. olduğunu belirtmiştir. Sanık TCK’nın 270. maddesi anlamında suç işlediğini belirtmemiş tam aksine başkasının kendine karşı bir suç işlediği iddiasıyla ve bu kasıtla hareket ederek adli makamları yanıltmaya yönelik harekette bulunmuştur. Sanığın belirlenen kastı ve cezalandırılması gereken fiilinin suç üstlenmek değil ancak suç uydurmak suçunu oluşturup yerel mahkemenin suç vasfını tayininde bir isabetsizlik bulunmadığından hükmün TCK’nın 53/1-c maddesinde yer alan hak yoksunluğu yönünden düzeltilerek onanması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun suç vasfına yönelik bozma görüşüne katılmıyoruz
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2011/6089Karar : 2012/19362 Karar Tarihi : 03.10.2012
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Sanığın, karakola başvurarak herhangi bir kişiye suç isnat etmeden, motosikletinin evinin önünden çalındığını bildirmesi eyleminin, 5237 sayılı TCK’nın 271 inci maddesinde düzenlenen suç uydurma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, yasal olmayan ve yetersiz gerekçeyle sanığın beraatine karar verilmesi,
    SONUÇ : Yasaya aykırı ve Üst Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  • TCK MADDE 270 SUÇ ÜSTLENME SUÇU

    TCK MADDE 270 SUÇ ÜSTLENME SUÇU

    etkili makamlara, gerçeğe aykırı olarak, suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren kimseye iki yıla kadar hapis cezası verilir. Bu suçun üstsoy, altsoy, eş veya kardeşi cezadan kurtarmak amacıyla işlenmesi halinde; verilecek cezanın dörtte üçü indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir.

    TCK MADDE 270’İN GEREKÇESİ

    Madde metninde suç üstlenme suçu tanımlanmıştır. Kişi, gerçekte hiç işlenmemiş veya başkası tarafından işlenmiş olan bir suçu kendisinin işlediğinden bahisle, bildirimde bulunmuş olabilir. Bu durumda, suç üstlenme suçu oluşur. Madde metnine göre; bu suçun belli akrabalık ilişkisi içinde bulunulan kişilerin cezadan kurtulması amacıyla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

    TCK MADDE 270 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    9. Ceza Dairesi 

    Esas : 2013/13353 Karar : 2014/4212 Karar Tarihi : 08.04.2014
    5237 sayılı TCK’nın 270. maddesinde tanımlanan suç üstlenme suçunun oluşması için, failin yetkili makamlara gerçeğe aykırı olarak suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirmesi ve üstlenilen fiilin de suç oluşturması gerekir.Sanığın ehliyetsiz ve orta derecede alkollü olarak araç kullanırken polis kontrol noktasında durdurulduğunda azmettirmesi sonucunda R. A.’ın görevlilere aracı kendisinin kullandığını beyan etmesi şeklinde gerçekleşen somut olayda, aracı kullanan sanığın almış olduğu alkol miktarının promil olarak belirlenememesi ayrıca olay tutanağında aracı kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare ettiğine ilişkin bir bilgiye de yer verilmediğinin anlaşılması karşısında sanığın bu şekilde alkollü araç kullanmasının yalnızca idari yaptırım gerektiren kabahati oluşturduğu, ortada üstlenilmesi icabeden işlenmiş bir suç bulunmadığı gözetilmeden unsurları itibariyle oluşmayan suç üstlenme suçuna azmettirmekten sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı bozulmasına, 08.04.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    Suçlu Tutuklu Adalet Hukuk Sistem Anayasa Kanunlar TCK TMK CMUK Yargıç Hakim Savcı Polis Ağır Ceza Mahkeme Sulh Asliye BAM Bölge İdare Adliye Mahkeme Duruşma Ağır Ceza Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    16. Ceza Dairesi 

    Esas : 2016/5506 Karar : 2016/6343Karar Tarihi : 1.12.2016
    Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1- 5237 sayılı TCK’nın 270. maddesinde tanımlanan suç üstlenme suçunun oluşması için, failin yetkili makamlara gerçeğe aykırı olarak suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirmesi ve üstlenilen fiilin de suç oluşturması gerekir.

    Somut olayda ise; hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkumiyet kararı verilen …’ın 108 promil alkollü olarak araç ile seyir halinde iken polisler tarafından yapılan dur ikazlarına uymayıp takip sonucunda aracın şoför mahallinden inerken yakalandığı, bu olaydan bir hafta sonra suça sürüklenen çocuğun emniyet amirliğine gelerek söz konusu aracı kendisinin kullandığını beyan etmesi şeklindeki eylemi trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işleyen …’ın yargılanmasının engellenmesine imkan sağlamaya yönelik olduğu ve suça sürüklenen çocuğun eyleminin TCK’nın 283/1. maddesinde tanımlanan suçluyu kayırma suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    2- Kabul ve uygulamaya göre de;Suça sürüklenen çocuk hakkında tayin edilen kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilirken yasal dayanağı olan TCK’nın 50/1-a maddesinin karar yerinde gösterilmeyerek CMK’nın 232/6. maddesine muhalefet edilmesi,Kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuğun temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, CMK’nın 326/son maddesi uyarınca sonuç ceza yönünden kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 01.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

Call Now