İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir.2) Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.3) Etkin pişmanlığın;a) Mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi,b) Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı,c) Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri, İndirilebilir.4) İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla;a) İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı,b) İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın üçte biri, İndirilebilir.5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/31 md.) Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması gerekir.
TCK MADDE 269’UN GEREKÇESİ
Madde metninde iftira suçu açısından etkin pişmanlıkla ilgili düzenleme yapılmıştır.
TCK MADDE 269 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay6. Ceza Dairesi
Esas : 2014/7671Karar : 2018/109Karar Tarihi : 17.01.2018
l-) Sanık … hakkında yakınan …’ya yönelik kasten yaralama suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;6217 sayılı Yasanın 23. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 272/3-a bendi uyarınca, hükmolunan para cezasının miktarı bakımından hükmün temyizi olanaklı bulunmayıp kesin nitelikte olduğundan 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca sanık … savunmanının temyiz isteminin tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,II-) Sanık … hakkında yakınan Kamile Nemutlu’ya yönelik hırsızlık ve sanıklar …, …, … haklarında iftira suçlarından kurulan mahkumiyet; sanıklar … ve … hakkında yakınan ….’ya yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz incelemelerine gelince;Sanıklar … ve …’nin cezaevinde parmak izi incelemesi neticesi gerçek kimliklerinin ortaya çıkması karşısında; etkin pişmanlıktan söz edilemeyeceği gözetilmeden 5237 sayılı Yasanın 269.maddesinin uygulanması neticesi eksik ceza tayini, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanık …, … ve … savunmanları, katılan … vekili ve o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin istem gibi ONANMASINA, 17.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay21. Ceza Dairesi
Esas : 2015/8358Karar : 2016/4885Karar Tarihi : 31.05.2016
I-…’ın “resmi belgede sahtecilik” suçundan mahkumiyetine dair hükme yönelen temyiz itirazının incelenmesinde;Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle;KARAR : T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,Bozmayı gerektirmiş ise de yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümden TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin olan tüm kısımların çıkartılması ile yerine “TCK’nın 53. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı da gözetilmek suretiyle uygulanmasına” ibaresi eklenmek suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,II-…’ın “başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçundan mahkumiyetine dair hükme yönelen temyiz itirazlarına gelince;Cumhuriyet Başsavcılığının 27.04.2012 gün ve … sayılı iddianeme içeriğinde, başka bir suç nedeniyle yakalanan sanığın, üzerinde kendi fotoğrafı bulunan ancak … adına düzenlenmiş olan nüfus cüzdanını görevlilere ibraz ettiğinin anlatılması ve sevk maddesinde resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmasının talep edildiğinin anlaşılması karşısında, sanık … hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan mahallinde zamanaşımı süresince bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.1- Olay tarihinde hakkında başka bir suç nedeniyle yapılan ihbar sonucu yakalanan sanığın …’ın kimlik bilgilerine göre sahte düzenlenmiş suça konu nüfus cüzdanını ibraz edip, kendisini bu isimle tanıtması şeklinde gerçekleşen somut olayda, mağdur hakkında adli soruşturma başlatıldıktan sonra sanığın alınan ifadesinde gerçek isminin … olduğunu, ibraz etmiş olduğu nüfus cüzdanının sahte olduğunu ikrar ettiğinin anlaşılması karşısında etkin pişmanlığı düzenleyen 269/2. madde hükmü yerine 269/3-a maddesi uygulanmak suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi,Yasaya aykırı,2- T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk ,
SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 31.05.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.
Etiket: ağır ceza avukatı

TCK MADDE 269 ETKİN PİŞMANLIK

TCK MADDE 268 BAŞKALARINA AİT KİMLİK VEYA KİMLİK BİLGİLERİNİ KULLANMA SUÇU
İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.
TCK MADDE 268’İN GEREKÇESİ
Madde metninde iftira suçunun özel bir işleniş biçimi hakkında düzenleme yapılmıştır.
TCK MADDE 268 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay11. Ceza Dairesi
Esas : 2015/475Karar : 2017/571Karar Tarihi : 01.02.2017
206.maddesindeki “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak” suçunun oluşabilmesi için, sanığın açıklamaları üzerine oluşturulan resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gereklidir.268.maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşması için; failin işlediği suç sebebiyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması, 267/1. maddesinde tanımlanan “iftira” suçunun oluşması için ise, yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunmak suretiyle işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekir.Somut olayda; yakalama tutanağı içeriğine göre, kolluk üst aramasında üzerinde kriminal rapora göre esrar maddesi bulunan sanığın, kendisi hakkında soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla kolluk görevlilerine kendisini kardeşinin ismi ile tanıtarak, ilgili hakkında uyuşturucu bulundurmaktan dava açılmasına sebebiyet veren sanığın eyleminin, 5237 Sayılı TCK’nun 268/1. maddesinde öngörülen “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde ” resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak” suçundan mahkumiyetine karar verilmesi,Kabule göre de; sanığa 5237 Sayılı Kanun’un 206/1. maddesi gereğince 3 ay hapis cezası verildiği, sanık hakkında 62. madde uygulandığında 2 ay 15 gün hapis cezası yerine 5 ay hapis cezasına hükmedilmesi,
SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/ son maddesi gereği sonuç ceza itibariyle kazanılmış hakların saklı tutulmasına, 01.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi
Esas : 2015/6748 Karar : 2016/1071Karar Tarihi : 18.02.2016
Suça sürüklenen çocuk hakkında sosyal inceleme raporu alınmamasının gerekçesi kararda belirtildiğinden 5395 Sayılı Kanun’un 35/3. maddesine muhalefet edildiğine dair tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine;Ancak;1- ) İftira suçunun özel bir halini düzenleyen TCK’nın 268. maddesinde öngörülen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için, kişinin işlediği suç sebebiyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması gerektiği, somut olayda, çevreyi rahatsız eden kişilerin bulunduğunun ihbarı üzerine olay yerine giden görevlilere başka dosyalardan araması olabileceğini düşünerek abisi mağdura ait kimlik bilgilerini veren suça sürüklenen çocuğun, dosya içeriğindeki olay tutanağına göre suç teşkil eden fiilinin belirtilmemesi karşısında, eyleminin Kabahatler Kanunu 40. maddesine uygun olduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,2- ) Kabul ve uygulamaya göre ise;a- ) Suça sürüklenen çocuğun mağdur hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma yapılmadan gerçek kimliğini açıklayıp etkin pişmanlıkta bulunması karşısında hakkında TCK’nın 269/1. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,b- ) Adli sicil kaydına göre daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olan suça sürüklenen çocuk hakkındaki kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulama maddesi olarak TCK’nın 50/3, 50 /1-a. maddelerinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine muhalefet edilmesi,
SONUÇ : Kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 18.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 267 İFTİRA SUÇU
Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır.
3) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
4) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; iftira eden, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
5) Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; hükmolunur.
6) Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
7) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 17/11/2011 tarihli ve E.: 2010/115, K.: 2011/154 sayılı Kararı ile.)
8) İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.
9) Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunur. İlan masrafı, hükümlüden tahsil edilir.

TCK MADDE 267’NİN GEREKÇESİ
Madde metninde, iftira suçu tanımlanmıştır.İftira, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesiyle oluşur.İftira suçunun konusunu hukuka aykırı fiil oluşturabilir.Bu fiilin suç oluşturması şart değildir. Disiplin yaptırımını veya başka bir idari yaptırımı gerekli kılan fiiller de bu suçun konusunu oluşturabilir.Bu isnadın yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle ya da basın ve yayın yoluyla yapılması gerekir.Kişiye karşı suç isnadı ihbar veya şikâyet suretiyle yapılmış olabilir.
Dolayısıyla, ihbar veya şikâyetin yapılabileceği her makam nezdinde yapılan isnadla iftira suçu işlenebilir. Başlatılmış olan hukuk veya ceza muhakemesi sürecinde davanın tarafı, sanık veya tanık konumundaki kişiler de, bulundukları beyanlarla iftira suçunu işleyebilirler.
Gazete veya diğer kitle iletişim araçlarında yayın yapılması suretiyle bir kişiye suç isnadında bulunulması hâlinde de iftira suçu oluşur.Cumhuriyet savcıları, kamu adına re’sen soruşturulabilen suçlarla ilgili olarak yayınlanan haberleri ihbar kabul ederek, soruşturma başlatmaktadırlar.
Bu bakımdan, basın ve yayın yolu ile bir kişiye gerçeğe aykırı olarak hukuka aykırı fiil isnat edilmesi hâlinde, iftira suçu oluşur.Kişiye isnat edilen fiil hiç işlenmemiş olabileceği gibi, kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından işlenmemiş olabilir.
Kişi suç teşkil eden bir fiili işlemiştir. Fakat bu suça ilişkin ihbar veya şikâyette bulunan, fiile, suç olarak niteliğini değiştirecek bazı eklemelerde bulunmuş olabilir. Şöyle ki; fiil, sahibinin bilgisi ve rızası dışında malını almaktan ibarettir. Ancak, bildirimde bulunan, bunun cebir veya tehditle işlendiği iddiasında bulunmuştur.
Bu ilâve unsurlar açısından iftira suçu oluştuğunu kabul etmek gerekir.İsnadın belli bir kişiye yönelik olması gerekir. Bu kişinin ismi açıkça belirtilmese bile, yapılacak bir araştırma sonucunda kimliğinin belirlenebilir olması yeterlidir.İftira suçunun oluşabilmesi için, kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişinin bu fiili işlemediğinin bilinmesi gerekir.
Bu bakımdan, söz konusu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Başka bir deyişle iftira suçu muhtemel kastla işlenemez. Bu suçun oluşabilmesi için, ayrıca, kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla hareket edilmesi gerekir.
Bu nedenle, iftira suçu açısından failde kastın ötesinde belirtilen amacın varlığı gereklidir.Maddenin ikinci fıkrasına göre, iftira konusunu oluşturan haksız fiilin maddî eser ve delillerinin uydurulması hâlinde, verilecek cezanın belli oranda artırılması gerekmektedir.Maddenin üç ila yedinci fıkralarında, iftira sonucu meydana gelen neticelere göre fail hakkındaki cezanın ne surette tertip edileceği gösterilmektedir.
Sekizinci fıkrada, iftira suçunda zamanaşımı bakımından sürenin hangi tarihten itibaren başlayacağı hususunda özel bir hüküm yer almaktadır. İsnat edilen suç dolayısıyla yapılan kovuşturma sonucu hükmün kesinleşmesiyle, iftiranın sabit olabileceği ve dolayısıyla takibata girişileceği aşikâr olduğundan böyle bir hükme olan zorunluluk meydandadır.Maddenin son fıkrasında, basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararının, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilân olunması ve ilân masrafının hükümlüden tahsil edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

TCK MADDE 267 İLE İLGLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay
13. Ceza Dairesi
Esas : 2018/5055Karar : 2018/11641Karar Tarihi : 17.09.2018
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:Suça sürüklenen çocuğa yüklenen 5237 sayılı TCK.nun 142/1-b, 267/1, 31/2 maddelerine uyan suçların gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre; aynı Yasanın 66/1-e, 67/4. maddelerinde öngörülen 6 yıllık uzamış zamanaşımının hırsızlık suçu bakımından suç tarihi olan 08.05.2009 gününden, iftira suçu bakımından ise TCK 267/8. maddesi gereğince mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarih olan 15/10/2010 gününden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz itirazı ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, suça sürüklenen çocuk hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 17.09.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.Yargıtay
14. Ceza Dairesi
Esas : 2017/2168Karar : 2017/6435Karar Tarihi : 14.12.2017
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak;5271 sayılı CMK’nın 225/1. maddesindeki “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylemden ibaret olduğu, açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının kanuna aykırı olduğu,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 09.10.2007 gün ve 2007/11-44-200 sayılı Kararında da vurgulandığı gibi, bir olayın açıklanması sırasında başka bir hadiseden söz edilmesinin o hadise hakkında da dava açıldığını göstermeyeceği ve dava konusu yapılan eylemin açıklıkla ve bağımsız olarak gösterilmesi gerektiği nazara alınmadan 5271 sayılı CMK‘nın 225/1. maddesine aykırı biçimde, mağduru alıkoyma eylemiyle ilgili olarak usulen kamu davası açılması sağlanmadan, yazılı şekilde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da mahkûmiyet hükmü kurulması,Anayasa Mahkemesinin 10.04.2013 tarih ve 2013/14 Esas, 2013/56 sayılı Kararı ile 5237 sayılı TCK‘nın 267/5. maddesindeki “…süreli hapis cezasına mahkumiyeti halinde, mahkum olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına…” bölümünün, iptaline karar verilerek 10.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi karşısında, sanığın iftira suçu açısından hukuki durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunması,

Sanığın 17.04.2012 tarihli savcılık beyanı ile iftirasından dönerek etkin pişmanlık gösterdiği anlaşılmasına rağmen, hakkında TCK’nın 269. maddesinin uygulanmaması,Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 14.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

TCK MADDE 266 KAMU GÖREVİNE AİT ARAÇ VE GEREÇLERİ SUÇTA KULLANMA SUÇU
Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış ise, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
TCK MADDE 266’NIN GEREKÇESİ
Madde metninde, kamu görevlisinin görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanması, ilgili suç açısından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Ancak, bunun için, kanunda kamu görevlisi sıfatının ilgili suçun bir unsuru olarak öngörülmemiş olması gerekir.
TCK MADDE 266 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay2. Ceza Dairesi
Esas : 2008/1132Karar : 2008/7878Tarih : 30.04.2008
5237 sayılı TCK’nın 6. maddesi uyarınca sanığın kamu görevlisi olduğunun ve oluşa ve dosya içeriğine göre sanığa atılı suçun oluştuğunun kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, dosya içeriğine göre …sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;1- 5237 sayılı TCK’nın 266. maddesindeki görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında cezanın artırılabilmesi için araç ve gerecin suçun işlenmesinde kolaylık sağlaması ve normal fonksiyonunda kullanılması zorunlu olduğu cihetle, sanığın eyleminde bu şartların gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde anılan madde gereğince cezasında artırım yapılara fazla ceza tayini,2- Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CYY’nin 231. maddesi uyarınca hükmolunan cezanın tür ve s esine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, Üst Cumhuriyet Savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi ( BOZULMASINA ), 30.04.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay4. Ceza Dairesi
Esas : 2015/19968Karar : 2017/14439Karar Tarihi : 15.05.2017
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Sanığa yükletilen tehdit eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,Olay tarinde nizamiye nöbetiçisi olan sanığın, mağdurun kendisine vurup hakaret etmesi üzerine silahını tam dolu hale getirme biçimde kabul edilen tehdit eylemini, görevi gereği elinde bulundurduğu silahla gerçekleştirdiği ve TCK’nın 266. maddesi gereğince cezada artırım yapılması gerektiği gözetilmemiş ise de; karşı temyiz olmadığından bozma yapılmayacağı,Anlaşıldığından sanık …’nın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 15/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TCK MADDE 265 GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME SUÇU
Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
TCK MADDE 265’İN GEREKÇESİ
Madde metninde, görevini yaptırmamak için kamu görevlisine direnme fiilleri suç olarak tanımlanmıştır.Birinci fıkrada, kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanılması hâlinde verilecek ceza belirlenmiştir. Bu suçun oluşması için kullanılan cebrin kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değerlendirilebilecek boyutta olması gerekir. Aksi takdirde, dördüncü fıkra hükmüne göre uygulama yapmak gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında ise, direnilen kamu görevlisinin yargı görevi yapan kişi olması, bu suç açısından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Üçüncü fıkraya göre, suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza artırılacaktır. Keza, dördüncü fıkrada, suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâli, cezanın artırılması sebebi olarak kabul edilmiştir. Son fıkraya göre, bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. TCK MADDE 265 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay 18. Ceza Dairesi
Esas : 2015/37354 Karar : 2017/9511Karar Tarihi : 25.09.2017
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede: Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında TCK’nın 58. maddesi uygulanmamış ise de, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;1- )Sanığın, hakaret suçunu birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlemiş olması sebebiyle TCK’nın 125/3-a maddesiyle belirlenecek cezada, anılan Kanunun 43/2. maddesi uyarınca artırım yapılması gerekirken, sanık hakkında dört ayrı hakaret suçundan hüküm kurulmak suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi,2- ) TCK’nın 265. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suç tipinde; hareketin “cebir veya tehdit” şeklindeki icrai davranışlarla işlenebileceğinin öngörüldüğü ve belirtilen tipik hareketleri içermeyen pasif direnme fiillerinin bu suçu oluşturmayacağı göz önüne alındığında; sanığın, kendisine müdahale eden mağdur polis memuruna yönelik eyleminde tehdit ve cebir unsurlarının ne şekilde gerçekleştiği ve sanığın polis memuruna karşı ne şekilde direndiği kanıtlara dayalı olarak açıklanıp, yeterince tartışılmadan hüküm kurulması,3- ) Kabule göre de; Görevi yaptırmamak için direnme suçunun, birden fazla mağdura karşı aynı eylemle gerçekleştirmesine rağmen TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanmaması, SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 Sayılı CMUK’nın 326/ son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 25.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay18. Ceza Dairesi
Esas : 2015/20690Karar : 2017/2262 Karar Tarihi : 28.02.2017
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir;Ancak;1-) Sanığın hakaret eylemini, katılanlara karşı aynı suç işleme kararı kapsamında gerçekleştirmesi karşısında, TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın artırılması gerektiği gözetilmeden, iki kez hüküm kurularak fazla ceza tayini,2-)Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı ve kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi karşısında, TCK’nın 61. maddesi gereğince temel ceza belirlenirken, aynı Kanunun 125/3-a ve c maddesindeki iki nitelikli halin gerçekleştiği gözetilerek, alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle ceza tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,3-) Sanığın, görevi yaptırmamak için direnme eylemini, birden fazla görevliye karşı bir suç işleme kararı kapsamında tek bir fiil ile gerçekleştirmesine karşın, TCK’nın 43/2. maddesi uygulanmaması,4-) TCK’nın 265. maddesinde “görevi yaptırmamak için direnme” başlığıyla “seçenekli hareketli” ve “amaçlı bir fiil” olarak düzenlenen ve görevin yapılmasını önleme maksadıyla kamu görevlisine karşı gelinmesi eylemleri cezalandırılan suç tipinde; hareketin icra vasıtalarının “cebir veya tehdit” şeklindeki icrai davranışlarla işlenebileceğinin öngörüldüğü, tehdit eyleminin görevi yaptırmamak için direnme suçunun unsuru olduğu gözetilmeden ayrıca tehdit suçundan hüküm kurulması,5-)Tekerrüre esas alınan önceki mahkumiyetin, kesin nitelikteki adli para cezasından ibaret olması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 58. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,6-)TCK’nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına dair hükmün, Anayasa Mahkemesi’nin, 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı kararıyla, iptal edilmiş olması nedeniyle, uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması,
SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş ve O Yer Cumhuriyet Savcısı’nın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmekle, tebliğnameye uygun olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 28.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TCK MADDE 264 ÖZEL İŞARET VE KIYAFETLERİ USULSÜZ KULLANMA SUÇU
Bir rütbe veya kamu görevinin veya mesleğin, resmi elbisesini yetkisi olmaksızın alenen ve başkalarını yanıltacak şekilde giyen veya hakkı olmayan nişan veya madalyaları takan kimseye üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.2) Elbisenin sağlayacağı kolaylık ve olanaklardan yararlanarak bir suç işlenirse, yalnız bu fiilden ötürü yukarıdaki fıkrada belirtilen cezalar üçte biri oranında artırılarak hükmolunur.
TCK MADDE 264’IN GEREKÇESİ
Maddenin birinci fıkrasında, bir rütbe ya da kamu görevinin veya mesleğin resmî elbisesini yetkisi olmadan alenen ve başkalarını yanıltacak şekilde giymek veya hakkı olmadığı hâlde belirli nişan veya madalyaları takmak suç olarak tanımlanmıştır.Elbisenin ait olduğu kamu görevine ilişkin işlerin yapılmasına teşebbüs edilmesi, ayrı bir suç oluşturur. Bu durumda ayrıca yukarıdaki madde hükmüne göre cezaya hükmetmek gerekir.Maddenin ikinci fıkrasında, haksız olarak giyilen elbisenin sağlayacağı kolaylık ve olanaklardan yararlanılarak suç işlenmesi hâlinde, elbise giymeye ait cezanın artırılacağı açıklanmıştır. Böylece hem haksız elbise giymenin cezası artırılacak ve hem de işlenen suçtan dolayı ceza verilecektir.
TCK MADDE 264 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay4. Ceza Dairesi
Esas : 2014/47211Karar : 2017/3351Karar Tarihi : 7.02.2017
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede;1-Görgü tanığı bulunmayan olayda, sanığın aşamalarda tehdit suçunu işlemediğini belirtmesi karşısında, mağdurun anlatımının sanığının savunmasına neden üstün tutulduğu açıklanıp tartışılmadan yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,2-Sanığın, yol meselesi yüzünden karşı tarafla tartıştığı sırada olay yerine polislerin geldiği, sanığın da, kendisini polis olarak tanıtıp polis kartına benzer bir kartı göstermesi üzerine polislerin bu karta bakarak kartın polis tanıtma kartı olmadığını belirttikleri şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın gösterdiği polis kartının 2933 sayılı Kanunda düzenlenen madalya ve nişanlardan olmadığı nazara alınarak, TCK`nın 264. maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının ne suretle oluştuğu yöntemince değerlendirilmeden yetersiz gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi,3-Tehdit suçu yönünden ise kabule göre; sanığın müştekiye söylediği kabul edilen “ben polisim senin aracını bağlatırım” şeklindeki sözlerin, TCK`nın 106/1. madde ve fıkrasının ikinci cümlesinde tanımlanan, takibi şikayete bağlı sair tehdit suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılmadan aynı madde ve fıkranın birinci cümlesi gereğince hüküm kurulması,Kanuna aykırı ve sanık …’un temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK`nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay5. Ceza Dairesi
Esas : 2013/15183Karar : 2015/17637Karar Tarihi : 22.12.2015
Sanığın, telefon satışı sırasında seyyar satıcılara gösterdiği metal polis rozetinin (armasının) 2933 sayılı Kanunda düzenlenen madalya ve nişanlardan olmadığı nazara alınarak TCK’nın 264. maddesinde düzenlenen ve maddi unsurları “Bir rütbe veya kamu görevinin veya mesleğin, resmi elbisesini yetkisi olmaksızın alenen ve başkalarını yanıltacak şekilde giyen veya hakkı olmayan nişan veya madalyaları takan kimseye..” şeklinde düzenlenen özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma suçunun oluşmadığı anlaşılmakla, sanığın beraati yerine yazılı ve yeterli olmayan gerekçelerle mahkumiyetine karar verilmesi,Kanuna aykırı, sanığın ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 263 KANUNA AYKIRI EĞİTİM KURUMU AÇMA
Mülga – 17/4/2013-6460/13 md.)
TCK MADDE 263’ÜN GEREKÇESİ
Madde metninde kanuna aykırı eğitim suçu tanımlanmıştır.
TCK MADDE 263 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay4. Ceza Dairesi
Esas : 2010/27809Karar : 2012/19206 Karar Tarihi : 02.10.2012
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;1- Sanığın üzerine atılı “kanuna aykırı eğitim kurumu açma ve işletme” suçunun maddi unsurunun oluşabilmesi için, suça konu eğitim faaliyetinin “kurumsal nitelikte” bulunması gerekir.Bir faaliyetin kurumsal olarak yapıldığının kabul edilmesi için birtakım özellikler bulunmalıdır. Buna göre eğitim çalışmasının bina, araç, gereç, personel gibi değişik birim ve fonksiyonlarıyla bir kurumun niteliklerine tam anlamıyla sahip olması, süreklilik arzetmesi ve herkese açık bir şekilde yapılması zorunludur. Bu özelliklere sahip olmayan eğitim faaliyetleri de “kurumsal” olarak kabul edilemeyeceği için TCK’nın 263. maddesinde düzenlenen suçu oluşturmayacaktır. Somut olayda; sanığın, evinin yan tarafında bulunan binada çay ocağı olarak kullanılan birinci katın üstünde bulunan suça konu yerin, kurumsal nitelikte çalıştırılıp çalıştırılmadığı araştırılıp tartışılmadan, yetersiz ve yerinde olmayan gerekçeyle hükümlülük kararı verilmesi,2- Kabule göre de;a- 5237 sayılı TCK’nın 263. maddesinde hapis cezası yanında seçenekli olarak adli para cezası da öngörülmesi karşısında, hapis cezasının tercih edilmesine ilişkin gerekçe gösterilmeden hüküm kurulması,b- Sabıkasız olan sanık hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 231/6. maddesinde öngörülen ölçütlerin irdelenmesi, objektif dosya içeriği ile uyumlu, fiile ve faile uygun, adil ve makul bir gerekçe gösterilmesi yerine olumsuz kanaatin dayanaklarının neler olduğu gerekçelendirilmeden, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle anılan hükümlerin uygulanmamasına karar verilmesi,
SONUÇ : Yasaya aykırı ve Garbi müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay4. Ceza Dairesi
Esas : 2011/4628 Karar : 2012/18915Karar Tarihi : 01.10.2012
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Kanuna aykırı eğitim kurumu suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 263. maddesine göre suçun oluşabilmesi için eğitim kurumunun açılış veya işletiliş koşulları bakımından kanuna aykırı olması yanında failin eğitim kurumu “açan” veya “işleten” kişi olması da gerekir. Buralarda öğretmen, eğitimci, işçi gibi bir sıfatla çalışanlar, aynı zamanda kanuna aykırı eğitim kurumunu “açan” ya da “işleten” değilse, suçta kanunilik ilkesi gereğince suçun faili olmayacaktır. Yargılamaya konu somut olayda; 5 ila 12 yaş arasında çocukların bulunduğu yerin, yasal düzenlemelere göre açılıp açılmadığı, ne tür bir eğitim faaliyetinde bulunduğu il milli eğitim müdürlüğünden sorulup, açılan dava il milli eğitim müdürlüğüne duyurularak hazırlanacak müfettiş raporu dosyaya getirtilip, sanıkların eğitim kurumu açan ya da işleten kişilerden olup olmadıkları araştırılıp, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden eksik kovuşturma ile hükümlülük kararları verilmesi,
SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanıklar Emine, Şehri, Funda ve Hüseyin müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 01.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TCK MADDE 262 KAMU GÖREVİNİN USULSÜZ OLARAK ÜSTLENMESİ SUÇU
Bir kamu görevini, kanun ve nizamlara aykırı olarak yerine getirmeye teşebbüs eden veya terk emri kendisine bildirilmiş olduğu halde görevi sürdüren kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.
TCK MADDE 262’NİN GEREKÇESİ
Madde metninde, bir kamu görevinin hukuka aykırı bir şekilde üstlenilmesi, suç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu suç, hukuka aykırı olarak, kamu görevini yerine getirmeye teşebbüs etmek veya bu görevden ayrılması kendisine bildirilmiş olduğu hâlde, görevi sürdürmeye çalışmak suretiyle oluşmaktadır. Suçun oluşması için göz önünde bulundurulması gereken husus, kişinin kamu görevinin verdiği yetkileri kullanmaya teşebbüs etmesidir.
TCK MADDE 262 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay5. Ceza Dairesi
Esas : 2013/8739Karar : 2015/12347Karar Tarihi : 10.06.2015
Sanık hakkında tayin olunan cezanın miktarına göre, duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’ nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü: TCK’nın 262/1. maddesinde düzenlenen kamu görevini usulsüz üstlenme suçunun hareket öğesini; bir kamu görevini kanun ve diğer mevzuata aykırı olarak yerine getirmeye teşebbüs edilmesi oluşturmaktadır. Bu suçun meydana geldiğinden söz edilebilmesi için yalnızca bir kamu görevine ilişkin sıfatın kullanılması yeterli görülmemekte, eylemli olarak bir kamu görevinin fail tarafından yerine getirilmeye kalkışılması zorunlu bulunmaktadır. Bu bakımdan, suçun tamamlanması için failin üstlenmeye kalkıştığı kamu görevini tamamlaması veya bu fiilden dolayı çıkar sağlamış bulunması ya da mağdura bir zarar vermesi de gerekli değildir. Failin bir kamu görevini yerine getirmeye teşebbüs ettiğinin saptanması durumunda suçun tamamlandığı kabul edilmelidir. Dosya kapsamı ve olayın oluş biçimine göre, sanığın eylemi ile bir kamu görevini yerine getirmeye kalkıştığından söz edilemeyeceği, polis olduğunu söyleyerek bu sıfatı üstlenmeye çalıştığı kabul edilse dahi, sıfatın üstlenilmesinin suç olarak düzenlenmemesi karşısında suçun maddi öğesinin oluşmaması nedeniyle atılı suçtan beraati yerine, dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeler ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanık ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına, 10.06.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.
Yargıtay15. Ceza Dairesi
Esas : 2012/18759Karar : 2014/11875 Karar Tarihi : 12.06.2014
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;filin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Katılanın evine gidip doğrudan içeriye giren sanığı gören katılanın eşi tanık …’ün sanığı … görevlisi sanarak elektrik sayacının yerini göstermek istediği sırada elinde telsiz bulunan sanığın kendisini polis memuru olarak tanıtıp, haklarında sahte para iddiasıyla ihbar bulunduğunu söyleyerek eşini çağırmasını istediği, beraberce tarlada çalışan katılanın yanına gidip durumu anlattıkları, tekrar eve döndüklerinde sanığın evdeki paralarını getirmesini istemesi üzerine katılanın poşet içerisindeki 4.000,00 TL parasını sanığa gösterdiği, sanığın “hesap makinesi var mı? Kağıt kalem getir tutanak tutacağım” diyerek fırsatını bulup hızla evden çıkıp kendisini bekleyen araca binerek uzaklaştığı somut olayda;1-Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde; Katılan ve tanık …’ün gerek soruşturma aşamasında birden çok kişi arasından gerekse kovuşturma aşamasında huzurdayken sanığı teşhis etmeleri ile sanığın savunmalarıyla örtüşmeyen tanık beyanlarına göre dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,2-Sanık hakkında kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde; TCK’nın 262/1. maddesindeki suçun oluşabilmesi için gerçek bir kamu görevinin üstlenilmesi gerektiği, oysa ki somut olayda sanığın kendisini polis memuru olarak tanıtmasının dolandırıcılık suçunun hile unsuru olduğu gözetilmeden unsurları oluşmayan suç nedeni ile sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.06.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

TCK MADDE 261 KİŞİLERİN MALLARI ÜZERİNE USULSÜZ TASARRUF SUÇU
İlgili kanunlarda belirlenen koşullara aykırı olduğunu bilerek, kişilerin taşınır veya taşınmaz malları üzerinde, karşılık ödenmek suretiyle de olsa, zorla tasarrufta bulunan kamu görevlisi, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
TCK MADDE 261’İN GEREKÇESİ
Madde metninde, kamu görevlilerinin maddede gösterilen fiilleri icra suretiyle kişilerin taşınır veya taşınmaz malları üzerindeki tasarruf haklarını ortadan kaldırmaları veya sınırlandırmaları suç olarak tanımlanmaktadır. Madde, aynı zamanda kamulaştırma hususundaki kurallara uymadan kişilerin mallarına elkonulmasını da cezalandırmaktadır.
TCK MADDE 261 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay5. Ceza dairesi
Esas : 2014/8360 Karar : 2017/2567 Karar Tarihi : 12.06.2017
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak,Muhtar olarak görev yapan sanığın, kamulaştırma kararı olmaksızın veya malikinin rızası alınmadan, katılanın hissesinin bulunduğu 1617 parsel nolu taşınmazdan kanalizasyon borusu geçirdiği iddia edilen olayda;görevi kötüye kullanma suçunun düzenlendiği TCK`nın 257. maddesi genel, tali ve tamamlayıcı bir hüküm olup kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması ile oluşacağı nazara alındığında,sanığın eyleminin TCK’nın 154/1. maddesinde düzenlenen hakkı olmayan yere tecavüz veya TCK`nın 261. maddesinde düzenlenen kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceği dikkate alınarak davaya bakmanın, delillerin takdir ve tartışılmasının 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 11. maddesi uyarınca Asliye Ceza Mahkemesinin görevi kapsamında bulunduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden karar tarihinde faaliyette bulunan sulh ceza mahkemesinde yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulması,Kabule göre de;Yüklenen suçu TCK`nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında, aynı Kanunun 53/5. maddesi gereğince hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK`nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 12/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay5. Ceza Dairesi
Esas : 2014/2590 Karar : 2016/3641Karar Tarih : 7.04.2016
Görevi kötüye kullanma suçunun düzenlendiği TCK’nın 257. maddesi genel, tali ve tamamlayıcı bir hüküm olup kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması ile oluşacağı nazara alındığında,… ilçesi…Köyü muhtar ve azaları olan sanıkların Köy İhtiyar Heyeti olarak aldıkları 03/08/2012 tarihli kararda, yol kenarlarında bulunan ağaç ve dikenli tellerin kaldırılmasına, mal sahiplerinin bunu kendilerinin yapmaması halinde köy halkının da imzasının alınması suretiyle ağaçların kesilmesine karar verilmiş olmasına rağmen bu prosedür uygulanmayarak müştekinin rızası alınmadan, bilirkişi raporlarında da belirtildiği şekilde müştekiye ait söğüt ağaçlarının iş makinaları ile sökülmek suretiyle müştekinin mağduriyetine neden oldukları iddia edilen olayda, sanıkların eyleminin TCK’nın 152/1-c maddesinde “Devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında” şeklinde düzenlenen dikili ağaçlara yönelik mala zarar verme suçunu veya TCK’nın 261. maddesinde “İlgili kanunlarda belirlenen koşullara aykırı olduğunu bilerek, kişilerin taşınır veya taşınmaz malları üzerinde, karşılık ödenmek suretiyle de olsa, zorla tasarrufta bulunan kamu görevlisi, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenen kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceği ve bu suçlardan hangisinin oluştuğuna ilişkin delilleri takdir, tartışma ve davaya bakma görevinin 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 11. maddesi uyarınca Asliye Ceza Mahkemesinin görevi kapsamında bulunması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, karar tarihinde faaliyette bulunan Sulh Ceza Mahkemesinde yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hükümler kurulması,Kanuna aykırı, O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden esası incelenmeyen hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TCK MADDE 260 KAMU GÖREVİNİN TERKİ VEYA YAPILMAMASI SUÇU
Hukuka aykırı olarak ve toplu biçimde, görevlerini terk eden, görevlerine gelmeyen, görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmayan veya yavaşlatan kamu görevlilerinin her biri hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Kamu görevlisi sayısının üçten fazla olmaması halinde cezaya hükmolunmaz.2) Kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli iş bırakmaları veya yavaşlatmaları halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilir.
TCK MADDE 260’IN GEREKÇESİ
Madde metninde, kamu görevlilerinin toplu olarak görevlerini terk etmesi, görevlerine gelmemesi, görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmaması veya yavaşlatması suç olarak tanımlanmıştır.Bir hizmetin kamu adına yürütülmesine karar verilmesi, bu hizmetin düzenli ve aksamaksızın yürütülmesini gerektirir. Madde metniyle bir kamu hizmetinin aksamasına neden olacak toplu hareketler ceza yaptırımı altına alınmıştır.Söz konusu suçun oluşabilmesi için maddede belirtilen hareketlerin toplu olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Söz konusu hareketlerin toplu olarak yapıldığının kabulü için, en az dört kişinin birlikte hareket etmiş olması gerekir.Maddenin ikinci fıkrasında, görevin toplu olarak ve kısa bir süre için terkinin kamu hizmetinin yürütülmesi açısından oluşturduğu haksızlığın azlığı göz önünde bulundurularak, verilecek cezada indirim yapma veya ceza vermeme konusunda mahkemeye takdir yetkisi tanınmıştır. Ancak, bu takdir yetkisinin kullanılabilmesi için, görevin kısa bir süre terkinin hizmeti aksatmaması ve münhasıran kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili taleplerini ifade amacıyla yapılması gerekir.
TCK MADDE 260 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay3. Hukuk Dairesi
Esas : 2017/8328Karar : 2019/4678Karar Tarihi : 20.05.2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı vekili; araba kiralama işiyle uğraştığını, davalılardan … ile aralarında 27/03/2012 tarihli araç kiralama sözleşmesinin düzenlendiğini, … plakalı sayılı …marka … model aracın aylık 1.200,00 TL bedelle kiraya verildiğini ve aracın teslim edildiğini, kira bedeli olarak sadece 700,00 TL ödendiğini, kalan kira bedelinin tahsili amacıyla davalıya ulaşmaya çalıştığında, davalının polis tarafından arandığını ve aracının ise … Noterliği tarafından düzenlenen 30/03/2012 tarih ve …yevmiye numaralı sahte vekaletname ile dava dışı …’a satıldığını öğrendiğini, sahte vekaletname ile aracı satın alan dava dışı …’un ise aracı … isimli kişiye sattığını, kendisinin hiçbir şekilde kimseye vekaletname vermediğini, diğer davalı noter …’in vekaletname düzenlerken ibraz edilen kimliğin gerçek olup olmadığını araştırmadığını, kontrol görevini özenle yerine getirmediğini, her iki davalının gerçekleşen zarardan müteselsilen sorumlu olduklarını ileri sürerek; araç kasko değeri olan 25.700,00 TL nin sahte vekaletnameye dayalı satışın yapıldığı 02/04/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; yargılama aşamasında davalı … hakkında açılan davanın atiye bırakılmasını istemiştir.Davalı …; davaya konu işlemde gerek mevzuatın gerekse mesleğinin kendisine yüklediği dikkat ve özeni gösterdiğini, vekaletnamenin düzenlenmesi için ibraz edilen kimliğin incelendiğini, Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü ile Noterler Birliği’nin birlikte kullandıkları kimlik paylaşım sistemindeki kimlik bilgileri ile karşılaştırıldığını, herhangi bir sahtelik izine rastlanmadığını, kimlik sorgulamasının usulüne uygun yapıldığını,nüfus cüzdanını ibraz eden kişi ile nüfus cüzdanında fotoğrafı bulunan kişinin aynı kişi olduğunu; davacının kimlik bilgilerinin davalı …’da bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının oto kiralama işi yaptığını, davacının kiraladıkları araçları GPS cihazı ile takip edebileceğini, kira bedeli ödenmediğinde aracın bulunduğu yeri çok kolaylıkla tespit edip, araca fiilen el koyması veya emniyet birimlerinden destek alması mümkünken, kayıtsız kalarak , iddia edilen zararın gerçekleşmesine kendi ağır kusuru ile sebebiyet verdiğini, iyiniyetli olmadığını, gerek davacının ağır kusuru gerekse diğer davalının sahte nüfus cüzdanı düzenlemek şeklindeki ağır kusuru nedeniyle illiyet bağının kesildiğini, kendisinin noter olarak kusursuz sorumluluğuna gidilemeyeceğini, kendisine ve çalışan personeline kusur atfedilemeyeceğini , nitekim davaya konu olay nedeniyle Adalet Bakanlığı tarafından kovuşturmaya izin verilmediğini savunarak; davanın reddini istemiştir.Mahkemece; davacı vekili tarafından 16.11.2015 tarihli dilekçe ile davalı … yönünden davanın atiye terk edildiğinin bildirildiği, noter olan diğer davalı …’in ise işlemin yapılmasında ihmalinin ve sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle, davalı … yönünden açılan davanın reddine, diğer davalı …yönünden açılan davanın ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava; sahte nüfus cüzdanı kullanılarak noter tarafından düzenlenen sahte vekaletnameye istinaden yapılan araç satışı nedeniyle, uğranılan maddi zararın tazmini istemine ilişkindir.1-) Noterlik Kanunu’nun 1. maddesinde; noterliğin bir kamu hizmeti olduğu ve noterin, hukukî güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirdiği belirtilmiştir. Görevi belge ve işlemlere resmîyet kazandırmak olan noterlerin, yaptıkları işlemler dolayısıyla meydana gelecek zararlardan ötürü sorumlu tutulması bir zorunluluktur.Noterler, devlet adına bir takım kamusal yetkileri de kullanmak suretiyle; belgeleri ve beyanları resmîleştiren ve aksinin kanıtlanmasını güçleştiren hatta neredeyse imkânsız hâle getiren, hukukî sonuçlar doğuracak belgelerin düzenlenmesi yetkisiyle donatılmıştır.Noterlik Kanunu’nun 82. ve İcra İflas Kanunu’nun 38. maddeleri gereğince; noterlerin düzenlemiş oldukları belgelere ispat gücü ve icra edilebilirlik açısından, özel ve ayrıcalıklı bir konum verilmiştir. Bu kadar önemli bir işin yapılmasıyla yetkili kılınan noterlerin sorumluluklarının da düzenlemeye paralel olması gerekir. Noterlerin uzmanlığına inanan ve güvenen iş sahipleri, yapılan iş ve işlemlerin tam ve sağlıklı olduğu konusunda kuşku duymamalıdırlar. Bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar doğmuşsa noterin bundan sorumlu olması doğaldır.Noterlerin yaptıkları hizmet dolayısıyla sorumlulukları, hâlen yürürlükte bulunan 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde hüküm altına alınmış olup; stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterlerin, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumlu oldukları, noterin, ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep olan stajyer veya noterlik personeline rücu edebileceği hükme bağlanmıştır.Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kusurdan söz edilmemiştir. Bu sebeple noterlerin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.Tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu gibi zarar gören davacı, davalı noterin kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Zarar gören davacı yalnızca zararla eylem arasındaki uygunilliyet bağını kanıtlamak zorundadır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir ve kusursuz sorumlu olan kişi sorumluluktan kurtulur. Buna göre noter, gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Bu husus nedensellik bağının kesilmesidir. Bunun ispatı da davalı notere aittir.Yargıtay uygulamasında da; noterlerin hukukî sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu genel bir ilke ve prensip olarak benimsenmiştir. Noterin hukukî sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için ortada; noterin veya noter çalışanının bir eyleminin bulunması ve bu eylemden dolayı bir zararın doğması, bu zararla birlikte eylem ile zarar arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Bu şartlardan birisinin gerçekleşmemesi hâlinde noterin hukukî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Noterin bir kamu hizmeti ifa ettiği de dikkate alınarak sorumluluğun belirlenmesinde normal bir insanın göstereceği özenli davranış değil, aynı işi üstlenen noterlik mesleğinde çalışan bir kişinin göstermesi gereken objektif davranış esas alınacaktır. Buradaki tazminat yükümlülüğü; sorumlu kişinin somut olaydaki bireysel davranışından ziyade, daha çok onun toplum ve ekonomi içindeki durumu ile kanunun ona yüklediği ihtimam ve özen görevine bağlanmaktadır.Noterlerin yaptığı işlemler bakımından söz konusu işlemin gereği gibi yani özen yükümlülüğüne uygun şekilde yerine getirmiş olsaydı, zarar oluşmayacaktı denilebiliyorsa noter sorumlu olacaktır. Zira;noter işlemi yaparken gözle görülebilecek bir sahteliğe rağmen işlemi devam ettirmişse ve bu işlemden bir zarar doğmuşsa noter doğal olarak sorumlu olacaktır.Noterin, ilgililerin hukukî menfaatlerini korumak için araştırma ve aydınlatma görevi vardır. Noterlik Kanunu’nun 72. maddesine göre noter, iş yaptıracak kimselerin kimlik, adres ve yeteneğini ve gerçek isteklerinin tamamını öğrenmekle yükümlüdür. Noterin veya çalışanının her zaman belgenin sahte olup olmadığını anlaması ve tetkik etmesi yani grafolojik bir inceleme yapması beklenemez. Ancak; belgenin veya kimliğin ilk bakışta sahte olup olmadığı veya kimlikte şekli anlamda var olması gereken bir bilginin olmaması yahut olmaması gereken bir ibarenin bulunması noter veya çalışan tarafından dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Bu gibi hâllerde noterin veya çalışanının gerekli özeni göstermesi beklenir. Aksine davranış özen yükümlülüğünün ihlâlidir.Belgenin sahteliği hususundaki en önemli kıstas belgenin veya kimliğin aldatma yeteneğine (iğfal) sahip olup olmamasıdır. Zarar doğuran işlem veya eylemde aldatma (iğfal) kabiliyetine sahip bir kimlik veya belgesinin kullanılması hâlinde noterin sorumluluğunun doğmayacağının kabul edilmesi gerekir. Ancak detaylı bir incelemeyle ortaya çıkacak sahteliğin fark edilmesi noter veya çalışanından beklenemeyecek bir durumdur. Nüfus cüzdanındaki seri ve T.C kimlik numarasının bulunmaması, numaranın on bir haneli olmaması, eksik veya fazla olması, doğum yerinin ilçe veya merkez ilçe olarak yazılmaması, soğuk damganın veya motorlu araç tescil belgesinde mühür bulunmaması, tescil belgesindeki bilgilerin kullanılan kimlik ile veya motor sicil numarası veya şasi numarasının birbirine uymaması gibi hâller “somut sorumluluk nedenleri” olup, noterlerin ve çalışanlarının yapmış oldukları işlemlerde, sorumluluk sebepleri, her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde; ” Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.Somut olayda; davacı adına kayıtlı aracın, … Noterliği tarafından düzenlenen 30.03.2012 tarihli ve … yevmiye numaralı sahte vekaletnameye istinaden, 02/04/2012 tarihinde dava dışı …,… tarafından ise 08/05/2012 tarihinde dava dışı …’ e satıldığı, aracın son malikinin bahse konu kişi olduğu anlaşılmıştır. Davacıya ait kimlik bilgilerini kullanarak sahte kimlik düzenleyen davalı … hakkında açılan ceza davası neticesinde, … Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05.11.2013 tarihli ve … E. – 2013/297 K. sayılı ilamı ile, ” resmi belgede sahtecilik ve serbest meslek sahibi kişilerin dolandırıcılığı ” suçundan cezalandırıldığı, mahkumiyetine karar verildiği görülmüştür. Eldeki davada mahkemece, bahse konu ceza ve soruşturma dosyaları incelenmeden, vekaletnamenin düzenlenmesi sırasında kullanılan sahte nüfus cüzdanının aldatma ( iğfal) yeteneğinin olup olmadığı hususu üzerinde durulmadan, bu husus açıklığa kavuşturulmadan hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Davacının müşteki sıfatıyla savcılığa verdiği ifadesinde; vekaletname ve sahte kimlikteki fotoğrafın kendisine ait olmadığı gibi vekaletnamedeki yazı ve imzanın da kendisine ait olmadığını, vekaletnameye yazılan telefon numarası ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, kimliğindeki resminin başörtülü olduğunu, sahte olarak düzenlenen kimlikte belirtilen seri numara ile kendisinin kimliğindeki seri numaraların aynı olduğunu, ancak kayıt numaralarının ve imzaların farklı olduğunu belirtmiştir. Ceza dosyası incelendiğinde, davacıya ait gerçek kimlik fotokopisinin dosya içerisinde yer aldığı, gerçek kimlik bilgileri ile sahte düzenlenen kimlikteki bilgiler karşılaştırıldığında; nüfus cüzdanı kayıt numaralarının, nüfus memuru ve müdürünün isimlerinin ve imzalarının farklı olduğu görülmüştür. Kimlik paylaşım sisteminin, dava konusu sahte vekaletnamenin düzenlendiği tarihte noterlerin kullanımına açık olduğu , davalı noterin ikrarı ile sabittir.Hal böyle olunca mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, vekaletnamenin düzenlenmesi sırasında kullanılan sahte nüfus cüzdanının aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığı hususu açıklığa kavuşturulmadan hüküm kurulamayacağı dikkate alınarak, davacı araç maliki adına düzenlenen sahte nüfus cüzdanı üzerinde, iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı, davalı noterin sahte belgeyi anlamasının mümkün olup olmadığı, noterin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldıracak şekilde illiyet bağının kesilip kesilmediği hususları değerlendirilerek, dava konusu olay ile ilgili ceza ve soruşturma dosyaları da incelenerek, gerekirse bu hususta alanında uzman bilirkişiden taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.2-) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ” davanın geri alınması” başlığı altında düzenlenen 123. maddesinde ; ” Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir.” hükmü getirilmiştir. Davanın geri alınabilmesi için karşı tarafın oluru gerekir. Burada davacının ileride davasını yeniden açma hakkını saklı tuttuğu davanın geri alınması, 6100 sayılı HMK’nın 307. maddesinde düzenlenen ve davalının onayına bağlı olmayan, kesin hüküm sonuçları doğuran davadan feragat kurumundan farklılık göstermektedir.Somut olayda; davacı vekili 16/11/2015 havale tarihli dilekçesi ile, davalı …’a yönelik açılan davanın atiye bırakılmasını talep etmiştir. Belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı HMK’da davanın atiye terki ya da atiye bırakılması şeklinde bir usul işlemi bulunmamaktadır. Ancak uygulamada davanın atiye bırakılması şeklindeki istek, davanın geri alınmasına yönelik talep olarak değerlendirilmekte ve davanın geri alınması ise yukarıda açıklandığı üzere karşı tarafın oluruna bağlanmaktadır. Mahkemece , davacının bu istemi, davadan feragat olarak değerlendirilerek, davalı … hakkında açılan davaya yönelik feragat nedeniyle, davanın reddine karar verilmiştir.O halde, mahkemece; davacının, davalı …’a yönelik açılan davanın atiye bırakılması talebi, davanın geri alınması olarak değerlendirilip, HMK’nın 123. maddesi uyarınca davalının bu hususta beyanı alınarak, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.05.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay5. Ceza Dairesi
Esas : 2014/3129 Karar : 2016/6249Karar Tarihi : 13/06/2016
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : İcrai davranışla görevi kötüye kullanmaHÜKÜM : Değişen vasfı ile kamu görevinin terki veya yapılmaması suçundan ceza verilmesine yer olmadığına
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:Sanığın leh ve aleyhindeki toplanan tüm kanıtları inceleyip, irdeleyen ve iddianın reddine ilişkin sebepleri karar yerinde ayrı ayrı gösteren, savunmayı tercih nedenlerini açıklayan, aleyhteki kanıtları hükümlülük için yeterli görmeyen mahkemenin beliren takdir ve kanaati karşısında tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmediği gibi katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları da yerinde görülmediğinden reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükümlerin ONANMASINA, 13/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



