Sosyal medya üzerinden bir habere veya bilgiye ulaşmanız ve o haberle veya habere konu olan kişilerle ilgili yorum yapmanız ve düşüncelerinizi açıklamanız saniyeler içinde gerçekleşebiliyor. Sosyal medya üzerinden yazdığınız bir yazı veya bir yoruma dünyanın diğer ucundaki insanlar bile anında ulaşabiliyor. Ve yazdıklarınız kalıcı hale geliyor. Bu Sosyal medyanın ne denli etkili olduğunu gösteriyor. Bazen yorum adı altında öyle şeyler yazılıyor ki bu durum gerçekten ciddi bir sorun oluşturuyor.
Hiç kimsenin ‘Ben aklıma geleni yazarım, bu benim düşüncem,’ deme hakkı yoktur. Herkesin, bireyin kişilik haklarına saygı gösterme zorunluluğu vardır.
İnternet üzerinden de olsa hakaret suçunun cezası Türk Ceza Kanunun 125.maddesinde düzenlenmiştir. Hakaret eden kişi başka isim de kullansa, rumuz da kullansa cezadan kaçamaz. Sosyal medya üzerinden hakarete uğramanız veya hakaret etmeniz durumunda gerçekleşebilecek sonuçlar hakkında Bilişim Avukatından / Ceza Avukatından tavsiyeleri bu yazımızda bulabileceksiniz.
Peki sosyal medya üzerinden hakarete uğrayanlar ne yapmalı?
*Haksızlığa uğrayanlar mutlaka hakkını aramalı. Bireyin hak arama özgürlüğünü kullanmasının sadece kendisine değil tüm topluma yararı vardır. Bunu yapanın yanına kalmamalı.
*Çünkü bazı kişiler bunu bir alışkanlık haline getirmiş durumdalar. Adeta başka insanların üzülmesinden keyif almaktadırlar.
*Hakaret mağduru olan kişi bulunduğu ilin Cumhuriyet Savcılığına olayı anlatan bir dilekçeyle başvuruda bulunulmalı. Bu dilekçeye delillerin de eklenmesi gerekiyor. Yapılacak araştırma sonunda hakaret eden kişinin ismi belli olmasa bile bu suçu işleyen kişi tespit edilecektir.
*Ayrıca sosyal medya mağdurunun, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ve o hakaret içeren yorumların kaldırılmasını talep etme hakları vardır.
*Mahkeme manevi tazminatı miktarını, yapılan eylemin ağırlığına, kusura ve tarafların sosyal ve ekonomik durumuna göre belirleyecektir.
İşte Türk Ceza Kanununun bu konuyla ilgili maddeleri:
Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.
Madde 126- (1) Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.
Mutlaka sürecinizi bir avukat ile yürütün, yanlış ve temel hatalar yapmaktan korunun…
Adli Yargıda Delil Yetersizliği Sebebiyle Beraat Eden Memura Disiplin Cezası Verilebilir mi?
Kamuda memur olarak görev yapanların işlemiş oldukları fiile göre 657 sayılı yasanın 125. maddesinde yer alan hükümlere göre disiplin cezası almaları mümkündür. Ayrıca işlenen fiil ceza kanununa göre suç teşkil ediyor ise memurlar aynı fiilden dolayı mahkemelerde de ceza soruşturması geçirmektedirler. Bazı durumlarda memurlar mahkemedeki yargılanmalarından beraat ettikleri halde aynı konu ile alakalı olarak disiplin cezası alabilmektedirler.
Danıştay
İdari Dava Daireleri Kurulu 20.06.2003 tarih 2003/67 E. 2003/436 K.
Sayılı kararında;
“ Memurun iddiaya konu fiili işlemediğinin veya fiilin o memur tarafından işlenmediğinin tespit edilmediği, bununla birlikte delil yetersizliğinden bahisle “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gözetilerek beraat kararı verildiği hallerde, memur hakkında disiplin cezası verilebileceği içtihatta kabul edilmektedir” hükmüne atıfta bulunulmuş ve delil yetersizliği gibi sebeplerle memurun adli yargıda berat etmiş olmasının disiplin yönünden ceza verilmesine engel olmayacağı bildirilmiştir.
İlgili kararda delil yetersizliği sebebiyle ceza alamayan memura verilecek olan disiplin cezası değerlendirilmiş olup memurun yargılanması sonucunda suçu işlemediği yönünde karar verilmiş olması halinde ise disiplin cezasında da mahkeme kararına paralel işlem yapılması gerekmektedir.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 20.06.2003 tarihli, 2003/67 E. ve 2003/436 K. sayılı kararı;“… İdare Mahkemesi 20.5.1999 günlü, E: …, K: … sayılı kararıyla, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin Devlet Memurluğundan Çıkarma başlıklı E bendinin (g) fıkrasında ‘Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak’ fiiline yer verildiği, polis memuru olan davacının … Emniyet Müdürlüğü, Özel Hareket… de görevli bulunduğu sırada, … isimli … memuru ile birlikte 13.7.1995 tarihinde …’dan çalınan … plakalı … oto ile 23.4.1995 tarihinde çalınan … plakalı … marka otomobillerin çalıntı olduklarını bildikleri halde ellerinde bulundurdukları, söz konusu otoları kendi çabaları ve akrabaları aracılığı ile satma girişiminde bulundukları, otolar ele geçirildiğinde belgelerinin sahte olduğunun anlaşılması üzerine yapılan soruşturma sonucunda fiillerinin sübuta erdiği gerekçesi ile dava konusu işlemin tesis edildiğinin anlaşıldığı, davacının eyleminin adli yönünün bulunması ve davacı hakkında verilen lüzum-u muhakeme kararı gereğince yargılandığı … 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, E: …, K: … sayılı kararla üzerine atılı fiiller hakkında hiçbir delil elde edilemediği, fiillerinin sübuta ermediği gerekçesi ile beraat ettiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmakla davacı hakkında verilen Devlet memurluğundan çıkarma cezasının dayanağı kalmadığından verilen disiplin cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, davacının dava konusu işlem nedeniyle açıkta geçirdiği sürelere ilişkin parasal haklarının davanın açıldığı 8.2.1997 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Temyiz incelemesi aşamasında Danıştay On ikinci Dairesi 14.5.2001 günlü, E: 1999/3673, K:2001/2095 sayılı kararıyla; …yapılan soruşturma sonucunda fiillerinin sübuta erdiği gerekçesiyle Devlet memurluğundan çıkarıldığı, aynı fiilden dolayı yapılan ceza yargılaması sonucu … 2. Asliye Ceza Mahkemesinde E:1996/177, K: 1999/95 sayılı kararıyla delil yetersizliğinden beraatına hükmedildiği ve bu kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiğinin anlaşıldığı, dava dosyası ile soruşturma dosyasının ve soruşturma dosyasında bulunan ifadelerin birlikte incelenip değerlendirilmesi sonucu davacının disiplin hükümleri bakımından üzerine atılı fiili işlediği sonucuna ulaşıldığı, 657 sayılı Yasanın yukarıda belirtilen 131. maddesine göre de, memurun ceza kanununa göre mahkum olması ya da olmamasının ayrıca disiplin cezası uygulanmasına engel teşkil etmediğinden, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile karar bozulmuştur.… İdare Mahkemesi 11.11.2002 günlü, E:2002/1581, K:2002/1424 sayılı kararıyla;
Bir kamu görevlisinin, üzerine atılı disiplin suçu, ceza yasasına göre de suç niteliğinde ise ve ceza yargılaması sonucunda suçun unsurlarının oluşmadığı ya da suçun o kişi tarafından işlenmediği mahkeme kararıyla saptanmışsa, böyle bir ceza mahkemesi kararının Disiplin Hukuku yönünden bağlayıcı olacağı, bu itibarla adli yargıda beraat eden davacının üstüne atılı fiilin idari yönden de işlendiği kesinlik kazanamayacağı kanaatine ulaşılarak davacı hakkında verilen devlet memurluğundan çıkarma cezasında hukuka uyarlık bulunmadığını da gerekçesine ekleyerek ilk kararında ısrar etmiştir. Davalı idare işlemin 657 sayılı Yasanın ilgili hükümlerine uygun olarak kurulduğunu belirterek kararı temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir. Danıştay On ikinci Dairesinin kararında belirttiği üzere; 657 sayılı Yasanın 131. maddesine göre memurun ceza yasasına göre mahkum olması ya da olmamasının disiplin cezasının uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği açıktır.
Dosyanın incelenmesinden davacının disiplin hükümleri bakımından memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunduğunun tespiti üzerine, Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırıldığı anlaşıldığından verilen ceza yerinde olup; dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir” .Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılmasının Disiplin Soruşturmasına Etkisi Disiplin soruşturması açısından memurları ilgilendiren diğer bir durum ise hükmün açıklanmasının geriye bırakılması durumunda disiplin cezası verilip verilmeyeceği hususunda yaşanmaktadır. Konuya ilişkin başka bir yargı kararında da hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasının disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmeyeceği yönünde karar verilmiştir.
Yorumlarınızı ve fikirlerinizi önemsiyoruz. Lütfen aşağıda yorumlar kısmında bizimle paylaşmaktan çekinmeyiniz…
Danıştay On yedinci Dairesinin 24.03.2016 tarih ve E.2015/896, K.2016/1858 sayılı kararında aynen “…davacının anılan suçlardan dolayı yargılanması sonucunda, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin E:2008/119, K:2014/371 sayılı kararı ile ayrı ayrı üç kez işlediği eylemlerden dolayı “resmi belgede sahtecilik” suçundan üç kez 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süre ile denetimli serbestlik süresine tabi tutulmasına; ayrı ayrı iki kez işlediği eylemlerden dolayı “nitelikli dolandırıcılık” suçundan, 1 yıl 3 ay hapis ve 700 TL adli para cezası ile 11 ay 3 gün hapis ve 160 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süre ile denetimli serbestlik süresine tabi tutulmasına karar verilmiş ve bu karara yapılan itirazın reddi ile karar kesinleşmiştir.
Bu durumda, yukarıda yer verilen Ceza Mahkemesi kararı ile davacı hakkında mahkümiyete hükmedilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi karşısında; İdare Mahkemesince, Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil ettiği gerekçedeki anlatımla kabul edilen eylemin sübuta erdiği şeklinde ifade kullanılmasında, masumiyet karinesi uyarınca hukuki isabet görülmemiş ise de; davacının zabıt katibi olarak görev yaptığı sırada, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunması sebebiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E-g maddesi uyarınca memurluktan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ve bu karar uyarınca memurlukla ilişiğinin kesilmesine ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, bu husus, anılan kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.” denilerek, ceza yargılaması sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen memura, disiplin soruşturması neticesinde devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.” denilmiştir.
Kanun koyucu, rıza ile cinsel ilişkiye kurma konusunda , bireye sıkı sıkıya bağlı haklardan olan cinsel hürriyet ve dokunulmazlık alanında gerçekleşebilecek birey rızasına girmek istememiştir. Rızaya dayalı cinsel ilişki suç olmamakla birlikte, kanun koyucunun TCK m.103’de fiil tarihi itibariyle 15 yaşından küçük çocuklarla her türlü cinsel davranışı, 15 yaşından büyük olup da 18 yaşını tamamlamamış çocukların da fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlama yeteneği gelişmeyen çocuklarla her türlü cinsel davranışı ve TCKm.104’de de 15 yaşından büyük olup da 18 yaşını tamamlamamış çocuklarla rızaya dayalı cinsel ilişkiyi suç olarak tanımladığı görülmektedir.
Rıza ile cinsel ilişkiye girmenin suç olabileceği hallerden Türk Ceza Kanunu m.104’e göre;
“Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi( rıza ile cinsel ilişkiye girse de ), şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
104. madde net bir şekilde; “Çocukların cinsel istismarı” başlıklı TCK m.103/1-a’da tanımlanan “on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü davranış” kapsamına girmeyen, yani fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlama yeteneği gelişmiş 15 yaşını bitiren ve 15 yaşını henüz tamamlamamış çocukla rıza ile cinsel ilişkiye girmeyi suç saymıştır.
Uygulamada; çocuğun fiil tarihi itibariyle hukuki anlam ve sonuçlarını anlama yeteneğinin gelişip gelişmediği tespitinin yetkili kurum ve kişilerce yapıldığı görülmekte birlikte, bu konuda yeterli hassasiyetin görülemediği, eylem tarihinden çok sonra geriye dönük tespitlerin yapılmaya çalışıldığı, bunun da mağdurla yapılan kısa görüşmelerle ortaya çıkarılmaya çalışıldığı ve bu durumun doğru sonuçlara ulaşılmayı güçleştirdiği görülmektedir. Bu yöntemde adaletin gecikmesi bir yana, rıza ile cinsel ilişkiye girilen mağdur veya sanık aleyhine sonuçlar çıkabildiğini ifade etmek isteriz.
Kanun koyucu, reşit olmayan kişi ile cinsel ilişkide bulunmayı bağımsız bir suç tipi olarak tanımlamıştır. 104. maddenin ilk fıkrasında tanımlanan suçun basit halinin takibi, yani soruşturulup kovuşturulması mağdurun şikayetine bağlıdır. 104. madde metni, esas itibariyle 15 yaşını bitiren çocukla rıza ile cinsel ilişkiye girme suçunu düzenlediği halde, madenin başlığının “reşit olmayanla cinsel ilişki” olduğu görülmektedir.
104. maddenin 2.ve 3. fıkralarında, suça konu eylem tarihinde 15 yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişki suçunun nitelikli halinin düzenlendiği, cezaların ilk fıkraya göre daha ağır olduğu, birinci fıkrada tanımlanan suçun yargılaması asliye ceza mahkemesinde, ikinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçun yargılaması ise ağır ceza mahkemesinde görülecektir. 15 yaşını bitirmiş çocukla rıza ile cinsel ilişkiye girilmesi ve bu eylemin tipinin TCK m.104/1’e uyması halinde, suçun takibinin, yani soruşturulup kovuşturulmasının şikayete bağlı tutulduğu anlaşılmakla, cinsel dokunulmazlık hakkının şahsa sıkı sıkıya bağlı hakkı olması sebebiyle şikayet hakkının öncelikle çocuğa ait olacağı tartışmasızdır. Ancak burada geçen şikayet hakkı, mağdur çocuğun kanuni temsilcisi, yani velisi (anne ve/veya babası) veya vasisi tarafından da kullanılabilir (TMK m.339 ve 342).
Şikayet hakkının, mağdur çocuk ve kanuni temsilci tarafından birlikte veya bağımsız olarak kullanılabilmesi de mümkündür. 104. maddede; şikayet hakkının kullanılması, şikayetten feragat ve vazgeçme konusunda özel bir hüküm olmadığına göre çocuğun rızası ile cinsel ilişki suçunda “soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar” başlıklı Türk Ceza Kanunu m.73 ve ilgili diğer hükümler uygulama alanı bulacaktır.
Belirtmeliyiz ki, 104. maddenin başlığı ve gerekçesi ile madde metni arasında önemli bir fark vardır. Maddenin başlığı ve gerekçesinde, reşit olamayan kişi ile rıza ile cinsel ilişkiye girme fiili takibi şikayete bağlı bir suç olarak tanımlanmış ve reşit olan kişi ile rızası dahilinde cinsel ilişkiye girilmesinin suç oluşturmayacağı ortaya koyulmuştur. Madde metninde ise; cebir, tehdit ve hile olmaksızın 15 yaşını bitiren çocukla rızası dahilinde cinsel ilişkide bulunmanın takibi şikayete bağlı bir suç sayılacağı ifade edilmiştir. Madde başlığı ve hüküm gerekçesinde “reşit olmayan” kavramına yer verildiği halde, madde metninde, “15 yaşını bitirmiş olan çocuk” ibaresinin kullanıldığı görülmektedir.
Kanaatimizce; şikayet hakkı ve cinsel dokunulmazlık hakkı, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olmakla birlikte, kanuni temsilcinin Türk Medeni Kanunu hükümleri gereğince çocuk üzerinde sahip olduğu koruma, gözetme ve üçüncü kişilere karşı çocuğu temsil etme hakkı dikkate alınarak, “Çocukların cinsel istismarı” başlıklı TCK m.104/1’de öngörülene benzer şekilde şikayet hakkının mağdurun yanında velisine veya vasisine tanınması gerekir. Bu nedenle; veli veya vasi de mağdur çocuktan bağımsız olarak rıza ile cinsel ilişkiye girme suçu hakkında şikayet hakkını kullanabilir. Mağdur çocuk ölmüş, bir şekilde şikayet hakkını kullanamaz hale gelmiş veya şikayetten imtina etmekte ise, bu durum veli veya vasinin şikayet hakkını kullanmasını engellemeyecektir.
Şikayet hakkının veli veya vasi tarafından kullanılması, Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukukunu da kapsamına alacak şekildedir. Dolayısıyla; rıza ile cinsel ilişkiye girme suçunda şikayet, şikayetten feragat veya vazgeçme yalnızca mağdur çocuğun iradesine bağlı tutulamaz. Suçun işlendiği çocuk olan mağdur, daha sonra erginliğini elde etmişse, elbette bu durumda şikayete ve ona bağlı haklar sadece mağdura ait olacaktır. Çünkü kanuni temsilcilik, 18 yaşının tamamlanması ile fonksiyonunu yitirir.
Bankaya Verilen Taahhüt Yerine Getirilmezse Ne Olur ?
Günümüzde borçluların kafasını sıkça meşgul eden sorulardan birisi olan ödenmeyen banka borcuna verilen taahhüt nedeniyle hapis cezası verilip verilmeyeceği sorusudur. Kredi Kartı Borcunun Hapis Cezasına Dönüşmesi Son günlerde sosyal medyanın da gündeminde olan kredi kartı borcunun hapis cezasına dönüşmesi, hapis cezası var mı bu ve bunun gibi bir çok soru kredi kartı borcu olanların kafasını meşgul ediyor. Borç altına giren kişilerin çok fazla merak ettikleri bu konu hakkında yoğun bir bilgi kirliliği var.
Taahhüt Verilince Hangi Hallerde Hapis Cezası Veriliyor?
Bilinmesi gerekiyor ki, borcunuz kesinleşerek kayda geçmiş ve hakkınızda icra takibi başlatılmış olsa bile borcunuzu ödemezseniz taahhüt verilmesi durumu hariç hakkınızda hapis cezası verilmez. Anayasa’nın “Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar” başlıklı 38 inci maddesi,
“Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” der.
Anayasa’da belirtilen bu maddenin hükmü, açık ve nettir.
Bu maddeye göre, hiçbir kimsenin, sırf sözleşmeden doğan bir yükümlüğü yerine getiremediği için özgürlüğünden alıkonulması mümkün değildir. Söz gelimi, mesela banka kredi sözleşmesinde yer alan yükümlülüğü yerine getirmeyip borcunu ödemeyen bir kimse bu nedenden kaynaklı olarak hapis cezası almaz. Bununla birlikte, mal beyanında bulunmama veya ödeme şartlarının ihlali gibi hallerden dolayı işlenen suçlar borçluların hapis cezası almalarına neden olabilmektedir.
Borçlunun Mal Beyanında Bulunmaması Suçu Eğer borçluysanız ve mal beyanında bulunmadıysanız suç teşkil ediyorsunuz ve bu durumda hapis cezası söz konusu olabilir. Bu durum İcra ve İflas Kanunu’nun 74. Maddesinde şöyle açıklanmaktadır : Mal beyanı, borçlunun gerek kendisinde ve gerek üçüncü şahıslar yedinde bulunan mal ve alacak ve haklarında borcuna yetecek miktarın nevi ve mahiyet ve vasıflarını ve her türlü kazanç ve gelirlerini ve yaşayış tarzına göre geçim membalarını ve buna nazaran borcunu ne suretle ödeyebileceğini yazı ile veya şifahen icra dairesine bildirmesidir. ( taahhüt )
Burada dikkatli olunması gerekilen önemli bir mesele var; Hakkında icra takibi başlamayan ve icra takibi kesinleşmemiş olanlar mal beyanında bulunmama suçunu işlememiş sayılıyorlar. Yani bu suçu işlemiş olabilmek için borçluların hakkında icra takibinin başlatılmış olması ve başlatılan bu icra takibinin kesinleşmiş olması gerekiyor. Alacaklıların borcu talep etmesi halinde mal beyanında bulunmayı bu suçu işleyen borçlular mal beyanında bulununcaya dek hapis cezası verilebiliyor. Taahhüt için de bu durum geçerlidir.
Bu süre üç ayı geçemeyeceği gibi borçlular mal beyanında bulunduklarında hapis cezaları düşüyor. Borçlunun Taahhüdü İhlal Suçunu İşlemesi Borçluların en çok dikkat etmesi gereken ve etkileyebilecek hallerden biri ödeme şartlarının ihlalidir. Çünkü bu suçu işlemiş kişilerin hapis cezası almaları söz konusu olabilir. Taahhüdü ihlal İcra ve İflas Kanunu’nun 111 inci maddesinde şu şekilde karşımıza çıkmakta : Borçlu alacaklının satış talebinden evvel borcunu muntazam taksitlerle ödemeyi taahhüt eder ve birinci taksiti de derhal verirse icra muamelesi durur. Taksitlerden biri zamanında verilmezse icra muamelesi ve süreler kaldığı yerden devam eder.
Taahhüdü ihlal etme, yetkililer eşliğinde yapılmış olan borç ödeme/ taahhüt sözünden kaynaklanır. Kesinleşmiş borç ve icra takibinin ardından borçlarını ödeme sözünde bulunan borçluların, taahhütte bulunduktan sonra haklı bir sebepleri olmaksızın ödemeyi gerçekleştirmemeleri ya da ödemeyi gerçekleştirmeyi durdurmaları bu suçun işendiği manasına gelmektedir.
Örneğin; haklarında icra takibi başlatılan borçlular icra takibinden sonra borçlarını ödemek için yetkili merciler eşliğinde taahhüt de bulunur ve borçlarını ödeyip bu sözü yerinde getirmezler ise ihlal suçunu işlemiş sayılırlar.
Taahhüdü ihlal suçları için alacaklıların isteği üzerine borçlulara hapis cezası verilebilir. Ayrıca borçlunun tazyik hapsinin süresi üç ayı geçmez. Banka Borcu Ödenmezse Muhtemel Süreç Nasıl İşler? Borçlular bankaya olan borçlarını ödemediklerinde maalesef günden güne rahatsız bir hal alan ve tacize dönen bir düzeyde telefon trafiğine maruz kalabiliyorlar Bankalar ilk aylarda sms ve e posta gibi yollarla hatırlatmalarda bulunurlarken bu uyarılar günden güne daha sert üsluplara dönüşüyor. Borçluların dikkat etmeleri gereken mesele ise ödenmeyen borçların ne kadar süre gecikmiş olduğudur. ( taahhüt )
Eğer borç 90 gün gecikmişse ve borçlu borcunu ödeyebiliyorsa banka ile yapılandırmaya ya da erteleme gibi istekler üzerinde görüşülerek özüm yolu aranabilir. Ödenmeyen borç 90 günlük süreyi çoktan geçmişse ve borçlu kişi borcunu ödeyemeyecek bir durumdaysa bu süreçte herhangi bir ödeme taahhüdünde bulunmamaları gerekir. Çünkü ödeme sözünde bulunup ödemeyi gerçekleştirmediğinizde ihlal suçuna neden olabilir ve bu durumda da hapis cezası ile karşı karşıya kalabilirsiniz. ( taahhüt )
Yargıtay tarafından bu hususta verilen çok sayıda kararda mevcuttur.
Hırsızlık Malı Satın Alma Cezası Nedir ? Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesinin özel ve en yaygın türü olan hırsızlık malını satın alma suçu “ben çalmadım ama hırsız muamelesi gördüm” diyen kişinin yargılandığı ve hatta ceza aldığı tipik durumdur. Hırsızlık malını satın almanın en tipik hali yükte hafif pahada ağır olan elektronik cihazlarda ve özellikle cep telefonlarında karşımıza çıkmaktadır.
Altın hırsızlığından elde edilen mücevheratın kaydı, seri numarası yoktur. Altını hırsızlayan altını paraya çevirirken sorun yaşamaz. Uhdesindeki altının belgesi yoktur. Bu yüzden altın hırsızlarından Hırsızlık Malı Satın Alma işlemi yapan kuyumcu ya da 3. şahısların tespiti zordur. Ancak cep telefonu hırsızlıklarında durum farklıdır. Şöyle ki;
Cep telefonunu hırsızladığı tespit edilen kişi hırsızlık suçundan yargılanır. Cep telefonu alım-satımı ile uğraşan kişi sim kartını cep telefonunun çalıştığını denemek için kullandığında İMEİ numarası GSM operatörünce tespit edileceği için cep telefonunu hırsızlayan kişi konumuna düşebilir. Bu kişi cep telefonunu hırsızlamadığını yani Hırsızlık Malı Satın Alma işlemi yapmadığını ispatlamak zorundadır. Cep telefonu alım-satımı ile uğraşan kişi bu telefonu başkasına sattığında o telefonu parası ile alan ve yine telefonu başkasına satan silsiledeki yer alan diğer kişiler hırsızlık malını satın almaktan dolayı suçlanacaklardır. Bu kişilerde cep telefonunun suça karışmış olup olmadığı bilmediklerini ispatlamak zorundadırlar.
Cep telefonlarının ilk yayıldığı günlerde cep telefon fiyatları el yakıyordu. Özellikle ithalatın nadir olduğu bu dönemlerde cep telefonları yüksek fiyatla el değiştiriyorlardı. Hırsızlanan cep telefonları yüksek fiyata alıcı buluyordu ve Hırsızlık Malı Satın Alma 2. el cep telefonu alım satımı marka ve modellerin hızlı yenilenmesiyle daha az gelir elde eder hale geldi.
Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi
MADDE 165. Bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı veya diğer malvarlığı değerini, bu suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
Hırsızlık Malı Satın Alma
Bazı hırsızlık türlerine daha fazla yaptırıma tabi olan bu suç ceza politikası açısından eleştirilmektedir. Bazı durumlarda bu suçtan yargılanan kişiler neredeyse hırsızlıktan daha fazla ceza alır hale gelmişlerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda mülga 765 sayılı TCK’dan farklı olarak kast ve olası kast ile işlenebilir bir suçtur. Bu suç bilmeden de işlenen bir suçtur. Eski kanunda farklı olarak bilerek ibaresi kullanılmamıştır.
Sonuç olarak çok sık karşılaşılan bu suçun mağduru olmamak için 2. el eşya ve özellikle cep telefonunu ilk sahibini bilmediğimiz kişilerden kesinlikle almamak gerekmektedir. Aksi halde hiç hesapta yokken yargılanabilir ve ceza alabilirsiniz.
Ceza davalarında çoğu zaman vatandaşlarımız “…bundan bir şey çıkmaz….”gibi yanlış telkin ve yönlendirmelerle kapıldıkları düşünceler nedeniyle kendilerini avukat ile temsil etmek istemediğine şahit oluyoruz. Ama gerçek öyle mi? Bundan bir şey çıkmaz denilen olayda ya hayatınızın geriye kalanını zora sokacak olmadık sonuçlar ortaya çıkarsa?
Ceza Hukuku davalarında avukatın kişinin sorumluluklarının bilinciyle hareket ediyor olması oldukça önem teşkil etmektedir. Örneğin ağır ceza mahkemesinde görülen ceza davalarda kişi haklarını en iyi şekilde savunmuş olması muhtemel zararları en aza indireceği bilinen bir gerçektir. Peki Türk Ceza Hukuku sisteminin en ağır cezalara tabi kıldığı suçlarda kişi kendisini hiçbir tedbir almadan 3.bir kişinin değerlendirmesine mi bırakacak. Bundan bir şey çıkmaz diyerek öylece bekleyecek mi ? İsteyen bekler kimse bir şey diyemez ama etkin bir savunma verememiş olmasının sonuçları ile de muhatap olur.
İşte burada karşımıza avukat çıkmaktadır. Savunma makamı olarak mahkemenin 3 ayağından birisini oluşturan avukat aynı zamanda adil yargılamanın da en önemli temelidir. Nitekim bir ceza verilse dahi kendisini bir avukatla en iyi şekilde savunmuş olan bir kişiye ceza verilmiş olmaktadır. Bu da kamu vicdanını rahatlatan bir durumdur. Nitekim yargı sistemi
“…kendisini en iyi şekilde savunmasına imkan verdim, tüm savunma argümanları sonrasında bu cezayı verdiysem vicdani bir sorumluluğum kalmadı…..”
diyebilecektir. Tersi durumda kendisini savunmaktan aciz bırakılan bir kişiye verilen cezanın ne kadar adil olduğu ve kamu vicdanını rahatlattığı söylenebilir.
Genel Olarak Ağır Ceza Mahkemelerinde Hangi Suçlar Görülür ?
Ağır ceza suçlarının görüldüğü davaların sonuçları, bilindiği üzere çok ciddi ve hassas durumlar meydana getirebilmektedir. Bu nedenle davaya konu olan kişilerin, özgürlükleri, sicil kayıtları ciddi anlamda tehdit altında olabilmektedir. Öte yandan mağdur sıfatıyla ceza davalarına konu olan kişiler de suçluların hukuki açıdan hakkaniyetli cezalar almaması sonucu hak kayıplarına uğrayabilmektedir.
Bu noktada ağır ceza mahkemelerinde kişinin kendisini bir avukat ile temsil etmesi olası hak kayıplarının önüne geçilmesinde büyük önem teşkil etmektedir. Ağır ceza mahkemelerine konu olan suçlar genellikle şu tür suçlardan oluşmaktadır:
Kasten adam öldürme suçu ve teşebbüs halleri
Nitelikli dolandırıcılık suçu
Yağma suçu
Zimmet suçu
İhaleye fesat karıştırma suçu
Bilişim suçları
Parada sahtecilik suçu
Uyuşturucu Ticareti
Rüşvet
Cinsel istismar ve saldırı suçları
Birden fazla kişinin taksirle ölümüne neden olma
Hileli İflas
Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma
Terörle Mücadele Kapsamına giren suçlar esasen suç türleri daha da artırılabilir.Ancak konunun anlaşılması açısından yeterli sayıda örnek verdiğimizi düşünüyoruz.
Ceza Mahkemelerinde Kişiyi Temsil Edecek Avukat Nasıl Olmalı ve Kişinin Avukatla İletişimi Nasıl Olmalı?
Öncelikle ceza davalarında sizi temsil edecek olan avukat ile aranızdaki iletişimin nasıl olması gerektiğine dair beyanlarda bulunalım. Karşınızda bu işi meslek olarak yapıyor ve emeğinin karşılığı olarak ücret alıyor olsa da bir insan olduğunu unutmamak gerekir. Herkes gibi avukatlar da insandır ve hata yapabilir. Hata yapmamak için gerekli özeni gösterdiğine de emin olabilirsiniz. Bu sebeple kişinin eylemlerinin sonucunu avukattan bilmek hatalı bir bakış açısıdır. Herkesin savunma hakkı vardır ve savunma imkânı tanınmış olması çok önemlidir. Tüm savunmalara ve çabalara rağmen bir ceza alınmışsa bunun sorumlusunun avukat olarak görülmesi oldukça yanlış bir yaklaşımdır.
Bunun yanı sıra yargılama aşamasında elbette bilgi alma hakkınız gereği dosyanın genel durumu hakkında avukatınızdan bilgi almanız gerekir. Ancak acil bir durum olmadığı sürece karşınızdaki kişinin de bir insan olduğunu, bir aile hayatı olduğunu unutmamak gerekir .Mesela gece saat 2 de arayıp da dosya hakkında bilgi almak istemek abes bir davranıştır.
Yine tutuklu dosyalarda avukattın gerektikçe müvekkili ile cezaevine gidip görüşmesi ve savunması hakkında ve dosyanın genel durumu hakkında bilgi vermesi doğal bir yükümlüktür. Ancak dosyada bir gelişme olmadan ve duruşmaya da daha çok zaman varken avukatın sürekli cezaevine gitmesini talep etmek yine yanlış bir davranıştır. Bu davranışlar sebebiyle avukatın dosyasına olan ilgisi ve heyecanı kaybolmaktadır. Bu davranışların bazen mobbing boyutuna ulaştığı her hafta görüşmeye gideceksin sana boşuna mı para verdik gibi baskılara maruz kalındığı da olmaktadır. Bunlar çok yanlış ve anlayışsız davranışlardır.
Son olarak avukat ile kurulacak iletişimde anlaşılan ücretin söz verildiği şekilde ödenmiş olması çok önemlidir. Ne olursa olsun avukat belirli kurallara riayet ederek bu işi bir meslek olarak yapmakta ve emeğinin karşılığında ücret alarak geçimini sağlamaktadır. Bu duruma saygı göstererek kararlaştırılan ödeme planına riayet edilmesi bir diğer önemli husustur.
Peki Ceza Davasında Sizi Temsil Edecek Avukat Nasıl Olmalı
Elbette her yiğidin bir yoğurt yeme şekli vardır. Her avukatın kendi stratejileri ve savunma yöntemleri farklılık gösterir. Bu yöntem ve stratejilere ya da nasıl savunma vermesi gerektiğine dair beyanlar vermeyeceğiz. Yalnızca genel karakter ve iletişim konusunda bulunmasını düşündüğümüz temel özellikleri anlatacağız.
Öncelikle ceza davanızda sizi temsil edecek avukatınız özgün olmalı ve sorumluluklarının bilinciyle hareket etmelidir. Önceki deneyimlerinden yararlanarak ortaya yeni bir iş çıkarması gerekmektedir. Dolayısıyla sürekli kendini tekrar eden bir avukat yeterince iyi değildir.
Gerek ceza davasında gerekse de diğer davalarda avukatın özellikleri arasında meslek ahlakı ön planda tutması gerekmektedir. Müvekkiline hukuki desteği sunmak için ilk günkü gayretini son günde de göstermekle yükümlüdür. Bunu başarabilen avukatlardan iyi bir avukat olarak söz edilebilir. En önemlisi avukatın müvekkili ile iletişimi sağlıklı olmalıdır. Herkesin hukuki desteğe ihtiyacı olabilir. Hukuki destek gerektiğinde birlikte yola çıkacağınız avukatla aranızdaki sürecin başlangıcından sonuna nelere dikkat edilmesi gerektiği hususunda faydalı olmasını ümit ettiğimiz yazımızı sizlerle paylaştık. Saygılarımızla.
Bu konu hakkındaki benzer makalelerimiz için tıklayın
Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu TCK’nın kişilere karşı suçlar başlığı içinde cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar adı altında 104.M düzenlenmiştir.
TCK m.104/1’e göre “Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, 15 yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” denmiştir ve reşit olmayanla cinsel ilişkiye girmek suç olarak düzenlenmiştir.
15 yaşını doldurmuş ancak henüz 18 yaşını doldurmamış kişilerin cinsel bütünlüğü kanunun hükmüne göre korunmaktadır.
Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, reşit olan bir kimsenin, cebir, tehdit ve hile olmaksızın, henüz reşit olmayan bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması halinde gerçekleşmektedir.
Kanun, bu şartlar altında gerçekleşen fiili suç saymış ve re’sen takibini öngörmüştür. Madde hükmünü değerlendirdiğimizde 15 yaşını bitirmiş çocukların, cebir, tehdit ve hile olmaksızın, yani rıza ile sevişmeleri, karşılıklı birbirlerini şikâyet etmedikleri sürece, hukuk düzenimizde serbest kılınmıştır.
Bazı hallerde ise; 15-18 yaş aralığında fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlayabilecek durumda olan ve ailesinin izni ya da mahkeme kararı ile evlenmesine izin verilen çocuğun artık cinsel dokunulmazlığının değil cinsel özgürlüğünün olduğu kabul edildiğinden reşit olmayan çocukla cinsel ilişki suçu kapsamında değerlendirilmemektedir
.
Cinsel ilişki kavramı:
Vajinal, anal veya oral yollardan ilişkiye girmek anlamındadır. Cinsel ilişki düzeyine ulaşmayan yakınlaşmalar, örneğin vücuda cinsel organ dışında bir organ ( örn. parmak) veya cisim sokmak bu suçu oluşturmaz. Zira TCK 103. md.’de düzenlenen çocukların cinsel istismarı suçunda herhangi bir cinsel davranış suçu oluşturduğu halde, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunda suçu oluşturan hareket “ cinsel ilişkide bulunmak” ile sınırlı tutulmuştur.
Rıza İle Cinsel İlişkiye Girmenin Cezası Nedir ?
Kanun koyucu, bireye sıkı sıkıya bağlı haklardan olan cinsel hürriyet ve dokunulmazlık alanında gerçekleşebilecek birey rızasına girmek istememiştir. Rızaya dayalı cinsel ilişki suç olmamakla birlikte, kanun koyucunun TCK m.103’de fiil tarihi itibariyle 15 yaşından küçük çocuklarla her türlü cinsel davranışı, 15 yaşından büyük olup da 18 yaşını tamamlamamış çocukların da fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlama yeteneği gelişmeyen çocuklarla her türlü cinsel davranışı ve TCKm.104’de de 15 yaşından büyük olup da 18 yaşını tamamlamamış çocuklarla rızaya dayalı cinsel ilişkiyi suç olarak tanımladığı görülmektedir. Türk Ceza Kanunu m.104’e göre; “Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi halinde, şikayet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi halinde, şikayet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur”.
104. madde net bir şekilde; “Çocukların cinsel istismarı” başlıklı TCK m.103/1-a’da tanımlanan “on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü davranış” kapsamına girmeyen, yani fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlama yeteneği gelişmiş 15 yaşını bitiren ve 15 yaşını henüz tamamlamamış çocukla rızası dahilinde cinsel ilişki kurmayı suç saymıştır.
Uygulamada; çocuğun fiil tarihi itibariyle hukuki anlam ve sonuçlarını anlama yeteneğinin gelişip gelişmediği tespitinin yetkili kurum ve kişilerce yapıldığı görülmekte birlikte, bu konuda yeterli hassasiyetin görülemediği, eylem tarihinden çok sonra geriye dönük tespitlerin yapılmaya çalışıldığı, bunun da mağdurla yapılan kısa görüşmelerle ortaya çıkarılmaya çalışıldığı ve bu durumun doğru sonuçlara ulaşılmayı güçleştirdiği görülmektedir. Bu yöntemde adaletin gecikmesi bir yana, mağdur veya sanık aleyhine sonuçlar çıkabildiğini ifade etmek isteriz.
Kanun koyucu, reşit olmayan kişi ile cinsel ilişkide bulunmayı bağımsız bir suç tipi olarak tanımlamıştır. 104. maddenin ilk fıkrasında tanımlanan suçun basit halinin takibi, yani soruşturulup kovuşturulması mağdurun şikayetine bağlıdır.
104. madde metni, esas itibariyle 15 yaşını bitiren çocukla rızası dahilinde cinsel ilişkiye girme suçunu düzenlediği halde, madenin başlığının “reşit olmayanla cinsel ilişki” olduğu görülmektedir.
104. maddenin 2.ve 3. fıkralarında, suça konu eylem tarihinde 15 yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişki suçunun nitelikli halinin düzenlendiği, cezaların ilk fıkraya göre daha ağır olduğu, birinci fıkrada tanımlanan suçun yargılaması asliye ceza mahkemesinde, ikinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçun yargılaması ise ağır ceza mahkemesinde görülecektir. 15 yaşını bitirmiş çocukla rızası dahilinde cinsel ilişki kurulması ve bu eylemin tipinin TCK m.104/1’e uyması halinde, suçun takibinin, yani soruşturulup kovuşturulmasının şikayete bağlı tutulduğu anlaşılmakla, cinsel dokunulmazlık hakkının şahsa sıkı sıkıya bağlı hakkı olması sebebiyle şikayet hakkının öncelikle çocuğa ait olacağı tartışmasızdır.
Ancak burada geçen şikayet hakkı, mağdur çocuğun kanuni temsilcisi, yani velisi (anne ve/veya babası) veya vasisi tarafından da kullanılabilir (TMK m.339 ve 342). Şikayet hakkının, mağdur çocuk ve kanuni temsilci tarafından birlikte veya bağımsız olarak kullanılabilmesi de mümkündür.
104. maddede; şikayet hakkının kullanılması, şikayetten feragat ve vazgeçme konusunda özel bir hüküm olmadığına göre çocuğun rızası ile cinsel ilişki suçunda “soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar” başlıklı Türk Ceza Kanunu m.73 ve ilgili diğer hükümler uygulama alanı bulacaktır. Belirtmeliyiz ki, 104. maddenin başlığı ve gerekçesi ile madde metni arasında önemli bir fark vardır.
Maddenin başlığı ve gerekçesinde, reşit olamayan kişi ile rızası dahilinde cinsel ilişkiye girme fiili takibi şikayete bağlı bir suç olarak tanımlanmış ve reşit olan kişi ile rızası dahilinde cinsel ilişkiye girilmesinin suç oluşturmayacağı ortaya koyulmuştur.
Madde metninde ise; cebir, tehdit ve hile olmaksızın 15 yaşını bitiren çocukla rızası dahilinde cinsel ilişkide bulunmanın takibi şikayete bağlı bir suç sayılacağı ifade edilmiştir.
Madde başlığı ve hüküm gerekçesinde “reşit olmayan” kavramına yer verildiği halde, madde metninde, “15 yaşını bitirmiş olan çocuk” ibaresinin kullanıldığı görülmektedir.
Kanaatimizce; şikayet hakkı ve cinsel dokunulmazlık hakkı, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olmakla birlikte, kanuni temsilcinin Türk Medeni Kanunu hükümleri gereğince çocuk üzerinde sahip olduğu koruma, gözetme ve üçüncü kişilere karşı çocuğu temsil etme hakkı dikkate alınarak, “Çocukların cinsel istismarı” başlıklı TCK m.104/1’de öngörülene benzer şekilde şikayet hakkının mağdurun yanında velisine veya vasisine tanınması gerekir. Bu nedenle; veli veya vasi de mağdur çocuktan bağımsız olarak şikayet hakkını kullanabilir.
Mağdur çocuk ölmüş, bir şekilde şikayet hakkını kullanamaz hale gelmiş veya şikayetten imtina etmekte ise, bu durum veli veya vasinin şikayet hakkını kullanmasını engellemeyecektir.
Şikayet hakkının veli veya vasi tarafından kullanılması, Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukukunu da kapsamına alacak şekildedir. Dolayısıyla; şikayet, şikayetten feragat veya vazgeçme yalnızca mağdur çocuğun iradesine bağlı tutulamaz.
Suçun işlendiği çocuk olan mağdur, daha sonra erginliğini elde etmişse, elbette bu durumda şikayete ve ona bağlı haklar sadece mağdura ait olacaktır. Çünkü kanuni temsilcilik, 18 yaşının tamamlanması ile fonksiyonunu yitirir.
Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın
Tarih:2007 Esas No:2007/8373 E Karar No:2008/6399 K
İlgili Kavramlar:ZORUNLU MÜDAFİİLİK-TEMYİZ SÜRESİ
Zimmet suçundan sanık Nezihat Orhan ( İnce ) nin yapılan yargılanması sonunda;atılı suçtan mahkumiyetine dair Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen … gün ve … sayılı karara karşı sanığın temyiz talebinin yasal süreden sonra yapıldıından bahisle reddine dair ..gün ve .. sayılı ek kararının süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığınca tebliğname ile daireye gönderilmekle yapılan incelemede :
14.12.2005 tarihinde N.O. (İ) nin
yokluğunda verilen mahkumiyetine dair hükmün zorunlu müdafii tarafından temyiz edilmediği, ancak hüküm verilmekle zorunlu müdafiin görevinin sona erdiği ve gıyabında verilen hükmün sanığa tebliğ edilmediği nazara alındığında,sanığın ıttıla üzerine yaptığı temyiz başvurusunun süresinde sayılması gerektiği
…gözetilmeden, yasal sürede yapılmadığı gerekçesiyle verilen, temyiz başvurusunun reddine dair ek karar usul ve yasaya aykırı bulunduğundan ret kararının kaldırılmasına; sanığın vaki temyizinin .. tarihli hükme yönelik ve süresinde olduğunun kabulüne karar verilmekle gereği düşünüldü :
Bozmayı gerektirmiş ve sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1 maddesi de gözetilerek CMUK nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.6.2008 tarihinde oybirliği iye karar verildi.
Veri Sorumlusu Kimdir ?Veri sorumlusu, kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder. Tüzel kişiler, kişisel verileri işleme konusunda gerçekleştirdiği faaliyetler kapsamında bizatihi kendileri “veri sorumlusu” olup, ilgili düzenlemelerde belirtilen hukuki sorumluluk tüzel kişinin şahsında doğacaktır. Bu konuda kamu hukuku tüzel kişileri ve özel hukuk tüzel kişileri bakımından bir farklılık gözetilmemektedir.Kanuna göre veri sorumlusu kişisel verilerin işlenme amacını ve yöntemini belirleyen kişidir. Yani işleme faaliyetinin “neden” ve “nasıl” yapılacağı sorularının cevabını verecek kişidir. Veri Sorumlusunun Yükümlülükleri1)Aydınlatma YükümlülüğüKanun, kişisel verileri işlenen ilgili kişilere bu verilerinin kim tarafından, hangi amaçlarla ve hukuki sebeplerle işlenebileceği, kimlere hangi amaçlarla aktarılabileceği hususunda bilgi edinme hakkı tanımakta ve bu hususları, veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğü kapsamında ele almaktadır. Buna göre veri sorumlusu, Kanunun 10. maddesi çerçevesinde kişisel verilerin elde edilmesi sırasında bizzat veya yetkilendirdiği kişi aracılığıyla aşağıdaki bilgileri ilgili kişiye sağlamakla yükümlüdür:Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği,Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,Kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği,Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi,11. maddede sayılan diğer hakları.Veri işleme faaliyetinin ilgili kişinin açık rızasına bağlı olduğu veya faaliyetin Kanundaki diğer bir şart kapsamında yürütüldüğü durumlarda da veri sorumlusunun ilgili kişiyi bilgilendirme yükümlülüğü devam etmektedir. Yani, ilgili kişi, kişisel verisinin işlendiği her durumda aydınlatılmalıdır. 2)Veri Güvenliğine İlişkin YükümlülüklerKanunun veri güvenliğine ilişkin 12. maddesine göre veri sorumlusu;Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek,Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek,Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak ile yükümlüdür.Veri sorumlusu bu yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır. Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri belirlemek amacıyla düzenleyici işlem yapmak ise Kurulun yetki ve görevleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, Kurul tarafından belirlenecek asgari kriterler esas alınmak üzere sektör bazında işlenen kişisel verilerin niteliğine göre ilave tedbirlerin alınması da söz konusu olabilecektir.Veri sorumlusu, kişisel verilerin kendi adına başka bir gerçek veya tüzel kişi tarafından işlenmesi hâlinde, gerekli tedbirlerin alınması hususunda bu kişilerle birlikte müştereken sorumludur. Dolayısıyla veri işleyenler de veri güvenliğinin sağlanması için tedbir alma yükümlülüğü altındadır. Buna göre, örneğin veri sorumlusunun şirketine ilişkin kayıtlar bir muhasebe şirketi tarafından tutuluyorsa, verilerin işlenmesine ilişkin birinci fıkrada belirtilen tedbirlerin alınması hususunda veri sorumlusu muhasebe şirketiyle birlikte müştereken sorumlu olacaktır.Kanunda, veri güvenliğine ilişkin olarak ayrıca veri sorumlusuna denetim yükümlülüğü getirilmiştir. Veri sorumlusu, kendi kurum veya kuruluşunda, Kanun hükümlerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla gerekli denetimleri yapmak veya yaptırmak zorundadır. Dolayısıyla, veri sorumlusu bu denetimi kendisi gerçekleştirebileceği gibi, bir üçüncü kişi vasıtasıyla da gerçekleştirebilir.Öte yandangaziantep avuka, veri sorumluları ile veri işleyen kişiler, öğrendikleri kişisel verileri bu Kanun hükümlerine aykırı olarak başkasına açıklayamaz ve işleme amacı dışında kullanamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.Son olarak, işlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hâlinde, veri sorumlusu bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kurula bildirir. Kurul, gerekmesi hâlinde bu durumu, kendi internet sitesinde ya da uygun göreceği başka bir yöntemle ilan edebilir.Veri güvenliğine ilişkin alınacak önlemlerin her bir veri sorumlusunun yapısına, faaliyetlerine ve tabi olduğu risklere uygun olması gerekmektedir. Bu nedenle, veri güvenliğine ilişkin tek bir model öngörülememektedir. Uygun önlemlerin belirlenmesinde şirketin büyüklüğü veya cirosunun yanı sıra veri sorumlusunun yaptığı işin ve korunan kişisel verinin niteliği de önemlidir. 3)Veri Sorumluları Siciline Kayıt Yükümlülüğüa)Veri Sorumluları Sicili Nedir?Veri Sorumluları Sicili (VERBİS), veri sorumlularının kayıt olmak zorunda oldukları ve veri işleme faaliyetleri ile ilgili bilgileri beyan ettikleri bir kayıt sistemidir. Veri sorumlularının, Kurulun gözetiminde Başkanlık tarafından tutulmakta olan Veri Sorumluları Siciline kaydolmaları zorunludur. Dolayısıyla veri sorumlularının kimler olduğunun kamuya açıklanması ve bu yöntemle kişisel verilerin korunması hakkının daha etkin şekilde kullanılması hedeflenmektedir.Sicile ilişkin usul ve esaslar ise Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmelikte belirlenmiştir. b)Veri Sorumluluğu Siciline Kayıt İstisnalarıKural olarak, tüm veri sorumlularının Veri Sorumluları Siciline kaydolmaları gerekmektedir. Söz konusu kayıt işleminin, veri işleme faaliyetlerine başlamadan önce tamamlanması gerekir.Bununla birlikte, Kanunun 28. maddesinin 2. fıkrasında sayılan hallerde, Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğünü düzenleyen 16. madde hükümleri uygulanmayacaktır.Ayrıca, Kanunda Kurula, sicile kayıt zorunluluğuna istisna getirme yetkisi verilmiştir. Söz konusu istisnanın uygulanmasında; işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin Kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmaktadır.Sicile kayıt olma konusundaki yükümlülük; kişisel verilerin işlenmesi faaliyetleri bakımından açıklık sağlanması ve veri sorumlarının mevzuata uyumlu hareket etmeleri konusunda daha güvenli bir ortam oluşturulması amacını taşımaktadır. c)Veri Sorumluları Siciline Kayıt Bildiriminin KapsamıVeri Sorumluları Siciline kayıt olmak için başvuru, aşağıdaki bilgileri içeren bir bildirim ile yapılacaktır. Söz konusu bilgiler şunlardır:Veri sorumlusu ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgileri,Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,Veri konusu kişi grubu ve grupları ile bu kişilere ait veri kategorileri hakkındaki açıklamalar,Kişisel verilerin aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları,Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler,Kişisel veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirler,Kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süre.Yukarıda listelenen bilgilerde herhangi bir değişiklik olması halinde, söz konusu değişikliklerin derhal Kuruma bildirilmesi gerekmektedir. Böylelikle, Sicilin güncelliğinin sağlanması hedeflenmiştir. 4)İlgili Kişiler Tarafından Yapılan Başvuruların Cevaplanması YükümlülüğüVeri sorumluları, ilgili kişiler tarafından yazılı olarak veya Kurulun belirleyeceği diğer yöntemlerle kendisine iletilen Kanunun uygulanmasıyla ilgili talepleri, niteliklerine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırmalıdır. Ancak, işlemin ayrıca bir maliyet gerektirmesi hâlinde, veri sorumlusu, Kurulca belirlenen tarifedeki ücretleri başvuruda bulunan ilgili kişiden isteyebilir.Kurulca belirlenen tarifeye Veri Sorumlularına Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğde yer verilmiştir.Veri sorumlusu, talebi kabul eder veya gerekçesini açıklayarak reddeder ise bu cevabını ilgili kişiye yazılı olarak veya elektronik ortamda bildirir. Başvuruda yer alan talebin kabul edilmesi hâlinde veri sorumlusu tarafından bu talebin gereği yerine getirilir. Başvurunun veri sorumlusunun hatasından kaynaklanması hâlinde ise alınan ücret ilgiliye iade edilir.Başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde başvuruya cevap verilmemesi hâllerinde; ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her hâlde başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunabilir. 5)Kurul Kararlarının Yerine Getirilmesi YükümlülüğüKurul, şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen görev alanına giren konularda yapacağı inceleme sonucunda bir ihlalin varlığını tespit ederse, hukuka aykırılıkların veri sorumlusu tarafından giderilmesine karar vererek, kararı ilgililere tebliğ eder. Veri sorumlusu, bu kararı, tebliğ tarihinden itibaren gecikmeksizin ve en geç otuz gün içinde yerine getirmek zorundadır.
Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirilip, Bundan da Yarar SağlanmasıÖzet : Oyun sitesinden suç tarihinde katılanın kullanıcı adı ve şifresi ile oyuna giriş yapılıp yapılmadığının sorularak, çalındığı iddia edilen oyun karakterine ait sanal eşyaların suç tarihinden itibaren … ve/veya kimin kullanımında olduğunun ve olaydan önce katılana mesaj gönderen kişinin kim olduğunun araştırılarak * Verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilip, bundan da yarar sağlanmasının; ekonomik değer taşısa dahi veriyi taşınır mal haline getirmeyeceği, bu itibarla; suçun sübutu halinde eylemin, 5237 sayılı TCK’nın 244/4. maddesindeki suçu oluşturacağı Yargıtay13. Ceza Dairesi Esas : 2016/2155Karar : 2017/10403Karar Tarihi : 10.10.2017 “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : HırsızlıkHÜKÜM : Mahkumiyet Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:1-Katılanın 23.10.2011 tarihinde … isimli oyunu oynarken bilgi ve rızası dışında e-posta adresine girilerek şifresinin ve e-posta adresinin değiştirildiğini ve oyun karakterlerinin çalındığını, karakterlerini çalan şahsın olaydan 10 dakika önce kendisine mesaj gönderdiğini, oyun içi iletişim sayesinde çalınan oyun karakterlerini … isimli şahsın satın aldığını beyan ettiği; dosya kapsamına göre olay günü sanığın babası adına kayıtlı ve fakat sanık tarafından kullanılan IP adresi üzerinden katılanın e-posta adresine erişimin sağlandığı sabit ise de sanığın savunmasında, katılana ait e-posta adresini … isimli oyunun hilelerinin ve kullanılmayan karakterlerinin paylaşıldığı forum sitesi olan www.onlinehile.org isimli sitede gördüğünü ve sitede bulunan şifre ile giriş yaptığını, oyun karakterlerinin ise sitede bulunmadığını ve suçlamayı kabul etmediğini söylediği; 03.01.2014 tarihli bilirkişi raporunda bilgisayara format atıldığından e-posta adresinin çalınması dışında oyun karakterlerinin çalındığının net olarak tespit edilemediğinin belirtildiğinin anlaşılması karşısında; savunmada belirtilen hususlar da araştırılarak, oyun sitesinden suç tarihinde katılanın kullanıcı adı ve şifresi ile oyuna giriş yapılıp yapılmadığının sorularak, çalındığı iddia edilen oyun karakterine ait sanal eşyaların suç tarihinden itibaren … ve/veya kimin kullanımında olduğunun ve olaydan önce katılana mesaj gönderen kişinin kim olduğunun araştırılarak, yine talimat mahkemesinde beyanı alındığı sırada katılan tarafından dosyaya ibraz edilen CD içeriği ile tüm deliller birlikte değerlendirilip, gerektiğinde bilişim suçlarından anlayan tercihen bilgisayar mühendisi bir bilirkişiden rapor da alınmak suretiyle, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi ile sonucuna göre tüm deliller çerçevesinde sanığın hukuksal durumunun tayini gerekirken, bu konularda kovuşturma genişletilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi,2-Kabule göre de;a-Verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilip, bundan da yarar sağlanmasının; ekonomik değer taşısa dahi veriyi taşınır mal haline getirmeyeceği, bu itibarla; suçun sübutu halinde eylemin, 5237 sayılı TCK’nın 244/4. maddesindeki suçu oluşturacağı gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,b-Eylemin sübutu halinde tek suç oluşturacağı gözetilmeksizin, sanığın TCK’nın 142/2-e maddesi gereğince mahkumiyetine karar verilmesinin ardından, aynı yasanın 243. ve 244. maddeleri gereğince Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi,c-Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 günlü, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kısmi iptal kararı uyarınca, 5237 sayılı TCK 53. madde 1. fıkra b bendinde düzenlenen “seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına” hükmünün iptal edilmesi nedeniyle uygulanamayacağının gözetilmesi zorunluluğu,Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısı ile sanık …’nın temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 10.10.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.