Etiket: ağır ceza avukatı

  • UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMA VE ETKİN PİŞMANLIK

    UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMA VE ETKİN PİŞMANLIK

    ÖZET : Ev ve müştemilat konusunda arama kararı bulunmadığı aşamada sanığın şüphe üzerine kapıya gelen kolluk görevlilerine evde bulunan uyuşturucu maddeyi teslim ederek suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım etmesi sebebiyle TCK’nın 192/3. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi yasaya aykırıdır.

    Yargıtay10. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/976Karar : 2020/18Karar Tarihi: 08.01.2020
    Mahkeme : ADIYAMAN 1. Ağır Ceza Mahkemesi Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma Hüküm : Mahkûmiyet
    Dosya incelendi.
    GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
    Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenin dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
    Ev ve müştemilat konusunda arama kararı bulunmadığı aşamada sanığın şüphe üzerine kapıya gelen kolluk görevlilerine evde bulunan uyuşturucu maddeyi teslim ederek suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım etmesi sebebiyle TCK’nın 192/3. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi;
    Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 08/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMA

    UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMA

    T.C.YARGITAYCEZA GENEL KURULU

    Esas: 2017/25Karar: 2018/30Tarih: 24.01.2018
    ✦ UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMA
    5271 – CEZA MUHAKEMESİ KANUNU / 308 
    Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan açılan kamu davasında, yapılan yargılama sonucu sanığın mahkûmiyetine ilişkin Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14.01.2016 gün ve 338-7 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesince 03.10.2016 gün, 1304-2721 sayı ve oyçokluğuyla temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.11.2016 gün ve 48253 sayı ile itiraz kanun yoluna müracaat edilmiştir.
    CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Daire tarafından 27.12.2016 gün, 3444-4301 sayı ve oyçokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmişse de, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 19.01.2018 tarih ve 48253 sayı ile itirazın geri alınması talebinde bulunulmuştur.
    Ceza Genel Kurulunca 01.10.2013 gün ve 314-394 sayı ile 315-395 sayılı kararlarda oybirliğiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının karar verilinceye kadar itirazını geri almasının mümkün olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
    Bu itibarla, itirazın geri alınması nedeniyle dosyanın mahalline gönderilmek üzere İNCELENMEKSİZİN YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA İADESİNE, 24.01.2018 tarihinde karar verildi.

  • UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ VE ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ

    UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ VE ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ

    Özet : Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;  Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 31.03.2011 olarak gösterilmesi gerekirken “2010” şeklinde eksik ve hatalı olarak yazılması,  Sanığın 31.03.2011 tarihinde …’de ele geçirilen 100 adet extacy ile ilgisi bulunduğuna dair, içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek soyut iletişimin tespit tutanakları dışında delil bulunmaması karşısında, sanığın 31.03.2011 tarihli eylemi işlediğine ilişkin; her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığı ve bu eylemden sorumlu tutulamayacağının gözetilmemesi, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, karar verilmiştir.

     T.C.Yargıtay

    20. Ceza Dairesi

    Esas : 2015/13297 Karar : 2017/4866 Karar Tarihi : 03.10.2017
    “İçtihat Metni”Mahkeme : Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250 ile görevli)Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapmaHüküm : Mahkûmiyet
    GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
    1-) Sanıklar … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç tipi ile eleştiri ve aşağıda belirtilen dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1-) Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 29.11.2010 olarak gösterilmesi gerekirken “2010” şeklinde eksik ve hatalı olarak yazılması,

    2-) Sanık hakkında TCK’nın 53. maddesi uygulanırken Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, CMUK’nın 321. maddesi gereğince hükümlerin BOZULMASINA; ancak bu aykırılıkların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca giderilmesi mümkün bulunduğundan;

    Kaçakçılık Eroin Kokain Uyuşturucu Metanfetamin Captagon Operasyon Narkotik Kaçak İçki Sahte İçki Sigara Kaçakçılık Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - Avukatı

    1-) Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 29/11/2010 olarak gösterilerek “2010” şeklinde eksik ve hatalı olarak yazılan kısmın çıkarılması,

    2-) Sanık hakkında TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine “Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı gözetilerek sanık hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına” ibaresi yazılmak suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

    2-) Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

    a-) Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 31.03.2011 olarak gösterilmesi gerekirken “2010” şeklinde eksik ve hatalı olarak yazılması,

    b-) Sanığın 31.03.2011 tarihinde …’de ele geçirilen 100 adet extacy ile ilgisi bulunduğuna dair, içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek soyut iletişimin tespit tutanakları dışında delil bulunmaması karşısında, sanığın 31.03.2011 tarihli eylemi işlediğine ilişkin; her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığı ve bu eylemden sorumlu tutulamayacağının gözetilmemesi,Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,

    3-) Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;Hükümden sonra UYAP sistemi üzerinden alınarak dosyasına konulan nüfus kayıt örneğinde, sanığın 07/05/2015 tarihinde öldüğünün belirlenmesi karşısında; sanığın ölüp ölmediği araştırılarak, ölmüş olduğunun tespiti halinde hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, 03.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu kou hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu Beraat Kararı

    Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu Beraat Kararı

    YARGITAYCEZA GENEL KURULU

    Esas : 2011/10-159Karar : 2011/202Karar Tarihi : 4.10.2011
    • UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ SUÇU ( Geçmişte Aynı Suçtan Sabıkası Olan Sanığın Bu Suçu da İşlediği Şeklindeki Dosya İçeriğindeki Kanıtlarla Desteklenmeyen Değerlendirmenin Suçsuzluk Karinesine Aykırı Olduğu – Gerçekleşme Şekli Kuşkulu ve Tam Olarak Aydınlatılamamış Olay ve İddialar Sanığın Aleyhine Yorumlanarak Mahkûmiyet Hükmü Kurulamayacağı )• MASUMİYET KARİNESİ ( Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu – Geçmişte Aynı Suçtan Sabıkası Olan Sanığın Bu Suçu da İşlediği Şeklindeki Dosya İçeriğindeki Kanıtlarla Desteklenmeyen Değerlendirmenin Suçsuzluk Karinesine Aykırı Olduğu )• ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ ( Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu – Gerçekleşme Şekli Kuşkulu ve Tam Olarak Aydınlatılamamış Olay ve İddialar Sanığın Aleyhine Yorumlanarak Mahkûmiyet Hükmü Kurulamayacağı )• KESİN VE İNANDIRICI DELİL ( Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu – Geçmişte Aynı Suçtan Sabıkası Olan Sanığın Bu Suçu da İşlediği Şeklindeki Dosya İçeriğindeki Kanıtlarla Desteklenmeyen Değerlendirmenin Suçsuzluk Karinesine Aykırı Olduğu )5237/m.188/3
    ÖZET : Uyuşmazlık, sanığın üzerine atılı suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna dair kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Sanığın üzerinde herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı madde bulunmadığı, üzerine atılı suçu işlediği hususu her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamamıştır. Geçmişte uyuşturucu madde ticareti suçundan sabıkası olan sanığın bu suçu da işlediği şeklindeki dosya içeriğindeki kanıtlarla desteklenmeyen değerlendirme, suçsuzluk karinesine de aykırıdır. Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması yerinde değildir.
    DAVA : Sanıklar M. Ç. ve H. S. Y.’ın uyuşturucu madde ticareti suçundan, 5237 Sayılı T.C.K.nın 188/3, 62/1, 52/2, 53/1, 54 ve 63 üncü maddeleri uyarınca 4’er yıl 2’şer ay hapis ve 80’er Lira adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, zoralıma, mahsuba, hak yoksunluğuna ve tutukluluk hallerinin devamına, anılan Kanunun 58 inci maddesi uyarınca sanık H. S. Y.’ın cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazından sonra hakkında denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına ilişkin, Fethiye Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.5.2008 gün ve 5-77 Sayılı hükmün sanıklar ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 13.3.2009 gün ve 18107-4185 sayı ile;
    “… Sanık H. S. Y. hakkındaki hükmün;
    Kendisinde uyuşturucu madde ele geçirilemeyen, hiç bir aşamada suçu kabul etmeyen ve diğer sanık M. Ç.’ın sonradan döndüğü soyut beyanı dışında üzerine atılı suçu işlediğine dair savunmasının aksine her türlü kuşkudan uzak, inandırıcı ve kesin kanıt bulunamayan sanığın beraatı yerine yazılı gerekçeyle mahkûmiyetine karar verilmesi…”,
    İsabetsizliğinden BOZULMASINA ve sanığın tahliyesine karar verilmiş, direnmeye konu olmayan sanık M. Ç. hakkındaki hüküm ise, hak yoksunlukları ve adli para cezası yönünden düzeltilerek onanmıştır.
    Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi ise 3.7.2009 gün ve 94-135 sayı ile;
    “… Hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşen hükümlü M. Ç.’ın torbacı tabir edilen satıcılardan olduğu, uyuşturucu madde niteliğinde bulunan esrarı satacağı duyumunun alınmasını müteakip önce haber elemanı olarak belirtilen G. isimli şahısla, daha sonra bizzat tanık olarak dinlenen tutanak mümzii R. O.’ın beyanından da anlaşılacağı üzere sanıkla telefonda ve yüz yüze görüşmek suretiyle uyuşturucu madde satışı konusunda anlaştıkları, bu doğrultuda sanık M. Ç.’ın satışa konu uyuşturucu maddeyi temin etmek üzere daha önceden inşaatlarda çalıştığı için tanıdığı, açık kimlik bilgilerini ve telefon numarasını bildiği, dosya arasına getirtilen telefon görüşme kayıtlarından da anlaşılacağı üzere Ö. F. Y. adına kayıtlı telefonla sanık H. S. Y. isimli şahısla telefonla görüşerek uyuşturucu maddeyi almak amacıyla Kemer Beldesi Beş Kavak Mevkiine gittiği, bilahare bu sanıktan aldığı esrar maddesini polisle yapılan anlaşma gereği Fethiye İlçe Merkezinde bulunan Y… Cafe yanındaki teslimat yerinde daha önce seri numaraları alınan parayı alıp esrarı poşet içerisine teslim ettiği sırada yakalandığı, bu suretle her iki sanığın birlikte hareket ederek ticaret amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak ve ticareti suçunu işledikleri vicdani kanaatine varılmıştır.
    Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13.3.2009 tarih ve 18107-4185 Sayılı kararıyla sanık H. S. Y. hakkında mahkememizce uyuşturucu madde ticareti suçundan verilen hüküm, ‘kendisinde uyuşturucu madde ele geçmeyen ve hiçbir aşamada suçu kabul etmeyen, diğer sanık M. Ç.’ın sonradan döndüğü soyut beyanı dışında atılı suçu işlediğine dair savunmasının aksine her türlü kuşkudan uzak inandırıcı ve kesin kanıt bulunmayan sanığın beraatı yerine mahkûmiyet kararı verilmesi’ gerekçesiyle bozulmuş ise de soruşturma aşamasında düzenlenen telefon görüşme tutanağıyla aynı tarihli araştırma tutanağı, teslimat sırasında yakalanan M. Ç.’ın ilk beyanında suça konu uyuşturucuyu, daha önce hiç görmediğini, bu sebeple tanımadığını söylediği H. isimli şahıstan aldığını söyleyip diğer sanık H.’le ilgili olarak kimliği ve adresine dair açıklayıcı bir beyanda bulunmadığı, özellikle soruşturma aşamasında tanzim edilen diğer sanık H. isimli şahsın yakalanması ve açık kimlik bilgilerinin tespitine dair araştırma tutanağı içeriği, kovuşturma aşamasında dinlenen ve sanık M. Ç.la telefonla ve iki üç defa yüz yüze uyuşturucu madde temini konusunda görüşüp pazarlık yapan tanık R. O.’ın, bu sanıkla görüştükleri sırada sanık Mehmet’in diğer sanık H.le yanında uyuşturucu madde teminine dair olarak görüştüklerine ve sanık H. S. Y.’ın uyuşturucu madde bulundurduğuna dair tespitleri bulunduğuna dair beyanı, sanık M. Ç.’ın teslimat tarihinde Kemer Beldesi Beş Kavak Mevkiinde bulunduğu sırada motorunun bozulması sebebiyle diğer sanık H. S.’la telefonla görüştüğüne dair dosya kapsamına ve oluşa uygun olmayan ve diğer sanıktan uyuşturucu madde temin etmek için Beş Kavak Mevkiine gidip burada telefonla görüşerek uyuşturucu maddeyi teslim aldığı hususunu doğrulayan dolaylı beyanı, uyuşturucu madde ticareti suçunu işlemediğini, sadece uyuşturucu kullandığını söyleyen H. S. Y.’ın daha az ceza almaya yönelik olduğu düşünülen kaçamak savunması, uyuşturucu madde ticareti suçu sebebiyle kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan ve bu sebeple mükerrir sayılmasına yol açar nitelikte hapis cezasına mahkûm edilen sanığın sabıkalı kişiliği, ayrıca mahkememizce bozmaya konu kararın gerekçesinde belirtildiği üzere, sanıklardan M. Ç.’ın sübuta eren uyuşturucu madde ticareti suçuna dair verilen cezası sebebiyle etkin pişmanlık hükümlerinin bulunmaması sebebiyle sanık hakkında verilen cezada 5237 Sayılı T.C.K.nun 192/3 üncü maddesi gereğince indirim yapılmadığına dair gerekçeyle sanık H. S. Y. hakkında diğer sanık M. Ç.’ın soruşturma aşamasında alınan ve sanık H.’in adres ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik olarak herhangi bir anlam ifade etmeyen ve daha önceden hiç görmediğini ve tanımadığını söylediği H. isimli kişiden uyuşturucu madde aldığına dair beyanına dayalı olmaksızın bizzat soruşturma aşamasında bu sanıkla görüşme esnasında telefonla uyuşturucu madde temin ettiği sırada görüştüklerine şahit olunan diğer sanık H. S. Y.’ın kimlik bilgilerine, sanık M. Ç.’ın yakalanmasını müteakip incelenen telefon kayıtlarından gidilerek yapılan araştırma neticesi davanın açılmış olması nedenleriyle sanık H. S. Y.’ın isnat edilen satmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak ve bu amaçla diğer sanık M. Ç.’a teslim etmek sureti ile bu suçu işlediği” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
    Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istemli, 13.6.2011 gün ve 22311 Sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
    KARAR : Direnme hükmünün kapsamına göre inceleme, sanık H. S. Y. hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Sanık H. S. Y.’ın uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkûmiyetine karar verilen olayda, Özel Daireyle yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya içeriğine göre;
    Fethiye İlçe Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince haber elemanları aracılığıyla yapılan istihbari çalışmalar sonucunda hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen ve incelemeye konu olmayan M. Ç.’ın uyuşturucu madde ticareti yaptığı bilgisinin alınması üzerine bu şahısla bağlantıya geçildiği, adı geçen şahsın görevli polis memuruna uyuşturucu satarken suçüstü yakalandığı, soruşturma aşamasındaki anlatımında, söz konusu maddeyi açık kimliğini bilmediği H. isimli şahıstan aldığını belirttiği, telefon görüşme kayıtlarındaki isimlerden yola çıkılarak, uyuşturucu madde ticareti suçundan sabıkalı olduğu soruşturmayı yürüten kolluk görevlileri tarafından bilinen H. S. Y.’ın arandığı, adresinde bulunamaması sebebiyle hakkında yakalama kararı verildiği ve uyuşturucu madde ticareti suçundan kamu davası açıldığı, yargılama aşamasında yakalanarak ifadesinin alındığı,
    20.10.2007 tarihli olay yakalama, üst arama ve muhafaza altına alma tutanağının;
    “Kaçakçılık ve Organize Suçlar Grup Amirliği görevlilerinin almış oldukları bir bilgide ilçemizde ikamet eden, inşaatlarda çalışan, 0539… numaralı telefonu kullanan ve isminin Muğla İli, Fethiye İlçesi, Çatak Köyü nüfusuna kayıtlı S. ve U. oğlu Fethiye 1979 doğumlu M. Ç. olduğu tespit edilen şahsın, ilçemizde piyasaya uyuşturucu esrar sattığının tespit edilmesi üzerine kişi ile alıcı kılığındaki görevlimiz arasında irtibat kurulmuş, 15.10.2007 günü yapılan ilk görüşmede fiyat konusunda anlaşma sağlanamamış, 20.10.2007 günü öğleden sonra şahısla alıcı kılığındaki görevlimizde bulunan 0538… numaralı telefonla yapılan görüşme neticesi, saat 19.30 sıralarında Fethiye Merkez Akdeniz Caddesi üzerinde Y… Cafenin yanında buluşma sağlanmış, M. Ç. isimli şahsın görevlinin bulunduğu otoya elinde poşetle gelmesiyle önceden seri numaraları alınmış olan 250 Lira kendisine verilmiş, bu esnada etrafta tertibat alan görevliler oto içerisindeki şahsı, elinde bulunan suç unsuru esrar maddesiyle birlikte zor kullanarak yasal hakları izah edilerek yakalamıştır. Şahsın etkisiz hale getirilmesinden sonra yapılan üst aramasında uyuşturucu madde temini için kendisiyle görüşüldüğü sırada önceden seri numaraları alınan 250 Lira cebinden çıkartılarak alınmış; uyuşturucu maddenin tartımında daralı ağırlığının 200 gram olduğu tespit edilmiştir” şeklinde olduğu,
    Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuarları Ekspertiz Raporunda;
    “Suça konu tohumlu, yeşil renkli bitki kırıntılarının, uyuşturucu niteliğe sahip esrar aktif maddelerinden tetrahydrocannabinol ihtiva eden kenevir bitki kırıntıları olduğu, net ağırlığı 78 gram olan söz konusu kenevir bitki kırıntılarından 27,3 gram toz esrar elde edilebileceğinin” belirtildiği,
    Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından mahkeme kararıyla alınan iletişimin tespiti tutanağına göre M. Ç.’ın; 1.10.2007 ila 22.10.2007 tarihleri arasında sanık H. S. Y.’ın ağabeyi olan ve duruşmada tanık sıfatıyla dinlenen Ö. F. Y. adına kayıtlı telefon ile 58; Fethiye İlçe Emniyet Müdürlüğü haber elemanı olduğu belirtilen G. G. adına kayıtlı telefon ile de 9 kez görüşme yaptığı,
    Hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen ve incelemeye konu olmayan M. Ç.’ın, kolluk, Cumhuriyet savcılığı ve sorguda; üzerinde yakalanan uyuşturucu maddeyi önceden tanımadığı ve açık kimliğini bilmediği H. isimli bir kişiden aldığını belirttiği, sanık H. S. Y.’ın da hazır bulunduğu duruşmada ise söz konusu uyuşturucuyu H. S. Y.’dan değil G. isimli bir kişiden aldığını savunduğu,
    Sanık H. S. Y.’ın atılı suçlamayı kabul etmediği,
    Sanık M. Ç.’ın ifadesinde adı geçen G. G. isimli kişinin, Fethiye İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı haber elemanı olduğu ve tanık sıfatıyla beyanda bulunmak istemediğine dair tutanak düzenlendiği,
    Tanık Ö. F. Y.’ın; kardeşi H. S. Y.’la birlikte inşaat işleri yaptığını, M. Ç.’ın da yanında çalıştığını, ihtiyaç halinde bazen kardeşinin yanında çalıştığını, M. Ç.’ın inşaatta kaldığını, sabah kalkması için bazen kendisinin, bazen de kardeşinin aradığını, bu şekilde günde beş altı defa görüştüklerini beyan ettiği;
    Anlaşılmaktadır.
    Amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latince,”in dubio pro reo” olarak ifade edilen “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna dair kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanacağı gibi, dava koşulları bakımından da geçerlidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılıp diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan olası kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan maddi gerçeğe ulaşmada varsayıma dayalı olarak hüküm kurmak anlamına gelir ki, bu durum da yukarda belirtilen ilkeye açık bir aykırılık oluşturur. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Uygulamada adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır.
    Vicdani kanıt sisteminin geçerli bulunduğu ceza yargılaması hukukumuzda hakimin hükmünü dayandırdığı delillerin gerçekçi, akılcı, olayı tüm ayrıntısıyla yansıtıcı, kanıtlamaya yararlı ve hukuka uygun olarak elde edilmiş olması gerekir. Sanık aleyhine vicdani kanı, yargılama konusu olayla ilgili olmayan bilgilerden oluşmamalı, sanığın önceki sabıkasını da hükme dayanak yapılmamalıdır.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Hakkındaki mahkûmiyet hükmü temyiz incelemesi sonucu kesinleşmiş olan M. Ç.; kolluk, Cumhuriyet savcılığı ve sorguda üzerinde yakalanan uyuşturucu maddeyi açık kimlik bilgilerini bilmediği, daha önceden hiç görmediği ve tanımadığı H. isimli şahıstan aldığını belirtmiş, sanık H. S. Y.’ın da hazır bulunduğu duruşmalarda ise söz konusu uyuşturucuyu huzurda bulunan H. S. Y.’dan değil, G. isimli bir şahıstan aldığını, H. S. Y.’la aynı inşaatlarda çalıştığını, kendisini tanığını ve telefonla görüştüklerini söylemiştir.
    Nitekim dosya içeriğine göre M. Ç., sanık H. S. Y. ve ağabeyi Ö. F. Y.’la birlikte inşaatlarda çalışmakta, sanığın açık kimlik bilgilerini ve telefon numarasını da bilmektedir. Tanık Ö. F. Y.; M. Ç.’la sanık H. S. Y. arasındaki içeriği tespit edilemeyen çok sayıdaki telefon görüşmesini doğrulamakta, ancak bu görüşmelerin işlerinin gereği yapılmış görüşmeler olduğunu beyan etmektedir. Sanık M. Ç.’ın, duruşmada döndüğü soruşturma aşamasında alınan beyanları dışında, üzerinde yakalanan uyuşturucunun, sanık H. S. Y.’dan alındığı hususunda görgüye dayalı bilgisi olan başka kimse de yoktur. Sanık H. S. Y.’ın üzerinde herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı madde bulunmadığı, üzerine atılı suçu işlediği hususu her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamamıştır.
    Geçmişte uyuşturucu madde ticareti suçundan sabıkası olan sanığın bu suçu da işlediği şeklindeki dosya içeriğindeki kanıtlarla desteklenmeyen değerlendirme, yukarda ayrıntılarına yer verilen suçsuzluk karinesine de aykırıdır.
    Bu sebeple hakkındaki hüküm kesinleşen M. Ç.’ın duruşmada dönmüş olduğu soruşturma aşamasında alınan beyanlarına ve içeriği tespit edilemeyen telefon görüşmeleriyle adli sicil kaydına konu ilama dayalı olarak sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması yerinde değildir.
    Bu itibarla; Özel Daire bozma kararı isabetli bulunduğundan, yerel mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA karar verilmesi gerekmektedir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Genel Kurul Üyesi ise; “sanığın üzerine atılı suçun sabit olduğu” görüşüyle karşıoy kullanmıştır.
    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;
    1- ) Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi’nin 3.7.2009 gün ve 94-135 Sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,
    2- ) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 04.10.2011 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

  • TCK MADDE 284 TUTUKLU, HÜKÜMLÜ VEYA SUÇ DELİLLERİNİ BİLDİRME SUÇU

    TCK MADDE 284 TUTUKLU, HÜKÜMLÜ VEYA SUÇ DELİLLERİNİ BİLDİRME SUÇU

     Hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yeri bildiği halde yetkili makamlara bildirmeyen kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) İşlenmiş olan bir suça ilişkin delil ve eserlerin başkaları tarafından saklandığı yeri bildiği halde yetkili makamlara bildirmeyen kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.3) Bu suçların kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.4) Bu suçların üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.

    TCK MADDE 284’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde, hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin ihbar edilmemesi, suçu ihbar etmemekten bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Belli bir suçun işlenmiş olması dolayısıyla başlatılan soruşturma ve kovuşturma kapsamında bu suçu işlediğinden bahisle hakkında tutuklama kararı verilmiş olan bir kişinin bulunduğu veya saklandığı yerin yetkili makamlara bildirilmemesi, suç oluşturacaktır. Bunun için, bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişinin, soruşturma ve kovuşturma konusu yapılan suç dolayısıyla şüpheli bulunan şahıs hakkında tutuklama kararının verilmiş olduğunu veya kesinleşmiş bir yargı kararıyla belli bir cezaya mahkûm olmuş olan şahsın bu cezasının infazı amacıyla arandığını ve nerede bulunduğunu tereddütsüz bir şekilde bilmelidir. Başka bir deyişle, söz konusu suç ancak doğrudan kastla işlenebilir. Maddenin ikinci fıkrasına göre, işlenmiş olan bir suça ilişkin delil ve eserlerin başkaları tarafından saklandığı yerin bilinmesine rağmen, yetkili makamların durumdan haberdar edilmemesi, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Birinci fıkrada tanımlanan suç gibi, bu suç da, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Bu suçların faili herkes olabilir. Ancak, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçunun faili olan kişi, bu maddede tanımlanan suçtan dolayı cezalandırılamaz. Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bu suçların kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Dördüncü fıkraya göre, birinci ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların, belli akrabalık ilişkisi içinde bulunan kişiler lehine olarak işlenmesi hâlinde, cezaya hükmedilmeyecektir. Kişinin önceden işlenmiş olan asıl suçun fail veya şerik ile belli akrabalık ilişkisi içinde bulunması, bu suç açısından sadece bir şahsî cezasızlık sebebi oluşturmaktadır.
    TCK MADDE 284 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2018/4115Karar : 2018/7434Karar Tarihi : 04.07.2018
    Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Tazminat talebinin dayanağını oluşturan Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2013/194 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı … ün kasten öldürme suçundan 25.02.2010 ile 29.06.2010 tarihleri arasında tutuklu kaldığı, hakkında Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 2010/3699 Esas sayılı iddianame ile kasten öldürme suçundan dava açıldığı, yargılama sonunda da kasten öldürme suçuna ilişkin beraat kararı verilmeden eylemin TCK ‘nın 284. maddesinde düzenlenen suç delillerini bildirmeme suçu kapsamında kaldığı ancak TCK’nın 284/4 maddesi gereğince şahsi cezasızlık halinin varlığının kabulü ile ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, kararın Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2013/3 Esas, 2013/3061 Karar saylılı ilamı ile 10.04.2013 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı, 5271 sayılı CMK’nın 141/1-e maddesinde düzenlenen kanuna uygun olarak tutuklandıktan sonra hakkında beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilenlerin tazminat talebinde bulunabileceği hükmü karşısında, hakkında beraat kararı verilmeyen davacının tazminat talebinin reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi, Kabule Göre de;1-)29/05/1957 tarih ve 4-16 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, vekalet ücreti, yargılama giderleri kapsamında olup, bu hakkın asıl davadan bağımsız olarak dava konusu yapılamayacağı ancak ait olduğu davada hüküm altına alınması gereken ve ilgili davada temyizen incelenebilecek haklardan olduğundan, ceza davasında ödenmeyen vekalet ücretinin, maddi tazminat kapsamında ayrıca dava konusu edilemeyeceğinin belirtilmiş olması karşısında, tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında, davacının kendisini vekil ile temsil ettirdiği gerekçesiyle ”2.000” TL vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınması,2-)Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacı lehine belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda fazla manevi tazminata hükmolunması, Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 04/07/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 283 SUÇLUYU KAYDIRMA SUÇU

    TCK MADDE 283 SUÇLUYU KAYDIRMA SUÇU

     Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkan sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.3) Bu suçun üstsoy, altsoy, eş, kardeş veya diğer suç ortağı tarafından işlenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.

    TCK MADDE 283’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde, işlenmiş olan bir suçun failine, suçun işlenişine herhangi bir şekilde iştirak etmeksizin, yardımda bulunulması cezaî müeyyide altına alınmıştır. Bununla güdülen amaç, suç işlendikten sonra failin herhangi bir şekilde yardım görmesini engellemektir. Bu suretle ceza adaletinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ceza muhakemesinin amacını oluşturan maddî gerçeğin araştırılıp ortaya çıkarılması ve bu suretle adil bir yargıya varılması, suç şüphesi altında bulunan kişinin dahi esasta menfaatine bir husustur. Çünkü insan şahsîyetinin tekâmülü, ancak hakikat ve adaletle mümkün olabilecektir. Maddî gerçeğin tespitine dayalı olarak mahkemece hükmolunan ceza veya tedbirin infazı, suçlu kişinin işlediği suçtan dolayı içinde bulunduğu kusurluluk durumundan ibra olmasını, yani yeniden topluma kazandırılmasını sağlayacaktır. Bu bakımdan, suç şüphesi altında bulunan kişinin yargılanmasının veya hükümlü kişinin mahkûm olduğu cezanın veya tedbirin infazının engellenmesi, ceza adaletinin gerçekleşmesini engelleyecektir. Bu suçun konusu, daha önce işlenmiş olan bir suçun işlenişine herhangi bir şekilde iştirak etmiş olan bir kişidir. Kayrılan kişi, önceki suçun faili veya şeriki olabilir. Bu kişi, önceden işlenen bir suçtan mahkûm olmuş bir kişi olabileceği gibi, sadece şüpheli veya sanık olması nedeniyle aranan bir kişi de olabilir. Sanık veya mahkûm olan kimsenin saklanmasına yönelik her hareket, bu suçun oluşmasını sağlayacaktır. Sanık veya mahkûmun belli bir yerde saklanmasının temin edilmesinden başka; bu kişi, soruşturmanın veya infazın engellenmesi amacıyla örneğin bir başka ülkeye kaçırılmış olabilir. Bu tür fiilleri de söz konusu suç kapsamında değerlendirmek gerekir. Belirtmek gerekir ki, hakkında tutuklama veya mahkûmiyet kararı verilen kişinin bir yerde barınmasını temin etme durumunda dahi, bu suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Bu suçun oluşabilmesi için, kayrılan kişinin araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması amacıyla hareket edilmesi gerekir. Böyle bir amaç güdülmemekle beraber, kişinin insani mülahazalarla bazı ihtiyaçlarının karşılanmış olması durumunda, söz konusu suç oluşmayacaktır. Bu suçun faili herkes olabilir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, kayırma suçundan dolayı cezalandırılabilmesi için, kişinin önceden işlenmiş olan suça herhangi bir şekilde iştirak etmemiş olması aranmıştır. Keza, kayırma suçunun konusunu belli akrabalık ilişkisi içinde bulunan kişilerin oluşturması hâlinde de cezaya hükmedilmeyecektir. Kişinin önceden işlenmiş olan asıl suça fail veya şerik olarak iştirak etmiş olması veya suçun konusunu oluşturan kişilerle belli akrabalık ilişkisi içinde bulunması, bu suç açısından sadece bir şahsî cezasızlık sebebi oluşturmaktadır. Şahsî cezasızlık sebebinin bulunduğu hâllerde işlenen fiil suç ve dolayısıyla haksızlık oluşturma özelliğini muhafaza etmektedir. Ancak, kişinin ceza hukuku açısından sorumluluğu cihetine gidilmemektedir.
    TCK MADDE 283 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/533Karar : 2015/371Karar Tarihi : 24.03.2015
    TCK’nın 283. maddesinde tanımlanan suçluyu kayırma suçunun oluşması için, failin suç işleyen kişiye araştırma, yakalama, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkân sağlaması gerektiği, somut olayda; Kalecik ilçesi cezaevinden cinayet zanlısı ve firari … isimli şahsın… Köyünde bir evde saklandığı şeklinde bilgi alınması neticesinde mezkur yerde bulunmaması üzerine ihbar edenle iletişime geçilerek ihbarın asılsız çıktığı beyanı üzerine Kuşçali Köyü yakınındaki su deposunun yanında olduklarının belirlenmesi üzerine söz konusu yere gidildiğinde, firari Satılmış ın gece karanlığından istifade ederek kaçtığı fakat yanında bulunan sanığın kovalama neticesi yakalandığına dair tutanak karşısında, sanığın üzerine atılı suçluyu kayırma suçunu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli her türlü kuşkudan uzak, kesin, inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, atılı suçtan beraati yerine, takdirde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/3257 Karar : 2015/1744Karar Tarihi : 08.06.2015
    1- 5237 sayılı TCK’nın 270. maddesinde tanımlanan suç üstlenme suçunun oluşması için, failin yetkili makamlara gerçeğe aykırı olarak suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirmesi ve üstlenilen fiilin de suç oluşturması gerekir. Somut olayda ise; alkollü olarak araç kullanarak trafik güvenliğini tehlikeye düşüren D…. Ö…. hakkında soruşturma yapılmasını engellemek için alkolsüz olan sanık Ö…. İ….’nin aracı kendisinin kullandığını görevli polis memurlarına beyan etmesinin TCK’nın 283/1 inci maddesinde tanımlanan “Suçluyu kayırma” suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,2- Kabule göre de;01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5739 s. Kanunla yapılan değişiklikle TCK’nın 50/6 ncı madde ve fıkrasında yer alan “yaptırım” ibaresinin “tedbir” olarak değiştirilip, 5275 s. Kanunun 106 ncı maddesinin 4 9 uncu fıkralar 4 ve 9 uncu fıkralarının yeniden düzenlenip, 10. fıkrasının da yürürlükten kaldırılması karşısında, sanık hakkında kurulan hükümde infazda yetkiyi kısıtlayacak şekilde seçenek yaptırım olan adli para cezasının ödenmemesi durumunda hapis cezasının kısmen veya tamamen infazına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 08.06.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

  • TCK MADDE 282 SUÇTAN KAYNAKLANAN MAL VARLIĞI DEĞERİNİ AKLAMA SUÇU

    TCK MADDE 282 SUÇTAN KAYNAKLANAN MAL VARLIĞI DEĞERİNİ AKLAMA SUÇU

     (Değişik: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.2) (Ek: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Birinci fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini, bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.3) Bu suçun, kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi kişi tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi halinde, verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır.4) Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.5) Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.6) Bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz.

    TCK MADDE 282’İN GEREKÇESİ
    Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerine meşruiyet görüntüsü verilerek ekonomik sisteme sokulması, suç işlemenin kazanç elde etme açısından cazip bir yol olarak görülmesine neden olmaktadır. Suç işlemek suretiyle veya dolayısıyla elde edilmiş olan ekonomik değerlerin meşruiyet görüntüsü kazandırılarak ekonomik sisteme sokulması, aynı zamanda suç delillerinin değiştirilmesi, gizlenmesi ve dolayısıyla, suçlunun kayrılması sonucunu doğurmaktadır. Bu düşüncelerle, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin, yurt dışına transfer edilmesi veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek ve meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutulması, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun konusunu suçtan kaynaklanan malvarlığı değerleri oluşturmaktadır. Bu malvarlığı değerlerinin elde edildiği suçun türü veya mahiyeti önemli değildir. Önemli olan, bu suçun konusunu oluşturan ekonomik değerlerin, başka bir suçun işlenmesi suretiyle veya dolayısıyla elde edilmiş olmasıdır. Söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır. Birinci seçimlik hareket, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin yurt dışına transfer edilmesidir. Bu seçimlik hareketin gerçekleştirilişi sırasında, yurt dışına transfer edilen malvarlığı değerlerinin suçtan elde edilmiş olduğunun bilinmesi gerekir. Başka bir deyişle, bu seçimlik hareket açısından kastın varlığı yeterlidir.İkinci seçimlik hareket ise, serbest hareket olarak belirlenmiştir. Bu hareketler açısından önemli olan, bunların gerçekleştirilişi sırasında güdülen amaçtır. Başka bir deyişle, suçtan elde edilen malvarlığı değerlerinin, gayrimeşru kaynağını gizlemek ve meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutulması gerekir. Bu işlemler, değişik şekillerde gerçekleşebilir. Örneğin, yurt dışında işlenmiş olan bir suçtan kaynaklanan gelirin, meşru yolla elde edilmiş bir para görüntüsüyle yabancı sermayeyi teşvik mevzuatı çerçevesinde ülkeye sokulması hâlinde de bu suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir.Maddenin ikinci fıkrasında bu suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli düzenlenmiştir. Buna göre, söz konusu suçun kamu görevlisi tarafından görevini yaparken ve görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanarak ya da belli bir meslek sahibi kişi tarafından mesleğinin icrası sırasında ve sağladığı kolaylıktan yararlanarak işlenmesi hâlinde, ceza artırılacaktır.Üçüncü fıkrada, bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın belli oranda artırılması öngörülmüştür. Ancak, belirtilmelidir ki, bu suçtan dolayı verilecek artırılmış ceza, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı ayrıca cezalandırılmaya engel teşkil etmemektedir.Dördüncü fıkraya göre, bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.Maddenin beşinci fıkrasında bu suçla ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini gizleme nedeniyle kovuşturma başlamadan önce, bu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu suç nedeniyle cezaya hükmolunmayacaktır.
    TCK MADDE 282 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/1360Karar : 2017/4303 Karar Tarihi : 31.05.2017
    1- Suç tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’nın 282/1. maddesine göre atılı suçun oluşabilmesi için “alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin, yurt dışına çıkarılması veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tabi tutulmasının ve aklamaya konu değerlerin “öncül suç” olarak adlandırılan bir suçtan elde edilmiş olması gerektiği” gözetilerek, Adli Sicil kayıtlarına göre, sanıklar … ve …’nun suç tarihlerini kapsar şekilde sigara kaçaklığı suçundan mahkumiyetlerinin bulunmadığı, sanık …’in mahkumiyetine konu ilamların ise 4926 sayılı Kanunun 4/a-2. maddesi uyarınca adli para cezası gerektiren suçlara ilişkin olduğunun anlaşılması karşısında, aklamaya konu malvarlığı değerlerinin “hangi öncül suçtan” elde edildiğinin ve sanıkların bu öncül suçtan bir mahkumiyetinin bulunup bulunmadığı kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilip öncül suçun TCK’nın 282/1. maddesindeki unsurları taşıyıp taşımadığı da karar yerinde tartışılmaksızın yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,2- Kabul ve uygulamaya göre de;a) Suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’nın 282/1. maddesinde 26.06.2009 tarihli ve 5918 sayılı Kanunun 5. maddesi ile yapılan değişiklikbakımından, TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddeleri uyarınca, lehe kanun değerlendirmesi yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,b) TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve … ile sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 31.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay23. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/4510 Karar : 2015/1394 Karar Tarihi : 11.05.2015
    Sanıkların, fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun işlenmesinden elde ettikleri antifirizleri,… Gıda Temizlik İnşaat Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi adına düzenledikleri 06.11.2006 tarihli faturaya istinaden katılana 17.700 TL bedele satmak suretiyle haksız menfaat temin ettiklerinin iddia edildiği olayda;Sanıkların hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun işlenmesinden elde ettikleri antifirizleri,… Gıda Temizlik İnşaat Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi adına düzenledikleri 06.11.2006 tarihli faturaya istinaden katılana 17.700 TL bedele satmak şeklindeki eylemlerinde; katılana yönelik ne şekilde hileli davranışta bulunarak katılanı aldattıklarının açıklığa kavuşturulamadığının anlaşılması karşısında; söz konusu antifirizlerin sanıklar tarafından çalındığına veya hizmet ilişkisi kapsamında teslim alındıktan sonra uhdelerinde bulundurduklarına ilişkin haklarında yürütülen soruşturma veya yargılama dosyalarının, katılan hakkında suç eşyasının kabul edilmesi suçundan…Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/723 esas numaralı dosyası üzerinden yargılaması yürütülen dosyanın ayrıca,… Gıda Temizlik İnşaat Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketinin yetkilisi olduğu belirlenen ve yargılama aşamasında bulunamadığı gerekçesiyle hakkında tefrik kararı verilensanık …hakkındaki dosyalarının akıbetlerinin araştırılarak incelenmeleri, sanıkların, adı belirtilen şirket ile ilgilerinin, tacir veya şirket yöneticisi olup olmadıklarının veya adı belirtilen şirket adına hareket edip etmediklerinin; bu hususta yetkilerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, katılanın söz konusu antifirizlerin suçtan elde edildiğini bilip bilmediği hususunun araştırılması, sanıklara yüklenen eylemin TCK’nın 282/1 maddesinde düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu kapsamında kalıp kalmadığı hususunun tartışılmasından sonra toplanan delilere göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafii ve sanık …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 281 SUÇ DELİLLERİNİ YOK ETME, GİZLEME VEYA DEĞİŞTİRME SUÇU

    TCK MADDE 281 SUÇ DELİLLERİNİ YOK ETME, GİZLEME VEYA DEĞİŞTİRME SUÇU

    Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez.2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.3) İlişkin olduğu suç nedeniyle hüküm verilmeden önce gizlenen delilleri mahkemeye teslim eden kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle verilecek cezanın beşte dördü indirilir.

    TCK MADDE 281’İN GEREKÇESİ
    Ceza muhakemesinin amacı, maddî gerçeğin araştırılması ve bu suretle adil bir yargıya varılmasıdır. Maddî gerçeğin araştırılıp ortaya çıkarılması ve bu suretle adil bir yargıya varılması, suç şüphesi altında bulunan kişinin dahi esasta menfaatine bir husustur. Çünkü insan şahsîyetinin tekâmülü, ancak hakikat ve adaletle mümkün olabilecektir. Yargı kararlarının gerçeğe uygunluğu, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının vazgeçilmez şartıdır. Yargı kararları, gerçeğe uygunluğu ölçüsünde kamu vicdanında kabul görür ve otorite sağlar. Bir yargılama faaliyeti sırasında sunulan ve başvurulan delillerin ve hangi sıfatla olursa olsun verilen bilgilerin gerçeğe uygun olması gerekir. Bu bakımdan, işlenmiş olan bir suçla ilgili delil ve eserlerin yok edilmesi, değiştirilmesi veya gizlenmesi, maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve sonuçta ceza adaletinin gerçekleşmesini engelleyecektir. Bu mülahazalarla, madde metninde, daha önce işlenmiş olan bir suçun delil ve eserlerinin yok edilmesi, silinmesi, gizlenmesi, değiştirilmesi veya bozulması, işlenen suçtan bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun konusunu, daha önce işlenmiş olan bir suçun delil ve eserleri oluşturmaktadır. Bir suçtan elde edilmiş olan eşyayı da, suçun eser ve delili olarak kabul etmek gerekir. Bu itibarla, söz konusu suç, önceden işlenmiş bir suçun varlığını gerekli kılmaktadır. Söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Bu seçimlik hareketler, suçun delil ve eserlerinin yok edilmesi, silinmesi, gizlenmesi, değiştirilmesi veya bozulmasından ibarettir. Bu suçun oluşabilmesi için, failin gerçeğin meydana çıkarılmasını engellemek amacıyla hareket etmesi gerekir. Ancak, fıkra metninde bir şahsî cezasızlık sebebine yer verilmiştir. Buna göre, kişiye kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçun delillerini yok etmesi, gizlemesi veya değiştirmesi dolayısıyla ayrıca ceza verilmez. Maddenin ikinci fıkrasına göre, bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Üçüncü fıkrada ise, etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, ilişkin olduğu suç nedeniyle hüküm verilmezden önce gizlenen delilleri mahkemeye teslim eden kişi hakkında verilecek cezada indirim yapılacaktır. TCK MADDE 281 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/5527Karar : 2016/13339Karar Tarihi : 12.10.2016
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;1-Sanık …’ın, “dedesi olan mağdurla çocukları olan sanıklar arasında mağdurun başka bir kadını ikametine getirerek beraber yaşaması nedeniyle sorun olduğunu” beyan etmesi karşısında, sanıklar hakkında TCK’nın 29. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,2-Olay günü kolluk görevlileri tarafından düzenlenen olay yeri görgü, tespit ve rızaen muhafaza altına alma tutanağında, sanığa sorulduğunda tüfekleri kendisinin sakladığını belirterek sakladığı yeri göstermesi sonucu suç eşyalarının ele geçirildiğinin açıklanması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 281/3. maddesinin uygulanmaması, Kanuna aykırı ve sanıklar …, …, … ve … müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 12/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay13. Ceza Dairesi
    Esas : 2012/3174Karar : 2014/392 Karar Tarihi : 14.01.2014
    I-Sanık …… hakkındaki iş yeri dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;Sanık hakkında TCK’nın 116/4 maddesiyle tayin olunan cezada aynı yasanın 119/1-c maddesi ile arttırım yapılırken bir kat arttırım yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması karşı temyuz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır .Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre sanık … … müdafinin temyiz talebi yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,II-Sanık …… hakkındaki hırsızlık suçundan kurulan hüküm ve sanık … hakkındaki suç delilini gizleme suçundan kurulan hüküm ile sanık … hakkındaki suçu bildirmememe suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve sanık ……’ın eyleminin nitelendirilmesine usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.Ancak;1-Sanık …’nin müştekilerden çaldıkları tüfeklerin kardeşi …’da olabileceğini söyleyerek kısmi iadeyi sağladığının anlaşılması karşısında; sanığın kısmi iade nedeniyle TCK’nın 168 maddesindeki indirimden yaralanmasına dair rızasının olup olmadığının, müştekiden açıkça sorularak rıza göstermesi halinde TCK’nın 168/1 maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,2-Sanıklardan …’nin müştekiye ait kasayı suç tamamlandıktan sonra getirildiği kendi iş yerinde açması, sanık …’ın da müştekilere ait tüfekleri saklaması şeklindeki eylemlerinin TCK’nın 165. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğunun gözetilmemesi,3-Sanık … hakkındaki kabule göre de;Sanığın sakladığı tüfeklerin yerini jandarmaya göstermesi karşısında; hakkında TCK’nın 281/3. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve…. müdafiileri ile sanık … …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye kısmen uygun olarak BOZULMASINA, 14/01/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 280 SAĞLIK MESLEĞİ MENSUPLARININ SUÇU BİLDİRMEMESİ SUÇU

    TCK MADDE 280 SAĞLIK MESLEĞİ MENSUPLARININ SUÇU BİLDİRMEMESİ SUÇU

     Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Sağlık mesleği mensubu deyiminden tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişiler anlaşılır.

    TCK MADDE 280’İN GEREKÇESİ
    Madde, mesleklerini icra ettikleri sırada tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişilerin öğrendikleri suçları ihbar yükümlülüklerini getirmiş bulunmaktadır. Söz konusu ihbar yükümlülüğü, madde metninde sayılan sağlık mesleği mensupları ile sınırlı değildir. Örneğin, bir tıbbi tahlil laboratuarında görev yapan kişiler açısından da mevcuttur.Devlet eliyle işletilen sağlık kuruluşlarında görev yapan sağlık mesleği mensupları, kamu görevlisi sıfatını taşımaktadırlar. Bu kişilerin suçu bildirme yükümlülüğüne aykırı davranmaları hâlinde, yukarıdaki madde hükmü uygulanacaktır. TCK MADDE 280 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2012/13441Karar : 2012/30482Karar Tarihi : 17.12.2012
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak,1-Suçu bildirmeme suçunun kasıtla işlenebileceği, sanığın nöbetçi doktor olmayıp diğer doktor törende olduğu için üzerine süt dökülmesi nedeniyle getirilen mağdura müdahale ettiği, nöbetçi doktor olmadığı ve iş yoğunluğu nedeniyle olayı kolluğa bildiremediğini savunması ve bu savunmasının aksinin ispat edilememesi karşısında, yetersiz gerekçe ile sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi,2-Kabule göre de;a)Sağlık ocağında hekim olan sanığın kamu görevi kapsamındaki tedavi görevi nedeniyle öğrendiği suçu bildirme yükümlülüğünün TCK’nın 279. maddesi kapsamında bulunduğu gözetilmeden, anılan Yasanın 280. maddesi ile hüküm kurulması,b)Sanığın sabıkasız olması, sağlık meslek mensuplarının suçu bildirmemesi suçunda giderilmesi gereken, katılan tarafından talep edilmiş ölçülebilir, belirlenebilir (somut) maddi bir zarar bulunmaması ve manevi zararın ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel teşkil etmemesi karşısında, CMK`nın 231/5. maddesindeki koşullar irdelenmeksizin, yetersiz gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,Yasaya aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün ( BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/20108Karar : 2015/7685 Karar Tarihi : 7.05.2015
    Mahalli Cumhuriyet Savcısının temyizinin lehe olduğu anlaşılmakla yapılan incelemede;1- Sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna tabi bulunduğu, aynı Kanunun 264. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda mercide yanılmanın başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağı nazara alınarak, sanık müdafinin temyiz isteminin, itiraz mahiyetinde değerlendirilmesi suretiyle CMK’nın 264/2. maddesi uyarınca gereği merciince yapılmak üzere dosyanın incelenmeksizin mahkemesine iadesinin temini için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,2- Görevi ihmal suçundan verilen mahkumiyete yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelinceYapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafii ve mahalli Cumhuriyet Savcısının sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;1- Trafik kazası geçiren mağdurun babası sanığın çalıştığı ….Hastanesi acile servisine mağdurun ayağının üzerinde traktör geçmesi şikayeti ile getirdiği, pratisyen hekim olan sanık tarafından yapılan muayenede sağ ayak bileğinde hassasiyet olduğu, çekilen grafisinde kırık çıkık olmadığı tespiti ile ağrı kesici krem önerilerek evine göderildiği, ancak mağdurun ağrılarının artması yere basamaması nedeniyle mağdurun babası tarafından 23.11.2009 tarihinde …. Hastanesinde ortapedi servisine götürüldüğü, … uzmanı Dr. …tarafından yapılan muayenede kırık, çıkık olmadığı, ezilmeye bağlı diz altından itibaren bacak ve ayağın ortasına kadar ödem ve şişlik olduğu tespiti ile şişlikte artma sonucu dolaşımında sıkıntı olmaması için müşahade amaçlı yatışını yaptırdığı, mağdurun takiplerinde açıklanmayan hemoglobin değerlerinde düşüklük başlaması nedeni … hastalıkları uzmanı Uzm. Doktor…. konsültasyon istediği, yine mağdurda sebebi açıklanamayan kusma başlaması üzerine ailenin isteği ve ileri tetkik ve tedavi için 25.11.2009 tarihinde …. Hastanesine sevki yapıldığı, burada mağdurun iç kanama geçirdiği tespit edilerek yatışının yapıldığı, sanığın mağdura gerekli müdahaleyi yaptığı, kendisine getirildiği saptadığı bulgulara uygun olarak tedavi önerdiği, sanığın eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu, eyleminin görevi ihmal suçunun unsurlarını oluşturmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,2- Adli Tıp Kurumundan talep edilen sanığın kusuruna ilişkin rapor sonucu beklenmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması,3- TCK’nın 257. maddesinde düzenlenen suçun 6086 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle cezanın 6 aydan 3 aya indirilmesine rağmen sanık lehine yapılan değişiklik nazara alınmayarak fazla ceza tayini,Kanuna aykırı olup, sanık müdafii ve mahalli Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 07/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 279 KAMU GÖREVLİSİNİN SUÇU BİLDİRMEMESİ SUÇU

    TCK MADDE 279 KAMU GÖREVLİSİNİN SUÇU BİLDİRMEMESİ SUÇU

     Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Suçun, adlî kolluk görevini yapan kişi tarafından işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    TCK MADDE 279’UN GEREKÇESİ
    Kamu görevlileri, görevlerini yaptıkları sırada ve göreve ilişkin olarak bir suçun işlendiğini öğrendiklerinde bunu yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdürler. Madde metninde, bu yükümlülüğe aykırı davranış, suç olarak tanımlanmaktadır. Suçun maddî unsuru, bildirimde bulunmak hususunda ihmalde bulunmak veya gecikme göstermektir. Ancak, bu suçun oluşabilmesi için, bildirim konusu suçun kamu görevlisinin yürüttüğü görevle bağlantılı olması gerekir. İşlenen suçun görevle bağlantısının olmaması durumunda, ihbarla ilgili genel kurallar geçerlidir.Maddenin ikinci fıkrasında, failin adlî kolluk görevini yapan memurlardan oluşu ağırlaştırıcı neden sayılmıştır. TCK MADDE 279 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay9. Ceza Dairesi
    Esas: 2013/16353Karar: 2014/6220Karar Tarihi : 15.05.2014
    1-) Tunceli Devlet Hastanesinde Kadın Doğum Uzmanı olup olay tarihinde muayene ettiği 01.05.1987 doğumlu Bahar’ın 14 haftalık gebe olduğunu tespit eden sanığın mağdur Bahar’a karşı cinsel saldırı suçunun işlendiğini bildiğine dair delil bulunmadığı gözetilmeden yüklenen suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,2-) Kabule göre de;a-) Devlet Hastanesinde doktor olan sanığın iddia ve kabul edilen suçu bildirmeme eyleminin TCK’nın 279. maddesinde yaptırıma bağlanan kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçunu oluşturacağı hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,b-) Temel cezanın tayini sırasında uygulanan kanun maddesinin TCK’nın 280/1. maddesi yerine TCK’nın 270/1. maddesi olarak gösterilmesi,c-) Daha önce hapis cezasına mahkum olmamış sanık hakkında tayin olunan 25 gün hapis cezasının TCK’nın 50/3. maddesi gereğince aynı Kanunun 50/1. maddesindeki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinde zorunluluk bulunduğunun gözetilmemesi,
    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 15.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/3346Karar : 2016/1743 Karar Tarihi : 18.03.2016
    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:1-TCK’nın 279. maddesinde kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisinin cezalandırılacağı belirtilmiştir. Suç tarihinde … Belediye Başkanı olarak görev yapan sanığın savunması dikkate alındığında, sanığın kamu adına soruşturma ve kovuşturulması gereken suçun işlendiğini öğrenemediği, sanığın eylemi öğrendiği düşünülse bile suçun sanık adına yetkili kurul veya vekil tarafından adli makamlara bildirilmesinin gerektiği gözetildiğinde unsurları itibariyle oluşmayan atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,2-Kabul ve uygulamaya göre de:a-Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin “09.08.2008 yerine 01.01.2008” olarak yazılması,b-Seçenek yaptırım olan adli para cezalarının yerine getirilmemesi halinde 6545 sayılı Kanunla değişik 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesi uyarınca infaz aşamasında resen uygulama yapılabileceği nazara alınmadan hüküm fıkrasında TCK’nın 52/4. maddesi gereğince ihtarat yapılması,Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 18.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Call Now