Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.
TCK MADDE 249’UN GEREKÇESİ
Suç konusu malın değerinin az olması durumunda da zimmet suçu oluşur. Ancak, bu durumlarda zimmet suçundan dolayı verilecek cezada belli bir oranda indirim öngörülmüştür. Söz konusu madde metninde bu indirimin oranı belirlenmiştir.Zimmete geçirilen malın değerinin çok az olması durumunda, bu tasarruf, hoşgörüyle karşılanabilir. Suç konusu malın değerinin çok düşük olmasına rağmen, bunun zimmete geçirilmesi bir haksızlık oluşturmakla beraber, fiilin ifade ettiği haksızlık muhtevası cezaya layık, cezayı gerektirici boyutta olmayabilir. Kullanma zimmeti de bazı durumlarda, gerek süre gerek biçim bakımından hoşgörüyle karşılanabilir.
TCK MADDE 249 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay5. Ceza Dairesi
Esas : 2014/8413Karar : 2017/856Karar Tarihi : 8.03.2017
Bingöl İl Trafik Şube Müdürlüğünde trafik polisi olarak görev yapan sanığın peşin ödenen 24/10/2002 tarihli ve 20,20 TL bedelli trafik cezasına ait para ve makbuzu yedi gün içinde bağlı olduğu mutemetliğe teslim etmesi gerekirken; 08/11/2002 tarihinde teslimini sağlayarak atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda, suça konu paranın ekonomik bakımdan çok düşük değerinin bulunması, bir yarar sağlayacak ya da zarar oluşturacak ölçüde olmaması, fiilin haksızlık muhtevasının suç oluşturacak boyutta bulunmaması, gecikmedeki süre, tek eylemden ibaret olması ve sanığın savunmaları nazara alındığında atılı suçtan cezalandırılamıyacağı ve beraatine karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde hüküm tesisi,Kabule göre de;Sanığın görevi gereği yasal olarak kendisine tevdii edilen parayı hakkında herhangi bir uyarı, ihbar, şikayet, denetim veya soruşturma olmaksızın kendiliğinden yatırdığının anlaşılması karşısında sanık hakkında TCK’nın 247/3. maddesinin uygulanmaması, Suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü nazara alındığında, zimmete geçirildiği kabul edilen paranın değerinin azlığı nedeniyle TCK’nın 249. maddesi uyarınca sanık hakkında tayin olunan cezadan indirim yapılması gerektiğinin nazara alınmaması, Hiçbir gerekçe gösterilmeksizin TCK’nın 62. maddesinin uygulanmaması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini, Suçun 5237 sayılı Yasanın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında sanık hakkında aynı Yasanın 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı, sanığın ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 08/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay5. Ceza Dairesi
Esas : 2014/7777Karar : 2016/9699Karar Tarihi : 15.12.2016
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Suç tarihi olan 2009 yılındaki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü nazara alındığında, zimmete geçirildiği kabul edilen 3995 TL’nin değerinin azlığı nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 249. maddesi uyarınca cezadan indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı Kararının 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması, Suçu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı Yasanın 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna hükmolunmaması, Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326 maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 15/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Etiket: ağır ceza avukatı

TCK MADDE 249 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HAL

TCK MADDE 248 ETKİN PİŞMANLIK
Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.2) Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Etkin pişmanlığın hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.
TCK MADDE 248’İN GEREKÇESİ
Maddede zimmet suçunda etkin pişmanlık hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Zimmet suçunda etkin pişmanlık hâli, sadece cezada indirim yapılmasını gerektiren neden olarak kabul edilmiştir. Ancak, cezada yapılacak olan indirim oranları, etkin pişmanlığın gösterildiği zamana göre belirlenmiştir.Maddenin birinci fıkrasına göre, zimmet suçundan dolayı soruşturmaya başlanmadan önce, durumu soruşturmaya yetkili makamlara haber vererek, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.Etkin pişmanlığın soruşturma başlatıldıktan sonra ve fakat henüz kamu davası açılmadan önce gösterilmesi de mümkündür. Bu durumda, zimmetine geçirdiği malı aynen iade eden veya uğranılan zararı tamamen tazmin eden kişiye verilecek cezanın yarısı indirilir. Ancak, bunun için, aynen iade veya tazminin gönüllü olması gerekir. Etkin pişmanlığın ilk hükmün verilmesinden önce gerçekleşmesi hâlinde ise, verilecek cezanın üçte biri indirilmesi gerekmektedir.
TCK MADDE 248 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay5. Ceza Dairesi
Esas : 2014/7275Karar : 2016/9161Karar Tarihi : 28.11.2016
Sanık hakkında birleşen dosyada verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,Sanık hakkında ana dosyada verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak;Zimmete konu miktarın sanık tarafından en son 15/12/2008 tarihinde saat 9.37 de ödendiğinin dosya içerisinde bulunan banka dekontundan, soruşturmanın ise aynı gün kurum vekilinin verdiği dilekçenin havale saati olan 10.44 de başladığının UYAP ortamından anlaşılması karşısında etkin pişmanlığın soruşturma başlamadan gerçekleştiği gözetilmeden TCK’nın 248/1. fıkrası yerine aynı maddenin 2. fıkrası 1. cümlesi uygulanarak fazla ceza tayini,Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 sayılı kararının Resmi Gazetenin 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,Yüklenen suçun TCK’nın 53/1-e maddesindeki hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi nedeniyle aynı Yasanın 53/5. maddesi gereğince sadece bu fıkradaki hak ve yetkilerin kullanılmasının yasaklanması gerektiğinin gözetilmemesi,Adli sicil kaydına göre mükerrir olduğu anlaşılan sanık hakkında TCK’nın 58/6-7. maddelerinin uygulanmaması,Kanuna aykırı, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28/11/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay5. Ceza Dairesi
Esas : 2014/1011Karar : 2016/3082Karar Tarihi : 24.03.2016
… vekilinin 23/01/2013 havale tarihli dilekçeyle sanıklar hakkında verilen hükümleri temyiz ettiğinin anlaşılması karşısında, 3628 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca müşteki … vekilinin sadece zimmet suçu yönünden davaya katılmasına, sanık … hakkında denetim görevini ihmal ederek zimmete sebep olmak suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın, 5271 sayılı CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itirazı kabil olup temyizinin mümkün bulunmadığı, katılan sanık müdafiin itirazının, mercii olan … Ağır Ceza Mahkemesince incelenerek reddine karar verildiği anlaşıldığından, incelemenin sanık … hakkında zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak;Katılan sanık … vekilinin 29/07/2010 günlü dilekçeyle, sanık …’in davaya konu devlet alacağını ödememesi nedeni ile kendilerinin ödeme yaptıklarını ve ödemeye ilişkin makbuzları dilekçe ekinde sunduklarını bildirmesi, sanığın da ceza alma korkusu ile emekli ikramiyesinin kesilmesi ve en son 25/03/2008 tarihinde iddianame tanzim edilmeden önce tüm ödemelerin yapıldığını, verilen cezadan TCK’nın 248/2. maddesi gereğince 1/2 oranında indirim yapılması gerektiğini savunması karşısında, zimmete konu ödemenin kim tarafından ve hangi tarihte yapıldığı tespit edildikten sonra sanık hakkında TCK’nın 248. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının ve hangi oranda indirim yapılması gerektiğinin belirlenmesi yerine eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,Kabule göre de;Suçu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı yasanın 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna hükmolunmaması,Kanuna aykırı, sanık müdafii ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24/03/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Uyuşturucu Madde Ticareti Delil Yetersizliği Beraat
Uyuşturucu madde ticareti delil yetersizliğine ilişkin konu hakkında Yargıtay 20. Ceza Dairesi Esas : 2018/5189 Karar : 2018/5896 Karar Tarihi 12.12.2018 sayılı kararı incelendiğinde
5271 sayılı CMK’nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler dikkate alınarak, CMK’ nın 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri ile sanık müdafiinin dilekçesinde “sanığın atılı suçu( uyuşturucu ticareti ) işlediğine ilişkin yeterli delil bulunmadığına” dair temyiz istemlerinin hükmün hukuki yönüne ait olduğu değerlendirilerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede;
Kendisinde uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmeyen sanığın savunmasının aksine atılı suçu işlediğine, haklarında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkumiyet hükmü kesinleşen …’dan ele geçirilen uyuşturucu maddeler ile ilgisi olduğuna ilişkin, …’ın soyut, …’un aşamalarda değişen soyut beyanları dışında sanığın mahkûmiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre sanığın SALIVERİLMESİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 12.12.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. ( uyuşturucu madde delil yetersizliği )
Yine benzer konuda Yargıtay 10. Ceza Dairesi 2020/375 E. , 2020/1002 K. sayılı kararında da benzer şekildekarar verdiği görülmektedir.
“………………………Olay tutanağına göre, sanığın ayağının yanında yerde 54 adet MDMA içeren tablet bulunduğu ve yapılan tahlil sonucuna göre kanında esrar ve kokain metaboliti tespit edildiği, “uyuşturucu madde ticareti” yapma suçunun konusunun MDMA içeren tabletler olduğu, “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçunun konusunun ise hem bu tabletler hem de sanığın kanında tespit edilen esrar ve kokain metaboliti olduğu, bununla birlikte dosya kapsamına göre MDMA içeren tabletlerin sanığa ait olduğuna veya sanığın madde ticareti yaptığına dair kesin ve yeterli delil bulunmadığı, Mahkemece ulaşılan kanaatin de bu yönde olduğu, bu nedenle uyuşturucu madde ticareti suçunun oluşmadığı ve sanığın aynı olay kapsamında kullanmak için madde bulundurma eylemi bakımından zaten ayrı bir soruşturma yürütülüp açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkûmiyetine karar verilmiş olduğu gözetilerek, uyuşturucu madde ticareti yapma suçu yönünden Mahkemenin takdirine göre delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekirken, değişen suç vasfına göre sanığın kullanmak için madde bulundurma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma talebi bu yönüyle ve değişik gerekçeyle yerinde görülmüştür.…………..” denilmiştir.
Yorumlarınızı ve fikirlerinizi önemsiyoruz. Lütfen aşağıda yorumlar kısmında bizimle paylaşmaktan çekinmeyiniz…

UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ DELİL YETERSİZLİĞİ
Uyuşturucu madde ticareti ile uyuşturucu madde kullanımı farklı yaptırımlara sahip cezalardır. Uyuşturucu madde ticareti davalarında delil yetersizliği, genellikle kişisel kullanımla tutarsız bir miktara sahip olunması, ancak ticaretinin yapıldığına dair yeterli bir delilin olmadığı davalarda ortaya çıkar.Savcılık, belirli bir uyuşturucuya sahip olduğunuzu ve o uyuşturucuyu sattığınızı veya satmayı amaçladığınızı kanıtlama yükümlülüğündedir. Bir vakada uyuşturucu suçunun gerçekleştiğine dair doğrudan kanıt olmadığında, bulunan uyuşturuculara ek olarak başka delillerin veya uyuşturucu kaçakçılığı belirtilerinin olup olmadığı tespit edilir.
Uyuşturucu madde ticareti ile uyuşturucu madde kullanımı farklı yaptırımlara sahip cezalardır. Uyuşturucu madde ticareti davalarında delil yetersizliği, genellikle kişisel kullanımla tutarsız bir miktara sahip olunması, ancak ticaretinin yapıldığına dair yeterli bir delilin olmadığı davalarda ortaya çıkar.
Savcılık, belirli bir uyuşturucuya sahip olduğunuzu ve o uyuşturucuyu sattığınızı veya satmayı amaçladığınızı kanıtlama yükümlülüğündedir. Bir vakada uyuşturucu suçunun gerçekleştiğine dair doğrudan kanıt olmadığında, bulunan uyuşturuculara ek olarak başka delillerin veya uyuşturucu kaçakçılığı belirtilerinin olup olmadığı tespit edilir.
Uyuşturucu Madde Ticareti Yapıldığına Dair Delil Teşkil Eder
- Kişisel kullanım çok üstünde miktara sahip olma,
- Saf uyuşturucu bulundurulması.
- Eroin, Kokain, PCP, Meta fetamin bulundurulması, tüketimden çok ticareti gösterebilir.
- Emniyet güçlerince Uyuşturucunun küçük paketlere ayrılmış olarak ele geçmesi.
- Şüpheliye ait mekanda, tartı, kesici maddeler, torbalar gibi uyuşturucuyla ilgili malzemelerin bulunması.
- Uyuşturucu ticaretini teyit etme eğiliminde olan bilgileri içeren hesap defterleri veya notların ele geçirilmesi gibi.

Özet : Uyuşturucu madde sanıklardan birinin evinin yakınında bulunmuştur, sanıklardan ikisinin üzerinde de yapılan aramalar sonucu herhangi bir uyuşturucu maddeye rastlanmamıştır. Ele geçen uyuşturucu maddenin de sanıklara ait olduğunu gösterir somut bilgi yoktur. Bu yüzden suç, şüphe boyutunda kalmaktadır. Sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak ve mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden mahkumiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulması karar verilmiştir.
T.C. Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
Esas : 2014/10-613
Karar : 2015/35
Karar Tarihi : 10.03.2015
Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanıklar M.A., N.C. ve H.T.’nin 5237 sayılı TCK’nın 188/3, 62, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 40.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.06.2013 gün ve 147-280 sayılı hükmün sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 03.04.2014 gün ve 12972-2325 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.06.2014 gün ve 214253 sayı ile;“14.03.2013 tarihinde 02:00 sıralarında kimlik ve adres bilgilerini vermek istemeyen bir şahsın verdiği bilgilere göre polis memurlarının tuttuğu tutanakta ‘N.. Mahallesi 2 nolu cadde üzerinde 105-107-109 ve yanında nosu olmayan bila sayılı ikametlerde esrar maddesi alım-satımı ve sevkiyatının yapıldığı, ayrıca …… plaka sayılı Jetta marka siyah otonun bu adresten 6 kg esrar maddesini numune olarak aldığını beyan etmesi üzerine söz konusu tutanağın tutulduğu,14.03.2013 tarihinde saat 07:00’de nöbetçi Cumhuriyet savcısından alınan izinle belirtilen adreslerde arama yapılmış, 105 ve 109 nolu evlerde suç unsuruna rastlanılmamış, yine 107 nolu ikamette suç unsuruna rastlanılmamış ancak ikamet sahibi ile evin damına çıkıldığında duvar dibinde gizlenmiş olarak sanıklar N.C. ve H.T. bulunmuş, 109 nolu ikametin bitişiğinde bila sayılı ikamette yapılan aramada sanık M.A.’nın olduğu, bu şahsın Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile uyuşturucu madde ticareti suçundan arandığı, ihbarda belirtilen ….. plaka sayılı arac üzerinde yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, devam eden aramada bila sayılı ikametin karşı tarafındaki boş arazide bir adet siyah market poşeti içinde bir kısmı yerlere dökülmüş esrar maddesi ve yakınında üç adet telhis çuvalı içinde esrar maddesi bulunarak 14.03.2013 tarihli tutanak tutulmuştur.
Dosya kapsamı ile; olay tarihinde kimliği belirsiz bir kişinin ihbarı ile belirtilen ikametlerde ve araç üzerinde arama yapılmış, herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış, polis tarafından çizilen krokide görüldüğü üzere ikametlere yakın dere yatağının 20 metre uzağında suça konu uyuşturucu maddeler bulunmuştur. Ekspertiz raporunda belirtildiği üzere çuvallar üzerinde vücut izi bulunmamıştır. Sanıklar olayın başından beri ve ısrarla taziye için geldiklerini belirterek damda yakalanmadıklarını söylemişler, müşteki olarak ifadesi alınan M.Y. polislerin isteği üzerine imza attığını söylediği ifadesinden mahkemede dönmüştür. Sanıklar akrabalarına ait ölüm kaydını ibraz etmişlerdir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanıkların üzerlerine atılı uyuşturucu madde ticaret yapmak suçunu işledikleri konusunda kesin, somut ve mahkûmiyetlerine yeterli deliller olmadığı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK’nın 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 10.07.2014 gün ve 5713-5347 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara yüklenen uyuşturucu madde ticareti suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından;14.03.2013 günü saat 02:00 sıralarında devriye görevi yapan polis aracına gelen isim ve adresini vermeyen bir kişinin N…. Mahallesi 2. Cadde üzerinde bulunan 105-107-109 ve 109 nolu ikametin yanında numarası bulunmayan evde esrar ticareti yapıldığı, ayrıca ….. plakalı aracın bu adresten 6 kg esrar numunesi aldığı yönünde ihbarda bulunması üzerine tutanak düzenlenerek Cumhuriyet savcılığına bildirildiği ve alınan arama kararına istinaden ihbarda belirtilen adreslerde arama yapıldığı, 105 ve 109 nolu evlerde ve 107 nolu evin içinde herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, ancak 107 nolu evin damına çıkıldığında duvar kenarında gizlenmiş olarak H.T. ve N.C.’nin yakalandığı, 109 nolu evin bitişiğindeki numarasız evde yapılan aramada oturma odasındaki çekyatın altında bir adet ruhsatsız av tüfeği bulunduğu, üst katındaki yatak odasının kilitli olması nedeniyle zorlanarak açıldığında içeride M.A.’nın olduğunun, yapılan GBT sorgulamasında uyuşturucu madde ticareti suçundan arandığının tespit edildiği, ihbarda belirtilen … plakalı aracın ise N… mahallesi 64. sokakta park halinde olduğu, yapılan araştırmada aracın N.C. adına kayıtlı bulunduğunun belirlendiği araçta, diğer sanıkların üzerinde ve ikametlerde yapılan aramada herhangi bir uyuşturucu maddeye rastlanmadığı, ancak sanık M.R.’ye ait numarasız eve 20-25 metre mesafedeki boş arazide 1 adet siyah poşet içerisinde ve bunun 5 metre kuzeyinde 3 adet telhis çuval içerisinde poşetlenmiş toplam 55 paket esrar ele geçirilerek sanıkların gözaltına alındığı, Ekspertiz raporlarından, incelenen bitkilerin esrar elde edilen kenevir bitkisi olduğu, ele geçirilen kenevirden 26.022,5 gram esrar elde edilebileceği, kenevir bitkilerin sarılı olduğu poşetlerde yapılan incelemede vücut izine rastlanmadığı, Anlaşılmaktadır.Tanık kolluk görevlileri A.F. Z.Ç. T.K. ve A.A.; ismini vermeyen bir kişinin ihbarı üzerine arama kararı alarak ihbara konu evlerde ve araçta arama yaptıklarını, N. ve H.’yi 107 nolu evin damında saklanırken, M.’yi de evinin kilitli olan yatak odasında yakaladıklarını, araçta ve şahısların üzerinde suç konusu ile ilgili bir şey bulmadıklarını, ancak gün aydınlanırken M.R.’nin evine yaklaşık 20 metre uzaktaki alanda 2-3 çuval esrar bulduklarını, ihbarı yapan kişiyi tanımadıklarını beyan etmişler,Tanık M.Y. kollukta; 14.03.2013 günü 04:30 sıralarında polislerin evinde arama yaptığını, evin içinde suç unsuru bir şey bulunmadığını, ancak beraber evin damına çıktıklarında iki şahsı duvar dibinde saklanırken bulduklarını söylemiş, mahkemede ise polislerin evde arama yaptıktan sonra dışarı çıktıklarını, evin damında kimsenin yakalanmadığı, sanıkları daha önce hiç görmediğini ifade etmiş, Sanık M.R. ağabeyinin eşinin vefatı nedeniyle on gündür köyde olduğunu, arama yapıldığı günden bir gün önce evine geldiğini, kayınbiraderi N. ile onun akrabası H.’nin de taziye için olay günü geldiklerini, geç olduğu için eşinin gitmelerine izin vermediğini, alt katta N. ve H.’nin, üst katta ise kendisinin yattığını, gece polisler geldiğinde çok yorgun olduğu için kapı sesini geç duyduğunu, kalkıp kapıyı açtığını, kapının kilitli olmadığını, herhangi bir şekilde gizlenmediğini, suçlamayı kabul etmediğini, ele geçen uyuşturucuyla ilgisinin olmadığını, Sanıklar N. ve H.; sanık M.R.’nin evine taziye için geldiklerini, gece geç olunca ev sahibi izin vermediği için gitmeyip evde kaldıklarını, gece alt katta yatarken polislerin gelerek kendilerini yakaladığını, başka evin damında yakalanmadıklarını, ele geçen uyuşturucuyla ilgilerinin olmadığını savunmuşlardır.5237 sayılı TCK’nın “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti” başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde iken 28.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanununun 66. maddesiyle; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz” biçiminde değiştirilmiş olup, anılan madde uyarınca bir mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için, her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli kanıt elde edilmiş olması gerekmektedir. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubioproreo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir.
Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Her ne kadar ihbara konu edilen esrar maddesi sanıklardan M.R.’nin evinin 20 metre yakınında ele geçirilmiş ise de; sanık M.’in evinde, sanık N.’in aracında ve her iki sanığın üzerinde yapılan aramalarda herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış olup, ele geçen uyuşturucu maddenin de sanıklara ait olduğunu gösterir somut bilgiler içermeyen ve kim tarafından da yapıldığı belli olmayan ihbar dışında, sanıkların yüklenen suçu işlemediklerine ilişkin savunmalarının aksine her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığı gözetildiğinde, sanıkların atılı suçu işlediği hususu şüphe boyutunda kalmaktadır.
Mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için suçun her türlü şüpheden uzak bir şekilde sabit olması gerekmekte olup, aksi durumda evrensel bir ilke olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca, sanıkların beraatına hükmolunmalıdır.Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak ve mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, ayrıca bozma nedeni gözönüne alınarak infaza başlanılmış olması halinde sanıkların cezasının infazının durdurulmasına ve tahliyelerine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhal salıverilmeleri için yazı yazılmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi; itirazın reddi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 03.04.2014 gün ve 12972-2325 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,3- Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.06.2013 gün ve 147-280 sayılı hükmünün, sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak ve mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden mahkumiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,4- Bozma nedenine göre infaza başlanılmış olması halinde sanıkların cezasının infazının durdurulmasına ve tahliyelerine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadıkları takdirde derhal salıverilmelerinin temini için yazı yazılmasına,5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.03.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğu ile, karar verildi.Ceza Davasında Karar Duruşması Ne Demek ?
Daha fazla bilgi için bize ulaşın.

UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ BERAAT
Telefon kayıtlarına bakılarak uyuşturucu ticaretinden ceza verilebilir mi ?
Telefon kayıtlarına bakılarak kişilerin uyuşturucu ticareti yaptığı yönünde bir hüküm kurulabilmesi için başkaca somut delillerin varlığı da gerekmektedir. Yalnızca kişiler arasında telefon ve arama kayıtları baz alınarak ceza verilmesi ceza hukukunun genel ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.
Konu hakkında Yargıtay 10.Ceza Dairesi kararına bakalım
Özet : Sanıklar hakkında telefon kayıtlarına dayanılarak, savunmalarının aksine, uyuşturucu madde ticareti yapmaktan hüküm kurulmuştur. Hükmün dayandırıldığı telefon kayıtları atılı suçun işlendiği konusunda kesin ve yeterli delil oluşturmadığından mahkemece verilen kararların bozulması gerekmiştir.

T.C.
Yargıtay
10. Ceza Dairesi
Esas : 2011/26372Karar : 2014/1250
Karar Tarihi : 24.02.2014
Dosya incelendi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
A) Sanıklar Ali, Cemâl ve Haşan hakkındaki hükümlerin incelenmesi Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanıkların müdafiilerinin ve sanık Ali’nin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
B) Sanık Aydın hakkındaki hükmün incelenmesi: Hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayrı soruşturma yapılan Furkan’ın soyut beyanı ile somut olay ve olgularla örtüşmeyen telefon konuşmaları dışında, sanığın üzerinde ele geçirilen 0,02 gramdan ibaret eroini, savunmasının aksine, satmak için bulundurduğuna veya suçları sabit olan diğer sanıkların fiillerine iştirak ettiğine ilişkin kesin ve yeterli delil bulunmadığı, sabit olan fiilinin “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçunu oluşturduğu gözetilmeden, “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün (BOZULMASINA),
C) Sanık Ali S… hakkındaki hükmün incelenmesi: Kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde bulunmayan sanığın savunmasının aksine, diğer sanıkların suçlarına iştirak ettiğine veya ele geçen uyuşturucu maddelerle ilgisi olduğuna ilişkin, somut olay ve olgularla örtüşmeyen telefon görüşmeleri dışında, kuşku sınırlarını aşan kesin ve yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün (BOZULMASINA),
D) Sanık Ali A… hakkındaki hükmün incelenmesi: Sanığın, suçu sabit olan babası Haşan ile uyuşturucu maddenin ele geçirildiği evde birlikte oturması dışında, atılı suçu işlediğine ilişkin, kuşkuyu aşan kesin ve yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkında beraat yerine mahkûmiyet hükmü kurulması, Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün (BOZULMASINA), 24.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.İYİ HAL İNDİRİMİ NE DEMEKTİR ?
Detaylı bilgi için bize ulaşın.

UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ
Özet : Birden fazla alım olduğundan bahisle TCK’nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı, somut olayda sanığın ağır olan hareketinin 04.07.2010 tarihinde gerçekleştirdiği kokain satma eylemi olup bu suç nedeniyle cezalandırılması ve 03.07.2010 tarihli eylemi sonucu verilen ve daha önce kesinleşen sonuç 4 yıl 2 ay hapis cezasının mahsubu gerektiği gözetilmeden, birden fazla uyuşturucu madde sattığı kabul edilerek sanık hakkında zincirleme suçla ilgili TCK’nın 43. maddesinin uygulanması, yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
T.C.Yargıtay10. Ceza Dairesi
Esas : 2016/2758 Karar : 2017/26 Karar Tarihi : 10.01.2017
Dosya incelendi.GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
I) Hükümlüler … ve … hakkında Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 08.06.2011 tarihli 2011/9 esas 2011/189 sayılı kararı ile zincirleme olarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen ve 21.01.2014 tarihinde kesinleşen mahkûmiyet hükümlerine yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazının incelenmesi: İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanıklar … ve … hakkında, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu 08.06.2011 tarihinde 2011/9 esas ve 2011/289 karar sayı ile zincirleme olarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş, hüküm sanık tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizce 21.01.2014 tarihinde 2012/53 esas ve 2014/516 karar sayı ile hükümlerin onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Dairemizin bu kararına itiraz edilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz yazısında; ” Antalya 3 üncü Ağır Ceza Mahkemesi, 8.6.2011 gün ve 9-189 sayılı kararı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, sanık …’nın 5237 Syl. TCK 188/3, 4, 43/1, 62, 52, 52/4, 53/1, 58, 63, 54 üncü maddeleri uyarınca 7 yıl 9 ay 22 gün hapis ve 2.046 TL adli para cezası, sanık …’nın, 5237 Syl. TCK 188/3, 4, 43/1, 62, 52, 52/4, 53/1, 63, 54 üncü maddeleri uyarınca 7 yıl 9 ay 22 gün hapis ve 2.046 TL adli para cezası ile tecziyelerine karar vermiştir.5237 sayılı TCK’nın 43 üncü maddesinin uygulanmasına ilişkin yerel mahkemenin kabulü yerinde değildir. Şöyleki; esas olan gizli soruşturmacı görevlinin, bir suç işlendiğini tespit ettiğinde suç işleyeni yakalayıp yargı önüne çıkarmasıdır. Somut olayda gizli soruşturmacı 4.7.2010 tarihinde sanıklardan kokain almıştır. Böylece satmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu belirlenmiş ve delil elde edilmiştir. Buna rağmen gizli soruşturmacının sanıkları yakalamayıp, 5.7.2010 ve 28.7.2010 tarihlerinde tekrar uyuşturucu madde alması gereksizdir. Gizli soruşturmacı tarafından sanıklardan yeniden uyuşturucu maddeler alınması, ayrıca suç oluşturmamalıdır. Bu sebeple, zincirleme suç hükümleri uygulanarak sanıklara fazla ceza verilmemelidir.Ayrıca; sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 62 ve 52 inci maddelerinin tatbiki sonrasında, sonuç olarak 1.860 TL yerine 2.046 TL fazla adli para cezaları belirlenmesi yasaya aykırıdır.” denilerek Dairemizin onama kararının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün bu sebeplerle bozulması istenilmiştir.
C) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi doğrultusunda, Antalya 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nce 23.06.2010 tarihinde, Antalya İli … bölgesinde uyuşturucu madde satışı yapanların tespiti için “gizli soruşturmacı” görevlendirilmesine karar verilmiştir. Gizli soruşturmacılardan üçü 04.07.2010 tarihinde 50 TL verip sanıklardan 0,08 gram kokain almışlar, ancak sanıkları yakalama yoluna gitmemişlerdir. Aynı gizli soruşturmacılar 05.07.2010 tarihinde sanık …’dan 50 TL karşılığında 0,07 gram kokain ve 28.07.2010 tarihinde …’nın yönlendirmesi üzerine hakkındaki hüküm kesinleşen diğer sanık …’dan 30 TL karşılığında 0,1 gram kokain ile son olarak 03.08.2010 tarihinde sanık … ile birlikte hakkındaki hüküm kesinleşen diğer sanık …’tan 0,045 gram kokain satın almışlardır. Daha sonra 19.10.2010 tarihinde sanıkların birlikte kaldığı evlerinde yapılan aramada ise 0,85 gram kokain ele geçirilmiştir. Gizli soruşturmacıların 04.07.2010 tarihinde sanıklardan kokain almaları üzerine sanıkların “satmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçu belirlenmiş ve bu suçun delili elde edilmiştir. Buna rağmen daha sonra sanıklardan tekrar kokain almaları hem gereksizdir hem de görevleri kapsamında değildir. Öte yandan, gizli soruşturmacıların asıl amacı “uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak” değil, “suçu ve failini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmekten ibaret” olduğundan, gerçek anlamda bir “alım-satım” da söz konusu değildir. Sanıkların hareketlerinin bütünüyle “uyuşturucu maddeyi satışa arzetme” suçunu oluşturduğu ve zincirleme suçun söz konusu olmadığı anlaşıldığından, sanık hakkındaki itirazın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
D) KARAR: Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İTİRAZININ KABULÜNE,2- Dairemizin 21.01.2014 tarihli 2012/353 esas ve 2014/516 karar sayılı … ile … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin ONAMA KARARININ KALDIRILMASINA,3- Sanıklar … ve … hakkında zincirleme olarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:Mahkemece sanıklar hakkında adli para cezası 1860 TL yerine 2046 TL olarak fazla belirlenmiş ise de; Mahkemece bu aykırılık ek kararlar ile düzeltilerek infaza verildiği anlaşıldığından itiraz yazısında belirtilen bu yöndeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içerisindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenler dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;Antalya 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 23.06.2010 tarihinde “alıcı görevli” görevlendirilmesi kararı uyarınca 04.07.2010 tarihinde üç alıcı görevlinin 50 TL karşılığında sanıklardan kokain aldıkları, aynı alıcı görevlilerin 05.07.2010 tarihinde sanık …’dan 28.07.2010 ve 03.08.2010 tarihlerinde sanık …’ten kokain aldıkları, daha sonra 19.10.2010 tarihinde sanıkların ikametinde yapılan aramada 0,85 gram kokain ele geçirildiği olayda, kolluk görevlilerinin değişik tarihlerdeki satın alma ve ev arama işlemlerinin suç delillerini elde etmeye yönelik çalışmalar olduğu, dolayısıyla kolluk görevlilerinin gerçek iradelerinin uyuşturucu madde satın alma değil, suç delilini elde etme olduğundan, somut olayda “uyuşturucu madde satma”nın gerçekleşmediği; böylece sanıkların hareketlerinin bütünüyle “uyuşturucu maddeyi satışa arzetme” suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanıkların birden fazla kez uyuşturucu madde sattığı kabul edilerek haklarında zincirleme suçla ilgili TCK’nın 43. maddesinin uygulanması,Yasaya aykırı sanıkların müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin BOZULMASINA,II) Sanık … hakkında Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18.09.2014 tarihli 2014/123 esas 2014/326 sayılı kararı ile zincirleme olarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün temyizen incelenmesi:Bozmaya uyulduğu, yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;Sanığın uyuşturucu madde sattığına ilişkin edinilen bilgiler üzerine, alıcı görevlilerin 03.07.2010 tarihinde 20 TL verip sanıkla birlikte hareket eden hakkındaki uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü kesinleşen diğer sanık …’dan 2 gram esrar aldıkları, aynı görevlilerin 04.07.2010 tarihinde sanıkla birlikte hareket eden haklarındaki uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri kesinleşen diğer sanıklar … Kaya ile …’dan 50 TL karşılığında 0,08 gram kokain aldıkları; kolluk görevlilerinin gerçek iradesinin uyuşturucu madde satın alma değil, suç delilini elde etme olduğundan, somut olayda “uyuşturucu madde satma”nın gerçekleşmediği; böylece sanığın hareketlerinin bütünüyle “uyuşturucu maddeyi satışa arzetme” suçunu oluşturduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.04.2015 tarih 2014/10-848 esas ve 2015/316 sayılı kararında da “şüphelinin ilk alımdan sonra yakalanmayarak görevlilerce birden fazla alım yapılması durumunda da, esasen tek bir alım olayı ile şüphelinin satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu ve suçunun delilleri ortaya çıktığından, şüphelinin sonraki alımlara konu uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi önceki alımlardan sonra temin ettiğine ilişkin delil bulunmadığı ahvalde, satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmanın temadi ettiği kabul edilip, hareketin en ağırına göre ceza verilecektir” şeklinde belirtildiği üzere birden fazla alım olduğundan bahisle TCK’nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı, somut olayda sanığın ağır olan hareketinin 04.07.2010 tarihinde gerçekleştirdiği kokain satma eylemi olup bu suç nedeniyle cezalandırılması ve 03.07.2010 tarihli eylemi sonucu verilen ve daha önce kesinleşen sonuç 4 yıl 2 ay hapis cezasının mahsubu gerektiği gözetilmeden, birden fazla uyuşturucu madde sattığı kabul edilerek sanık hakkında zincirleme suçla ilgili TCK’nın 43. maddesinin uygulanması,Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 10.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Uyuşturucu Madde Ticareti
T.C.Yargıtay10. Ceza Dairesi
Esas No : 2016/1275Karar No : 2016/1231Karar Tarihi : 15.4.2016
Suç : Uyuşturucu madde ticaretiSuç Tarihi : 13.07.2014
İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER :Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık U.. G.. hakkında Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu 25/08/2015 tarihinde 2015/295 esas ve 2015/298 karar sayı ile mahkûmiyetine karar verilmiştir.Hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir.Dairemizce 19/02/2016 tarihinde … esas ve…. karar sayı ile sanık hakkındaki hükmün, olay yerini kapsayan önleme araması kararı olup olmadığının araştırılması varsa getirtilip duruşmada okunması ve denetime imkan verecek şekilde dosyada bulundurularak sonucuna göre tartışılması gerektiği belirtilerek, bozulmasına karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Dairemizin onama kararına itiraz edilmiştir.B) İTİRAZ NEDENLERİ :Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz yazısında özetle; Ceza muhakemesi hukukumuzun delil serbestliği ilkesini benimsediği, kanıtları değerlendirmede de hakime tam bir serbestlik tanındığı, delillerin hukuka uygun yöntemlerle toplanmasının zorunlu olduğu, Anayasa’nın 38’inci maddesinin 6’ıncı fıkrası ile CMK’nın 206’ıncı maddesinin 2’inci fıkrasının (a) bendi, 217’inci maddesinin 2’inci fıkrası, 230. maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendi ve 289’uncu maddesinin 1’inci fıkrasının (i) bendi uyarınca, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alınamayacağı,Somut olayda, 13.07.2014 tarih saat 00.50’de düzenlenen olay, yakalama ve muhafaza altına alma tutanağına göre, Ki… Mahallesi, 2734 Sokak, Sarıçam Deresi kenarında, market önünde bekleyen, iki şahıstan sanığın, ekipleri görünce kaçması ve dere içerisinde yakalanması sonrasında, sanığın üzerinde ve trafo altında uyuşturucu maddeler ele geçirildiği, sanık üzerindeki ve trafo altındaki aramanın, Adana 3’üncü Sulh Ceza Mahkemesi’nin 11.07.2014 tarih 2014/1608 sayılı, Adana il sınırı polis sorumluluk bölgelerindeki araçlar, şahıslar ve şahısların eşyaları üzerinde arama yapılması kararına dayanılarak icra edildiği, 10.03.2016 tarihli yazıları sonrası, Adana 3’üncü Sulh Ceza Mahkemesi’nin 11.07.2014 tarih 2014/1608 sayılı karar örneğinin dosya içerisine alındığı, belirtilen mahkeme kararının, 5271 sayılı CMK’nun 116’ıncı, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 9’uncu ve Adli ve Önleme Arama Kararları Yönetmeliği’nin 18-26 maddelerinde düzenlenmiş, önleme arama kararı olduğu,Kaçan sanığın, suçüstü yakalanması sonrasında, üzerinde 34 adet ekstazi niteliğinde uyuşturucu maddeler ele geçirildiği, suçun sabit olduğu, sanığın da 05.09.2014 tarihli dilekçesinde uyuşturucu madde sattığını, kaçarken uyuşturucu madde ile yakalandığını ikrar ettiği, bozma sonrasındaki tutanak düzenleyicileri beyanlarına göre, sanık gösterimi olmaksızın, zabıtaca yapılan aramada trafo altında 22 rulo esrar niteliğindeki uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği, sanığın suçunun veya ortağının suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardımının olmadığı, sanığın suçüstü, pantolon cebinde 34 ekstazi ile yakalandığı, sanık üzerindeki aramanın, Adli ve Önleme Arama Yönetmeliği’nin 8/f maddesine de uygun olduğu, ele geçirilen uyuşturucu maddelerin, suçun maddi konusu olduğu, mahkeme kararına dayanan aramanın, hukuka aykırı olmadığı, maddenin hükme esas alınmasında isabetsizlik olmadığı, mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek onanması gerektiği belirtilerek, bozma kararı verilmesi yerinde görülmeyerek itiraz edilmiştir.C) YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ İTİRAZIYLA İLGİLİ YASA HÜKÜMLERİ :1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi :(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu’na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.(2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6352 sayılı Kanun’la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6352 sayılı Kanun’la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderir
2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6352 sayılı Kanun’la eklenen):(1) Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308’inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ :Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından suç tarihini ve suç yerini kapsayan Adana 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 11.07.2014 tarihli, 2014/1608 D. İş sayılı önleme araması kararı temin edilerek dosya içerisine konulduğundan, itirazın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
E) KARAR : Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazının KABULÜNE,2- Dairemizin 19.02.2016 tarihli … esas ve …karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,3- Sanık hakkındaki hükmün incelenmesi;Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenin dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA; ancak bu durumun yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK’nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün hüküm fıkrasından çıkarılması ve yerine “Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan durumuna göre, sanık hakkında, TCK’nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına” ibaresinin yazılması suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 15.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
UYUŞTURUCU MADDE TEMİNİ YA DA TİCARETİ
Özet : “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir” hükmü gereği, somut olayda, iddianamede gösterilen sanık ve ona yükletilen fiil hakkında kurulması gerektiğinden iddianamede sanık hakkında uyuşturucu madde temin yada ticaretine ilişkin fiil anlatılmadığı gibi TCK’nın 188. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi de bulunmadığı anlaşılmakla sanık hakkında cezalandırılması için kamu davası açıldığı halde, yukarıdaki maddeye aykırı olarak TCK’nın 188/3, 52/2, 53/1-2. maddeleri uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması kanuna aykırı olduğundan verilen BOZMA KARARIDIR.
T.C.Yargıtay20. Ceza Dairesi
Esas : 2017/2335 Karar : 2017/5698 Karar Tarihi : 01.11.2017
“İçtihat Metni”Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan hükümlü …’ın, 5237 sayılı TCK’nun 188/3, 52/2, 53/1-2. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 1.200 TL adli para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/347 Esas, 2009/30( İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/425 Esas, 2009/503 Karar) Karar sayılı kararının kanun yararına bozulmasına ilişkin talebi üzerine, ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.
Dosya incelendi.GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
A) Konuyla İlgili Bilgiler :
1-İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24/08/2007 tarih 2007/239 iddianame numaralı iddianamesi ile sanık … hakkında TCK’nın 220/7 maddesi gereğince cezalandırılması talebi ile kamu davası açıldığı,2- Yapılan yargılama sonucunda İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/347 Esas, 2009/30 Karar sayılı kararı Birgül Arpadal’ın örgüte yardım etme suçundan beraatine, TCK’nun 188/3, 52/2, 53/1-2. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 1.200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, doyanın İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapatılması sonrasında dosyanın temyiz incelemesinden döndüğünde İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/425 Esas, 2009/503 Karar sayı numarasını aldığı,Anlaşılmıştır.
B) Kanun Yararına Bozma Talebi :
Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, «5271 sayılı CMK’nun 225. maddesi uyarınca hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiil ve failden ibaret olup iddianamade açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak açılmayan davadan yargılama yapılıp hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı, sanık … hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın (CMK’nun 250. MD. İle Görevli) 24/08/2007 tarihli 2007/239 sayılı iddianamesi ile örgüt üyesi olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan TCK’nun 220/7 maddesi gereğince cezalandırılmasının talep edildiği, sanık … hakkında TCK’nun 188/3 maddesinde düzenlenen uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılmasının talep edilmediği halde, mahkemece yapılan yargılama sonucunda; sanığın örgüt üyesi olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan TCK’nun 220/7 maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle açılan davasından sanığın beraatine, aynı kararla sanık …’ün uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nun 188/3, 52/2, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 1.200 TL adli para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmakla;Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunmadığı halde, sanık hakkında kamu davası açılmamış olan uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,Yasaya aykırı olduğundan, İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/425 Esas, 2009/503 Karar sayılı kararının, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesinin 3.fıkrası uyarınca bozulması, aynı maddenin 4.fıkrasının (d) bendi gereğince de bir karar verilmesi, talep ve evrak tebliğ olunur.» denilerek, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05/04/2016 tarih 2016/266 değişik iş karar sayılı kararının bozulması istenmiştir.
C) Konunun Değerlendirilmesi :
CMK’nın 225. maddesinde “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir” hükmü mevcut olup; CMK’nın 225. Maddesi gerekçesi doğrultusunda Mahkeme dava edilmeyen bir fiil hakkında kendiliğinden yargılama yapamaz ve hüküm veremez. Bunun doğal sonucu, iddianamede gösterilen fiil hakkında hüküm kurulmasıdır.Hükmün konusunu, iddianamede sınırları belirtilerek dava nedeni yapılan maddî olay (fiil) oluşturur. Diğer bir anlatımla, kamu davasının konusu ile hükmün konusu maddî olay (fiil) bakımından aynıdır. Hüküm, iddianamede gösterilen sanık ve ona yükletilen fiil hakkında kurulması gerektiğinden iddianamede sanık hakkında uyuşturucu madde temin yada ticaretine ilişkin fiil anlatılmadığı gibi TCK’nın 188. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi de bulunmadığı anlaşılmakla sanık hakkında 24/08/2007 tarihli iddianame ile TCK’nın 220/7 ve 53 maddeleri gereği cezalandırılması için kamu davası açıldığı halde, CMK’nın 225. maddesine aykırı olarak TCK’nun 188/3, 52/2, 53/1-2. maddeleri uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması kanuna aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
D) KARAR : Açıklanan nedenlere göre;İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28/01/2009 tarihli ve 2007/347 esas, 2009/30 sayılı kararının( İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/425 Esas, 2009/503 Karar) 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 188/3, 52/2, 53/1-2. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün hükümden çıkarılmasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 01.11.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Uyuşturucu Madde Miktarı İle İlgili Yargıtay Kararları
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
Esas : 2014/7Karar : 2014/322 Karar Tarihi : 10.6.2014
Kişisel kullanım için kabul edilebilecek miktar, kişinin fiziksel ve ruhsal yapısıyla uyuşturucu veya uyarıcı maddenin niteliğine, cinsine ve kalitesine göre değişiklik göstermekle birlikte, Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında esrar kullananların her defasında 1-1,5 gram olmak üzere günde üç kez esrar tüketebildikleri bildirilmektedir. Esrar kullanma alışkanlığı olanların bunları gözönüne alarak, birkaç aylık ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda esrar maddesini ihtiyaten yanlarında veya ulaşabilecekleri bir yerde bulundurabildikleri de adli dosyalara yansıyan ve bilinen bir husustur.Buna göre, esrar kullanan faillerin olağan sayılan bu süre içinde kişisel olarak kullanıp tüketebilecekleri miktarın üzerinde esrar maddesi bulundurmaları halinde, bulundurmanın kişisel kullanım amacına yönelik olmadığı kabul edilmelidir.

Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
Esas : 2012/1335Karar : 2014/322 Karar Tarihi : 22.10.2013
Bir ihbar üzerine yakalanan sanığın üzerinde taşıdığı poşetin içerisinde ele geçirilen kenevir bitkisi dışında, uyuşturucu madde ticareti yaptığı yolunda teknik ya da fiziki takip, tanık beyanı, iletişimin tespiti v.b gibi somut, yeterli, her türlü şüpheden arınmış, kesin ve inandırıcı herhangi bir delil elde edilememesi, uygulamada ilke olarak kabul edilen yıllık uyuşturucu madde kullanım miktarı göz önünde bulundurulduğunda, adli raporda belirtilen 345,510 gramlık esrar maddesinin yıllık şahsi kullanım sınırları içerisinde olması, sanığın uyuşturucu maddeyi satmak için değil kullanmak amacıyla satın aldığı yönündeki aksi kanıtlanamayan istikrarlı savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediği şüphe boyutundan öteye geçememektedir.Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas : 2014/Karar : 2014/322Karar Tarihi : 10.06.2014
UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİUYUŞTURUCU KULLANIMI VE SATMA OLGULARININ BELİRLENMESİTÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 188TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 191
“İçtihat Metni” Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık F.. B..’in beraatine ilişkin, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.05.2007 gün ve 84-138 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 15.10.2012 gün ve 11616-15291 sayı ile;“Olay tutanağı, sanık savunması ve dosya kapsamına göre, montunun cebinden 9 paket halinde kağıda sarılı halde esrar elde edilen sanığın eyleminin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanık hakkında yazılı gerekçe ile beraat kararı verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Yerel mahkeme ise 21.02.2013 gün ve 385-109 sayı ile;“Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti ile cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış, sanık savunmasında atılı suçu işlemediğini, uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, uyuşturucu madde kullandığını belirtmiştir. Mahkememizin 31.05.2007 tarih ve 2007/138 karar numaralı ilamı ile sanığın savunmasına itibar edilerek uyuşturucu madde ticareti suçundan dolayı beraat kararı verilmiş, uyuşturucu madde kullanmak suçundan dolayı da Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur.
Dosya içerisinde sanığın savunmasının aksine maddi bir delil bulunmamaktadır. Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair önceden yapılmış bir ihbar, Narkotik görevlilerce yapılmış teknik takip ya da fiziki takip bulunmamaktadır. Sanık Asayiş görevlilerince yakalanmış, bilahare Narkotik görevlilerine teslim edilmiştir.
Evinde yapılan aramada uyuşturucu madde ele geçmemiştir. Ceza hukukunun temel amacı maddi gerçeği hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması soyut iddiadan öte maddi ve denetlenebilir delillerle desteklenmelidir.
Dosya kapsamında yukarıda belirtildiği üzere sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla da belirlenen kriterler çerçevesinde maddi bir delil bulunmamaktadır. Bu itibarla sanığın savunmasına itibar etmek gerekmiştir. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi ceza hukukunun temel ilkelerinden birisidir.

Sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair şüpheden uzak kesin ve inandırıcı maddi bir delil elde edilemediğinden beraatine karar verilerek mahkememizin 31.05.2007 tarih ve 2007/84-138 esas karar sayılı ilamıyla kurulan hükümde direnilmesine karar vermek gerekmiştir” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının 02.01.2014 gün ve 111909 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından;18.03.2007 tarihinde düzenlenen tutanağa göre; görevli polislerin asayiş ekibi olarak ring görevi ifa ettikleri sırada, Sinanpaşa Mahallesi köylü garajında daha önceden uyuşturucu madde bulundurmak ve kullanmaktan kaydı bulunan sanığı gördükleri, yapılan üst yoklamasında montunun altında kabarıklık görüldüğü ve ne olduğu sorulduğunda sanığın cebinden çıkarıp polislere vermiş olduğu poşette dokuz adet beyaz kağıtlara sarılı içinde esrar maddesi bulunan paketler görülerek muhafaza altına alındığı, Adana Kriminal Polis Laboratuvarının 09.04.2007 gün ve 1225 sayılı raporuna göre; ele geçen 27 gram kenevir bitki parçalarından 9,5 gram esrar elde edilebileceğinin tespit edildiği,
Sanığın incelemeye konu eylemden yaklaşık 6 ay kadar önce de üzerinde beş ayrı kağıt parçasına sarılmış, brüt 7, net 2.5 gram esrarla yakalandığı, İncelemeye konu uyuşturucu ticareti suçundan açılan davada, yerel mahkemenin tensip tutanağıyla sanık hakkında kullanmak amacıyla uyuşturucu bulundurma suçundan suç duyurusunda bulunduğu, Anlaşılmaktadır. Sanık aşamalarda; üzerinde yakalanan esrar maddesinin kendisine ait olduğunu, haftada bir esrar kullandığını, olay günü tanımadığı kişilerden esrar aldığını, eve giderken polislerin yakaladığını beyan etmiştir.
5237 sayılı TCK‘nun “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde olup, madde gerekçesinde de vurgulandığı gibi üçüncü fıkrada, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretine ilişkin çeşitli fiiller, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.

Buna göre; uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satışı, satışa arzı, başkalarına verilmesi, nakli, depolanması ya da kazanç amacıyla satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması, bir ve ikinci fıkralara göre ayrı bir suç oluşturmaktadır.Aynı Kanunun “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” başlıklı 191/1. maddesi ise; “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, gerekçesinde de belirtildiği üzere, madde metninde, izlenen suç politikası gereği olarak, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak değil, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak fiilleri suç olarak tanımlanmıştır.
Uyuşturucu madde bulundurma eyleminin, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu mu, yoksa uyuşturucu madde ticareti suçunu mu oluşturduğunun tespitinde belirgin rol oynayan husus, bulundurmanın amacıdır. Ceza Genel Kurulunun 15.06.2004 gün ve 107-136 ile 06.03.2012 gün ve 387-75 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında da belirtildiği üzere, uyuşturucu madde bulundurmanın, kullanma maksadına matuf olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken ve öğreti ile uygulamada da kabul görmüş olan bazı kriterler bulunmaktadır. Bunlardan ilki; failin bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girip girmediğidir. İkinci kriter, uyuşturucu maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimidir.
Kişisel kullanım için uyuşturucu madde bulunduran kimse, bunu her zaman kolaylıkla erişebileceği bir yerde, örneğin genellikle evinde veya işyerinde bulundurmaktadır. Buna karşın uyuşturucunun ev veya işyerine uzakta, çıkarılıp alınması güç ve zaman gerektiren depo, mağara, samanlık gibi bir yere gizlemesi kullanma dışında bir amaçla bulundurulduğunu gösterebilir. Yine, uyuşturucunun çok sayıda özenli olarak hazırlanmış küçük paketçikler halinde olması, her paketçiğin içine hassas biçimde yapılan tartım sonucu aynı miktarda uyuşturucu madde konulmuş olması, uyuşturucu maddenin ele geçirildiği yerde veya yakınında, hassas terazi ve paketlemede kullanılan ambalaj malzemelerinin bulunması, kullanım dışında bir amaçla bulundurulduğu hususunda önemli bir belirtidir.
Üçüncü kriter de, bulundurulan uyuşturucu maddenin çeşit ve miktardır. Uyuşturucu madde kullanan kimse genelde bir ya da benzer etki gösteren iki değişik uyuşturucu maddeyi bulundurur. Bu nedenle değişik nitelikte ve farklı etkileri olan eroin, kokain, esrar ve amfetamin içeren tabletleri birlikte bulunduran sanığın bunları satmak amacıyla bulundurduğu kabul edilebilir. Kişisel kullanım için kabul edilebilecek miktar, kişinin fiziksel ve ruhsal yapısı ile uyuşturucu veya uyarıcı maddenin niteliğine, cinsine ve kalitesine göre değişiklik göstermekle birlikte, Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında esrar kullananların her defasında 1-1,5 gram olmak üzere günde üç kez esrar tüketebildikleri bildirilmektedir.

Esrar kullanma alışkanlığı olanların bunları gözönüne alarak, birkaç aylık ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda esrar maddesini ihtiyaten yanlarında veya ulaşabilecekleri bir yerde bulundurabildikleri de adli dosyalara yansıyan ve bilinen bir husustur. Buna göre, esrar kullanan faillerin olağan sayılan bu süre içinde kişisel olarak kullanıp tüketebilecekleri miktarın üzerinde esrar maddesi bulundurmaları halinde, bulundurmanın kişisel kullanım amacına yönelik olmadığı kabul edilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Emniyet görevlilerince daha önce hakkında uyuşturucu bulundurmaktan işlem yapıldığı için bilinen ve tanınan sanığın, olay tarihinde uyuşturucu maddeyi kolaylıkla satabileceği köylü garajında yakalanması, yapılan üst aramasında montunun cebinde satışa hazır dokuz ayrı pakete sarılı esrar maddesinin bulunması, sanığın yaklaşık altı ay önce de yakalandığı yerin yakınlarında benzer şekilde satışa hazır beş ayrı pakete sarılı esrar maddesiyle yakalanmış olması göz önüne alındığında, ele geçen net olarak 9,5 gram esrar elde edilebilecek toplam 27 gram uyuşturucu maddeyi uyuşturucu madde ticareti yapma amacıyla bulundurduğu kabul olunmalıdır.
Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı yerinde olup, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve dokuz Genel Kurul üyesi ise; “Sanık tüm aşamalarda içmek için kimliğini bilmediği kişilerden aldığı esrarla eve giderken yakalandığını savunmuş, savunması doğrultusunda esrar kullanmadan hüküm giymiştir. Bu durumda ayrıca uyuşturucu madde ticaretinden de sanık aleyhine hüküm kurmak hak ve nesafet kurallarına uygun olmadığından, sanık savunmasına ve yakalanma yerine, şüpheden sanık yararlanır ilkesine göre isabetli olan yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;
1- Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.02.2013 gün ve 385-109 sayılı direnme hükmünün, sanığın eyleminin uyuşturucu madde ticareti suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.06.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMA SUÇUNUN SÜBUT BULMADIĞININ KABULÜ
Özet : Üst yoklamasında ayrı ayrı şeffaf poşetlerde, satışa hazır ve 17 parça halinde esrar ele geçirilen sanığın, uyuşturucu madde kullandığının teknik yöntemlerle de saptanmadığı dikkate alındığında, suç konusu uyuşturucu maddeleri içmek için bulundurduğuna yönelik savunmasının uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu gizlemeye ve bu suçun cezasından kurtulmaya yönelik olduğunun, bu bağlamda kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunun sübut bulmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin, sanığın; uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyeti yerine beraatine, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ise beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.
T.C.YargıtayCeza Genel Kurulu
Esas : 2017/723 Karar : 2018/562 Karar Tarihi : 22.11.2018
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık …’in, “Uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, “Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçundan ise 5237 sayılı TCK’nın 191/1-2-4-5, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.03.2011 tarihli ve 48-60 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 11.11.2013 tarih ve 18299-9896 sayı ile;“A) Sanık hakkında ‘uyuşturucu madde ticareti yapma’ suçundan kurulan beraat hükmünün incelenmesi:Olay tutanağı içeriğine, sanığın yakalanış şekline, suç konusu uyuşturucu maddenin miktarı ile ele geçiriliş biçimine, sanığın savunmasına ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın subut bulan atılı suçtan mahkûmiyeti yerine dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçelerle beraatine karar verilmesi…B) Sanık hakkında ‘kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma’ suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:Sanığın, sübut bulan uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu gizlemek ve bu suçun cezasından kurtulmak için, uyuşturucu madde kullandığını belirttiği, sanığın uyuşturucu madde kullandığı teknik yöntemlerle de saptanmadığı dikkate alınarak, kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi…” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.Yerel Mahkeme ise 27.05.2014 tarih ve 11-219 sayı ile;“…Bilindiği üzere; ‘…Ceza muhakemesi hukukunun temel prensiplerinden birisi de şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesidir. Her hukuk devletinde kabul edilen ve masumluk karinesi ile sıkı bir ilgisi olan bu ilkeye göre, yapılan ceza muhakemesi sonunda fiilin sanık tarafından işlendiği, yüzde yüz belliliğe ulaşmadığı taktirde beraat kararı verilecektir. Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının, bir masumun mahkum olmasına tercih edilmesi, başka bir ifade ile masumluk karinesidir. Keza, şüphelinin veya sanığın savunmasının aksinin kanıtlanması ondan beklenemez. Kaldı ki, CMK’nın 147. maddesi uyarınca susma hakkı bulunmaktadır. Susma hakkını kullanan şüphelinin sükut ikrardan gelir deyişine dayanarak suçunu kabul ettiği söylenemeyeceği gibi savunmasını kanıtlaması da beklenemez. Şüpheliye yüklenen suçun sübuta erdiği kuşkuya yer vermeksizin ortaya çıkarılmalıdır. (Y.C.G.K.19.04.1993,6-81/110).’ O halde, yapılan ceza muhakemesinin sonunda belliliğe, örneğin fiilin sanık tarafından işlendiğinin veya işlenmediğinin sabit olduğu sonucuna varılmaması durumunda sanık mahkum edilemez. Ceza muhakemesinde esas olarak, fiilin fail tarafından işlendiği veya işlenmediği konusunda, hukuk düzenince kabul edilen vasıtalarla, yargılama makamının tam bir kanaate ulaşmasını temin ameliyesine ispat denir. Burada dikkat edilecek noktalar şunlardır: Burada inandırmak yetmez, tam bir kanaate ulaşılacaktır. Medeni usul hukukundan farklı olarak ceza muhakemesi hukukunda ispat yükü (külfeti) sorunu yoktur. Gerçekten şüpheliye susma hakkı tanıyan bir hukuk düzeninde, ispat yükünden söz edilmesi olanaksızdır. İspat için sabit oluş arandığına göre, bunun dışında mahkumiyet kararı verilemeyecektir; şüpheden sanık yararlanır ilkesi devreye girecektir. İspat ameliyesinde, hukuk düzeninin kabul ettiği vasıtalar delillerdir. Buna göre ceza muhakemesinde ispat için kullanmak istenen bir vasıtanın delil olarak nitelenebilmesi için iki temel niteliği bulunmalıdır. Bu vasıta olayı temsil etmeli ve olayı temsil eden bu vasıta; akla, maddi gerçeğe ve hukuka uygun olmalıdır. Olayı temsil etmekten maksat; delil olarak kullanmak istenilen vasıtanın olayın bir parçası olması ve/veya olayı yansıtmasıdır. Örneğin, bir adam öldürme suçunda olay yerinde bırakılan suç aleti olayın bir parçasıdır. Buna karşılık böyle bir suça 5 duyusu marifeti ile tanık olmuş bir kimsenin anlatımları olayı yansıtır. Ne var ki bir ispat aracına delil diyebilmek için olayı bir şekilde temsil etmesi, olayı yansıtması yetmez. Bu yansıtmanın akla, yani bilime, maddi gerçeğe ve hukuka uygun olması da şarttır. Bu vasıflan taşımayan bir ispat aracına teknik anlamda delil denilemez; bu nedenle de bu tür vasıtalara dayanılarak hüküm tesis edilemez. Ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu araştırmada, yani gerçeğe ulaşmada, mantık yolunun izlenmesi gerekir. Gerçek; akla uygun ve realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bir bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır. Yoksa bir takım varsayımlara dayanılarak sonuca ulaşılması ceza yargılamasının amacına kesinlikle aykırıdır. Ceza yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkumiyet kararından söz edilemez. Bu ilke evrenseldir.Tartı tutanağı, 29.12.2010 tarihli olay tutanağı, parmak izi ve fotoğraf basım formları, adli muayene raporları, yakalama, gözaltına alma ve üst arama tutanakları, ifade ve sorgu zaptı, sanığın üzerinde çıkan paralar ile ilgili alınan Merkez Bankası raporu, 05.01.2011 tarihli İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü ekspertiz raporu, sanığın aşamalarda alınan savunmaları, sanığa ait nüfus ve adli sicil kaydı ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde;29.12.2010 tarihinde saat 17:30 sıralarında Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı güven timlerinin kendilerinin istihbari çalışma olarak nitelendirdikleri ve içeriği dosyada mevcut olmayan bir çalışma sonucunda, …., İkiz Sokak içerisinde 55-60 yaşlarında, kır saçlı, 1,65 – 1,70 boylarında, düzgün giyimli, Mustafa isminde bir şahsın uyuşturucu madde sattığına dair edindikleri bilgi üzerine olay yerine gittikleri, bir müddet bekledikten sonra eşgale uygun şahsın sokak içerisinde görüldüğü, izlemeye ve takip edilmeye başlandığı, şahsın cep telefonu ile görüşmeler yaptığının gözlemlendiği, sokak içerisinde dolaştığı, bir süre sonra yaya olarak hızlı bir şekilde sokak üzerinden ayrılıp uzaklaşmaya başladığı 500 metre kadar takip edildiği, şahsın sürekli etrafına bakındığı ve tedirgin olduğunun gözlemlendiği, bunun üzerine polis kimlik kartları gösterilerek adı geçen şahsın yakalandığı, üzerinde tutanakta belirtildiği şekilde 17 parça, brüt ağırlığı 124,78 gram gelen ve dosya içerisinde bulunan ekspertiz raporundan esrar olduğu anlaşılan uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği anlaşılmıştır.Öncelikle belirtmek gerekir ki olay tutanağında sanığın uyuşturucu maddeleri satarken veya satmaya çalışırken görüldüğüne dair hiçbir tespit ve bulgu mevcut değildir.Yine güven timlerinin kendilerince yapmış oldukları istihbari çalışmanın neden ibaret olduğu, kim ya da kimlerden bahse konu bilgilerin alındığı hususunun dosyada herhangi bir tutanağa bağlanmadığı, sadece olay tutanağında istihbari bir çalışmadan bahsedilmekle yetinildiği görülmüştür.Ayrıca her ne kadar nasıl yapıldığı belli olmayan ve dosyaya belgesiyle birlikte yansımayan istihbari çalışma sonucunda uyuşturucu sattığı iddia edilen kişinin eşgaline yarayacak tüm bilgiler, şahsın ismi ile birlikte verilmiş olmasına rağmen neden istihbari bilgiyi veren kişinin veya kişilerin uzaktan da olsa şahsı bizzat gelip göstermedikleri hususu tutanağı dercedilmemiştir. Ayrıca bu bilgiyi veren kişi ya da kişilerin sanıktan uyuşturucu madde satın aldıkları ya da temin ettikleri de belli değildir.Bir istihbari bilginin veya ihbarın somut olarak delil niteliğinde kabul edilmesi için uyuşturucu satışına ilişkin net ve somut deliller içermesinin gerekeceği, ayrıca herhangi bir kopukluk yaşanmadan doğrudan olayın faili ile bağlantılı olacak şekilde yapılmasının zorunlu olduğu, oysa dosyada her ne kadar ismine kadar tüm eşgal bilgileri verilmiş ise de uyuşturucu madde satışı yapan kişinin aynı niteliklere sahip bir başka şahıs olma olasılığının da gözardı edilmemesi gerekeceği anlaşılmaktadır.Kaldı ki dosya kapsamından kolluk güçlerinin uzun süreli takiplerine rağmen sanığın uyuşturucu madde sattığı veya satmaya teşebbüs ettiğine dair herhangi bir delile rastlanılmamıştır.Somut olayda tek delil nasıl ve ne şekilde yapıldığı belli olmayan ve olay tutanağına geçirilen ihbar niteliğindeki istihbari çalışmadır.Sanık da olayın başından beri istikrarlı biçimde uyuşturucu maddeleri kullanmak için bulundurduğunu beyan etmiş olup, uyuşturucu maddelerin nasıl paketlenmek suretiyle küçük poşetler içerisinde satılmak için bulundurulduğu bilinmekte ise miktar olarak fazlaca uyuşturucu madde alan kişinin bu uyuşturucu maddeleri aynı şekilde birden fazla küçük miktarlarda paketlenmiş olarak alma olasılığının da mevcut olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.Bütün bu hususlar şüpheden sanığın yararlanacağına ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay kararları doğrultusunda yukarıya alınan masumiyet karinesine yönelik değerlendirme ile birlikte gözönünde tutulduğunda sanığın savunmasının aksini kanıtlar ölçüde somut, her türlü kuşkudan arınmış, kesin ve inandırıcı deliller ile üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu işlediği saptanamadığından sanığın bu suçtan mahkememizin 08.03.2011 tarih, 2011/48 esas ve 2011/60 karar sayılı hükmünde ısrar edilmek suretiyle beraatine karar verilmesi gerekmiştir.Sanığın uyuşturucu maddeleri kullanmak için bulundurduğuna yönelik aşamalarda alınan istikrarlı beyanları ve üzerinde uyuşturucu madde kullanım miktarı ile orantısız oluşturmayacak miktarda çıkan esrar maddesi birlikte değerlendirildiğinde, sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu işlediği sonucuna varılmış olup, bu eşlemi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nun 191/1-2 maddeleri gereğince cezalandırılmasına ve hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi gerekmiştir…” şeklindeki gerekçe ile direnerek, önceki hükümlerdeki gibi sanığın “Uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, “Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçundan ise cezalandırılmasına karar verilmiştir.Direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.03.2015 tarihli ve 341347 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 335-1111 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 28.04.2017 tarih ve 39-1639 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına geri gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINACEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı “uyuşturucu madde ticareti yapma” ve “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.İncelenen dosya kapsamından;Olay tutanağına göre; 29.12.2010 tarihinde saat 17.30 sıralarında Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı güven timlerince yapılan istihbarat çalışmaları sırasında “…., İkiz Sokak içerisinde, 55-60 yaşlarında, kır saçlı, 165-170 cm boylarında, düzgün giyimli, Mustafa isminde bir şahsın uyuşturucu madde sattığı” bilgisinin edinildiği, aynı gün görevlilerce saat 18.15 sıralarında bahsi geçen yere gidilerek sokak ve çevresinde tertibat alındığı, bir süre sonra sokak içerisinde görülen eşkâle uygun şahsın görevlilerce takip edilmeye başlandığı, şahsın sürekli olarak cep telefonu ile görüştüğü, sokak içerisinde dolaştığı, daha sonra bahse konu sokaktan çıkıp yaya olarak hızlı bir şekilde uzaklaşmaya başladığının görüldüğü, takibine devam edilen şahsın 500 metre kadar ileride etrafına bakındığının ve tedirgin olduğunun gözlendiği, Akdeniz Caddesi üzerinde bulunan Şenol Güneş Parkı önüne geldiğinde aniden hızlandığının görülmesi üzerine görevlilerce yanına gidilerek durdurulduğu, yapılan kimlik tespitinde sanık … Özbilen olduğunun tespit edildiği, adı geçenin kaba üst yoklamasında montunun sol dış cebinde bir kabarıklık olduğu fark edilerek bakıldığında, burada siyah bir poşet olduğu, bu poşet içerisinde de satışa hazır vaziyette, şeffaf jelatinlere sarılı, yeşil renkli, daralı ağırlıkları 7,39 – 7,00 – 6,94 – 6,92 – 6,90 – 6,85 – 6,83 ve 6,82 gram gelen 8 parça plaka hâlinde, daralı ağırlıkları 12,80 – 7,45- 7,25 – 7,10 – 7,05 – 6,93 – 6,87 – 6,85 ve 6,83 gram gelen 9 parça toz hâlinde olmak üzere toplam 17 parça esrar ele geçirildiği, yakalanarak Erciyes Polis Merkezi Amirliğine getirilen sanığın burada yapılan üst aramasında ise pantolon ve montunun ceplerinde, dağınık vaziyette toplam 560 ABD doları ile 1000 Türk Lirası bulunduğu,İstanbul Polis Kriminal Laboratuvarınca düzenlenen 05.01.2011 tarihli uzmanlık raporuna göre; 8 parça hâlindeki yeşil renkli plaka maddelerin net toplam 50 gram, 9 parça hâlindeki yeşil renkli toz maddelerin net toplam 63,8 gram esrar olduğu,Sanığın soruşturma evresinde …. Vatanperver Sokak, No: 26 Fatih/İstanbul adresinde ikamet ettiğini bildirdiği,Açık kaynaklar üzerinden yapılan sorgulamada, sanığın kolluk görevlilerince görüldüğü İkiz (Kardeşler) Sokak ile bu sokaktan çıkarak yaya olarak uzaklaştığı ve görevlilerce yapılan takip üzerine yakalandığı yer olan Şenol Güneş Parkının, soruşturma evresinde bildirdiği ikamet adresinin aksi istikametinde olduğu,Anlaşılmıştır.Sanık …; ele geçirilen uyuşturucu maddeleri Edirnekapı’da tanımadığı bir şahıstan kullanmak amacıyla ve üzerinde ele geçirildiği şekliyle satın aldığını, evine gittiği sırada Akdeniz Caddesi üzerinde polislerin durdurarak yaptıkları aramada esrarı bulduklarını, üzerinde ele geçirilen paraların da kendisine ait olduğunu, pazarcılık yaptığı için o kadar paranın üzerinde bulunduğunu, bir ay boyunca pazara çıktığı için bulamayacağı kaygısıyla bu miktarda uyuşturucu madde aldığını, uyuşturucu madde ticareti yapmadığını savunmuştur.5237 sayılı TCK’nın “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” başlıklı 188. maddesinin suç ve hüküm tarihininde yürürlükte bulunan 3. fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.” biçiminde olup, madde gerekçesinde de vurgulandığı gibi üçüncü fıkrada, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretine ilişkin çeşitli fiiller, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Buna göre; uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satışı, satışa arzı, başkalarına verilmesi, sevk edilmesi, nakli, depolanması ya da kazanç amacıyla satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması, bir ve ikinci fıkralara göre ayrı bir suç oluşturmaktadır. Fıkradaki suçun oluşabilmesi için maddede belirtilen seçimlik hareketlerden herhangi birisinin yapılmış olması gerekir.Aynı Kanun’un “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” başlıklı 191. maddesinin suç ve hüküm tarihininde yürürlükte bulunan 1. fıkrası ise; “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak fiilleri suç olarak tanımlanmıştır.Uyuşturucu madde bulundurma eyleminin, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu mu, yoksa uyuşturucu madde ticareti suçunu mu oluşturduğunun tespitinde belirgin rol oynayan husus, bulundurmanın amacıdır. Ceza Genel Kurulunun 06.03.2012 tarihli ve 387-75 sayılı ile 20.02.2018 tarihli ve 10-57 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında da belirtildiği üzere, uyuşturucu madde bulundurmanın, hangi maksada matuf olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken ve öğreti ile uygulamada da kabul görmüş olan bazı kriterler bulunmaktadır.Bunlardan ilki; failin bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girip girmediğidir.İkinci kriter, uyuşturucu maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimidir. Kişisel kullanım için uyuşturucu madde bulunduran kimse, bunu her zaman kolaylıkla erişebileceği bir yerde, örneğin genellikle evinde veya iş yerinde bulundurmaktadır. Buna karşın uyuşturucunun ev veya iş yerine uzakta, çıkarılıp alınması güç ve zaman gerektiren depo, mağara, samanlık gibi bir yere gizlemesi kullanma dışında bir amaçla bulundurulduğunu gösterebilir. Yine, uyuşturucunun çok sayıda özenli olarak hazırlanmış küçük paketçikler hâlinde olması, her paketçiğin içine hassas biçimde yapılan tartım sonucu aynı miktarda uyuşturucu madde konulmuş olması, uyuşturucu maddenin ele geçirildiği yerde veya yakınında, hassas terazi ve paketlemede kullanılan ambalaj malzemelerinin bulunması, kullanım dışında bir amaçla bulundurulduğu hususunda önemli belirtilerdir.Üçüncü kriter de, bulundurulan uyuşturucu maddenin çeşit ve miktarıdır. Uyuşturucu madde kullanan kimse genelde bir ya da benzer etki gösteren iki değişik uyuşturucu maddeyi bulundurur. Bu nedenle değişik nitelikte ve farklı etkileri olan eroin, kokain, esrar ve amfetamin içeren tabletleri birlikte bulunduran sanığın bunları satmak amacıyla bulundurduğu kabul edilebilir. Kişisel kullanım için kabul edilebilecek miktar, kişinin fiziksel ve ruhsal yapısı ile uyuşturucu veya uyarıcı maddenin niteliğine, cinsine ve kalitesine göre değişiklik göstermekle birlikte, Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında esrar kullananların her defasında 1-1,5 gram olmak üzere günde üç kez esrar tüketebildikleri bildirilmektedir. Esrar kullanma alışkanlığı olanların bunları göz önüne alarak, birkaç aylık ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda esrar maddesini ihtiyaten yanlarında veya ulaşabilecekleri bir yerde bulundurabildikleri de adli dosyalara yansıyan ve bilinen bir husustur. Buna göre, esrar kullanan faillerin olağan sayılan bu süre içinde kişisel olarak kullanıp tüketebilecekleri miktarın üzerinde esrar maddesi bulundurmaları hâlinde, bulundurmanın kişisel kullanım amacına yönelik olmadığı kabul edilmelidir.Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” şeklinde, Latincede ise “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;Yapılan istihbarat çalışmaları sırasında “…. İkiz Sokak içerisinde, 55-60 yaşlarında, kır saçlı, 165-170 cm boylarında, düzgün giyimli, Mustafa isminde bir şahsın uyuşturucu madde sattığı” bilgisine ulaşan ve bahsi geçen yere giderek eşkâl bilgileri belirtilen şahsı beklemeye başlayan görevlilerin, bir süre sonra eşkâle uygun sanığı sokak içerisinde görüp izlemeye ve takip etmeye başladıkları, sanığın sürekli olarak cep telefonu ile görüştüğünü, sokak içerisinde dolaştığını, bir süre sonra bahse konu sokaktan çıkıp yaya olarak hızlı bir şekilde uzaklaşmaya başladığını gördükleri, görevlilerce takibine devam edilen sanığın 500 metre kadar ileride etrafına bakındığını ve tedirgin olduğunun gözlendiği, Akdeniz Caddesi üzerinde bulunan Şenol Güneş Parkı önüne geldiğinde ise aniden hızlandığı görülen sanığın görevlilerce durdurulduğu, yapılan kaba üst yoklamasında montunun sol dış cebinde bulunan poşette toplam 17 parça esrar ele geçirildiği, Erciyes Polis Merkezi Amirliğinde yapılan üst aramasında ise pantolon ve montunun ceplerinde dağınık vaziyette toplam 560 ABD doları ile 1000 Türk Lirası bulunduğu anlaşılan olayda; yapılan istihbarat çalışmaları sonucunda uyuşturucu madde sattığı bilgisine ulaşılan sanığın ismi, yaşı, saç rengi, boyu ve giyimi ile uyuşturucu satışı yaptığı yere ilişkin bilgi elde edilmesi, istihbarat bilgisinin doğruluğunu araştırmak üzere adı geçen yere giden görevlilerin, bir süre sonra edinilen eşkâl bilgisi ile uyumlu olduğu görülen sanığın geldiğini, sürekli olarak cep telefonu ile görüşüp sokak içerisinde dolaştığını görmeleri, sokaktan çıkarak hızlı bir şekilde uzaklaşmaya başladığı görülen ve görevlilerce takibe alınan sanığın sürekli olarak etrafına bakınıp tedirgin olduğunun ve kısa bir süre sonra aniden hızlandığının görülmesi, üzerindeki montunun sol dış cebinde bulunan poşette bir kısmı plaka, bir kısmı ise toz hâlinde ve ayrı ayrı şeffaf poşetler içerisinde toplam 17 parça hâlinde suç konusu esrarların ele geçirilmesi, her bir şeffaf poşetteki esrar gramajlarının yaklaşık aynı miktarlarda olmaları, sanığın görevlilerce görüldüğü İkiz Kardeşler Sokaktan çıkıp yaya olarak uzaklaşması sonrasında durdurulduğu yer olan Şenol Güneş Parkının ikametinin aksi istikametinde olması karşısında; sanığın, suça konu uyuşturucu maddeleri kullanmak için satın aldığına ve evine doğru giderken yakalandığına ilişkin savunmasına itibar edilemeyeceği anlaşıldığından, sanığın suç konusu uyuşturucu maddeleri ticaret amacıyla bulundurulduğunun kabulü gerekmektedir.Öte yandan, üst yoklamasında ayrı ayrı şeffaf poşetlerde, satışa hazır ve 17 parça hâlinde esrar ele geçirilen sanığın, uyuşturucu madde kullandığının teknik yöntemlerle de saptanmadığı dikkate alındığında, suç konusu uyuşturucu maddeleri içmek için bulundurduğuna yönelik savunmasının, uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu gizlemeye ve bu suçun cezasından kurtulmaya yönelik olduğunun, bu bağlamda kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunun sübut bulmadığının kabulü gerekmektedir.Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin, sanığın; uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyeti yerine beraatine, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ise beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi; sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan beraatine, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan mahkûmiyetine dair Yerel Mahkemece verilen hükümlerde bir isabetsizlik bulunmadığı düşüncesi ile karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;1- İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.05.2014 tarihli ve 11-219 sayılı direnme kararına konu olan hükümlerinin, sanığın; uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyeti yerine beraatine, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ise beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.







