Etiket: gaziantep avukatları

  • Tenkis kuralları ve geçerli vasiyetname

    Tenkis kuralları ve  geçerli vasiyetname
    T.C.Yargıtay3. Hukuk Dairesi
    Esas No : 2010/4970Karar No : 2010/8018Karar Tarihi : 4.5.2010  Özet:Saklı payların karşılığını alamayan mirasçılar miras bırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler. Buradaki tenkis olanağı geçerli bir vasiyetnameye karşı da ileri sürülebilir.

  • Tenkis Davası Nedir Ve Zamanaşımı Var Mıdır ?

    Tenkis Davası Nedir  Ve Zamanaşımı Var Mıdır ?Miras Hukuku kapsamında; miras bırakan kişi; özgür iradesiyle mallar üzerinde belli tasarrufları, bazı sınırlar dahilinde uygulayabilir. Ancak miras kalan kişilerin miras üzerindeki hakları kanunlar tarafından koruma altına alınmıştır. Kanunlar tarafından miras kalan kişinin yoksulluk yaşamaması için belli bir saklı pay belirlenmiştir. Bu saklı pay çiğnendiğinde mirasçı Tenkis davası açma hakkına sahiptir. Tenkis davası her mahkemeye açılamayan bir davadır. Tenkis davasında miras bırakan kişinin son yerleşim yeri dikkate alınır. Dava son yerleşim yerindeki Asliye Hukuk Mahkemesine açılır.Tenkis davasını açmak için miras bırakan kişinin hayatta olmaması gerekiyor. Miras bırakacak kişi hayattaysa bu dava hiçbir şekilde açılamaz. Ayrıca tenkis davası kanunda belirtilen süre içinde açılırsa geçerli olacaktır.
    Tenkis Davalarında Zamanaşımı Ne Kadar? Kanunlara göre her davanın bir açılabilme süresi vardır. Zamanaşımı denen bu süre dolduğunda dava açma hakkı olmaz. Tenkis davasını açabilmek için mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrenmesi gerekir. Vasiyetname açıldıktan sonra her halde Tenkis davası açma süresi 10 yıl olarak belirlenmiştir. 10 yıldan sonra dava açma hakkı düşecektir.
    Miras halinde saklı pay sahipleri altsoy, anne, baba ve eştir. Altsoyun miras payının yarısı, anne ve babanın miras payının dörtte biri, sağ kalan eş için ise;  alt soy ya da anne babayla mirasçıysa hakkın tamamı, diğer durumlarda payının dörtte üçü saklı pay oranlarıdır.

  • TENFİZİNE KARAR VERİLEN VASİYETNAMEYE KONU TAŞINMAZIN TAPU KAYIT BİLGİLERİ

    TENFİZİNE KARAR VERİLEN VASİYETNAMEYE KONU TAŞINMAZIN TAPU KAYIT BİLGİLERİ

    Özet : Vasiyetnamenin tenfizi ile vasiyetnameye konu taşınmazın adlarına tescilini talep etmiş, mahkemece hükümde, davanın kabulüne karar verilmekle birlikte tenfizine karar verilen vasiyetnameye konu taşınmazların tapu bilgileri, kimler adına hangi hissenin tescil kararı verildiği belirtilmemiştir. Karar bu haliyle infazı kabil nitelikte değildir. Mahkemece, tenfizine karar verilen vasiyetnameye konu taşınmazın tapu kayıt bilgileri, kimler adına hangi hissenin tescil kararı verildiği hususları açıkça yazılmak suretiyle infazda tereddüte yol açmayacak şekilde hüküm kurulması gerekir.

    T.C.Yargıtay

    3. Hukuk Dairesi

    Esas : 2015/7027 Karar : 2018/12115 Karar Tarihi : 28.11.2018
    MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
    Taraflar arasındaki vasiyetnamenin tenfizi – iptali – tenkis davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl davanın kabulüne, birleşen davada vasiyetnamenin iptali talebinin reddine, tenkis talebinin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde asıl davalı – birleşen davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

    YARGITAY KARARI
    Davacı; mirasbırakan …’ın 03.04.2010 tarihinde vefat ettiğini, … 3.Noterliğinin 10.11.2009 tarih 12089 yevmiye numaralı vasiyetnamesi ile … İli, … Köyü’nde kain, 546-589-590-591 parsel numaralı taşınmazların tamamı ile yine … Mah. 1197 ada, 15 parselde kayıtlı zemin kat 2 no.lu bağımsız bölüm, zemin kat 3 no.lu bağımsız bölüm ile eşi … lehine sükna hakkı bulunan 15 parsel numaralı 1.kat 4 no.lu bağımsız bölümün tamamının kendileri lehine vasiyet edildiğini ileri sürerek, … 3.Noterliğinin 10.11.2009 tarih 12089 yevmiye numaralı vasiyetnamesinin tenfizi ile iş bu taşınmazların kayıtların mirasbırakan üzerinden terkini ve kendi adlarına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

    Faizsiz Ev Mortgage Kredi Banka Vade Sözleşme İmza Kefil Bank Ev Apartman Bina Satın alma Tazminat Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - Avukatı

    Birleşen davada; murisin … 3.Noterliği’nin 07.08.2007 tarih, 14484 yevmiye numaralı vasiyetname ile adına kayıtlı tüm gayrimenkullerini çocukları arasında paylaştırarak vasiyet ettiğini, murisin vefatından yaklaşık dört ay önce 10.11.2009 tarihinde … 3.Noterliği’nin 12089 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vasiyetname ile murisin adına kayıtlı gayrimenkullerin tamamını davalı kuruma vasiyet ettiğini iş bu vasiyetnamenin tanziminden önce murisin 13/04/2009 – 14/04/2009 tarihleri arasında … Hastanesinde tedavi gördüğünü, kendisinde demans şüphesi görülmesi üzerine nörolojik muayene önerildiğini, murisin mirasçılarından mal kaçırmasına, çocuklarını mirastan ıskat etmesine sebep olacak bir durumun olmadığını, murisin vasiyetnamesinde cenaze işlemlerinin davalı kurum tarafından yapılmasını şart koşmuş ise de, cenaze işlemlerinin kendileri tarafından yapıldığını böylece vasiyetin şartı yerine getirilmediği için vasiyetnamenin iptalinin zorunlu olduğunu, ileri sürerek öncelikle vasiyetnamenin iptalini, vasiyetnamenin iptali taleplerinin sabit görülmediği takdirde mahfuz hisseleri oranında tenkise karar verilmesini talep etmişlerdir.

    Asıl ve birleşen davalarda, asıl ve birleşen davalılar davaların reddini talep etmişlerdir.Mahkemece; asıl dosyada açılan davanın kabulüne, birleşen dosyada açılan davada vasiyetnamenin iptali yönünden reddine, tenkis yönünden kabulüne, birleşen dosya davacıları/asıl dosya davalıları…, …ve …’un tercih tarihi itibari ile belirlenen değerlere göre davacıların 54.340,75’er TL’den toplam 163.022,25 TL ödemeleri koşulu ile vasiyetnameye konu olan ve halen miras bırakan adına mevcut tapu kayıtlarının iptali ile (… mahallesi 1197 ada 15 parselde 4 nolu bağımsız bölümde … lehine bulunan sükna hakkı baki kalmak üzere) 1/3 er pay olmak üzere asıl dosya davalıları, birleşen dosya davacıları…, …ve …adlarına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm; davalı/birleşen davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

    1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, asıl davalı/birleşen davacıların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2- Uyuşmazlık; vasiyetnamenin tenfizi ve vasiyetnameye konu taşınmazların davacı adına tescili istemine ilişkindirBir hükmün neleri içermesi gerektiği HMK’nın 297. maddesinde tek tek sayılarak ayrıntılı biçimde gösterilmiştir. Buna göre hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.

    Bu şekilde dava sonunda mahkemenin kimin lehine, kimin aleyhine karar verdiği, davacının talebinin ne kadarının kabul edildiği, davalının neye göre mahkum edildiği tereddütsüz şekilde anlaşılmalıdır.Biçim koşullarının getirilişindeki amaç, hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamaktır. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır ve dava içinden yeni davaların doğmasına neden olur.Bu bağlamda vasiyetnamenin tenfizi davasında davanın kabulüne karar verilmişse, hüküm fıkrası açık olmalı, duraksama yaratmamalıdır.

    Bu nedenle de hükümde tenfizine karar verilen taşınmazın ada-parsel numaralarının açık olarak yazılması, davacılara isabet eden ve iptal edilen payların gösterilmesi gerekir. Sadece vasiyetnamenin tenfizine şeklinde hüküm kurulamaz.Somut olayda davacılar; vasiyetnamenin tenfizi ile vasiyetnameye konu taşınmazın adlarına tescilini talep etmiş, mahkemece hükümde, davanın kabulüne karar verilmekle birlikte tenfizine karar verilen vasiyetnameye konu taşınmazların tapu bilgileri, kimler adına hangi hissenin tescil kararı verildiği belirtilmemiştir.

    A Makale Resimleri Gaziantep Avukat Abdulkadir Akillar 31

    Karar bu haliyle infazı kabil nitelikte değildir.Hal böyle olunca mahkemece, tenfizine karar verilen vasiyetnameye konu taşınmazın tapu kayıt bilgileri, kimler adına hangi hissenin tescil kararı verildiği hususları açıkça yazılmak suretiyle infazda tereddüte yol açmayacak şekilde hüküm kurulması gerekirken, bu yön gözetilmeksizin, vasiyetnamenin tenfizine denilmekle yetinilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bendde açıklanan nedenle temyiz eden asıl davalı/birleşen davacıların sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bendde açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz edenler yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

  • TENFİZ EDİLMEDEN İLAMSIZ İCRA TAKİBİ YAPILMASI

    Özet : Davacı, daha sonra açtığı mahkeme hükmünün tenfizine ilişkin davada davanın kabulüne karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir. Artık … Eyalet Mahkemesinin 101786/04 no’lu kararının icra edilebilir kabiliyeti bulunmaktadır. Dolayısıyla davacının bu davayı açmakta hukuki yararı kalmamıştır.O halde mahkemece, 6100 sayılı HMK’nın m.114/1-h ve 115/2 gereğince; hukuki yarar olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulü yönünde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, BOZMA nedenidir.
    T.C.Yargıtay13. Hukuk Dairesi
    Esas : 2015/3945Karar : 2016/9154 Karar Tarihi : 31.03.2016
    MAHKEMESİ : Ticaret Mahkemesi
    Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
    KARAR
    Davacı, Alman vatandaşı olup Almanya’da avukatlık yaptığını,… Eyalet Mahkemesinde davalı şirket aleyhine açılan 101786/04 no’lu davada davalıyı avukatı olarak temsil ettiğini, ancak davalının vekalet ücretini ödemediğini, İzmir 7. İcra Müdürlüğünün 2009/1177 E sayılı dosyası ile davalı aleyhine ilamsız icra takibi yaptığını, davalının yetki itirazında bulunması üzerine dosyanın Ankara 28. İcra Müdürlüğünün 2009/6806 E sayılı dosyasına kaydedildiğini, bu dosyadan gönderilen ödeme emrine de davalı itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına, %40’dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep etmiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, Ankara 28. İcra Müdürlüğünün 2009/6806 Esas sayılı dosyasında yapılan icra takibine itirazın kısmen iptali ile; 6.035,96 EURO asıl alacağa, takip tarihinden itibaren devlet bankalarınca EURO cinsinden 1 yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle takibin devamına, fazlaya yönelik isteğin reddine, icra İnkar tazminatı isteğinin reddine, karar verilmiş, hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu uyuşmazlık, davacının davalının vekilliğini yaptığı… Eyalet Mahkemesinin 101786/04 nolu dosyasında hükmedilen vekalet ücretinin tahsiline ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, açılmış bir davanın esasının incelenebilmesi bazı şartların tahakkukuna bağlı olup, bunlara dava şartları denmektedir. Dava şartlarından bir kısmı olumlu (varlığı mutlaka gerekli); diğer bir kısmı da, olumsuz (yokluğu mutlaka gerekli) niteliktedir. Hâkim, önüne gelen bir davada, dava şartlarının mevcut olup olmadığını re’sen gözetecektir. Olumlu dava şartlarından biri de, 6100 sayılı HMK m.114/1-h. bendinde ifade edildiği üzere davacının o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasıdır. Açılmasında davacısı yönünden hukuki yarar bulunmayan bir dava, dava şartının yokluğundan dolayı reddedilmelidir. Hukuki yararın varlığı koşulunun mevcut olup olmadığı, her bir davada o davaya konu olayın somut özellikleri çerçevesinde, hâkim tarafından değerlendirilmelidir. Somut uyuşmazlıkta davacı,… Eyalet Mahkemesinin 101786/04 no lu kararına dayalı vekalet ücreti alacağını ilamsız takip yoluyla istemiştir. Davanın devamı sırasında söz konusu mahkeme hükmünün tenfizine karar verilmiş ve bu karar 15.02.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkemece, sonradan yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmiş olması sonucu değiştirecek bir husus olmadığı, davacı tarafın alacağını tahsil etmek için açtığı itirazın iptali davasında alacağının varlığına, miktarına ilişkin delillerini sunmak ve alacağını ispatlamak zorunda olduğu, mahkeme ilamı da takdiri bir delil olarak diğer delillerle birlikte değerlendirilerek alacağın belirlenmesi yoluna gidildiği belirtilerek takdiren 6.035,96 EURO vekalet ücreti olduğu belirlenip davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı, daha sonra açtığı mahkeme hükmünün tenfizine ilişkin davada davanın kabulüne karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir. Artık … Eyalet Mahkemesinin 101786/04 no lu kararının icra edilebilir kabiliyeti bulunmaktadır. Dolayısıyla davacının bu davayı açmakta hukuki yararı kalmamıştır. O halde mahkemece, 6100 sayılı HMK.’nın m.114/1-h ve 115/2 gereğince; hukuki yarar olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulü yönünde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, BOZMA nedenidir.
    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 31.03.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.

  • TEMİNAT SENEDİ OLARAK VERİLEN BONONUN ÖN VE ARKA YÜZÜNDE SADECE TEMİNAT SENEDİDİR İBARESİNİN YAZILI OLMASI

    Takipte dayanılan 20.10.2013 vade tarihli ve 13.500,00 TL tutarlı bononun arka yüzünde “teminat senedidir” ibaresi bulunmaktadır. Bonoda teminat kaydı varsa da neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu ibare bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (İİK’nun 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir. 
    YargıtayHukuk Genel Kurulu
    Esas : 2017/1140Karar : 2018/563Karar Tarihi : 28.03.2018 
    “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : İcra Hukuk Mahkemesi
    Taraflar arasındaki “borca itiraz” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara Batı İcra (Hukuk) Mahkemesince itirazın kabulü ile takibin iptaline dair verilen 25.02.2014 gün ve 2013/873 E., 2014/159 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 08.05.2014 gün ve 2014/11364 E., 2014/13598 K. sayılı kararı ile,(…Borçlu hakkında bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi yapılmış olup, borçlu süresi içinde icra mahkemesine başvurarak, takip dayanağı senedin teminat senedi olduğundan bahisle takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Takip dayanağı bonoda “teminattır” ibaresinin bulunması, Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda neyin teminatı olduğu açıklanmadığı sürece, başlı başına senedin teminat senedi niteliğinde olduğunun kabulünü gerektirmez.Somut olayda borçlu, senedin teminat olarak verildiğine ve borca itirazlarına ilişkin İİK’nun 169/a maddesinde öngörülen ve takip hukuku açısından geçerli, yazılı bir belge de sunamadığı gibi dosyaya sunduğu araç satışına ilişkin belgeler de alacaklı tarafından kabul edilmediğine göre mahkemece istemin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir…)gerekçesiyle ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:Talep borca itiraza ilişkindir.Borçlu takibe konu senedin teminat senedi olduğunu ve buna ilişkin şerhin senedin arkasında mevcut olduğunu, alacaklı ile aralarında 04.08.2013 tarihinde traktör alımı ile ilgili sözlü bir anlaşma yapıldığını, traktör bedeli olan 13.500,00 TL’nin 20.10.2013 tarihinde ödenmesi, …’in de bu tarihe kadar traktörün trafikle ilgili resmî işlemlerini tamamlayıp satışa hazır hâle getirmesi hususunda anlaşarak aralarında bir teminat senedi düzenlediklerini, traktörü devir almak için notere gittiklerinde trafikten men edilmiş olduğunun anlaşılması üzerine satışın yapılamadığını, mülkiyetinin hâlen …’e ait olduğunu, devrini alamadığı bir araç için ödeme yapmasının mümkün olmadığını ve borcunun bulunmadığını, …’le traktör alımı dışında başka bir ticari ilişkinin de mevcut olmadığını ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Alacaklı vekili takip dayanağı bononun arka yüzünde sadece “teminat senedidir” ibaresinin bulunmasının onun kambiyo senedi vasfını etkilemeyeceğini, Yargıtay içtihatlarına göre de bir senedin teminat senedi vasfını taşıyabilmesi için ya senet üzerinde neden teminat verildiği ya da ayrı bir belge ile söz konusu senedin teminat senedi olduğunun belirlenmesinin gerektiğini, takibe konu senedin teminat senedi olmayıp, alacaklı müvekkilin davacıya elden verdiği para borcunun karşılığı olarak düzenlendiğini, 19.09.2013 tarihli vekâletnamenin traktörü dilediği bedel ve şartlarda satması hususunda dava dışı İhsan Yılmaz’a verilmiş vekâletname olduğunu, vekâletnamede senetten bahsedilmediği gibi vekâletnamede davacının da taraf olmadığını savunarak şikâyetin reddi ile takip konusu alacağın %20 sinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesini istemiştir.Yerel Mahkemece takip konusu senedin arkasında “teminat senedidir” ibaresi yazılı olup takip konusu senedin kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadini içermediği, alacağın varlığının kanıtlanmasının yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle şikâyetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmiştir.Alacaklı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.Mahkemece 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 776/b maddesinde açıkça senedin “Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini…” içermesi gerektiğinin belirtilmiş olması karşısında, “teminat senedidir” ifadesi taşıyan bir senedin kayıtsız ve şartsız olduğu söylenemeyeceği, alacağın varlığı ancak yargılama sonucu ortaya çıkacağından, kaldı ki teminat senedi olmayan bir senedin arkasına “teminat senedidir” ibaresinin yazılmış ve alacaklının da bu yazıyı görerek senedi kabul etmiş olması hâlinde bu senedin teminat senedi olmadığı ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.Direnme kararını alacaklı vekili temyize getirmiştir.Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; senette bulunan ‘Teminat Senedidir’ kaydının “neyin teminatı olduğu konusunda bir açıklık bulunmaması durumunda” senedin mücerretlik (soyutluk) niteliğini ortadan kaldırıp kaldırmayacağı, burada varılacak sonuca göre kambiyo senedinin geçerli olup olmayacağı, ayrıca bu kambiyo senedine karşı ileri sürülen bu tür bir iddianın ne şekilde ispat edilmesi gerektiği noktalarında toplanmaktadır.Öncelikle takip dayanağı belgenin kambiyo senedi vasfını haiz olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 776 ncı maddesine göre bononun senet metninde “bono” veya “emre yazılı senet” kelimesi ve senet Türkçe’den başka bir dille yazılmışsa, o dilde bono veya emre yazılı senet karşılığı olarak kullanılan kelime, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadi, vade, ödeme yeri, kime veya kimin emrine ödenecek ise onun adı, düzenlenme tarihi ve yeri ile düzenleyenin imzası bulunmalıdır.Bu çerçevede belirlilik (muayyenlik) kambiyo senetlerinin temel unsurlarından biridir. Tedavül kabiliyeti de dikkate alındığında, bononun bütün unsurlarının açık, net, yoruma elverişli olmayacak biçimde belirgin olması gerekir. Öztan’ın da ifade ettiği gibi poliçe ve bono keşidesi “şart kabul etmeyen” bir işlemdir (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2. b., Ankara 1997, s.451). Nitekim Türk Ticaret Kanunu’nun 777 nci maddesi zorunlu unsurları taşımayan senedin bono niteliğinde olmadığını belirttikten sonra vade, keşide ve ödeme yeri konusunda da yedek hukuk kuralı getirerek oluşabilecek boşlukları doldurmuş ve belirlilik ilkesini bu şekilde desteklemiştir. Avizo, bedel, faiz, protestodan muafiyet ve yetki şartı gibi kayıtların konulması kabul edilmekte ise de, illetten mücerretlik veya muayyenlik vasfını ortadan kaldıran kayıtların bono üzerine konması, onun kambiyo senedi vasfını ortadan kaldırır.Yukarıda yapılan açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Takipte dayanılan 20.10.2013 vade tarihli ve 13.500,00 TL tutarlı bononun arka yüzünde “teminat senedidir” ibaresi bulunmaktadır.Bonoda teminat kaydı varsa da neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu ibare bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz.Bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (İİK’nun 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir.Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2001 gün ve 2001/12-233 E., 2001/257 K.; 20.06.2001 gün ve 2001/12-496 E., 2001/534 K.; 24.02.2010 gün ve 2010/19-67 E., 2010/99 K. sayılı kararlarında da aynı hususlar benimsenmiştir.Hâl böyle olunca yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28.03.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

  • Teminat Mektubunun Hangi İş İçin Verilmiş İse O İş İçin Haczedilebileceği, Başka Bir İş Nedeni İle Haczinin Mümkün Olmadığı

    Yargıtay12. Hukuk Dairesi
    Esas : 2018/2273Karar : 2018/4885Karar Tarihi : 21.05.2018
    “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : İcra Hukuk Mahkemesi
    Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Borçlu vekili; … 2.İcra Müdürlüğü’nün 2012/109 Esas sayılı icra dosyasındaki borcun 30/05/2014 tarihinde eksiksiz olarak ödenerek kapatılması nedeni ile teminat mektubunun iadesi talep edildiğinde, icra müdürlüğünce, başka bir icra dosyasından teminat mektubuna haciz konulduğu gerekçesi ile teminat mektubunun iadesi talebinin reddedildiğini ileri sürerek usul ve yasaya aykırı işlemin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurmuş, mahkemece, şikayetin reddine karar verilmiştir. Teminat mektuplarının kıymetli evrak niteliği bulunmamaktadır. Banka ile muhatap arasında garanti sözleşmesi niteliğinde olan teminat mektubunda lehtar, âkit durumda değildir. Yani, teminat mektubu ile doğmuş ve doğacak bir hak bulunmadığından, lehtarın borcu için teminat mektubunun haczedilmesine yasal imkan yoktur. Teminat mektubu hangi iş için verilmiş ise ancak onun için haczedilip paraya çevrilebilir. Somut olayda, 17.04.2012 tarihli teminat mektubu, alacaklısı …, borçluları … ve … Temizlik… San. olan … 2. İcra Müdürlüğü’nün 2012/109 Esas sayılı dosyasına, bu dosya ile ilgili borç için sunulmuş olup, adı geçen teminat mektubuna, alacaklısı … olan, … 2. İcra Müdürlüğü’nün 2012/108 Esas sayılı dosyası üzerinden 29.05.2014 tarihinde haciz konulmasına karar verildiği görülmektedir. Mahkemece, teminat mektubunun hangi iş için verilmiş ise o iş için haczedilebileceği, başka bir iş nedeni ile haczinin mümkün olmadığı gözetilerek şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi isabetsizdir.
    SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.05.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • TEMERRÜT FAİZİ TALEP EDİLMEMESİ HALİNDE BU KONUDA BİR HÜKÜM VERİLEMEYECEĞİ

    Özet : Davacı, dava dilekçesi ile, kaza nedeniyle oluşan hasar ve araç değer kaybı olarak toplam 11.771,50 TL tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş; istenen tazminat yönünden temerrüt faizi talebinde bulunmamış; sadece bilirkişi raporuna beyan konulu 15.04.2010 tarihli dilekçesinde, kusur oranlarına göre saptanan 9.016,00 TL’nin, kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili talebinde bulunmuş olup dava açarken istemediği temerrüt faizi için harcını yatırarak dava dilekçesini ıslah etme yoluna da gitmemiştir. 6100 sayılı HMK’nun 26/1 maddesindeki “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir” düzenlemesi göz önünde bulundurulduğunda; davacı tarafın talebi aşılarak, dava dilekçesinde ya da dava dilekçesinin ıslahı suretiyle, temerrüt faizi talep edilmediği halde, temerrüt faizinin de hüküm altına alınması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
    T.C.Yargıtay17. Hukuk Dairesi
    Esas : 2015/14881Karar : 2018/8364Karar Tarihi : 01.10.2018
    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
    Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm, davalı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
    K A R A R
    Davacı vekili, davalının sahibi olduğu ve olay tarihinde başıboş bırakılan hayvan nedeniyle davacı aracının kaza yapıp hasar gördüğünü, davalının hasar bedelini ödememesi üzerine tespit dosyasında alınan raporla hasar bedelinin saptandığını, araçta bu kaza nedeniyle değer kaybı meydana geldiğini belirterek araç hasar bedeli, araç değer kaybı ve tespit masraflarından oluşan 12.271,00 TL. maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davalıya ait hayvanın başıboş bırakılmasının sözkonusu olmadığını ve gerekli önlemleri alan davalının olayda kusuru bulunmadığını, davacı sürücüsünün hızı nedeniyle kaza meydana geldiği için kusuru olmayan davalının zarardan sorumlu olmadığını, tespit raporundaki hasar bedelini kabul etmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delilere göre; davanın kısmen kabulü ile 9.017,20 TL. maddi tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, tespit dosya masraflarının yargılama giderleri içinde davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; oluşa ve dosya kapsamına uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi heyeti raporundaki kusur oranlarının benimsenmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına; davaya konu kaza nedeniyle davacıya ait araçta oluşan hasar onarım bedellerinin usulünce saptandığı uzman bilirkişi heyeti raporunun hükme esas alınmış olmasına göre; davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.2-Davacı taraf dava dilekçesinde, kaza nedeniyle oluşan hasar ve araç değer kaybı olarak toplam 11.771,50 TL. tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş; istenen tazminat yönünden temerrüt faizi talebinde bulunmamış; sadece bilirkişi raporuna beyan konulu 15.04.2010 tarihli dilekçesinde, kusur oranlarına göre saptanan 9.016,00 TL’nin, kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili talebinde bulunmuş olup dava açarken istemediği temerrüt faizi için harcını yatırarak dava dilekçesini ıslah etme yoluna da gitmemiştir. Mahkeme ise, usulünce yapılmış bir ıslah da bulunmadığı halde, hükmedilen tazminatın faiziyle birlikte tahsiline karar vermiştir.6100 sayılı HMK’nun 26/1 maddesindeki “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir” düzenlemesi gözönünde bulundurulduğunda; davacı tarafın talebi aşılarak, dava dilekçesinde ya da dava dilekçesinin ıslahı suretiyle, temerrüt faizi talep edilmediği halde, temerrüt faizinin de hüküm altına alınması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.3-Davacı tarafça, işbu davada araç hasarı ile birlikte, kaza nedeniyle davacı aracında oluşan değer kaybı da istenmiştir. Mahkemece benimsenen 24.07.2014 tarihli bilirkişi heyeti raporu doğrultusunda, davacıya ait araç için 1.000,00 TL. değer kaybı tazminatına hükmolunmuş ise de, mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda araç değer kaybı hesaplaması doğru yapılmamıştır. Bu durumda mahkemece; araç değer kaybı konusunda hesap yapmaya ehil, konusunda uzman makine mühendisi bilirkişiden, tüm dosya kapsamına göre; davacı aracının modeli, markası, kaza tarihindeki yaşı, kilometresi, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hasarının nitelik ve niceliği vs. gibi hususlar göz önünde bulundurularak, kaza tarihi itibariyle serbest piyasadaki 2. el piyasa rayiç değeri (hasarsız haliyle) ile aracın hasarı onarıldıktan sonraki haline göre serbest piyasadaki 2. el piyasa değeri arasındaki fark (aradaki farkın değer kaybı olarak kabul edilmesi) hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli birrapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
    SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) ve (3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 01/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • Telif Haklarına Tecavüz Eylemi Nedeniyle Maddi Ve Manevi Tazminat

    Telif Haklarına Tecavüz Eylemi Nedeniyle Maddi Ve Manevi Tazminata) Tecavüzün ref’i davası
    Tecavüzün ref’i davası, eser sahibinin manevi ve mali haklarına karşı yapılmaya başlamış olan ve sonuçlarını doğurmuş bulunan bir tecavüzün varlığı halinde gerçeklesen bu tecavüzün doğurduğu sonuçların giderilmesi, ortadan kaldırılması amacıyla açılan FSEK m. 68 de düzenlenmiş olan davadır.Tecavüzün ref’i davası öncelikle incelemiş olduğumuz, çeşitli KHK’ler ile korunan diğer fikri haklardaki tecavüzün giderilmesi davasıdır.FSEK m.66/1-3 e göre davanın açılması için tecavüz edenin kusurunun şart olmadığı, tecavüzün ref’i davası, maddi ve manevi haklara karşı bir tecavüzün yapıldığı her halde açılabilir. Bunun dışında, manevi ve mali haklara karşı yapılan bazı tecavüz halleri FSEK m.67 ve 68 de özel olarak ancak sınırlayıcı olmamak üzere düzenlenmiş ve bu tecavüz hallerinde eser sahibinin yapabileceği talepler de gösterilmiştir.
    Tecavüzün ref’i davasının davalısı ise hiç şüphesiz ki tecavüzde bulunan kişidir. FSEK m. 66/1-2 uyarınca tecavüz, hizmetlerini ifa ettikleri sırada bir isletmenin temsilcisi veya mühdahdemleri tarafından yapılmışsa, tecavüzün ref’i davası isletme sahibine karşı da açılabilir.
    Tecavüzün ref’i davasının davacısı, manevi hakların tecavüze uğraması halinde, eser sahibi ve FSEK m. 19 uyarınca gösterilen şartlar çerçevesinde sırasıyla sağ kalan eş ile çocukları ve mensup mirasçıları, ana – babası, kardeşleridir.
    b) Tecavüzün men’i davası
    Tecavüzün men’i davası, mali veya manevi haklarda gerçekleşmesi muhtemel olan bir tecavüzün önlenmesi amacıyla açılır.FSEK’nun 69. maddesi davanın kapsamını genişleterek, gerçekleşmiş olan yani başlamış bulunan bir tecavüzün devamı veya tekrarının muhtemel olduğu hallerde de açılabileceğini düzenlemiştir.
    FSEK’nun 69. maddesi,tecavüzün ref’i davasını düzenleyen 66. maddesinin 2.,3. ve 4. fıkralarının,tecavüzün men’i davasında da uygulanacağını hüküm altına almıştır.Buna, tecavüzün men’i davasının açılabilmesi için de tecavüzde bulunma tehlikesini gerçekleştiren mütecavizin kusuru şart değildir.Her ne kadar 69. madde, ‘vaki olan tecavüzün devamı veya tekrarı muhtemel görülen hallerde de ‘tecavüzün men’i davasının açılabileceğini düzenleyerek bu davayı, tecavüzün ref’i davasına yaklaşırsa da, bu iki dava amaçları itibariyle de birbirinden farklıdır. Tecavüzün ref’i davası, gerçekleşmiş olan tecavüzün doğurduğu sonuçların ortadan kaldırılması amacıyla açılırken tecavüzün men’i davası, gerçekleşme tehlikesi bulunan tecavüzü önleme yani bu tehlike tecavüze dönüşmeden engelleme amacını taşır. Şüphesiz ki tecavüzün men’i ve tecavüzün ref’i davası birlikte açılabilir.
    Tecavüzün men’i davasının davacısı, FSEK’nun 69. maddesine göre eser sahibidir. Ancak doktrin hakli olarak bu davanın davacısının da tecavüzün ref’i davasının davacısı ile ayni olduğunu bu nedenle 69. maddede sadece eser sahibinden söz edilerek, FSEK.’nun 19. maddesinde sayılan diğer kişilerin dava açma hakki yokmuş gibi bir düzenlemeye gidilmesinin yanlış olduğunu ifade etmektedir.
    c) Tazminat davaları
    Tecavüzün ref’i ve men’i davalarının yanında eser sahibinin maddi ve manevi haklarının tecavüze uğraması halinde maddi ve manevi tazminat davaları da açabilmektedir. Tecavüzün ref’i ve tecavüzün men’i davaları, telif haklarının ihlalinden doğan hukuka aykırı sonuçları bertaraf etmek veya bu ihlali önlemek amacıyla açıldıkları halde, maddi ve manevi tazminat davalarının amacı maddi ve manevi hakları tecavüze uğrayan kişinin malvarlığında veya manevi haklarında uğradıkları zararın giderilmesidir. Çoğu zaman tazminat davaları, tecavüzün ref’i ve tecavüzün men’i davaları ile birlikte açılmaktadır.Manevi hakları tecavüze uğrayan eser sahibi uğradığı manevi zararın karşılığında manevi tazminat ödenmesi için dava acar. Davanın açılması için eser sahibinin herhangi bir manevi hakkına tecavüz yeterlidir. İntihalin varlığı halinde de gerçek eser sahibinin adi ile ilgili manevi hakkına tecavüz oluştuğu için FSEK. m. 70/1’e dayanılarak manevi tazminat davası açılabilir.
    Manevi haklara tecavüz davasının davacısı eser sahibidir. Doktrin, FSEK. m. 19’da belirtilen kişilerin de manevi tazminat davasını açabilecekleri kanaatindedir.Davalı ise hiç şüphesiz ki manevi haklara tecavüzde bulunan mütecavizdir. Mali haklara tecavüz durumunda ise FSEK.’nun m. 70/2 ye göre, mali hakları haleldar olan kimse, tecavüz edenin kusuru varsa haksiz fiillere müteallik hükümler dairesinde tazminat talep edebilir.FSEK.’nun 70. maddesinin son fıkrasında, mali ve manevi hakleri tecavüze uğrayan kişinin uğradığı zararının tazminini dışında temin edilen karin kendisine verilmesini de isteyebileceği hüküm altına alınmıştır.
    d) Eser sahibinin tespiti davası
    Eser sahibinin tespiti davası, FSEK.’nun m. 15/3 uyarınca iki halin mevcudiyeti halinde, eserin sahibini belirlemek amacıyla açılan davadır. FSEK. m.15/3’e göre, bir eserin kimin tarafından meydana getirildiğinin ihtilaflı olması halinde veya herhangi bir kimsenin eserin sahibinin kendisi olduğunu iddia etmesi halinde bu hakkin tespiti amacıyla eser sahibinin tespiti davasını açabilir. Eser sahibinin tespiti davası, bir eda davasıdır. Zira mahkeme kararı ile sadece bir eserin sahibinin kim olduğu tespit edilmekle kalınmamakta bu karar ile eserin sahipliği davayı kazanan kişiye verilmektedir.
    Eser sahibinin tespiti davası, somut olayın özelliklerine göre hasımlı veya hasımsız olarak açılabilir. Davacı ise, eser sahipliği iddiasında bulunan kişi yani eserin hakiki sahibidir. Eser sahibinin ölümünden sonra ise FSEK. m. 19/1’de sayılan kişiler de, eser sahibinin ölümünden itibaren 70 yıl içinde kendi namlarına bu davayı açabilirler. Eser sahibinin veya FSEK. m.19/1-2’de belirtilen kişilerin davayı açmamaları halinde, eser sahibi veya halefinden mali bir hak iktisap eden kişiler de meşru bir menfaatlerinin varlığı halinde eser sahibinin tespiti davasını açabilirler. Eser sahibinin olmuş olması ve yukarıda sayılan kişilerden hiç birinin mevcut bulunmaması veya mevcut olsalar bile dava açma haklarını kullanmaları halinde veya FSEK m.19/2 deki surenin de geçmiş olması halinde Kültür ve Turizm Bakanlığınca da davanın açılması mümkündür.

  • Tek taraflı trafik kazasında ölen kişinin

    T.C.YARGITAY17. HUKUK DAİRESİE. 2014/18235K. 2017/1344T. 13.2.2017

    Taraflar arasındaki rücuen tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın reddine dair verilen hüküm, davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü: 
    KARAR : Davacı vekili, davacı şirketin trafik sigortacısı olduğu aracın yaptığı tek taraflı kazada sürücünün öldüğünü, ölenin hak sahibi olarak davalıların Sigorta Tahkim Komisyonu’na yaptığı başvuru ile şirketleri aleyhine 40.000,00 TL. destekten yoksun kalma tazminatına hükmedildiğini, bu bedelin davalılar tarafından icra takibine konu edildiğini ve davacının icra dosyasına toplam 71.665,00 TL. ödediğini, kazada ölen sürücünün asli ve tam kusurlu olması sebebiyle davacının tazminat ödemek zorunda kaldığını, ölenin mirasçısı olan davalılara dava açma zorunluluğunun doğduğunu belirterek, 71.665,00 TL’nin ödeme tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini istemiştir. Davalılar vekili, davalıların, ölenin mirasçısı sıfatıyla değil, ölenin desteğinden yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla davacıdan tazminat talep ettiğini ve Hukuk Genel Kurulu kararı gereği davalılar lehine tazminata hükmedildiğini, ölenin kusurunun üçüncü kişi konumunda olan davalılara sirayet etmeyeceğini, trafik sigortacısının rücu hakkının tahdidi olarak belirlendiğini ve sürücünün tam kusurlu oluşunun bu nedenler arasında bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 
    2014/18235 -2- 2017/1344 
    Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacının, ZMSS poliçesi gereği üçüncü kişi konumunda bulunan davalılara destekten yoksun kalma tazminatı ödediği, ödemenin davalıların mirasçılık sıfatından kaynaklanmadığı, davalılar murisinin ölümünde tam kusurlu olmasının, ondan destek sağlayan davalılara etki etmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. SONUÇ : Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına yasada öngörülen rücu sebeplerine dayanılmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 6,20 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 13/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TEFECİLİK KONUSU BONOLARIN ZORLA ALINDIĞI İDDİASI TANIKLA İSPATLANABİLİR

    T.C.YargıtayHukuk Genel Kurulu

    Esas No : 2014/19Karar No : 2015/893Karar Tarihi : 4.3.2015 
    Özet:Hangi hallerde tanık dinlenilebileceği ise HUMK 293. maddesinde (HMK m. 203) açıklanmış olup, 5. fıkra hükmü aynen “Akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu” olarak belirlenmiştir. ….Somut olayda da davacı tarafından ileri sürülen iddia, bahsi geçen ikrah olgusuna ilişkindir. Dava dilekçesindeki anlatımıyla davacı, ödenmiş olan 2.600,00 TL tutarındaki senedi almak için davalılar murisi M.. A.. D.’nin evine gittiğinde hakaret ve tehditlere maruz kalarak silah zoruyla kendisine 30.000,00 TL’lik başka bir senet imzalattırıldığını ve bu senedin icra takibine konduğunu iddia etmektedir. Yukarıda açıklanan yasa hükmü uyarınca (HUMK m. 293; HMK m. 203) davacının bu iddiasını ispatlamak için tanık dinletme hakkı bulunduğu açıktır.

Call Now