Trafik Kazası Nedeniyle SGK’Ya Karşı Açılacak Tedavi Giderlerinin Tazmini İstemli Davada İş Mahkemesinin Görevli Olduğuna Dair yargıtay KararıYargıtay20. Hukuk Dairesi
Esas : 2015/15353Karar : 2016/1683Karar Tarihi : 15.02.2016
MAHKEMESİ : İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat hukukuna ilişkin davada İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesi, İstanbul 50.Asliye Ticaret Mahkemesi ve İstanbul 20.İş Mahkemesince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, davacının trafik kazası sonucu yaptığı sağlık harcamalarının tazmini istemine ilişkindir.İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesince, davalı araç maliki ve sigorta şirketinin tacir olduğu, uyuşmazlığın ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
İstanbul 50.Asliye Ticaret Mahkemesince, davalı sürücü, araç maliki ve zorunlu mali mesuliyet sigorta şirketi yönünden dosya tefrik edilerek, davalı … … …. yönünden … Sigortalar ve … … … Kanununda tanımlanan şekilde sigortalı olan davacının yaptığı sağlık harcamalarını kurumdan talep ettiği, bu durumda uyuşmazlığın anılan Kanundan kaynaklandığı, anılan Kanundan çıkan uyuşmazlıkların aynı Kanunun 101. maddesi gereğince İş Mahkemelerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
İstanbul 20.İş Mahkemesi tarafından ise, uyuşmazlığın zorunlu mali mesuliyet sigortasından kaynaklandığı gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 ve 7/3. maddeleri uyarınca iş mahkemeleri, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan ve sigortalı ile … arasındaki davalara bakmakla da görevlidir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 101. maddesinde ise bu kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların, iş mahkemelerinde görüleceği belirtilmiştir.Dava tarihinde yürürlükte bulunan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 6111 sayılı Kanunla değişik 98. maddesi, Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın …tarafından karşılanır. hükmünü içermektedir. Madde bu konuda açıklık içermese de, sosyal güvencesi olmayan kazazedelerin tedavi giderlerinin SGK tarafından, kendi mevzuatına uygun olarak karşılanacağı açıktır. Nitekim, daha sonra, sözkonusu maddeye 6645 sayılı Kanun ile ilave yapılarak, bu husus daha açık vurgulanmış ve sağlık hizmet bedellerinin, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde … … Kurumu tarafından karşılanacağı belirtilmiştir. Bu nedenlerle, trafik kazası sonucu yapılan sağlık harcamalarının karşılanması prosedürü, doğrudan 5510 sayılı Kanunun ve buna göre çıkarılan yönetmeliklerin uygulanması ile ilgilidir.
Somut olaya gelince, davacının trafik kazası sonucu tedavi nedeniyle yaptığı sağlık harcamalarını 2918 sayılı Trafik Kanununun 98. maddesine istinaden, … sorumlu olduğu sağlık giderlerinin … tahsili istemiyle dava açmaktadır. Davacı ile davalı kurum arasında bir haksız fiil ilişkisi bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle, davalı kurumun sorumluluğu, kurum tarafından gerçekleştirilen bir haksız fiile dayalı bulunmayıp, 2918 sayılı Kanunun 98. madesi atfıyla, kazazedeye 5510 sayılı Kanun çerçevesinde yapılacak tedavi yardımı kapsamı ile ilgilidir. Bu haliyle dava, kapsamını 5510 sayılı Kanunun belirlediği sosyal güvenlik hukukunu ilgilendirmekte olup; uyuşmazlığın, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 ve 7/3. maddeleri ile 5510 sayılı Kanunun 101. maddesi uyarınca, iş (sosyal güvenlik) mahkemesinde çözümlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda uyuşmazlığın İstanbul 20.İş Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince İstanbul 20.İş Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 15.02.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Etiket: gaziantep avukatları
Trafik Kazası Nedeniyle SGK’Ya Karşı Açılacak Tedavi Giderlerinin Tazmini İstemli Davada İş Mahkemesinin Görevli Olduğuna Dair yargıtay Kararı
TRAFİK KAZASI NEDENİYLE OLUŞAN DEĞER KAYBININ TAZMİNİ İSTEMİ
TRAFİK KAZASI NEDENİYLE OLUŞAN DEĞER KAYBININ TAZMİNİ İSTEMİÖzet : Trafik kazası nedeniyle araçta meydana gelen değer kaybı tazmini istemine ilişkin davada, hükme esas alınan bilirkişi raporunda araçtaki değer kaybının tespiti, Dairemizce değer kaybının belirlenmesi hususunda esas alınan, değerler arasındaki fark kriterine uyulmaksızın hesaplama yapılarak sağlanmasına dayanılarak hüküm kurulması yerinde olmadığından ve şirketin, kaza sonucu meydana gelen gerçek zarardan azami poliçe limitine kadar kusur oranında sorumluluğu vardır ve araçta meydana gelen değer kaybı da gerçek ve doğrudan zararlardan olduğundan; davalının değer kaybı giderinden, diğer davalı ile birlikte sorumlu olduğunun icrai bir karar vermeden tespiti biçimde karar verilmesi gerektiğinden dolayı hükmün bozulması gerekmiştir.
T.C.Yargıtay17. Hukuk Dairesi
Esas : 2016/17995Karar : 2017/9940 Karar Tarihi : 01.11.2017
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:K A R A RDavacı vekili, davacının sevk ve idaresindeki araca davalının sevk ve idaresindeki aracın çaprması sonucu meydana gelen maddi hasar ile davacının aracında değer kaybı meydana geldiğini belirterek, 10.000,00 TL değer kaybının davalılardan tahsilini talep etmiştir.Davalılar, davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın, kısmen kabulü ile davalılardan … aleyhine açılan davanın reddine, diğer davalı … aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile 8.000,00 TL değer kaybından kaynaklanan davacı kooperatif zararının 04.04.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan …’den tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı … tarafından temyiz edilmiştir.1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı …’in aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.2- Dava, trafik kazası nedeniyle araçta meydana gelen değer kaybı tazmini istemine ilişkindir.Hükme esas alınan bilirkişi raporunda araçtaki değer kaybının tespiti, Dairemizce değer kaybının belirlenmesi hususunda esas alınan, aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş 2. el piyasa değeri ile kazadan sonra onarılmış haldeki 2.el piyasa değeri arasındaki fark kriterine uyulmaksızın hesaplama yapılarak sağlanmıştır. Bilirkişi raporunda belirtilen yöntemle değer kaybının tespit olunduğu rapora dayalı olarak hüküm kurulamaz.Bu durumda mahkemece aracın modeli, markası, özellikleri, hasarı, yapılan onarım işlemleri, kilometresi, olay tarihindeki yaşı, davacı tarafın iddiaları, davalının savunmaları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek aracın kaza öncesi hasarsız ikinci el piyasa rayiç değeri ile kaza meydana geldikten ve tamir edildikten sonraki ikinci el piyasa rayiç değeri arasındaki farka göre değer kaybının zararının belirlenmesi, meydana gelebilecek çelişkilerin giderilmesi yönünden ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık ek rapor alınması ondan sonra dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.3- Trafik kazasından kaynaklanan tazminat davalarında zarar veren taraf, kusuru oranında, gerçek zarardan sorumlu olur. Zarar verenin aracını zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalayan … şirketi de zarar veren ile birlikte zarar görenin gerçek zararından sorumludur. Trafik kazasında zarar gören aracın hasarı onarılsa dahi onarımdan sonra aracın piyasa rayiç satış fiyatında düşüklük oluşacağı gerçeği karşısında, kaza nedeniyle araçta meydana gelen değer kaybı, gerçek zarar içinde değerlendirilir ve bu zarardan hem zarar veren hem de … şirketi sorumludur.Somut olayda davacı vekili, araçta meydana gelen kaza nedeniyle araçta oluşan değer kaybının davalılardan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece davalı sigortanın aracın değer kaybından sorumlu olmadığı gerekçesiyle davalı … şirketi yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı temyiz etmemiştir.Yukarıda açıklanan nedenlerle … şirketi, kaza sonucu meydana gelen gerçek zarardan azami poliçe limitine kadar kusur oranında sorumludur. Araçta meydana gelen değer kaybı da gerçek ve doğrudan zararlardandır. Bu durumda davalı …Ş’nin değer kaybı giderinden, diğer davalı ile birlikte sorumlu olduğunun icrai bir karar vermeden tesbiti biçimide karar verilmesi gerekirken, davanın … A.Ş. yönünden reddine karar verilerek sadece davalı …’in sorumluluğuna karar verilmesi doğru değildir.SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı …’in sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı …’in temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …’e geri verilmesine, 01/11/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.TRAFİK KAZASI NEDENİYLE ARAÇTA MEYDANA GELEN DEĞER KAYBI
Özet : Araçta meydana gelen değer kaybının; aracın serbest piyasa koşullarına göre kaza tarihi itibariyle hasarsız haldeki ikinci el rayiç değeri ile aracın yaşı, özellikleri, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği dikkate alınarak kazadan sonraki onarılmış halinin rayiç değeri tespit edilip bu iki miktar arasındaki azalmaya (farka) göre hesaplanması gerekir.
T.C.Yargıtay17. Hukuk Dairesi
Esas : 2016/15533Karar : 2017/8568 Karar Tarihi : 03.10.2017
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili; müvekkilinin…’nin vasisi olduğunu,…adına kayıtlı ve sakat aracı olarak ruhsatta kayıtlı olan … plaka sayılı aracın park halindeyken, davalıların kusuru nedeniyle meydana gelen trafik kazasında hasar gördüğünü, … 7. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2014/1 D.iş sayılı dosyasında yapılan tespit ile araçtaki değer kaybının 15.000,00 TL olduğunun tespit edildiğini, ayrıca %100 özürlü olan müvekkilinin kazadan sonra araç kiralamak durumunda kaldığını ve 1.829,00 TL kira ödemesi yaptığını, tespit için de masraflar yaptığını belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla toplam 17.384,10 TL’nın faizi ile birlikte davalılardan kusurları oranında tahsilini talep etmiştir.Davalılar vekilleri davanın reddini savunmuştur.Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulü ile 5.175,00 TL alacağın davalı …’dan, 2.587,50 TL alacağın ise davalı …’den dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine, karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.Dava, trafik kazası nedeniyle araçta meydana gelen değer kaybı ve araç kiralama bedelinin tazmini istemine ilişkindir.Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda araçtaki değer kaybının tespiti, Dairemizce değer kaybının belirlenmesi hususunda esas alınan, aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş 2. el piyasa değeri ile kazadan sonra onarılmış haldeki 2. el piyasa değeri arasındaki fark kriterine uyulmaksızın genel bir değerlendirme yapılarak sağlanmıştır. Araçta meydana gelen değer kaybının; aracın serbest piyasa koşullarına göre kaza tarihi itibariyle hasarsız haldeki ikinci el rayiç değeri ile aracın yaşı, özellikleri, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği dikkate alınarak kazadan sonraki onarılmış halinin rayiç değeri tespit edilip bu iki miktar arasındaki azalmaya (farka) göre hesaplanması gerekir. Bu durumda mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler ışığında araçtaki değer kaybının tespiti hususunda yeniden bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,(2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 03.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.Trafik Kazası Nedeni İle Maddi Ve Manevi Tazminat İstemi
T.C.YARGITAY17. HUKUK DAİRESİ
Esas : 2017/4534Karar : 2018/7227Karar Tarihi : 16.7.2018
* TRAFİK KAZASI NEDENİ İLE MADDİ MANEVİ TAZMİNAT ( Mahkemece Davacı Lehine Verilen Manevi Tazminat Bir Miktar Az Olup Meydana Gelen Trafik Kazası Sonucu Davacının Duyduğu Acı ve Elemin Kısmen de Olsa Giderilmesi Amacıyla Hak ve Nasafet Kuralları Çerçevesinde Daha Yüksek Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği )
* ZORUNLU KOLTUK FERDİ KAZA SİGORTASI NEDENİ İLE SORUMLULUK ( Trafik Kazası Nedeni İle Tazminat – Bir Meblağ Sigortası Olan Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortacısı Olan Davalı Şirketin Sorumluluğunun Diğer Davalılardan Farklı ve Ayrı Olduğu Gözetilerek Tespit Edilen Sakatlık Oranı ve Genel Şartlar’a Ekli Cetvellere Göre Ödenmesi Gereken Meblağın Konusunda Uzman Bilirkişi Marifetiyle Hesaplanarak Davalının Sorumluluğunun Tespiti Gerekirken Diğer Davalılarla Müştereken ve Müteselsilen Sorumluluğuna Hükmedilemeyeceği )
* GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK ( Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası Niteliği Gereği Geçici İş Göremezlik Zararını Teminat Altına Almadığı/Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartlar İlgili Maddesine Göre Sigortanın Sorumluluğu Tedavi Giderleri İle Sınırlı Olduğu – Sigorta Şirketinin Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası Gereğince Mahkemece Hüküm Altına Alınan Geçici İş Göremezlik Zararından 6111 Sayılı Kanun Gereği Belgeli Tedavi Giderlerinden Sorumlu Tutulmasının Doğru Görülmediği )
* ZORUNLU KOLTUK FERDİ KAZA SİGORTASININ NİTELİĞİ GEREĞİ GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK ZARARINI TEMİNAT ALTINA ALMADIĞI ( Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartlar İlgili Maddesine Göre Sigortanın Sorumluluğu Tedavi Giderleri İle Sınırlı Olduğu – Sigorta Şirketinin Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası Gereğince Mahkemece Hüküm Altına Alınan Geçici İş Göremezlik Zararından 6111 Sayılı Kanun Gereği Belgeli Tedavi Giderlerinden Sorumlu Tutulmasının İsabetsiz Olduğu )
* TEDAVİ GİDERLERİ ( Trafik Kazası Nedeni İle Tazminat – Davanın 6111 S.K.’nın Yürürlüğünden Sonra Açıldığı/Mahkemece Davacılar Tarafından Faturalandırılan Belgeli Tedavi Giderleri Tespit Edilerek Bu Bedellere Hükmedilse de Davacılar Tarafından Talep Edilen ve Belgelendirilen Tedavi Giderleri 2918 S.K. 98. Md.si Kapsamında Olup Dava Dışı SGK’nın Sorumluluğunda Bulunduğundan Davalı Sigorta Şirketi Sorumlu Olmayıp Belgeli Tedavi Giderleri Bakımından Davalı Yönünden Davanın Reddi Gereği )
ÖZET : Dava, trafik kazası nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1- Mahkemece davacı lehine verilen manevi tazminat bir miktar azdır. O halde mahkemece, meydana gelen trafik kazası sonucu davacının duyduğu acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur oranları, davacının maluliyet derecesi gözönünde tutularak, olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun düşen, davacı için hak ve nasafet kuralları çerçevesinde daha yüksek manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, somut olay ile bağdaşmayan düşük miktarda manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmemiştir. 2-Bir meblağ sigortası olan zorunlu koltuk ferdi kaza sigortacısı olan davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun, diğer davalılardan farklı ve ayrı olduğu gözetilerek, tespit edilen sakatlık oranı ve Genel Şartlar’a ekli cetvellere göre ödenmesi gereken meblağın, konusunda uzman bir bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davalının sorumluluğunun tespiti gerekirken, diğer davalılarla müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna hükmedilmiş olması doğru değildir. 3-Zorunlu koltuk ferdi kaza sigortası niteliği gereği geçici iş göremezlik zararını teminat altına almamaktadır. Zorunlu koltuk ferdi kaza sigortası Genel Şartlar ilgili maddesine göre Sigortanın sorumluluğu tedavi giderleri ile sınırlıdır. Sigorta şirketinin zorunlu koltuk ferdi kaza sigortası gereğince mahkemece hüküm altına alınan geçici iş göremezlik zararından ve (5) numaralı bentte açıklanan hukuksal olgulara göre 6111 Sayılı Kanun gereği belgeli tedavi giderlerinden sorumlu tutulması doğru görülmemiştir. 4-Somut olayda dava 06.04.2012 tarihinde 6111 Sayılı Yasa’nın yürürlüğünden sonra açılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacılar tarafından faturalandırılan belgeli tedavi giderleri tespit edilerek mahkemece bu bedellere hükmedilmiştir. Oysa ki davacılar tarafından talep edilen ve belgelendirilen tedavi giderleri 2918 Sayılı Kanun’un 98. maddesi kapsamında olup, dava dışı SGK’nın sorumluluğunda bulunduğundan, davalı sigorta şirketi sorumlu olmayıp, belgeli tedavi giderleri bakımından davalı yönünden davanın reddi gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ile davalı … Sigorta A.Ş vekili, davalı … vekili ile davalılar … ve … Nakliyat Gıda Turizm San. Ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili; müvekkilinin 04/07/2010 tarihinde içinde yolu olarak bulunduğu minibüse davalı …’ın sevk ve idaresindeki diğer davalı … Nakliyat Ltd Şti nin maliki olduğu çekicinin arkadan çarpması sonucu ciddi şekilde yaralandığını, her iki kolunun bilekten, sağ bacağı kalçadan, sağ diz kapağı ve topuğu dahil olmak üzere bir çok yerinde kırıklar meydana geldiğini, davalı araç sürücüsünün asli ve tam kusurlu olduğunu, müvekkilinin uzun süre tedavi gördüğünü çeşitli ameliyatlar geçirdiğini, kazadan önce garsonluk yapan müvekkilinin bahşişlerle beraber ortalama aylık 1.200,00 TL kazancı olduğunu, kaza sonrası bu gelirden mahrum kaldığını, tamamen iyileşemediğini eski işini yapabilmesi için daha fazla çaba harcaması gerektiğini kazaya sebep olan aracın zmms poliçesinin davalı …Ş tarafından düzenlendiğini, davacının yolcu olarak bulunduğu aracın koltuk sigortasının da diğer davalı … Sigorta A.Ş tarafından düzenlendiğini belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere müvekkilinin mahrum kaldığı gelir için 500,00 TL, maluliyeti nedeni ile daha fazla efor harcaması gerektiğinden 500,00 TL, tedavi ve ulaşım giderleri için 1.810,00 TL olmak üzere toplam 2.810,00 TL maddi tazminatın müştereken müteselsilen tüm davalılardan, yaşadığı acı ve sıkıntılar için 100.000,00 TL manevi tazminatın araç sürücüsü ve araç maliki olan davalılardan olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar … ve …Nakliyat Ltd. Şti vekili; müvekkili araç sürücüsünün kusurlu olmadığını, kazanın meydana gelmesinde davacının içinde bulunduğu minibüs şoförünün tam kusurlu olduğunu, davacının tüm tedavi ve ulaşım giderlerinin karşılandığını, 09/07/2010 tarihli fatura karşılığında Profesör Doktor …’ya 25.460,00 TL ödeme yapıldığını ayrıca 2.000,00 TL nakit para verildiğini, bu sebeple talep edilen tedavi, bakım ve ulaşım harcamalarına dair maddi tazminat taleplerini kabul etmediklerini, manevi tazminatın fahiş olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Davalı … vekili; 6111 Sayılı Kanun gereği trafik kazası sonucu oluşan yaralanmalar ile ilgili tedavi masraflarının SGK tarafından karşılandığını davalı müvekkil şirketin sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı … Sigorta A.Ş vekili; 6111 Sayılı Kanun gereğince tedavi giderlerinin reddinin gerektiğini, davacının SGK mensubu olup olmadığının araştırılmasının zorunlu olduğunu, sigortalının kusur oranının tespit edilmesi gerektiğini beyanla davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; 43.999,83 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte sigorta şirketleri açısından poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davalılar … ve … Nakliyat Gıda Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti. açısından alacağa kaza tarihi olan 04/07/2010 tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, davalılar sigorta şirketleri açısından alacağın 2.810,00 TL’lik kısmına dava tarihinden itibaren 41.189,83 TL lik kısmına ıslah tarihi olan 04/04/2014 tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04/07/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar … ve … Nakliyat Gıda Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti’nden alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya dair manevi tazminat isteğinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalı … Sigorta A.Ş vekili, davalı …Ş vekili ile davalılar … ve … Nakliyat Gıda Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve maluliyete dair … Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunun hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalılar … ve … Nakliyat Gıda Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-)Dava, trafik kazası nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre (6098 Sayılı TBK m. 56), hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna dair zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 tarihli ve 7/7 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Mahkemece davacı lehine verilen manevi tazminat bir miktar azdır. O halde mahkemece, meydana gelen trafik kazası sonucu davacının duyduğu acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur oranları, davacının maluliyet derecesi gözönünde tutularak, olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun düşen, davacı için hak ve nasafet kuralları çerçevesinde daha yüksek manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, somut olay ile bağdaşmayan düşük miktarda manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmemiştir.
3-)Davalı … Sigorta A.Ş vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Davalı … Sigorta A.Ş. kazaya neden olan aracın zorunlu koltuk ferdi kaza sigortacısıdır.
Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası, yolculuğun başlangıcından bitişine kadar, otobüsün içinde veya dışında, otobüs hareket halinde iken veya değilken, yolculuk sırasında veya bekleme, duraklama ve mola yerlerinde karşılaşılabilecek her türlü kazalara karşı, sigortalılar (yolcular, sürücüler ve yardımcılar) yararına taşımacı tarafından yaptırılması zorunlu bir kaza (can) sigortası olup, kazanın oluşunda taşımacının yada sürücü ve yardımcılarının bir kusurları bulunmasa bile, ölümlerde sigorta poliçesinde yazılı tutarın tamamı, bir zarar (destekten yoksunluk) hesabı yapılmaksızın, ölen kişinin mirasçılarına eksiksiz ve kesintisiz olarak; yaralanmalarda beden gücü kayıp oranına göre zarar gören kişilere ödenir.
Ödenecek tazminat miktarı yönünden “zarar sigortası – tutar (meblâğ) sigortası” ayrımında Zorunlu Koltuk Sigortası bir “tutar (meblâğ) sigortası”dır. Zarar sigortasında sigortacının ödeyeceği tutar, “sigorta değeri” ya da “sigorta poliçesinde yazılı tutar” olmayıp, sigortalının ya da üçüncü kişinin uğradığı “zararın tutarı”dır. Meblâğ sigortasında ise, sigortacı, sigorta ettirilen kişinin zarara uğraması durumunda, somut zarar ne olursa olsun, sigorta sözleşmesinde belirlenen tutarı (meblâğı), başka bir deyişle, sigorta poliçesinde yazılı olan “sigorta bedelini” eksiksiz ve tam ödemek zorundadır.
4925 Sayılı Karayolu Taşıma Kanunu ile buna bağlı Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra düzenlenen 25.03.2004 tarihli Genel Şartlar A.3.2 maddesi 1.fıkrasında: “Bu sigorta ile teminat altına alınan bir kaza, sigortalının kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde sakatlığına yol açtığı takdirde, tıbbi tedavinin sona ermesi ve sakatlığın kesin olarak tespiti sonucunda, sakatlık tazminatı aşağıda belirtilen oranlar dahilinde kendisine ödenir.“ denildikten sonra, (36) satırdan oluşan bir tabloya yer verilmiştir.
Açıklanan bu hukuksal olgulara göre, bir meblağ sigortası olan zorunlu koltuk ferdi kaza sigortacısı olan davalı … Sigorta A.Ş.’nin sorumluluğunun, diğer davalılardan farklı ve ayrı olduğu gözetilerek, tespit edilen sakatlık oranı ve Genel Şartlar’a ekli cetvellere göre ödenmesi gereken meblağın, konusunda uzman bir bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davalının sorumluluğunun tespiti gerekirken, yazılı olduğu şekilde diğer davalılarla müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna hükmedilmiş olması doğru değildir.
4-)Zorunlu koltuk ferdi kaza sigortası niteliği gereği geçici iş göremezlik zararını teminat altına almamaktadır. Zorunlu koltuk ferdi kaza sigortası Genel Şartlar A.3.3. maddesi “Sigortacı, sigorta poliçesinin kapsamına giren bir kaza nedeniyle, kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde ödenmiş doktor ücreti ile hastane ve diğer sağlık kurumlarında ayakta ve yatakta yapılan tedavilere dair giderleri, nakil ücretlerini poliçede tedavi giderleri teminatı için belirlenen meblağa kadar öder. Tedavi giderlerinin başka sigorta sözleşmeleri ile teminat altına alınmış olması durumunda, söz konusu giderler öncelikle bu sigortadan karşılanır” şeklindedir. Sigortanın sorumluluğu tedavi giderleri ile sınırlıdır. … Sigorta A.Ş’nin zorunlu koltuk ferdi kaza sigortası gereğince mahkemece hüküm altına alınan geçici iş göremezlik zararından ve (5) numaralı bentte açıklanan hukuksal olgulara göre 6111 Sayılı Kanun gereği belgeli tedavi giderlerinden sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.
5-)Davalı …Ş vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
25.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 13.02.2011 tarihli 6111 Sayılı Yasa’nın 59. maddesiyle 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesi değiştirilmiş, buna göre “trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı”, Kanun’un geçici 1. maddesiyle de “Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları sebebiyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, söz konusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanun’un 59. maddesine göre belirlenen tutarın %20’sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği,” öngörülmüştür.
2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A-1. maddesinde, sigortacının poliçede belirtilen aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği düzenlenmiştir. Karayolları Trafik Kanunu’na göre zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorunludur.
Sigorta şirketi, motorlu aracın işletilmesinden kaynaklanan kaza sebebiyle zarar görenlerin tedavisi için ödenen giderleri zorunlu olarak teminat altına alır. Sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün yasadan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 Sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 Sayılı Kanun’un 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumu’na geçtiğinde kuşku yoktur. Buna karşın belgesiz tedavi giderlerinden sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün sorumlulukları devam etmektedir.
Somut olayda dava 06.04.2012 tarihinde 6111 Sayılı Yasa’nın yürürlüğünden sonra açılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacılar tarafından faturalandırılan belgeli tedavi giderleri tespit edilerek mahkemece bu bedellere hükmedilmiştir. Oysa ki davacılar tarafından talep edilen ve belgelendirilen tedavi giderleri 2918 Sayılı Kanun’un 98. maddesi kapsamında olup, dava dışı SGK’nın sorumluluğunda bulunduğundan, davalı … şirketi sorumlu olmayıp, belgeli tedavi giderleri bakımından davalı …Ş yönünden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalılar … ve … Nakliyat Gıda Turizm San. Ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin, (3) ve (4) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı … Sigorta A.Ş vekilinin, (5) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı …Ş vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 2.766.22 TL kalan harcın temyiz eden davalılar … ile … Nakliyat Gıda Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti.’den alınmasına, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacı ve davalılar … Sigorta A.Ş, … Sigorta A.Ş’ye iadesine, 16.07.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.TRAFİK KAZASI NEDENİ İLE MADDİ MANEVİ TAZMİNAT
T.C.YARGITAYHUKUK GENEL KURULU
Esas : 2017/699Karar : 2018/1867Karar Tarihi : 6.12.2018
* TRAFİK KAZASI NEDENİ İLE MADİ MANEVİ TAZMİNAT ( Değişik İş Dosyası Üzerinden Tesis Edilen Delil Tespiti Raporuna İtiraz Edildiği – Mahkemece Tespit Raporunu Düzenleyen Bilirkişi Heyetinden Yargılama Aşamasında Davalıların İtirazlarını da Karşılayacak Şekilde Ek Rapor Alınarak Karar Verilmesinin Yerinde Olduğu )
* DELİL TESPİTİNE İTİRAZ ( İtirazın Delil Tespitini Yapmış Olan Mahkemeye Yapılacağı/Delil Tespitine İtiraz Bir Süreye Bağlı Olmayıp Delil Tespitine İtirazdan Önce Dava Açılmış İse Bu İtirazın Davanın Açılmış Olduğu Mahkemeye Yapılacağı ve O Mahkeme Tarafından İnceleneceği – Karşı Taraf Delil Tespiti Yolu İle Alınmış Olan Bilirkişi Raporuna İtiraz Ederse Delil Tespitini Yapmış Olan Mahkemenin Aynı Bilirkişiden Ek Rapor İstemesi Gerekeceği )
* DELİL TESPİTİ DOSYASINDA RAPORU HAZIRLAYAN BİLİRKİŞİLERDEN EK RAPOR ALINMASI ( Tazminat – Değişik İş Dosyası Üzerinden Tesis Edilen Delil Tespiti Raporuna İtiraz Edildiği/Mahkemece Tespit Raporunu Düzenleyen Bilirkişi Heyetinden Yargılama Aşamasında Davalıların İtirazlarını da Karşılayacak Şekilde Ek Rapor Alınarak Karar Verilmesinin Yerinde Olduğu )
6100/m.400
ÖZET : Asıl ve birleşen dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. D. iş sayılı dosyasında alınan delil tespit raporu, Yıldız Teknik Üniversitesi Otomotiv Ana bilim Dalı öğretim üyelerinden oluşan konusunda uzman bilirkişi heyetince düzenlenmiş, tespit raporuna davalılar vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine mahkemece yargılama aşamasında itirazları karşılayacak şekilde aynı bilirkişi heyetinden teknik değerlendirmeler yapılarak ek rapor alınmış, itirazlar karşılanmak suretiyle düzenlenen ek rapor uyarınca karar verilmiştir. Tespit dosyasında tespit raporunu ve yargılama aşamasında ek raporu düzenleyen bilirkişiler aracı bizzat gören, konusunda uzman bilirkişiler olup bu durumda kazanın meydana geldiği tarihten bu yana aradan geçen süre dikkate alındığında mahkemece yeniden keşif yapılarak farklı heyetten bilirkişi raporu alınmasında yarar bulunmamaktadır. O hâlde mahkemece tespit raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden, yargılama aşamasında davalıların itirazlarını da karşılayacak şekilde ek rapor alınarak karar verilmesinin yerinde olduğu Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, delil tespitinin karşı tarafa haber verilmeden yapılmasının hukuki dinlenilme hakkının ihlaline neden olacağı, karşı tarafa haber verilmeden delil tespitinin yapılması hâlinde karşı tarafça vakıaları ileri sürme hakkı, açıklama ve ispat hakkı tanınmadan alınacak raporun açıkça veya örtülü olarak kabul edilmediği takdirde hükme esas alınmayacağı, yargılama aşamasında mahkemece yeni rapor alınması halinde hukuki dinlenilme hakkının sağlanmış olacağı, ek rapor alınarak bu eksikliğin giderilemeyeceği bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
DAVA : Taraflar arasında birleştirilerek görülen “tazminat” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy Tüketici Mahkemesince asıl davada D. Oto Pazarlama ve Tic. A.Ş. yönünden davalı sıfatı yokluğu nedeniyle davanın reddine, davalı T. Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne, manevi tazminat talebinin reddine, birleşen davada davalı … Otomotiv Servis ve Tic. A.Ş. yönünden maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne, manevi tazminat talebinin reddine dair verilen 02.10.2012 tarih ve 2010/854 E., 2012/581 K. sayılı karar asıl ve birleşen davacı vekili, asıl davada davalı T. Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili ve birleşen davada davalı … Otomotiv Servis ve Tic. A.Ş vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 18.06.2013 tarih ve 2013/6891 E., 2013/16521 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı, asıl ve birleşen davada, satın aldığı araç ile 04/08/2010 tarihinde trafik kazasına maruz kaldığını ve kaza sırasında araçta bulunan hava yastıklarının açılmadığını ileri sürerek şimdilik araç bedeli olan 42.000 TL’nin ödeme tarihi 19/12/2006 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte, 50.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiş; 16.07.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle de, ayıplı olan hava yastığı sisteminin değeri olan 6.700 TL nin ödeme tarihi olan 19.12.2006 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.
Davalılar davanın reddi dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-)Davacı, satın aldığı araçla 04/08/2010 tarihinde trafik kazası geçirmiş; kaza sırasında araçtaki hava yastıklarının açılmaması nedeniyle, Bakırköy Tüketici Mahkemesi’nin 2010/19D. İş sayılı dosyasıyla aracın ayıplı olup olmadığı hususunda tespit yaptırılmış; akabinde açılan işbu davada da mahkemece aynı bilirkişilerden ek rapor alınmak suretiyle hüküm tesis edilmiştir. Mahkemece, itiraz edilen tespit dosyasına rapor veren bilirkişilerden, yargılama sırasında ek rapor alınması ve bu raporda da davalı tarafın itirazlarının karşılanmamış olması nedeniyle yetersiz olan bu bilirkişi raporuna itibar edilerek karar verilemez. Hal böyle olunca mahkemece oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulu vasıtasıyla inceleme ve araştırma yapılarak hasıl olacak sonuca göre hüküm tesisi gerekirken, bu hususun değerlendirilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-)Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
2-) Asıl davada davalı T. Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili,
3-) Birleşen davada davalı … Otomotiv Servis ve Tic. A.Ş. vekili
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Asıl ve birleşen dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Asıl davada davacı vekili; müvekkilinin davalı T. Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti.’den V. G. marka araç satın aldığını, davalı … Otomotiv Pazarlama ve Tic. A.Ş.’nin ise aracı ithal eden şirket olduğunu, müvekkilinin satın aldığı araç ile 04.08.2010 tarihinde trafik kazası geçirdiğini ancak kaza sırasında aracın hava yastıklarının açılmadığını, tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunda hava yastıklarının açılması için gerekli fiziki şartların oluşmasına rağmen açılmamasının imalata dayalı gizli ayıp olduğunun belirlendiğini, kaza sırasında hava yastıklarının açılmaması nedeniyle müvekkilinin maddi olarak zarara uğradığı gibi kaza sırasında da büyük bir korku ve endişe yaşadığını, yastıkların açılmamasının yaşadığı korkuyu daha da artırdığını ileri sürerek, sözleşmeden dönmenin kabulüyle araç bedeli 42.000,00 TL maddi tazminat ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 05.07.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini araçtaki ayıp oranında bedel indirimi yapılarak ayıplı hava yastığı bedeli olan 6.700,00 TL’nin davalılardan müteselsilen tahsiline şeklinde ıslah etmiştir.
Birleşen davada ise; davalı … Otomotiv Servis ve Tic. A.Ş.’nin aracı ithal eden şirket olduğunu belirterek, asıl davada ileri sürdüğü hukuki sebep ve vakıaları tekrar etmek suretiyle sözleşmeden dönmenin kabulüyle araç bedeli 42.000,00 TL ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 05.07.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini araçtaki ayıp oranında bedel indirimi yapılarak ayıplı hava yastığı sistemi bedeli olan 6.700,00 TL’nin davalılardan müteselsilen tahsiline şeklinde ıslah etmiştir.
Asıl davada davalı T. Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili; aracın 19.12.2006 tarihinde müvekkili şirketten satın alındığını, dava tarihi itibariyle iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacı tarafından Bakırköy Tüketici Mahkemesi’nin 2010/19 D. iş sayılı dosyasında yaptırılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, değişik iş dosyasında alınan bilirkişi raporundaki tespitlere katılmadıklarını, araçta ayıp bulunmadığını, kaza sırasında aracın ivme kaybına göre sadece emniyet kemerleri gergisi veya hava yastığının ya da her ikisinin devreye girebileceğini, davacının aracı ile aynı yönde seyreden tıra ait römorkun sol arka kesimine çarparak kazanın meydana geldiğini, bu nedenle anlık durmanın kaza sırasında gerçekleşmediğini, araçtaki hasarın büyük olmasının anlık durmanın gerçekleştiği anlamına gelmeyeceğini, hava yastığında arızanın söz konusu olması durumunda hava yastığı uyarı lambasının yanması gerektiğini, kaza sırasında hava yastıklarının açılması için gerekli şartların oluşmadığını, imalata dayalı bir hatanın bulunmadığını, yokluğunda yapılan ve itiraza uğrayan tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Asıl davada davalı … Otomotiv Pazarlama ve Tic. A.Ş. vekili; müvekkili şirketin dava konusu aracın satıcısı olmadığını bu nedenle davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, aracın 19.12.2006 tarihinde trafiğe çıktığını, dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğunu, araçta üretimden kaynaklanan ayıp bulunmadığını, davacı tarafından Bakırköy Tüketici Mahkemesi’nin 2010/19 D. iş sayılı dosyasında yaptırılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, bu nedenle delil olarak dikkate alınamayacağını, kaza sırasında davacının emniyet kemerlerinin takılı olduğuna dair bulgu bulunmadığını, hava yastığının sadece gerekli durumlarda kaza sırasında alınan darbe sonucunda araç ve içindekiler üzerindeki oluşan ivmenin belirlenen değeri aşması hâlinde devreye girdiğini, araçtaki hasarın boyutunun hava yastığının devreye girmesi için bir etken olmadığını, aracın aynı yönde seyreden tıra arkadan çarpması sonucu kazanın oluştuğunu, bu nedenle hava yastığının açılması için gerekli şartların bulunmadığını, davacının manevi tazminat talebinin de yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Birleşen davada davalı … Otomotiv Servis ve Tic. A.Ş. vekili; aracın 19.12.2006 tarihinde trafiğe çıktığını, dava tarihi itibariyle iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, aracın incelenmesi için müvekkili şirkete başvuru yapılmadığını, araçta üretimden kaynaklanan ayıp bulunmadığını, davacı tarafından Bakırköy Tüketici Mahkemesi’nin 2010/19 D. iş sayılı dosyasında yaptırılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, bu nedenle delil olarak dikkate alınamayacağını, kaza sırasında davacının emniyet kemerlerinin takılı olduğuna dair bulgu bulunmadığını, hava yastığının sadece gerekli durumlarda kaza sırasında alınan darbe sonucunda araç ve içindekiler üzerindeki oluşan ivmenin belirlenen değeri aşması hâlinde devreye girdiğini, araçtaki hasarın boyutunun hava yastığının devreye girmesi için bir etken olmadığını, aracın aynı yönde seyreden tıra arkadan çarpması sonucu kazanın oluştuğunu bu nedenle hava yastığının açılması için gerekli şartların bulunmadığını, davacının manevi tazminat talebinin de yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece; 2010/19 D. iş sayılı dosyası ile delil tespiti yapıldığı, araçta imalat hatası olup olmadığı konusunda bilirkişilerden alınan raporda aracın ön kesiminin ağır hasar aldığı, tampon kirişi ve sağ ön boyuna kiriş bağlantı bölgesinde katlanma şeklinde plastik deformasyona yol açan darbenin ön hava yastıklarının açılmasını tetikleyecek şiddette olduğu, darbenin ön hava yastığı darbe konusu içinde kaldığı, dolayısı ile ön hava yastıklarının açılması için gerekli fiziki şartların oluştuğu ve teknik olarak ön hava yastıklarının açılması gerektiği, hava yastıklarının açılmamış olmasının hava yastığı sisteminde imalata dayalı bir hatanın olduğunu gösterdiğini belirttiklerini, aleyhine tespit istenen taraf vekillerinin tespit raporuna itiraz ettikleri, davalıların gerek delil tespiti dosyasına yaptığı itiraz ve gerekse davaya verdiği cevap çerçevesinde itirazlarını değerlendirmek için bilirkişilerden rapor alındığı, alınan raporda hava yastıkların açılmamasına imalat hatasının neden olduğu, ayıbın gizli ayıp olduğu, hava yastığı sisteminin değerinin 6.700,00 TL yaptığını beyan ettikleri, hâkimin delil tespiti yolu ile alınan bilirkişi raporuna esas davada yapılan itirazı ciddi bulmazsa yeniden bilirkişi incelemesi yaptırmadan delil tespiti yolu ile alınmış bilirkişi raporuna dayanarak karar verebileceği, bu nedenle yeniden farklı bilirkişi heyetinden rapor alınmadığı gerekçesiyle asıl davada D. Otomotiv Pazarlama ve Tic. A.Ş. yönünden davalı sıfatı yokluğu nedeniyle davanın reddine, asıl dosyada diğer davalı T. Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. ile birleşen dosyada davalı … Otomotiv Servis ve Tic. A.Ş. yönünden ise 6.700,00 TL’nin bu davalılardan tahsiline, davacının manevi tazminat talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Asıl ve birleşen davada davacı vekili, asıl davada davalı T. Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili ve birleşen davada davalı … Otomotiv Servis ve Tic. A.Ş. vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece, önceki gerekçeler yanında davalıların tüm itirazlarını cevaplayacak şekilde ek raporlar alındığı, bilirkişilerin İstanbul Teknik Üniversitesinden araç otomobil kürsüsünden seçilen bilirkişiler olması nedeni ile verilen raporların yeterli olduğu, aracın pert olması nedeniyle fiili imkânsızlık da bulunduğu göz önüne alınarak önceki kararda direnilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, mahkemece delil tespiti dosyasında alınan tespit raporuna karşı davalıların itiraz etmesine rağmen, yargılama aşamasında tespit raporunu düzenleyen bilirkişilerden ek rapor alınarak karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere, “Delillerin tespiti” ile ilgili yasal düzenleme mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 368 – 374. maddelerinde yer almaktadır.
HUMK’un 368. maddesi; “İki taraftan her biri, derdesti rüyet bulunan davada henüz tahkik ve tetkikine sıra gelmemiş bulunan veyahut ileride ikame edeceği davada dermeyan edilecek olan hususun şahit, keşif, ehlihibre veya diğer deliller ile tespitini talep edebilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 369. maddesi, delillerin tespiti için gerekli şartları ortaya koymaktadır. Bu madde içeriğinde aynen; “Kanunu Medeni hükmü mahfuz kalmak şartıyla ancak şimdiden zabıt ve tespit olunmazsa ileride zayi olacağı veya ikamesinde çok müşkülat çıkacağı melhuz olan deliller bu fasıl hükmüne tevfikan tespit olunabilir” denilmektedir.
Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere, delil tespitinde bulunulabilmesi için:
Öncelikle, henüz ikame olunmamış ve fakat ikame olunması düşünülen bir davada delil olarak ileri sürülecek bir vakıa bulunmalıdır. Sonradan ikame edilecek olan dava ile hiçbir alaka ve ilişkisi bulunmayan bir vakıa tespit ettirilemeyeceği gibi, ayrıca tespiti talep olunan delillerin hemen tespitine gidilmediği takdirde delillerin kaybolacağından ciddi bir surette endişe edilmesi gerekmektedir.
Diğer yandan, ancak inceleme sırası gelmemiş olan delillerin tespiti istenebilir. Daha önceden tespit edilmiş olan bir hususun yeniden tespiti talep olunamayacağı gibi ayrıca delil tespiti istenilen vakıanın mevcudiyeti açıkça belli ve inkâr edilemeyecek bir vakıaya yönelik ise yine tespiti istenemez.
Delil tespiti istenmesinde hukuki yarar bulunmalıdır; şimdiden tespit edilmemesi hâlinde ilerde kaybolacağı (yok olacağı) veya gösterilmesi çok güç olacağı tahmin edilen delillerin, önceden tespit edilmesinde hukuki yarar varlığı kabul edilmektedir.
Delil tespiti tek başına bir dava olmadığından bu talebe karşı üçüncü kişiler müdahale edemez ve karşı dava da açılamaz.
Kural olarak, delil tespiti karşı taraf da hazır olmak üzere (her iki tarafın huzurunda) yapılır. Fakat, karşı taraf, usulüne uygun biçimde davet edildiği hâlde, gelmezse delil tespiti gıyabında yapılır. Mahkeme, delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmasına da karar verebilir. Delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmış olması hâlinde, mahkeme, dilekçeyi ve delil tespiti tutanağı ile varsa bilirkişi raporunun bir suretini derhal karşı tarafa tebliğ etmek zorundadır (HUMK m. 372/I-II). Aksi hâlde, karşı tarafa tebliğ edilmemiş olan delil tespiti tutanağı, davada delil olarak kullanılamaz.
Delil tespiti kararı, nihai bir karar olmadığından temyiz edilemez. Fakat karşı taraf, delil tespiti kararı icra edilinceye (delil tespiti yapılıncaya) kadar delil tespiti kararına itiraz edebilir. Delil tespiti kararı icra edildikten sonra, hem delil tespiti kararına hem de delil tespiti işlemine itiraz edilebilir (HUMK m. 373 c. 1).
İtiraz, delil tespitini yapmış olan mahkemeye yapılır. Delil tespitine itiraz bir süreye bağlı değildir. Delil tespitine itirazdan önce dava açılmış ise, bu itiraz, davanın açılmış olduğu mahkemeye yapılır ve o mahkeme tarafından incelenir.
Karşı taraf, delil tespiti yolu ile alınmış olan bilirkişi raporuna itiraz ederse, delil tespitini yapmış olan mahkemenin, aynı bilirkişiden ek rapor istemesi gerekir. Aksi hâlde, itiraza uğramış olan bilirkişi raporu, davada delil olarak kullanılamaz.
Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun, 10.02.2010 tarih ve 2010/13-26 E., 2010/73 K. sayılı kararında da aynı ilkeler vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince, davacı 19.12.2006 tarihinde satın aldığı aracı ile 04.08.2010 tarihinde gerçekleşen trafik kazası sırasında hava yastıklarının açılmaması nedeniyle hava yastıklarının ayıplı olduğunu iddia ederek 09.08.2010 tarihli dilekçesi ile Bakırköy Tüketici Mahkemesi’nin 2010/19 D. İş sayılı dosyasında tespit talebinde bulunmuştur. Tespit dilekçesinde; kaza sırasında hava yastıklarının açılmamasının nedeni, meydana gelen kaza sonucu hava yastıklarının açılmasının gerekip gerekmediği ve bu durumun gizli ayıplı olup olmadığı hususlarına yönelik talepte bulunulmuştur.
Mahkemece aleyhine tespit istenen tarafların yokluğunda 12.08.2010 tarihinde araç başında Yıldız Teknik Üniversitesi Otomotiv Anabilim Dalı öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyeti ile keşif yapılmış, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 01.09.2010 tarihli tespit raporunda, meydana gelen kazanın hava yastıklarının açılmasını tetikleyecek şiddette olduğu, gerekli fiziki şartların oluştuğu, hava yastıklarının açılmamasının hava yastığı sisteminde imalata dayalı bir hatanın varlığını gösterdiği belirtilmiştir.
Bilirkişi heyetince düzenlenen tespit raporunun davalılara tebliğ edildiği ve davalıların rapora itiraz ettikleri hususu ihtilafsızdır.
Yerel mahkemece, davalıların yargılama aşamasında tespit raporunu kabul etmemeleri üzerine, gerek tespit dosyasına yapılan itirazlar gerekse davaya cevap dilekçesinde belirtilen itirazların değerlendirilmesi için tespit raporunu düzenleyen bilirkişilerden ek rapor alınmıştır.
Bilirkişi heyetince düzenlenen 26.04.2011 tarihli ek raporda hava yastığının açılması için belirlenen eşik değerlerin aşılması gerektiği, dava konusu aracın motorunun konum değiştirmesi, teker askı sisteminin kopması ve tampon kirişinin sağ ön boyuna kirişe bağlantı bölgesine katlanma şeklinde gözlenen plastik deformasyonların, aracın kaza sırasında ön kesiminden kullanım kılavuzunda yer alan hafif şiddetin üzerinde ve ön hava yastığı darbe konisi içinde kalan bölgeden ön hava yastıklarının açılmasını tetikleyecek negatif ivmeyi oluşturacak şekilde yüksek şiddette darbe aldığının göstergesi olduğu, darbenin etkisi ile deforme olan parçaların yapısı, bağlantı özellikleri dikkate alındığında, hasara neden olan çarpışmanın esnek çarpışma olmadığı, çarpışma anında ön hava yastıklarının açılması için gerekli teknik şartların oluştuğu ve hava yastıklarının açılmamasının imalata dayalı gizli ayıp olduğunu gösterdiği belirtilmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere Bakırköy Tüketici Mahkemesi’nin 2010/19 D. iş sayılı dosyasında alınan tespit raporu, Yıldız Teknik Üniversitesi Otomotiv Ana bilim Dalı öğretim üyelerinden oluşan konusunda uzman bilirkişi heyetince düzenlenmiş, tespit raporuna davalılar vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine mahkemece yargılama aşamasında itirazları karşılayacak şekilde aynı bilirkişi heyetinden teknik değerlendirmeler yapılarak ek rapor alınmış, itirazlar karşılanmak suretiyle düzenlenen ek rapor uyarınca karar verilmiştir. Tespit dosyasında tespit raporunu ve yargılama aşamasında ek raporu düzenleyen bilirkişiler aracı bizzat gören, konusunda uzman bilirkişiler olup bu durumda kazanın meydana geldiği tarihten bu yana aradan geçen süre dikkate alındığında mahkemece yeniden keşif yapılarak farklı heyetten bilirkişi raporu alınmasında yarar bulunmamaktadır.
O hâlde mahkemece tespit raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden, yargılama aşamasında davalıların itirazlarını da karşılayacak şekilde ek rapor alınarak karar verilmesinin yerinde olduğu Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, delil tespitinin karşı tarafa haber verilmeden yapılmasının hukuki dinlenilme hakkının ihlaline neden olacağı, karşı tarafa haber verilmeden delil tespitinin yapılması hâlinde karşı tarafça vakıaları ileri sürme hakkı, açıklama ve ispat hakkı tanınmadan alınacak raporun açıkça veya örtülü olarak kabul edilmediği takdirde hükme esas alınmayacağı, yargılama aşamasında mahkemece yeni rapor alınması halinde hukuki dinlenilme hakkının sağlanmış olacağı, ek rapor alınarak bu eksikliğin giderilemeyeceği bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece tespit raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden yargılama aşamasında davalıların itirazlarını da karşılayacak şekilde ek rapor alınarak karar verilebileceğine dair verilen direnme kararı yerindedir.
Ne var ki, Özel Dairece asıl ve birleşen davada davacının temyiz itirazları ile kabul edilen alacak miktarına ilişkin olarak davalı T. Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili, birleşen davada davalı … Otomotiv Servis ve Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarına yönelik inceleme yapılmadığından, bu yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı yerinde olup asıl ve birleşen davacının temyiz itirazları ile kabul edilen alacak miktarına ilişkin davalı T. Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili, birleşen davada davalı … Otomotiv Servis ve Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440-III/1. maddesi uyarınca direnme kararına konu miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 06.12.2018 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Delil tespiti HMK 400 vd. maddelerde düzenlenmiş olup bu düzenlemelere göre; ileride açılacak bir davada ileri sürülecek bir vakıanın tespiti amacıyla ve hukuki yarar bulunmak şartıyla delil tespiti talebinde bulunulması ve bu nedenle keşif yapılıp bilirkişi raporu alınması mümkündür.
Tespiti istenen vakıanın hangi delille tespit edileceğine karar verilmişse, bu kararın yerine getirilmesinde o delilin toplanmasına ilişkin hükümler uygulanacaktır. (HMK 404/1)
Talep sahibinin haklarının korunması bakımından zorunluluk bulunan hâllerde, karşı tarafa tebligat yapılmaksızın da delil tespiti yapılabilir. (HMK 403/1)
Kanunda karşı tarafın yokluğunda delil tespiti amacıyla keşif yapılması ve bilirkişi raporu alınması mümkün kılındığına göre alınan rapor tümüyle geçersiz bir rapor olmayıp tespit ettiği bulgular ve vakıalar açılan davada değerlendirilecek bir delildir. Ancak bu delilin HMK 27. maddede düzenlenen hukuki dinlenilme hakkıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bu maddeye göre; davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Hukuki dinlenilme hakkı yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.
Delil tespiti karşı tarafa haber verilmeksizin yapılmış ise, bu rapor kendileri dinlenmeden, rapora etki edecek vakıaları ileri sürme hakkı tanınmadan, açıklama ve ispat hakkı tanınmadan alınmış bir rapor olacağından açıkça veya örtülü olarak kabul edilmedikçe hükme esas alınamaz. Çünkü rapor alındığı sırada hukuki dinlenilme hakkı tanınmamıştır. Bu hak yargılama sırasında sağlanacağından bu yerine getirildikten sonra davaya karşı çıkan açıklamaları, ileri sürdükleri vakıalar değerlendirilerek yeni bir rapor alındığı takdirde hukuki dinlenilme hakkı sağlanmış olacaktır. Delillerin toplanması ve bu kapsamda keşif ve bilirkişi raporu delilinin tahkikat aşamasında alınmasının gerekmesi de hukuki dinlenilme hakkının bir sonucudur.
Delil tespitinin ileri sürülecek bir vakıanın tespiti amacıyla yapılabilecek olması da doğrudan uyuşmazlığı çözecek biçimde bilirkişi raporu alınması amacıyla delil tespiti yapılamayacağını, alınan raporun tespit edilen veriler, vakıalar itibarıyla geçerli olduğunu ancak asıl raporun yargılamada ileri sürülen hususlar dayanılan vakıalar ve sunulan ilgili diğer deliller de incelenmek suretiyle tahkikat aşamasında alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ek rapor alınmış olması dahi bu eksikliği gidermeyecektir. Zira ek rapor asıl rapordaki eksiklikleri gidermeye yönelik olup davada ileri sürülen hususları ve vakıaları inceleyip değerlendirebilen bir rapor olmayacaktır.
Yerleşik yargısal uygulamalar da karşı tarafa haber vermeksizin yapılan tespit sonucu alınan bilirkişi raporunun karşı tarafça açık veya zımni olarak kabul edilmedikçe hükme esas alınamayacağı yönündedir. (Örnek: Yargıtay 17. HD. 2016/5163 E. 2016/7147 K. Yargıtay 3. HD. 2015/1957 E. 2016/890 K. Yargıtay 15. HD. 2016/5186 E. 2017/183 K. Yargıtay HGK. 2010/7-450 E. 2010/461 K.)
Belirttiğimiz nedenlerle karşı tarafın yokluğunda yapılan delil tespiti sonucu alınan bilirkişi raporu veya bu rapora ek olarak yargılama sırasında alınan ek bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağı görüşünde olduğumuzdan yeniden rapor alınmasına gerek olmadığı yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.TMK MADDE 3 HUKUKİ İŞLERİN KAPSAMI
TMK MADDE 3 HUKUKİ İŞLERİN KAPSAMI2) İYİNİYET
Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.
TMK MADDE 3’ÜN GEREKÇESİ
Maddenin kenar başlığı “İyiniyet” olarak değiştirilmiştir. Burada 1984 tarihli Öntasarıdaki düzenleme aynen benimsenerek, iyi niyetin rolü, yalnız hakların doğumu alanına indirgenmemiş, kanunun hukukî bir sonuç bağladığı durumlara teşmil olunmuştur. Ayrıca ifade düzeltilmek suretiyle birinci fıkra, kaynak İsviçre Medenî Kanununun 3 üncü maddesinin Alınanca metnine uygun hâle getirilmiştir.
TMK MADDE 3 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
Yargıtay14. Hukuk Dairesi
Esas : 2008/13402Karar : 2008/15284Karar Tarihi : 05.12.2008
Dava : Dava satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki talep tazminat istemlerine ilişkindir.
Davalılardan M., davacı ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi düzenlendiğini, satışa diğer davalı H.’in rıza göstermediğini, taşınmazı kendisinin almak istediğini, onun üzerine tapuda diğer davalı H.’e satış yaptığını belirtmiş, davalı H. ise iyi niyetli malik olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapu iptali ve tescil istemi reddedilmiş, istekle bağlı kalınarak 20.000,00 YTL tazminatın davalı M.’den alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Karar : Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ilerde kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzeninin sağlanması düşüncesiyle, satın alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyi niyetten maksat, hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmesidir.
Belirtilen ilke, TMK’nun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddesinde “bir ayni hak yolsuz olmak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güvenli koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
Somut olayda; kayıt malikinin mülkiyeti satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan hakkın bertaraf edilmesi kastiyle kötü niyetle kazandığı ileri sürülmüşse, malikin aynı hakkın yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi olup olmadığının araştırılması zorunludur. Burada, satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edilip edilmediğinin önemi yoktur. Önemli olan, mülkiyet hakkı sahibinin satış vaadi sözleşmesini bilmesi gereken kişilerden olup olmadığının saptanmasıdır.
Dava dosyasında toplanan delillerden, davalı H.’in diğer davalı M.’nin yeğeni olduğu, çekişme konusu taşınmazın bulunduğu kasabada ikamet ettikleri anlaşılmaktadır. Özellikle davalı M.’nin 28.01.2008 tarihli keşif tutanağına geçirilen beyanından davalı H.’in davacı ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapıldığını bildiği halde taşınmazı tapudan satın aldığı görülmektedir. Bu haliyle, Türk Medeni Kanunun 3. maddesi gereğince durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen taşınmazın satış vaadi sözleşmesiyle davacıya satışının vaat olunduğunu bildiği halde tapuda satın alan diğer davalı H.’in iyi niyet iddiasında bulunma olanağı yoktur.
Mahkemece yapılan bu saptamalar doğrultusunda davacının mülkiyet aktarımı isteminin kabulü yerine bu istemin dosya kapsamına uygun düşmeyen bazı gerekçelerle reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç : Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 05.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.TMK MADDE 2 HUKUKİ İŞLERİN KAPSAMI
DÜRÜST DAVRANMA
Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
TMK MADDE 2’NİN GEREKÇESİ
Maddenin konu başlığı “Medenî hakların şümulü” yerine “Hukukî ilişkilerin kapsamı” şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten de yürürlükteki Kanunun 2 ve 3 üncü maddelerinde kişilerin medenî haklarının kapsamı değil, kişilerin hukuk ilişkilerinde hakları kazanmaları ile borçlarını ifa etmelerinin kapsamı düzenlenmiştir. Bu sebeple 2, 3 ve 4 üncü maddelerin konu başlığı olarak “Hukukî ilişkilerin kapsamı” deyimi kullanılmıştır. Yürürlükteki Kanunun 2 nci maddesinde, kişilerin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlü oldukları düzenlenmektedir. Gerek öğretide, gerek yargı kararlarında bu maddenin “doğruluk ve dürüstlük kurallarına” ilişkin genel ilkeyi ortaya koyduğu kabul edilmektedir. Maddenin içerik ve amacına uygun olarak kenar başlığı bu sebeple, “Dürüst davranma” olarak değiştirilmiştir. Bu deyim, bir sonraki maddede yer alan sübjektif iyi niyet ile bu maddede düzenlenen iyi niyeti birbirinden ayırt etmeye hizmet etmesi bakımından da daha isabetli görülmüştür. Madde içerisinde de iyi niyet sözcüğü yerine “dürüstlük kurallarına uymak” ifadesi kullanılmıştır. Maddenin ifadesi Arılaştırılmak suretiyle daha anlaşılır bir şekle ölçülmüştür. Maddede, ayrıca ödevi de ifade edecek şekilde geniş anlamda “borç” ibaresine yer verilmiştir.
TMK MADDE 2 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
Yargıtay14. Hukuk Dairesi
Esas : 2005/5514Karar : 2995/6897Karar Tarihi : 06.07.2005
DAVA : Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.03.2003 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkının iptalinin istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 18.05.2004 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek, gereği düşünüldü:
KARAR : Dava, intifa hakkının terkini istemine ilişkindir.
Davacı, dava konusu 19 parselde davalı kardeşi C. ve diğer iştirakliler ile malik iken 08.03.2002 tarihinde iştirakli mülkiyeti müşterek mülkiyete (paylı mülkiyete) çevirdiklerini, müşterek maliklerden C.’nin 25.04.2002 tarihinde kendi payı üzerinde 2.000.000.000.- TL değer göstererek yakın tanıdığı diğer davalı Ö. lehine intifa hakkı tesis ettiğini, bundan bir gün sonra 26.04.2002 tarihinde çıplak mülkiyet sahibi C.’nin M.K. adlı avukata vekalet vererek, 30.04.2002 tarihinde sulh hukuk mahkemesinin 2002/1104 Esaslı izale-i şuyuu davasını açtığını, tüm bu işlemlerin sonucunda müşterek malik C.’nin asıl amacının taşınmazın değerini düşürerek, tamamım satın almak olduğunu, muvazaalı konulan intifa hakkının terkinini istemiştir.
Davalı C. vekili ve davalı Ö. vekili ayrı ayrı verdikleri cevap dilekçelerinde, bu davanın izale-i şuyu davasını uzatmak amacı ile açıldığım, tesis edilen intifa hakkının değeri ödenerek usulüne uygun devredildiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece muvazaa ispatlanamadığından dava red edilmiş, hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
Dava, Medeni Kanun’un 2. maddesine aykırı olarak ve Borçlar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca danışıklı kurulan intifa hakkının terkini isteğine ilişkindir.
Türk Medeni Kanunu’nda müşterek mülkiyette paydaş olan kişinin intifa hakkının özelliği gereği payı üzerinde intifa hakkı kurabileceği kabul edilmiştir. Ancak paydaşa bu hak verilirken, pay üzerinde intifa hakkı kurulmasının diğer paydaşların mülkiyet haklarını kullanmalarına zarar veremeyeceği düşünülmüştür. Diğer taraftan intifa hakkı ile yüklü olarak bir taşınmazın satılmasının taşınmaz malın değerini düşüreceği de bir gerçektir. Uygulamada bazı paydaşların haklı ve geçerli bir nedeni bulunmadığı halde diğer paydaşları zarara uğratmak ve onları külfet altına sokmak için payları üzerinde intifa hakkı tesis ettikleri görülmektedir.
Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. İntifa hakkı ile bir kısım payın yükümlü kılınmasının taşınmazın satışında talepleri azaltmak ve düşük bir bedel karşılığı taşınmazın tamamının ele geçirilmesi amacını taşıdığı ve somut olayda da işlem tarihlerinin birbirine yakınlığı, tesis tarihindeki intifa hakkı bedelinin farklılığı, izale-i şuyu dosyası içeriği intifa hakkı tesis eden C.’nin diğer dava dışı paydaşın payını satın alması, taraf ve tanık beyanları ve diğer tüm deliller değerlendirildiğinde intifa hakkının danışıklı olarak diğer paydaşları zarara uğrattığı ve davalı C.’nin Medeni Kanun’un 2. maddesince hakkını kötüye kullandığının kabulü ile muvazaalı intifa hakkının kaldırılmasına karar vermek gerekir iken yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiştir.
KARAR : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 06.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.TMK MADDE 1 HUKUKUN UYGULANMASI VE KAYNAKLARI
TMK MADDE 1 HUKUKUN UYGULANMASI VE KAYNAKLARIKanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.
TMK MADDE 1’İN GEREKÇESİ
Yürürlükteki Kanunun 1’inci maddesini karşılamaktadır.Madde olduğu gibi korunmuş fakat gerek amaç ve içeriğini daha iyi ifade etmesi bakımından, gerek dilinin daha anlaşılır bir hâle getirilmesi yönünden yeniden kaleme alınmıştır.Maddenin kenar başlığı “Kanunu Medenînin Tatbiki” şeklindedir. Bu kenar başlık maddenin uygulama alanıyla uyumlu değildir. Çünkü, madde sadece Medenî Kanunun uygulanmasını düzenleyen bir madde olmayıp genel olarak hukukun kaynaklarım düzenlemektedir. Maddede sayılan kaynaklar medenî hukukta olduğu kadar özel hukukun diğer dallarında da geçerli olan kaynaklardır. Bu sebeple, maddenin kenar başlığı “Hukukun uygulanması ve kaynaklan” şeklînde değiştirilmiştir.Yürürlükteki maddede yer alan “lâfziyle veya ruhiyle” sözcükleri yerine daha anlaşılır bir ifadeyle “sözüyle ve özüyle*’; ‘temas ettiği” deyimi yerine “değindiği”; “vazıı kanun” yerine “kanun koyucu”; “vazedecek” yerine “koyacak” sözcükleri kullanılmıştır. Hakim kanunu hem sözü hem de özüyle birlikte ele alarak uygulayacaktır. Sadece sözüyle veya sadece özüyle uygulaması söz konusu olmayacaktır.Maddenin üçüncü fıkrası “Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.” şeklinde daha arı bir Türkçe ile kaleme alınmış, daha anlaşılır hale getirilmiştir.
TMK MADDE 1 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi
Esas : 2016/6157 Karar : 2020/688 Karar Tarihi : 04.02.2020
“İçtihat Metni”
Mahkemesi : Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki iflas davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde müdahiller …. vekili ile …. vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
İstemde bulunan vekili, müvekkil şirketlerin borcu batık durumda olduklarını ancak iflasın ertelenmesi ve iyileştirme projesinin uygulanması halinde borca batıklıktan kurtularak borçlarını ödeyebileceklerini ileri sürerek, iflasların bir yıl süreyle ertelenmesin karar verilmesini talep etmiştir.Müdahiller vekilleri, şirketlerin iyileşmesinin mümkün olmadığını savunarak, talebin reddini istemiştirler.Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; şirketlerin borca batık durumda oldukları, başvuru tarihinden itibaren ilk 3 aylık dönemde davacı şirketlerin yüksek miktarda borç ödemesi gerçekleştirdikleri, bir kısım bankalarla yapılandırma anlaşmalarının yapıldığı, sermaye arttırımı kararı alınarak arttırılan sermayenin 500.000 TL’lik kısmının şirket ortaklarınca ödendiği, satışı gerçekleşen şirketlere ait bir kısım taşınmazlardan elde edilen kaynak ile tedarikçi firmalara ödeme yapıldığı, çalışanlara ödenmemiş maaş borçlarının bulunmadığı, iyileştirme projelerinin ciddi ve inandırıcı olduğu gerekçesiyle, talebin kabulüne karar verilmiştir.Kararı, müdahiller …. vekili ile ….vekili temyiz etmiştir.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre müdahiller …. vekili ile …. vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle müdahiller …. vekili ile T….A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlerden alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.TIPTA UZMANLIK EĞİTİMİ GÖRENLERE ACİL SERVİS NÖBETİ TUTTURULAMAMASI
Danıştay5. Daire
Esas : 2014/6295Karar : 2015/1618Karar Tarihi : 25.2.2015
* TIPTA UZMANLIK EĞİTİMİ GÖRENLERE ACİL SERVİS NÖBETİ TUTTURULAMAMASI ( Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğine Göre Bu Kişilerin Üç Tür Nöbetle Yükümlendirilebilecekleri – Genel Uzmanlık Eğitimi Görenler Nöbeti/Servis Nöbeti/Branş Nöbeti )
* UZMANLIK EĞİTİMİ GÖRENLERİN 3 TÜR NÖBET TUTABİLMESİ ( Genel Uzmanlık Eğitimi Görenler Nöbeti/Servis Nöbeti/Branş Nöbeti Tutturulabilecekleri – Acil Servis Nöbeti ile Yükümlendirilemeyecekleri )
* PATOLOJİ/ANESTEZİ/PSİKİYATRİ DALLARINDA TIPTA UZMANLIK EĞİTİMİ GÖRENLERE ACİL SERVİS NÖBETİ TUTTURULMA UYGULAMASINA SON VERİLMESİ TALEBİ ( Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğine Göre Genel Uzmanlık Eğitimi Görenlerin Acil Servis Nöbeti ile Yükümlendirilemeyecekleri – Genel Uzmanlık Eğitimi Görenler Nöbeti/Servis Nöbeti/Branş Nöbeti Tutabilecekleri )
Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği/m. 42, 46
ÖZET : Dava, davacı oda tarafından davalı hastaneye yapılan; patoloji, anestezi ve psikiyatri dallarında tıpta uzmanlık eğitimi görenlere acil servis nöbeti tutturulması uygulamasına son verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali talebine ilişkindir.
Yataklı tedavi kurumlarındaki tabip nöbetlerini düzenleyen Yönetmelik hükümlerine göre, uzmanlık eğitimi görenlerin genel uzmanlık eğitim görenler nöbeti, servis nöbeti ve branş nöbeti olmak üzere üç tür nöbet ile yükümlendirilebilecekleri, bunlar dışında bir nöbete dahil edilemezler. Davanın kabulü gerekir.
İstemin Özeti : Ankara 16. İdare Mahkemesince verilen 13.6.2014 günlü, E:2013/1529, K:2014/800 sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.
Cevapların Özeti : Davalılar tarafında cevap verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi: İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı Oda, Ankara ili Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde patoloji, anestezi ve psikiyatri dallarında tıpta uzmanlık eğitimi görenlere acil servis nöbeti tutturulması uygulamasına son verilmesi istemiyle yapılan 15.7.2013 günlü başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Temyizi istenen kararla; tıpta uzmanlık öğrencilerinin pratisyen hekim olarak acil servis nöbetine dahil edilebilmelerine mani bir düzenlemenin bulunmadığı, dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.
Davacı, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığını ileri sürmekte ve Mahkeme kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
13.1.1983 günlü, 17927 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinin 41 ile 46 maddeleri arasında, yataklı tedavi kurumlarındaki tabip nöbetleri düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 42. maddesinin birinci fıkrasında, nöbet hizmetlerinin evde nöbet, normal nöbet, acil nöbeti ve branş nöbeti olarak dört şekilde yürütüleceği belirtilmiş; (D) bendinde, branş nöbeti; birden fazla genel cerrahi, iç hastalıkları klinikleri ve kadın hastalıkları ve doğum kliniği bulunan yataklı tedavi kurumlarında uzman ve klinik adedi gözönüne alınarak acil hizmet için kliniklere bütün personeliyle birlikte tutturulan nöbet olarak tanımlandıktan sonra, gerek görülürse ve uzman adedi yeterli bulunduğu takdirde acil vak’ası bulunan dallardan birer uzmanın, yoksa kıdemli uzmanlık eğitimi görenlerin de bu ekibe eklenebileceği veya davet edilebileceği öngörülmüştür.
Aynı Yönetmeliğin “Uzmanlık Eğitimi görenlerin nöbetleri” başlıklı 46. maddesinin birinci fıkrasında, kurumda üçten fazla uzmanlık eğitimi gören bulunduğu hallerde genel uzmanlık eğitimi görenler nöbeti tutulacağı, genel uzmanlık eğitimi görenler nöbeti tutanların genel hastane nöbeti tutan uzman nezaretinde çalışacakları, kurumdaki uzmanlık eğitimi görenlerin hepsi yalnız bir dalda bulunduğu takdirde servis nöbeti tutmayacakları, ancak, genel uzmanlık eğitimi görenler nöbetine girecekleri, üçüncü fıkrasında ise, bir serviste ikiden fazla uzmanlık eğitimi gören bulunduğu takdirde, bunların sıra ile servis nöbeti tutacakları, bu nöbet düzenlenirken genel uzmanlık eğitimi görenler nöbetinin de göz önünde bulundurulacağı hükme bağlanmıştır. Yataklı tedavi kurumlarındaki tabip nöbetlerini düzenleyen anılan Yönetmelik hükümlerinden, uzmanlık eğitimi görenlerin genel uzmanlık eğitim görenler nöbeti, servis nöbeti ve branş nöbeti olmak üzere üç tür nöbet ile yükümlendirilebilecekleri, bunlar dışında bir nöbete dahil edilemeyecekleri anlaşılmaktadır.
Davacı Oda, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde patoloji, anestezi ve psikiyatri dallarında uzmanlık eğitimi görenlere acil servis nöbeti tutturulması uygulamasına son verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine dava açmıştır.
Bu durumda, uzmanlık eğitimi görenlerin, genel uzmanlık eğitimi görenler nöbeti, servis nöbeti ve branş nöbeti dışında bir başka nöbete dahil edilebilmelerine hukuken imkan bulunmadığından, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uzmanlık eğitimi görenlere acil servis nöbeti tutturulması uygulamasına son verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yolundaki Mahkeme kararında ise hukuki isabet görülmemiştir.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle Ankara 16. İdare Mahkemesince verilen 13.6.2014 günlü, E:2013/1529, K:2014/800 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanunla değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 25.02.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Temyizi istenen karar ve dayandığı gerekçe hukuka ve usule uygun olduğu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanması gerektiği görüşü ile karara katılmıyorum.Ticarî plakaya haciz konulması
Ticari plakalı bir minibüs hattının haczi plakaya konacak haciz ile gerçekleşir. Diğer bir ifadeyle minibüs hatları, plakaya bağlı olup onun mütemmim cüzüdür. Hat, plaka için verildiğinden, hattın haczi de, plakanın haczi ile gerçekleşmiş olur.
Aynı doğrultuda plaka satıldığında hattın da satışı gerçekleşmiş olur. Bunların birlikte satılmasını zorunlu kılan ekonomik bütünlük olduğundan hat ve plakanın ayrı ayrı kıymet taktirleri yapılarak birbirlerinden bağımsız olarak satılmaları düşünülemez.
Bu konu hakkındaki makalelerimiz için tıklayın