Etiket: gaziantep avukatları

  • Tüketici Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Dava Şartı Kapsamına Alındı

    Tüketici Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Dava Şartı Kapsamına AlındıResmi Gazete
    KANUN
    HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN
    Kanun No : 7251Kabul Tarihi : 22/7/2020
    MADDE 1 – 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasına “taraflardan birinin,” ibaresinden sonra gelmek üzere “bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden,” ibaresi eklenmiş, fıkrada yer alan “, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına” ibaresi “dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 2 – 6100 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi” ibaresi “yahut yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, ilgilinin talebi” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 3 – 6100 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “etmiş olması.” ibaresi “etmiş olması; uyuşmazlıkta arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış bulunması.” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 4 – 6100 sayılı Kanunun 38 inci maddesinin altıncı, yedinci ve dokuzuncu fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
    MADDE 5 – 6100 sayılı Kanunun 42 nci maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.
    “(2) Ret sebebi sabit olmasa bile, merci bunu muhtemel görürse, ret talebini kabul edebilir.
    (3) Ret sebepleri hakkında yemin teklif olunamaz.”
    MADDE 6 – 6100 sayılı Kanunun 94 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “(2) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez.”
    MADDE 7 – 6100 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin başlığı “Belirsiz alacak davası” şeklinde ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
    “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.”
    MADDE 8 – 6100 sayılı Kanunun 116 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
    MADDE 9 – 6100 sayılı Kanunun 120 nci maddesinin başlığı “Harç ve gider avansının ödenmesi” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
    “(3) Taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen delil avansına ilişkin 324 üncü madde hükümleri saklıdır.”
    MADDE 10 – 6100 sayılı Kanunun 123 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
    “Bu takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.”
    MADDE 11 – 6100 sayılı Kanunun 125 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “davacı davayı kazanırsa” ibaresi “dava davacı lehine sonuçlanırsa” şeklinde değiştirilmiş ve ikinci fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.
    “Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.”
    MADDE 12 – 6100 sayılı Kanunun 127 nci maddesinin birinci fıkrasına “başvuran davalıya,” ibaresinden sonra gelmek üzere “cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak,” ibaresi eklenmiştir.
    MADDE 13 – 6100 sayılı Kanunun 139 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “Çıkarılacak davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir:
    a) Duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar.
    b) Tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları.
    c) Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği.
    ç) Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği.”
    MADDE 14 – 6100 sayılı Kanunun 140 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “sulhe veya arabuluculuğa” ibaresi “sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa” şeklinde ve beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “(5) 139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir.”
    MADDE 15 – 6100 sayılı Kanunun 141 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.”
    MADDE 16 – 6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesinin birinci fıkrasına “tahkikat” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve sözlü yargılama” ibaresi ile ikinci fıkrasına “itiraz edemeyecekleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi hâlinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 150 nci madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, yokluklarında hüküm verileceği” ibaresi eklenmiştir.
    MADDE 17 – 6100 sayılı Kanunun 149 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla veya başka yerde duruşma icrası
    MADDE 149 – (1) Mahkeme, taraflardan birinin talebi üzerine talep eden tarafın veya vekilinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlemleri yapabilmelerine karar verebilir.
    (2) Mahkeme resen veya taraflardan birinin talebi üzerine; tanığın, bilirkişinin veya uzmanın aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine karar verebilir.
    (3) Mahkeme, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerde ilgililerin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine resen karar verebilir.
    (4) Mahkeme, fiilî engel veya güvenlik sebebiyle duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerde yapılmasına, yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adalet komisyonunun uygun görüşünü alarak karar verebilir.
    (5) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirlenir.”
    MADDE 18 – 6100 sayılı Kanunun 177 nci maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.
    “(2) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.”
    MADDE 19 – 6100 sayılı Kanunun Beşinci Bölümüne, Altıncı Ayırımdan sonra gelmek üzere “Toplu Mahkemelerde Tahkikat” başlıklı Yedinci Ayırım ile aşağıdaki madde eklenmiştir.
    “Toplu mahkemelerde tahkikat
    MADDE 183/A – (1) Dava açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra talep edilen delil tespiti, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma tedbirleri de dâhil olmak üzere toplu mahkemenin görevine giren dava ve işlerde tüm yargılama aşamaları heyet tarafından yerine getirilir ve karara bağlanır.
    (2) Heyet, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, iş veya davanın özelliğine göre tahkikatın, tahkikat hâkimi olarak görevlendirilen bir üye tarafından yapılmasına karar verebilir.
    (3) Tahkikatın heyetçe yürütüldüğü iş veya davalarda mahkeme başkanı, belirli bazı tahkikat işlemlerini yapmak üzere, üyelerden birini naip hâkim olarak görevlendirebilir.
    (4) Mahkeme başkanı, mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasını sağlar ve bu yolda uygun göreceği önlemleri alır.”
    MADDE 20 – 6100 sayılı Kanunun 186 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
    “(1) Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez.”
    “Şu kadar ki, 150 nci madde hükmü saklıdır.”
    MADDE 21 – 6100 sayılı Kanunun 206 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “İmza” ibaresi “Okuma ve yazma bilmediği için imza” şeklinde değiştirilmiş, maddeye birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş ve mevcut üçüncü fıkrasına “noterlerce” ibaresinden sonra gelmek üzere “onaylanacak veya” ibaresi eklenmiştir.
    “(2) Okuma ve yazma bildiği hâlde imza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından onaylanmasına veya düzenlenmesine bağlıdır.”
    MADDE 22 – 6100 sayılı Kanunun 215 inci maddesinin başlığı “Belgelerin halefler aleyhine kullanılması ve adi senetlerin üçüncü kişiler için hüküm ifade etmesi” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
    “(2) Bir adi senet bakımından, kendisine ibraz olunduğu noter veya yetkili memur tarafından usulüne uygun olarak onaylanmış ise ibraz tarihi, resmi bir işleme konu olmuşsa işlem tarihi, imza edenlerden biri ölmüşse ölüm tarihi, imza edenlerden birinin imza etmesine fiilen imkân kalmamışsa bu imkânı ortadan kaldıran olayın meydana geldiği tarih üçüncü kişiler hakkında da hüküm ifade eder. Adi senette bahsedilen diğer senetlerin tarihleri, üçüncü kişiler hakkında ancak son senet tarihinin onaylanmış olduğunun kabul edildiği tarihte hüküm ifade eder.”
    MADDE 23 – 6100 sayılı Kanunun 222 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.
    “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz.”
    MADDE 24 – 6100 sayılı Kanunun 281 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
    “Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir.”
    MADDE 25 – 6100 sayılı Kanunun 290 ıncı maddesinin birinci fıkrasına “yeri” ibaresinden sonra gelmek üzere “, kapsamı” ibaresi ile ikinci fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.
    “Tutanağa, hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemleri de yazılır.”
    MADDE 26 – 6100 sayılı Kanunun Beşinci Kısmının İkinci Bölümünün başlığı “Hükmün Tashihi, Tavzihi ve Tamamlanması” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 27 – 6100 sayılı Kanuna 305 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
    “Hükmün tamamlanması
    MADDE 305/A – (1) Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir.”
    MADDE 28 – 6100 sayılı Kanunun 306 ncı maddesinin başlığı “Tavzih ve tamamlama talebi ile usulü” şeklinde değiştirilmiş, birinci fıkrasına “Tavzih” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya tamamlama” ibaresi ile birinci ve üçüncü fıkralarına “tavzih” ibarelerinden sonra gelmek üzere “veya tamamlama” ibareleri eklenmiştir.
    MADDE 29 – 6100 sayılı Kanunun 310 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
    “(2) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir.
    (3) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.”
    MADDE 30 – 6100 sayılı Kanunun 314 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
    “(2) Sulh, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince sulh doğrultusunda ek karar verilir.
    (3) Sulh, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı sulh hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.”
    MADDE 31 – 6100 sayılı Kanunun 317 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “davalıya, bir defaya mahsus” ibaresi “davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 32 – 6100 sayılı Kanunun 323 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Celse” ibaresi “Başvurma” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 33 – 6100 sayılı Kanunun 331 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme” ibareleri “Görevsizlik veya yetkisizlik” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 34 – 6100 sayılı Kanunun 341 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “(1) İlk derece mahkemelerinin aşağıdaki kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir:
    a) Nihai kararlar.
    b) İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlar.”
    MADDE 35 – 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (b) bendinin (3) numaralı alt bendine “tamamlanmasından sonra” ibaresinden sonra gelmek üzere “başvurunun esastan reddine veya” ibaresi eklenmiştir.
    “6) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.”
    MADDE 36 – 6100 sayılı Kanunun 356 ncı maddesinin başlığında yer alan “yapılmasına” ibaresi “yapılması ve” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
    “(2) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir.”
    MADDE 37 – 6100 sayılı Kanunun 358 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “gideri duruşma gününe kadar” ibaresi “gideri, iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde” şeklinde ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “(3) Belirlenen giderin, verilen kesin süre içinde yatırılmış olması kaydıyla, taraflar mazeretsiz olarak duruşmaya katılmadıkları takdirde tahkikat yokluklarında yapılarak karar verilir. Belirlenen gider, süresi içinde yatırılmadığı takdirde, dosyanın mevcut durumuna göre karar verilir. Şu kadar ki, öngörülen tahkikat yapılmaksızın karar verilmesine olanak bulunmayan hâllerde başvuru reddedilir.”
    MADDE 38 – 6100 sayılı Kanunun 359 uncu maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş, diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiş ve mevcut üçüncü fıkrasına “bölge adliye mahkemesi tarafından” ibaresinden sonra gelmek üzere “resen” ibaresi eklenmiştir.
    “(3) Bölge adliye mahkemesi, başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerini özetlemek ve ret sebeplerini açıklamak kaydıyla, kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermekle yetinebilir.”
    MADDE 39 – 6100 sayılı Kanunun 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine “temyiz edilebilen alacak davaları” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile kira ilişkisinden doğan diğer davalardan üç aylık kira tutarı temyiz sınırının üzerinde olanlar” ibaresi eklenmiş, (c)  bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.
    “c) Yargı çevresi içinde bulunan ilk derece mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında verilen kararlar ile yargı yeri belirlenmesine ilişkin kararlar.”
    “g) 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar.”
    MADDE 40 – 6100 sayılı Kanunun 391 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “(3) İhtiyati tedbir talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir ve bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir. Yüzüne karşı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf da kanun yoluna başvurabilir. Bu başvurular öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.”
    MADDE 41 – 6100 sayılı Kanunun 393 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “verildiği tarihten” ibaresi “bu kararın, tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 42 – 6100 sayılı Kanunun 394 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
    “Esas hakkında dava açıldıktan sonra, itiraz hakkında, bu davaya bakan mahkemece karar verilir.”
    MADDE 43 – 6100 sayılı Kanunun 398 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “MADDE 398 – (1) İhtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı davranan kimse, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren altı ay içinde şikâyet edilmesi üzerine, altı aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. Görevli ve yetkili mahkeme, esas hakkındaki dava henüz açılmamışsa, ihtiyati tedbir kararı veren mahkeme; esas hakkındaki dava açılmışsa, bu davanın görüldüğü mahkemedir.
    (2) Şikâyet olunana, şikâyet dilekçesi ile birlikte duruşma gün ve saatini bildiren davetiye gönderilir. Davetiyede, savunma ve delillerini duruşma gününe kadar bildirmesi ve duruşmaya gelmediği takdirde yargılamaya yokluğunda devam olunarak karar verileceği ihtar edilir.
    (3) Mahkeme duruşmaya gelen şikâyet olunana, 5271 sayılı Kanunun 147 nci maddesinde belirtilen haklarını hatırlatarak savunmasını alır.
    (4) Mahkeme, dosyadaki delilleri değerlendirerek gerekli araştırmayı yapar. Yargılama sonunda şikâyet olunanın ihtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymadığı veya tedbir kararına aykırı davrandığı tespit edilirse, birinci fıkra uyarınca disiplin hapsi ile cezalandırılmasına; aksi takdirde şikâyetin reddine karar verilir.
    (5) Taraflar, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren bir hafta içinde karara itiraz edebilir. İtirazı, o yerde hükmü veren mahkemenin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisinden sonra gelen daire; son numaralı daire için bir numaralı daire; o yerde hükmü veren mahkemenin tek dairesi bulunması hâlinde en yakın yerdeki aynı düzey ve sıfattaki mahkeme inceler.
    (6) İtiraz merci, bir hafta içinde kararını verir. Merci, itirazı yerinde görürse işin esası hakkında karar verir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
    (7) Bu madde uyarınca verilen disiplin hapsi kararları kesinleşmeden infaz edilemez. Kesinleşen kararların infazı Cumhuriyet başsavcılığınca yapılır.
    (8) Tedbir kararına aykırı davranışın sona ermesi veya tedbir kararının gereğinin yerine getirilmesi ya da şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde, dava ve bütün sonuçlarıyla beraber ceza düşer.
    (9) Disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemez.”
    MADDE 44 – 6100 sayılı Kanunun 402 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
    “(4) Tespitin yapılmasından sonra, tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece karşı tarafa resen tebliğ olunur.”
    MADDE 45 – 6100 sayılı Kanunun 436 ncı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “(3) Hakem kararı; hakem, hakem kurulu başkanı veya ilgili tahkim kurumu tarafından taraflara bildirilir. Ayrıca kararın aslı dosya ile birlikte mahkemeye gönderilir ve mahkemece saklanır.”
    MADDE 46 – 6100 sayılı Kanunun 440 ıncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Hakem kararının” ibaresi “Aksi kararlaştırılmadıkça hakem kararının” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 47 – 6100 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “454” ibaresi “444” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 48 – 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 8/a maddesinin altıncı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “veya sorgulanmasını talep edebilir” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
    MADDE 49 – 2004 sayılı Kanunun 78 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “Ödeme emrindeki müddet geçtikten ve borçlu itiraz etmiş ise itirazı kaldırıldıktan sonra mal beyanını beklemeksizin alacaklı, haciz konmasını isteyebilir. Ancak, alacaklı dilerse haciz talebinde bulunmaksızın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden, bu sisteme entegre bilişim sistemleri vasıtasıyla borçlunun mal, hak veya alacağını sorgulayabilir. Sorgulama sonunda Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi, varsa borçlunun mal, hak veya alacağının mahiyeti ve detayı hakkında bilgi verir ve bu durumda sistem üzerinden de haciz talep edilebilir. Bu takdirde icra dairesi, tespit edilen mal, hak veya alacağı elektronik ortamda haczeder. Sorgulama sonunda edinilen bilgiler hukuka aykırı olarak paylaşılamaz. Sorgulama ve haciz işlemlerinin yürütülebilmesi için kamu kurum veya kuruluşları ile 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 3 üncü maddesinde tanımlanan kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ile kendi sistemleri arasında entegrasyonu sağlar. Sorgulamanın tür, kapsam ve sınırı ile diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.”
    MADDE 50 – 2004 sayılı Kanunun 258 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “İhtiyati haciz talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir ve bu karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati haciz kararı verilen taraf da istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruları öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir.”
    MADDE 51 – 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
    “GEÇİCİ MADDE 31 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle Danıştay tetkik hâkimliğine yapılacak atamalarda, 11 inci maddenin birinci fıkrasındaki beş yıllık hizmet süresi aranmaz.”
    MADDE 52 – 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31 inci maddesinin birinci fıkrasına “tarafların vekilleri,” ibaresinden sonra gelmek üzere “dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi,” ibaresi eklenmiştir.
    MADDE 53 – 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
    “EK MADDE 6 – Kadastro mahkemesinin veya otuz günlük askı ilan süresinden sonra, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir.”
    MADDE 54 – 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “üç yüz bin” ibaresi “beş yüz bin” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.
    “Bu iş ve davalarda mahkeme başkanı, belirli bazı tahkikat işlemlerini yapmak üzere üyelerden birini naip hâkim olarak görevlendirebilir.”
    MADDE 55 – 5235 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
    “Ancak özel kanunlarla kurulanlar da dâhil olmak üzere, hukuk mahkemelerinin yargı çevresi, il ve ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenebilir.”
    MADDE 56 – 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 30 uncu maddesinin onaltıncı fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “Komisyon Müdürünce karar en geç üç iş günü içinde taraflara bildirilir; ayrıca kararın aslı dosya ile birlikte Komisyonca saklanır.”
    MADDE 57 – 5684 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
    “EK MADDE 6 – (1) Bu Kanun uyarınca sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan ya da Hesaptan talep edilecek tazminat alacağı ancak;
    a) Alacaklı tarafından bizzat,
    b) Alacaklının kanuni temsilcisi veya kanuni temsilcinin bizzat vekâlet verdiği avukat vasıtasıyla,
    c) Alacaklının bizzat vekâlet verdiği eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri veya avukatı vasıtasıyla,
    takip edilebilir. Takip yetkisi, sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlar ya da Hesap nezdinde yapılacak işlemleri kapsar.
    (2) Tazminat alacağı, sadece hak sahibine veya avukatına ödenir ve birinci fıkrada belirtilen kişiler de dâhil olmak üzere hiç kimseye devredilemez.
    (3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunca belirlenir.”
    MADDE 58 – 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yüz bin” ibaresi “beş yüz bin” şeklinde değiştirilmiştir.
    MADDE 59 – 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna 73 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
    “Dava şartı olarak arabuluculuk
    MADDE 73/A – (1) Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Şu kadar ki, aşağıda belirtilen hususlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz:
    a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar
    b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar
    c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar
    ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar
    d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar
    (2) 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin onbirinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz.
    (3) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya tarafların anlaşmaları ya da anlaşamamaları hâlinde tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücreti, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Ancak belirtilen hâllerde arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre iki saatlik ücret tutarını geçemez.
    (4) Arabuluculuk faaliyeti sonunda açılan davanın tüketici lehine sonuçlanması hâlinde arabuluculuk ücreti, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil olunarak bütçeye gelir kaydedilir.”
    MADDE 60 – 6502 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
    “GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Kanunun dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümleri, bu hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtayda görülmekte olan davalar hakkında uygulanmaz.”
    MADDE 61 – 22/12/2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 156 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “(1) Bu Kanunda öngörülen davalarda görevli mahkeme, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi ile fikri ve sınai haklar ceza mahkemesidir. Bu mahkemeler, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde Adalet Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi, il ve ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir. Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, asliye hukuk mahkemesince; fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, asliye ceza mahkemesince bakılır. Bu dava ve işlere bakacak asliye hukuk ve asliye ceza mahkemeleri ile bu mahkemelerin yargı çevresi, il ve ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir.”
    MADDE 62 – 6/12/2018 tarihli ve 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri yürürlükten kaldırılmıştır.
    MADDE 63 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
    MADDE 64 – Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

  • Tüketici Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Dava Şartı Haline Geldi

    Tüketici Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Dava Şartı Haline Geldi

    1.)Tüketici Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Dava Şartı Haline Geldi6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun’u (‘’HUAK’’)  ; üzerinde serbestçe tasarruf edilebilecek özel hukuk uyuşmazlıklarında, yabancılık unsuru taşıyanlar da dahil olmak üzere arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulabilmesinin mümkün olduğu düzenlemiştir.

    Bu bağlamda ; önce İş Hukuk’u uyuşmazlıkları ; sonrasında  01.01.2019 tarihi itibariyle Ticaret Hukuku’ndan doğan uyuşmazlıklarda arabuluculuk dava şartı haline gelmiştir.
    Bir süredir yasalaşmasını beklediğimiz tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk kurumu ise ; 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren, 28.07.2020 tarihli 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun’u ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile dava şartı haline getirilmiştir. Bu bağlamda 28.07.2020 tarihinden itibaren Tüketici Mahkemeleri’nde açılacak olan davalarda arabuluculuk kurumuna başvuru zorunludur.

    2.)Tüketici Uyuşmazlıklarının Arabuluculuk Yolu İle Çözümü Hangi Avantajları Sağlayacak?Yargılama sürelerinin uzun sürmesi, yargının iş yükünün hafifletilmesi gibi temel nedenlerin yanında yargı dışı olarak sayılan ve alternatif çözüm yolu olarak adlandırılan arabuluculuk kurumu, daha ucuz daha kısa süreli ve taraflar arasındaki ilişkilerin devamını sağlayabilecek bir zemin hazırladığı için dostane ve barışçıldır.

    Özellikle sosyal ve ekonomik olarak pandemi sürecinin etkilerinin önemli ölçüde hissedildiği bugünlerde yargısal faaliyetlerin bir kısmı uzun süre ertelendiği için, adliyelelerdeki ve diğer yargı mercilerindeki iş yükü fazlalaşmıştır. Bunun yanı sıra, bu sürecin içinde hem maddi hem de manevi olarak zedelenen tarafların bir de yargısal olarak içinde oldukları veya olacakları süreçlerin zorlayıcılığı taraflar açısından olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

    Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - Avukatı

    Tüketici uyuşmazlıklarında ise arabuluculuk sürecinin tüketiciler için tamamen ücretsiz olması ve tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücretinin ise arabuluculuk sürecinin anlaşma veya anlaşmama ile sonuçlanmasından bağımsız olarak Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacak olması önemli bir avantaj sağlayacaktır.  

    3.)Tüketici Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuğun Kapsamında Neler Var?Tüketici uyuşmazlıklarına ilişkin dava şartı arabuluculuk düzenlemesinde ; Tüketici Hakem Heyetleri’nin görevi kapsamında olan, tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından kaynaklanan uyuşmazlıklar dışında kalan ve doğrudan Tüketici Mahkemeleri’nde açılan davalar, zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmıştır.
    Ancak eğer tüketiciler, Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurmadan tüketici işlemleri ile ilgili icra takibi başlatmışsa, bu takdirde açılacak olan itirazın iptali davaları rakam fark etmeksizin doğrudan Tüketici Mahkemeleri’nde davaya konu olabileceği için dava şartı arabuluculuk kapsamında yer alacaktır.
    Bu bağlamda belirtmek isteriz ki tüketici uyuşmazlıklarının tanımı ve tarafları oldukça geniş bir yelpazede yer alır.

    Zira Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu’nun 3. maddesinde de tüketici işlemi aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir :

    ‘’Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi’’

    diye ifade edilmiştir.
    Bu geniş tanımlama dolayısıyla da Tüketici Mahkemeleri’nin iş yükü gün geçtikçe artmaktadır. İş yükünün artması da  yargılama sürelerinin uzamasına sebep olmaktadır. Tüketici Mahkemeleri’nde görülmekte olan davaların 3 ile 8 sene aralığında görülmesi söz konusudur. Arabuluculuk kurumu ile taraflar aralarındaki uyuşmazlığı 2 ile 8 hafta aralığında çözüme kavuşturabilme imkanına sahiptir.

    4.)Arabuluculuk Görüşmelerinde Her İki Tarafında Menfaati GözetilecekHer biri ayrı bir uzmanlık konusu oluşturmaya elverişli tüketici uyuşmazlıklarının uzmanlık alanlarına göre belirlenerek dava şartı arabuluculuk yolu ile çözülmesi ise uyuşmazlıkların daha kısa sürede çözülmesinin önünü açacaktır.  Bunun yanı sıra  arabuluculuk müzakere süreci yürütülürken, tarafların uzman görüşüne ihtiyaç duyması halinde arabulucu, konu ile ilgili uzmanları müzakere sürecine katma serbestisine de sahiptir.

    Tüm bunların yanı sıra  arabuluculuk kurumunun en önemli özelliği  gizlilik esasının korunmasıdır. Pek çok uyuşmazlıkta söz konusu olduğu gibi tüketici uyuşmazlıklarında da gizlilik unsuru ön plandadır. Nasıl ki  ticari bir uyuşmazlıkta taraflar, aralarındaki ticari ilişkiye dair birtakım hususların gizli kalması amacıyla arabuluculuk yoluna başvuruyor ise hasta ile hekim arasında söz konusu olabilecek bir tıbbi malpraktis davasında da  gerek hastanın sırları gerekse de hekimin ve çalıştığı kurumun mesleki itibarı önem arz edecektir ve taraflar arabuluculuk kurumu ile gizlilik esası korunarak uyuşmazlıklarını çözüme kavuşturabilecektir.

    Ayrıca arabuluculuk süreci yürütülürken emredici hükümlerle bağlı olunmadığı gibi taraflar kendi menfaatlerine ve ihtiyaçlarına uygun olarak başka bir çözüm yolu üretme imkanına dahi sahip olabileceklerdir. Bu aşamada taraf vekillerinin de üstleneceği roller önem arz edecektir. Bu sebeple taraf vekilleri, arabuluculuk müzakereleri yürütülürken müvekkillerinin taleplerini doğru bir şekilde masaya yatırmalı ve ayrıca arabulucu ile müzakereler sürecinde iletişim halinde kalmalıdır.

    5.)Tüketici Uyuşmazlıkları Bağlamında Malpraktis DavalarıTüketici uyuşmazlıklarının da dava şartı haline gelmesinin ardından yukarıda da belirttiğimiz üzere, Tüketici Mahkemeleri’nde görülecek olan tüm davalar dava şartı arabuluculuk kapsamındadır. Bu vesileyle özellikle sağlık hukuku alanında önem arz eden ‘’tıbbi malpraktis uyuşmazlıkları’’ da dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendirilecektir.

    Tıbbi malpraktis davalarınının konusunu  başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanlarının belli sebepler sonucunda ortaya çıkan uygulama hatası olarak tanımlayabiliriz. İlgili davaların  büyük bir kısmı ise  Tüketici Mahkemeleri’nde görülmekte olup yukarıda da değindiğimiz sebepler dolayısıyla oldukça uzun bir yargılama süreci sonrasında çözüme kavuşmaktadır.

    Uzman Arabulucu Avukat Abdulkadir AKILLAR Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı


    Ancak konu sağlık olduğunda tarafların sadece maddi değil manevi çıkarları da oldukça önemlidir ve bu tip davalarda sonuç ne olursa olsun ; bazen taraflar içsel olarak huzura kavuşamayacaktır. Bu durumda tarafların kendi çözümlerini üretme imkanı bulduğu, yüz yüze görüşebildiği, gizlilik esasının korunduğu ve bağımsız ve tarafsız arabulucular tarafından tamamen iradi olarak yürütülen arabuluculuk kurumu ile menfaatlerine daha uygun sonuçlar elde edebilecekleri aşikardır.

    Özellikle içinden geçmekte olduğumuz salgın günlerinde ; Sağlık Hukuk’u açısından da uyuşmazlıkların ortaya çıkacağını öngörmekteyiz. Bu nedenle arabuluculuk yolunun sadece dava şartı olarak değil ; ihtiyari olarak da  uygulanabilmesininin söz konusu olduğunu hatırlatmak önem arz etmektedir.

    6.)SonuçArabuluculuk kurumu, gerek İş Hukuk’u gerekse Ticaret Hukuku’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava şartı olarak yasalaşmasının ardından başarılı sonuçlar elde etmiştir ve bu başarılar her geçen gün artmaktadır. Bu vesileyle Tüketici Hukuku’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklarda da, dava şartı arabuluculuk ile yukarıda belirttiğimiz esaslar çerçevesinde başarılar elde edileceğini öngörmekteyiz.
    Bunun yanı sıra ;

    6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun’u (‘’HUAK’’) gereğince ; üzerinde serbestçe tasarruf edilebilecek her özel hukuk uyuşmazlığı halihazırda arabuluculuk yoluna uygundur. Bu sebeple ; özellikle içinde olduğumuz süreçte arabuluculuk yolunun pek çok uyuşmazlığın çözümüne çare olabileceğine de inanmaktayız.

    Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

  • Tüketicinin Dava Devam Ederken Seçimlik Hakkını Değiştirmesi Talebi Daraltmanın Kısmi Feragat Sayılır

    Tüketicinin Dava Devam Ederken Seçimlik Hakkını Değiştirmesi Talebi Daraltmanın Kısmi Feragat SayılırÖzet : Ayıplı aracın iadesiyle bedelin iadesi talebinin, değer kaybının verilmesi istemiyle değiştirilmesi beyanı bir usul işlemi olmayıp maddi hukuka taalluk eden kısmi feragattir.
    Yargıtay13. Hukuk Dairesi
    Esas : 2017/4147Karar : 2020/5500Karar Tarihi : 30/06/2020 
    “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
    Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
    KARAR
    Davacı; 14.10.2010 tarihinde davalıdan dava konusu kullanılmış (ikinci el) otomobili satın aldığını, kullanılmaya başlanılan aracın pert kayıtlı olduğunun daha sonra öğrenildiğini, davalı yanca araç satın alınmazdan evvel bu bilginin paylaşılmadığını, bu haliyle dava konusu aracın ayıplı olduğunu ileri sürerek, sözleşmenin iptali ile araç için ödenen bedelin iadesini talep etmiş, karar celsesinde davacı vekilince 7.350,00 TL değer kaybının davalıdan tahsiline karar verilmesi istenmiştir.Davalı; davanın reddini dilemiştir.Mahkemece, davacı yanın davasının kabulü ile; 7.350,00 TL’nin ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 21/11/2011 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.”1-Davacı, sözleşmenin iptali ile araç satış bedeli olan 29.400,00 TL’nin iadesi talebi ile davayı açmış, 25.09.2014 tarihli celsede; “biz fiyat farkını talep ediyoruz, bilirkişi raporunda bu bedel 7.350,00 TL’dir, davamızı bu şekilde belirliyoruz, davamızın kabulüne karar verilsin..” şeklinde beyanda bulunarak taleplerini belirlemiştir.6100 sayılı HMK’nın 176/1. maddesine (HUMK’ un 83. maddesi) göre, “taraflardan her biri yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.” Davacının beyanı bir usul işlemi olmayıp maddi hukuka taalluk eden kısmi feragattir. Doktrinde buna talep sonucunun daraltılması da denilmektedir. Davacının talep sonucunu azaltması davayı genişletme ya da değiştirme sayılmaz. Tam veya kısmi feragat için karşı tarafın iznine ve ayrıca bunun için ıslah yoluna başvurulmasına gerek yoktur. Davacı talebini 7.350,00 TL olarak belirterek talebini küçültmüştür. O halde, mahkemece, davacının kısmi feragat niteliğindeki beyanı dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.2-Bozma nedenine göre, davalının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
    SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına peşin alınan 103,00 TL. harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 30/06/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • Tüketici Mahkemesi’nden Önemli Tapu Kararı

    Tüketici Mahkemesi’nden Önemli Tapu KararıTüketici Mahkemesi, satın aldıkları evlerin tapusunu alamayan on binlerce kişiyi ilgilendiren bir karar verdi. Mahkeme, inşaat şirketinden alacaklı olanların tapuya koyduğu hacizleri, “Öncelik tüketiciye aittir” diyerek doğrudan kaldırdı. Mahkeme, üzerinde çok sayıda haciz bulunan tapunun sorunsuz bir biçimde alıcı adına tescil edilmesine karar verdi. Uzmanlar kararın, benzer durumda olan on binlerce daire için örnek teşkil edebileceğini kaydetti.

    M. Ö. isimli tüketici 2010 yılında bir daire satın almaya karar verdi. Ö., Y. Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ’nin Esenyurt’ta bulunan İnnovia 2 projesindeki bir daireyi 4 Eylül 2010’da satın aldı. Dairenin bedeli 186 bin TL olarak kararlaştırıldı. Taraflar arasında satış sözleşmesi imzalandı. Şirket, söz konusu daireyi 27 Ağustos 2011’de ‘Daire teslim tutanağı’ ile Ö.’e teslim etti. Ö. satın aldığı evde yaşamaya başladı. Ödemenin bir kısmını peşin, kalan kısmı senet olarak ödeyen Ö., Nisan 2015’te şirkete olan tüm borcunu ödedi.
    TAPUDA SORUN ÇIKTI
    Ödemenin tamamlanması ile birlikte sıra tapu devrine geldi. Bu aşamadan sonra pürüz yaşanmaya başladı. M. Ö., şirket tarafından oyalandığını öne sürerken, firma, tapu masraflarının tam ödenmediğini bu nedenle devrin yapılmadığını öne sürdü. Taraflar, aralarındaki sorunu çözemeyince konu yargıya taşındı. M. Ö. geçen yıl Bakırköy 1. Tüketici Mahkemesi’nde dava açtı. Ö.’nün ‘tapu iptal ve tescil’ talepli davası devam ederken mahkeme ilk olarak davaya konu daireye tedbir koydu. Şirket avukatı E. B. yaptığı savunmada “Taşınmaz üzerine teminatsız tedbir konulması talep edilemez.  Davacının bu yöndeki tedbir taleplerinin reddine karar verilsin” dedi.
    HACİZLERİ TEMİZLEDİ
    Mahkeme önceki gün görülen 3’üncü duruşmada karar verdi. Mahkeme kararında şöyle denildi: “Bağımsız bölümün taraflar arasındaki 4 Eylül 2010 tarihli sözleşmenin 4. Maddesi gereğince pürüzsüz ve takyidatsız olarak davalı adına tapusunun iptali ve davacı adına tapuya tesciline, tedbirin hüküm kesinleşinceye kadar devamına…” Bu kararla birlikte, vergi dairesi başta olmak üzere çok sayıda alacaklının haciz koyduğu tapu sorunsuz hale geldi.
    İNŞAAT ŞİRKETİNİN DE LEHİNE
    Kararın benzer durumda olan on binlerce daire için örnek teşkil ettiğini kaydeden Av. N. Ş. şunları söyledi: “Mahkemenin verdiği bu kararla savunmasız olan tüketici korunmuş ve tüketicinin tüm birikimiyle aldığı evin kendisine kayıtsız, hacizsiz ve takyidatsız bir şekilde verilmesine karar verilmiş oldu. Kararla birlikte mahkeme şunu diyor: ‘Her ne kadar alacaklılar, alamadıkları paraları için bu daireye haciz koymuşlarsa da öncelikli hak sahibi tüketici…’ Kararla birlikte tapunun üstünde ne kadar haciz varsa kaldırılmış oluyor. Bu karar tüketici lehine olduğu kadar, mali güçlük içinde olan şirketin de lehine. Çünkü, firma mevcut durumda hacizleri kaldıracak durumda değil. Karardan olumsuz etkilenecek tek bir taraf var o da, alacaklarına karşılık haciz işlemi uygulayan firma, banka veya şahıslar…”
    DAİRELERDE İPOTEK VAR
    Gayrimenkul hukuku uzmanı Av. R. Ö. ise “Çok sayıda şirketin elinde satışı yapılmış ama devri yapılmamış on binlerce daire var. Çok sayıda hak sahibi firmalar ile tapuların devri konusunda davalık. Tapu kayıtlarında çok sayıda haciz olduğu görülüyor. Bakırköy Tüketici Mahkemesi’nin kararı bu yönü ile çok önemli. Tüketiciyi olduğu kadar inşaat şirketini de rahatlatıyor. Mahkeme aynı zamanda, inşaat şirketi ile alacaklısı arasında sorun için ‘Kendi aranızda çözün’ diyor”  diye konuştu.

  • Tüketici Mahkemesi’nden Önemli Tapu Kararı

    Tüketici Mahkemesi’nden Önemli Tapu KararıTüketici Mahkemesi, satın aldıkları evlerin tapusunu alamayan on binlerce kişiyi ilgilendiren bir karar verdi. Mahkeme, inşaat şirketinden alacaklı olanların tapuya koyduğu hacizleri, “Öncelik tüketiciye aittir” diyerek doğrudan kaldırdı. Mahkeme, üzerinde çok sayıda haciz bulunan tapunun sorunsuz bir biçimde alıcı adına tescil edilmesine karar verdi. Uzmanlar kararın, benzer durumda olan on binlerce daire için örnek teşkil edebileceğini kaydetti.

    M. Ö. isimli tüketici 2010 yılında bir daire satın almaya karar verdi. Ö., Y. Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ’nin Esenyurt’ta bulunan İnnovia 2 projesindeki bir daireyi 4 Eylül 2010’da satın aldı. Dairenin bedeli 186 bin TL olarak kararlaştırıldı. Taraflar arasında satış sözleşmesi imzalandı. Şirket, söz konusu daireyi 27 Ağustos 2011’de ‘Daire teslim tutanağı’ ile Ö.’e teslim etti. Ö. satın aldığı evde yaşamaya başladı. Ödemenin bir kısmını peşin, kalan kısmı senet olarak ödeyen Ö., Nisan 2015’te şirkete olan tüm borcunu ödedi.
    TAPUDA SORUN ÇIKTI
    Ödemenin tamamlanması ile birlikte sıra tapu devrine geldi. Bu aşamadan sonra pürüz yaşanmaya başladı. M. Ö., şirket tarafından oyalandığını öne sürerken, firma, tapu masraflarının tam ödenmediğini bu nedenle devrin yapılmadığını öne sürdü. Taraflar, aralarındaki sorunu çözemeyince konu yargıya taşındı. M. Ö. geçen yıl Bakırköy 1. Tüketici Mahkemesi’nde dava açtı. Ö.’nün ‘tapu iptal ve tescil’ talepli davası devam ederken mahkeme ilk olarak davaya konu daireye tedbir koydu. Şirket avukatı E. B. yaptığı savunmada “Taşınmaz üzerine teminatsız tedbir konulması talep edilemez.  Davacının bu yöndeki tedbir taleplerinin reddine karar verilsin” dedi.
    HACİZLERİ TEMİZLEDİ
    Mahkeme önceki gün görülen 3’üncü duruşmada karar verdi. Mahkeme kararında şöyle denildi: “Bağımsız bölümün taraflar arasındaki 4 Eylül 2010 tarihli sözleşmenin 4. Maddesi gereğince pürüzsüz ve takyidatsız olarak davalı adına tapusunun iptali ve davacı adına tapuya tesciline, tedbirin hüküm kesinleşinceye kadar devamına…” Bu kararla birlikte, vergi dairesi başta olmak üzere çok sayıda alacaklının haciz koyduğu tapu sorunsuz hale geldi.
    İNŞAAT ŞİRKETİNİN DE LEHİNE
    Kararın benzer durumda olan on binlerce daire için örnek teşkil ettiğini kaydeden Av. N. Ş. şunları söyledi: “Mahkemenin verdiği bu kararla savunmasız olan tüketici korunmuş ve tüketicinin tüm birikimiyle aldığı evin kendisine kayıtsız, hacizsiz ve takyidatsız bir şekilde verilmesine karar verilmiş oldu. Kararla birlikte mahkeme şunu diyor: ‘Her ne kadar alacaklılar, alamadıkları paraları için bu daireye haciz koymuşlarsa da öncelikli hak sahibi tüketici…’ Kararla birlikte tapunun üstünde ne kadar haciz varsa kaldırılmış oluyor. Bu karar tüketici lehine olduğu kadar, mali güçlük içinde olan şirketin de lehine. Çünkü, firma mevcut durumda hacizleri kaldıracak durumda değil. Karardan olumsuz etkilenecek tek bir taraf var o da, alacaklarına karşılık haciz işlemi uygulayan firma, banka veya şahıslar…”
    DAİRELERDE İPOTEK VAR
    Gayrimenkul hukuku uzmanı Av. R. Ö. ise “Çok sayıda şirketin elinde satışı yapılmış ama devri yapılmamış on binlerce daire var. Çok sayıda hak sahibi firmalar ile tapuların devri konusunda davalık. Tapu kayıtlarında çok sayıda haciz olduğu görülüyor. Bakırköy Tüketici Mahkemesi’nin kararı bu yönü ile çok önemli. Tüketiciyi olduğu kadar inşaat şirketini de rahatlatıyor. Mahkeme aynı zamanda, inşaat şirketi ile alacaklısı arasında sorun için ‘Kendi aranızda çözün’ diyor”  diye konuştu.

  • Tüketici Kredisine Kefaletin Eş Rızası Alınmadığından Geçersizliği İddiasına Dayalı Menfi Tespit Davasında Görevli Mahkemenin Tüketici Mahkemesidir

    Tüketici Kredisine Kefaletin Eş Rızası Alınmadığından Geçersizliği İddiasına Dayalı Menfi Tespit Davasında Görevli Mahkemenin Tüketici MahkemesidirYargıtay13. Hukuk Dairesi
    Esas : 2016/27534Karar : 2019/5519Karar Tarihi : 30/04/2019 
    “İçtihat Metni”
    Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
    KARAR
    Davacı, dava dışı…….. davalı bankadan çektiği tüketici kredisine kefil olarak imza attığını, ancak eşi …….kefalete rızası olmadığından … sözleşmesini imzalanmadığını, … sözleşmesinde……sminin altında bulunan imzanın eşine ait olmadığını, bu nedenlerle kefaletin geçersiz olduğunu, ancak davalı banka tarafından kendisine muacceliyet ihbarı gönderildiğini belirterek söz konusu … borcu nedeni ile borçlu olmadığının tespitine ve borçlu olarak göründüğü miktarın %20si oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.Davalı, davanın reddini dilemiştir.Mahkemece, davacının davasının kabulü ile, davalı banka ile dava dışı……..arasında imzalanan 06/09/2013 tarihli 120.000,00 TL bedelli 63695988-1003 hesap numaralı … sözleşmesine kefil sıfatı ile imzalayan davacı …’in kefilliğinin geçersiz olduğunun ve ilgili krediden kaynaklı davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.1-Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup, resen gözetilir. Görev konusunda kazanılmış hak olmaz. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3.maddesine göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.6502 sayılı yasanın 73. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür.Bir hukuki işlemin sadece 6502 Sayılı yasada düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığı tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir.Somut olayda; davalı banka, ticari amaçla hizmet sunan tüzel kişi olup bu hukuki işlem içerisinde davacı, kullanılan tüketici kredisine kefalet kapsamında tüketici konumundadır. Bu nedenle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tüketici işlemi olduğunun kabulü gerekir.Mahkemenin görevi hususu kamu düzenine ilişkin olup, taraflar bu hususu ileri sürmese bile bunun mahkemece re’sen nazara alınması gerekir. O halde mahkemece, müstakil Tüketici Mahkemesi var ise davaya bakmakla Tüketici Mahkemeleri görevli olduğundan görevsizlik kararı verilmesi, müstakil Tüketici Mahkemesi yok ise ara kararı ile uyuşmazlığa Tüketici Mahkemesi sıfatı ile bakılmasına karar verilmek suretiyle uyuşmazlığın çözülmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın Asliye Hukuk Mahkemesi olarak görülmüş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.2-Bozma nedenine göre kararı temyiz eden davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
    SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle, davalının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 30/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • Tüketici Hukuku

     

    Tüketici Hukuku İhtilaflarının Çözümü

    Tüketicilerin almış oldukları mallar veya hizmetlerin, gösterilen örnek veya uymaması veya taşıması gereken özellikleri haiz olmaması halinde, tüketicilerin bir takım seçimlik hakları, tazminat hakkı doğmaktadır. Yine tüketicilerin yapmış oldukları tüketici kredisi sözleşmeleri nedeniyle bankalar tarafından işlem ücreti, kredi yapılandırma ücreti, komisyon veya benzeri masraflar adı altında alınan ücretler nedeniyle birçok ihtilaf yaşanmaktadır. Benzer şekilde internet veya telefon üzerinden sipariş edilen mallara ilişkin uygulamada birçok sıkıntı yaşanmaktadır.

    Akıllar Hukuk Bürosu gerek tüketici gerekse üretici, ithalatçı veya satıcıların 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında ihtiyaç duydukları her alanda hukuki hizmet sağlamaktadır.Tüketicilerin almış oldukları mallar veya hizmetlerin, gösterilen örnek veya uymaması veya taşıması gereken özellikleri haiz olmaması halinde, Tüketicilerin bir takım seçimlik hakları, tazminat hakkı, doğmaktadır. Yine tüketicilerin yapmış oldukları tüketici kredisi sözleşmeleri nedeniyle bankalar tarafından işlem ücreti, kredi yapılandırma ücreti, komisyon veya benzeri masraflar adı altında alınan ücretler nedeniyle birçok ihtilaf yaşanmaktadır.tüketici hakları avukatı,  Gaziantep   , hukuk büroları,  Gaziantep tüketici avukatı Tüketici Hukuku Kapsamında Sunduğumuz HizmetlerBüromuz yalnızca Gaziantep sınırları içerisinde yer alan tüketici davalarına yönelik hizmet vermekte olup, tüketici hakları avukatı ekibimizin vermiş olduğu hukuki hizmetler aşağıda özet şeklinde sıralanmıştır:

    Mal veya hizmetin ayıplı olması halinde ücretin iadesi, malın ücretsiz tamiri veya başka bir malla değiştirilmesi taleplerinin Tüketici Hakem Heyeti veya Tüketici Mahkemeleri nezdinde takibi– Tüketici kredisi sözleşmeleri kapsamında alınan yapılandırma ücretlerinin iadesi, erken ödeme indirimi– Kredi kartı işlem ücretlerinin takibi– Ayıplı mal neticesinde tüketicinin uğradığı zararlar kapsamında tazminat talebi– Tüketici hakem heyeti ve Tüketici Mahkemelerine başvuru ve işlemlerin takibi– Mesafeli satış sözleşmelerine ilişkin ihtilafların takibi– Tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar– Taksitle satış sözleşmeleri, cayma hakkının kullanılması– Konut finansmanı ve ön ödemeli konut satış sözleşmelerinden kaynaklanan ihtilaflar– Devre tatil ve paket tur ve abonelik sözleşmelerinden kaynaklanan ihtilaflar– Ticari reklam ve haksız ticari uygulamalar– Ticari reklam ilkeleri ve haksız ticari uygulamalar karşısında Reklam Kurulu‘na başvuruların yapılması

    Bu konu hakkındaki benzer makalelerimiz için tıklayın

  • Tüketici Hakları Kapsamında “Koronavirüs” Sebebiyle Paket Tur Sözleşmelerinin İptali

    Tüketici Hakları Kapsamında “Koronavirüs” Sebebiyle Paket Tur Sözleşmelerinin İptaliİlk olarak Çin’in Wuhan kentinde görülen ve hızla dünyanın diğer ülkelerine de yayılan ölümcül “Korona” virüsü ticaretten turizme kadar birçok sektörü olumsuz etkiledi. Çin’e giden turist sayısı neredeyse sıfırlandı. Çin’deki firmalarla yapılan uluslararası ticaret anlaşmalarının çoğu iptal edildi. Hatta öyle ki bu durum sadece Çin’i değil, tüm Uzakdoğu ülkelerini de etkiledi. Türkiye’de Uzakdoğu ülkelerine yapılan tatil rezervasyonları durma noktasına gelirken, önceden yapılmış rezervasyonların da yarısından fazlası iptal edildi.
    Birçok insan korona virüsü sebebiyle yurt dışına çıkmaya korkar hale gelerek, yapmış olduğu seyahat planlarını iptal etmeye çalışmaktadır. “Çalışmaktadır” ifadesini kullanmamın sebebi, kişilerle seyahat firmaları arasında ücret iadesi tartışmaları ciddi bir boyut almış durumdadır. Bazı firmalar ücret iadesinin “bir kısmını” gerçekleştirirken, bazı firmalar ise hiçbir şekilde iade işlemi yapmamaktadır.
    Korona virüsü nedeniyle yaşanan iptallerin “mücbir sebep” olarak değerlendirilip, bu kapsamda ücretlerinin iade edilmesi gerekmektedir.
    Bilindiği üzere tur satın alıp da seyahat planı yapan kişilerin bu sözleşmesi “Paket Tur Sözleşmesi” olarak değerlendirilmektedir. 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) kapsamında çıkarılan “Paket Tur Sözleşmeleri Yönetmeliği”, 14.01.2015 tarih ve 29236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
    Yönetmeliğin 4. maddesinin “f” bendinde ”Paket Tur Sözleşmeleri”:
    “Paket tur düzenleyicileri veya aracıları tarafından ulaştırma, konaklama ve başka turizm hizmetlerinden en az ikisinin birlikte, her şeyin dâhil olduğu fiyatla satıldığı veya satımının vaat edildiği ve hizmetin yirmi dört saatten uzun bir süreyi kapsadığı veya gecelik konaklamayı içerdiği sözleşmeler” olarak tanımlanmıştır.
    Yönetmeliğin “Kapsam” başlıklı 2. maddesine göre:
    a) Paket turun ayrıntılarının, paket tur düzenleyicisi, aracısı veya katılımcısı tarafından belirlendiği veya aynı paket tur içindeki hizmetlerin ayrı ayrı faturalandırıldığı,
    b) Başka ülkelerdeki paket tur düzenleyicisi veya aracısı tarafından düzenlenmekle birlikte Türkiye’deki bir aracı veya temsilci vasıtasıyla satışa sunulan,
    c) Ticari veya mesleki faaliyetleri çerçevesinde paket tur hizmetinden faydalanan kişilerle kurulan,
    sözleşmeler de paket tur sözleşmesi kapsamında değerlendirilecektir.
    Paket tur sözleşmesinin tarafı olan tüketicilerin,
    – Sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi,
    – Sözleşmede haksız şartların yer alması,
    – Tur programının ve fiyatının değişmesi,
    – Sözleşmenin devri
    gibi hallerde korunması gerekmektedir.
    Yönetmeliğin 5. maddesi ile, paket tur sözleşmesinin kurulmasından önce katılımcıya ön bilgilendirme amaçlı broşür verme yükümlülüğü getirilmiştir[2]. Broşür verildiğinin ispatı seyahat acentesine aittir. Broşürde yer alan bilgiler, sözleşme kurulmadan önce broşürde açıkça belirtilmek ve katılımcıya bildirilmek şartıyla sözleşme kurulduktan sonra ise tarafların açık mutabakatı ile değiştirilebilir (Yönetmelik m.5/f.4).
    Yine Yönetmelik uyarınca paket tur sözleşmelerinin yazılı yapılması gerekmektedir. Paket tur düzenleyicisi veya aracısı ilgilendirme yükümlülüklerine uymak zorundadır.
    Katılımcının (Tüketicinin), tek taraflı olarak sözleşmeyi feshetme koşulları ise Yönetmeliğin 16. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre:
    – Paket turun başlamasından en az otuz gün önce fesih bildirimi yapıldıysa zorunlu vergi, resim, harç vb. yasal yükümlülüklerden doğan masraflar mahsup edilerek herhangi bir kesinti yapılmaksızın, katılımcının ödemiş olduğu bedel iade edilmelidir.
    – Paket turun başlamasına otuz günden daha az bir süre kala yapılan fesih bildirimlerinde;
    – Sözleşmede belirtilmek şartıyla belirli tutar veya oranda kesinti yapılabilir.
    – Ayrıca aynı süre için geçerli olmak üzere katılımcının gerekli tüm özeni göstermesine rağmen öngöremediği veya engelleyemediği bir durum veya mücbir sebep nedeniyle fesih bildiriminde bulunması halinde, “ödenmesi zorunlu vergi, resim ve harç vb. yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile 3. kişilere ödenip belgelendirilebilen ve iadesi mümkün olmayan bedeller hariç” olmak üzere, katılımcının ödemiş olduğu bedel iade edilir.
    Konu başlığımız açısından daha büyük bir önem arz eden “mücbir sebep”, borç ilişkisini kusursuz imkânsızlık sebebiyle sona erdiren hallerden biridir. Mücbir sebep hukukta, bir sorumluluğun yerine getirilmesini kısmen ya da tamamen, geçici veya daimi surette engelleyen, bu niteliği dolayısıyla sorumluluğu kaldıran veya yerine getirilmesini ve vadesini geciktiren veya sorumluluğun niteliğini değiştiren kişinin önceden beklemediği ve tahmin edemeyeceği, beklese ve tahmin etse bile engelleyemeyeceği dıştan gelen olağanüstü nitelikte bir olay, olgu veya durumdur. Bu engeli, deprem, sel vb. gibi doğal afetler, grev, isyan vb. gibi sosyal patlamalar, hastalık, tutukluluk, mevzuat tarafından getirilen yasaklamalar, büyük ekonomik krizler gibi farklı örneklerle ifade edebiliriz. Bahse konu korona virüsü sebebiyle dünyada ölüm vakalarının gittikçe artması ve karantinaya alınan birçok yer olması, olayın ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Bu sebeple paket tur sözleşmesinin yapılmasından sonra ortaya çıkan korona virüsü de mücbir sebep olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Mücbir sebep ise, sözleşmenin her iki tarafı için de borçlarını sona erdirir.
    Yeri gelmişken şunu da ifade etmek gerekir ki, paket tur sözleşmesi bağlamında güçlü konumda bulunan paket tur düzenleyen, zayıf konumda bulunan tura katılana istediği şartları dayatabilecek güçtedir. Bu kapsamda paket tur sözleşmesinin metninde veya müstakil herhangi bir belgede tura katılanın kendi haklarını kullanmaktan feragat ettiğine dair veya paket tur düzenleyenin yükümlülüklerini sınırlayan veya ortadan kaldıran kayıtlar Yönetmeliğin 10. madde hükmü gereği geçersizdir. Çünkü Yönetmeliğin 10. madde hükmü emredici nitelikte olup, sözleşmeye konulan aksi yöndeki kayıtlar kesin hükümsüz sayılmaktadır (TBK. m. 27).
    Dikkat! Paket Tura katılan tüketicinin rezervasyon iptali talebini sadece sözlü olarak değil; e-posta, faks, whatsapp gibi yazılı yöntemlerle karşı tarafa bildirmesi isabetli olacaktır. Eğer bir anlaşmazlık söz konusu olursa, tüketicilerin Tüketici Hakem Heyetine veya Tüketici Mahkemelerine başvurarak haklarını talep etmeleri gerekecektir. Burada da dikkat edilmesi gereken husus:
    – 6.920 Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda İlçe Tüketici Hakem Heyetleri,
    – Büyükşehir statüsünde olan illerde 6.920 Türk Lirası ile 10.390 Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda İl Tüketici Hakem Heyetleri,
    – Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerinde 10.390 Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda İl Tüketici Hakem Heyetleri,
    – Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde 6.920 Türk Lirası ile 10.390 Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda İl Tüketici Hakem Heyetleri görevlidir.
    Tüketici hakem heyetine başvurular ücretsiz olup; bizzat gidilmek suretiyle veya e-devlet şifresi kullanarak Ticaret Bakanlığı’nın Tubis Sistemi üzerinden elektronik ortamda hakem heyeti başvuruları yapılabilmektedir.
    Dr. Öğr. Üyesi Kemale Leyla ASLAN’ın yazısından alıntılanmıştır.

  • TÜKETİCİ HAKEM HEYETLERİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

    TÜKETİCİ HAKEM HEYETLERİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİKMADDE 1 – 27/11/2014 tarihli ve 29188 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğine aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
    “Toplantıların ve bazı sürelerin durdurulması
    GEÇİCİ MADDE 3 – (1) COVID-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle tüketici hakem heyetlerinin çalışma usul ve esaslarına ilişkin olarak doğabilecek hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;
    a) 13 üncü maddenin birinci fıkrası uyarınca ayda ikiden az olmamak üzere toplanan tüketici hakem heyetlerinin toplantılarının yapılması bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten,
    b) 12 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca istenen bilgi ve belgelerin sunulması için verilen süreler, 21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca bilirkişilere raporlarını hazırlamaları için verilen süreler ve 25 inci maddenin birinci fıkrası ile 27 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca tüketici hakem heyetleri kararlarının taraflara tebliğ edilmesi için belirlenen süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil)  tarihinden,
    itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil)  tarihine kadar durur. Bu fıkranın (b) bendinde yer verilen süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Bilgi ve belgelerin sunulması için verilen sürelerin bitimine durma süresinin başladığı tarih itibarıyla on beş gün ve daha az kalmış ise, bu süreler durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır.”
    MADDE 2 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
    MADDE 3 – Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.

  • Tüketici Hakem Heyetinde Belirsiz Alacak Davası Açılabilir

    YargıtayHukuk Genel Kurulu

    Esas : 2017/551Karar : 2020/239Karar Tarihi : 04.03.2020
    “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Tüketici Mahkemesi

    Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 12. Tüketici Mahkemesince verilen dava şartı yokluğundan davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
    YARGILAMA SÜRECİ
    Davacı İstemi : Davacı vekili 21.10.2014 tarihli dava dilekçesiyle; davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde müvekkilinden haksız şekilde dosya masrafı, ekspertiz ücreti, hizmet ve ipotek bedeli vb. isimler altında para tahsil edildiğini, haksız olarak kesilen meblağın bilirkişilerce yapılacak inceleme sonunda tespit olunabileceğini, bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi çerçevesinde belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000TL’nin davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Mahkeme Kararı : Ankara 12. Tüketici Mahkemesince ön inceleme aşamasında dosya üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda, 11.11.2014 tarihli, 2014/356 E., 2014/26 K. sayılı karar ile; dava konusu değerin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi gereğince açılan belirsiz alacak davalarında da dava dilekçesinde gösterilen asgari miktarın 3.000TL’lik görev sınırının altında kalması durumunda tüketici hakem heyetine zorunlu başvuru yapılmadan tüketici mahkemeleri nezdinde dava açılamayacağı, bunun bir dava şartı mahiyeti taşıdığı gerekçesiyle davanın HMK’nın 115/2 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı : Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.7. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13.04.2015 tarihli ve 2015/11230 E.,2015/11810 K. sayılı kararı ile;“Eldeki davada, davacı davayı açarken, davalı bankadan kredi kullandığını kredi kullanırken kendisinden çeşitli adlar altında kesintiler yapıldığını ileri sürerek, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 2.000,00 TL nın tahsiline ilişkin talepte bulunduğunu açıkça belirtmiştir. Mahkemece, dava değerinin 6502 sayılı Kanunun 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, HMK 107 gereği açılan belirsiz alacak davalarında da, dava dilekçesinde asgari miktar olarak gösterilen ve değeri 3.000,00 TL nın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesi nezdinde dava açılamayacağı, hakem heyetine başvurunun dava şartı olduğu kanaatine varıldığından HMK’nın 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Davacı davayı açarken fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davası açmış olduğundan mahkemece, delillerin toplanarak işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı : Mahkemece 20.10.2015 tarihli ve 2015/857 E., 2015/1722 K. sayılı karar ile ilk karar gerekçeleri tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi : Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    UYUŞMAZLIK
    Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı dâhilinde kalan dava değeri üzerinden açılan belirsiz alacak davalarının tüketici mahkemelerince çözümlenmesinin mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
    GEREKÇE
    Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.
    6502 sayılı Kanun’un 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.
    “Başvuru” başlıklı 68. madde ise “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.” şeklindedir.
    Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl “yeniden değerlenme oranına” göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. Eldeki uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle bu değer 3.000TL’dir.
    Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
    Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların niteliği ve kapsamına değinilmesi faydalı olacaktır.
    Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmelik’in 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.
    Yönetmelik’te geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise HMK’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.
    Anılan madde hükmü şu şekildedir:“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.”20. Tüketici gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul,kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.
    Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; davacı vekili belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürdüğü alacak isteminde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir değeri göstermiş olup bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gereklidir. Bu aşama tamamlanmaksızın dava açılması nedeniyle tüketici mahkemesinin dava şartı noksanlığından davanın reddine karar vermesi usul ve yasaya uygundur.
    Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında HMK’nın 107. maddesine göre açılmış bir davada mahkemenin görevli olup olmadığını dava dilekçesinde gösterilen miktara göre değil, yapacağı tahkikat sonucunda tespit edeceği değere göre belirlemesi gerektiği, bu sebeple doğrudan davanın usul yönünden reddedilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen işin esasına girilmesi yönündeki gerekçeler ve alacak miktarının yapılacak yargılama neticesinde tespit olunan değerin tüketici hakem heyetlerinin görev sınırında olduğunun anlaşılması hâlinde ise dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği yönünde ileri sürülen görüş, açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
    Sonuç itibariyle direnme kararı yerinde olup davacı vekilinin uyuşmazlık kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir.
    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. Hukuk Dairesi Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle Hukuk Genel Kurulunun kararının mahkemesince taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise doğrudan 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.
    KARŞI OY
    6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan hükmüne göre; tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.Kanunun 70. Maddesinde ise tüketici hakem heyetinin verdiği kararların tarafları bağlayacağı, tarafların, bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebileceği, itirazın tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmayacağı ancak talep edilmesi şartıyla hâkimin, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabileceği ve itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararın kesin olduğu hükümlerine yer verilmiştir.Belirtilen 68 ve 70. maddeler kapsamından belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlıklarda doğrudan tüketici mahkemesinin görevli olmadığı ve öncelikle tüketici hakem heyetine başvurulmasının zorunlu olduğu, tüketici mahkemesinin sadece bu kararlara ilişkin itirazları incelemekle görevli olduğu anlaşılmaktadır.Burada belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlık konusundaki miktar, ilgilinin dilekçesinde gösterdiği değer mi olmalı yoksa gösterilmeyen kısım da dahil olmak üzere uyuşmazlığa konu toplam değer mi olmalıdır.Bu konuda 6502 sayılı Kanunda bir hükme yer verilmemiş ise de 27.11.2014 Resmî Gazetede yayınlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22. maddesinde düzenleme yapılmıştır. Yönetmelikteki düzenlemeye göre; tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebiyle bağlıdır. Ancak başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın her hâlükârda 6 ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir. (22/1) Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlık için ayrı ayrı başvuru yapılması durumunda, uyuşmazlığın değerleri toplamı tüketici hakem heyetinin görev sınırı içinde kalmak şartıyla, tek bir başvuruda birleştirilerek karar verilebilir. Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlığın değerleri toplamının görev sınırını aşması durumunda uyuşmazlıklar hakkında ayrı ayrı karar verilir. (22/2)Yönetmelikteki bu hükümler 6100 sayılı HMK’da yer alan belirsiz alacak davasıyla ilgili hükme paralel bir düzenleme olup talep belirsiz alacak niteliğinde ise dilekçede gösterilen miktar daha az olsa bile inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebileceğinden dilekçede gösterilen asgari değere değil hakem heyetince belirlenecek uyuşmazlık miktarı esas alınarak tüketici hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya görevli olup olmadığı belirlenmelidir.Somut olayda tüketici hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine asgari değer 2.000 TL gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası olarak dava açılmış olduğundan 6502 sayılı Kanunun bu hükümleri yanında 6100 sayılı HMK hükümlerine bakılarak da mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir.Belirsiz alacak ve tespit davasının düzenlendiği HMK’da; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği (HMK 107/1), karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği (HMK 107/2) düzenlenmiştîr.Bu hükümlerin sonucu olarak mahkeme uyuşmazlığı, dilekçede gösterilen miktarla sınırlı olarak incelemeyip alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesine esas tahkikat yapmak durumunda olduğundan tüketici mahkemesi olarak hakem heyetine başvuru zorunluluğu nedeniyle görevli olup olmadığını, dilekçede gösterilen asgari değere göre değil, yapacağı tahkikat sonucu belirleyeceği miktara göre anlaşılacak olan uyuşmazlık değerine göre belirlemelidir.HMK 107. Maddenin bu çok açık sonucu nedeniyle mahkemenin tahkikatı yapıp davacının talep edebileceği alacak miktarını belirlemeden dava dilekçesinde gösterilen asgari değeri esas alarak tüketici hakem heyetinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermesi mümkün olmamalıdır.Bu arada uyuşmazlık miktarının dava dilekçesinde gösterilen değer mi olduğu ya da dava dilekçesinde gösterilmemiş ancak taraflar arasında çekişmeli olan diğer alacak kısmı da eklenerek mi bu miktarın belirleneceği konusunda, usul kanunumuzdaki diğer hükümlerin de değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.6100 sayılı HMK’dan önce yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK 8. maddede mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı kanunda belirtilen rakamı geçmeyen davaların sulh hukuk mahkemelerinde görüleceği hükmü, davanın kısmi dava olarak açılması halinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda ise HUMK 4. maddede alacağın son kesimi dava edilmiş ise dava edilen bu son kısım, dava edilen miktar son kesim değil ve alacağın tamamı çekişmeli ise dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere alacağın tamamının dikkate alınacağı hükmü bulunmaktaydı. Bu hükümlerin sonucu olarak sulh hukuk mahkemesinin kısmi davada değere bağlı olarak görevli olup olmadığı uygulamada dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere çekişmeli alacağın tamamı esas alınarak belirlenmiştir. Yine bu konuyla bağlantılı olarak temyiz ve karar düzeltme kesinlik sınırında alacağın tamamının esas alınacağına dair HUMK 427/3 ve 427/5. madde hükümleri bulunmaktaydı.6100 sayılı HMK’da ise sulh hukuk mahkemelerinin değere bağlı görevi kaldırılmış olduğundan HUMK 4. madde benzeri bir hükme de yer verilmemiştir. Bu şekilde bir hükme yer verilmemiş olsa da uyuşmazlık miktarının dava edilen kısım olmayıp dava edilmeyen alacak kesimi de dahil olmak üzere belirlenmesi gerektiğini gösteren hükümler HMK’da yine de yer almıştır. Bunlar istinafta kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 341/3. madde, temyizde kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 362/2. madde ve senetle ispat parasal sınırında ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle daha aşağı düşse bile hukuki işleme esas değerin esas alınacağını belirten HMK 200/1. madde hükümleridir.HMK’nın bu hükümleri dahi uyuşmazlık miktarının dilekçede gösterilen değer olmayıp dava edilmeyen ve çekişmeli olan alacak kesimini de kapsadığını göstermektedir.Somut olayda direnme kararı 2015 yılında verilmiş ve o tarihte bölge adliye mahkemeleri kurulmuş olmadığı gibi HMK geçici 3/2. maddenin de sonucu olarak bu dosyada verilen karar HUMK’nun 2004 değişikliği öncesi hükümlerine göre temyiz incelemesine tabi olmuştur. HUMK hükümlerine göre o tarihteki temyiz kesinlik sınırı 2.080 TL’dir. Uyuşmazlık miktarını dilekçede gösterilen 2.000 TL olarak kabul etmemiz gerekir diye düşündüğümüzde bu miktar kesinlik sınırı altında kaldığından esastan temyiz incelemesi yapılmayıp temyiz talebinin kesinlik sınırı nedeniyle reddi gerekecektir. Bu miktarı esas almayıp temyiz incelemesi yaptığımıza göre bu uyuşmazlık değerinin dilekçede gösterilen 2.000 TL olarak görülmediği ve henüz dilekçede miktarı gösterilmemiş olan çekişmeli kısmın da uyuşmazlık miktarına dahil edilerek temyiz incelemesi yapıldığı anlamına gelmektedir.Uyuşmazlık miktarı dilekçede gösterilen değer olarak alınmaz ise gerçek uyuşmazlık miktarı tüketici hakem heyetine başvurulması zorunlu miktarı geçmese bile davayı belirsiz alacak olarak gösterip hakem heyetine gitme zorunluluğundan kurtulup tüketici mahkemelerinin iş yükü altına sokulması ve tüketici hakem heyetlerinin işlevsiz hale gelmesine neden olunup olunmayacağı üzerinde de durulmalıdır.Tüketici mahkemesi gerçek değeri belirlediğinde davanın yine usulden reddine karar vermek durumunda olduğu için davacı gerçek uyuşmazlık değerine göre tüketici mahkemesinin görevli olmadığını bilebilecek durumda ise zaten tüketici mahkemesine gitmeyecektir. Zira bu halde tüketici mahkemesinde yapılan yargılama gereksiz yapılmış, sürecin uzamasına ve alacaklının alacağına daha geç kavuşmasına neden olacak bir aşama olduğu için zaten kişi tüketici mahkemesine dava açmak yerine doğrudan tüketici hakem heyetine başvuracaktır. Bu yönüyle de tüketici mahkemesinin gerçek uyuşmazlık değerini araştırdıktan sonra görevli olup olmadığını incelemesinin tüketici hakem heyetlerinin işlevinin azalmasına ve tüketici mahkemelerinin iş yükünün aşırı artmasına neden olacağı düşünülmemelidir.Tüm bu nedenlerle özel dairenin bozma kararı yerinde olup belirttiğimiz ilave gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan direnme uygun daireye yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Call Now