Etiket: gaziantep avukatları

  • TMK MADDE 14 FİİL EHLİYETSİZLİĞİ

     GENEL OLARAK

    Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.
    TMK MADDE 14’ÜN GEREKÇESİ
    Maddenin konu başlığında “Medenî hakları kullanmağa ehliyetsizlik” deyimi yerine daha kısa ve Önceki maddelerle terim birliğini sağlayan “Fiil ehliyetsizliği” deyimi kullanılmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.
    TMK MADDE 14 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay3. Hukuk Dairesi 
    Esas : 2017/6947Karar : 2019/3810Karar Tarihi : 25.04.2019
    MAHKEMESİ : SULH HUKUK MAHKEMESİ
    Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
    YARGITAY KARARI
    Davacı, işyerini 19/04/2002 tarihinde kiraladığını, kiralanandan 14/11/2012 tarihinde tahliye edildiğini, kiralananı kullanırken tadilatlar yaptığını, güzelleştirdiğini, demirbaş makineler aldığını, mahkeme kararı ile tahliye edilirken polis memurlarının bulunduğunu, manevi olarak yıprandığını ileri sürerek şimdilik 25.000.00.-TL maddi, 25.000.00.-TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir .Davalı, kira sözleşmesinde yeralan madde nedeni ile davacının kiralanana yaptığı hiçbir masrafı talep edemeyeceğini, tahliye sırasında polis memurlarının davacı tarafın davranışları nedeni ile çağrıldıklarını belirterek davanın reddini istemiştir .Mahkemece, davacının davasının kabulüne, davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 25.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, 25.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiş ,hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir .
    1-)Taraflar arasında yapılan 19/04/2002 tarihli kira sözleşmesinin 12. maddesinde; kiracı kiralanan şeyin içinde ve dışında yaptıracağı tezyinat masrafları kendisine ait olacak ve mukavele müddeti bittiğinde yapılan her türlü masraf için tazminat istemeye hakkı olmamak ve bu gayrimenkul inşaatın tamamı mal sahibinin olacaktır, düzenlemesi bulunmaktadır. Anılan sözleşme maddesi tarafları bağlamaktadır. Davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.2-) Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri, bilinçsizleri ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK 24), isme saldırı (TMK 26), nişan bozulması (TMK 121), evlenmenin feshi (TMK 158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (BK 47–TBK 56) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (BK 49- TBK 58). Bunlardan TMK’nın 24. maddesi ile BK’nın 49. (TBK.58) maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nın 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; TMK 26, 174, 287); bunların dışında BK’nın 49.(TBK.58) maddesi uygulanır.TMK’nın 24. ve BK’nın 49. (TBK.58) maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki yönlüdür.
    Somut olayda, kiralananın mahkeme kararı ile tahliyesi sağlanırken polis memurlarının olay yerine gelmelerinden kaynaklanan manevi zarar istenilmiştir. Bu olay, iç huzuru bozacak nitelikte olgulardan olmadığından ve manevi zararın koşullarını düzenleyen BK’nun 49. (TBK 58) maddesine göre kişinin sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bulunmadığından, bu eyleme dair manevi tazminat isteminin reddi gerekirken, manevi tazminat isteminin kabulü doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ : Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince, davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/04/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

  • TMK MADDE 13 FİİL EHLİYETSİZLİĞİ

    TMK MADDE 13 FİİL EHLİYETSİZLİĞİD) AYIRT ETME GÜCÜ
    Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.
    TMK MADDE 13’ÜN GEREKÇESİ
    Maddenin kenar başlığında “Kazaî rüşt” yerine 1984 tarihli Öntasarıya uygun olarak “Ergin kılınma” deyimi kullanılmıştır. Maddede küçüğü ergin kılmada görevli mahkemenin asliye mahkemesi olduğuna ilişkin belirlemenin hukukumuz bakımından gereksiz olduğu kabul edilerek “mahkemesi asliyece” yerine “mahkemece” deyimi kullanılmıştır,. İsviçre’den farklı olarak Ülke genelinde geçerli Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuz bulunduğundan, hangi mahkemelerin bu tür işlerde görevli olduğu konusunun usul kanunlarının işi olduğu düşünülerek bu değişikliğe gidilmiştir.Maddede yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte, ana ve babanın muvafakati yerine rıza gösterecek kimsenin veli olması koşulu getirilerek, velayeti kaldırılmış bulunanların rızasının aranmayacağı açıklığa kavuşturulmuştur. 463 üncü maddede küçüğün ergin kılınması için vesayet makamının izni ve denetim makamının onayının alınması öngörüldüğünden, yürürlükteki maddede yer alan ayrıca vasinin dinlenilmesi hususuna yer verilmemiştir.
    TMK MADDE 13 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    YargıtayHukuk Genel Kurulu
    Esas : 2014/1040Karar : 2016/637Karar Tarihi : 25.05.2016
    MAHKEMESİ : Tüketici Mahkemesi
    Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4. Tüketici Mahkemesince davanın reddine dair verilen 26.09.2012 gün ve 2011/917 E., 2012/895 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 16.04.2013 gün ve 2013/9298 E., 2013/9720 K. sayılı ilamı ile;(…Davacı, davalı ile aralarında konut satışına ilişkin Menemen- Koyundere Alt Gelir Gurubu Toplu Konut Projesi Gayrimenkul Satış Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 3. maddesinde taşınmazın teslim süresinin 16 ay olduğunu, ancak süresinde teslim edilmediğini ileri sürerek geç teslim nedeniyle şimdilik 5.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı, davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, davanın reddine karar karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.Davacı, davalıdan satın aldığı dairenin sözleşmede kararlaştırılan süre içerisinde teslim edilmemesi nedeniyle tazminat isteğinde bulunmuş, davalı geç teslimin söz konusu olmadığını beyanla davanın reddini savunmuş ve mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 3. maddesinde dairenin 16 ay içerisinde teslim edileceği kararlaştırılmıştır. Buna göre, davacı geç teslim nedeniyle kira kaybına ilişkin tazminat isteyebilir. Kira kaybına ilişkin tazminat istenebilmesi için, davalı TOKİ’nin yaptığı ve 16 ay içinde teslimini taahhüt ettiği dairenin alt gelir grubu projesi kapsamında olmasının bir önemi yoktur. Öyle ise mahkemece anılan sözleşmeye göre belirlenecek teslim tarihi ile dava tarihi arasında geçen süre belirlenerek bu süreye ilişkin kira kaybına hükmedilmesi gerekirken aksine düşüncelerle ve yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:Dava, satış sözleşmesine konu edilen bağımsız bölümün sözleşmede kararlaştırılan sürede teslim edilmemesi nedeniyle gecikme tazminatı (kira kaybı) istemine ilişkindir.Yerel mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuştur.Yerel mahkemece, bozma öncesi benimsenen gerekçe ve ayrıca Özel Dairece mahkemenin red gerekçesi tartışılmadığından konunun Hukuk Genel Kurulunca tartışılması amacıyla ve sözleşmenin yenilenmesi kabul edilmediği takdirde Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nın 161. maddesi (Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 182) çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, bu konunun da kabul edilmemesi halinde Türk Medeni Kanunu (TMK)’nın 2 ve 3. maddeleri ile objektif hukuk ilkeleri çerçevesinde hiç taksit ödemeyen davacının sözleşme bedelinin yarısına yakın tazminat talep etmesinin haksızlığa neden olacağı gerekçesiyle ilk kararda direnilmiştir.
    Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasının incelenmesinden önce, yerel mahkemenin bozulan ilk kararında yer vermediği “yerel mahkeme red gerekçesinin Özel Dairece tartışılmadığından konunun Hukuk Genel Kurulunca tartışılması gerektiği, ayrıca sözleşmenin yenilendiğinin kabul edilmesi halinde, BK’nın 161. maddesi (TBK’nın m. 182.) çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, bu konunun da kabul edilmemesi halinde TMK’nın 2 ve 3. madde hükümleri uyarınca da davacının tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği” şeklindeki direnme gerekçesinin gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği ön sorun olarak tartışılmış, ancak yerel mahkeme gerekçesinin Özel Daire tarafından tartışılmadığı ve bu konunun Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle direnme kararı verilmesinin yeni hüküm niteliğinde sayılamayacağından temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması gerektiği oybirliği ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı idarenin taksit ödemelerini konutların teslimine kadar ertelemesi ve davacının da bu dönemde taksit ödemesinde bulunmaması karşısında sözleşmenin yenilendiğinin kabul edilip edilemeyeceği, varılacak sonuca göre ve taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 3. maddesi uyarınca dairenin geç teslimi nedeniyle davacının kira tazminatı isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
    Taraflar arasında düzenlenen sözleşme ile taşınmazın, davalı tarafından davacıya satıldığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmenin 3. maddesinde taşınmazın 16 ayda teslim edileceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin bu maddesi geçerli olup sözleşmeye sadakat ilkesi gereğince tarafları bağlar.Davacı, konutun sözleşmede kararlaştırılan sürede teslim edilmediğini ileri sürerek, geç teslimden kaynaklanan tazminat isteminde bulunmuştur.BK’nın 106. maddesinde, karşılıklı yükümlülükleri içeren sözleşmelerde borcun yerine getirilmemesi (ifada gecikme) halinde, alacaklının hakkını, nasıl kullanacağı düzenlenmiştir.
    Alacaklı, BK’nın 106/2. maddede öngörülen seçimlik haklardan birisini kullanabilmesi için borcu yerine getirmekte direnen borçluya mehil vermek zorundadır. Ancak aynı Kanun’un 107. maddesinde yazılı hallerden birinin bulunması halinde “1-Borçlunun hal ve vaziyetinden bu tedbirin tesirsiz olacağı anlaşılırsa; 2- Borçlunun temerrüdü neticesi borcun ifası alacaklı için faidesiz kalmış ise; 3- Akdin hükümlerine göre borç tayin ve tesbit edilen muayyen bir mehil içinde ifa edilmek lazım geliyorsa” mehil tayinine gerek yoktur. Davalı satıcının, borcunu 16 ay içinde yerine getireceği sözleşmede kabul edildiğine göre, BK’nın 106/1. maddesi gereğince bir önel (mehil) belirlenmesine gerek yoktur.BK’nın 106/2. maddesinde, borcun yerine getirilmemesi halinde alacaklıya üç seçimlik hak verilmiştir. Bunlar, 1- Her zaman gecikmiş işi yerine getirme (ifayı) ve gecikme tazminatı isteme; 2- Sözleşmenin ifasından vazgeçilerek olumlu zararı isteme; 3- Sözleşmeyi feshederek olumsuz zararı isteme şeklide açıklanmaktadır. Davacı görülmekte olan davada, bu seçimlik haklardan aynen ifa ve gecikme tazminatını talep etmiştir.
    TBK’nın 123, 124 ve 125. maddelerinde de benzer düzenlemelere yer verilerek borçlunun temerrüde düşmesi durumunda alacaklının borcun ifası ile birlikte gecikme sebebiyle tazminat isteyebileceği seçimlik bir hak olarak öngörülmüştür.Öte yandan direnme kararında borcun yenilendiğinden bahsedilmekteyse de gerek BK’nın 114., gerekse TBK’nın 133. maddelerinde düzenlenen yenileme için tarafların açık iradeleri gerekli olup, somut olayda bu koşul gerçekleşmediğinden borcun yenilendiği kabul edilemez. BK’nın 161., TBK’nın 182. maddeleri ile TMK’nın 2 ve 3. maddesine göre tazminattan indirim yapılması gerektiğine ilişkin direnme kararı ise davalı idarenin kendi kusuru nedeniyle taşınmazın geç tesliminden dolayı tazminat miktarında indirim isteyemeyeceği gözetilerek haklı bulunmamıştır.Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2013 gün ve 2013/13-693 E., 2013/886 K.; 27.05.2015 gün ve 2014/13-1045 E., 2015/1446 K. sayılı kararında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.Bu durumda mahkemece, geciken teslim süresine ilişkin tazminat belirlenerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.O halde, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekir.
    SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, 25.05.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

  • TMK MADDE 11 FİİL EHLİYETİ

    TMK MADDE 11 FİİL EHLİYETİ

    TMK MADDE 11 FİİL EHLİYETİB) ERGİNLİK
    Erginlik onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlar.  Evlenme kişiyi ergin kılar.
    TMK MADDE 11’İN GEREKÇESİ
    Bu maddenin kenar başlığı “Rüşt” yerine günümüz diline uygun olarak “Erginlik” şeklinde değiştirilmiştir. Maddede kullanılan “ikmal” sözcüğü yerine bunu daha iyi ifade eden “doldurma” sözcüğü kullanılmıştır.
    TMK MADDE 11 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay3. Hukuk Dairesi
    Esas : 2017/6947Karar : 2019/3810Karar Tarihi : 25.04.2019
    MAHKEMESİ : SULH HUKUK MAHKEMESİ
    Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
    YARGITAY KARARI
    Davacı, işyerini 19/04/2002 tarihinde kiraladığını, kiralanandan 14/11/2012 tarihinde tahliye edildiğini, kiralananı kullanırken tadilatlar yaptığını, güzelleştirdiğini, demirbaş makineler aldığını, mahkeme kararı ile tahliye edilirken polis memurlarının bulunduğunu, manevi olarak yıprandığını ileri sürerek şimdilik 25.000.00.-TL maddi, 25.000.00.-TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir .
    Davalı, kira sözleşmesinde yeralan madde nedeni ile davacının kiralanana yaptığı hiçbir masrafı talep edemeyeceğini, tahliye sırasında polis memurlarının davacı tarafın davranışları nedeni ile çağrıldıklarını belirterek davanın reddini istemiştir .Mahkemece, davacının davasının kabulüne, davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 25.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, 25.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiş ,hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir .
    1-)Taraflar arasında yapılan 19/04/2002 tarihli kira sözleşmesinin 12. maddesinde; kiracı kiralanan şeyin içinde ve dışında yaptıracağı tezyinat masrafları kendisine ait olacak ve mukavele müddeti bittiğinde yapılan her türlü masraf için tazminat istemeye hakkı olmamak ve bu gayrimenkul inşaatın tamamı mal sahibinin olacaktır, düzenlemesi bulunmaktadır. Anılan sözleşme maddesi tarafları bağlamaktadır. Davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.2-) Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri, bilinçsizleri ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK 24), isme saldırı (TMK 26), nişan bozulması (TMK 121), evlenmenin feshi (TMK 158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (BK 47–TBK 56) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (BK 49- TBK 58). Bunlardan TMK’nın 24. maddesi ile BK’nın 49. (TBK.58) maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nın 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; TMK 26, 174, 287); bunların dışında BK’nın 49.(TBK.58) maddesi uygulanır.TMK’nın 24. ve BK’nın 49. (TBK.58) maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki yönlüdür.Somut olayda, kiralananın mahkeme kararı ile tahliyesi sağlanırken polis memurlarının olay yerine gelmelerinden kaynaklanan manevi zarar istenilmiştir. Bu olay, iç huzuru bozacak nitelikte olgulardan olmadığından ve manevi zararın koşullarını düzenleyen BK’nun 49. (TBK 58) maddesine göre kişinin sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bulunmadığından, bu eyleme dair manevi tazminat isteminin reddi gerekirken, manevi tazminat isteminin kabulü doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ : Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince, davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/04/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

  • TMK MADDE 10 FİİL EHLİYETİ

    TMK MADDE 10 FİİL EHLİYETİ2) KOŞULLARIA) GENEL OLARAK
    Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.
    TMK MADDE 10’UN GEREKÇESİ
    Maddenin konu başlığında yer alan “Z.Şartları” sözcüğü günümüz diline daha uyumlu ve yerleşik bir sözcük olan “2. Koşulları” şeklinde değiştirilmiştir. Maddenin kenar başlığı fiil ehliyetinin genel olarak koşullarını düzenleyen bir madde olması nedeniyle, “a. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir. 1971 ve 1984 tarihli Öntasarılar da aynı yöndedir.Madde fiil ehliyetinin üç genel koşulunu düzenlemeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle mevcut maddede olduğu gibi sadece rüşt ve temyiz kudretinden söz edilmesi yeterli görülmemiş, buraya fiil ehliyetinin üçüncü koşulu olan “kısıdı olmama” durumu da dahil edilmiştir.
    TMK MADDE 10 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay18. Hukuk Dairesi
    Esas : 2005/7587Karar : 2005/8687 Karar Tarihi : 06.05.2005
    Dava dilekçesinde S.K.nin 5.6.1986 olan doğum tarihinin ay ve günü baki kalarak 1984 olarak düzeltilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm C.Savcısı tarafından temyiz edilmiştir.Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:Doğum tarihinin düzeltilmesi istenen S.K.davanın açıldığı 6.5.2005 tarihinde 18 yaşını doldurmuş ergin bir kişi olup, medeni hakları kullanması açısından fiil ehliyetinin kısıtlı olduğu (ayırt etme güçüne sahip bulunmadığı) yolunda herhangi bir sav ve kanıt da ileri sürülmemiştir.Saptanan bu duruma göre; davanın doğrudan yaşının düzeltilmesi istenen kişi tarafından açılması yerine, anne ve babasının açmış bulunduğu davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, davaya bakılıp işin esası hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 6.10.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • TMK MADDE 9 FİİL EHLİYETİ

    TMK MADDE 9 FİİL EHLİYETİ

    TMK MADDE 9 FİİL EHLİYETİ1) KAPSAMI 
    Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.
    TMK MADDE 9’UN GEREKÇESİ
    Maddenin konu başlığında “II. Medenî hakların kullanılması” ifadesi yerine, bir önceki maddede “hak ehliyetinin” düzenlendiği göz önünde tutularak “H.Fiil ehliyeti” ifadesi, kenar başlığında “1.Mevzuu” yerine “1.Kapsamı” sözcüğü kullanılmıştır. Gerçekten de bu madde, fiil ehliyeti açısından hak sahibinin hukukî konumunu ve fiil ehliyetinin hak sahibine neler tanıdığını belirleyen bir maddedir. Bu sebeple maddede, fiil ehliyetinin “mevzuu” değil, daha isabetli olarak “kapsamı” ifadesi kullanılmıştır.Maddede yer alan “iktisaba da iltizama da ehildir” deyimi yerine “kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” deyimi kullanılmak suretiyle fiil ehliyetinin hak sahibine kapsam itibarıyla tanıdığı hukukî durum açıklığa kavuşturulmuştur.
    TMK MADDE 9 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay 14. Hukuk Dairesi
    Esas : 2004/7471Karar : 2004/8500Karar Tarihi : 07.12 2004
    Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.10.1996 gününde verilen dilekçe ile cebri tescil, birleştirilen 1996/743 Esas sayılı dosyada noter satış vaadi sözleşmesinin iptali, birleştirilen 1995/91 Esas sayılı dosyada ise cebri tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; bozma ilamına uyularak 1995/91 ve 1996/743 Esas sayılı davaların reddine, davanın kabulüne dair verilen 28.1.2004 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı M.A.B. vekili ile davalı-davacı C. ve E. B.oğlu vekilleri tarafından istenilmekle, tayin olunan 7.12.2004 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı M.A.B. ile karşı taraf davalılar C. ve E. B.oğlu vasisi M. B.oğlu vekil Av. F.E. ile davalı E.A.geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
    KARAR  :  Dosya kapsamına, toplanan delillere ve bozma ilamına uyularak karar verilmiş olmasına göre davacı M.A.B. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.Davacı-davalı C. ve E. B.oğlu vekilinin temyiz itirazları ise; aşağıda yazılı bentlerin kapsamı dışındakiler yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir. Ancak;Davranışların, eylem ve işlemlerin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetindensöz edilemez.Nitekim Medeni Kanunun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.” Biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayrıtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” Hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde ” yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” Denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanunun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz(Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21).Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında somut olaya bakıldığında; Davalı-davacı C. ve E. B.oğlu birinci hükmün 21.9.1999 tarihinde bozulmasından sonra ehliyetsizlik iddiasında bulunmuşlardır. Satış vaadi sözleşmesinin iptali davasında bu aşamaya kadar ehliyetsizlik iddiasında bulunmamış olmaları karşı taraf yararına usulen bir hak kazandırmaz. Çünkü sözleşmelerde ve hakların kullanımında “ehliyet” işlemin sıhhat şartı olduğundan yargılamanın her aşamamasında sözleşme yanlarının hukuki muamele yapma ehliyetlerinin olup olmadığını tespit etmek ve bu yolda ileri sürülen iddiaları da ön sorun olarak ele alıp çözülmesi gerekir. Davacı-davalı C. ve E.’nin vaad alacaklısı Ü.Y. ve satış vaadi sözleşmesini düzenleyen noter katibi M.B.’nin ceza mahkemesinde yargılanmaları sırasında da hukuki muamele yapma ehliyetinden yoksun bulunduklarını iddia etmişler ise de, ceza mahkemesinde dolandırıcılık suçunun unsurları yönünden inceleme yapılmış olup C. ve E. nin muamele yapma ehliyetine haiz olup olmadıkları araştırılmamıştır. Ne var ki; Yargılamalar sırasında C. ve E. mahkemeye müracaat ederek kendilerinin hukuki ehliyetten yoksun olduklarını bildirerek hacir altına alınmalarını talep etmişler Muğla Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/448-1016 Sayılı ilamı ile E.nin yine Muğla Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/487-1006 sayılı ilamı ile C.nin hacir altına alınmasına karar verilerek kendilerine vasi tayin edildiği anlaşılmıştır. Kamu düzeni ile ilgili olan ehliyetsizlik iddiası yargılamanın her aşamasında ileriye sürülebilecek itirazlardan olmakla 19.12.1995 ve 1.2.1996 tarihli satış vaadi sözleşmelerinin yapıldığı tarihte sözleşmenin yanları olan C. ve E. nin hukuki işlem yapma ehliyetlerinin olup olmadığının tıbben tespiti büyük önem kazanmaktadır. Her iki kişiye ait doktor raporları hasta müşhade kağıtları film ve grafiler ile dosyaya getirtilmiş bulunan mahcuriyet dosyaları ile tekmil dosyanın birlikte Adli Tıp Kurumuna gönderilerek ilgililerin satış vaadi sözleşmelerinin düzenlendiği tarih itibariyle hukuki işlem yapma ehliyetlerinin bulunup bulunmadığının tespiti istenmeli ve alınacak rapor diğer delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar kurulmalıdır.Mahkemece, bu yön düşünülmeden eksik inceleme ve araştırmaya dayalı hükmün bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle, davacı M.A.B.vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının REDDİNE, Davacı-davalılar E. ve C. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 400.000.000 TL duruşma vekalet ücretinin davacı M.A.B.’dan alınarak davalı-k.davacı C. ve E.’ye verilmesine 7.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  • TMK MADDE 6 İSPAT KURALLARI

     İSPAT YÜKÜ

    Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.
    TMK MADDE 6’NIN GEREKÇESİ
    Madde 1984 tarihli öntasarının 6 ncı maddesinden kısmen değiştirilerek alınmış, konu ve kenar başlıkları günümüz diline uyarlanarak aynen korunmuştur.
    TMK MADDE 6 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay1. Hukuk Dairesi
    Esas : 2017/3391Karar : 2018/14648Karar Tarihi : 19.11.2018
    MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİDAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
    Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından reddine ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
    KARAR
    Dava, bağıştan rücu hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir. Davacı, … Köyü … Camisinin giderlerinde kullanılması amacıyla 1615 parsel (yenileme ile 465 ada 6 parsel) sayılı fındık bahçesi vasfındaki taşınmazını … Köyü tüzel kişiliğine bağışladığını, … ilinin Büyükşehir olmasının ardından dava konusu taşınmazın davalı belediyeye temlik edildiğini ve cami giderlerinin karşılanmasının mümkün olmadığını, yine 1616 parsel (yenileme ile 465 ada 5 parsel) sayılı fındık bahçesi vasfındaki taşınmazdan elde edilen gelirin,….İlköğretim Okulunun ihtiyaçlarında kullanılması amacıyla İkisu Köyü tüzel kişiliğine bağışladığını, okulun 22 yıl hizmet verdikten sonra kapatıldığını, her iki taşınmaz yönünden de bağıştan rücu şartlarının gerçekleştiğini ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, bağıştan rücu şartlarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından reddedilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 1615 parsel (yenileme ile 465 ada 6 parsel) ve 1616 parsel (yenileme ile 465 ada 5 parsel) sayılı taşınmazlar davacıya ait iken 02.03.2011 tarihinde 1615 parsel (yenileme ile 465 ada 6 parsel) sayılı taşınmazı, 16.11.1990 tarihinde 1616 parsel (465 ada 5 parsel) sayılı taşınmazı kayıtsız, şartsız ve bedelsiz olarak … Köyü Tüzel Kişiliğine bağışladığı, köy defterindeki 12.03.2001 tarihli karara göre de “belirtilen taşınmazlar … tarafından 1615 parsel (465 ada 6 parsel) sayılı taşınmaz üzerindeki fındıklıktan elde edilen gelir ile … Camiinin giderleri karşılanacak, diğer 1616 parsel (465 ada 5 parsel) sayılı taşınmazdan elde edilen gelir ile … İlk öğretim okulunun ihtiyaçları karşılanacak, parselin ikinci yarısından gerek duyulması halinde okul arsası tahsis edilmesine oy birliği karar verildi koşuluna tabi tutularak bağışlandığı, 2012 yılında …’un Büyükşehir olması sonucunda … Köyü Tüzel Kişiliğinin sona erdiği ve … Belediyesi’ne mahalle olarak bağlandığı, 21.11.2014 tarihinde de … Belediyesi adına tashihen taşınmazların tescil edildiği, bilahare yenileme çalışmaları neticesinde 465 ada 5 parsel ile 465 ada 6 parsel sayılı taşınmazların oluştuğu anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere, bağıştan dönme (rücu) bağışlayanın tek yanlı, bağışlanana varması gereken beyanıyla geriye yürürlü (makable şamil) olarak hukuki ilişkiye son veren yenilik doğurucu bir haktır. Bağışlayan koşullu veya mükellefiyetli şekilde bağışta bulunmuşsa, bağışlanandan hukuka, ahlaka aykırı veya imkansız olmadığı sürece 818. sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 241. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 291. maddesi uyarınca koşul veya mükellefiyetin yerine getirilmesini isteyebilir. Haklı bir neden olmaksızın yerine getirilmemesi halinde de BK. nin 244/3. TBK. nin 295. maddesine dayanarak bağıştan dönme hakkını kullanıp verdiğini geri isteyebilir.Hemen belirtmek gerekir ki; bağış sözleşmesindeki koşul veya mükellefiyetin niteliğinin, kapsamının yerine getirilme zamanının tam olarak tespiti büyük önem taşır. Bu itibarla salt kullanılan sözlerin değil, tarafların gerçek iradelerinin ve bağışlayanın asıl amacının ortaya çıkarılması gerekir. Ayrıca amacın gerçekleşmeyeceğinin kesin biçimde anlaşılması tarihi ile bu tarihten itibaren BK. nin 246. TBK. nin 297. maddesine göre bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde bağıştan dönme (rücu) hakkının kullanılıp kullanılmadığının araştırılması da zorunludur.Somut olaya gelince; davacı dava dilekçesinde 1616 parsel (yenileme ile 465 ada 5 parsel) sayılı taşınmaz üzerindeki okulun 1990 yılında yapıldığını, 22 yıl hizmet verdikten sonra kapatıldığını bildirmiştir. Bu tarih 2012 yılına tekabül etmektedir. Dava tarihinin 16.01.2015 olduğu gözetildiğinde, davacının okulun kapatılmasını öğrendiği tarih ile dava tarihi arasında BK. nin 246. TBK. nin 297. maddesine göre bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği tartışmasızdır.Öte yandan, yine davacı dava dilekçesinde çekişme konusu taşınmazların ilçe belediyesine devredilmesi nedeniyle, köy camiinin giderlerinin karşılanmasının artık mümkün olmadığını ileri sürmüş ise de, il ve ilçe sınırlarının değiştirilmesi bir idari tasarruf olup, bunda davalının bir kusurunun bulunduğundan söz etme imkanı da yoktur.Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 sayılı HMK’nın 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.11.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN YATAY GEÇİŞ HAKKI VE ÖDENEN ÜCRETİN İADESİ

    ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN YATAY GEÇİŞ HAKKI VE ÖDENEN ÜCRETİN İADESİ

    Yargıtay

    18. Hukuk Dairesi


    Esas : 2015/12498

    Karar : 2016/10263

    Karar Tarihi : 27.06.2016
    * ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN YATAY GEÇİŞ HAKKI / ÖDENEN ÜCRETİN İADESİ (Başka Bir Üniversiteye Yatay Geçiş Nedeniyle Ödenen Öğrenim Ücretinin İadesi İsteminin Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığınca Reddinin Doğru Olmadığı – Davacının Yaptığı Yatay Geçiş İşleminin Hakkın Kullanılmasından İbaret Olduğu/Davanın Kabul Edileceği)
    * ÖĞRENİM ÜCRETİNİN İADESİ TALEBİ (Başka Bir Üniversiteye Yatay Geçiş/Ödenen Öğrenim Ücretinin İade Edilmemesi – Öğrencinin Kaydını Sildirildiği Üniversitede Öğrencilik Haklarından ve Üniversitenin Hizmetlerinden

    Yararlanmadığı/Davacının Yaptığı Yatay Geçiş İşleminin Hakkın Kullanılmasından İbaret Olduğu/Davanın Kabul Edileceği)
    * YÜKSEKÖĞRETİMDE YATAY GEÇİŞ (Ödenen Öğrenim Ücretinin İade Edilmemesi – Öğrencilere Yatay Geçiş Hakkının Tanındığı Dikkate Alındığında Davacının Yaptığı Yatay Geçiş İşleminin Hakkın Kullanılmasından İbaret Olduğu Gözardı Edilerek Yanılgılı Gerekçeyle Ücretin İadesi Davasının Reddine Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği)
    Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş Çift Anadal Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelik/m.11


    ÖZET : Öğrenci, A… Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde öğrenciyken 08.08.2014 tarihinde 2014-2015 güz dönemi yarıyılı için 10.860,00-TL öğrenim ücreti ödediğini, daha sonra kanuni hakkını kullanarak M… Üniversitesi’ne yatay geçiş yaptığını, 10.09.2014 tarihinde A… Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığına dilekçe göndererek okulla ilişiğinin kesilip ödemiş olduğu 10.860,00-TL nin iadesi isteminde bulunmuş, iade talebi reddedilmiştir.

    Öğrenci, kaydının sildirildiği üniversitede öğrencilik haklarından ve üniversitenin hizmetlerinden yararlanmadığını ileri sürerek, eğitim ücreti olarak ödemiş olduğu 10.860,00-TL’nin 10.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini istemiş; mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Davacının yaptığı yatay geçiş işleminin hakkın kullanılmasından ibaret olduğu gözardı edilerek yanılgılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.


    DAVA : Dava dilekçesinde, davalının yatay geçiş nedeniyle okuldan kaydını sildirmesi nedeniyle ödemiş olduğu 10.860,00 TL’nin başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatıTemyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
    KARAR : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin A… Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde öğrenciyken 08.08.2014 tarihinde 2014-2015 güz dönemi yarıyılı için 10.860,00-TL öğrenim ücreti ödediğini, daha sonra kanuni hakkını kullanarak M… Üniversitesi’ne yatay geçiş yaptığını, 10.09.2014 tarihinde A… Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığına dilekçe göndererek okulla ilişiğinin kesilip ödemiş olduğu 10.860,00-TL nin iadesi isteminde bulunduğunu ancak 18.09.2014 tarihinde iade talebinin reddedildiğini, müvekkilinin kaydının sildirildiği üniversitede öğrencilik haklarından ve üniversitenin hizmetlerinden yararlanmadığını ileri sürerek, eğitim ücreti olarak ödemiş olduğu 10.860,00-TL’nin 10.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini istemiş; mahkemece, A… Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim Öğretim sınava yönetmeliğini kayıt sildirme başlıklı 27. maddesine “kendi isteği ile kayıt sildiren veya kaydı silinen öğrencilerin ödemiş oldukları öğrenim ücretleri iade edilmez.” hükmünün yer aldığı, yönetmelik hükümlerine göre davacının kendi iradesi ile kayıt sildirdiğinden bu halde yatırmış olduğu öğretim ücretinin iadesine karar verilemeyeceği, hukukun genel prensipleri çerçevesinde illiyet bağını kesen mücbir sebep nedeni ile sözleşme ilişkisinin sona erdirilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.


    Somut olayda, mahkemece, Yükseköğretim kurumlarında önlisans ve lisans düzeyindeki programlar arasında geçiş, çift anadal, yan dal ile kurumlar arası kredi transferi yapılması esaslarına ilişkin yönetmeliğin 11. maddesinde öğrencilere yatay geçiş hakkının tanındığı dikkate alındığında davacının yaptığı yatay geçiş işleminin hakkın kullanılmasından ibaret olduğu gözardı edilerek yanılgılı gerekçeyle davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
    SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 27.06.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.


    Bu konu ile ilgili diğer yazı ve kararlar için tıklayınız.

  • Uçak İle Düğüne Giden Ailenin Kıyafetlerinin Bulunduğu Bavullarının Geç Teslim Edilmesi Nedeniyle Havayolu Şirketinin Tazminat Ödemesine Hükmedildi

    Uçak İle Düğüne Giden Ailenin Kıyafetlerinin Bulunduğu Bavullarının Geç Teslim Edilmesi Nedeniyle Havayolu Şirketinin Tazminat Ödemesine HükmedildiYargıtay11. Hukuk Dairesi
    Esas : 2016/7172Karar : 2018/973Karar Tarihi : 12/02/2018
    “İçtihat Metni”
    Taraflar arasında görülen davada …..Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/03/2016 tarih ve 2014/836 – 2016/260 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ile davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:Davacı vekili, davacılardan …’in ablasının kızının düğününe katılmak amacı ile eşi diğer davacı … ve diğer davacılar olan çocukları ile düğünün yapılacağı … … gidebilmek için İstanbul’dan 06/07/2013 tarihinde saat 13.20′ de davalı firmanın uçağı ile …..’ya indiklerini, valizlerinin içinde gelinin nedimesi olacak kızları ve damatlık kıyafet giyecek oğlunun kıyafetleri ile eşinin tuvaleti ve geline takılacak hediye bilezik ve takıların bavullarında olduğunu, saat 19.00 ‘da düğüne yetişme zorunda olduklarını belirtmelerine rağmen kendileri ile ilgilenilmediğini, ertesi gün bavullarını alabileceklerinin söylendiğini, müvekkillerinin saat 20.00’ de gerçekleşecek düğüne günler öncesinden hazırlık yapmalarına rağmen takılar da olmadığı halde şehirde alelacele yapmış oldukları alışveriş neticesinde uyduruk kıyafetlerle düğüne katılmak zorunda kaldıklarını, bavulun gelmediği için takı da takamadıklarını, çocukların ağladığını, düğünün kendileri için kabusa döndüğünü, sıkıntıdan kurdeşen döktüklerini, dönüş yolunda birbirlerine girdiklerini ve inanılmaz üzüntü duyduklarını öne sürerek yapmış oldukları acele alışveriş bedeli olarak 406,07 TL maddi tazminat ve davacılar … ve … için 10,000,00 TL, çocukların her biri için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 35.000,00 TL manevi tazminatın 06/07/2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, olayda hiçbir kusurlarının oluşmadığını, davacıların oluştuklarını iddia ettikleri zarar ile bagajın teslim alınması arasında illiyet bağı olmadığını, bagajın aynı gün içinde bulunduğunu hatta davacı tarafa teslim edilmek istendiğini, ancak davacı tarafça bagajın dönüşte alınmasının tercih edildiğini, davacıların bagajı hasarsız ve noksansız teslim aldıklarını, sorumluluklarının sınırlı olduğunu, iddia edildiği gibi bagajda mücevher taşınmışsa bunun yasak olduğunu, manevi tazminatın şartlarının oluşmadığını zira kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir durum olmadığını, istenen miktarın da fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
    Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; davacıların hava yolu taşıması nedeniyle valizlerini alamadıkları, davacıların kıyafetlerini alamadıklarından kıyafet aldıkları ve 406,07 TL harcadıkları sunmuş oldukları fişlerden anlaşıldığı, kıyafetleri daha sonra da kullanabileceklerinden 406,07 TL’nin yarısı olan 203,50 TL’den davalının sorumlu olabileceği, davalıların sorumlu olduğu maddi tazminat tutarının sorumluluk sınırlarının altında kaldığı, davalının, davacılara ait bavulları zamanında teslim etmemesinin ayıplı bir ifa olduğu, başlı başına kişilik haklarının zedelenmesi anlamına gelmese de davacıların yolculuklarının amacı aile yakınlarının düğünlerine katılmak olduğu, davalı tarafın zamanında teslim etmediği bagajda düğün için hazırladıkları kıyafet ve takıların yer alması ve bu gelmeyince davacıların düğüne kıyafet yönünden alelacele temin ettikleri kıyafetlerle katılmak durumunda kaldıkları ve takı da takamadıkları, mutlu olunması gereken bir günde yaşanılan bu sıkıntı ve üzücü durumun, davacıların da elem ve ızdıraba yol açması, düğünde tam bir donanım içinde bulunmalarını önleyen davalının kusurlu ifasından dolayı manevi tazminat koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 203,50 TL maddi tazminat ile davacılar … ve … için ayrı ayrı 5.000 TL’ den 10.000 TL, çocuklar …..için ayrı ayrı 2.500,00 TL’den toplam 7.500,00 TL toplam da17.500 TL manevi tazminatın davalıdan 06/07/2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.Kararı davacılar vekili, davalı vekili temyiz etmiştir.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekili ile davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacılar vekili ile davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, aşağıda yazılı bakiye 908,17 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 12/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • Türk Ticaret Kanununa Göre Haksuz Rekabet Suçu Nedir ?

    Türk Ticaret Kanununa Göre Haksız Rekabet Suçu Nedir ?Haksız Rekabet Suçu Nedir ?“Dürüst” ve “bozulmamış” rekabetin sağlanması, haksız rekabete ilişkin hükümlerin temel amacıdır (TTK m.54). Rekabet hükümleri, ekonominin, tüketicinin ve kamunun menfaatine uygun olarak hukuka uygun/saf/dürüst ve “bozulmamış” rekabeti temin ederek güvenli ticari ilişkilerin doğmasına yardımcı olur. Haksız rekabet suçu, rekabet hükümlerine aykırı fiilleri cezalandıran bir suç tipidir.Haksız rekabet suçları, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 55. ve 62. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK m.62’de dört bend halinde haksız rekabet teşkil eden fiiller sayılmış, maddenin ilk bendinde TTK m.55’e atıf yapılması nedeniyle, TTK 55’te yer alan fiiller de haksız rekabet kapsamındadır.Özellikle vurgulayalım ki, TTK’da düzenlenen haksız rekabet suçları, “suçta kanunilik” ilkesine aykırılık teşkil eden ibareler ve atıflar taşımaktadır.Haksız Rekabet Suçunun UnsurlarıHaksız rekabet suçuna ilişkin TTK m.62’deki düzenleme “tali norm” olarak nitelendirilir. Başka bir özel veya genel kanunda somut olaya uygulanabilecek daha ağır cezayı gerektiren bir norm mevcutsa, bu madde hükümleri değil, söz konusu özel veya genel kanunun hükümleri uygulanır.Aşağıdaki fiiller daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde haksız rekabet suçu (TTK m.62) hükümlerine göre cezalandırılır:a) 55 inci maddede yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler,b) Kendi icap ve tekliflerinin rakiplerininkine tercih edilmesi için kişisel durumu, ürünleri, iş ürünleri, ticari faaliyeti ve işleri hakkında kasten yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler,c) Çalışanları, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri, çalıştıranın veya müvekkillerinin üretim veya ticaret sırlarını ele geçirmelerini sağlamak için aldatanlar,d) Çalıştıranlar veya müvekkillerden, işçilerinin veya çalışanlarının ya da vekillerinin, işlerini gördükleri sırada cezayı gerektiren bir haksız rekabet fiilini işlediklerini öğrenip de bu fiili önlemeyenler veya gerçeğe aykırı beyanları düzeltmeyenler.TTK m.62/1-a bendinde TTK 55. maddeye atıf yapılarak TTK 55. maddede yer alan şu fiiller de haksız rekabet suçu kapsamına alınmıştır:a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle;I. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek,II. Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek,III. Paye, diploma veya ödül almadığı hâlde bunlara sahipmişçesine hareket ederek müstesna yeteneğe malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna elverişli doğru olmayan meslek adları ve sembolleri kullanmak,IV. Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,V. Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek,VI. Seçilmiş bazı malları, iş ürünlerini veya faaliyetleri birden çok kere tedarik fiyatının altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak; şu kadar ki, satış fiyatının, aynı çeşit malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin benzer hacimde alımında uygulanan tedarik fiyatının altında olması hâlinde yanıltmanın varlığı karine olarak kabul olunur; davalı, gerçek tedarik fiyatını ispatladığı takdirde bu fiyat değerlendirmeye esas olur,VII. Müşteriyi ek edimlerle sunumun gerçek değeri hakkında yanıltmak,VIII. Müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak,IX. Malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin özelliklerini, miktarını, kullanım amaçlarını, yararlarını veya tehlikelerini gizlemek ve bu şekilde müşteriyi yanıltmak,X. Taksitle satım sözleşmelerine veya buna benzer hukuki işlemlere ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek, peşin veya toplam satış fiyatını veya taksitle satımdan kaynaklanan ek maliyeti Türk Lirası ve yıllık oranlar üzerinden belirtmemek,XI. Tüketici kredilerine ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek veya kredilerin net tutarlarına, toplam giderlerine, efektif yıllık faizlerine ilişkin açık beyanlarda bulunmamak,XII. İşletmesine ilişkin faaliyetleri çerçevesinde, taksitle satım veya tüketici kredisi sözleşmeleri sunan veya akdeden ve bu bağlamda sözleşmenin konusu, fiyatı, ödeme şartları, sözleşme süresi, müşterinin cayma veya fesih hakkına veya kalan borcu vadeden önce ödeme hakkına ilişkin eksik veya yanlış bilgiler içeren sözleşme formülleri kullanmak.b) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek; özellikle;I. Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek,II. Üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek, kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak,III. İşçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek,IV. Onunla kendisinin bu tür bir sözleşme yapabilmesi için, taksitle satış, peşin satış veya tüketici kredisi sözleşmesi yapmış olan alıcının veya kredi alan kişinin, bu sözleşmeden caymasına veya peşin satış sözleşmesi yapmış olan alıcının bu sözleşmeyi feshetmesine yöneltmek.c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle;I. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak,II. Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanmak,III. Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak.d) Üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendiren veya başkalarına bildiren dürüstlüğe aykırı davranmış olur.e) İş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur.f) Dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak. Özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine;I. Doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde ayrılan, veyaII. Sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur.Haksız Rekabet Suçunun CezasıHaksız rekabet suçu nedeniyle fail, yukarıda belirtilen TTK m.62 ve m.55’te yer alan her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.Şikayet Hakkı, Şikayet Süresi ve Dava ZamanaşımıHaksız rekabet suçu, şikayete tabi suçlar arasındadır. Şikayet süresi, suçun işlendiğinin ve failinin öğrenildiği tarihten başlamak üzere 6 aydır. Hak sahibi şikayet hakkını 6 ay içerisinde kullanmaz ise bir daha aynı fiil ile ilgili failin şikayet edilmesi mümkün değildir. Kamu davasına şikayetçi olarak müdahil olan herhangi bir kimse varsa bile şikayetten vazgeçme ceza davasını düşürür.TTK m.62 atfıyla TTK 56. maddeye göre haksız rekabet ile ilgili hukuk davası açmaya hakkı bulunan aşağıdaki kişi ve kurumlar haksız rekabet suçu nedeniyle şikayet hakkına sahiptir:Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan gerçek veya tüzel kişiler (şirket, vakıf vb.) şikayet hakkına sahiptir.Ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek müşteriler de şikayet hakkına sahiptir.Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili bulunan diğer meslekî ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşlarıyla kamusal nitelikteki kurumlar da şikayet hakkına sahiptir.Dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçtiği halde dava açılmamış veya dava açılmasına rağmen kanuni süre içinde sonuçlandırılmamış ise ceza davasının düşmesi sonucunu doğuran bir ceza hukuku kurumudur. Haksız rekabet suçunun dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.Cezanın Ertelenmesi Veya Adli Para CezasıAdli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Haksız rekabet suçunun cezası şartları varsa adli para cezasına çevrilebilir.Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılması davanın düşmesine neden olan bir ceza muhakemesi kurumudur. Haksız rekabet suçu suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (hagb) kararı verilmesi mümkündür.Cezanın ertelenmesi, hükmedilen hapis cezasının cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesi, sanığın belirlenen denetim süresini sosyal hayat içerisinde iyi halli geçirmesi halinde cezasının infaz edilmiş sayılmasını sağlayan bir bireyselleştirme kurumudur. Haksız rekabet suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezasının ertelenmesi de mümkündür.Haksız Rekabet Suçunda Görevli MahkemeHaksız rekabet suçu ile ilgili yargılama yapma görevi, asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

  • Tüm Mirasçıların Mirası Reddi Halinde Tasfiye Nasıl Yapılır ?

    Tüm Mirasçıların Mirası Reddi Halinde Tasfiye Nasıl Yapılır ?Yargıtay14. Hukuk Dairesi
    Esas : 2015/2698Karar : 2015/9610Karar Tarihi : 02.11.2015
    “İçtihat Metni”
    Davacı vekili tarafından, 21.03.2013 gününde verilen dilekçe ile mirasın gerçek reddi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine dair verilen 13.02.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
    KARAR
    Dava, mirasın gerçek reddi istemine ilişkindir.Davacı vekili, müvekkillerinin murisi A.. E..’in mirasının müvekkilleri tarafından reddedildiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, davacılardan İ.. E.. ve M.. E.. ile altsoylarının davalarının kabulüne, eşleri Yeşim ve Özlem yönünden ise miras geçmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.Somut olayda miras, murisin çocukları İ.. E.. ve M.. E.. ile onların altsoyu ve eşleri tarafından reddedilmiştir.Murisin mirasının tüm mirasçılar tarafından reddedilmesi halinde tereke TMK’nın 612. maddesine göre tasfiye edileceğinden ret hakkı altsoya geçmez. Mahkemece her ne kadar İ.. E.. ve M.. E..’in altsoyları bakımından davanın kabulüne karar verilmiş ise de İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 25.03.2013 tarihli ve 2013/189 Esas, 2013/217 Karar sayılı mirasçılık belgesine göre davacılardan İ.. E.. ve M.. E..’in murisin en yakın mirasçıları oldukları, başka mirasçının bulunmadığı dikkate alındığında, murisin en yakın yasal mirasçıların tamamının mirası reddetmesi dolayısıyla terekenin TMK’nın 612. maddesine göre tasfiyesine, diğer davacılar yönünden de miras geçmeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarıda yazılı gerekçe ile BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 02.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Call Now