Etiket: gaziantep avukatları

  • VASİYETNAME VE VASİYETNAME TÜRLERİ

    ıVasiyetname, mirasbırakanın yaşamının sona ermesinden sonra sonuç doğurmasını istediği arzular olarak tanımlanabilmektedir. Hukuki anlamda vasiyetname ise tek taraflı, yöneltilmesi gerekli olmayan ölüme bağlı tasarruflardır. Mirasbırakan bu iradesini ölümüne kadar değiştirilebilmekte yahut geri alabilmektedir.

    Mirasbırakanın bu yöndeki iradesini açıklarken bir takım şekli şartlara uyması gerekmektedir. Vasiyetnameler yalnızca kanunda öngörülen türlerde yapılabilmekte ve o tür için gerekli şekil şartlarına uyulduğu takdirde sonuç doğurabilmektedir.


    Vasiyetname türleri ve şekil şartlarından bahsetmeden öncesinde vasiyetname yapabilmek için kişinin bazı şartları sağlıyor olması bir başka deyişle kişinin vasiyetname yapabilme ehliyetine sahip olması gerekmektedir. 4721 Sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (Kanun, TMK) 502. maddesi uyarınca vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak ve 15 yaşından büyük olmak gerekmektedir. Ayırt etme gücünden anlaşılması gereken ise mirasbırakanın vasiyetname yapmanın sebep ve sonuçlarını anlayabilecek durumda olmasıdır. Vasiyetnamenin hazırlandığı anda ayırt etme gücünün var olması gerekmektedir. Ayırt etme gücü ile birlikte kişi 15 yaşından büyük olmalıdır. Burada ayırt etme gücüne sahip olması şartıyla kişinin ergin olmadan da 15 yaşının doldurulması ile vasiyetname yapma ehliyetine sahip olduğu görülmektedir.


    Vasiyetname türlerine dönecek olursak, vasiyetnameler TMK 531. madde uyarınca resmi vasiyetname, el yazılı vasiyetname ve istisnai olarak sözlü vasiyetname olarak yapılabilmektedir.

    Tebligat Mektup Mühür Vasiyet Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - AvukatıRESMİ VASİYETNAME


    Resmi vasiyetnameler iki tanığın katılması ile sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş resmi memur tarafından düzenlenmektedir. Mirasbırakan tarafından bildirilen arzular, resmi memur tarafından yazılmaktadır. Yazılan vasiyetname öncelikle mirabırakan tarafından okunarak imzalanmakta, sonrasında memur tarafından tarih konularak imzalanmaktadır. Tarih ve imza aşamasından sonra mirasbırakanın vasiyetnameyi okuduğunu ve bunun son arzularını içerdiğini, memurun huzurunda iki tanığa beyan etmesi gerekmektedir. Tanıkların ise bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufta bulunmaya ehil gördüklerini, vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalamaları gerekmektedir. Burada tanıkların mirasbırakanın vasiyetname yapma iradesine ve tasarrufta bulunma ehliyetine yönelik tanıklıkları bulunmaktadır. Tanıkların vasiyetnamenin içeriğini bilmeleri zorunlu değildir. Resmi vasiyetnameyi düzenleyen memur, vasiyetname aslını saklama yükümlülüğü altındadır.


    Bazı hallerde mirasbırakanın vasiyetnameyi okuması veya imzalaması mümkün olmayabilmektedir. Bu durumda memurun, vasiyetnameyi iki tanığın önünde mirasbırakana okuması gerekmekte olup, mirasbırakan da vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan etmelidir. Tanıkların ise mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini, vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından mirasbırakana okunduğunu ve onun önlerinde memur tarafından mirasbırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak imzalamaları gerekmektedir.


    Tanıklar noktasında önem arz eden husus ise tanıkların düzenlemeye katılma yasağı bulunan kişilerden olmamasıdır. TBK 536. maddesi ile düzenlemeye katılma yasağı bulunan kişiler açıkça belirtilmektedir. Buna göre fiil ehliyeti bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar, okur yazar olmayanlar, mirasbırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olabilmeleri mümkün değildir. Yine Kanun tarafından mirasbırakanın resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memura ve tanıklara, bunların üstsoy ve altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine o vasiyetname ile kazandırmada bulunması yasaklanmaktadır.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatıKonu ile ilgili Yargıtay kararlarına bakıldığında ;


    “Somut olayda, davaya konu vasiyetnamede; mirasbırakan imzasının olması gereken yerde ”sol el baş parmak izi” bulunmakta olup, mirasbırakanın okur yazar olup olmadığı, okur yazar ise neden imza yerine parmak izi kullandığı anlaşılamamaktadır. Şayet mirasbırakan okur yazar değil ise vasiyetname yukarıda belirtildiği üzere, TMK. nun 535. maddesinde gösterilen şekle uygun yapılmamış, vasiyetnamenin noter tarafından mirasbırakana okunmak üzere verildiği onun da okuduğu belirtilmiş, şayet mirasbırakan okur yazar ise de; neden imza yerine parmak izi kullandığına dair bir şerh düşülmemiştir. Bu hali ile davaya konu vasiyetnamenin yasanın aradığı şekil şartlarına bağlı olarak yapıldığından bahsedilemeyecektir.

    O halde mahkemece; yasada gösterilen şekle uygun olarak düzenlenmemiş olan vasiyetnamenin bu gerekçe ile iptaline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. Yapılan bu açıklamalar karşısında, mahkeme kararının açıklanan bu gerekçe ile bozulması gerekirken, zuhulen onanmasına karar verildiği bu kez yapılan inceleme ile anlaşılmakla, davacı tarafın karar düzeltme talebinin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.

    YARGITAY 3. Hukuk Dairesi 2018/5856 E., 2018/10138 K.

    Resmi vasiyetnamede imza hususunda görüldüğü üzere kişinin okur yazar olup olmadığı, okur yazar kişi bakımından imzanın zorunlu olduğu belirtilmektedir. Şayet kişi okur yazar olmadığı halde yukarıda izah edilen şekilde vasiyetnamenin iki tanık önünde memur tarafından okunarak düzenlenmesi gerekmektedir. İmza yerine parmak izi kullanıldığı durumda bu hususun açıklığa kavuşturulası gerekmektedir. Aksi halde kararda da belirtildiği üzere vasiyetnamenin iptaline karar verilmektedir.


    “Davaya konu vasiyetname, mirasbırakan okuryazar olmadığından noter tarafından okuyamayan & yazamayanlara özgü vasiyetname şeklinde düzenlenmiştir. Ne var ki, vasiyetnamede tanıkların “mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını” tevsik eden beyanları yoktur. Bu beyanın yokluğu vasiyetnameyi geçersiz kılar.Mahkemece; TMK’nın 535 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmeyen vasiyetnamenin iptali hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”

    YARGITAY 3. Hukuk Dairesi 2019/5449 E. , 2019/9818 K.

    Yukarıda da izah edildiği üzere tanıkların resmi vasiyetnamede öngörülen şartlara uygun olarak beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufta bulunmaya ehil gördüklerini belirtmeleri gerekmektedir. Bu beyanın yokluğu halinde vasiyetname geçersiz olmaktadır.


    EL YAZILI VASİYETNAME


    Mirasbırakan, resmi memur veya tanık olmaksızın kendi el yazısı ile de vasiyetname hazırlayabilmektedir. TMK 538. madde kapsamında el yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması gerekmektedir. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere el yazılı vasiyetname, bilgisayar aracılığıyla yazılıp imzalandığı yahut tarih belirtmediği hallerde geçerli olmayacaktır. Yine tarih noktasında, tarihin gün, ay, yıl olarak saptanabildiği hallerde de açıkça yazmasa dahi vasiyetnamenin geçerli olduğu kabul edilecektir. Burada önem arz eden husus gün, ay ve yılın açık olarak saptanabilmesi, belirsiz gün yahut zaman aralığının bulunmamasıdır.
    El yazılı vasiyetname yukarıda belirtilen şekilde hazırlanmasının ardından saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hâkimine veya yetkili memura bırakılabilmektedir. Bu husus bir geçerlilik koşulu değil, kişinin isteğine bağlıdır.


    “TMK’nun 538/2 maddesi “El yazılı vasiyetname, saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hakimine veya yetkili memura bırakılabilir.” hükmünü ihtiva etmektedir. Bu hüküm, emredici bir hüküm değildir. Diğer bir deyişle, el yazılı vasiyetname tevdi olunmamışsa, bu husus vasiyetnameyi hükümsüz kılmaz, bu sebeple vasiyetnamenin iptali yoluna gidilemez.

    Şu halde, el yazılı vasiyetname resmi mercie bırakılmamış olsa bile, yine geçerlidir. TMK’nun 595.maddesi hükmüne göre, bir kişinin ölümü halinde bir vasiyetnamesi ortaya çıkarsa bunu bulan kişi sulh hakimine vermekle yükümlüdür. Bu madde hükmünden de tevdi edilmemiş vasiyetnamenin geçerli olduğu sonucu çıkmaktadır.”

    YARGITAY 3. Hukuk Dairesi 2018/4826 E., 2019/3940 K.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatıSÖZLÜ VASİYETNAME


    Kanunda sözlü vasiyetname, resmi vasiyetname veya el yazılı vasiyetname hazırlanabilmesi mümkün olmayan durumlarda istisnai olarak düzenlenmiştir. Bu sebeple sözlü vasiyetnameler, yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü durumlarda ve resmi vasiyetname veya el yazılı vasiyetname hazırlanabilmesi mümkün olmayan yapılabilmektedir.


    Sözlü vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için yukarıdaki açıklamalara ek olarak bazı koşulların da yerine getirilmesi gerekmektedir. Öncelikle mirasbırakan olağanüstü bir durumun varlığında, son arzularını iki tanığa anlatmalı ve onlara bu beyanına uygun bir vasiyetname yazmaları veya yazdırmaları görevini yüklemelidir. Tanıklar ise okur yazar olma koşulu hariç olmak üzere resmî vasiyetname düzenlenmesindeki tanık olamayacak kişilerden olmamalıdır.

    Görevlendirilen tanıklardan birinin, mirasbırakanın beyan ettiği arzuları yer, gün, ay ve yıl belirterek yazması hemen yazması gerekmektedir. Yazılan bu belge, iki tanık tarafından da imzalanmalı ve tanıkların vakit geçirmeksizin bu belgeyi bir sulh veya asliye mahkemesine vermeleri gerekmektedir. Tanıkların belgeyi verirken, mirasbırakanın vasiyetname yapmaya ehil olduğunu, onun son arzularını olağanüstü durum içinde kendilerine anlattığını hâkime beyan etmeleri gerekmektedir. Tanıklar bu şekilde belgeyi hazırlayarak teslim edebilecekleri gibi, yine birlikte mahkemeye başvurarak aynı hususları mahkeme nezdinde tutanağa da geçirtebilirler.


    “Somut olayda; mirasbırakan kök muris N..’nin, sağlığında kendisine bakan davacıya, dava konusu evi sözlü olarak vasiyet ettiği ileri sürülmektedir. Mahkemenin kabulü ve davayı nitelendirmesi de bu yöndedir. Yukarıda açıklanan kanun hükmünde de belirtildiği üzere, mirasbırakan; yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü durumlar yüzünden resmi ve el yazılı vasiyetname yapamıyorsa, sözlü vasiyet yoluna başvurabilir.

    Olayımızda, ise; sözlü vasiyet şartları mevcut değildir. Zira, mirasbırakanın, vefatından ne kadar zaman önce böyle bir vasiyette bulunduğu dosya kapsamından anlaşılamadığı gibi, TMK 540.maddesi uyarınca, sözlü vasiyet tanıkları, “vakit geçirmeksizin” vasiyetnameyi “birlikte” mahkemeye vermek ya da durumu hakime beyan ederek tutanak düzenlettirmekle yükümlüdür.

    Bu kural vasiyetnamenin geçerliliğine ilişkin bir emredici hüküm olup, amacı çeşitli sebeplerle mirasçılarının haklarının ziyanını önlemektir. Tanıklar, vasiyetle ilgili bir belge düzenlemedikleri gibi, mirasbırakanın ölümünden sonra, vasiyetname ile ilgili mahkemeye bir başvuruda da bulunmamışlardır. O halde, sözlü vasiyetname şartlarının gerçekleştiğinden sözedilemez. Mahkemece, bu hususta yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde, davayı kabul etmeyen davalılar yönünden de davanın kabulü ile tapunun tümden iptaline ilişkin hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

    YARGITAY 3. Hukuk Dairesi 2014/11363 E. , 2014/15934 K.
    Görüldüğü üzere kararda, sözlü vasiyetnamenin olağanüstü durumlarda yapılması şartıyla birlikte tarihin belirlenememesi, tanıkların vasiyetnameyi birlikte ve vakit geçirmeden mahkemeye bildirmek veya hakime beyan ederek düzenlettirmek koşullarına da uymadığı tespit edilmiştir. Bu şartlar altında sözlü vasiyetnameden söz edilemeyecektir.


    Sözlü vasiyetname, askerlik hizmetinden kaynaklanan bir durumda yapılmak isteniyor ise tanıklar mahkeme yerine teğmen veya daha yüksek rütbeli bir subaya başvurabilirler. Mirasbırakanın ülke dışında seyreden bir ulaşım aracında bulunması halinde ise o aracın sorumlu yöneticisi; sağlık kurumlarında tedavi edilmekteyse, sağlık kurumunun en yetkili yöneticisi hâkim yerine geçebilmektedir.


    Sözlü vasiyetname, yukarıda da izah edildiği üzere resmi veya el yazılı vasiyetname yapılma olanağı bulunmayan hallerde yapılabilmektedir. Bu sebeple TMK 541. madde uyarınca mirasbırakanın sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağı doğarsa, mirasbırakanın vasiyetnameyi geri alıp almamasından bağımsız olarak Kanun gereği bu tarihin üzerinden bir ay geçince sözlü vasiyet hükümden düşmektedir.


    SONUÇ olarak, hangi türde olursa olsun vasiyetnamelerin geçerli olabilmesi için seçilen vasiyetname türünün şartlarının sağlanmış olması gerekmektedir. Aksi halde mirasbırakanın, ölümüne bağlı arzularının yerine getirilmesinde sıkıntılar yaşanacaktır.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • VASİYETNAMENİN TENFİZİNE KARAR VERİLMESİ TALEBİ

    VASİYETNAMENİN TENFİZİNE KARAR VERİLMESİ TALEBİÖzet : Vasiyetname ile verilen hakkın geçirilmesini sağlayacak husus sulh hakiminin vereceği mirasçılık belgesidir. Kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimsenin durumu ise daha farklıdır. MK 600 gereği, kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse bu vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan varsa ona, yoksa yasal veya atanmış mirasçılara karşı açacağı istihkak davası ile malın kendisine teslimini isteyebilir. Somut olayda, muris vasiyetnamede “T.C. hudutları dahilinde sahibi bulunduğum taşınmazlarımdan 5000 m2’lik kısmını torunum …’ya vasiyet ediyorum” şeklinde beyanda bulunmuş, davacıyı mirasçı atamamış, malvarlığındaki 5000 m2’lik taşınmazını davacı lehine vasiyet etmiştir. Diğer anlatım ile davacı atanmış mirasçı olmadığından davayı açmakta hukuki yararı vardır.
    T.C.Yargıtay3. Hukuk Dairesi
    Esas : 2018/1129 Karar : 2018/3329 Karar Tarihi : 06.02.2018
    MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
    Taraflar arasındaki vasiyetnamenin tenfizi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
    YARGITAY KARARI
    Davacı, murisin 13/12/2013 tarihinde vefat ettiğini, taşınmazlarının 5000 m2 lik kısmını vasiyet ettiğini, vasiyetnamenin açıldığını, vasiyetnamenin yerine getirilmediğini ileri sürerek vasiyetnamenin tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalılardan …, … ve …davaya itirazları olmadığını belirtmişlerdir.Mahkemece, vasiyet alacaklısının vasiyetin açılması ve vasiyetin kendisine bildirilmesinden itibaren bir ay içerisinde itiraz edilmediği sürece mirasçılık belgesi alabileceği, davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Davada, vasiyetnamenin tenfizi talep edilmektedir.Hukuk Genel Kurulu’nun 13.02.1991 gün, 648-65 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, vasiyetnamenin tenfizi diye adlandırılan davalar, bir ayni hakkın tesisi için değil, yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesi’nce açılan vasiyetnamenin, TMK.nun m.595 ve izleyen maddelerinde (MK.nun 535 ve izleyen maddelerinde) düzenlenen tebliği işlemlerinin tamamlanmasından ve gerekli yasal sürelerin geçmesinden sonra, herhangi bir itiraza uğramadığı ve iptalinin istenmediği bu nedenle de kesinleşmiş olduğunun tesbiti içindir.Diğer bir anlatımla “Vasiyetnamenin tenfizi, vasiyetnamenin açılıp itiraza uğramadığı veya yapılan itirazların sonuçsuz kaldığının tesbitinden ibarettir. Bu tesbit başlı başına ayni bir hakkın geçirimini sağlamaz. Bilindiği üzere ölüme bağlı tasarrufla;a-Mirasçılardan biri veya bir kaçı mirasçılıktan çıkarılabilir. ( TMK. m.510 ),b-Koşullar ve yüklemeler (mükellefiyetler) konulabilir (TMK. m.515, yedek mirasçı atama TMK. m.520 art mirasçı atama TMK. m.521),c-Mirasçı atanabilir ( TMK.m.516 ),d-Mirasçılardan birine veya üçüncü bir kişiye belirli mal vasiyeti yapılabilir (TMK.m.517 ),e-Vakıf kurulması öngörülebilir (…Belirtilen tasarrufların ne şekilde yerine getirileceği yine Medeni Kanunda ayrı ayrı gösterilmiştir. Mahrumiyet ve iskat (yoksunluk ve mirasçılıktan çıkarma) halinin aksi kanıtlanmadıkça, mirasçı seçilen kişi, mirasçılık belgesi almadıkça ( MK. m.598 ) kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse, bu malı ilgilisinden istemedikçe “yasal mirasçı veya varsa tenfiz memurundan” ve karşı çıkılması halinde onlar aleyhine istihkak davası açıp dava ile haklılığını kanıtlamadıkça, vasiyetname ile yapılan tasarrufun sahibi olamaz…)Medeni Kanunun 599. maddesi uyarınca, mirasın açılmasıyla terekeye sahip olma hakkı, sadece yasal mirasçılara tanınmıştır. Vasiyetname ile mirasçı seçilenlerin, ( Mirasçı nasb edilenler) hakları, yasal mirasçılar veya öncelikle tasarruf ile yararlarına bağışlama yapılmış olanlar tarafından açıkça itiraza uğramamış ise, bu hususun tebliğinden itibaren bir ay geçtikten sonra bunlar mirasçılık sıfatları hakkında belge verilmesini, Sulh Hakiminden isteyebilirler ( Bununla beraber her nevi istihkak ve iptal davası hakkı saklı olmak üzere ) (MK. m.598 ). Vasiyetname ile verilen hakkın geçirilmesini sağlayacak husus sulh hakiminin vereceği mirasçılık belgesidir.Kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimsenin, durumu ise daha farklıdır. Medeni Kanunun 600.maddesi gereği, kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse, bu vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan varsa ona, yoksa yasal veya atanmış mirasçılara karşı açacağı istihkak davası ile malın kendisine teslimini isteyebilir.Somut olayda, muris vasiyetnamede “T.C. hudutları dahilinde sahibi bulunduğum taşınmazlarımdan 5000 m2 lik kısmını torunum …’ya vasiyet ediyorum” şeklinde beyanda bulunmuş, davacıyı mirasçı atamamış, malvarlığındaki 5000 m2 lik taşınmazını davacı lehine vasiyet etmiştir. Diğer anlatım ile davacı atanmış mirasçı olmadığından davayı açmakta hukuki yararı vardır.Mahkemece, vasiyetname kapsamına göre deliller değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.
    SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • Vasiyetname Düzenlenmesinde Dikkat Edilecek Hususlar Nelerdir ?

    Vasiyet, bir veya birden fazla kişiye belirli bir mal bırakması işlemi için hazırlanıyor. Peki, vasiyet nasıl hazırlanır? Vasiyetname şekilleri nelerdir?

    Bir kimsenin ölümünden sonra geçerli olmak üzere, bir veya birden fazla kişiye belirli bir mal bırakması işlemi için hazırladığı metin vasiyetname oluyor. 
    Vasiyetname farklı şekillerde bırakılabilyor. Ancak vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için bazı şartları taşıması gerekiyor. Peki, vasiyet nasıl hazırlanır? 
    1- Vasiyetname kaç şekilde yapılabiliyor? Vasiyet, resmî şekilde veya miras bırakanın el yazısı ile ya da sözlü olmak üzere 3 ayrı şekilde yapılabiliyor.
    2- Resmî vasiyetname nasıl düzenlenir? Resmî vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla resmî memur tarafından düzenleniyor. Resmî memur, sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli olabiliyor. Miras bırakan, arzularını resmî memura bildiriyor. Bunun üzerine memur, vasiyetnameyi yazar veya yazdırır ve okuması için miras bırakana verir. Vasiyetname, miras bırakan tarafından okunup imzalanıyor. Memur, vasiyetnameyi tarih koyarak imzalıyor.
    Vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan hemen sonra miras bırakan, vasiyetnameyi okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan ediyor.
    Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve miras bırakanı tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalıyor. Vasiyetname içeriğinin tanıklara bildirilmesi zorunlu olmuyor. Resmî vasiyetnameyi düzenleyen memur, vasiyetnamenin aslını saklamakla yükümlü oluyor.
    3- El yazılı vasiyetname nasıl hazırlanır?El yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar miras bırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması zorunlu oluyor. El yazılı vasiyetname, saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hâkimine veya yetkili memura bırakılabiliyor.
    4- Sözlü vasiyet nasıl bırakılır? Sözlü vasiyet, son arzularını anlatma ve belgeleme şeklinde bırakılabiliyor. Miras bırakan; yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü durumlar yüzünden resmî veya el yazılı vasiyetname yapamıyorsa, sözlü vasiyet yoluna başvurabiliyor. Bunun için miras bırakan, son arzularını iki tanığa anlatır ve onlara bu beyanına uygun bir vasiyetname yazmaları veya yazdırmaları görevini yüklüyor. Resmî vasiyetname düzenlenmesinde okur yazar olma koşulu dışında, tanıklara ilişkin yasaklar, sözlü vasiyetteki tanıklar için de geçerli oluyor.
    Miras bırakan tarafından görevlendirilen tanıklardan biri, kendilerine beyan edilen son arzuları, yer, yıl, ay ve günü de belirterek hemen yazar, bu belgeyi imzalar ve diğer tanığa imzalatıyor. Yazılan belgeyi ikisi birlikte vakit geçirmeksizin bir sulh veya asliye mahkemesine verirler ve miras bırakanı vasiyetname yapmaya ehil gördüklerini, onun son arzularını olağanüstü durum içinde kendilerine anlattığını hâkime beyan ediyor. Tanıklar, daha önce bir belge düzenlemek yerine, vakit geçirmeksizin mahkemeye başvurup yukarıdaki hususları beyan ederek miras bırakanın son arzularını bir tutanağa geçirtebiliyor.
    Sözlü vasiyet yoluna başvuran kimse askerlik hizmetinde bulunuyorsa, teğmen veya daha yüksek rütbeli bir subay; Ülke sınırları dışında seyreden bir ulaşım aracında bulunuyorsa, o aracın sorumlu yöneticisi; sağlık kurumlarında tedavi edilmekteyse, sağlık kurumunun en yetkili yöneticisi hâkim yerine geçiyor.
    5- Sözlü vasiyet hangi hallerde hükümden düşer? Mirasbırakan için sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağı doğarsa, bu tarihin üzerinden bir ay geçince sözlü vasiyet hükümden düşüyor.
    6- Vasiyetten nasıl dönülebilir? Vasiyetten, yeni vasiyetname ile veya yok etme yöntemi ile dönülebiliyor. Kanunen miras bırakan, vasiyetname için kanunda öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman dönebiliyor. Vasiyetnamenin tamamından veya bir kısmından dönülebiliyor. 
    Miras bırakan, yok etmek suretiyle de vasiyetnameden dönebiliyor. Kaza sonucunda veya üçüncü kişinin kusuruyla yok olan ve içeriğinin aynen ve tamamen belirlenmesine olanak bulunmayan vasiyetname hükümsüz kalıyor. 
    7- Vasiyetten dönülürse ne olur?Miras bırakan, önceki vasiyetnamesini ortadan kaldırmaksızın yeni bir vasiyetname yaparsa, kuşkuya yer bırakmayacak surette önceki vasiyetnameyi tamamlamadıkça, sonraki vasiyetname onun yerini alıyor. Belirli mal bırakma vasiyeti de, vasiyetnamede aksi belirtilmedikçe, miras bırakanın sonradan o mal üzerinde bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarrufta bulunmasıyla ortadan kalkıyor.

  • Vasiyetname Düzenleyen Kişinin Dikkat Etmesi Gereken Hususlar Nelerdir ?

    VASİYETNAME NEDİR?

    Vasiyetname, miras bırakanın son istek ve arzuları ile mirasının paylaşım esaslarını belirleyen yazılı belge veya sözlü beyandır. Resmî vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla resmî memur tarafından düzenlenir. Resmî memur, sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli olabilir. Mirasbırakan, arzularını resmî memura bildirir. Bunun üzerine memur, vasiyetnameyi yazar veya yazdırır ve okuması için miras bırakana verir. Vasiyetname, miras bırakan tarafından okunup imzalanır. Memur, vasiyetnameyi tarih koyarak imzalar.

    Vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan hemen sonra mirasbırakan, vasiyetnameyi okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder.
    Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve miras bırakanı tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.

    Vasiyetname içeriğinin tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir.
    Mirasbırakan vasiyetnameyi bizzat okuyamaz veya imzalayamazsa, memur vasiyetnameyi iki tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine mirasbırakan vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder. Bu durumda tanıklar, hem mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini; hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından miras bırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Fiil ehliyeti bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar, okuryazar olmayanlar, miras bırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar.

    Resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memura ve tanıklara, bunların üstsoy ve altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine o vasiyetname ile kazandırmada bulunulamaz.
    Resmî vasiyetnameyi düzenleyen memur, vasiyetnamenin aslını saklamakla yükümlüdür.

    KAÇ TÜRLÜ VASİYETNAME VAR?
    Medeni Kanuna göre üç şekilde vasiyetname yapılabilir:
    – Resmi vasiyetname– El yazılı vasiyetname– Sözlü vasiyetname
    RESMİ VASİYETNAME BOZULUR MU?

    Vasiyetname, geçerlilik şartlarını taşıyor ise, uygulamaya konulana kadar geçerli oluyor. Ancak bazı hallerde vasiyetname geçerliliğini kaybediyor.
    Vasiyet tek taraflı bir hukuki işlem olduğu için, hiçbir sebep gösterilmeden kolayca vasiyetnameden dönülebilir. Vasiyetten dönme üç şekilde gerçekleştirilebilir:

    Vasiyetnamenin iptali:

    1. Yeni vasiyetname ile
    MADDE 542.- Mirasbırakan, vasiyetname için kanunda öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman dönebilir. Vasiyetnamenin tamamından veya bir kısmından dönülebilir.
    2. Yok etme ile
    MADDE 543.- Mirasbırakan, yok etmek suretiyle de vasiyetnameden dönebilir. Kaza sonucunda veya üçüncü kişinin kusuruyla yok olan ve içeriğinin aynen ve tamamen belirlenmesine olanak bulunmayan vasiyetname hükümsüz kalır. Tazminat isteme hakkı saklıdır.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    3. Sonraki tasarruflar
    MADDE 544.- Mirasbırakan, önceki vasiyetnamesini ortadan kaldırmaksızın yeni bir vasiyetname yaparsa, kuşkuya yer bırakmayacak surette önceki vasiyetnameyi tamamlamadıkça, sonraki vasiyetname onun yerini alır. Belirli mal bırakma vasiyeti de, vasiyetnamede aksi belirtilmedikçe, mirasbırakanın sonradan o mal üzerinde bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarrufta bulunmasıyla ortadan kalkar.

    Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

  • Vasiyetname Düzenleme İşleminde Avukatın Önemi Nedir ?

    Vasiyetname Nedir, Hukuksal Anlamda Nasıl Geçerli Olur?

    Vasiyetname, modern hukuk kurallarınca kabul edilmiş, geçerli ve yaygın bir hukuki belgedir. Bu belge, hukuk terimleri içerisinde, ölüme bağlı tasarruf olarak adlandırılmaktadır.
    Vasiyetname, bütün bir miras paylaşımını derinden etkileyen en önemli hukuk kaynağı olduğu için, oldukça katı hukuk kurallarına bağlı tutulmuştur. Öyle ki, vasiyetnamenin belirli şekillerde yapılması bir zorunluluk olmasa da, vasiyetnamenin sağlığı ve başarıyla hukuk hayatına uygulanabilmesi açısından şiddetle önerilen bir durumdur.

    Vasiyetname, “miras bırakan” olarak sıfatlandırdığımız kişi tarafından elle veya bir yazı makinesiyle (daktilo, faks, telgraf, bilgisayar vs.) yazılan ya da notere düzenletilen bir metindir. Bu metinde, miras bırakanın dilediği kişiyi iradi mirasçı olarak atama hakkı ve yetkisi bulunmaktadır.
    Bilindiği gibi, miras hukukunda mirasçılar “yasal mirasçılar” ve “iradi mirasçılar” olmak üzere iki kısımda incelenmektedir.
    Yasal mirasçılar ilgili kanunlarımızda düzenleme altına alınmış olan kişilerdir. Bunlar; altsoy, üstsoy, yansoy olarak sınıflandırabileceğimiz kişilerdir. Ancak, yazımızın konusunu oluşturan vasiyetnameler, özellikle “iradi mirasçılar” olarak sınıflandırdığımız kişiler için önem arz etmektedir. Çünkü iradi mirasçılar; miras bırakanın kendi kişisel tercihleri doğrultusunda belirleyeceği mirasçılar olarak karşımıza çıkar.
    Bu irade açıklamasına, “vasiyetname” adını verdiğimiz belgede dile getirerek hukuki anlamda bir “geçerlilik” sağlatır. Aksi halde, sözlü ispat gerekir; bu da en az 2 tanıkla gerçekleşir.

    Tebligat Mektup Mühür Vasiyet Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - Avukatı

    Vasiyetnamede, miras bırakan ardıllarını belirler, yedek mirasçıları tespit eder. Saklı pay oranlarını aşmamak kaydıyla, yasal mirasçıların mirasın içerdiği malvarlığı değerinden, yani terekeden ne oranla pay alacağını, ya da ardında bırakacağı malvarlığı değeri ile nasıl bir harcama yapmak istediğini veya bir VAKIF kurup kurmak istemediğini vasiyetnamede dile getirir.
    Peki, vasiyetname nasıl yazılır, ne şekilde geçerli olur? Vasiyetname, bir ölümü çağrıştırdığı için, bazen kişilerin bir vasiyetname hazırlayıp resmi şekilde onaylatacak kadar vakitleri ve fırsatları olmayabilir. Bu nedenle, vasiyetname düzenlenmesine çeşitli imkânlar tanınmıştır. Örneğin, miras bırakanın el yazısıyla da vasiyetname düzenlenebileceği gibi, bir notere gidilmesi ve bunun tescil edilmesi suretiyle de vasiyetname hazırlanabilir.

    Vasiyetnameyi Kim Hazırlar?

    Vasiyetnameyi, MİRAS BIRAKAN sıfatlı kişi hazırlar. Bunun için, birtakım şartlar bulunmaktadır. İlk şart, vasiyetnameyi hazırlayacak olan kişinin ON BEŞ YAŞINI DOLDURMASI ve AYIRT ETME GÜCÜNE SAHİP OLMASI, yani sezgin bir birey olması gerekir.Eğer vasiyetnameyi hazırlayan miras bırakan, irade açıklamasında yanılmış, aldatılmış ya da korkutulmuş, tehdit edilmişse, bunun ispatı halinde söz konusu vasiyetname herhangi bir geçerlilik arz etmekten uzak tutulur.

    Bununla ilgili olarak itirazlar, Türk Borçlar Kanunu’nun 39. Maddesi uyarınca, yanılma veya aldatma sebebiyle ya da tehdidin neticesinde hukuki işlem yapan tarafın, bunu öğrendiği tarihten başlamak üzere bir yıl içinde yapılmalıdır. Bu itiraz, miras bırakanın vasiyetnameyi feshettiğini bildirmesi ile olur. Aksi halde onanmış sayılır.

    Vasiyetname Nasıl Hazırlanır?

    Vasiyetnamenin hazırlanması için üç yol ve olanak bulunmaktadır.
    EL YAZISI İLE: Kişinin kendi el yazısı ile vasiyetname imzalaması ve bunu imzalaması lazımdır.
    NOTER İLE: Notere başvurulması suretiyle, noterin vereceği “asıl suret” saklanması şartıyla vasiyetname geçerlilik arz eder.
    SÖZLÜ YOL İLE: Kişinin, fırsat bulamaması halinde sözlü olarak da vasiyetname hazırlaması mümkündür. En az iki tanığın huzurunda vasiyetnamesini dile getirmesi ve bu iki tanığın bunu ispat etmesi gerekir.
    Ancak yukarıda belirtilen üç yol ile vasiyetname hazırlanır. Miras hukuku içinde yer alan vasiyetnamenin hazırlanması konularında miras hukuku avukatı ile süreci başlatmanız ileri ki aşamada karmaşıklığı önlemiş olursunuz.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • Valeye Teslim Edilen Araç Valenin Kullanımı Sırasında Kaza Yapması

    Özet : TTK’nin 1278. maddesinde, “Mukavelede aksine hüküm olmadıkça sigortacı, … ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin yahut fiillerinden hukuken mesul bulundukları kimselerin kusurlarından doğan hasarları tazmin ile mükelleftir” hükmünü öngörmektedir. Bu maddenin olayımıza uygulanması mümkün değildir. Zira, yukarıda açıklanan somut olaydan da anlaşıldığı gibi, sigortalı, aracını park edilmesi için valeye teslim edilmiş olmakla zilyetlik davalı tarafa geçmiştir.

    Davalı taraf teslim aldığı aracı aldığı gibi teslim etmesi gerekir. Somut olayda, davalı sözleşmenin kendisine yüklediği güven ve özenle koruma borcunu aykırı davranmak suretiyle araçta zararın oluşmasına sebebiyet vermiştir.  Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgulara göre, aracın rıza ile teslim edildiğinden söz edilerek kasko sigortacısının sigortalısına ödediği hasar bedelini rücu edemeyeceği yönündeki kabule katılmak mümkün değildir.

    T.C.Yargıtay

    17. Hukuk Dairesi

    Esas No : 2012/9462Karar No : 2013/772
    MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
    Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

    KARAR
    Davacı vekili, müvekkiline kasko sigortalı araç davalıların sürücüsü …’nın kusuru ile tek taraflı yaptığı kaza sonucu hasarlanması nedeni ile ….805,92.-TL ödeme yaptıklarını belirterek, yapılan ödemenin ….04.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini talep etmiştir. Davalı …….. vekili, davalının otopark işletmecisi … için çalıştığını, …’nın da davalı işletme S….. Tic. Ltd. Şti. ile arasında anlaşma bulunduğunu, kastının olmadığını, hasarın fahiş olduğunu, davanın reddini savunmuştur. Davalı … vekili, otopark işletmeciliği yapmadığını, davalılar ile ilişkisinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 

    Davalı …. Tic. Ltd. Şti. vekili, davalılarla her hangi bir bağının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; dava dışı sigortalı ile davalılar arasında ….ve devamı maddeleri gereğince vedia sözleşmesi kurulduğu, TTK 1278. maddesi gereğince sigortalı veya eylemlerinden sorumlu olduğu kimselerin kusuru ile verdiği zararları sigortanın tazminle  yükümlüğü olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 

    Dava, 6762 sayılı TTK‘nun 1301. maddesinden kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir. Davacı sigortacı, … bedelini sigortalısına ödedikten sonra TTK’nin 1301. ve 1472. maddesindeki yasal halefiyet hükümleri uyarınca, … ettirenin yerine geçmek suretiyle eldeki davayı açmıştır. Somut olayda, davacı … Sigortaya A.Ş.’ye kaskolu aracın sürücüsünün davalı ….Tic. Ltd. Şti.’nin işletilmesinde olan …… caddesinde faaliyet gösteren…ye gittiği, aracın park edilmek üzere … adına vale olarak çalıştığı iddia edilen diğer davalı ……… …… tarafından teslim alındığı, kafece müşterilerine park hizmeti verildiği olguları mahkemenin de kabulündedir.

    Araba Trafik Kazası Ölüm Yaralanma Tazminat Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Davalı …….. savunmalarından da aracın kendisine park etmek üzere teslim edilmesi nedeniyle aracı kullandığı sırada kazanın ve hasarın meydana geldiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı sigortacının sigortalısı aracını park edilmek üzere davalı kafenin çalışanı olduğu iddia edilene teslim etmekle, sigortalı ile davalılar arasında BK’nin 463 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan vedia (saklama) sözleşmesi ilişkisi kurulmuş olup, davalıların sorumluluğu, BK‘nin 481.maddesi kapsamında ardiyecinin saklama borcunu kötü ifa etmiş olmasından kaynaklandığının kabulü gerekir. Her ne kadar mahkemece, davalı …….. ……’nın aracı … ettirenin muvafakati ile kullanıldığından davanın reddine karar verilmiş ise de; varılan sonuç dosyadaki bilgi ve belgelere uygun değildir.

    TTK’nin 1278. maddesinde, “Mukavelede aksine hüküm olmadıkça sigortacı, … ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin yahut fiillerinden hukuken mesul bulundukları kimselerin kusurlarından doğan hasarları tazmin ile mükelleftir” hükmünü öngörmektedir. Bu maddenin olayımıza uygulanması mümkün değildir. Zira, yukarıda açıklanan somut olaydan da anlaşıldığı gibi, sigortalı, aracını park edilmesi için valeye teslim edilmiş olmakla zilyetlik davalı tarafa geçmiştir.

    Davalı taraf teslim aldığı aracı aldığı gibi teslim etmesi gerekir. Somut olayda, davalı sözleşmenin kendisine yüklediği güven ve özenle koruma borcunu aykırı davranmak suretiyle araçta zararın oluşmasına sebebiyet vermiştir.  Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgulara göre, aracın rıza ile teslim edildiğinden söz edilerek kasko sigortacısının sigortalısına ödediği hasar bedelini rücu edemeyeceği yönündeki kabule katılmak mümkün değildir.

    O halde mahkemece dosya arasında bulunan bilgi ve belgeler, dava konusu araç hasarı ile ilgili raporlar ve sair deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. 

    Araba Trafik Kazası Ölüm Yaralanma Tazminat Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine ….01.2013 gününde Üye …’ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

    AZLIK OYU
    Olay tarihinde … ettiren adına hareket eden ve davalı …… Ltd. Şti.’nin işletilmesinde olan …. caddesinde faaliyet gösteren ….’ye gelen dava dışı sigortalı, davacıya kasko sigortalı ……plakalı aracını otoparka çekmek üzere davalı … adına davalı şirketin valesi olduğu iddia edilen davalı …….. ……’Ya teslim ettiği, aracın vale tarafından otoparka çekildiği sırada davaya konu kazanın gerçekleştiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Araçtaki hasar bedelini sigortalısına ödeyen davacı TTK 1301. maddesi gereğince hasara neden olan davalılar cafe işletmesi ve valeden zararın rücuen tahsilini talep etmiş, Mahkemece “davalı ……..’in aracı … ettirenin muvafakati ile kullandığı esnada kazanın meydana geldiği, vale ve cafe işletmesinin …. kişi sayılamayacakları” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş,Davacının vaki temyizi üzerine karar sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda bozulmuştur. 

    Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılamıyorum. Açıklanan oluşa göre sigortalanan araç davalı vale …….. …… otoparka çekilmek ve istendiğinde geri iade edilmek üzere vedia (BK 463) sözleşmesi ile dava dışı sigortalı tarafından teslim edilmiştir. Dava dışı sigortalının, aracı kendi rıza ve muvafakati ile verdiğinde kuşku ve duraksamaya yer yoktur. Aksi iddia ve ispat edilmediğine göre somut olayda vedia sözleşmesinin sigortalının rıza ve muvafakati ile yapılmış olduğunun kabulü gerekir.

    Bu nedenle de davalı, aşağıda değinilen mülga TTK 1278. maddesi anlamında “sigortalının fiillerinden sorumlu bulunduğu” kişi durumundadır. Mülga TTK’nın “… Ettiren ile Sigortadan Faydalanan Kimsenin Kusuru” başlıklı 1278. maddesi aynen” mukavelede aksine hüküm olmadıkça sigortacı, … ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin yahut fiillerinden hukuken mesul bulundukları kimselerin kusurlarından doğan hasarları tazmin ile mükelleftir.

    Fakat hiç bir halde sigortacı … ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin kastından veya aksi mukavelede yazılı değilse … edilen malın ayıbından doğan hasarları tazmine mecbur olmaz” hükmünü taşımaktadır. Somut olay bakımından değerlendirildiğinde bu hüküm … ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin kastından kaynaklanmamış olması şartıyla … ettirenin veya sigortadan faydalanan veya eylemlerinden bu ikisinin hukuken sorumlu olduğu kişilerin kusurlarından doğan hasarlarında sigortacı tarafından tazmin edileceğini öngörmekte ancak tarafların bunun tersini öngören sözleşme yapabileceklerini belirtmektedir.

    Maddi Hasar Araba Trafik Kazası Ölüm Yaralanma Tazminat Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Dava dışı sigortalı ile davacı şirket arasındaki sözleşmede tersine bir hüküm bulunmadığı çekişmesizdir. Öte yandan “Kara Taşıtları Kasko Sigortalı Genel Şartları”nın Teminat Dışında Kalan Zararlar” başlıklı A…..-… maddesi de sadece sigortalı veya fiillerinden sorumlu bulunduğu kimseler veya birlikte yaşadığı kişiler tarafından taşıta kasten verilen zararlar ile sigortalının fiillerinden sorumlu olduğu kimseler veya birlikte yaşadığı kişiler tarafından sigortalı taşıtın kaçırılması veya çalınması nedeniyle meydana gelen zararları teminat dışında tutmuş, teminat dışında kalma olgusunu bu hallerle sınırlamıştır.

    Yukarıda açıklanan oluşa göre dava dışı sigortalının vedia sözleşmesi ile otoparka çekilip daha sonra istendiğinde  geri iade edilmek üzere davalıya verdiği aracın, sözleşme sınırları içinde otoparkta park edilmek istendiği sırada kazaya uğrayarak hasar görmesi ile sonuçlanan süreçte dava dışı sigortalının eylemlerinden sorumlu olduğu davalının TTK’nin 1278. maddesi anlamında kasti davranışından sözedilmesine hukuken imkan yoktur ve esasen böyle bir iddia davacı tarafından dahi ileri sürülmemiştir.

    Yine “Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A………maddesi” belirtilen ve zararın teminat dışında kalmasını gerektiren hallerinde somut olayda söz konusu olmadığı açıktır. Kasko Sigortasında … ettirenin oluru ile aracı kullanan ve hasarına sebebiyet veren davalının eylemini, … ettirenin dışında mütala etmek ve davalıyı …. kişi olarak kabul etmek olanağı yoktur.Bu halde, davacı sigortacının sigortalı araçta oluşan hasar nedeniyle dava dışı sigortalısına ödediği … tazminatın davalılara rücu etmesine hukuken imkan bulunmamaktadır.

    (HGK’nin 09.04.2008 gün ve 2008/…-299 Esas 302 Karar sayılı, Y….. HD’nin ….05.2001 gün ve 1960-4102 sayılı, Y…..HD’nin 03.06.2002 gün ve 1918-5615 sayılı, Y…. H.D’nin 06.04.2006 gün ve 2005/3678-3619 sayılı, Y…. H.D’nin ……..2006 gün ve 12444-12592 sayılı kararları) Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken bozulmasına yönelik sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • Vakıf Üniversitesi İle Öğrencisinin Eğitim Sözleşmesi Kaynaklı Uyuşmazlığı

    Vakıf Üniversitesi İle Öğrencisinin Eğitim Sözleşmesi Kaynaklı Uyuşmazlığı

    Yargıtay

    Hukuk Genel Kurulu

    Esas : 2017/518

    Karar : 2017/520

    Karar Tarihi : 22.03.2017 
    “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Tüketici Mahkemesi
    Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5. Tüketici Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.05.2012 gün ve 2011/102 E., 2012/267 K. sayılı kararın temyiz incelemesinin davalı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 17.04.2012 gün ve 2012/25541 E., 2013/10064 K. sayılı kararı ile;“…Davacı, davalı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamasına rağmen adına yüksek lisans belgesi düzenlenerek kendisine verilmesine yönelik talebinin davalı tarafından haksız olarak reddedildiğini ileri sürerek öğretim ücreti olarak alınan 4.800.00.TL ile 5.000.00.TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile 4.800.00.TL maddi, 5.000.00.TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

    1- Davaya konu olayda, 2809 sayılı Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu hükümleri uyarınca kamu tüzel kişisi olan ve kamu hizmeti sunan davalı vakıf Üniversitesinin, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından Eğitim Fakültesi olmayan Üniversitelerde Eğitim Yönetimi ve Denetimi dalında yüksek lisans programı düzenlenemeyeceği yönünde karar alınmasına karşın davalı Üniversite tarafından aksi yönde hareket edilerek programa devam edildiği ve davacıdan öğrenim ücretinin tahsil edildiği böylece davalı vakıf Üniversitesi tarafından hizmet kusuru nedeniyle davacıyı zarara uğratması söz konusudur. Buna göre, idari yargının görevli olması nedeniyle yargı yolu yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken mahkemece işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    2-Bozma nedenine göre diğer temyiz itirazları incelenmemiştir. …”gerekçesiyle oyçokluğu ile hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    Sözleşme Divorce Aile Mahkemesi Aile Hukuku Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - AvukatıHUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava sözleşmeye aykırılık iddiasına dayalı maddi-manevi tazminat istemine ilişkindir .

    Davacı vekili, davalı üniversitenin müvekkili ile aralarındaki sözleşmeyi ifa etmeyerek müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek sözleşme bedeli olan 4.800,00-TL’nin maddi tazminat, 5.000,00-TL’nin ise manevi tazminat olarak davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı Üniversite vekili sözleşmenin imzalanmasından sonra Yüksek Öğrenim Kurulunun 04.11.2007 tarihli kararı ile eğitim fakültesi olmayan üniversitelerde yüksek lisans programının bulunamayacağı yönündeki kararı sonrası özel öğrenci statüsünde yüksek lisans eğitimine başlayan davacı ile aralarındaki protokolün hukuksal imkansızlık nedeniyle ifa edilemediğini, davacının tazminat istemlerinin bu sebeple haksız olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

    Mahkemece ayıplı hizmet aldığı anlaşılan davacının Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4/A maddesi çerçevesinde seçimlik haklarını kullanma şartlarının oluştuğu değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı … vekilinin temyiz itirazları üzerine Özel Dairece hüküm yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuştur.

    Yerel Mahkemece anılan Kanunun 3. maddesinde tanımlanan sağlayıcı kavramı içerisinde ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye hizmet sunan kamu tüzelkişilerinin de yer aldığı, bu halde tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirtilerek önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı Üniversite vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, vakıf üniversitesinin yüksek lisans eğitim ve diplomasını verme yükümlülüğünü içeren protokolü ifa etmemesi nedenine dayalı olarak ileri sürülen zarar isteminin adlî yargıda mı, yoksa idarî yargıda mı çözümlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Öncelikle, konuya ilişkin yasal durum ve yargısal uygulamalar ile somut olayın özelliklerinin açıklanmasında yarar vardır:2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir. İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu; diğeri ise, idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır.

    Bu hükme göre, idari davalar; İdari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardan ibarettir.

    Şu hale göre, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak “tam yargı” davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir. Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-a maddesinde adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır.

    Böylece, kanunların açıkça adli yargıyı görevli saydığı haller idari yargının kapsamı dışında bırakılmış; bu hallerde davanın, davaya konu işlemin niteliğine bakılmaksızın adli yargıda görüleceği benimsenmiştir. Nitekim, kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetlerine ilişkin olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemler özel hukuk alanına girmekle, bunlar idari eylem ve işlem olarak nitelendirilemezler. İdarenin taraf olduğu her sözleşme idarî sözleşme olarak kabul edilemez, zira idarî sözleşme ile idarenin sözleşmeleri kavramları tümüyle birbirinden ayrıdır.

    İşçi Ağır İş Kontrat Sözleşme İş Sözleşmesi İşveren Hukuk İşçi Davası İş Davası İşten atılma iş akdinin feshi İş Kazası İş Güvenliği İşçi Tazminat Fazla Mesai Kıdem İhbar Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    İdarenin idare hukuku kural ve ilkelerine tabi olan sözleşmelerine idari sözleşme denilmekte iken idarenin özel hukuk sözleşmeleri ise idarenin tüzelkişilik sıfatından kaynaklanan hak ehliyetine dayanarak genel hükümler uyarınca yaptığı sözleşmelerdir. İdare, idari sözleşmeye sözleşmenin diğer tarafı ile eşit olarak katılmamakta, tam tersine kamu yararının temsilcisi olarak kamu yararını gerçekleştirmek şeklindeki üstün amacı sağlama gayesi ile katılmaktadır. Kamu yararı ile özel yarar eşit olamayacağından idari sözleşmelerin iki özel çıkar temsilcisi arasında yapılan özel hukuk sözleşmelerinden farklı bir hukuki rejime tabi olması gerekir. (Günday, M., İdare Hukuku, Ankara 2015, Güncellenmiş 10. Baskı, s.184-185)

    818 sayılı Borçlar Kanununun 1. Maddesine ve benzer şekilde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 1. maddesine) göre iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan etmeleri ile sözleşme kurulur. Bu şekilde oluşmuş bulunan sözleşmeler özel norm niteliğindedir ve taraflar için bağlayıcı bir nitelik arz eder. İdarenin eşit iradesi ile katıldığı ve özel hukuk hükümlerinin uygulanacağı sözleşmeler yapabileceği kuşkusuzdur.

    (Akyılmaz, B., İdare Hukuku, Konya Ocak 2004, s.302)Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde; davacı ile davalı Üniversite arasında 30.10.2007 tarihli “Eğitim Sözleşmesi” imzalanmış olup, bu sözleşmede davacıya 2007-2008 yılı eğitim ve öğretim dönemi için hizmetin 4.800,00-TL’ye satıldığı, bu kapsamda delil sözleşmesi yapıldığı gibi yetkili mahkemenin dahi kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda izah edilen hükümler karşısında belirtilmelidir ki, taraflar arasında akdedilen bu sözleşme kamu tüzel kişisi niteliğini haiz davalının kamu gücünü kullanarak düzenlediği iş ve işlemlerden olmayıp, özel hukuk ilişkisinden kaynaklanmaktadır.

    Özel hukuk ilişkisinin varlığı halinde taraflardan birisinin idare olması, sözleşme hukuku ilkelerinin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 17.03.2010 gün, 2010/13- 64 E., 2010/145 K. sayılı kararında da aynı hususa dikkat çekilmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, uyuşmazlığın, verdiği eğitim ile kamu hizmeti sağlayan vakıf üniversitesinin hizmet kusurundan kaynaklanması nedeniyle idarî yargı önünde çözümlenmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de yukarıda açıklanan nedenlerle bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Hal böyle olunca Özel Dairenin uyuşmazlıkta idarî yargı yerlerinin görevli olduğu yönündeki bozma kararına Yerel Mahkemece uyuşmazlığın adli yargı yerleri önünde çözümlenmesi gerektiği gerekçesi ile direnilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Ne var ki, bozma nedenine göre uyuşmazlığın tüketici mahkemelerinin görevi kapsamında kalıp kalmadığı ve işin esası incelenmediğinden, davalı üniversite vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.


    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup, davalı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 22.03.2017 gününde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.
    Bu konu ile ilgili diğer makalelerimiz içim tıklayınız.

  • Vakıf Üniversitesi İle Öğrencisinin Eğitim Sözleşmesi Kaynaklı Uyuşmazlığı

    Vakıf Üniversitesi İle Öğrencisinin Eğitim Sözleşmesi Kaynaklı Uyuşmazlığı

    Yargıtay

    Hukuk Genel Kurulu

    Esas : 2017/518

    Karar : 2017/520

    Karar Tarihi : 22.03.2017 
    “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Tüketici Mahkemesi
    Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5. Tüketici Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.05.2012 gün ve 2011/102 E., 2012/267 K. sayılı kararın temyiz incelemesinin davalı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 17.04.2012 gün ve 2012/25541 E., 2013/10064 K. sayılı kararı ile;“…Davacı, davalı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamasına rağmen adına yüksek lisans belgesi düzenlenerek kendisine verilmesine yönelik talebinin davalı tarafından haksız olarak reddedildiğini ileri sürerek öğretim ücreti olarak alınan 4.800.00.TL ile 5.000.00.TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.Mahkemece, davanın kabulü ile 4.800.00.TL maddi, 5.000.00.TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.1- Davaya konu olayda, 2809 sayılı Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu hükümleri uyarınca kamu tüzel kişisi olan ve kamu hizmeti sunan davalı vakıf Üniversitesinin, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından Eğitim Fakültesi olmayan Üniversitelerde Eğitim Yönetimi ve Denetimi dalında yüksek lisans programı düzenlenemeyeceği yönünde karar alınmasına karşın davalı Üniversite tarafından aksi yönde hareket edilerek programa devam edildiği ve davacıdan öğrenim ücretinin tahsil edildiği böylece davalı vakıf Üniversitesi tarafından hizmet kusuru nedeniyle davacıyı zarara uğratması söz konusudur.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Buna göre, idari yargının görevli olması nedeniyle yargı yolu yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken mahkemece işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.2-Bozma nedenine göre diğer temyiz itirazları incelenmemiştir. …”gerekçesiyle oyçokluğu ile hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:Dava sözleşmeye aykırılık iddiasına dayalı maddi-manevi tazminat istemine ilişkindirDavacı vekili, davalı üniversitenin müvekkili ile aralarındaki sözleşmeyi ifa etmeyerek müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek sözleşme bedeli olan 4.800,00-TL’nin maddi tazminat, 5.000,00-TL’nin ise manevi tazminat olarak davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı Üniversite vekili sözleşmenin imzalanmasından sonra Yüksek Öğrenim Kurulunun 04.11.2007 tarihli kararı ile eğitim fakültesi olmayan üniversitelerde yüksek lisans programının bulunamayacağı yönündeki kararı sonrası özel öğrenci statüsünde yüksek lisans eğitimine başlayan davacı ile aralarındaki protokolün hukuksal imkansızlık nedeniyle ifa edilemediğini, davacının tazminat istemlerinin bu sebeple haksız olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.Mahkemece ayıplı hizmet aldığı anlaşılan davacının Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4/A maddesi çerçevesinde seçimlik haklarını kullanma şartlarının oluştuğu değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Davalı … vekilinin temyiz itirazları üzerine Özel Dairece hüküm yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuştur.Yerel Mahkemece anılan Kanunun 3. maddesinde tanımlanan sağlayıcı kavramı içerisinde ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye hizmet sunan kamu tüzelkişilerinin de yer aldığı, bu halde tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirtilerek önceki kararda direnilmiştir.Direnme kararı davalı Üniversite vekili tarafından temyiz edilmiştir.Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, vakıf üniversitesinin yüksek lisans eğitim ve diplomasını verme yükümlülüğünü içeren protokolü ifa etmemesi nedenine dayalı olarak ileri sürülen zarar isteminin adlî yargıda mı, yoksa idarî yargıda mı çözümlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Öncelikle, konuya ilişkin yasal durum ve yargısal uygulamalar ile somut olayın özelliklerinin açıklanmasında yarar vardır:2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir.İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir.

    Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu; diğeri ise, idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır.

    Bu hükme göre, idari davalar; İdari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardan ibarettir.Şu hale göre, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak “tam yargı” davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir.

    İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-a maddesinde adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır. Böylece, kanunların açıkça adli yargıyı görevli saydığı haller idari yargının kapsamı dışında bırakılmış; bu hallerde davanın, davaya konu işlemin niteliğine bakılmaksızın adli yargıda görüleceği benimsenmiştir.Nitekim, kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetlerine ilişkin olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemler özel hukuk alanına girmekle, bunlar idari eylem ve işlem olarak nitelendirilemezler.İdarenin taraf olduğu her sözleşme idarî sözleşme olarak kabul edilemez, zira idarî sözleşme ile idarenin sözleşmeleri kavramları tümüyle birbirinden ayrıdır.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatıİdarenin idare hukuku kural ve ilkelerine tabi olan sözleşmelerine idari sözleşme denilmekte iken idarenin özel hukuk sözleşmeleri ise idarenin tüzelkişilik sıfatından kaynaklanan hak ehliyetine dayanarak genel hükümler uyarınca yaptığı sözleşmelerdir. İdare, idari sözleşmeye sözleşmenin diğer tarafı ile eşit olarak katılmamakta, tam tersine kamu yararının temsilcisi olarak kamu yararını gerçekleştirmek şeklindeki üstün amacı sağlama gayesi ile katılmaktadır.

    Kamu yararı ile özel yarar eşit olamayacağından idari sözleşmelerin iki özel çıkar temsilcisi arasında yapılan özel hukuk sözleşmelerinden farklı bir hukuki rejime tabi olması gerekir. (Günday, M., İdare Hukuku, Ankara 2015, Güncellenmiş 10. Baskı, s.184-185)818 sayılı Borçlar Kanununun 1. Maddesine ve benzer şekilde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 1. maddesine) göre iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan etmeleri ile sözleşme kurulur. Bu şekilde oluşmuş bulunan sözleşmeler özel norm niteliğindedir ve taraflar için bağlayıcı bir nitelik arz eder. İdarenin eşit iradesi ile katıldığı ve özel hukuk hükümlerinin uygulanacağı sözleşmeler yapabileceği kuşkusuzdur. (Akyılmaz, B., İdare Hukuku, Konya Ocak 2004, s.302)

    Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde; davacı ile davalı Üniversite arasında 30.10.2007 tarihli “Eğitim Sözleşmesi” imzalanmış olup, bu sözleşmede davacıya 2007-2008 yılı eğitim ve öğretim dönemi için hizmetin 4.800,00-TL’ye satıldığı, bu kapsamda delil sözleşmesi yapıldığı gibi yetkili mahkemenin dahi kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda izah edilen hükümler karşısında belirtilmelidir ki, taraflar arasında akdedilen bu sözleşme kamu tüzel kişisi niteliğini haiz davalının kamu gücünü kullanarak düzenlediği iş ve işlemlerden olmayıp, özel hukuk ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Özel hukuk ilişkisinin varlığı halinde taraflardan birisinin idare olması, sözleşme hukuku ilkelerinin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir.

    Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 17.03.2010 gün, 2010/13- 64 E., 2010/145 K. sayılı kararında da aynı hususa dikkat çekilmiştir.Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, uyuşmazlığın, verdiği eğitim ile kamu hizmeti sağlayan vakıf üniversitesinin hizmet kusurundan kaynaklanması nedeniyle idarî yargı önünde çözümlenmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de yukarıda açıklanan nedenlerle bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Hal böyle olunca Özel Dairenin uyuşmazlıkta idarî yargı yerlerinin görevli olduğu yönündeki bozma kararına Yerel Mahkemece uyuşmazlığın adli yargı yerleri önünde çözümlenmesi gerektiği gerekçesi ile direnilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Ne var ki, bozma nedenine göre uyuşmazlığın tüketici mahkemelerinin görevi kapsamında kalıp kalmadığı ve işin esası incelenmediğinden, davalı üniversite vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.


    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup, davalı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 22.03.2017 gününde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.
    Bu konu ile ilgili diğer makalelerimiz içim tıklayınız.

  • TMK MADDE 16 FİİL EHLİYETSİZLİĞİ

    TMK MADDE 16 FİİL EHLİYETSİZLİĞİ3) AYIRT ETME GÜCÜNE SAHİP KÜÇÜKLER VE KISITLILAR  
    Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.
    TMK MADDE 16’NIN GEREKÇESİ 
    Maddede ayırt etme gücüne sahip olduktan hâlde küçük ya da kısıtlı olan kişilerin fiil ehliyetleri düzenlenmektedir. Kenar başlık terim birliğini sağlamak üzere “Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar” şeklinde değiştirilmiştir. Maddede kullanılan “kanunî mümessil” deyimi yerine daha güzel bir ifade tarzı olan ve dilimize yerleşmiş bulunan “yasal temsilci” deyimi kullanılmıştır, “ivazsız iktisap” yerine “karşılıksız kazanma”, “münhasıran şahsa merbut haklar” yerine de “kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar” deyimleri kullanılmıştır.
    TMK MADDE 16 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay3. Hukuk Dairesi
    Esas : 2017/4752Karar : 2019/3809Karar Tarihi : 25.04.2019
    MAHKEMESİ : SULH HUKUK MAHKEMESİ
    Taraflar arasındaki kira sözleşmesinin feshi, tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
    YARGITAY KARARI
    Davacı, alış veriş merkezinin – 1 katında yeralan 17 nolu bağımsız bölümünü 27/07/2007 tarihli kira sözleşmesi ile 5 yıl süreli olarak kiraladığını, gıda işi üzerine faaliyet yaptığını, kiralananı sürekli kanalizasyon karışımı olan suyun bastığını, ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, sorunun çözülmediğini, tespit yaptırdığını, kiralananı kullanamadığını ileri sürerek kira sözleşmesinin feshine, kira bedeli ve ortak giderin indirilmesine, şimdilik 2.000.00.-TL maddi, 1.000.00.-TL manevi tazminatın dava tarihinden yasal faizi ile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı, 16/12/2014 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 11.724.15.- TL yükseltmiştir .
    Davalı, davacının kira ödemelerinde temerrüde düştüğünü , kusurları bulunmadığını, yerel makamlarca yapılması gereken kanalizasyon sisteminin yetersiz olduğunu, bu gerekçe ile fesih talep edilemeyeceğini, davacının sigorta yaptırması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.Mahkemece, davanın kabulüne, kira sözleşmesinin haklı nedenle feshine, davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile 2.000,00 TL alacağı dava tarihi olan 03/12/2008 tarihinden itibaren 9724,15 TL nin ıslah tarihi olan 16/12/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının 1.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü ile 1.000,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş ,hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir .
    1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre; davacının tüm davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.2-)Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri, bilinçsizleri ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK 24), isme saldırı (TMK 26), nişan bozulması (TMK 121), evlenmenin feshi (TMK 158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (BK 47–TBK 56) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (BK 49- TBK 58). Bunlardan TMK’nın 24. maddesi ile BK’nın 49. (TBK.58) maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nın 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; TMK 26, 174, 287); bunların dışında BK’nın 49.(TBK.58) maddesi uygulanır.TMK’nın 24. ve BK’nın 49. (TBK.58) maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki yönlüdür.
    Somut olayda, kiralananı kanalizasyon suyunun basmasından kaynaklanan manevi zarar istenilmiştir . Bu olay , iç huzuru bozacak nitelikte olgulardan olmadığından ve manevi zararın koşullarını düzenleyen BK’nun 49. (TBK 58) maddesine göre kişinin sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bulunmadığından, bu eyleme dair manevi tazminat isteminin reddi gerekirken, manevi tazminat isteminin kabulü doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle sair temyiz itirazlarının reddine,ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince , davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/04/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

  • TMK MADDE 15 FİİL EHLİYETSİZLİĞİ

    TMK MADDE 15 FİİL EHLİYETSİZLİĞİ2) AYIRT ETME GÜCÜNÜN BULUNMAMASI
    Kanunda gösterilen ayrık  durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz. 
    TMK MADDE 15’İN GEREKÇESİ
    Maddenin kenar başlığı terim birliğini sağlamak üzere “Ayırt etme gücünün bulunmaması” şeklinde değiştirilmiştir. Yürürlükteki Kanunda iki fıkra hâlinde düzenlenmiş olan madde tek fıkra hâline getirilmiştir. Madde ayırt etme gücüne sahip olmayan kişinin tasarruflarının değil, fiillerinin hukukî sonuç doğurmadığını ifade etmek üzere yeniden kaleme alınmıştır. Gerçekten de ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerin hukukî sonuç doğurmayan fiilleri sadece tasarruf işlemleri olmayıp, bu nitelikte olmayan bütün diğer fiilleridir. Maddede bunun kanunlarda öngörülen ayrık durumların saklı olduğu ifade edilmiştir.
    TMK MADDE 15 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay3. Hukuk Dairesi
    Esas : 2017/6947Karar : 2019/3810Karar Tarihi : 25.04.2019
    MAHKEMESİ : SULH HUKUK MAHKEMESİ
    Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
    YARGITAY KARARI
    Davacı, işyerini 19/04/2002 tarihinde kiraladığını, kiralanandan 14/11/2012 tarihinde tahliye edildiğini, kiralananı kullanırken tadilatlar yaptığını, güzelleştirdiğini, demirbaş makineler aldığını, mahkeme kararı ile tahliye edilirken polis memurlarının bulunduğunu, manevi olarak yıprandığını ileri sürerek şimdilik 25.000.00.-TL maddi, 25.000.00.-TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir .Davalı, kira sözleşmesinde yeralan madde nedeni ile davacının kiralanana yaptığı hiçbir masrafı talep edemeyeceğini, tahliye sırasında polis memurlarının davacı tarafın davranışları nedeni ile çağrıldıklarını belirterek davanın reddini istemiştir .Mahkemece, davacının davasının kabulüne, davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 25.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, 25.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiş ,hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir .1-)Taraflar arasında yapılan 19/04/2002 tarihli kira sözleşmesinin 12. maddesinde; kiracı kiralanan şeyin içinde ve dışında yaptıracağı tezyinat masrafları kendisine ait olacak ve mukavele müddeti bittiğinde yapılan her türlü masraf için tazminat istemeye hakkı olmamak ve bu gayrimenkul inşaatın tamamı mal sahibinin olacaktır, düzenlemesi bulunmaktadır. Anılan sözleşme maddesi tarafları bağlamaktadır. Davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.2-) Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri, bilinçsizleri ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK 24), isme saldırı (TMK 26), nişan bozulması (TMK 121), evlenmenin feshi (TMK 158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (BK 47–TBK 56) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (BK 49- TBK 58). Bunlardan TMK’nın 24. maddesi ile BK’nın 49. (TBK.58) maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nın 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; TMK 26, 174, 287); bunların dışında BK’nın 49.(TBK.58) maddesi uygulanır.TMK’nın 24. ve BK’nın 49. (TBK.58) maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki yönlüdür.Somut olayda, kiralananın mahkeme kararı ile tahliyesi sağlanırken polis memurlarının olay yerine gelmelerinden kaynaklanan manevi zarar istenilmiştir. Bu olay, iç huzuru bozacak nitelikte olgulardan olmadığından ve manevi zararın koşullarını düzenleyen BK’nun 49. (TBK 58) maddesine göre kişinin sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bulunmadığından, bu eyleme dair manevi tazminat isteminin reddi gerekirken, manevi tazminat isteminin kabulü doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ : Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince, davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/04/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Call Now