Etiket: gaziantep avukatları

  • Vekil İle Takip Edilen İşlerde Vekile Tebligat Zorunlu Olduğundan, Asile Yapılan Tebligatın Usulüne Uygun Olup Olmaması da Sonuca Etkili Değildir

    Yargıtay

    12. Hukuk Dairesi

    Esas : 2020/2554Karar : 2020/3909Karar Tarihi : 05.06.2020 
    “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi
    Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı ihale alıcısı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü

    :Şikayetçi borçlu vekilinin, sair fesih iddiaları ile birlikte vekil varken asile yapılan satış ilanı tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ileri sürerek, 14/05/2018 tarihli taşınmaz ihalesinin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesi kararı ile satış ilanı tebliğ işleminin usulüne uygun olduğu gerekçesiyle şikayetin reddi ile % 10 para cezasına hükmedildiği, borçlu vekili tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince, borçlu vekiline satış ilanı tebliğ edilmediği gerekçesi ile borçlu vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, HMK’ nın 353/1-b-3. bendi gereğince mahkeme kararının kaldırılmasına, şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verildiği anlaşılmıştır.7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11 ve Tebligat Kanunu‘nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılması zorunludur.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Emredici nitelikteki bu düzenlemelerden kaynaklanan yasal zorunluluğa aykırı olarak, vekili varken asile gönderilen satış ilanı tebligatı yok hükmünde olup sonuç doğurmaz. Şu hale göre, vekil ile takip edilen işlerde vekile tebligat zorunlu olduğundan, asile yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmaması da sonuca etkili değildir. Somut olayda, … 2. İcra Müdürlüğünün 2015/5405 E. sayılı dosyasının incelenmesinde; satış ilanı tebligatının borçlu vekili olan Av. K. K’a 11.04.2017 günü bizzat tebliğ edildiği, öğrenme tarihi ile satışın yapıldığı 22.05.2017 tarihleri arasında geçen sürenin makul süre olduğu, şikayet dilekçesinde borçlu vekiline yapılan tebligatın usulsüz olduğu ya da imzanın sahteliği yönünde bir iddianın da bulunulmadığı görülmüştür.

    O halde mahkemece, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı HMK’ nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca şikayetçi borçlunun istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ : Davalı ihale alıcısının temyiz itirazlarının kabulü ile, … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi’nin 28.11.2019 tarih ve 2019/1086 E. – 2019/1179 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK‘ nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’ nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.06.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • Vekalet Ücreti Ve Faizi Açısından İtirazın İptaline İlişkindir

    Vekalet Ücreti Ve Faizi Açısından İtirazın İptaline İlişkindir.Ödünç  “borç olarak” olarak verilen paranın geri istenilebilmesi için; sözleşme yoksa veya vade belirlenmemişse ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak 6 hafta içinde geri verilmesi gerekir. 

    Davacı iade talebinde bulunup altı hafta bekledikten sonra takibe geçebileceğinden, anılan süreye uyulmadan başlatılan takip usul ve yasaya uygun değildir. Bu nedenle açılan itirazın iptali davasının reddine karar verilmesi gerekir. (TBK 392)

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    13. Hukuk Dairesi 

      Esas : 2015/13496Karar : 2016/18868 Karar Tarihi : 20/10/2016
     “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. 

    KARAR 

    Davacı; davalı üniversitede mütevelli heyeti başkanı olduğunu, 26/06/2012 tarihinde personel ödemelerinin yapılması için üniversiteye borç para verdiğini, borcun ödenmemesi üzerine alacağın tahsili için …34. İcra Müdürlüğünün 2013/57 E. Sayılı dosyasıyla icra takibi başlattığını, davalının kötü niyetli olarak takibe itirazda bulunduğunu ancak daha sonra 17/05/2013 tarihinde … Bankası … Şubesi’ne 1.020.000,00 TL yatırmak suretiyle ana para borcunu ödediğini, asıl alacak için davalı borçluya ibraname verdiğini, faiz alacağı, vekalet alacağı ve icra harç ve masrafları için de iş bu davanın açıldığını belirterek bakiye 180.000,00 TL alacak için icra takibine yapılan itirazın iptaline, % 20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine, karar verilmesi talep etmiştir.

    Davalı, takipten önce muaccel hale gelen borcun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.Mahkemece; Davanın KISMEN KABULÜ ile, Davalının, İstanbul 34. İcra Müdürlüğünün 2013/57 E. Sayılı dosyasında 49.650,00 TL vekalet ücreti, 5.128,05 TL harç ve masraf tutarları itibariyle (toplam 54.778,05 TL) takibe yaptığı İTİRAZIN İPTALİNE, karar verilmiş, hüküm davacı ve davalı vekilince temyiz edilmiştir.1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2-Davalının temyiz itirazlarına gelince;

    Dava, ödünç olarak verilen paranın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan icra harç ve masrafları, vekalet ücreti ve faizi açısından itirazın iptaline ilişkindir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 387. maddesine göre “Ticari olmayan tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemez.” ve yine 392. maddesine göre “Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekleyükümlü değildir.” Dava konusu olaya bakıldığında; davacı, takip tarihinden önce davalıya borcun ödenmesi konusunda ihtarda ya da bildirimde bulunmamıştır.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Davalı ödeme emrinin tebliği ile haberdar olduğundan bu tarihten itibaren 6 hafta sonunda borç muaccel hale gelecektir. Bu durumda takip tarihi itibariyle muaccel hale gelmiş bir borçtan söz edilmez.Zamanından önce açılan takip nedeniyle davacı vekalet ücreti, icra harç ve masaraları ile faiz isteminde bulunamaz. Hal böyle olunca, mahkemece, davacının tüm talepleri yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabule yönelik hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacını tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 1,50 TL kalan harcın davacıdan alınmasına, 20/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TMK MADDE 506

    TMK MADDE 506A.Tasaruf Edilebilir KısımII. Saklı Pay
    Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir: 1. Altsoy için yasal miras payının yarısı,2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,3. (Mülga: 4/5/2007-5650/2 md.)4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü. 
    TMK MADDE 506’NIN GEREKÇESİ
    Miras bırakanın tasarruf özgürlüğünün genişletilmesi yönündeki eğilimler göz önünde tutularak saklı pay oranları yeniden belirlenmiştir. Saklı paylı mirasçılarda değişiklik yapılmamasına rağmen, bunların alacaktan saklı pay oranlarında mirasbırakanın tasarruf özgürlüğü lehine azaltma yoluna gidilmiştir. Bu anlamda olmak üzere yürürlükteki metinde altsoy için miras payının dörtte üçü olarak öngörülen saklı pay oranı, miras payının yarısına; ana ve baba için miras payının yarısı olarak öngörülen saklı payın dörtte bire; kardeşler için miras payının dörtte bir olarak öngörülen saklı payın sekizde bire indirilmesi uygun bulunmuştur.
    Yapılan bu değişiklik İsviçre Medenî Kanununun 471 inci maddesindeki ilk iki bent ile paralellik göstermektedir, İsviçre Medenî Kanununda kardeşler saklı paylı mirasçı olmaktan çıkarıldığı hâlde, Türk aile yapısı ve yakın aile bağları göz önünde tutularak kardeşlerin hiç olmazsa miras payının sekizde biri oranında saklı paylı olmaları kabul edilmiştir.
    Maddenin (4) numaralı bendi, sağ kalan eşin saklı payı ile ilgilidir. Bu bent hükmü 23/11/1990 tarihinde yürürlüğe konulan 3678 sayılı Kanunla yakın bir tarihte değiştirilmiş idi. Bu değişikliğin amacı, genel eğilime uygun olarak sağ kalan eşin daha etkin bir şekilde korunmasıydı. Ancak 3678 sayılı Kanunun bu genel amacıyla, Yürürlükteki Kanunun 453 üncü maddesinin (4) numaralı bendinde yapılan değişikliği bağdaştırmak mümkün olmamıştır. Zira (4) numaralı bent hükmü ile sağ kalan eşin üçüncü zümrede büyük ana ve babalarla birlikte mirasçı olması hâlinde, saklı pay oranı mevcut düzenlemeye nazaran arttırılmamış, azaltılmıştır. (4) numaralı bent hükmü 3678 sayılı Kanunla değiştirilmeden önce, sağ kalan eş, üçüncü zümre ile birlikte mirasçı olduğunda miras payı 1/2 mülkiyet ve 1/4 intifa hakkına sahip idi. Buna göre sağ kalan eşin saklı payı 1/2 oluyordu. 3678 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte sağ kalan eşin üçüncü zümrede büyük ana ve babalarla mirasçı olduğunda yasal miras haklarının yarısı oranında saklı pay alması kabul edilmiştir. Sağ kalan eş büyük ana ve babalarla mirasçı olduğunda terekeden 3/4 mülkiyet payı aldığından, saklı payı ise bunun yarısı olan 3/8 olmaktadır. Bu oran, değişiklikten önce sağ kalan eşin 4/8 oranındaki saklı payından daha az olmaktadır.
    3678 sayılı Kanunla getirilen bu olumsuz değişikliği gidermek üzere, ayrıca sağ kalan eşin ikinci zümre ile birlikte mirasçı olması hâlinde saklı pay oranını arttırmak amacıyla bu bent hükmü yeniden düzenlenmiştir. Bu yeni düzenlemeyle sağ kalan eşin altsoy ile birlikte mirasçı olması hâlinde terekeden alacağı 1/4 oranındaki miras payının tamamım; ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde terekeden alacağı 1/2 oranındaki miras payının tamamını; büyük ana ve büyük babalar ile birlikte mirasçı olması hâlinde ise terekeden alacağı miras payının 3/4 ünü saklı pay olarak alması sağlanmıştır.
    Yürürlükteki Kanunun 453 üncü maddesinin ikinci fıkrası indirilmiş saklı pay oranlarıyla ilgilidir. Bu fıkra hükmü maddeye alınmamıştır. Zira yasal mirasçılardan saklı paylı mirasçıların saklı pay oranları, sağ kalan eş dışında oldukça düşürülmüş olduğundan, ayrıca maddenin ikinci fıkrasında öngörülen amaçlara yönelik tasarrufların bulunması hâlinde indirilmiş saklı pay oranlarının kabul edilmesine gerek görülmemiştir. Kaynak Kanuna uygun olarak saklı pay miktarları tek tip olarak düzenlenmiş; saklı payın azaltılmış diğer bir şekline yani saklı payın niteliğinden farklı bir saklı pay kurumuna yer verilmemiştir. Diğer taraftan, 570 inci maddeye eklenen bir fıkra ile kamu tüzel kişileri ile kamuya yararlı vakıf ve derneklere yapılan ölüme bağlı tasarruflar ile sağlararası kazandırmaların tenkiste sıra açısından en son tenkis edileceğine ilişkin özel bir düzenleme yapılması uygun ve yararlı görülmüştür.
    TMK MADDE 506 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay10. Hukuk Dairesi
    Esas : 2018/1828Karar : 2018/6457Karar Tarihi : 05/07/2018
    Mahkemesi : Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
    Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın kabulüne karar verilmiştir.Hükmün, davalılardan … tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.Dava, sigortalıya bağlanan gelirlerin ve masrafların rücuan tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26. maddesidir.
    Taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Taraf ehliyeti, Medeni Hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin Medeni Usul hukukunda büründüğü şekildir. Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Medeni Kanuna göre belirlenir (HMK m.50, TMK m.8 ve m.48). Buna göre, medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti bulunan her gerçek (TMK m.8) ve tüzel (TMK m.48) kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. Bu çerçevede, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124/4. maddesindeki; dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması halinde hakimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceğini düzenlemiştir. Somut olayda, kazaya karışan traktörün araç kaydı üzerine olan …’nın 1930 doğumlu olup dava tarihinde ölü (11.05.2000) olduğu anlaşılmakla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124 maddesi gereği mirasçılarına husumet yöneltilip usulüne uygun taraf teşkili sağlandıktan sonra hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.O hâlde, davalılardan …’nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan …’ya iadesine, 05/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • TMK MADDE 505

    TMK MADDE 505İKİNCİ AYIRIM TASARRUF ÖZGÜRLÜĞÜ A. Tasarruf Edilebilir KısımI. Kapsamı
    Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir. Bu mirasçılardan hiç biri yoksa, mirasbırakan mirasının tamamında tasarruf edebilir.
    TMK MADDE 505’İN GEREKÇESİ
    Yürürlükteki Kanunun 452 nci maddesini karşılamaktadır. Madde arılaştırılmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.
    TMK MADDE 505 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay2. Hukuk Dairesi
    Esas : 2014/28373Karar : 2015/13513Karar Tarihi : 25.06.2015
    MAHKEMESİ : Asliye Hukuk (Aile) MahkemesiDAVA TÜRÜ : Boşanma
    Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
    1-Mahkemece davacı kadının şiddetli geçimsizlik sebebine dayalı (TMK. md. 166/1) açmış olduğu boşanma davasının, aynı davanın daha önceden açılmış olduğu ve de halen görülmekte olması sebebiyle derdestlik şartları oluştuğu gerekçesiyle (HMK. md.114/1-ı) usulden reddine karar verilmiştir. Aynı davanın, aynı sebebe dayalı olarak, aynı taraflar arasında görülmekte olması halinde derdestlikten söz edilir. Somut olayda … 8.Aile Mahkemesinde anlaşmalı olarak 4.7.2014 tarihlinde açılan ( 2014/505 esas), ancak dosyadaki belgelerden çekişmeli boşanma davasına dönüştüğü anlaşılan boşanma davası, davalı erkek tarafından açılmış olup, hala derdesttir. Eldeki dava ise davacı kadın tarafından açılmıştır. Bu halde her iki davanın tarafları farklı olup, derdestlikten söz edilemez. Mahkemece işin esasına geçilerek taraflara delillerini sunmaları için süre verilmesi, sunulduğu takdirde toplanılması ve hasıl olacak sonuca göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
    2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK md.186/1), geçimine (TMK md.185/3), malların yönetimine (TMK md. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK md.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK md.169). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davacı kadın ve yanında bulunan müşterek çocuk 2014 doğumlu … yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
    SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 1. ve 2. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

  • TMK MADDE 504

    TMK MADDE 504B. İrade Sakatlığı
    Mirasbırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır. Ölüme bağlı tasarrufta kişinin veya şeyin belirtilmesinde açık yanılma hâlinde mirasbırakanın gerçek arzusu kesin olarak tespit edilebilirse, tasarruf bu arzuya göre düzeltilir
    TMK MADDE 504’ÜN GEREKÇESİ
    Yürürlükteki Kanunun 450 nci maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki maddeden ve kaynak Kanundan farklı olarak uygulamada ve doktrinde kabul edildiği üzere, miras sözleşmesi yapabilmek için tasarrufta bulunanın kısıtlı olmaması koşulu da maddeye dahil edilmiştir.
    TMK MADDE 504 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay2. Hukuk Dairesi
    Esas : 2014/15865Karar : 2014/17013Karar Tarihi : 10.09.2014
    MAHKEMESİ : Urla Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
    Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından, velayet yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 119.00 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.

  • TMK MADDE 503

    TMK MADDE 503A. EhliyetII. Miras Sözleşmesinde
    Miras sözleşmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, kısıtlı bulunmamak gerekir.
    TMK MADDE 503’IN GEREKÇESİ
    Yürürlükteki Kanunun 450 nci maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki maddeden ve kaynak Kanundan farklı olarak uygulamada ve doktrinde kabul edildiği üzere, miras sözleşmesi yapabilmek için tasarrufta bulunanın kısıtlı olmaması koşulu da maddeye dahil edilmiştir.
    TMK MADDE 503 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay2. Hukuk Dairesi
    Esas : 2016/23890Karar No : 2017/14116KararTarih : 07.12.2017
    MAHKEMESİ : Aile MahkemesiDAVA TÜRÜ : Maddi-Manevi Tazminat
    Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından maddi ve manevi tazminatın miktarı ile vekalet ücretine yönelik olarak; davalı erkek tarafından ise kusur belirlemesi ve tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
    1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı kadının temyiz itirazları yersizdir.2-Davalı erkeğin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;Dava boşanma davası ile birlikte talep edilen ancak dosyadan tefrik edilen maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) taleplerine ilişkindir. Tarafların … 1. Aile Mahkemesinin 11.9.2012 tarihli 2011/503 esas, 2012/666 karar sayılı ilamıyla TMK m. 166/1 uyarınca boşandıkları, bu kararın temyiz edilmeyerek 11.07.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Boşanmaya ilişkin mahkeme ilamında temyiz edilmeyerek kesinleşen gerekçeye göre taraflara ilişkin bir kusur belirlemesi yapılmamıştır. Bu durumda davalı eşe kusur yüklenemez. Boşanma sonucu maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat yükümlüsünün kusurunun varlığı gerekir. Hal böyleyken davalı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olduğunun kabulü ve bu yanılgılı kusur belirlemesine bağlı olarak davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) hükmedilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
    SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davacıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 143.50 TL temyiz başvuru harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran davalıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

  • TMK MADDE 502

    TMK MADDE 502İKİNCİ BÖLÜM ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLARBİRİNCİ AYIRIM TASARRUF EHLİYETİA. EhliyetI. Vasiyette
    Vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve onbeş yaşını doldurmuş olmak gerekir.
    TMK MADDE 502’NİN GEREKÇESİ
    Yürürlükteki Kanunun 449 uncu maddesini karşılamaktadır. Arılaştırılmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır.
    TMK MADDE 502 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARİ
    Yargıtay8. Hukuk Dairesi
    Esas : 2015/17208Karar : 2018/9488Karar Tarihi : 19.03.2018
    MAHKEMESİ : Asliye Hukuk MahkemesiDAVA TÜRÜ : Tapu İptal ve Tescil
    Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın usulden reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
    KARAR :
    Davacılar …, … ve … vekili, dava konusu 502 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları esnasında … oğlu …adına tescil edildiğini, ancak taşınmazın 1964 yılında davacıların babası tarafından haricen satın alındığını, o tarihten bu yana 5-6 yıl babalarının , 45 yıl davacıların eklemeli olarak zilyet olduklarını, tapu m…kinin 1976 yılında vefat ettiğini, taşınmazın halen …adına kayıtlı olduğunu, intik…n mirasçılar tarafından yaptırılmadığını, kadastro çalışmalarının 1972 de yapıldığını, kadastrodan sonra da 20 yılı aşkın süredir davacılarca kullanıldığını TMK md 713/2 şartlarının oluştuğunu, bu nedenle tapunun ipt… ile davacılar adına tescilini talep etmiştir.Davalı … vekili ;daha önce davacılarca dava konusu taşınmaz hakkında tapu iptal tescil davası açıldığını, davanın reddedildiğini ve Yargıtayca da onandığını, iş bu dava için kesin hüküm teşkil ettiğini bu nedenle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.Mahkemece; dava konusu 502 parsel ile ilgili … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/512 Esas ve 2012/694 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde 502 parsel ile ilgili Tapu İpt… ve Tescil davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda 05/11/2012 tarihinde davanın reddine karar verildiği, Yargıtay aşamasından geçerek kararın onandığı, 6100 sayılı HMK’nın 114/1-i (Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.) maddesine istinaden önceki davanın kesin hükme bağlanmış olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.Dava;TMK maddesinde yazılı bulunan 713/2 ölüm ile zilyetlik hukuki nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
    Mahkemece iş bu davaya kesin hüküm teşkil ettiği belirtilen … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/512 Esas ve 2012 /694 Karar sayılı dava dosyasında; dava davacılar … ve … tarafından açılmış olup davacılar vekili, 502 parselde kayıtlı taşınmazın … oğlu …adına tespit edildiğini, taşınmazın davacıların babası tarafından haricen satın alındığını, o tarihten bu zamana babaları … ve davacıların zilyetliğinde olduğunu, …adına olan tapu kaydının ipt… ile davacılar adına müştereken tescilini talep etmiştir. Bunun üzerine Mahkemece; 502 nolu parselde kayıtlı taşınmazın 20 yılı aşkın süredir m…k sıfatıyla davacılar zilyetliğinde olduğu belirtilerek TMK.nın 713/2 maddesine göre dava konusu taşınmazın davacılar adına tescilinin talep edildiği, her ne kadar TMK.nın 713/2 . maddesi Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiş ise de, iptal kararları geriye yürümeyeceğinden 713/2 de öngörülen şartların iptal kararından önce var olması h…nde taşınmazın davacılar adına tescilinin mümkün olduğu, yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarından davacıların babası …’ın dava konusu taşınmazı satın aldığı sabit ise de …’ın bu yeri davacılara bağışladığı veya sattığının tespit edilemediği, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıklar İlyas ile birlikte davacıların dava konusu yeri kullandıklarını babaları öldükten sonra da bu iki davacının kullanmaya devam ettiklerini belirttikleri, dava konusu yeri … satın aldığına göre ve bu yerin davacılara bırakmadığına göre terekesine dahil olduğu, davacıların taşınmazın kendi adlarına tescilini istemelerinin el birliği mülkiyetinde mümkün olmadığı, ayrıca davacıların dayandığı satış kadastrodan önce yapılmış olup bu nedenle dayanak olarak 10 yıl geçtikten sonra dava açılmasının da mümkün olmadığı, dava konusu parselin Kadastrosunun 1972 yılında yapılmış olup aradan yaklaşık 35 sene geçtikten sonra açılan davanın dinlenmesi hak düşürücü sürenin hukuki niteliğine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece verilmiş olan kararda her ne kadar TMK 713/2 maddesinden bahsedilmişse de kararın içeriğinde TMK 713/2. maddesi yönünden kesin hüküm oluşturacak şekilde karar verilmemiş olup, 3402 sayılı Kadastro Kanunu 13/B-b ve 14. maddeleri ile TMK 713/ 1 maddesindeki kadastro tespiti öncesi tapulu olan taşınmazın haricen satın alınıp zilyetlik hukuki nedenine dayanılarak açılmış iptal tescil isteğine ilişkin hüküm içermektedir.
    Görülmekte olan davada ise; dava bu sefer …, … ve … tarafından açılmış olup kadastro tespiti sonrası devam eden zilyetliğe, TMK 713/2 maddesindeki “ tapu m…kinin ölmüş “olması nedenine dayanılarak iptal ve tescil isteminde bulunulmuştur.O halde … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/512 esas ve 2012/694 karar sayılı dava dosyası görülmekte olan davaya kesin hüküm oluşturmamaktadır. Mahkemece, iddia ve savunmalar çerçevesinde, toplanmış ve toplanacak delillere göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir
    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek h…nde temyiz eden davacılara iadesine, 19.03.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  • TMK MADDE 501

    TMK MADDE 501D. Devlet
    Mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer.
    TMK MADDE 501’İN GEREKÇESİ
    Maddenin kenar başlığı yürürlükteki 448 inci maddede “Hazine” şeklindedir. Bunun yerine maddede “Devlet” sözcüğüne yer verilmiş ve bunun anlamı daha iyi ifade edeceği düşünülmüştür.
    TMK MADDE 501 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay14. Hukuk Dairesi
    Esas : 2016/6639Karar : 2019/283Karar Tarih : 14.01.2019
    MAHKEMESİ : Sulh Hukuk Mahkemesi
    Davacılar vekili tarafından, 25.10.2011 gününde verilen dilekçe ile TMK 501 ve 594 maddelerine dayalı olarak tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.04.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
    KARAR
    Davacı Hazine, 52 ada 9 parsel sayılı taşınmazın … oğlu … kızı … adına kayıtlı olduğunu ancak … oğlu … ve … kızı …’ın mirasçılarının tespit edilemediğini, TMK 501 ve TMK 594. maddeleri gereğince Hazinenin … oğlu … ve … kızı …’ın adına kayıtlı 52 ada 9 parsel sayılı taşınmazların TMK 501 ve 594. maddeleri gereğince Hazine adına tescil edilmesini istemiştir.Mahkemece, 52 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki hissedar … oğlu …’nın mirasçıları tespit edildiğinden davanın … oğlu … yönünden reddine, taşınmazdaki diğer hissedar … kızı …’ın mirasçısı tespit edilemediğinden … kızı … yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.Hükmü, davacı Hazine vekili temyiz etmiştir.4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 598. maddesine göre, başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir. 501. maddesine göre ise, mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası devlete geçer.TMK’nın 30. maddesinde doğum ve ölümün nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunabileceği, nüfus kütüklerinde kayıt bulunmaması veya bulunan kaydın doğru olmadığının anlaşılması halinde gerçek durumun her türlü delille kanıtlanabileceği açıklanmıştır.TMK’nın 594. maddesi ile “Mirasbırakanın mirasçısı bulunup bulunmadığı veya mirasçıların tamamı bilinmiyorsa, sulh hakimi uygun araçlarla ve bir ay ara ile iki defa ilan yapıp hak sahiplerini son ilandan başlayarak en geç bir yıl içinde mirasçılık sıfatlarını bildirmeye çağırır. İlan süresinde kimse başvurmazsa ve sulh hakimi de hiçbir mirasçı tespit edememişse, miras sebebiyle istihkak davası açma hakkı saklı kalmak üzere miras Devlete geçer. düzenlemesi getirilmiştir.Mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davada irs ilişkisi kural olarak nüfus kayıtları ile ispat olunur. Nüfus kayıtları belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle tabi değildir. (TMK md.7) Hakim çekişmesiz yargıda re’sen araştırma ilkesi uyarınca, davanın ispatı için gerekli bütün delillere başvurabilir.
    Somut olaya gelince; dava konusu 52 ada 9 parsel sayılı taşınmazın 31.01.1969 yılında kesinleşen kadastro tutanağında, 9 nolu parsele ait … oğlu … ile karısı … adına kayıtlı Şubat 1299 tarih ve 644 sıra nolu tapu kayıtlarının bulunduğu, buna göre taşınmazın … oğlu … ile … kızı … adına tescilinin yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece, zabıta araştırması sonucu tapu kayıt maliki olduğu belirlenen muris …’in ise nüfus kaydına göre doğum tarihinin 14.04.1948 olduğu, eşi …’le evlenme tarihlerinin 17.11.1974 olduğu, kadastro sırasında adına tescil yapılan … oğlu …’nın eşinin ise diğer hissedar … olduğu anlaşıldığı gibi, taşınmazın tespit dayanağının Şubat 1299 yılındaki tespit olduğu görülmüştür. Mahkemece, muris olduğu tespit edilen 14.04.1948 doğumlu … oğlu … ile Şubat 1299 tarihinde adına tescil işlemi yapılan tapu kayıt maliki … oğlu …’nın aynı kişiler olmadığı üzerinde durulmadan, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 14.01.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  • TMK MADDE 500

    TMK MADDE 500C. Evlâtlık
    Evlâtlık ve altsoyu, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlâtlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder. Evlât edinen ve hısımları, evlâtlığa mirasçı olmazlar.
    TMK MADDE 500’ÜN GEREKÇESİ
    Yeni düzenlemede sahih / gayrisahih nesep ayrımı kaldırılmış olduğundan yürürlükteki maddenin birinci fıkrasında yer alan “kendisini evlât edinen kimseye, nesebi sahih füruu gibi mirasçı olurlar” deyimindeki, “nesebi sahih füruu gibi” sözcükleri maddeden çıkarılmış, bunun yerine “evlât edinene, kan hısımı gibi” mirasçı olurlar ifadesi konulmuştur.Maddenin ikinci fıkrası yürürlükteki fıkrayı aynen tekrar etmektedir. Bu fıkrada hüküm değişikliği yoktur.
    TMK MADDE 500 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay4. Hukuk Dairesi
    Esas : 2019/464Karar : 2019/2150Karar Tarihi : 10/04/2019
    MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
    Asıl davada davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve … aleyhine 08/02/2005 gününde verilen dilekçe ile hırsızlık eylemi nedeniyle aynen teslim, olmadığı takdirde maddi tazminat ile manevi tazminat ve birleşen davada davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 27/05/2005 gününde verilen dilekçe ile itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl davanın kısmen kabulü ile birleşen davada takibe konu olan borcun yargılama sırasında ödenmiş olduğu değerlendirilerek konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve dahili davalılar aleyhine icra inkar tazminatı hükmedilmesine dair verilen 24/02/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ile davalılardan … vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
    1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalılardan …’ın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.2-)Davalılardan …’ın diğer temyiz itirazlarına gelince;
    a-)Asıl dava, hırsızlık eylemi nedeniyle ziynet eşyalarının aynen teslimi, olmadığı takdirde bedeline ilişkin maddi ve manevi tazminat davasıdır. Birleşen dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulü ile birleşen dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalılardan … vekili tarafından temyiz edilmiştir.Davacılar vekili asıl ve birleşen davada; 01/08/2004 tarihinde davalılar tarafından, müvekkilinin yaşadığı ikamette bulunan para ve ziynet eşyalarının yer aldığı kasanın çalındığını, davalıların …… 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/424 esas 2007/586 sayılı kararı ile hırsızlık suçundan cezalandırılmasına karar verildiğini, hükmün Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiğini belirterek, asıl davada çalınan ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedeline ilişkin maddi ve manevi tazminat; birleşen davada ise çalınan nakit paraya ilişkin başlatılan ilamsız takibe yapılan itiraz nedeniyle itirazın iptali ve icra inkar tazminatı isteminde bulunmuştur.Davalılar; davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.Mahkemece; bilirkişi raporu hükme esas alınarak, asıl dava yönünden bilirkişi raporunda belirtilen eşyaların aynen iadesi olmadığı takdirde bedeline ilişkin maddi ve manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne; birleşen davada ise takip konusu borcun yargılama esnasında ödenmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.Dosya kapsamından; davalıların, davacının ikametinde bulunan para ve ziynet eşyalarının yer aldığı kasayı çaldıkları konusunda ihtilaf bulunmamakla beraber; davacının, kasa içerinde bulunan 5.000 TL, 2000 Usd ve 500 Euro’ya karşılık 15.000 TL yönünden …… 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 31/08/2004 gün 2004/136 D.iş sayılı kararı ile ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verildiği, bu karara dayanılarak, davacı tarafından birleşen davaya konu olan …… 3. İcra Müdürlüğünün 2004/3044 sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığı, bu takibe davalılardan …’ın itiraz etmeyerek takibin bu davalı yönünden kesinleştiği ve anılan davalı tarafından dosya borcunun ödendiği ancak eldeki asıl davada da mükerrerlik oluşturacak şekilde, bilirkişi raporu hükme esas alınarak çalınan ziynet eşyalarının yanında 2000 Usd karşılığı bedelin de zarara dahil edildiği anlaşılmaktadır.Şu durumda mahkemece, asıl dava konusu dolar miktarının davalılardan … tarafından birleşen davaya konu icra takibi esnasında ödenmesine rağmen, mükerrerlik teşkil edecek şekilde zarar kapsamına dahil edilmesi doğru görülmemiştir. Hükmün bu nedenle davalılardan … yararına bozulması gerekmiştir.
    b-)Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (Türk Medeni Kanunu 24), isme saldırı (Türk Medeni Kanunu 26), nişan bozulması (Türk Medeni Kanunu 121), evlenmenin feshi (Türk Medeni Kanunu 158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (Türk Borçlar Kanunu 56) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (Türk Borçlar Kanunu 58). Bunlardan Türk Medeni Kanunu 24. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu 58. maddesi daha kapsamlıdır. Türk Medeni Kanunu 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir olgunun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; Türk Medeni Kanunu 26, 174, 287); bunların dışında Türk Borçlar Kanunu 58. maddesi uygulanır.Türk Medeni Kanunu 24. ve Türk Borçlar Kanunu 58. maddelerinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıklar, açıklanan olgularla çevrelendirildiğinde, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalması durumunda manevi tazminat isteği reddedilmelidir.Somut olayda, kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık suçundan doğan zarar, davacının iç huzurunu bozacak nitelikte bir olgu değildir. Manevi tazminatın koşullarını düzenleyen Türk Borçlar Kanunu 58. maddesine göre davalının haksız eylemi kişinin sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak benimsenemez.Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bu nedenle de davalılardan … yararına bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda (2/a-b) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalılardan … yararına BOZULMASINA, davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının (1) numaralı bentte gösterilen nedenlerle reddine ve davalı …’tan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 10/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

  • TMK MADDE 499

    TMK MADDE 499B. Sağ Kalan Eş
    Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur: 1. Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri, 2. Mirasbırakanın  ana  ve  baba  zümresi  ile  birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı, 3. Mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır.
    TMK MADDE 499’UN GEREKÇESİ
    Maddenin (3) numaralı bendinde bentte sağ kalan eşin miras bırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile mirasçı olması hali düzenlenmiş, bende -ve onların çocukları- deyimi eklenmiştir. Böylece 497 nci maddede yapılan değişiklikle uyum sağlanmıştır.Yürürlükteki maddenin son fıkrası değiştirilmek suretiyle 497 nci maddenin son fıkrasına alındığından madde metnine alınmamıştır.
    TMK MADDE 499 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay12. Hukuk Dairesi
    Esas : 2018/13657/Karar : 2019/667KararTarihi : 22/01/2019
    MAHKEMESİ : İcra Hukuk Mahkemesi
    Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
    Yargıtay ilamında belirtilen bozma sebepleri çerçevesinde işlem yapılarak karar verilmiş, bozma ile kesinleşen hususların yeniden temyiz sebebi yapılmasına usul hükümleri elvermemiş bulunmasına ve temyiz edilen kararda yazılı gerekçelere göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle bozma gereğine ve usule uygun mahkeme kararının İİK’nin 366. ve HUMK’nin 438. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 44,40 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/01/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

Call Now