Etiket: gaziantep avukatları

  • Tedviren Görevlendirilen Memura Tazminat ve Vekalet Aylığı Ödenmez

    Tedviren Görevlendirilen Memura Tazminat ve Vekalet Aylığı Ödenmez

    Özet : Kamu kurumlarınca bazı durumlarda atanılacak kadroya atanma şartlarını taşımayan kişiler çeşitli nedenlerle ilgili görevleri yürütmek üzere tedviren görevlendirilmektedirler. Tedviren görevlendirilen kişiler yapmış oldukları görevlerden ve üstlenmiş oldukları sorumluluklardan dolayı bazı durumlarda idarelerinden zam tazminat farkları ile vekalet aylığı talebinde bulunmaktadırlar.

    Tedviren yapılan görevlendirmelerde ödenen zam ve tazminatlar ile vekalet aylıkları sayıştay başkanlığınca ilgililer adına borç çıkarılmaktadır.Tedviren yapılan görevlendirme neticesinde ödenmeyen zam ve tazminatlar ile vekalet aylığının ödenmesi için dava açan bir memur hakkında verilmiş Danıştay kararınında tedviren yapılan görevlendirmelerde zam tazminat farkı ile vekalet  aylığının ödenmeyeceğine hükmedilmiştir.


    Danıştay

     2.Daire


    Esas : 2008/4125

    Karar : 2009/294

    Karar Tarihi : 27.01.2009
    Özeti : Asilde aranan şartlara sahip olmayan davacının, malmüdürlüğü görevini tedviren yürütmesi nedeniyle, kendisine tazminat şeklinde olsa dahi vekalet aylığı ödenemeyeceği hakkında.
    Kararın Düzeltilmesini İsteyen (Davalı): Maliye Bakanlığı Diğer Davalı : Gümüşhane Valiliği Karşı Taraf : … 
    İsteğin Özeti : Trabzon İdare Mahkemesi’nin 21.04.2005 günlü, E:2004/1240, K:2005/389 sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onbirinci Dairesi’nin 02.11.2007 günlü, E:2005/2605, K:2007/7696 sayılı kararının davalı tarafından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.


    Cevabın Özeti : Cevap verilmemiştir.
    Danıştay Tetkik Hakiminin Düşüncesi : Karar düzeltme isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
    Danıştay Savcısının Düşüncesi : Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54 üncü maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatıTÜRK MİLLETİ ADINA
    Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesi’nce işin gereği düşünüldü: Dava, … Malmüdürlüğü’nde Muhasebe Memuru olan ve Malmüdürlüğü görevini tedviren yürütmekle görevlendirilen davacı tarafından, 04.08.2003 – 02.09.2003 tarihleri arası 30 gün, 30.09.2003 – 12.10.2003 tarihleri arası 12 gün olmak üzere toplam 42 gün ve 02.08.2004 tarihinden itibaren de görevde kaldığı sürece mahrum kaldığı vekalet aylığı ve tazminatlarının ödenmesi için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin 18.08.2004 günlü işlemin iptali ile yoksun kalınan vekalet aylığı ve tazminatların yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.


    Trabzon İdare Mahkemesi’nin 21.04.2005 günlü, E:2004/1240, K:2005/389 sayılı kararıyla; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 86. maddesi ve 99 seri Nolu Devlet Memurları Kanunu Genel Tebliği‘nde, vekalet görevi ve vekalet aylığı verilmesi koşullarının belirlendiği, Maliye Bakanlığı Atama ve Görevde Yükselme Yönetmeliği’nin 31. maddesinde, malmüdürlüğü görevinin (C) hizmet grubunda yer aldığı, bu göreve atanabilmek için (D) hizmet grubunda yer alan görevlerde veya denetmen kadrolarında en az iki yıl çalışmış olma şartı öngörüldüğü, 657 sayılı Yasa’da bir görevin tedviren yürütülmesine ilişkin bir hükme yer verilmemiş olmakla beraber, yukarıda sözü geçen tebliğ uyarınca idarece tedvir görevi verilen kişinin Anayasa’nın angaryayı yasaklayan 18. maddesi hükmü uyarınca fiilen yürüttüğü görev karşılığı bazı maddi haklara sahip olacağı, bu tazminat miktarının hesaplanmasında o görev için verilecek vekalet aylığının esas alınması gerektiği, buna göre, asilde aranılan koşulları taşımaması nedeniyle vekaleten atanması yolundaki başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği, ancak, malmüdürlüğü görevini tedviren yürütmekle görevlendirilen davacıya fiilen yürüttüğü bu görev nedeniyle başvuru tarihinden itibaren vekalet aylığına eşdeğer tutarda bir meblağın tazminat olarak ödenmesi gerektiği, başvuru tarihinden önceki döneme ilişkin maddi kayıpların tazminine ilişkin istemin süre aşımı yönünden incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle, dava konusu 18.08.2004 günlü işlemin iptali istemine yönelik davanın reddine, vekalet aylığına tekabül edecek tazminat isteminin ise kısmen kabulüyle başvuru tarihi olan 04.10.2004 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle vekalet aylığına tekabül edecek orandaki tazminatın davalı idarece hesaplanarak davacıya ödenmesine, vekalet aylığına eşdeğer tutarda tazminat dışındaki tazminat isteminin reddine, başvuru tarihinden önceki döneme ait tazminat isteminin ise süre aşımı yönünden reddine hükmedilmiştir.

    Nafaka


    Davalı idarenin, anılan kararın kabule ilişkin kısmına karşı yapmış olduğu temyiz başvurusu Danıştay Onbirinci Dairesi’nin 02.11.2007 günlü, E:2005/2605, K:2007/7696 sayılı kararıyla reddedilerek İdare Mahkemesi kararı onanmıştır.
    Davalı idare, davacının Malmüdürlüğü’ne atanabilmek için gerekli şartları taşımadığından, tazmin şeklinde olsa dahi davacıya vekalet aylığının ödenmesinin mümkün olmadığını öne sürmekte ve karar düzeltme isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmının bozulmasını istemektedir.


    Davalı idare tarafından verilen karar düzeltme dilekçesinde ileri sürülen hususlar 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54/1-c maddesine uygun bulunduğundan, Danıştay Onbirinci Dairesi’nin 02.11.2007 günlü, E:2005/2605, K:2007/7696 sayılı karar kaldırılarak uyuşmazlığın esasına geçildi.


    657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 86. maddesinde vekalet görevi ve aylık verilmesinin şartları düzenlemiş olup, maddenin ilk paragrafında “Memurların kanuni izin, geçici görev, disiplin cezası uygulaması veya görevden uzaklaştırma nedeniyle işlerinden geçici olarak ayrılmaları halinde yerlerine kurum içinden veya diğer kurumlardan veya açıktan vekil atanabilir.” hükmüne yer verildikten sonra, Kanun’un 174. maddesinde vekalet aylıklarının ödenebilmesi için görevin fiilen yapılmasının şart olduğu, aynı Kanun’un 175. maddesine 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesi ile eklenen paragrafta da kurum içinden veya diğer kurumlardan vekalet edenlere vekalet aylığı ödenebilmesi için, vekilin asilde aranan şartları taşımasının zorunlu olduğu hükümleri yer almıştır.


    17.05.1987 günlü, 19463 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 99 sayılı Devlet Memurları Kanunu Genel Tebliği’nde ise; “1- Bir görevin vekaleten yürütülmesi halinde görevin gerekleri ve nitelikleri değişmeyeceğinden bu görevi vekaleten yürütecek olanların asil memurda aranan şartlara sahip olmaları gerekmektedir. Bu sebeple; a) 1-4. dereceli kadrolara vekalet edeceklerin 657 sayılı Kanun’un 68. maddesinde belirtilen şartları haiz olmaları, b) 5-15. dereceli kadrolara vekalet ettirileceklerin öğrenim durumları itibariyle tesbit olunan yükseltebilecek dereceyi aşmamak kaydıyla vekalet ettirilecekleri kadronun derecesinin, kazanılmış hak aylık derecesinin üç üst derecesinden fazla olmaması gerekmektedir.
    2- Asilde aranan şartlara sahip vekil memur bulunamadığı takdirde, hizmetin aksamadan yürütülebilmesi bakımından herhangi bir şekilde boşalmış veya boş bulunan bir görevin öncelikle varsa yardımcıları yoksa asilde aranan şartlara en yakın personel tarafından tedviren gördürülmesi mümkün görülmektedir.


    3- 657 sayılı Kanun’un vekalet ücreti ödenmesine ilişkin 175. maddesinde göre, tedvir dolayısıyla herhangi bir ödeme yapılması mümkün bulunmamaktadır.” kuralı yer almıştır. Danıştay’ın istikrar kazanmış bulunan kararlarına göre, personel rejiminde tedviren görevlendirmenin hukuki bir dayanağı olmayıp bir görevin o kadroya atama veya asilde aranan şartlara sahip vekil marifetiyle gördürülmesi gerekmektedir.

    Dosyanın incelenmesinden, … Malmüdürlüğü’nde Muhasebe Memuru olarak görev yapan ve en son 02.08.2004 tarihinden itibaren 03.08.2004 tarihli valilik oluruyla … Malmüdürlüğü görevini yürütmek üzere tedviren görevlendirilen davacının, mahrum kaldığı vekalet aylığı ile tazminatlarının ödenmesi için yaptığı başvurusunun reddi üzerine bakılmakta olan davayı açtığı anlaşılmaktadır.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatıYukarıda yer alan hükümler uyarınca, bir göreve vekaleten atanan kişiye vekalet ettiği göreve ilişkin vekalet aylığı, yan ödeme ve tazminatın ödenebilmesi için vekilin asilde aranan şartları taşıması gerekmektedir. Diğer taraftan, Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlemlerinin kanunla düzenleneceği şeklindeki hükmü karşısında, asilde aranan şartlara sahip olmayan kimselerin bir görevi yürütmek üzere vekaleten veya yetkili kılınmak suretiyle görevlendirilmeleri halinde, düzenli bir ödemeden yararlanabilmeleri için, yasal bir dayanağın bulunması gerektiği de açıktır.

    Dolayısıyla asilde aranan şartlara sahip olmayan davacının malmüdürlüğü görevini tedviren yürütmesi nedeniyle kendisine tazminat şeklinde olsa dahi vekalet aylığı ödenmesi mümkün olmadığından, vekalet aylığına tekabül edecek tazminat isteminin kısmen kabulüyle başvuru tarihi olan 04.10.2004 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle vekalet aylığına tekabül edecek orandaki tazminatın davalı idarece hesaplanarak davacıya ödenmesine hükmedilmesi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.


    Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle Trabzon İdare Mahkemesi’nce verilen 21.04.2005 günlü, E:2004/1240, K:2005/389 sayılı kararın kabule ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinin l/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Yasa ile değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 27.01.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    Bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın

  • Tebliğden Önce Yapılan İtirazın Geçerliliği İçin Ödeme Emri Tebliği Şarttır

    Tebliğden Önce Yapılan İtirazın Geçerliliği İçin Ödeme Emri Tebliği Şarttır

    Yargıtay

    12. Hukuk Dairesi


    Esas : 2020/1169Karar : 2020/2965

    Karar Tarihi : 19/03/2020 
    “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi
    Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

    Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;Alacaklı tarafından adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, davalı borçlu itiraz dilekçesinde, alacaklıya hiçbir borcu olmadığını, 2015 yılında 44.840TL, 2016 yılında 25.000-TL olmak üzere toplam 69.840-TL ödeme yaptığını, kalan ana para kira borcunun 5.160-TL olduğunu, bu kira borcu karşılığı takibe konu kiralanan taşınmazlarda tadilat yaptırdığını, tadilat masrafının bakiye kira alacağından fazla olduğunu bildirerek borca itiraz etmiştir.

    Ödeme emrine davalı borçlu tarafından itiraz edilmesi üzerine, davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunmuştur.Mahkemece; davacı vekili tarafından dava dilekçesinde, davacı ile davalı arasında imzalanan kira sözleşmesinin hata, hile sureti ile imzalandığı, bu nedenle kira sözleşmesini kabul etmediklerinin beyan edildiği, davacı vekili tarafından dava dilekçesinde belirtilen ve davaya dayanak olarak gösterilen iddialarına ilişkin hususların genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle itirazın kaldırılması ve tahliye davasının reddine karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine,

    Bölge Adliye Mahkemesince, ödeme emrinin davalı borçluya 20/07/2018 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun tebliğden önce19/07/2018 tarihinde takibe itiraz ettiği, davalı borçluya usulüne uygun tahliye istemli ödeme emri tebliğ edilmeden, ödeme ve itiraz süreleri işlemeye başlamayacağı ve haricen öğrenmeye dayalı itirazın hukuki sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Borçlu aleyhine başlatılan icra takibinde her ne kadar alacaklı, dayanmış olduğu kira sözleşmesinin geçerli olmadığını ileri sürmüşse de davalı borçlu ödeme emrine itirazında taraflar arasındaki kira akdine ve kira bedeline karşı çıkmamış, kiracılık ilişkisini kabul ederek borcun ödendiğini ileri sürmüştür. Borçluya İİK’nın 269/1. maddesi gereğince usule uygun olarak ödeme emri tebliğ edildiğinden ve ödeme emri tebliğ edilmekle de icra takip süreci devam edeceğinden borçlunun tebliğden önce yaptığı itirazı geçerlidir ve geçerli olan itirazı sebebiyle icra takibi durdurulmuştur.

    Ödeme emrinin hiç tebliğ edilmemiş olması hallerinde borçlunun takibi haricen öğrenerek itirazda bulunması durumunda itirazın geçerli olmadığı kabul edilir. Oysa davalıborçluya ödeme emri tebliği ile ilgili eksiklik tamamlanmış, icra takibinin durdurulmasına karar verilmiş olduğundan alacaklı tarafından itirazın kaldırılması ve tahliye istenmesinde herhangi bir usulsüzlük bulunmamaktadır.Mahkemece kira ilişkisini ve kira bedelini inkar etmemiş olan davalı borçlunun ödeme iddiası üzerinde durulup takibe konu alacağın ödenip ödenmediğinin tespiti ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi ve istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesince farklı gerekçe ile esastan reddedilmesi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.


    SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK‘nun 373/1. maddesi uyarınca, … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi’nin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin 14.11.2019 tarih ve 2019/1234 E. – 2019/2924 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve … İcra Hukuk Mahkemesi’nin 05.03.2019 tarih, 2019/27 E. – 2019/114 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 19/03/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makakeler için tıklayın

  • Tebligat Usulsüzlüğüne İlişkin Resen İnceleme Yapılamaz

    T.C.Yargıtay

    12. Hukuk Dairesi

    Esas : 2019/11746Karar : 2019/14741Karar Tarihi : 14/10/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi
    Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı ve ihale alıcısı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

    Borçlu tarafın ihalenin feshi isteminde; satış ilanı tebligatının usulsüz olduğu iddiası ile birlikte sair fesih nedenleri ileri sürülerek asıl davada; ihalesi yapılan taşınmazlardan 17 nolu taşınmazın, birleşen davada ise ihalesi yapılan diğer 14 adet taşınmazın ihalesinin feshinin istendiği, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, kararın şikayetçi tarafından istinaf edilmesi üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi borçlunun istinaf başvurusunun kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetin kabulü ile ihalenin feshine hükmedildiği, kararın alacaklı ve ihale alıcısı davalılar tarafından temyiz edildiği görülmektedir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 355. maddesinde; “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.

    İş Yeri Açılışında Belge Teslimi

    Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir” düzenlemesine yer verilmiş ve aynı Kanunun 352/1. maddesinde de; başvuru şartlarının yerine getirilmemesi ya da başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi halinde gerekli kararın verileceği belirtilmiştir. İcra mahkemesince verilen şikayetin reddi kararına karşı şikayetçi borçlu tarafından yasal süresi içerisinde sunulan istinaf dilekçesinin incelenmesinde; ipotek borçlusunun, şikayet nedenlerinden biri olan tebligat usulsüzlüğüne ilişkin iddiayı istinaf nedeni olarak ileri sürmediği, ancak buna rağmen bölge adliye mahkemesince HMK’nun 355. maddesine aykırı olacak şekilde anılan hususta re’sen inceleme yapılarak, borçluya yapılan satış ilanı tebliğ işleminin usulsüz olduğu gerekçesiyle ihalenin feshine karar verildiği anlaşılmaktadır.

    Bu durumda, bölge adliye mahkemesince, HMK’nun 355. maddesine aykırı olacak şekilde istinaf dilekçesinde ileri sürülmeyen ve kamu düzeni yönünden de incelenecek hususlardan olmayan tebligat usulsüzlüğü hakkında inceleme yapılarak sonuca gidilmesi isabetsiz olup, başkaca fesih nedeni de bulunmadığından, HMK’nun 353/1-b-1 maddesi gereği, şikayetçinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdi.


    SONUÇ : … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 22.05.2019 tarih ve 2019/233 E. – 2019/1665 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK‘nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14/10/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK’YA GÖRE SUÇ İŞLEYEN MEMURUN ADLİ YARGILAMASI YAPILMADAN MESLEKTEN MEN CEZASI VERİLMEZ

    Danıştay

    10. Daire

    Esas : 2019/545Karar : 2019/4200Karar Tarihi : 19/06/2019
    İSTEMİN KONUSU: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E: …, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
    YARGILAMA SÜRECİ
    Dava konusu istem: Polis memuru olarak görev yapan davacının, … Emniyet Müdürlüğü emrinde görev yaptığı dönemde, “uyuşturucu maddeleri yapmak veya kullanmak, bunların yapılmasına, kullanılmasına, saklanmasına, yollanmasına, yakalanacağı sırada ortadan kaldırılmasına, satılmasına veya satın alınmasına aracı olmak” ve “kaçakçılık yapmak veya kaçakçılarla ilişki kurmak” fiillerini işlediğinden bahisle, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. ve 8/22. maddeleri uyarınca 2 kez ayrı ayrı meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 16/01/2013 tarih ve 2013/13 sayılı Yüksek Disiplin Kurulunun kararının iptali istenilmiştir.

    İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E: …, K: … sayılı kararda; dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararının, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmının incelenmesinden; davacı hakkında gerek idari gerekse adli soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgelere, olayın gelişim seyrine ve ifadelerdeki çelişkilere göre, davacının satmak için uyuşturucu nakleden şahısları önceden tanıdığı, bu şahıslarla uyuşturucu maddelerin havalimanından geçirilmesiyle ilgili olarak daha önceden görüşerek plan yaptıkları ve davacının bu şahıslara uyuşturucu maddeleri havalimanından geçirilmesi sırasında yardım ettiği anlaşıldığından, uyuşturucu maddelerin yollanmasına aracılık ettiğinin sabit olduğu, bu nedenle eylemine uyan disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan; davacının aynı fiili nedeniyle “satmak için uyuşturucu madde nakletme” suçundan adli yargı merciinde yargılandığı, bu yargılama sonucunda, … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla 5 yıl ve 200 tam gün adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği de belirtilmiştir.

    Dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararının, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/22. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmının incelenmesinden ise; adli ve idari soruşturma ile adli yargılama kapsamındaki tüm bilgi-belge ve ifadeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davacının, uyuşturucunun yollanmasına aracılık etme fiilinin sübut bulduğu, uyuşturucunun yollanmasına aracılık etmeleri amacıyla uyuşturucuyu nakleden kişilerle olay öncesi iki kez görüşme yaptığı hususunun tartışmasız olduğu anlaşıldığından uyuşturucu kaçakçılarıyla ilişki kurduğunun sabit olduğu, bu nedenle eylemine uyan disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatıTEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından; dava konusu disiplin cezalarına konu eylemleri gerçekleştirmediği, meslekten çıkarma cezalarının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.


    KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu işlemlerin hukuka uygun olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.


    DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİNİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabul, kısmen reddedilerek, dava konusu işlemin, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmı yönünden, eylemin sübut bulduğu gerekçesiyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, dava konusu işlemin, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/22. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmı yönünden ise tek eyleme iki farklı ceza verilemeyeceği gerekçesiyle kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.


    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
    İNCELEME VE GEREKÇE:
    MADDİ OLAY : Polis memuru olarak görev yapan davacının, “uyuşturucu maddeleri yapmak veya kullanmak, bunların yapılmasına, kullanılmasına, saklanmasına, yollanmasına, yakalanacağı sırada ortadan kaldırılmasına, satılmasına veya satın alınmasına aracı olmak” ve “kaçakçılık yapmak veya kaçakçılarla ilişki kurmak” fiilerini işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. ve 8/22. maddeleri uyarınca 2 kez ayrı ayrı meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.


    İLGİLİ MEVZUAT : Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. maddesinde “Uyuşturucu maddeleri yapmak veya kullanmak, bunların yapılmasına, kullanılmasına, saklanmasına, yollanmasına, yakalanacağı sırada ortadan kaldırılmasına, satılmasına veya satın alınmasına aracı olmak” fiili; 8/22. maddesinde ise “Kaçakçılık yapmak veya kaçakçılarla ilişki kurmak” fiili meslekten çıkarma cezasını gerektiren fiiller olarak düzenlenmiştir.


    HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararının, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmının incelenmesi:Olayda, davacı hakkında “satmak için uyuşturucu madde nakletme” suçundan açılan ceza davasında … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla 5 yıl hapis, 200 tam gün adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve söz konusu 200 gün adli para cezasının … TL adli para cezasına çevrilmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla bozulduğu, bozma kararı üzerine … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla sanığın üzerine atılı ”uyuşturucu madde ticareti yapma veya sağlama” suçunu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, hukuka uygun, somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine hükmedildiği ve … Ağır Ceza Mahkemesinin anılan kararının temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay’a gönderildiği görülmüştür.Anılan suçun 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda açıkça tanımlanmış olması nedeniyle, davacının bu suçu işleyip işlemediği ancak ceza mahkemesince verilecek karar sonucunda belirlenebilecektir.

    Bu durumda, söz konusu ceza davasının nihai olarak sonuçlanıp sonuçlanmadığı hususunun İdare Mahkemesince araştırılması ve ceza yargılaması sonucunda verilecek nihai karar da göz önünde bulundurularak, davacı tarafından, disiplin cezasına konu fiillerin işlenip işlenmediği konusunda yeniden bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeksizin verilen İdare Mahkemesi kararının bu işleme yönelik kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

    Dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararının, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/22. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmının incelenmesi:Davacının, kaçakçılarla ilişki kurduğundan bahisle cezalKaandırılmasına ilişkin olayın, …’dan temin ettikleri uyuşturucu maddeyi havayolu ile İzmir’e nakledecekken … Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yapılan operasyonda yakalanan … ve … isimli kişilerle olay gününden bir hafta önce görüşmesi şeklinde gerçekleştiği, kaçakçılık fiilinin “yurda giriş veya çıkışı gümrüğe tabi bir eşyanın gümrük işlemleri yapılmadan ülkeye sokulması veya ülkeden çıkarılması” olarak tanımlanabileceği, olayda ise üretimi, kullanımı ve satışı yasak olan uyuşturucu maddenin yurt içinde bir yerden başka bir yere nakledilmeye çalışıldığı, davacının bu disiplin cezasına konu kaçakçılık yapmak ya da kaçakçılarla ilişki kurmak fiilinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ve 5607 sayılı çakçılıkla Mücadele Kanununda suç olarak tanımlanmış olması nedeniyle, ceza yargılaması yapıldıktan sonra, disiplin cezasına konu fiillerin işlenip işlenmediğinin değerlendirilmesi gerektiği, ancak kaçakçılık fiilinden dolayı davacı ve adı geçen ilgililer hakkında ceza davası dahi açılmadığı anlaşılmıştır.


    Bu durumda; davacıya isnat edilen kaçakçılık yapmak ya da kaçakçılarla ilişki kurmak fiilin gerçekleşmediği sonucuna ulaşıldığından, dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararının bu cezaya ilişkin kısmında da hukuka uygunluk görülmemiştir.Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında bu işlem yönünden de hukuki isabet bulunmamaktadır.
    KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne;2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin temyize konu …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E: …, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,4. 2577 sayılı Kanun’un (geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 19/06/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

    bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 345 YÜRÜTME

    TCK MADDE 345 YÜRÜTMEBu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
    TCK MADDE 345’iN GEREKÇESİ
    Yürütmeyle ilgilidir.
    TCK MADDE 345 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay14. Hukuk Dairesi
    Esas : 2019/1669Karar : 2020/843Karar Tarihi : 03.02.2020 
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Sulh Hukuk Mahkemesi

    Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.11.2011 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi talebi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18.07.2018 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmekle dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
    KARAR
    Mahkeme kararı, hükmü temyiz eden bir kısım davalılar vekili Av. …’e 27.09.2018 tarihinde, davalılar … ve …’a 28.09.2018 tarihinde ve davalı …’e 26.09.2018 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olup, davalılardan …, … ve … temyiz aşamasında Av. …’i vekil tayin etmiştir. Hükmü, bir kısım davalılar vekili; tebliğ tarihinden itibaren 8 günlük yasal temyiz süresi geçirildikten sonra 10.10.2018 tarihinde temyiz etmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa 6217 sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 432/4. maddesi ve 01.06.1990 tarihli ve 3/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince süresi geçirilen temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; bir kısım davalılar vekilinin süresinde olmayan temyiz isteminin REDDİNE, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 03.02.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
    KARŞI OY
    Dairemizce, bir kısım davalılar vekilinin temyiz talebi, kanunun öngördüğü 8 günlük temyiz süresini geçirdiği gerekçesiyle, reddine karar verilmiştir. Çoğunluk görüşüne iştirak etmek mümkün değildir.Salihli Sulh Hukuk Mahkemesinin temyize konu 18.07.2018 tarihli kararında, ortaklığın giderilmesine karar verilmiş, gerekçeli ve kısa kararda “Tebliğden itibaren iki haftalık süre içinde Yargıtay yolu açık olmak üzere” ibaresine yer verildiği görülmüştür.Medenî yargıda süre, davayla ilgili bir işlemin yapılması amacıyla, mahkeme veya ilgililer için, kanun tarafından veya kanunun verdiği yetkiye dayanarak hâkim veya ilgili şahıs tarafından tayin olunan belirli bir zaman dilimi, şeklinde tarif edilebilir.6100 sayılı Hukuk Muhakemelesi Kanununun, “Sürelerin belirlenmesi” kenar başlıklı 90. maddesine göre; süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının;1- “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilerek, hak arama hürriyeti teminat altına alınmıştır.2- “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesinin ikinci fıkrasında, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir.Hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, Anayasanın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasanın, devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır.Kanun koyucu, devlet organlarının tesis ettiği işlemlere karşı başvurulacak kanun yolunu ve hangi mercilere başvurulacacağını ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak, dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edileceğini bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı bir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır.Bu hükümden anlaşılacağı üzere, kanun yollarına ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 345 ve 361. maddelerinde düzenlenen süreler hâkim tarafından değil, kanun tarafından tayin edilen kesin ve hak düşürücü süreler olmalarına rağmen, mahkeme kararında bu sürelerin ve başvurulacak merciin belirtilmesi gerekmektedir.Mahkemelerin bunları salt göstermeleri yetmez; aynı zamanda doğru olarak göstermeleri de anayasal gerekliliktir.Güçler ayrılığının bulunduğu hukuk sistemimizde yargının da yasama ve yürütme kadar devleti temsil ettiği gözden uzak tutulmamalıdır. Yargı organları süreleri keyfi olarak değiştiremezler ve kanunla belirlenen süreleri yanlış göstermeleri diğer bireyler bakımından emsal teşkil etmez ise de dava ile ilgili olan herkes egemenliği kullanan yetkili organlardan biri olan mahkemelerin kararlarına itimat etmek ve kararda gösterilen sürelere riayet etmek konusunda haklı bir beklentiye sahiptirler.Öte yandan, Anayasanın 138/4. maddesi uyarınca, “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Mahkeme kararlarının bağlayıcılığı olarak bilinen bu ilke karşısında da mahkeme kararında yazılı olan süreye riayet eden bireylerin hak kaybına uğramaması gerekir.Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.Nitekim Anayasa Mahkemesi 20/01/2016 tarihli 2013/7114 numaralı başvuruyu incelemiş ve mahkemenin kanun yoluna başvurma süresini hatalı göstermesi halinde gösterilen sürede yapılan kanun yoluna başvurunun süre yönünden reddi halinde başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.Dava açma sürelerini düzenleyen son derece karışık ve dağınık olan bir mevzuatın aşırı şekilci ve katı yorumu, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Özellikle başvuru mercii ve süresi doğru gösterilmeyen işlemlerle ilgili davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyecek şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerekir.Yukarıda açıklanan karşı oy gerekçesi doğrultusunda, hükmün süresi içerisinde temyiz edildiği kabul edilerek esastan temyiz incelemesi yapılması gerektiği düşüncesine sahip olduğumuzdan, sayın çoğunluğun kararına iştirak edemiyoruz.

  • Tarlanın Satışından Sonra Sınırdaş Tarlanın Sahibi Önalım Hakkını Kullarak, Tarlayı Tapudaki Satış Bedelini Ödemek Suretiyle Kendi Üzerine Alabilir

    Tarlanın Satışından Sonra Sınırdaş Tarlanın Sahibi Önalım Hakkını Kullarak, Tarlayı Tapudaki Satış Bedelini Ödemek Suretiyle Kendi Üzerine AlabilirYargıtay14. Hukuk Dairesi
    Esas : 2016/1445Karar : 2018/2496Karar Tarihi : 29.03.2018
    “İçtihat Metni”
    Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.08.2014 gününde verilen dilekçe ile önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 04.11.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
    KARAR
    Dava, sınırdaş arazi maliki tarafından açılan önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.Davacı vekili, müvekkilinin 300/781 hisse itibariyle paydaşı olduğu 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın bitişiğinde bulunan 101 ada 2 parsel sayılı taşınmazın dava dışı önceki maliki….rafından 09.07.2014 tarihinde 24.500,00 TL bedelle davalıya satıldığını, müvekkilinin 5403 sayılı Yasada değişiklik yapan 6537 sayılı Yasanın 5. maddesinin 8/i bendi uyarınca yasal önalım hakkını kullanmak istediğini belirterek davalı adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescilini talep etmiştir.Davalı vekili, davacının satıştan haberdar olduğunu, taşınmazın satış bedelini yüksek bulduğundan kendisinin satın almak istemediğini, gerçek satış bedelinin 75.000,00 TL olup davacının kötüniyetli olarak bu davayı açtığını belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, davanın kabulü ile 101 ada 2 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiştir.Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.15.05.2014 tarihli ve 29001 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6537 sayılı Kanunun 5. maddesi ile 5403 sayılı Kanuna eklenen 8/İ maddesinin 2. fıkrası gereğince “Tarımsal arazilerin satılması halinde sınırdaş tarımsal arazi malikleri de önalım hakkına sahiptir. Tarımsal arazi, sınırdaş maliklerden birine satıldığı taktirde, diğer sınırdaş malikler önalım hakkını kullanamaz. Önalım hakkına sahip birden fazla sınırdaş tarımsal arazi malikinin bulunması halinde hakim, tarımsal bütünlük arz eden sınırdaş arazi malikine önalıma konu tarımsal arazinin mülkiyetinin devrine karar verir.”Aynı maddenin 3. fıkrasında da önalım hakkının kullanılmasında Türk Medeni Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.Somut olaya gelince, davacı 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın paydaşı olup taşınmazın tamamına malik olmadığından davalıya satılan 2 parsel sayılı taşınmazı devraldığı taktirde toprak bütünlüğünün sağlanamayacak olması nedeniyle önalım hakkını kullanması değinilen kanun hükümleri uyarınca mümkün olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.03.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.

  • TAPU İPTALİ VE TESCİL VE İYİNİYETLİ 3. KİŞİLER

    TAPU İPTALİ VE TESCİL VE İYİNİYETLİ 3. KİŞİLERYargıtay1. Hukuk Dairesi
    Esas : 2016/12432Karar : 2020/537Karar Tarihi : 04.02.2020
    Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Somut olayda, ikinci el davalının herhangi bir işi olmayıp eşinin aylık kazancının ise 1.000 TL olduğunun, aylık 320 TL kira ödediklerinin ve halen kirada oturduklarının kolluk marifetiyle saptandığı, Öte yandan ilk el davalı ile ikinci el davalının komşu oldukları, banka hesaplarında yapılan araştırmada davalıların mevduat hesabına ya da hesap hareketlerine rastlanmadığının belirlendiği, Dinlenen davalı tanıklarından bir kısmının temlik ile ilgili görgüye dayalı bilgi sahibi olmadığı, bir kısım yakın akraba olan tanıkların ise satış bedeliyle ilgili beyanlarının çelişkili olduğu, zira davalının eniştesi olduğunu belirten davalı tanığının ev alımı için davalının eşine 30.000 TL nakit elden para verdiğini beyan ettiği halde davalının eşi olan tanığın ise daireleri alırken 60.000 TL’yi bacanağından borç aldığını beyan ettiği, Değinilen koşullarda davalının aynı anda dört adet bağımsız bölümü satın almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, temliklerin kısa aralıklarla yapıldığı ve değerler arasında aşırı fark bulunduğu da nazara alındığında davalının iktisabının iyiniyetli olmadığı ve TMK 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varılmaktadır.
    Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 04.02.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı … vekili Avukat ve diğerleri gelmedi yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
    KARAR
    Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
    Davacılar, mirasbırakan …’in, dava konusu 349 ada 5 parsel sayılı taşınmazdaki 3 no’lu bağımsız bölüm ile 450 ada 11 parsel sayılı taşınmazdaki 8, 9 ve 11 no’lu bağımsız bölümleri ilk eşten olma çocuklarından mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak ikinci eşi olan davalı …’ye satış yoluyla temlik ettiğini, mirasbırakanın davalı eşi …’den olma oğlu …’a verdiği vekâletname ile işlemin gerçekleştirildiğini; vekâletnamenin düzenlendiği ve temlik tarihinde mirasbırakanın hukuki ehliyeti haiz olmadığını, davalı … tarafından da taşınmazların kısa bir süre sonra muvazalı biçimde diğer davalı …’ye devredildiğini, …’nin durumu bilerek hareket ettiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile mirasçılar adına tescilini istemişlerdir.
    Davalı …; iddiaların yersiz olduğunu; davalı …, taşınmazları parasını ödeyerek satın aldığını, durumu bilmediğini belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
    Mahkemece, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davada, ilk el davalı … yönünden muvazaa iddiasının kanıtlandığı, ancak ikinci el davalı …’nin iyiniyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar Dairece, davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası olup; mirasbırakanın, alım gücü olmayan davalı eşine taşınmazları devretmesi için bir nedeninin olmadığı, işbu devrin diğer mirasçılardan mal kaçırmak için yapıldığının benimsenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ne var ki, ikinci el durumunda bulunan kayıt maliki davalı …’nin ediniminde iyi niyetli olup olmadığının bir başka ifadeyle Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacağı hususunda yapılan araştırmanın hükme elverişli ve yeterli olmadığı, taraf delillerinin toplanması, tanıkların dinlenmesi, toplanacak tüm delillerin davalı … hakkında yapılan zabıta araştırmasında elde edilen bilgiler, temlikin kısa aralıkla gerçekleştirilmesi ve değerler arasında aşırı fark bulunması gibi mevcut olgularla birlikte değerlendirilmesi, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuş; mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, ikinci el durumunda olan davalı …’nin iyiniyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1946 doğumlu mirasbırakan …’in, 07.10.2009 tarihinde öldüğü, geriye mirasçıları olarak davalı eşi …, ilk eşinden olma davacı çocukları … ve … ile davalı …’den olma dava dışı çocukları … ve …’ın kaldığı; dava konusu 459 ada 11 sayılı parseldeki 8, 9 ve 11 nolu bağımsız bölümler ile 349 ada 5 sayılı parseldeki 3 nolu bağımsız bölümün mirasbırakan Mümin adına kayıtlı iken, oğlu … tarafından vekâletnamesindeki satış yetkisine istinaden 17.08.2009 tarihinde toplam 33.000,00 TL bedelle davalı …’ye satış yoluyla temlik edildiği; …’nin de 23.09.2009 tarihinde dava konusu 349 ada 5 parselde kayıtlı 3 no’lu bağımsız bölümü 30.000 TL, 450 ada 11 parselde kayıtlı 8 no’lu bağımsız bölümü 2.500 TL, 9 no’lu bağımsız bölümü 3.500 TL bedelle, dava konusu 450 ada 11 parselde kayıtlı 11 no’lu bağımsız bölümü 25.09.2009 tarihinde 2.500 TL bedelle diğer davalı …’ye satış suretiyle devrettiği, temlik ve dava tarihi itibariyle dava konusu 349 ada 5 parselde kayıtlı 3 no’lu bağımsız bölümün değerinin 57.847 TL, 450 ada 11 parselde kayıtlı 8 no’lu bağımsız bölümün değerinin 28.289 TL, 9 no’lu bağımsız bölümün değerinin 61.420 TL, 11 no’lu bağımsız bölümün değerinin ise 28.289 TL olarak keşfen saptandığı anlaşılmaktadır.
    Somut olayda, ikinci el davalı …’nin herhangi bir işi olmayıp eşinin aylık kazancının ise 1.000 TL olduğunun, aylık 320 TL kira ödediklerinin ve halen kirada oturduklarının kolluk marifetiyle saptandığı, öte yandan ilk el davalı … ile ikinci el davalı …’nin komşu oldukları, banka hesaplarında yapılan araştırmada davalıların mevduat hesabına ya da hesap hareketlerine rastlanmadığının belirlendiği, dinlenen davalı tanıklarından bir kısmının temlikle ilgili görgüye dayalı bilgi sahibi olmadığı, bir kısım yakın akraba olan tanıkların ise satış bedeliyle ilgili beyanlarının çelişkili olduğu, zira davalı …’nin eniştesi olduğunu belirten davalı tanığı …’un ev alımı için davalı …’nin eşine 30.000 TL nakit elden para verdiğini beyan ettiği halde davalı …’nin eşi olan tanık …’nın ise daireleri alırken 60.000 TL’yi bacanağından borç aldığını beyan ettiği, değinilen koşullarda davalı …’nin aynı anda dört adet bağımsız bölümü satın almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, temliklerin kısa aralıklarla yapıldığı ve değerler arasında aşırı fark bulunduğu da nazara alındığında davalı …’nin iktisabının iyiniyetli olmadığı ve TMK 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varılmaktadır.
    Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
    Davacıların yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davacılar vekili için 2.540.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davalılardan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TAPU İPTALİNDE ALDATMANIN (HİLENİN) HER TÜRLÜ DELİLLE İSPAT EDİLEBİLECEĞİ GİBİ İPTAL HAKKININ KULLANILMASI HİÇ BİR ŞEKLE BAĞLI DEĞİLDİR

    TAPU İPTALİNDE ALDATMANIN (HİLENİN) HER TÜRLÜ DELİLLE İSPAT EDİLEBİLECEĞİ GİBİ İPTAL HAKKININ KULLANILMASI HİÇ BİR ŞEKLE BAĞLI DEĞİLDİRYargıtay 1. Hukuk Dairesi
    Esas : 2014/20089Karar : 2017/1243Karar Tarihi : 13.03.2017
    Karar : Dava,tapu iptali ile tescil istemine ilişkindir.Davacı, 74 yaşında olduğunu, 1992 yılında beyin felci geçirdiği için bakıma muhtaç hale geldiğini, tarihini hatırlamadığı bir zamanda davalı torununun, kendisine bakacağını söylemesi üzerine maliki olduğu 80 parsel sayılı taşınmazda yer alan 12 nolu bağımsız bölümü bağış yoluyla devrettiğini, ancak davalının daha sonra kendisiyle ilgilenmediğini, kandırıldığını ileri sürerek sözü edilen bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile adına tescile karar verilmesini istemiştir.Davalı, davaya cevap vermemiştir.Mahkemece; taraf muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davada yazılı delil ibraz edemediği, ayrıca açıkça yemin deliline de dayanılmadığı da gözetildiğinde iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının maliki olduğu 80 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan kat irtifakı kurulu 12 numaralı mesken niteliğindeki bağımsız bölümü 02.12.2009 tarihinde davalı torununa 24.000-TL bedelle satış suretiyle temlik ettiği, dava dilekçesinin içeriği ve aşamalardaki beyanlarından, beyin felci geçiren ve bakıma muhtaç duruma gelen davacının davalı torununun kendisine bakacağını söyleyerek kandırması sonucu dava konusu taşınmazı temlik ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmaktadır.Hemen belirtilmelidir ki, 6100 sayılı HMK. nun 33. (1086 sayılı HUMK’nun 76.) maddesi hükmü uyarınca olayları bildirmek taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ve ona uygun yasal düzenlemeyi tayin ve tespit ederek uygulamak hâkime aittir. Eldeki davada,iddianın ileri sürülüş biçimi, dava dilekçesinin içeriği ve dosyada mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının hile hukuksal nedenine dayandığı anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere; aldatma (hile), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak,veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36/1. maddesinde (881 sayılı Borçlar Kanunu’nun (B.K. 28/l. maddesinde) açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, aldatmanın (hilenin) her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Diğer taraftan, Türk Medeni Kanununun 6. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddeleri uyarınca; davanın taraflarından her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür.Somut olaya yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca bakıldığında; davacı, temlikin hileli olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, dava dilekçesinde açıkça tanık deliline de dayanmak suretiyle delillerini bildirmiştir.Hâl böyle olunca; hile iddiası yönünden inceleme yapılarak, toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; anılan hususlar gözardı edilerek yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ileyazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.Davacının, bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile yerel mahkeme kararının (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.03.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

  • Tamamen Doldurulmamış Bononun İlk Tedavüle Çıktığı anda Zorunlu Unsurları Taşıması Gerekir

    Tamamen Doldurulmamış Bononun İlk Tedavüle Çıktığı anda Zorunlu Unsurları Taşıması GerekirÖzet : Tamamen doldurulmamış bononun ilk tedavüle çıktığı anda zorunlu unsurları taşıması gerekir. Senedin C. Savcılığına ibrazı tedavüle çıkmış olduğu anlamına gelir.
    Yargıtay12. Hukuk Dairesi
    Esas : 2016/5645Karar : 2016/24721Karar Tarihi : 01/12/2016 
    “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : İcra Hukuk Mahkemesi
    Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :Alacaklı tarafından başlatılan bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsuz haciz yolu ile takipte örnek 10 nolu ödeme emri tebliğinin üzerine borçlunun yasal süresinde icra mahkemesine başvurarak; takip konusu senedin 1994 yılında C.Savclığında şikayet konusu yapılarak tedavüle girdiğini, C.Savcılığında senedin onaylı suretinin alındığını, senedin ilk tedavüle çıktığında tanzim ve vade tarihinin boş olduğunu, senedin sonradan doldurulduğunu, senedin kambiyo vasfında bulunmadığını ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece; C. Savcılığına yazılan yazı cevabında hazırlık soruşturması nedeniyle emanete alınan senedin bulunamadığı belirtilmiş olduğundan icra takip dosyasındaki senedin incelenmesi sonucu kambiyo vasfında olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.TTK.nun 690. maddesi göndermesi ile bonolarda da uygulanması gereken TTK.nun 592. maddesi uyarınca açık bono düzenlenmesi mümkündür. Tamamen doldurulmamış bononun ilk tedavüle çıktığı anda zorunlu unsurları taşıması gerekir. Senedin C. Savcılığına ibrazı tedavüle çıkmış olduğu anlamına gelir.Somut olayda, borçlunun şikayet dilekçesine eklediği senet fotokopisinin arkasında “İş bu fotokopi aslının aynısıdır. C.başsavclığınca 1994/20689 Hazırlık sayılı dosyasına ait olduğu tasdik olunur. 23.02.1995 … Hz. Bür. Yazı İş. Md.” kaşesi bulunduğu ve imzalandığı görülmektedir.O halde mahkemece, … C.Başsavclığı’nın 1994/29689 Hazırlık sayılı dosyası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
    SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığını, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01/12/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • TAKSİM SÖZLEŞMESİNDE MİRASÇILARIN PAYLARINA DÜŞENLER AÇIK VE KESİN ŞEKİLDE BELİRTİLMELİDİR

    TAKSİM SÖZLEŞMESİNDE MİRASÇILARIN PAYLARINA DÜŞENLER AÇIK VE KESİN ŞEKİLDE BELİRTİLMELİDİR

    Yargıtay

    8. Hukuk Dairesi

    Esas : 2019/5900

    Karar : 2019/10864

    Karar Tarihi : 03.12.2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Hukuk MahkemesiDAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
    Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
    KARAR
    Davacılar vekili, tarafların … ile …’nın mirasçıları olduklarını, muristen kalan …’daki taşınmazların paylaşımı hususunda anlaştıklarını, anlaşmaya göre (…) 1933 parsel üzerindeki 3 nolu bağımsız bölüm, (Kızıltoprak) 1173 ada 10 parsel üzerindeki 10 nolu bağımsız bölüm ve (İdealtepe) 255 ada 51 parselde kain 2 nolu bağımsız bölümün rayiç bedelleri öğrenildikten sonra ya kendi aralarında paylaşılacağının ya da emlakçıya verilerek satıldıktan sonra herkese payı oranında ödeme yapılacağının kararlaştırıldığını, anlaşma uyarınca taşınmazların rayiç değerleri öğrendikten sonra Kızıltoprak’taki taşınmazın davalılara, … ve İdealtepe’deki taşınmazların ise davacılara verilmesi konusunda anlaşma sağlandığını, müvekkillerinin Kızıltoprak olarak belirtilen … İli Kadıköy İlçesi Tuğlacıbaşı mahallesi 1173 ada 10 parsel üzerinde bulunan 10 nolu bağımsız bölümdeki paylarını bedelsiz olarak 14.12.2012 tarihinde davalılara devrettiğini, aynı tarihte davalılar tarafından (davacılara) diğer taşınmazların satışı için vekaletname verildiğini, müvekkillerinin bu vekaletname ile …’ndaki taşınmazın satışını gerçekleştirdikten sonra İdealtepe’deki daireyi de kiraya verdiklerini, başka bir taşınmaz yönünden devam eden tapu iptal ve tescil davası nedeniyle davalıların dava konusu 255 ada 51 parselde kain 2 nolu bağımsız bölümün satışını engellemek için tapuya şerh düştüklerini ve bu nedenle satış işlemlerinin gerçekleştirilmediğini belirterek çekişmeli taşınmazdaki davalıların her birine ait 1/6 hissenin iptali ile vekil edenleri adına eşit şekilde tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Davalılar vekili, taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre …, İdealtepe ve Kızıltoprak’taki dairelerin her üçünün de rayiç bedel ile satılarak paylar oranında paylaşılması gerektiğini, müvekkillerinin Kızıltoprak’taki dairenin değerini öğrenerek davacıların paylarını vermek suretiyle hisselerini satın aldıklarını, aynı gün …’ndaki dairenin de davalılar tarafından davacılara vekaletname verilerek dairenin davacılar tarafından satıldığını, ancak satış bedelinin paylaşılmadığını, bunun üzerine müvekkilleri tarafından İdealtepe’deki taşınmaz için davacılara verilen vekaletnamenin iptal edildiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.


    Mahkemece, taraflar arasında yapılan paylaşım sonucunda dava konusu olan taşınmazın davacılara ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile … İli … İlçesi … Mahallesinde bulunan ve tapuda 255 ada 51 parselde kayıtlı taşınmazda davalılar …, … ve … adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacılar …, … ve … adlarına eşit olarak tesciline karar verilmesi üzerine; karar, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.Dava, mirasçılar arasında miras taksim sözleşmesine dayalı mülkiyet aktarımına yönelik tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

    Öncelikle, şu ifade edilmelidir ki, taksim sözleşmesinin geçerli olabilmesi için miras bırakanın ölümünden sonra bütün mirasçıların veya temsilcilerinin iradelerinin birleşmesi asıldır. Bir başka ifadeyle, tüm mirasçıların veya temsilcilerinin bir araya gelerek taşınmazları paylaşıp herbirinin kendi payına düşeni aldığı ve diğer mirasçıların paylarına düşenler bakımından da karşılıklı olarak vazgeçtikleri açık ve kesin şekilde belirlenmedikçe taksimin sabit olduğu kabul edilemez. İşte bunun içindir ki, gerek Türk Medeni Kanunu’nun 676/2. maddesi hükmünde ve gerekse 10.12.1952 tarihli ve 2/4 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında taksim sözleşmesinin tüm mirasçıların katılımı ve yazılı olması taksimin geçerliliği için yeterli kabul edilmiştir. Bilindiği üzere, tapulu taşınmazlarda resmi olarak yapılmayan mülkiyet nakillerinin, diğer bir deyişle Türk Medeni Kanunu‘nun 706, 2644 Sayılı Tapu Kanunu’nun 26. ve Borçlar Kanunu‘nun 213.maddesi hükmü gereğince resmi olarak yapılmayan temliklerin geçerli olmayacağı, işleme hukuki bir sonuç bağlanmayacağı tartışmasızdır.Dosya arasında bulunan veraset ilamlarına göre, tarafların kök murisi …’nin 30.07.2007 tarihinde ve …’nin ise 07.07.208 tarihinde vefat ettiği geriye mirasçı olarak tarafların kaldığı anlaşılmaktadır.Uyuşmazlık konusu … İli … İlçesi … Mahallesi 15058 (eski 255) ada 51 parsel 2 nolu bağımsız bölüm, muris … adına kayıtlı iken Kadıköy 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.09.2009 tarihli ve 2009/873 Esas, 2009/998 Karar sayılı mirasçılık belgesi uyarınca (15.01.2010 tarihinde) veraseten iştirak halinde taraflar adına tapuya tescil edilmiştir.Somut olayda, 17.09.2011 tarihli “ …’daki 3 adet ev için alınan karar” başlıklı sözleşmede “ …-İdealtepe-Kızıltoprak- Her üç yerde rayiç bedelleri öğrenilip kendi aramızda veya emlakçıya verilerek, paraya dönüşüp paylaşılacak” denilmiş olup … İli Kadıköy İlçesi Tuğlacıbaşı mahallesi 1173 ada 10 parsel üzerinde bulunan 10 nolu bağımsız bölümün muris … adına kayıtlı iken Kadıköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 17/07/2009 tarihli ve 2009/878 Esas, 2009/947 Karar sayılı mirasçılık belgesi uyarınca (14.12.2012 tarihinde) veraseten iştirak halinde taraflar adına tapuya tescil edildikten sonra satış ve pay temliki yoluyla (bedel karşılığı) davalılar adına 1/3’er hisse ile paylı mülkiyet halinde kayıt edildiği anlaşılmaktadır.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Benzer şekilde Kocaeli İli Darıca İlçesi Darıca mahallesi 1933 parsel 3 nolu bağımsız bölümünde 08.04.2010 tarihinde mirasçılar adına intikal edildikten sonra 27.02.2013 tarihinde de dava dışı …’e satış yapıldığı görülmektedir.Mahkemece, 17.09.2011 tarihli taksim sözleşmesine değer verilerek sözleşme uyarınca davanın kabulüne karar verilmiş ise de ulaşılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır

    . Söyle ki, taksim sözleşmesinde, mirasçıların paylarına düşenler ile karşılıklı olarak vazgeçtikleri hususların açık ve kesin şekilde belirtilmediği gibi hangi taşınmazın kime özgülendiği de ifade edilmemiştir. Bu şekilde, dava konusu taşınmazın sözleşme kapsamında davacılara bırakıldığı hususu tereddüte mahal bırakılmayacak şekilde (sözleme içeriğinden) anlaşılamadığına göre usulü dairesinde yapılmış bir miras taksim sözleşmesinden bahsedilemez. Hal böyle olunca, yazılı delil ile ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonunda yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.


    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 03.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

    bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın

Call Now