Etiket: ceza avukatı

  • TCK MADDE 301 TÜRK MİLLETİNİ,TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ,DEVLETİN KURUM VE ORGANLARINI AŞAĞILAMA SUÇU

    TCK MADDE 301 TÜRK MİLLETİNİ,TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ,DEVLETİN KURUM VE ORGANLARINI AŞAĞILAMA SUÇU

     Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

    TCK MADDE 301’İN GEREKÇESİ
    Maddenin birinci fıkrasında, Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılamak, suç olarak tanımlanmıştır.Maddede geçen Türklük deyiminden maksat, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlık anlaşılır. Bu varlık Türk Milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar. Cumhuriyet deyiminden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti anlaşılmalıdır.Suçun maddî unsuru aşağılamaktır. Bu aşağılamanın alenen gerçekleşmesi gerekir. Aşağılamak, suçun konusunu oluşturan değerlere duyulan saygınlığı azaltmaya yönelik davranışlardan ibarettir.Maddenin ikinci fıkrasında, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.Bu hüküm karşısında, örneğin iktidarın tahkir ve tezyifi hâlinde fiilin Hükûmete yönelik bulunduğu hususunda duraksanmayacak işaret ve alâmetler varsa, fiilin Hükûmete yönelik olduğu kabul edilecektir.Üçüncü fıkrada bu suçun konusu, işlendiği yer ve faili bakımından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli hâli kabul edilmiştir. Buna göre, Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, ceza artırılacaktır.
    TCK MADDE 301 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay2. Ceza Dairesi
    Esas : 2011/27708Karar : 2013/7798 Karar Tarihi : 10.04.2013
    Sanık E.. A..’un daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CYY’nın 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmama” koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;5237 sayılı TCK’nın 53/1.maddesine göre anılan madde ve fıkrada belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmanın kasten işlenmiş bir suçtan dolayı verilen hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olması karşısında, kararda gösterilmeyen sanıkların hangi haklardan ne kadar süreyle yoksun bırakıldıkları hususunun infaz aşamasında nazara alınması mümkün görülmüş, sanık E.. A..’un eyleminin sadece yargı organlarını ve emniyet teşkilatını aşağılama suçu olarak kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, tebliğnamedeki bu hususa yönelik düşünceye itibar edilmemiş, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;1- Ceza yasasında, hapis cezası ile adli para cezasının seçenekli yaptırım olarak öngörüldüğü durumlarda mahkemece, öncelikle hapis ya da adli para cezasının neden seçildiğine ilişkin yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeli, daha sonra ise alt ve üst sınırları arasında yasal ve yeterli gerekçe gösterilerek temel ceza belirlenmelidir.Somut olayda sanık E.. A..’a yüklenen suç kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu olup, hakaret suçunun düzenlendiği 5237 sayılı TCK’nın 125/1.maddesinde hapis ve adli para cezası olarak öngörülen seçenekli yaptırım, aynı maddenin 3-a fıkrasında yer alan görevliye hakaret suçunu da kapsadığından, kamu görevlisine karşı hakaret suçundan, seçenekli yaptırımlardan neden hapis ya da adli para cezasına hükmedildiğinin yasal ve yeterli gerekçesi gösterilip, daha sonra hükmedilen hapis ya da adli para cezasının alt ve üst sınırı arasında temel cezanın belirlenmesinde yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi gerekirken, yalnızca hapis cezasının alt ve süt sınırları arasında temel cezanın belirlenmesine ilişkin gerekçe gösterilmesi,2- Sanıklar E.. A.. ve Ş.. T..’ın daha önce mahkumiyetlerinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermedikleri nazara alınıp, tekrar suç işleyip işlemeyecekleri konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek, cezalarının ertelenip ertelenmeyeceğine karar verilmesi gerekirken, “suçun işleniş biçimi gözönüne alınarak” şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gereçe ile sanıklar E.. A.. ve Ş.. T..’a hükmolunan cezaların ertelenmesine yer olmadığına karar verilmesi,3- Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5759 sayılı Kanunun 1.maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK’nın 301.maddesinin 4.fıkrası uyarınca sanıklar E.. A.. ve Ş.. T..’a atılı Yargı organlarını ve Emniyet teşkilatını aşağılama suçundan dolayı soruşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlandığı ve bu husus maddi ceza hukuku müessesesi olup lehe olduğundan, sanıklar E.. A.. ve Ş.. T.. hakkında gerekli izin alınmasından sonra hukuki durumlarının tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,4- Suçun işlendiği yerin aleni yerlerden olup olmadığı belirlenerek, sanık E.. A.. hakkında TCK’nın 125/4.maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,5- Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nun 231.maddesi uyarınca, sanıklar E.. A.. ve Ş.. T..’a hükmolunan cezaların tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,6- Sabıkasına esas Balıkesir 1.Asliye Ceza Mahkemesi’nin17.11.2003 tarih, 295-1090 sayılı ilamı uyarınca mükerrir olduğu anlaşılan sanık E.. A.. hakkında TCK’nın 58.maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimi ile cezasının infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmemesi,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafii ve O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 10/04/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay18. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/13718 Karar : 2016/15965Karar Tarihi : 17.10.2016
    İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, sanığın Kurtalan Kaymakamlık makamında yapılan yardımların yetersiz olması nedeniyle “lanetli devlet bana yardım etmiyor” şeklinde sözler söylediğinden bahisle Kurtalan Kaymakamının mağdur olarak kabul edilerek kamu görevlisine hakaret suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de, sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kapsamında suçu oluşturup oluşturmayacağının tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.Hukuki değerlendirme;Uyuşmazlık konusunda bir karar vermeden önce, kanun yararına bozma istemine konu edilen hükümde belirlenen yeni bir hukuka aykırılık durumunun incelenmesi gerekmektedir.5237 sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “ Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmü yer almaktadır.Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.TCK’nın 301.maddesinde;“(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.” hükmü yer almaktadır.Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2008/4-170 esas ve 2008/220 karar sayılı içtihadında; “ “ben böyle devletin, böyle emniyetin, böyle adaletin a…..a koyarım” sözlerine gelince; burada kastedilen ve kendisinden rahatsızlık duyulan, kurum olarak “devletin”, “emniyet teşkilatının” veya “adalet teşkilatının” bizatihi kendisi değil, mağdur polis memurları tarafından kamu görevlisi sıfatıyla ifa edilmeye çalışılan kamu görevidir, bu anlamda sinkaflı sözler de sonuç olarak “devlete, emniyet teşkilatına veya adalet teşkilatına” yönelik olarak değil, o sırada muhatap durumda olan mağdur polis memurlarına yönelik olarak söylenmiştir, başka bir açıdan bakıldığında da; ortalık yerde açıklanan şekilde icra edilen sövme fiili, mevcut pozisyon itibarıyla o sırada devlet otoritesini hakim kılmaya çalışan mağdur polis memurlarını vatandaş karşısında incitecek, küçük düşürecek ve mağdurların bu sözlerden alınmalarını gerektirecek niteliktedir. Başka bir deyişle, hakaret içeren sözler “devletin”, “adalet teşkilatının” veya “emniyet teşkilatının” bütününü kapsar bir ifade ile dile getirilmediği gibi, bu kasıtla söylendiğine ilişkin bir delil de bulunmadığından 5237 sayılı TCY.nın 301. maddesindeki suçun unsurları oluşmamıştır.” şeklinde karar verilmiştir.İncelenen somut olayda; olay günü sanığın, mağdur kaymakam ‘ndan yardım talebinde bulunduğu, mağdur tarafından sanığa yazılı dilekçe ile başvurması gerektiğinin bildirildiği, bu esnada sanığın mağdura “lanetli devlet bana yardım etmiyor” şeklinde sözler söylediği anlaşılmıştır.Bu suretle; hakaret içeren sözler “devletin”, “adalet teşkilatının” veya “emniyet teşkilatının” bütününü kapsar bir ifade ile dile getirilmediği gibi, bu kasıtla söylendiğine ilişkin bir delil de bulunmadığından 5237 sayılı TCY.nın 301. maddesindeki suçun unsurları oluşmamıştır.
    Sonuç ve Karar ; Yukarıda açıklanan nedenlerle;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMk’nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 17.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 300 DEVLETİN EGEMENLİK ALAMETLERİNİ AŞAĞILAMA SUÇU

    TCK MADDE 300 DEVLETİN EGEMENLİK ALAMETLERİNİ AŞAĞILAMA SUÇU

    Devletin Egemenlik Alametlerini Aşağılama Suçu

    TCK Madde 300

    (1) Türk Bayrağını yırtarak, yakarak veya sair surette ve alenen aşağılayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu hüküm, Anayasada belirlenen beyaz ay yıldızlı al bayrak özelliklerini taşıyan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik alameti olarak kullanılan her türlü işaret hakkında uygulanır.

    (2) İstiklal Marşını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (3) Bu maddede tanımlanan suçların yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.

    TCK Madde 300 Gerekçesi

    Madde metninde, Türk Bayrağını alenen tahkir fiili cezalandırılmaktadır.

    Suçun konusu Türk Bayrağıdır. Türk Bayrağından maksat, Anayasanın 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği üzere “şekli kanununda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır”. Ancak, Türk Bayrağının yanı sıra, Anayasa’da belirlenen beyaz ay yıldızlı al bayrak özelliklerini taşıyan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik alameti olarak kullanılan her türlü işaretin de bu suçun konusunu oluşturacağı kabul edilmiştir.

    Suçun maddî unsuru, bayrağın aşağılanmasıdır. Bu aşağılama çeşitli suretlerde gerçekleştirilebilir. Madde metninde yer verilen “yırtarak”, “yakarak” kelimeleri, tahkirin gerçekleştiriliş suretleri ile ilgili örnekleri oluşturmaktadır.

    Maddenin ikinci fıkrasında, millî hâkimiyet alameti olan İstiklal Marşının alenen aşağılanması, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.

    Maddenin üçüncü fıkrasında, bu suçların Türk vatandaşı tarafından yabancı bir ülkede işlenmesi ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmiştir.

    Suçun konusu

    Suçun konusu Türk Bayrağıdır. Türk bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası üçüncü maddesinin ikinci fıkrasında “şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır” şeklinde tarif edilmiştir.

    Türk Bayrağının yanı sıra, Anayasa’da belirlenen beyaz ay yıldızlı al bayrak özelliklerini taşıyan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik alameti olarak kullanılan her türlü işaretin de bu suçun konusunu oluşturacağı kabul edilmiştir.

    Yasa gerekçesinde suçun maddi unsurunun bayrağın aşağılanması olduğu, bu aşağılamanın da çeşitli suretlerde gerçekleştirilebileceği ifade edilmiştir. Madde metninde yer verilen “yırtarak”, “yakarak” kelimeleri, tahkirin gerçekleştiriliş suretleri ile ilgili örnekleri oluşturmaktadır.

    Devletin egemenlik alametlerini aşağılama suçu zamanaşımı

    Bu suç için dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.

    Görevli mahkeme

    Bu suç için yargılama yapmaya görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi’dir.


     

    TCK MADDE 300 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay9. Ceza Dairesi
    Esas : 2008/12940Karar : 2010/2487Karar Tarihi : 01.03.2010
    Babası ile aralarında sorun olan ve bu durumu mahkemelere yansıyan sanığın, olay gecesi cezaevine girmek amacıyla lisesinin bahçesindeki bayrak direğinde asılı bulunan bayrağın iplerini kopararak bayrağı gönderden indirmesi, daha sonra bayrağı binanın arkasında bulunan çamların arasına götürmesi ve üzerinde taşıdığı çakmakla tutuşturması, yoldan geçen bir vatandaşın müdahalesi üzerine ayakları ile basarak söndürmesi şeklinde gelişen olayda sanığın Türk Bayrağını alenen aşağılama kastıyla hareket ettiği gözetilmeden mahkumiyeti yerine yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi,
    Sonuç : Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 01.03.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
    Yargıtay17. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/10357Karar : 2018/1508Karar Tarihi : 12.02.2018
    Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:1-Hırsızlık suçu hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesinde; sanığın aşamalarda yaptığı savunmalarında suçlamayı kabul etmediği, savunmalarının aksine sanığın yüklenen suçu işlediğine ilişkin, mahkumiyetine yeterli, kesin, inandırıcı ve hukuka uygun kanıt bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,2-Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret ve Devletin egemenlik alametlerini aşağılama suçları hakkında kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde; 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun’un 1. maddesinde; Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimsenin cezalandırılacağının hükme bağlandığı gibi, 5237 sayılı TCK’nın 300/1. maddesi ile Türk Bayrağını yırtarak, yakarak veya sair surette ve alenen aşağılayan kişinin cezalandırılacağına ilişkin düzenleme getirilmiş olup, her iki suç bakımından aleniyet suçun kurucu unsuru olarak öngörülmüştür. Somut olayda; aleniyet unsurunun ne şekilde gerçekleştiği açıklanmadan yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,3-Kabul ve uygulamaya göre de;a-Sanık …’nın Atatürk’ün manevi şahsına ve Türk Bayrağına hakaret içeren sözlerini değişik yer ve zamanlarda birden fazla kez söylediğine ilişkin olarak dava dosyasına yansıyan herhangi bir delil bulunmaması nedeniyle teselsül hükümlerinin uygulanmasına yasal açıdan olanak bulunmadığı ve bunun gerekçelerinin kararda açıkça gösterilmediği halde, sanığın üzerine atılı bu suçları teselsül halinde işlediğinin kabul edilmek suretiyle tatbik edilen yasa maddeleri yanında TCK’nın 43. maddesinin de uygulanmak suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayin edilmesi,b-Tekerrüre esas alınan ilamın hüküm yerine gerekçede gösterilmiş olması ve esas alınan ilamda yer alan hapis cezası yerine adli para cezasının tekerrüre esas alınması, c-T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş, üst Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 326/son maddesi uyarınca ceza süresi ve tekerrür bakımından sanığın kazanılmış hakkının gözetilmesine, 12.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 299 CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇU

    TCK MADDE 299 CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇU

    Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

    TCK MADDE 299’UN GEREKÇESİ
    Cumhurbaşkanının Devleti temsil etmesi ve Anayasada belirtilen görev ve yetkileri göz önüne alınarak onun kişiliğine yöneltilen hareketin bir bakıma Devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerden sayılması gerektiği düşüncesinden hareketle bu madde kaleme alınmış ve Cumhurbaşkanına karşı hakaret müstakil bir suç hâline getirilmiştir.Maddenin ikinci fıkrasında, cumhurbaşkanına hakaretin alenen ya da basın ve yayın yoluyla işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir.Üçüncü fıkraya göre, bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznini gerektirmektedir. Hakaret suçlarının niteliği gereği, suçun böylece bir kovuşturma koşuluna bağlanmasının uygun olacağı düşünülmüştür. TCK MADDE 299 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/838Karar : 2016/3945Karar Tarihi : 9.06.2016
    Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında TCK’nın 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;1-Oluş, dosya kapsamı ve tanık beyanlarına göre, alkollü olan sanığın ekip otosunda bulunan polis memurları ile hastaneye giderken yolda Cumhurbaşkanına hakaret içerikli sözler sarfettiğinin anlaşılması karşısında eyleminin alenen işlendiğinin kabulüne imkan bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde TCK’nın 299/2 maddesi uygulanmak suretiyle fazla ceza tayini,2-TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 09.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/2368Karar : 2016/3552 Karar Tarihi : 2.06.2016
    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:1- Suça konu eylemin eylemin kapalı cezaevi koğuşunda gerçekleşmesi karşısında, aleniyet unsurunun bulunmadığı gözetilmeden sanığın sözlerinin diğer hükümlüler tarafından duyulduğundan bahisle, verilen cezada TCK 299/2 maddesi gereğince artırım yapılması,2- Sabıka kaydına göre, en ağır cezayı içeren … 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.11.2012 kesinleşme tarihli, 2006/703 E. ve 2006/102 K. sayılı ilamının tekerrüre esas alınması gerektiğinin gözetilmemesi,3- TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, CMUK’ nın 326/son maddesi gereğince tekerrüre esas alınan süre bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına 02.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 298 HAK KULLANIMI VEYA BESLENMEYİ ENGELLEME SUÇU

    TCK MADDE 298 HAK KULLANIMI VEYA BESLENMEYİ ENGELLEME SUÇU

    TCK MADDE 298 HAK KULLANIMI VEYA BESLENMEYİ ENGELLEME SUÇU1) Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutukluların haberleşmelerini, ziyaretçileriyle görüşmelerini, iyileştirme ve eğitim programları çerçevesinde eğitim ve spor, meslek kazandırma ve işyurdu çalışmaları ile diğer sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmalarını, kurum tabibince muayene ve tedavi edilmelerini, müdafi veya avukat tayin etmelerini, bunlarla görüşmelerini, mahkemelere veya Cumhuriyet başsavcılıklarına gitmelerini, kurum görevlileri ile görüşmelerini, salıverilenlerin kurum dışına çıkmalarını her ne suretle olursa olsun engelleyenler, hükümlü ve tutukluları bu fiillere teşvik edenler, bu yolda talimat verenler, mevzuatın hükümlü ve tutuklulara tanıdığı sair her türlü görüşme ve temas olanağını engelleyenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılırlar.2) Hükümlü ve tutukluların beslenmesini engelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.3) Beslenmenin engellenmesi nedeniyle kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinden biri veya ölüm meydana gelmiş ise, ayrıca kasten yaralama veya kasten öldürme suçlarına ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur.
    TCK MADDE 298’İN GEREKÇESİ
    Bu maddeyle, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutukluların haberleşmesini, ziyaretçileriyle görüşmesini, iyileştirme ve eğitim programları çerçevesinde eğitim ve spor, meslek kazandırma ve işyurdu çalışmaları ile diğer sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmalarını, kurum tabibince muayene ve tedavilerini, avukat atamalarını veya bunlarla görüşmelerini, mahkemelere veya Cumhuriyet başsavcılıklarına gitmelerini, kurum görevlileriyle görüşmelerini veya salıverilenlerin kurum dışına çıkmalarını her ne suretle olursa olsun engelleyenler, hükümlü ve tutukluları bu fiillere teşvik edenler, bu yolda talimat verenler ile mevzuatın hükümlü ve tutuklulara tanıdığı her türlü görüşme ve temas olanaklarını engelleyenler hakkında verilecek hapis cezası belirlenmiştir. Hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna ikna veya teşvik edilmeleri veya bu yolda kendilerine talimat verilmesinin de, beslenmesinin engellenmesi sayılacağı ifade edilerek, beslenmeyi engelleyenler hakkında uygulanacak hürriyeti bağlayıcı cezalar belirtilmiştir.Maddenin üçüncü fıkrasında, beslenmenin engellenmesi nedeniyle kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinden biri veya ölüm meydana gelmiş ise, ayrıca kasten yaralama veya kasten öldürme suçlarına ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunacağı kabul edilmiştir.
    TCK MADDE 298 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay 9. Ceza Dairesi
    Esas : 2013/12884Karar : 2014/9579Karar Tarihi : 24.09.2014
    Muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun failinin, kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli malları aynen saklayarak koruma ve yetkili merci tarafından istenildiğinde kendisine teslim edilen yerde aynen iade etmekle yükümlü olduğu, yediemin olarak teslim edilen malların, tebligata rağmen satış yerine götürülmemesinin, teslim amacı dışında tasarrufta bulunma sayılamayacağı, somut olayda; sanığın teslim edilen mallan satma, yok etme, kaybetme gibi teslim amacı dışında tasarrufta bulunduğunun da iddia edilmediği, dolayısıyla sanığa yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, beraati yerine yazılı gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi,
    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 24.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.Bu karar, kullanıcılarımızdan Sayın Avukat G.K  tarafından gönderilmiştir.
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/5020Karar : 2015/4177 Karar Tarihi : 16.11.2015
    Cezaevinde tutuklu olarak bulunan suça sürüklenen çocuklar … ve …’ın, yemek almama konusunda mağdur …’e baskı yaparak iki gün yemek almamasını sağladıklarının, bu suretle beslenmeyi engelleme suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda, soruşturma aşamasındaki beyanlarında, suça sürüklenen çocukların baskısı altında açlık grevine gittiğini beyan eden mağdur …’in, kovuşturma aşamasındaki beyanında, tamamen kendi istek ve iradesi ile açlık grevine gittiğini, 2-3 gün sonra baygınlık geçirdiğini ve sağlığının bozulacağından korktuğu için açlık grevine son verdiğini, kimsenin baskısı ile açlık grevine gitmediğini beyan etmesi, mağdur Kahar ile birlikte aynı koğuşta kalan …, … ve …’nın soruşturma aşamasında tanık sıfatıyla alınan beyanlarında, mağdur …’e baskı yapıldığını görmediklerini beyan etmeleri, bu kişilerin yargılama aşamasında müşteki sıfatıyla alınan beyanlarında da, kendi istekleri ile açlık grevine gittiklerini beyan ettiklerinin anlaşılması karşısında, suça sürüklenen çocuklar … ile …’ın üzerlerine atılı beslenmeyi engelleme suçunu işlediklerine ilişkin olarak mahkumiyetlerine yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, suça sürüklenen çocukların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,Kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 16.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 297 İNFAZ KURUMUNA VEYA TUTUKEVİNE YASAK EŞYA SOKMAK SUÇU

    TCK MADDE 297 İNFAZ KURUMUNA VEYA TUTUKEVİNE YASAK EŞYA SOKMAK SUÇU

    TCK MADDE 297 İNFAZ KURUMUNA VEYA TUTUKEVİNE YASAK EŞYA SOKMAK SUÇU1) İnfaz kurumuna veya tutukevine silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı sokan veya bulunduran kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun konusunu oluşturan eşyanın, temin edilmesi veya bulundurulması ayrı bir suç oluşturduğu takdirde; fikri içtima hükümlerine göre belirlenecek ceza yarı oranında artırılır.2) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 7/7/2011 tarihli ve E.:2010/69, K.:2011/116 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/20 md.) Birinci fıkra kapsamı dışında kalan;a) Firarı kolaylaştırıcı her türlü alet ve malzemeyi,b) Her türlü saldırı ve savunma araçları ile yangın çıkarmaya yarayan malzemeyi,c) Alkol içeren her türlü içeceği,d) Kumar oynanmasına olanak sağlayan eşya ve malzemeyi,e) 188 inci maddede tanımlanan suçlar saklı kalmak üzere, yeşil reçeteye tabi ilaçları,f) Kurum idaresince incelenmek üzere alınanlar hariç, mahkemelerce yasaklanmış veya suç örgütlerini temsil eden yayın, afiş, pankart, resim, sembol, işaret, doküman ve benzeri malzemeler ile örgütsel haberleşme araçlarını,g) Yetkili makamlarca izin verilenler hariç, ses ve görüntü almaya yarayan araçları, ceza infaz kurumuna veya tutukevine sokan, buralarda bulunduran veya kullanan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.3) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların hükümlü veya tutukluların muhafazasıyla görevli kişiler tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.4) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların konusunu oluşturan eşyayı yanında bulunduran veya kullanan hükümlü veya tutuklu, bunu kimden ve ne suretle elde ettiği hususunda bilgi verirse, verilecek ceza yarı oranında indirilir.
    TCK MADDE 297’NİN GEREKÇESİ
    Madde metninde bazı eşyaların yetkisiz olarak ceza infaz kurumlarına sokulması veya bulundurulması, suç hâline getirilmiştir.Birinci fıkrada, infaz kurumu veya tutukevine sokulan veya bulundurulan eşyanın silâh, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı olması hâlinde verilecek ceza belirlenmiştir. Ancak, bunlardan silâhın, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin temin edilmesi ya da bulundurulması esasen suç teşkil etmektedir. Bu durumda fikri içtima hükümlerine göre fail daha ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılacaktır. Ancak, bu şekilde belirlenen ceza, fıkrada belirtilen oranda artırılacaktır.İkinci fıkrada ise, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı dışında kalıp da, kanuna uygun olarak yasaklanmış olan her türlü eşya, araç, gereç veya malzemeleri ceza infaz kurumları ve tutukevlerine sokanlar hakkında uygulanacak cezalar öngörülmüştür. Ancak, bu suçun oluşabilmesi için, suç konusu eşyanın infaz kurumuna veya tutukevine sokulmasının mevzuat çerçevesinde yasaklanmış olduğunun fail tarafından bilinmesi gerekir. Yani bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir.Maddenin üçüncü fıkrasında, ceza infaz kurumu veya tutukevine yasak eşya sokma suçlarının tutuklu veya hükümlülerin muhafazasıyla görevli kişiler tarafından işlenmesi, bu suçlar açısından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir.Dördüncü fıkrada ise, suç konusu yasak eşyayı infaz kurumu veya tutukevinde bulunduran kişiler açısından bir etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir.
    TCK MADDE 297 İLE İLGLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/5074 Karar : 2015/3955Karar Tarihi : 13.11.2015
    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;1-) Sanığın aşamalardaki savunmasında, aynı cezaevinde kalan Z. A. sigara içinde olan uyuşturucu maddeyi ikram etmesi üzerine tanık M. Y. ile içtiğini beyan etmesi karşısında, tanık M. Y. hakkındaki İstanbul Anadolu 77. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014/1241 Esas ve 2014/304 Karar sayılı dosyası ile Z. A. hakkında soruşturma ya da kovuşturma bulunmakta ise dosyasının getirtilip incelenerek eyleminin uyuşturucu madde kullanma suçunu ya da infaz kurumuna yasak eşya sokma suçunu oluşturup oluşturmayacağı yönünde delillerin birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,Kabul ve uygulamaya göre,2-) Sanığın, tanık olarak dinlenen M. Y.’ın beyanıyla uyuşan savunmasında, suça konu uyuşturucu maddeyi, aynı cezaevinde kalan Z. A. isimli hükümlüden temin ettiğini belirtmesi karşısında, adı geçen hakkında açılmış kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak varsa dosyası getirtilip incelendikten sonra 5237 Sayılı TCK’nın 297/4. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,3-) TCK’nın 297. maddesinini 1. fıkrasının 2. cümlesinde “suç konusu eşyanın bulundurulması ayrı bir suç teşkil ettiği takdirde fikri içtima kurallarına göre belirlenecek ceza yarı oranında artırılır” şeklindeki düzenleme karşısında, ele geçirilen maddenin uyuşturucu olduğu tespit edildiği halde, sanık hakkında hükmolunan cezanın TCK’nın 297/1-2. cümlesi gereğince artırılmaması suretiyle eksik ceza tayini,
    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, CMUK’nın 326/ son hükmünün kararda gözetilmesine, 13.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay9. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/7442 Karar : 2015/4983 Karar Tarihi : 08.05.2015
    Hükmolunan cezanın süresi itibarıyla şartları bulunmadığından sanık H. ve sanık R. müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin CMUK’nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE,1- Sanık R. hakkında verilen hükme yönelik yapılan temyiz incelemesinde;Yapılan yargılama sonunda aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda tartışılıp, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,2- Sanık H. hakkında verilen hükümlere yönelik yapılan temyiz incelemesine gelince;Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;TCK’nın 297. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde mevcut “suç konusu eşyanın bulundurulması ayrı bir suç teşkil ettiği takdirde fikri içtima kurallarına göre belirlenecek ceza yarı oranında artırılır.” şeklindeki kural gereğince, hükümlü olarak cezaevinde bulunan sanığın açık görüş sırasında diğer sanık R.’tan uyuşturucu maddeyi kullanmak maksadıyla alan sanığın eyleminin ceza infaz kurumuna yasak eşya sokma ve kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarını oluşturduğu, yukarıda belirtilen düzenleme gereği bu iki suçtan daha ağır cezayı gerektiren TCK’nın 297/1. maddesinin birinci cümlesi ile temel ceza tayin edilip aynı madde ve fıkranın ikinci cümlesi gereğince de yarı oranında artırılması gerektiği gözetilmeyerek TCK’nın 297/1-1. cümlesi ile 191/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı mahkumiyet hükmü kurulması,
    Sonuç : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, CMK’nın 326/son maddesi uyarınca her iki suçta tayin olunan sonuç ceza miktarları bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 08.05.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

  • TCK MADDE 296 HÜKÜMLÜ VEYA TUTUKLUNUN AYAKLANMASI SUÇU

    TCK MADDE 296 HÜKÜMLÜ VEYA TUTUKLUNUN AYAKLANMASI SUÇU

    Hükümlü veya tutukluların toplu olarak ayaklanması halinde, her biri hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Hükümlü veya tutuklu sayısının üçten fazla olmaması halinde, bu suçtan dolayı cezaya hükmedilmez.2) Ayaklanma sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur.
    TCK MADDE 296’NIN GEREKÇESİ
    Madde metninde hükümlü veya tutukluların ayaklanması suçu tanımlanmıştır.
    TCK MADDE 296 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay9. Ceza Dairesi
    Esas : 2011/9092Karar : 2012/6954Karar Tarihi : 29.05.2012
    1-) Cumhuriyet Savcısının yasal süresinden sonra olan temyiz isteğinin, CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,2-) Sanıklar Erdi, Şükrü ve Tolga hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümlere ilişkin temyiz incelemesinde;Sanıkların eylemlerini yakarak gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında, tayin olunan temel cezanın TCK’nın 152/2-a maddesi uyarınca arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,3-) Sanıklar Erdi, Şükrü ve Tolga hakkında hükümlü veya tutukluların ayaklanması suçundan kurulan hükümlere yönelik temyize gelince;Cezaevinde tutuklu bulunan sanıkların sigara içme isteklerinin yaşlarının küçük olduğu gerekçesiyle reddedilmesi üzerine cezaevindeki eşyalara zarar verip, “bu bir isyandır bize sigara verin” diyerek bağırmaktan ibaret eylemleri nedeniyle cezaevi yönetiminin kurumu idare etme imkanının kısmen veya tamamen ortadan kalkıp kalkmadığı ve eylemin TCK’nın 296. maddesinde öngörülen ayaklanma tanımına ne şekilde girdiği tartışılmadan, eylemin ızrar dışında TCK’nın 296. maddesinde tanımlanan ayaklanma suçunu da oluşturduğu kabul edilerek yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,Kabule göre de;Geçmiş mahkumiyeti bulunmayan sanıklar Erdi ve Tolga hakkında yasal olmayan yetersiz gerekçeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 29.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2009/22641Karar : 2011/17637Karar Tarihi : 18.10.2011
    A-) Kamu malına zarar verme suçundan açılan davadan dolayı hüküm kurulmamış ise de, zaman aşımı süresince mahkemesince her zaman karar alınabileceğinden ve ortada temyize konu bir hüküm bulunmadığından, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,B-) Görevlilere hakaret ve toplu ayaklanma suçlarına dair hükümlere yönelik temyize gelince, Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede :1-) 5237 Sayılı T.C.K.296/1 maddesinde, toplu ayaklanma suçunun oluşabilmesi için üçten fazla kişinin eyleme katılmasının koşul olarak öngörülmüş olması, iddianamede üç sanığın dışında kimliği tesbit edilememiş olsa bile başka kişilerinde olaya katıldığına dair bir iddianın olmaması ve mahkemenin gerekçesinde de bu yönde bir kabul bulunmaması karşısında, “üçten fazla kişinin olaya ne suretle dahil olduğu” konusundaki kanıtlar kabulde gösterilmeden, atılı suçtan hüküm kurulması;2-) Hükme esas alınan tutanakta, başka suçtan cezaevinde tutuklu bulunan ve ayağındaki kurşun yarası sebebiyle koltuk değnekleriyle yürüyen sanık Misbah Aktaş’ı cezaevinden hastaneye götürürken ambulansta kelepçe takılmaya kalkışılması, adı geçenin buna karşı gelmesi sebebiyle hastaneye götürülmeyip ambulanstan indirilmesi eyleminin, bu sanık açısından haksız kışkırtma sayılıp sayılmayacağının tartışılmaması;3-) Kabule göre de:a-) Birden fazla görevliye hakaret suçunda suç çokluğunun gözetilmemesi;b-) C.M.K.326/2 maddesine aykırı olarak iştirak halinde işlenen suçta her sanık açısından yargılama giderinin saptanıp hükmolunmaması;
    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş ve sanıklar M.B., M.A., Ö.Ö. müdafiilerinin temyiz nedenleriyle tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükümlerin BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 18.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 295 MUHAFIZIN GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMASI

    TCK MADDE 295 MUHAFIZIN GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMASI

    Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişilerin, görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmeleri halinde, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin hükümler uygulanır.2) Muhafaza veya nakli ile görevli olan kimse, görevinin gereklerine aykırı olarak gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün bulunduğu yerden geçici bir süreyle uzaklaşmasına izin verirse; altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.3) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün bu fırsattan yararlanarak kaçması halinde, kaçmaya kasten imkan sağlama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

    TCK MADDE 295’IN GEREKÇESİ
    Maddenin birinci fıkrasında, hükümlü, tutuklu veya gözaltına alınanın muhafaza veya nakli ile görevli kişilerin görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmeleri hâliyle ilgili olarak, görevi kötüye kullanma suçuna atıfda bulunulmuş ve bu suça ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu kişilerin görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmeleri, başka bağımsız bir suçu oluşturmadığı takdirde, genel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. İkinci fıkrada ise, gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün bulunduğu yerden geçici bir süreyle uzaklaşmasına müsaade edilmesi, suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun faili, gözaltına alınan veya tutuklu veya hükümlünün muhafazası veya nakli hususunda görevli olan kimsedir. Suçun maddî unsuru gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün kanunen bulunmasına cevaz verilmiş olan yerden uzaklaşmasına müsaade edilmesidir. Bu kişiler, ceza infaz kurumunda, tutukevinde, hastanede veya karakolda bulunabilir. Bunların, söz konusu yerlerden, muhafaza veya nakil ile yükümlü olanların izinleri ile uzaklaşmaları hâlinde suç oluşacaktır. Suçun tamamlanması için hükümlü, tutuklu veya gözaltına alınanın kaçmasına ihtiyaç yoktur. Ancak, bu izin sonucu kaçmanın gerçekleşmesi hâlinde, üçüncü fıkraya göre, kaçmaya kasten imkan sağlama suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır.
    TCK MADDE 295 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/4488Karar : 2016/4519Karar Tarihi : 19.06.2013 
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hükümlü veya tutuklunun kaçması, muhafızın görevini kötüye kullanması HÜKÜM : Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan sanık … hakkında mahkumiyet, muhafızın görevini kötüye kullanması suçundan sanık … hakkında beraat
    Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: İddianame içeriğine, sevke, temyizin kapsamına, en ağır suçun hükümlü veya tutuklunun kaçması suçu olmasına ve Yargıtay Kanununun 14. maddesine göre, temyiz incelemesi yapma görevi Yüksek 16. Ceza Dairesine ait bulunduğundan Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, sanık … hakkında verilen beraat hükmü de sanık … tarafından temyiz edilmesine rağmen bu hususta tebliğnamede görüş bulunmadığı anlaşıldığından, açıklanan noksanlığın giderilip ek tebliğname düzenlendikten sonra dosyanın görevli daireye gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 02/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay 9. Ceza Dairesi
    Esas : 2013/4724 Karar : 2013/9417Karar Tarihi : 19.06.2013 
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Muhafızın görevini kötüye kullanması Hüküm : Beraat
    Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Cumhuriyet savcısının, yasal süreden sonra olan temyiz isteğinin CMUK’ nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 19.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 294 KAÇMAYA İMKAN SAĞLAMA SUÇU

    TCK MADDE 294 KAÇMAYA İMKAN SAĞLAMA SUÇU

     Gözaltına alınanın veya tutuklunun kaçmasını sağlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Hükümlünün kaçmasını sağlayan kişi, çekilecek olan hapis cezasının süresine göre iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, hükümlünün cezası;a) Müebbet hapis cezası ise, beş yıldan sekiz yıla,b) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ise, sekiz yıldan oniki yıla, Kadar hapis cezasına hükmolunur.3) Bu suçların, cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.4) Kaçması sağlanan kişi sayısının birden fazla olması halinde, bu sayı göz önünde bulundurularak, verilecek ceza üçte birden bir katına kadar artırılır.5) Bu suçların gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişiler tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza, üçte biri oranında artırılır.6) Bu suçların üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir.7) Bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin veya kasten öldürme suçunun gerçekleşmesi ya da eşyaya zarar verilmesi durumunda, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur.8) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün, muhafaza veya nakli ile görevli kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından yararlanarak kaçması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    TCK MADDE 294’ÜN GEREKÇESİ
    Maddenin birinci fıkrasında, gözaltına alınanın veya tutuklunun kaçmasını sağlamak, suç olarak tanımlanmıştır. İkinci fıkrasında ise, hükümlünün kaçmasını sağlamak fiili ceza yaptırımı altına alınmış ve failin ne suretle cezalandırılacağı gösterilmiştir.Söz konusu suçlar, kaçmaya imkan sağlamakla oluşur. Ancak, suçun tamamlanabilmesi için, kaçmanın gerçekleşmesi gerekir. Örneğin, suçluya yol göstermek, talimat vermek, kılık ve kıyafet değiştirmesini sağlamak gibi kaçmanın kolaylıkla gerçekleşmesini olanaklı kılacak hareketleri yapmakla bu suç oluşur. Aslında bu fiiller, gözaltına alınanın, tutuklunun veya hükümlünün kaçması suçlarına iştirak niteliği taşımaktadır. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, bunların bağımsız suç olarak tanımlanması gereği duyulmuştur.Üçüncü fıkraya göre, bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların, cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi, bu suçların daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurunu oluşturmaktadır. Bu nitelikli unsur bağlamında söz konusu olan cebir, kasten yaralama suçunun temel şeklini oluşturur. Yedinci fıkraya göre; şayet bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri veya ölüm gerçekleşmiş ya da eşyaya zarar verilmiş ise; ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunacaktır.Maddenin dördüncü fıkrasında, özel bir içtima hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, kaçması sağlanan kişi sayısının birden fazla olması hâlinde, faile bir ceza verilecektir; ancak, bu ceza artırılacaktır.Maddenin bir ve ikinci fıkralarında tanımlanan suçların faili herkes olabilir. Ancak, beşinci fıkrada, bu suçların gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişiler tarafından işlenmesi, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir.Altıncı fıkrada, failin, gözaltına alınmış kişi, tutuklu veya hükümlünün fıkrada belirtilen derecede akrabasından olması hâlinde verilecek cezanın indirileceği açıklanmıştır.Maddenin son fıkrasında ise, gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün, bunların muhafaza veya nakli ile görevli kişinin taksirli fiilinden yararlanarak kaçması hâlinde, faile, bu taksirli hareketinden dolayı verilecek ceza gösterilmektedir. Burada söz konusu olan fiil sadece taksirli bir hareketten ibaret bulunduğundan, artık ceza tertibi itibarıyla hükümlü hakkında verilmiş olan cezaların göz önünde bulundurulmasının bir anlam taşımayacağı sonucuna varılmış ve failin taksire dayalı kusuruna göre cezanın altı ayla üç yıl arasında hâkim tarafından saptanması uygun sayılmıştır.
    TCK MADDE 294 İLE İLGLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay9. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/2407Karar : 2014/3992Karar Tarihi : 03.04.2014
    1- Hakaret suçundan kurulan hükme ilişkin incelemede;5271 sayılı CMK’nın 231/5. maddesi gereğince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar, aynı Kanunun 231/12. maddesi gereğince itiraza tabi olup itiraz üzerine merciince karar verildiği anlaşıldığından, temyiz incelemesine yer olmadığına,2- Kaçmaya imkan sağlama suçundan kurulan hükme ilişkin temyize gelince;TCK’nın 294/2. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için failin hükmün infazı için yakalanarak kolluğun egemenliği altına alınan bir hükümlünün kaçmasına imkan sağlaması gerektiği, somut olayda; hükümlü olması nedeniyle kendisini yakalamak üzere köye gelen güvenlik güçlerini görünce kaçan T. T.’ın yakalanmasına engel olmak amacıyla kolluk güçlerini adı geçenin gittiği yerin ters istikametine yönlendirmek suretiyle hükmün infazından kurtulmasını sağladığı anlaşılan sanığın eyleminin TCK’nın 283/1. maddesinde tanımlanan “Suçluyu kayırma” suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayininin gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 03.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/1282Karar : 2016/3477 Karar Tarihi : 31.05.2016
    1-Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde;Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması yönünden infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,2- Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde ise;a-TCK’nın 294/8. maddesindeki suçun, gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişilerin taksirli eylemlerine ilişkin bir düzenleme olduğu da gözönüne alındığında, yağma olayına karışması neticesinde yaralı olarak gözaltına alınan sanığın, başında bulunan polis memurunun tuvalete gitmesini fırsat bilerek sanık …’ı aradığı ve kendisini hastaneden araba ile almasını istediği olayda, eyleminin TCK’nın 294/1. maddesinde düzenlenen kaçmaya imkan sağlama suçuna azmettirme suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,b-TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E., 2015/85 K.sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca sonuç ceza yönünden kazanılmış hakkı saklı tutulmak suretiyle hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 31.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 293 ETKİN PİŞMANLIK

    TCK MADDE 293 ETKİN PİŞMANLIK

    TCK MADDE 293 ETKİN PİŞMANLIKTutuklu veya hükümlünün, kaçtıktan sonra etkin pişmanlık göstererek kendiliğinden teslim olması halinde, kaçtığı günden itibaren teslimin gerçekleştiği güne kadar geçen süre dikkate alınarak, verilecek cezanın altıda beşinden altıda birine kadarı indirilir. Ancak, kaçma süresinin altı ayı geçmesi halinde cezada indirim yapılmaz.TCK MADDE 293’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde, gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlüler açısından etkin pişmanlık düzenlenmiştir. Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, teslim olgusunun “kendiliğinden” gerçekleşmesi gerekir. Yani teslim olgusu serbest irade ürünü olmadığı takdirde, etkin pişmanlık hükmünden yararlanılamayacaktır.
    TCK MADDE 293 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay9. Ceza dairesi
    Esas : 2014/1692 Karar : 2014/2563 Karar Tarihi : 05.03.2014
    Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;1- Sanığın savunmalarında süresinde denetimli serbestlik bürosuna başvurduğunu belirtmesi, temyiz dilekçesine ekindeki Silivri Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğü’nün Adli Kontrol Takip formu fotokopisine göre sanığın anılan müdürlüğe müracaat etmesi gereken 04.02.2013 tarihinde başvurduğu ve belirtilen belgede imzasının da bulunduğu gözetilerek, savunmasının doğruluğu Silivri Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünden sorulmak suretiyle araştırılarak sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma sonucu mahkumiyet kararı verilmesi,2- Kabule göre de;a- Sanık hakkında uygulanan kanun ve maddesinin 5275 sayılı Kanunun 105/A maddesinin sekizinci fıkrası yollamasıyla TCK’nın 292/1. maddesi yerine, yollama maddesine yer verilmeksizin doğrudan TCK’nın 292/1. maddesi olarak gösterilmesi,b- Teslim olması gereken süreden üç gün sonra kendiliğinden teslim olduğunun kabul edilmesi karşısında sanığın cezasından etkin pişmanlık nedeniyle TCK’nın 293. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan indirimin, sanığın kaçtığı ve teslim olduğu tarihler arasındaki süre dikkate alınarak anılan maddede belirtilen 1/6 ile 5/6 arasındaki oranlardan makul ve hakkaniyete uygun düşen bir nispetin tercih edilmsi gerekirken 2/6 nisbetinde indirim yapılması Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı bozulmasına, 05.03.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.
    Yargıtay9. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/1687Karar : 2014/2562Karar Tarihi : 05.03.2014
    Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak;1- Ceza infaz kurumundan kaçtıktan sonra etkin pişmanlık göstererek kendiliğinden teslim olduğuna ilişkin dosyada bilgi ve belge bulunmayan sanığın savunmasının doğruluğu araştırılmadan eksik soruşturma ile TCK’nın 293. maddesi uyarınca cezasında indirim yapılması,2- Kabul ve uygulamaya göre de;Hükümlü olarak kaldığı açık cezaevinden kaçtıktan iki ay sonra pişman olarak kendiliğinden teslim olduğu kabul edilen sanığın cezasından etkin pişmanlık nedeniyle yapılan indirimin, sanığın kaçtığı ve teslim olduğu tarihler arasındaki süre dikkate alınmak suretiyle TCK’nın 293. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen 1/6 ila 5/6 arasındaki oranlardan makul ve hakkaniyete uygun düşen bir nispetin tercih edilip uygulanması suretiyle gerçekleştirilmesi gerekirken kanunda yer almayan gerekçe ile asgari oranda indirim yapılması,
    Sonuç : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, tayin olunan sonuç cezanın süresi yönünden kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 05.03.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

  • TCK MADDE 205 RESMİ BELGEYİ BOZMAK YOK ETMEK VEYA GİZLEMEK

    TCK MADDE 205 RESMİ BELGEYİ BOZMAK YOK ETMEK VEYA GİZLEMEK

    Gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    TCK MADDE 205’İN GEREKÇESİ

    Maddede, resmi belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek fiilleri, resmi belgede sahtecilik suçundan ayrı bir suç olarak ceza yaptırımı altına alınmıştır. Sahtecilik suçu, düzenlenen belgenin veya belgede yapılan değişikliğin başkasını aldatıcı nitelikte olmasını gerektirir. Bu maddede tanımlanan suçun işlenmesi, başkasını aldatma özelliği taşımayabilir.Suçun konusu, hukuken geçerli, yani gerçek bir resmi belgedir.Söz konusu suçu oluşturan seçimlik hareketler, resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemektir.

    Gerçek bir resmi belge üzerindeki yazıları örneğin boyamak veya silmek suretiyle okunamaz hâle getirmek, belge üzerindeki resmi koparmak, belgeyi yırtmak, yakmak veya gizlemek fiilleri bu suçu oluşturur.Dikkat edilmelidir ki; gizleme hâlinde, belge varlığını ve bütünlüğünü muhafaza etmektedir. Gizlenen belge, kişilerin nezdinde bulunan resmi belge olabileceği gibi, bir kamu kurum ve kuruluşunda ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunda muhafaza edilen belge de olabilir.

    Gizlemenin, belgenin nezdinde bulunduğu kişiye ya da kurum veya kuruluşa karşı olması gerekir. Bir belgenin, örneğin bir uyuşmazlık bağlamında mahkemeden istenmesine karşılık; gerçeğe aykırı olarak, mevcut olmadığının veya bulunamadığının bildirilmesi hâlinde, bu suç değil, suç delillerini gizleme suçu oluşur.Bir resmi belgenin, örneğin bir hukukî uyuşmazlık bağlamında mahkemeden istenmesine karşılık; gerçeğe aykırı olarak, mevcut olmadığının veya bulunamadığının bildirilmesi hâlinde, bu suç oluşur.

    Ancak, bir suça ilişkin olarak yapılan soruşturma veya kovuşturma kapsamında istenen belgelerin verilmemesi hâlinde, resmi belgenin gizlenmesi suçunun değil, suç delillerini gizleme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Gizleme olgusu, belgenin nezdinde bulunduğu kişiden ya da kurum veya kuruluştan çalınması suretiyle de gerçekleşebilir. Ancak bu durumda, hırsızlık suçundan değil, resmi belgenin gizlenmesi suçundan dolayı hüküm tesis edilmelidir.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Bu suç, herhangi bir kişi tarafından işlenebilir. Resmi belgenin kamu görevlisi tarafından bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesi, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Bu suç açısından özellik arzeden husus, suçun konusunu oluşturan belgenin, kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu belge olması gerekmez. Gerçek bir resmi belgenin kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak bozulması, yırtılması, yok edilmesi veya gizlenmesi hâlinde, bu suç oluşur.

    TCK MADDE 205 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    11. Ceza Dairesi

    Esas: 2016/919Karar : 2016/1259Karar Tarihi : 18.02.2016
    1- ) 5327 Sayılı TCK’nun 205. maddesindeki “resmi belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek” suçunun oluşabilmesi için belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilmekle birlikte belgenin maddi varlığına dokunulmaksızın ondan faydalanma olanaklarının ortadan kaldırılması ya da belgenin tamamen yok edilmesi gerekeceği; iddianame içeriğine göre, sanığın, mağdur adına düzenlenmiş nüfus cüzdanı üzerindeki fotoğrafı çıkartıp kendi fotoğrafını yapıştırdığı ve emniyet görevlilerince yapılan kontrol sırasında ibraz ettiği somut olayda; herhangi bir hakkın kullanımının engellenmemesi sebebiyle bu suçun unsurlarının oluşmadığı, belgede gerçekleştirilen sahteciliğin aldatıcı nitelik taşıması halinde fiilin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı; buna mukabil gerekçeli kararda belgenin aldatıcı niteliğinin bulunmadığının açıklandığı, ayrıca 30.11.2010 tarihli ekspertiz raporunda nüfus cüzdanının aldatıcı niteliğe haiz olmadığının belirtildiği anlaşılmakla unsurları oluşmayan suçtan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabule göre ise;

    2- )5237 Sayılı TCK‘nun 53. maddesinin 1. fıkrasının ( c ) bendinde yer alan haklardan yoksunluğunun sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinin Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 Sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.02.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    21. Ceza Dairesi

    Esas : 2015/8185Karar : 2016/5268 Karar Tarih : 14.06.2016
    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak; Sanığın memur olarak çalıştığı okula gönderilen ve maaşından kesinti yapılmasını içeren Yozgat 1. İcra Müdürlüğü`nün 06.02.2012 tarihli yazısını okul idaresinden gizleyerek, okul müdürünün belgeden haberdar olması üzerine, sanığın evrak kayıt defterindeki bir kaydı daksille silerek yerine suça konu belge ile ilgili bilgileri yazması şeklinde gerçekleşen olayda sanığın eylemlerinin aynı suç işleme kararı kapsamında Kanunun 205. maddesinin birden fazla ihlali niteliğinde olduğu ve dolayısıyla zincirleme şekilde işlenen tek suçtan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde iki ayrı mahkumiyet hükmü kurulması, Kabul ve uygulamaya göre de;

    T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nun 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete` de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk, Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 14.06.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

Call Now