Etiket: ceza avukatı

  • TCK MADDE 246 TÜZEL KİŞİLER HAKKINDA GÜVENLİK TEDBİRİ UYGULAMASI

    TCK MADDE 246 TÜZEL KİŞİLER HAKKINDA GÜVENLİK TEDBİRİ UYGULAMASI

    Bu bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
    TCK MADDE 246’NIN GEREKÇESİ
    Madde metninde, bu Bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında da bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı düzenlenmiştir.
    TCK MADDE 246 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    YargıtayCeza Genel Kurulu
    Esas : 2015/155Karar : 2018/355Karar Tarihi : 18.09.2018 
    “İçtihat Metni”
    Kararı VerenYargıtay Dairesi : 13. Ceza DairesiMahkemesi : Asliye CezaGünü : 21.03.2011Sayısı : 862-261
    Hırsızlık suçundan sanık …’nin TCK’nın 142/1-b ve 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Kayseri 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.03.2011 tarihli ve 862-261 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 20.10.2014 tarih ve 29699-28659 sayı ile;“…Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;Sanığın yakalanmasıyla mağdurun aracından çalmış olduğu çantayı attığı yeri kolluk görevlilerine göstererek para, cep telefonu ve küpeler hariç çalınan malların iadesini kısmen sağladığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında kısmî iade nedeniyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına mağdurun rıza gösterip göstermeyeceği tespit edildikten sonra TCK’nın 168/1-4. maddelerinin değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.11.2014 tarih ve 298977 sayı ile;“…Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde; mağdurun olay günü saat 16.00 sularında aracını…. Caddesi üzerine park ettiği, 20 dakika kadar sonra aracının yanına döndüğünde, aracın sağ arka kelebek camının kırılarak içinde 25 TL para, cep telefonu, bir çift altın küpe ve kimlik belgelerinin bulunduğu eşine ait çantanın çalınmış olduğunu tespit ettiği, polise haber vermesiyle yapılan araştırma sonucunda, olay yerinden kaçan ….. plakalı araca, oradan da sanıklara ulaşıldığı, temyiz dışı sanık …’ın yer göstermede bulunduğu çöp tenekesinden, içinde sadece kimlik belgelerinin olduğu çantanın ele geçirildiği anlaşılmaktadır. Çantanın içerisindeki ekonomik değeri haiz para, cep telefonu ve altın küpeler ise hiçbir aşamada bulunamamış ve iade edilmemiştir. İade edilmiş olan kimlik belgelerinin ekonomik değerinin hiç olmadığı, kullanılmış çantanın ise ekonomik değerinin iade edilmeyen diğer para ve eşyalara göre çok düşük kaldığı bilinen değeriyle sabittir. Yani sanıklar suçtan elde etmeyi düşündükleri faydayı elde etmişler ve amaçlarına ulaşmışlardır. Ayrıca sanıklar hiçbir aşamada atılı suçlamayı kabul etmemişler ve atılı suçu temyiz dışı ….. isimli bir şahsın işlediğini savunmuşlardır. Çantanın atıldığı çöp tenekesini gösterirken bile ….. isimli şahsın buraya attığını gördüklerini söylemişler ve dolayısıyla yer göstermeyi bile doğrudan yapmamışlardır.5237 sayılı Kanun’un 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlığa ilişkin yasal düzenleme incelendiğinde ise;‘(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi hâlinde verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi hâlinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.(3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hâllerde üçte birine kadarı indirilir.(4) Kısmen geri verme veya tazmin hâlinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır.(5) (Ek: 02.07.2012 – 6352/84 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi hâlinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi hâlinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz..” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm 765 sayılı Kanun’un 523. maddesinde düzenlenmiş olan iade hükümlerine benzemekte ise de içeriğinde farklı noktalar bulunmaktadır.Etkin pişmanlık hükmünün mala karşı suçlarda ortak hafifletici sebep olarak düzenlenmesine kaynak olarak doktrinde faal nedamet düşüncesi, zararın giderilmiş olması düşüncesi ve karma görüş gösterilebilir.765 sayılı Kanun uygulamasında özellikle 29.06.1955 tarihli ve 10-16 sayılı Tevhidi İçtihat Kararından sonra Yargıtay karma görüşü benimsemiş ve failin nedamet göstermesi yanında zararın tazmini ve suç konusunun iadesi birlikte değerlendirilmiştir. ‘…Kanun’un 523. maddesi nedamete değil daha ziyade tazmin esasına ve mağdurun uğradığı zararın telafisi maksadına matuf bir prensibe istinat ettiğinden…’ şeklinde devam eden 29.06.1955 tarihli ve 10-16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda failin bir nedameti aranmamaktaydı.Yeni kanun metnine bakıldığında ise; failin azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle gidermesi şeklinde düzenleme yapılarak doktrindeki faal nedamet görüşünün esas alındığı söylenebilir.Ancak Yargıtayın 765 sayılı Kanun uygulamasındaki görüşü ve maddenin konuluş amacı önceliğinin ‘mağdurların zararının giderilerek suçun etkisinin azaltılması’ olması karşısında, Yargıtay ilgili daireleri uygulamayı genişletmişlerdir.Maddenin, Adalet Komisyonunda yapılan görüşmeleri sırasında 2. fıkrasında yer alan kısmi iade durumunda ‘geri verme oranının mağduru tatmin edecek bir düzeyde olmasının’ madde metnine yazılması önerileri reddedilmiştir. Çünkü bu durum uygulamada sıkça gördüğümüz gibi mağdurların sanık veya yakınları tarafından baskı altına alınmasına yol açmaktadır. Ancak Yargıtay uygulamada yasadaki boşluğu doldurmuş ve iade oranının önemli bir düzeyde olmasını şart koşmuştur. Yargıtay 6. Ceza Dairesi bir kararında (08.10.2008 tarih ve 6088-16583 sayılı karar) mağdurun otomobilinin içindeki eşyayı yağmalayan sanığın babasının 50 TL getirip vermesini TCK’nın 168/4. maddesi anlamında kısmi iade saymamış, yine aynı Daire başka bir kararında (19.03.2009 tarih ve 12722-5342 sayılı karar) kısmi iade hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun rızasının yanında, iade edilen kısmın yağmalanan şeyin önemli bir bölümünü oluşturması gerektiği ve yağmalanan malın çok küçük bir kısmının iadesinde ‘kısmi iade’ hükümlerinin uygulanamayacağına hükmetmiştir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.04.2013 tarihli ve 1437-153 sayılı kararında da açıklandığı şekliyle kısmi iadenin mağduru tatmin edecek miktarda ve mağdur açısından doğrudan sonuç doğurucu nitelikte olması, ayrıca bunun sonucu olarak da mağdura ilave külfet yüklememesi gerekmektedir.Doğrusu da budur zira, kısmi iadede bulunan fail de, mağdurun cezada indirime rızasını aldığı takdirde tam iadeye ilişkin indirimden istifade etmektedir. Mağdurun aldığı son model aracı çalıp sonradan aracın lastiklerini iade eden bir kişi şikâyet ve soruşturma konusu olmayacak şekilde cebir ve tehditle de olsa mağdurun rızasını aldığı takdirde önemli bir ceza indimi alacaktır ki bu hakkaniyete uygun değildir.Nitekim, konuya ilişkin mukayeseli hukuka bakıldığında, Almanya ve Polonya Ceza Kanunlarında ortak benzerlik (zararın büyük ölçüde giderilmesinin) şart koşulması olarak ortaya çıkmaktadır.Alman Ceza Kanununun Türkçe’ye tek çevirisi olan Yenisey-Plagemann’ın incelenmesinde mala karşı suçlarda, münhasıran bu suçlara ilişkin bir etkin pişmanlık düzenlemesine yer verilmediği görülmektedir. Ancak Alman Ceza Kanunu’nun genel hükümler bölümünde yer alan 46a maddesinde suçtan sonra zararın giderilmesi hâli bir indirim sebebi, hafif cezalarda ise cezasızlık sebebi olarak düzenlenmiştir. 46a maddesi aşağıdaki gibidir.Madde-46a: 1. Suçtan zarar gören kişi ile uzlaşma girişiminde bulunarak, fiilinin neticelerini tamamen veya büyük ölçüde ortadan kaldırmışsa veya ortadan kaldırılması için ciddi bir şekilde gayret göstermişse, veya2. Zararın giderilmesi, kendisinin önemli kişisel edim veya fedakarlıklarda bulunmasını gerektirdiği bir hâlde, mağdurun zararını tamamen veya büyük ölçüde giderirse,Mahkeme cezayı 49. maddenin 1. fıkrası uyarınca indirebilir veya fail bir yıla kadar hapis cezasından veya 360 gün birimi adli para cezasından yüksek bir cezayı hak etmemiş ise, ceza vermekten vazgeçebilir.Polanya Ceza Kanununun 295. maddesinin 2. paragrafında ise, ‘Paragraf 1’de belirtilen suçun faili ile ilgili her kim zararın önemli bir kısmını gönüllü giderirse, mahkeme cezayı önemli oranda hafifletilebilir/indirilebilir.’ düzenlemesi yer almaktadır.Somut olaya tekrar dönüldüğünde; iade edilen kimlik kartları ve kullanılmış çantanın sanık için herhangi bir ekonomik değeri yoktur ve piyasada satışı yapılamaz. Sanık cep telefonu, para ve altın küpeyi mal edinerek suçtan elde etmeyi düşündüğü faydayı sağlamış, suçu işlemedeki amacına ulaşmıştır. Bu durum karşısında sanığın kısmî iade sebebiyle cezada indirimden istifade etmesine yasal olanak bulunmamaktadır.” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 12.01.2015 tarih ve 34900-182 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, hırsızlık suçundan kurulan hüküm ile sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 168/1-4. maddelerinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.İncelenen dosya kapsamından;Mağdur …’ın 38 HD 498 plakalı aracından hırsızlık yapıldığı yönünde müracaatta bulunması üzerine soruşturmaya başlanıldığı,Olay yeri inceleme raporunda; mağdurun aracının kapı ve kilitlerinde herhangi bir zorlama izinin bulunmadığı, aracın sağ arka kelebek camının kırık olduğu, araçta başkaca bir delile rastlanmadığının bildirildiği,Yakalama tutanağına göre; mağdurun aracından hırsızlık eylemi gerçekleştiren şahısların ….. plakalı araç ile olay yerinden kaçtığı ve bahse konu aracın …’ye ait olduğunun tespit edildiği, bunun üzerine yakalanan …’nin hırsızlık olayını … ve … ile gerçekleştirdiklerini, çantayı … ve …’nin çöpe attığını beyan ettiği, aynı gün yakalanan …’nin mağdura ait çantayı…. Caddesi üzerinde bulunan bir çöp tenekesine attıklarını söylediği,Yer gösterme, muhafaza altına alma ve değer tespit tutanağında; sanık …’nin mağdura ait çanta içinden para ve ziynet eşyasını aldıktan sonra çantayı ….Mahallesi…. Caddesi No: 250 sayılı ikametin karşısında bulunan çöp tenekesine attıklarını beyan etmesi üzerine yer gösterme işlemi yaptırıldığı, bahse konu çöp tenekesi içerisinden bir adet siyah renkli çantanın ele geçirildiği, çanta içinde mağdur, eşi ve çocuklarına ait kimlikler, aşı kartları, aile fotoğrafları, anahtarlık, bayan cüzdanı, makyaj seti ve kıyafetlerin bulunduğu, mağdurun ele geçirilen eşyayı teşhis ettiği, 25 TL ve bir çift küpenin kendisine gösterilen eşya arasında yer almadığını beyan ettiği, toplamda 100 TL değerinde olduğu tespit edilen eşyanın mağdura iade edildiği bilgilerine yer verildiği,Teşhis tutanağında; tanık …’ın sanık …’yi; tanık …’in ise sanık … ve …’yı, hırsızlık olayından önce mağdurun aracının yakınında gördükleri şüpheli şahıslar olarak teşhis ettikleri,Anlaşılmaktadır.Mağdur …; olay günü akrabasına misafirliğe gittiğini, kapı ve camlarını kilitlediği aracını park ederek içeri girdiğini, daha sonra cam kırılma sesi duyduğunu, dışarı çıkıp baktığında aracın arka cam göğsünün üzerinde bulunan eşine ait kol çantasının çalındığını fark ettiğini, çantada ailesine ait kimlikler, kıyafetler, ayarını ve gramını bilmediği bir çift küpe, eski bir cep telefonu ile 25 TL parasının bulunduğunu, ertesi gün çantanın bir çöp tenekesinde ele geçirilerek kimlik kartlarının ve diğer eşyanın kendisine iade edildiğini, ancak para, küpe ve telefonun iade edilmediğini, olay nedeniyle toplam zararının 300 TL olduğunu,Tanık …; hırsızlık olayını görmediğini, ancak öncesinde evinin önünde bekleyen iki şahıstan şüphelendiğini, bu şahıslara gitmelerini söylediğini, şahısların da oradan ayrıldıklarını, daha sonra mağdurun aracından hırsızlık yapıldığını öğrendiğini, olayı araştıran görevlilere bu şüpheli şahıslardan bahsettiğini, ertesi gün polis memurlarının yakalanan şahısları teşhis amacıyla kendisine gösterdiklerini, hırsızlık olayı öncesinde aracın yakınlarında şüpheli bir şekilde bekleyen şahısları canlı olarak teşhis ettiğini,Tanık …; akrabası olan mağdurun kendilerine misafirliğe geldiğini, aracını evinin önüne park ettiğini, bir süre sonra dışarıya çıktığında iki şahsı evinin yakınlarında gördüğünü, içeride yemek yedikleri sırada cam kırılma sesi duyduklarını, mahallede oynayan çocukların, iki şahsın mağdurun aracının camını kırdığını, daha sonra bu şahısların kendilerine ait araçla olay yerinden kaçtığını ve giden aracın içinde üç şahıs olduğunu söylediklerini, çocukların verdiği eşgal bilgileri ile evinin önünde görerek şüphelendiği şahısların eşgal bilgilerinin benzediğini, yakalanan şahısları ertesi gün teşhis ettiğini,İnceleme dışı sanık … soruşturma aşamasında; arkadaşları olan sanık … ve … ile birlikte ….. plakalı araçla dolaşmaya başladıklarını, bir aracın yanından geçtikleri sırada …..’ın “Araca bakalım” dediğini, bunun üzerine durduklarını, ….. ve sanık …’un araçtan inerek mağdura ait aracın içine baktığını, …..’ın buji ile aracın camını kırdığını ve araçtan bayan çantası aldığını, sonra oradan uzaklaştıklarını, çantadan 20 TL ve 2 adet cep telefonu çıktığını, çantayı ….. ve sanık …’un bir yere attıklarını,Kovuşturma aşamasında ise önceki beyanlarından farklı olarak; Olay tarihinde sanık … ve ….. ile birlikte alkol aldıklarını, kullanmakta olduğu ….. plakalı aracın anahtarını vererek …..’ı alkol almaya gönderdiğini, yaklaşık bir buçuk saat sonra koşarak yanlarına gelen …..’ın hırsızlık yaptığını, bir çanta çaldığını, arabayı da bir yere sakladığını söylediğini, hırsızlık olayına katılmadığını,Beyan etmişlerdir.Sanık … soruşturma aşamasında; inceleme dışı sanık … ve …’yı tanıdığını, ….. plakalı aracın inceleme dışı sanık …’ye ait olduğunu, olay günü bahse konu araç ile gezmeye çıktıklarını, araç içinde alkol aldıklarını, kendisinin arka koltukta uyuduğunu, eve döndüklerinde inceleme dışı sanık … ve …’nın kendisini uyandırarak bir araçtan çanta çaldıklarını ve çantayı bir çöp tenekesine attıklarını söylediklerini, çantadan ne çıktığını bilmediğini, inceleme dışı sanık … ve …..’ın tarifleri doğrultusunda çantanın atıldığı çöp tenekesini polis memurlarına gösterdiğini, hırsızlık olayına katılmadığını,Kovuşturma aşamasında ise önceki beyanlarından farklı olarak; Olay tarihinde bir arazide alkol aldıklarını, daha sonra …’nın biraz daha alkol almak amacıyla inceleme dışı sanık …’dan aracın anahtarını istediğini, bir saat sonra yaya olarak yanlarına gelen …..’ın, ….Mahallesindeki bir araçtan çanta çaldığını ve içindeki eşyayı aldıktan sonra çantayı mahallelerinde bulunan çöpe attığını söylediğini, ertesi gün yakalandığında …..’ın anlattığı çöp tenekesinin yerini polis memurlarına gösterdiğini, çantanın bulunarak mağdura iade edildiğini, hırsızlık olayına katılmadığını,Savunmuştur.Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için “etkin pişmanlık” kavramı üzerinde durulmalıdır.Pişmanlık Türk Dil Kurumu Sözlüğünde; “yaptığı bir iş ya da davranışının olumsuz sonucunu görerek üzülme, nadim olma” şeklinde tanımlanmaktadır.Öğreti ve uygulamada; “bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık” denilmektedir.Türk Ceza Kanununun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması hâlinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hâllerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar “suçun unsurları dışında kalan hâller” başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara “objektif cezalandırılabilme şartları,” bulunmaması gerekenlere ise “şahsi cezasızlık sebepleri” ya da “cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler” denilmektedir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2016, s. 359). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır.İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup buna suç yolu ya da “iter criminis” denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 36. maddesindeki “gönüllü vazgeçme” düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır.Etkin pişmanlık kavramıyla ilgili bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığa konu 5237 sayılı TCK’nın 168. maddesindeki etkin pişmanlık müessesesini irdeleyecek olursak:5237 sayılı TCK’nın 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişik 168. maddesi;“1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi hâlinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hâllerde yarısına, ikinci fıkraya giren hâllerde üçte birine kadarı indirilir.4) Kısmen geri verme veya tazmin hâlinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır” şeklinde iken; 6352 sayılı Kanun’un 84. maddesiyle yapılan değişiklikle “ve karşılıksız yararlanma” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve maddeye eklenen 5. fıkrada karşılıksız yararlanma suçlarında etkin pişmanlıkla ilgili farklı bir düzenlemeye gidilmiştir.Anılan madde bu düzenleniş şekliyle, 765 sayılı TCK’nın 523. maddesinden oldukça farklıdır. 29.06.1955 tarihli ve 10-16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Ceza Genel Kurulunun 11.11.1997 tarihli ve 248-288 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıklandığı üzere, 765 sayılı TCK’nın 523. maddesi, “iade ve tazmin” esasına dayalıdır. 5237 sayılı TCK’nın 168. maddesi ise tazminden çok “pişmanlık” esasını ön plana çıkarmaktadır.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.05.2008 tarihli ve 127-147 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere; TCK’nın 168. maddesinde yer alan “etkin pişmanlık” hükümlerinin uygulanabilmesi için, maddede sınırlı bir şekilde sayılan suçların işlenmesi hâlinde, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı, aynen geri verme ya da tazmin suretiyle gidermesi gerekmektedir.Öğretide hâkim olan görüşe göre de; 5237 sayılı TCK’nın 168. maddesinin, 765 sayılı TCK’nın 523. maddesinden farklı olarak; “tazminden çok pişmanlık” esasına dayandığı kabul edilmektedir. (Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik Ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara, 2014, s. 696-702)Bu açıklamaların sonucu olarak; iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi, eşyanın, failin yakalanmamak için kaçarken atması sonucu veya kaçarken yakalanan failin üzerinde ele geçirilmiş olması gibi hâllerde, failin gerçek anlamda pişmanlığından söz edilemeyeceğinden, TCK’nın 168. maddesinin uygulanma şartları oluşmayacaktır. Bununla birlikte, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun uğradığı zararın aynen geri verme veya tazmin suretiyle giderilmesi şartı yerine getirilirken duyulan pişmanlığın mutlaka sözle ifade edilmesi zorunluluğu bulunmayıp davranışlar yoluyla da gösterilebileceği; yine sanığın en azından pişmanlığını ya da iade ve tazmine rıza gösterdiğini ortaya koyacak söz veya davranışlarda bulunması, karşı duruş sergilememesi koşuluyla, suç nedeniyle meydana gelen zararın, sanık adına üçüncü kişilerce giderilmesi hâlinde de sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması olayın özelliklerine göre mümkün olabilecektir.Maddenin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren kısmen iade veya tazmin hâlinde etkin pişmanlığı düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinin dördüncü fıkrasının; “kısmen geri verme veya tazmin hâlinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır” şeklindeki açık düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere kanun koyucu, kısmen iade veya tazmin nedeniyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasında, mağdurun iradesini esas almak suretiyle, bu hükmün uygulanabilmesini mağdurun rızası şartına bağlamış, mağdurun kısmi iade ve tazmine rıza göstermemesi hâlinde ise, failin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamayacağını hüküm altına almıştır.Kısmi iadeden ne kastedildiğine ilişkin kanun maddesinde ve gerekçesinde bir açıklama bulunmamakla birlikte, etkin pişmanlık müessesinin bir amacının da mağdurun suçtan gördüğü zararın giderilmesi ve uğradığı haksızlığın meydana getirdiği sonuçların onarılması olduğu göz önüne alındığında, kısmi iadenin mağduru tatmin edecek miktarda ve mağdur açısından doğrudan sonuç doğurucu nitelikte olması, ayrıca bunun sonucu olarak da mağdura ilave külfet yüklememesi gerekmektedir.Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;Sanık …’nin, inceleme dışı sanık … ile birlikte mağdura ait aracın camını kırarak içinde, cep telefonu, 25 TL, bir çift küpe, kimlik belgeleri, aşı kartları, fotoğraflar, makyaj seti ve kıyafet bulunan çantayı çaldığı, olay anında kullanılan araç bilgilerinden hareketle yakalanan ve tanıklar … ve … tarafından da teşhis edilen sanığın soruşturma aşamasında güvenlik görevlilerine çantanın atıldığı yeri göstererek cep telefonu, 25 TL ve bir çift küpe dışındaki toplam değeri 100 TL olan eşyanın mağdura iadesini sağladığı olayda; sanığın, atılı suçlamayı kabul etmemekle birlikte duyduğu pişmanlığın sonucu olarak suç nedeniyle meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik olarak çantanın atıldığı çöp tenekesinin yerini göstermesi, bu şekilde ele geçirilen toplam 100 TL değerindeki malın mağdura iade edilmesi ve mağdurun zararının önemli ölçüde giderilmesi karşısında, soruşturma aşamasında bir kısım eşyanın mağdura iadesini sağlayan sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma olanağının bulunduğu kabul edilmelidir.Bu itibarla, 5237 sayılı TCK’nın 168. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun rızasının olup olmadığı tespit edildikten sonra sanık hakkında değerlendirme yapılmasının gerektiğine ilişkin Özel Daire bozma kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.09.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 245 BANKA VEYA KREDİ KARTLARIN KÖTÜYE KULLANILMASI

    TCK MADDE 245 BANKA VEYA KREDİ KARTLARIN KÖTÜYE KULLANILMASI

    Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

    2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

    3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

    4) Birinci fıkrada yer alan suçun;

    a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,

    b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlâtlığın,

    c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin, Zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.

    5) (Ek: 6/12/2006 – 5560/11 md.) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    TCK MADDE 245’İN GEREKÇESİ
    Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır. Banka kartı, bankanın kurduğu sisteme hukuka uygun olarak girmeyi sağlamaktadır. Bu kart, saptanan ve kart sahibince bilinen bir numara marifetiyle, banka görevlisinin yardımı olmadan, kart sahibinin kendi hesabından para çekmesini sağlamaktadır.

    Kredi kartları ise, banka ile kendisine kart verilen kişi arasında yapılmış bir sözleşme gereğince, kişinin bankanın belirli koşullarla sağladığı kredi olanağını kullanmasını sağlayan araçtır.İşte bu kartların kötüye kullanılmaları, söz konusu maddede suç olarak tanımlanmıştır. Maddeye göre, aşağıdaki şekillerde gerçekleştirilen hareketler bu suçu oluşturmaktadır:

    1.Başkasına ait bir banka veya kredi kartının, her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesinden sonra, sahibinin rızası bulunmaksızın kullanılması veya kullandırttırılması ve bu suretle failin kendisine veya başkasına haksız yarar sağlaması.

    2.Aynı fiilin, aynı koşullarla sahibine verilmesi gereken bir banka veya kredi kartının bunu elinde bulunduran kimse tarafından kullanılması veya kullandırttırılması; söz gelimi kartı sahibine vermekle görevli banka memurunun kartı kendi veya başkası yararına kullanması.

    Aslında hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarının ratio legis’ lerinin tümünü de içeren bu fiillerin, duraksamaları ve içtihat farklılıklarını önlemek amacıyla, bağımsız suç hâline getirilmeleri uygun görülmüştür. Maddenin ikinci fıkrasına göre; birinci fıkrada belirtilen fiillerin, oluşturulmuş sahte bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Ancak, bu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedilebilmesi için, fiilin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmaması gerekir.

    TCK MADDE 245 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    8. Ceza Dairesi

    Esas : 2016/1756Karar : 2017/4709Karar Tarihi : 28.04.2017
    Sanık …’nın yokluğunda verilen kararda, öncelikle bilinen en son adresine gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerekirken; MERNİS adresine 19.06.2014 tarihinde Tebligat Kanununun gereğince yapılan tebligatın usulsüz ve sanık müdafinin öğrenme üzerine yaptığı temyiz başvurusunun süresinde olduğu cihetle; yerel mahkemenin sanık müdafinin temyiz talebinin süre yönünden reddine dair 29.12.2014 tarihli ek kararı kaldırılarak esas hükme yönelik olarak yapılan incelemede,

    Başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretilmesi, satılması, devredilmesi, satın alınması veya kabul edilmesi 245/2. maddesinde, sahte banka veya kredi kartını kullanarak kendisine veya bir başkasına yarar sağlanması ise anılan maddenin ında birbirinden bağımsız ve ayrı ayrı suçları oluşturduğu, bankaya ait gerçek bir kredi kartının manyetik şerit bilgilerinin kopyalanarak sahte bir kredi veya banka kartı üretilmesi ve bu kart kullanılarak yarar sağlaması halinde suçtan zarar görenin ilgili banka olduğu, aynı bankaya ait birden fazla kartın kopyalanması durumunda , sahte olarak üretilen kartların alışverişte kullanılması halinde ise, banka sayısınca 245/3. maddesiyle aynı bankaya ait birden fazla kart ile veya bir kart ile değişik zamanlarda para çekilmesi veya harcama yapılması halinde ise 43. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerektiği cihetle, dosya kapsamından sanıklar hakkında değişik bankalara ait çok sayıda banka veya kredi kartlarının kopyalanması eylemleri ile ilgili olarak kapsamlı bir soruşturma yapıldığının anlaşılması karşısında, sanıklar hakkında mağdur … A.Ş.’ye yönelik sahte banka kartı üretme ve bu kartlar kullanılarak yarar sağlama eylemleri sebebiyle başka dava açılıp açılmadığı araştırılıp, varsa suç tarihleri de gözetilerek mükerrer cezalandırmanın önlenmesi bakımından davaların birleştirilmesi, aksi halde incelenerek bu davayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosyaya konulduktan sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği ve manyetik şerit bilgilerinin kopyalanarak sahte banka kartı üretilmesi ve bu kart kullanılarak yarar sağlaması suçlarının birbirinden bağımsız suçlar olduğu gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulması,

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    SONUÇ : Yasaya aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun‘un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Yargıtay15. Ceza Dairesi

    Esas : 2017/3801Karar : 2017/9251Karar Tarihi : 13.04.2017
    Banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16.7.2008 tarih, 2008/218 (E) – 2008/3991 (K) sayılı kararının Dairemizin 19.03.2013 tarihli ve 2011/20509 Esas, 2013/5069 Karar sayılı ilamı ile sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan hüküm kurulduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği, Bozmadan sonra, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucu adı geçen mahkemenin 05.09.2013 tarih, 2013/294 Esas, 2013/314 karar sayılı kararı ile direnme kararı verildiği anlaşılmış olmakla,

    Hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 36.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 307. maddesinin 3. fıkrası gereğince dairemize gelen dosya incelenerek gereği düşünüldü, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05.09.2013 tarih, 2013/294 Esas, 2013/314 karar sayılı sayılı direnme kararı yerinde olduğundan kabulü ile Dairemizin 19.03.2013 tarih 2011/20509 Esas, 2013/5069 Karar sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA karar verilerek yapılan incelemede;

    Emekli aylığını çekmek için ATM önüne gelen katılanın kendisine yardım etmesini istediği sanığın, katılana ait kart ile başka bir kartı el çabukluğu ile değiştirip katılandan kart şifresini öğrendiği, işlem yaparken ATM cihazının kartı yuttuğunu söyleyip katılanı banka şubesine gönderdiği, görevlinin ATM cihazı içerisinden başka birisine ait kartı çıkarttığı ve katılanın hesabını kontrol ettiğinde 550,00 TL olan parasının çekilmiş olduğunu fark ettiği olayda, sanığın suça konu bankamatik kartını hakimiyetine geçirip kullanmak şeklindeki eylemi ile birlikte TCK’nın 245/1 maddesinde düzenlenen banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun maddi unsurlarından olan başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçirme veya elinde bulundurma koşulunun gerçekleştiği, sanığın katılana ait hesaptan suça konu kartı kullanarak para çekmek suretiyle haksız menfaat temin edildiği ve TCK’nın 245/1. maddesinde düzenlenen banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun tamamlandığına yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 13.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 244 SİSTEMİ ENGELLEME BOZMA VERİLERİ YOK ETME VEYA DEĞİŞTİRME

    TCK MADDE 244 SİSTEMİ ENGELLEME BOZMA VERİLERİ YOK ETME VEYA DEĞİŞTİRME

     Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

    TCK MADDE 244 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    8. Ceza Dairesi

    Esas : 2016/3794Karar : 2017/1405Karar Tarihi : 15.02.2017
    Sanık, hükümden sonra 13.12.2013 tarihli dilekçesiyle adres değişikliğini bildirdiği halde MERNİS adresine yapılan tebligat usule uygun olmadığından temyizi süresinde kabul edilip mahkemenin temyizin reddine dair ek kararı kaldırılarak diğer sanıklar ve bir kısım sanıklar müdafilerinin temyizleri ile birlikte yapılan incelemede:

    1-) Bilişim sistemindeki verilerini değiştirmek suretiyle ders notlarını ve devamsızlık durumlarını değiştirdiklerinden bahisle sanıklar hakkında açılan davada,suçla bağlantıları olup yaş küçüklüğü sebebiyle soruşturma evrakları tefrik olunan suça sürüklenen çocuklar haklarında ve dosya içeriğinde suçla ilgisi olduğu anlaşılan şahıs hakkında davalar açılıp açılmadığının araştırılıp açılmışsa mümkün olduğunda davaların birleştirilmesi, aksi halde incelenerek dosya içerisine alınıp bu davaları ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosyaya konulduktan sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekirken eksik incelemeye dayanarak yazılı şekilde hükümler kurulması,

    2-) Kabule göre de;

    a-) Sanıkların okul ders notlarını ve devamsızlık durumlarını değiştirmek için bilişim sisteminin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda kullanılan e-okul bilişim sistemi şifreleri ele geçirmek suretiyle yükletilen suçu işledikleri kabul edilmesi sebebiyle hükmolunan cezasının sitenin kamu kurumuna ait olması sebebiyle 244/3. maddesi gereğince cezaların arttırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler kurulması,

    b-) Bilişim sisteminde yapılan işlemler sonucu devamsızlık ve not düzeltmelerin dışında sağlandığı belirtilen haksız menfaatlerin ne olup kim tarafından sağlandığı karar yerinde açıklanıp tartışılmadan yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde 244/4. maddesinin uygulanması,

    SONUÇ : Yasaya aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun‘un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 15.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Hacker Siber Suçlu İnternet Bilgisayar Korsan Hack Deep Web Dolandırıcı Kelepçe Tutuklu Hükümlü Sanık Şüpheli Soruşturma Kovuşturma İtiraz Cezaevi Hapishane Nezarethane Karakol Polis Savcı Hakim Yargıç Adliye Mahkeme Duruşma Ağır Ceza Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    13. Ceza Dairesi

    Esas : 2013/19796Karar : 2014/18903Karar Tarihi : 27.05.2014
    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.Ancak;

    1- ) TCK’nın 244/4. maddesinde, “… Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde…” biçimindeki ifadeden bu fıkradaki düzenlemenin tali norm niteliğinde olduğunun anlaşılması, buna göre öncelikle yasada düzenlenmiş olan bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların oluşup oluşmadığı değerlendirildikten sonra gerçekleştirilen eylem bu suçlardan hiçbirisinin tanımına uygun değil ise, bu durumda eylemin TCK’nın 244/4. maddesi kapsamında suç oluşturacağı düşünülerek; müştekinin banka hesabına internet üzerinden ulaşan sanığın, müştekiye ait 1000 TL’yi, EFT yoluyla kendi hesabına havale ederek aynı gün içinde çekmesi eylemindeki kastın, müştekinin banka hesabında bulunan, taşınır nitelikteki parayı bilişim sistemini kullanmak suretiyle kendi hesaplarına geçirmeye, müştekinin rızasına aykırı olarak mal varlığında azalmaya neden olmaya, var olan veriyi başka bir yere göndermekten ziyade, bu verinin temsil ettiği parayı alarak mal edinmeye yönelik olması nedeniyle,

    Hacker Siber Suçlu İnternet Bilgisayar Korsan Hack Deep Web Dolandırıcı Kelepçe Tutuklu Hükümlü Sanık Şüpheli Soruşturma Kovuşturma İtiraz Cezaevi Hapishane Nezarethane Karakol Polis Savcı Hakim Yargıç Adliye Mahkeme Duruşma Ağır Ceza Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.11.2009 gün ve 193/268 sayılı kararında açıklandığı üzere; sanığın fiilinin TCK’nın 142/2-e maddesinde öngörülen “bilişim suretiyle hırsızlık” suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,Kabule göre de;

    2- ) TCK’nın 53/1. maddesinin c bendindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yoksunluğun, “kendi alt soyu” yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceğinin düşünülmemesi suretiyle aynı maddenin üçüncü fıkrasına aykırı davranılması,

    3- ) Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında TCK’nın 58. maddesinin uygulanmaması,
    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık A.K.’in temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı 326/ son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın korunmasına, 27.05.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

  • TCK MADDE 243 BİLİŞİM SİSTEMİNE GİRME

    TCK MADDE 243 BİLİŞİM SİSTEMİNE GİRME

    TCK MADDE 243 BİLİŞİM SİSTEMİNE GİRME1) Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.2) Yukarıdaki fıkrada tanımlanan fiillerin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir.3) Bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.4) (Ek: 24/3/2016-6698/30 md.) Bir bilişim sisteminin kendi içinde veya bilişim sistemleri arasında gerçekleşen veri nakillerini, sisteme girmeksizin teknik araçlarla hukuka aykırı olarak izleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 243’ÜN GEREKÇESİ
    Bilişim sistemlerine karşı suçların düzenlendiği bölümde yer alan bu maddede bilişim sistemine girme fiili suç olarak tanımlanmıştır.Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir.Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak girmek veya orada kalmaya devam etmek fiili suç hâline getirilmiştir. Sisteme, hukuka aykırı olarak giren kişinin belirli verileri elde etmek amacıyla hareket etmiş bulunmasının önemi yoktur. Sisteme, doğal olarak, haksız ve kasten girilmiş olması suçun oluşması için yeterlidir.İkinci fıkraya göre, birinci fıkrada tanımlanan fiillerin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi, bu suç açısından daha az ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.Üçüncü fıkrada, bu suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli düzenlenmiştir. Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi nedeniyle sistemin içerdiği verilerin yok olması veya değişmesi hâlinde failin, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılması öngörülmüştür. Dikkat edilmelidir ki, bu hükmün uygulanabilmesi için, failin verileri yok etmek veya değiştirmek kastıyla hareket etmemesi gerekir.Sistem içindeki bütün soyut unsurlar, fıkrada geçen “veri” teriminin kapsamındadır.
    TCK MADDE 243 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay22. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/3457Karar : 2015/2550 Karar Tarihi : 24.06.2015
    1-)Suça Sürüklenen Çocuk…hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;Eylemin birden fazla gerçekleştirilmesi karşısında TCK’nın 43. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre suça sürüklenen çocuk … müdafinin temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,2-)Suça sürüklenen çocuk … hakkında bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;Dosya kapsamına göre başka temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.Ancak;Sanığın bilişim sistemini kullanarak www.kontör burada.net adlı siteye şifresini ele geçirmek suretiyle girip, kendine ait iki hatta kontör yüklemesi şeklindeki eyleminde kastının malvarlığına yönelik olması nedeniyle, eyleminin TCK’nun 142/2-e maddesine uyan tek suç oluşturduğu gözetilmeyerek, ayrıca TCK 243/1. maddesinden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,Kabule göre de ;Suça sürüklenen çocuk müdafinin lehe olan hükümlerin uygulanmasını talep etmesi, suça sürüklenen çocuğun yaşı da gözetilerek, hakkında TCK 50. maddesinin uygulanması zorunluluğu ile TCK 62. maddenin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda karar verilmemesi,Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olmakla, hükmün istem gibi BOZULMASINA, 24. 06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/931 Karar : 2014/17246Karar Tarihi : 8.09.2014
    Dosya kapsamına göre, sanığın, kendisi ile aynı iş yerinde çalışması nedeniyle tanıdığı katılana ait …elektronik posta adresini ve şifresini, onun bilgisi ve rızası dışında ele geçirip, hakkı bulunmadığı halde bilişim sistemindeki katılana özel kısma girdiği ve bu adres üzerinden, katılan tarafından yazılıyormuş algısı doğuracak şekilde, katılanın arkadaşlarıyla sohbet yaparak, hukuka aykırı olarak sistemde kalmaya devam ettiği, ayrıca, katılanın isim ve soyisminden faydalanarak oluşturduğu başka bir MSN elektronik posta adresi üzerinden, katılanın arkadaşlarına pornografik içerikli resimler gönderdiği olayda,Katılanın aktif kullanımında olan, herkes tarafından bilinmeyen veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olmayan, ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı elektronik posta adresini, rızası dışında ele geçiren sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş, TCK’’nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle, aynı Kanun’un 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, temel cezanın asgari hadden tayin edilmesi, bilişim sistemindeki katılana özel kısma girip, hukuka aykırı olarak sistemde kalmaya devam eden sanık hakkında, TCK’nın 243/1. maddesindeki bilişim sistemine girme suçundan ayrıca mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma sebebi sayılmamıştır.Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin, bir nedene dayanmayan temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 08.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 242 TÜZEL KİŞİLER HAKKINDA GÜVENLİK TEDBİRİ UYGULANMASI

    TCK MADDE 242 TÜZEL KİŞİLER HAKKINDA GÜVENLİK TEDBİRİ UYGULANMASI

    Bu bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
    TCK MADDE 242’NİN GEREKÇESİ
    Madde metninde, bu Bölümde yer alan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında da bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı öngörülmüştür. Ancak, bunun için, tüzel kişi lehine haksız bir yararın sağlanması gerekir.
    TCK MADDE 242 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay 5. Ceza Dairesi
    Esas : 2012/11217Karar : 2013/325 Karar Tarihi : 14.01.2013
    Tayin olunan ceza miktarına göre ve ayrıca süresinden sonra olduğu anlaşılan sanıklar müdafiin duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 318. maddesi uyarınca REDDİYLE, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü: TCK’nın 242/1. maddesine göre; tefecilik suçunun işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunması gerekmesine rağmen, sanıkların ortağı olduğu şirket hakkında TCK’nın 60. maddesindeki güvenlik tedbirlerinin uygulanmaması, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. D… Kuyumculuk İnş. Gıda San. Tic. Ltd. Şti.’nin ortakları olan sanıkların; işyerlerinde bulunan pos cihazından kredi kartı çekimi yaptırıp çekilen miktarın bir kısmını komisyon olarak kestikten sonra kalan parayı kart kullanıcılarına verdikleri ve bu şekilde, faiz veya başka bir namla da olsa kazanç elde etmek amacıyla başkalarına ödünç para vererek zincirleme şekilde tefecilik yaptıklarının anlaşılması karşısında;
    SONUÇ : Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 14.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 241 TEFECİLİK

    TCK MADDE 241 TEFECİLİK

    TCK MADDE 241 TEFECİLİK

    Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.


    TCK MADDE 241’İN GEREKÇESİ
    Madde metninde tefecilik fiili suç olarak tanımlanmıştır. Faiz veya başka bir namla da olsa kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesi, tefecilik suçunu oluşturur. Tefecilik suçu, iktisadi hayatımızda, “senet kırdırma” denen usulle de işlenebilir. Örneğin henüz vadesi gelmemiş bir bononun vadesinden önce başkasına verilerek karşılığında bono üzerinde yazılı meblağdan daha az bir paranın alınması durumunda tefecilik suçu oluşur.

    Çünkü, bu durumda bononun el değiştirmesi, kişiler arasında doğmuş olan bir alacak borç ilişkisine dayanmamaktadır. İfade yerinde ise, bu durumlarda, birer ödeme aracı olan bononun veya çekin kendisi satılmakta ve satın alınmaktadır.İzlenen suç politikası gereğince, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi cezalandırılmaktadır. Buna karşılık, ödünç para alan kişi cezalandırılmamaktadır.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı


    TCK MADDE 241 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    5. Ceza dairesi 

    Esas : 2014/3252Karar : 2016/6425Karar Tarihi : 16.06.2016
    TCK’nın 241. maddesinde tanımlanan tefecilik suçunun oluşabilmesi için kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesinin yeterli oluşu, ayrıca birden fazla kişiye sistemli olarak faiz karşılığı ödünç para verilmesinin suçun unsuru olarak aranmaması ve aralarında yakın akrabalık bağı veya iş ilişkisi bulunmayan kişiler arasında günün ekonomik koşulları nazara alındığında yüksek sayılabilecek miktarda paranın karşılıksız verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmaması, bu bağlamda katılanın sanıktan 15.000 TL borç alıp karşılığında 30.000 TL bedelli senet verdiğini iddia etmesi, sanığın da 29.09.2011 tarihli mahkeme huzurunda verdiği beyanında 4.000 TL ve 5.000 TL olmak üzere iki kez borç para verdiğini karşılığında da senet aldığını savunması ve bu senetlerin Avukat A. Anıl’da olduğunu ifade etmesi karşısında, adı geçen avukatın tanık olarak beyanına başvurularak suça konu senetlerin aslının istenmesi ile maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından, sanığın faiz karşılığı borç para verip vermediğinin kesin olarak belirlenebilmesi amacıyla kolluk marifetiyle araştırma yaptırılması, alacaklı olduğu icra takip dosyalarının tesbitiyle varsa takip borçlularının tanık sıfatıyla dinlenilmesinden sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraat hükmü kurulması,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    5. Ceza Dairesi

    Esas : 2014/5575Karar : 2016/5786Karar Tarihi : 02.06.2016
    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;TCK’nın 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçunun kazanç elde etmek amacıyla borç para verilmesiyle oluşacağı, bunu meslek haline getirmenin suçun unsurları içerisinde yer almadığı, birden fazla kişiye, birden çok kez kazanç karşılığı ödünç para verilmesi halinde ise zincirleme tek tefecilik suçunun oluşacağı nazara alındığında; dosya kapsamına göre sanık hakkında tefecilik suçundan … 4. Asliye Ceza Mahkemesine açılan davada 29.12.2010 gün ve 2010/90 Esas, 2010/1180 Sayılı Karar ile mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmakla, anılan dosyanın sonucunun araştırılarak derdest olması halinde her iki dosyanın birleştirilmesi, aksi halde onaylı suretinin temin edilip eklenmesi, davaya konu eylemler arasında irtibat bulunup bulunmadığı, mükerrer yargılama ya da zincirleme suç hükümleri açısından dava tarihleri itibariyle hukuki kesinti olup olmadığının tespit edilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri yerine eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Kabule göre de;Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 Sayılı kararının 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması sebebiyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 02.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 240 MAL VEYA HİZMET SATIMINDAN KAÇINMA

    TCK MADDE 240 MAL VEYA HİZMET SATIMINDAN KAÇINMA

    Belli bir mal veya hizmeti satmaktan kaçınarak kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    TCK MADDE 240’IN GEREKÇESİ
    Madde metninde, belli bir mal veya hizmeti satmaktan kaçınmak fiili suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu suçtan dolayı failin cezalandırılabilmesi için, belli bir mal veya hizmeti satmaktan kaçınmak suretiyle kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkması gerekir. Böylece, kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkması, söz konusu suçun bir objektif cezalandırılabilme şartını oluşturmaktadır. Örneğin, özel hukuk tüzel kişileri eliyle verilen sağlık hizmetlerini aksatarak, belli bir güzergahta toplu taşımacılık hizmetini durdurarak, ekmek gibi temel ihtiyaç maddelerinin üretimini durdurarak, akaryakıt satışını durdurarak kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olunabilir.
    TCK MADDE 240 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    YargıtayCeza Genel Kurulu 
    Esas : 2009/3Karar : 2009/201Karar Tarihi : 14.7.2009
    • GÖREVDE YETKİYİ KÖTÜYE KULLANMAK ( C. Savcısının Eşinin İntihara Teşebbüs Ettiği/Sanık Savcının Herhangi Bir Soruşturma İşlemi Başlatmadığı – 5237 S.K.’da Zarar Suçu Olduğu/Kişilerin Mağduriyeti Kamu Zararı ve Haksız Kazanç Olmadığından Suçun Oluşmadığı )• C. SAVCISININ GÖREVDE YETKİYİ KÖTÜYE KULLANMASI ( C. Savcısının Eşinin İntihara Teşebbüs Ettiği/Sanık Savcının Herhangi Bir Soruşturma İşlemi Başlatmadığı – Kişilerin Mağduriyeti Kamu Zararı ve Haksız Kazanç Olmadığından Suçun Oluşmadığı )• İNTİHARA TEŞEBBÜS ( Eşi Teşebbüs Eden Savcının Herhangi Bir Soruşturma İşlemi Başlatmadığı/Doktora da Olayda Rapor Tanzim Edilmesine Gerek Bulunmadığını Söylediği – Kişilerin Mağduriyeti Kamu Zararı ve Haksız Kazanç Olmadığından Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanmanın Oluşmadığı )• TEHLİKE SUÇU ( Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanma – 765 S.K.’da Tehlike Suçu İken 5237 S.K.’da Zarar Suçu Olarak Kabul Edildiği )• ZARAR SUÇU ( Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanma – 765 S.K.’da Tehlike Suçu İken 5237 S.K.’da Zarar Suçu Olarak Kabul Edildiğinin Gözönüne Alınacağı )
    ÖZET : Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, soruşturma yapmakla görevli bulunan C.Savcısının eski eşinin intihara teşebbüs etmesi karşısında herhangi bir soruşturma işlemine tevessül etmemesi ile birlikte ilgili doktora da, olayda suç bulunmadığından rapor tanzim edilmesine gerek bulunmadığını söylemesinin 765 ve 5237 sayılı Yasalar kapsamında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturup oluşturmayacağının saptanması noktasında toplanmaktadır. Görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması ile oluşur. 765 sayılı TCY’de suçun oluşumu için norma aykırı davranış yeterli iken; 5237 sayılı TCY’nın 257. maddesindeki suçun oluşabilmesi için norma aykırı davranış yetmemekte; bu davranış nedeniyle “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması” gerekmekte, başka bir anlatımla 765 sayılı TCY’de tehlike suçu olarak düzenlenen bu suç, 5237 sayılı TCY’nda zarar suçu haline getirilmiş bulunmaktadır. Olayda, sanığın bu davranışı ile kişilerin mağduriyetine yol açıldığı veya kişilere haksız kazanç sağlandığı hususu sabit olmadığı gibi ekonomik bir zarar olarak anlaşılması gereken kamunun zarara uğraması keyfiyeti de gerçekleşmemiştir. Bu itibarla, sanığın görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyeti ve bu mahkûmiyet hükmünü düzelterek onayan Özel Daire kararı isabetsizdir.
    DAVA : Sanığın lehe olan, 765 sayılı TCY’nın 240/2-son, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4, 5, 6, 765 sayılı TCY’nın 72. maddeleri uyarınca, sonuç olarak 2.016 lira adli para cezası ve 2 ay 15 gün memuriyetten yoksun kılınma cezasıyla cezalandırılmasına, cezasının taksitlendirilmesine ve ertelenmesine, para cezasının ödenmemesi halinde gecikme zammı uygulanmasına ilişkin, G… Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.01.2006 gün ve 1-2 sayılı hüküm, Sanık müdafiileri tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yüksek 4. Ceza Dairesince 07.11.2007 gün ve 10051-9054 sayı ile; gecikme zammına ilişkin uygulamanın hükümden çıkartılması suretiyle onanmıştır. Yargıtay C. Başsavcılığınca, 09.01.2009 gün ve 229752 sayı ile;“… 5237 sayılı Yasanın 257. maddesinin 1. fıkrasında, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu; kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması ile oluşur şeklinde düzenlenmiş olup, somut olayda intihara teşebbüs etmek suçu ile ilgili olarak takipsizlik kararı verildiği de gözetildiğinde, 5237 sayılı TCY’nın 257. maddesinde yer alan “kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olunması veya kişilere haksız kazanç sağlama” öğelerinden hiçbirinin gerçekleşmediği…” gerekçeleriyle itiraz yasayoluna başvurularak, Özel Dairenin onama kararının görevi kötüye kullanma suçu yönünden kaldırılarak, Yerel Mahkeme hükmünün bu suça yönelik olarak bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
    KARAR : İncelenen dosyada; Tanıklar ilçe Kaymakamı M… M…, sağlık grup başkanı T… N…, hakim A…. A…, C.Savcısı M…Y…’in beyanları ile; Sanık C. Savcısı T…K… ile bilahare boşandığı eşi D… K… arasında geçimsizlik bulunduğu, olayın olduğu gün birlikte Kaymakam M… M…’ın evine gittikleri burada da tartışmaları üzerine, D…K…’nın gideceğini söyleyerek evi terk ettiği, sanığın kendisine bir şey yapacağı kaygısıyla arkasından kaymakamla birlikte evlerine gittikleri, kapıyı çalmalarına rağmen D… K…’nın kapıyı açmaması üzerine çilingir çağrılarak kapının açıldığı, bu sırada kaymakam tarafından Dr. T….N… aranarak, intihar olabileceği hazırlıklı gelmesinin istendiği, içeri girildiğinde evde yoğun bir gaz kokusu olduğu ve mağdurun mutfak tezgahının önünde bilinci yarı açık bir şekilde oturduğunun görüldüğü, ilk müdahalenin evde yapılarak mağdurenin hastaneye götürüldüğü, hastanede hayati tehlikesinin bulunmadığının saptandığı, bu sırada sanık C.Savcısının Dr. T… N….’e bunda bir suç unsuru yok diyerek rapor tanzim edilmemesini istediği, buna rağmen, ilgili doktor tarafından, 01.05.2004 tarihli rapor tanzim edildiği ancak bu raporun adli makamlara bildirilmediği, C.Savcısı M…Y…’in önce emniyet müdürlüğünü bilahare de ilgili doktoru arayarak, rapor tutup tutmadıklarını sorarak, tutulmuş ise doğrudan üst yazı ile C.Savcılığına bildirilmesini istemesi üzerine, tanzim edilen raporun 07.05.2004 tarihli yazı ile “C. Savcısı T… K…’nın bu olayda suç unsuru yoktur, konu ile ilgili olarak emniyet amirliğine bilgi verilmesine de gerek bulunmamaktadır, beyanı nedeniyle emniyet amirliğine bilgi verilmediği” açıklamasıyla C.Savcılığına gönderildiği,C. Savcılığınca da intihar eylemi ile ilgili olarak gerekli soruşturma yapılarak, 21.06.2004 gün ve 216-67 sayı ile; intihara teşebbüs etmek suçundan, intihara teşvik eden kimse bulunmadığı ve eylemin suç oluşturmadığı gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına,Dr. T… N…. hakkında ise, adli görevi ihmal suçundan K… Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davasında 20.10.2005 gün ve 47-96 sayı ile, sanığın adli görevi ihmal kastıyla hareket ettiğinin kabulünü gerektirir bir neden bulunmadığı gerekçesiyle beraatine,Karar verildiği tanık anlatımları ve dosyadaki diğer kanıtlarla sabittir.Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, soruşturma yapmakla görevli bulunan C.Savcısının herhangi bir soruşturma işlemine tevessül etmemesi ile birlikte ilgili doktora da, olayda suç bulunmadığından rapor tanzim edilmesine gerek bulunmadığını söylemesinin 765 ve 5237 sayılı Yasalar kapsamında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturup oluşturmayacağının saptanması noktasında toplanmaktadır.765 sayılı TCY’nın 240. maddesi kapsamında suç oluşturduğu yönünde kuşku bulunmayan bu eylemin, 5237 sayılı TCY’nın 257/1. maddesi kapsamında da suç oluşturup oluşturmayacağı hususunun değerlendirilmesine gelince;5237 sayılı TCY’nın 257. maddesinin 1. fıkrasında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması ile oluşur. 765 sayılı TCY’nın 240. maddesindeki suçun oluşumu için norma aykırı davranış yeterli iken; 5237 sayılı TCY’nın 257. maddesindeki suçun oluşabilmesi için norma aykırı davranış yetmemekte; bu davranış nedeniyle “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması” gerekmekte, başka bir anlatımla 765 sayılı TCY’nın 240. maddesinde tehlike suçu olarak düzenlenen bu suç, 5237 sayılı TCY’nda zarar suçu haline getirilmiş bulunmaktadır.Olayda, sanığın bu davranışı ile kişilerin mağduriyetine yol açıldığı veya kişilere haksız kazanç sağlandığı hususu sabit olmadığı gibi ekonomik bir zarar olarak anlaşılması gereken kamunun zarara uğraması keyfiyeti de gerçekleşmemiştir.Bu itibarla, sanığın görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyeti ve bu mahkûmiyet hükmünü düzelterek onayan Özel Daire kararı isabetsiz olup; Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire kararının bu suç yönünden kaldırılmasına ve anılan hükmün bu suçla sınırlı olarak bozulmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi H.Y. A.; “İntihara teşebbüs eden eşinin hastanede muayenesini yapan görevli doktora, olayda bir suç unsuru olmadığı gerekçesiyle rapor düzenlemesini engelleyen sanık Cumhuriyet Savcısının eyleminin görevinin gereklerine aykırı hareket olarak nitelenmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Soruşturmanın takipsizlikle sonuçlanmış olması sanığın beraatinin gerekçesi olamayacağı gibi, ortada TCK’nun 257. maddesinde yazılı kamu zararının bulunmadığına da dayanak olamaz. Cumhuriyet Savcısı, takipsizlikle sonuçlanacak bir soruşturmayı da gereği gibi yapmakla yükümlüdür. Bunun için devletten maaş almaktadır. Görevin gereklerine aykırı harekette bu nedenle kamu zararı mevcut olduğu gibi, soruşturma yapılması gereken her olayın incelenmesi, araştırılması ve nihayet soruşturulması hukuk devleti ilkesinin gerekliliklerindendir; aksine harekette kamunun mağduriyeti de düşünülmelidir.Bu nedenle sanığın mahkûmiyeti ve kararın onanmış olması yerinde olmakla Yargıtay C.Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.” gerekçesiyle,Bir Kurul Üyesi, ise “Özel Daire kararının isabetli olduğu” görüşüyle, itirazın reddi yönünde karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 07.11.2007 gün ve 10051-9054 sayılı kararının görevi kötüye kullanma suçu yönünden KALDIRILMASINA,3- G… Ağır Ceza Mahkemesinin 26.01.2006 gün ve 1-2 sayılı hükmünün, görevi kötüye kullanma suçu yönünden BOZULMASINA,4- Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.07.2009 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

  • TCK MADDE 239 TİCARİ SIR,BANKACILIK SIRRI VEYA MÜŞTERİ SIRRI NİTELİĞİNDEKİ BİLGİ VEYA BELGELERİN AÇIKLANMASI

    TCK MADDE 239 TİCARİ SIR,BANKACILIK SIRRI VEYA MÜŞTERİ SIRRI NİTELİĞİNDEKİ BİLGİ VEYA BELGELERİN AÇIKLANMASI

     Sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu bilgi veya belgelerin, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi halinde de bu fıkraya göre cezaya hükmolunur.2) Birinci fıkra hükümleri, fenni keşif ve buluşları veya sınai uygulamaya ilişkin bilgiler hakkında da uygulanır.3) Bu sırlar, Türkiye’de oturmayan bir yabancıya veya onun memurlarına açıklandığı takdirde, faile verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. Bu halde şikayet koşulu aranmaz.4) Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi bu madde kapsamına giren bilgi veya belgeleri açıklamaya mecbur kılan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

    TCK MADDE 239’UN GEREKÇESİ
    Maddenin birinci fıkrasında ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi, suç olarak tanımlanmıştır. Bir bilgi veya belgenin bu nitelikte olup olmadığı, ilgili kanunda belirlenen bu hususa ilişkin ölçütler göz önünde bulundurularak hâkim tarafından belirlenir.Maddenin ikinci fıkrasında, fennî keşif ve buluşlar ile sınaî uygulamaya ilişkin bilgiler koruma altına alınmıştır. Genel anlamda fennî veya sınaî sır, sanayicinin işletmesinin yararı gereği gizli tutmak istediği hususlardır.Üçüncü fıkrada, sırrın Türkiye’de oturmayan bir yabancıya veya memurlarına açıklanması hâlinde daha ağır ceza öngörülmüştür.Maddenin dördüncü fıkrasında, bir kimsenin cebir veya tehditle bu madde kapsamına giren bir sırrı açıklamaya mecbur edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.
    TCK MADDE 239 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI 
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/7809Karar : 2017/118 Karar Tarihi : 12.01.2017
    Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması ile sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçlarından açılan kamu davasında eylemin bir bütün olarak TCK`nın 239. maddesindeki ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması suçunu oluşturduğu kabul edilerek kurulan hükmün katılan vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmakla tebliğnamedeki temyiz isteminin reddini isteyen düşünceye iştirak edilmeyerek sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazlarına hasren inceleme yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:Suç tarihinde, katılan şirket bünyesinde mühendis olarak çalışmakta olan sanığın, şirketin ana bilgisayara güvenlik sistemini devre dışı bırakıp uzaktan girerek kendi bilgisayarına veri transferi yaptığı ve 2490 adet dosyayı şifreleyerek ZIP formatında harici belleğe kopyalayıp yeni işe başladığı firmanın ana bilgisayarına aktardığı iddia edilen olayda sanık ve müdafiin, kopyalandığı iddia edilen verilerin ticari sır veya müşteri sırrı niteliğinde olmadığını beyan ederek atılı suçlamayı kabul etmedikleri, katılan tarafın ise söz konusu bilgilerin ticari sır niteliğinde olduğunu beyan ettikleri, dosya arasında mevcut kayıtların teknik bilgi ve tecrübeyi gerektiren konulara ilişkin olduğu nazara alınarak; kopyalanan kayıtlarda yer alan bilgilerin ticari sır veya müşteri sırrı niteliğinde olup olmadığı hususlarında konusunda uzman bilirkişilerden rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK`nın 321 maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2013/14327Karar : 2015/16810 Karar Tarihi : 30.11.2015
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 10/06/2014 gün 2012/6-1336 E. 2014/323 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi, suç oluşturan bir eylemin aynı anda birden fazla kanundaki düzenlemeleri ihlal etmiş olması durumunda “kanunların içtimaı” söz konusu olmaktadır. Bu hallerde görünüş itibariyle suçların çokluğundan bahsedilebilirse de, eyleme gerçekte karşılaşan normlardan sadece birisi uygulanabileceğinden buna “görünüşte içtima” da denilmektedir. Böyle durumlarda hangi kanunun uygulanması gerektiği, “özel normun önceliği”, “tüketen-tüketilen norm ilişkisi” ve “yardımcı (tali) normun sonralığı” gibi ilkelere göre belirlenmelidir. Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda “özel normun önceliği” ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır.5237 sayılı Kanunda “ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” suçunu düzenleyen 239. madde hükmü genel norm niteliğinde iken 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 73/3, 159. maddelerinde düzenlenmiş olan “sıfat ve görevleri dolayısıyla öğrenilen bankalara veya müşterilerine ait sırların açıklanması” suçu özel norm niteliği taşıdığından, özel normun önceliği ilkesi gereğince 5237 sayılı TCK`nun 239/1. maddesi değil Bankacılık Kanununun 73/3. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 159. maddesi uygulanmalıdır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; katılan bankada ticari portföy yönetmeni olarak görevli olan sanığın, görevi dolayısıyla öğrendiği 1.196 banka müşterisine ait müşteri sırrı niteliğindeki mevduat bakiyesi, vade tarihi ve faiz oranı bilgileri içeren listeyi suç tarihinde başka bir bankada görev yapan eşine elektronik posta yoluyla göndererek açıkladığı, bu suretle 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 73/3. maddesi delaletiyle 159. maddesinde yazılı suçun tüm unsurlarıyla oluştuğu gözetilmeden dosya kapsamı ve oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle mahkumiyeti yerine yazılı biçimde beraatine karar verilmesi, Kabule göre de;TCK’nın 239/1. maddesinde yazılı suç şikayete bağlı olup, CMK`nın 253/1-a maddesi gereğince uzlaşma kapsamında bulunmasına rağmen uzlaşma hükümlerinin uygulanmaması, Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK`nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 238 KAMUYA GEREKLİ ŞEYLERİN YOKLUĞUNA NEDEN OLMA

    TCK MADDE 238 KAMUYA GEREKLİ ŞEYLERİN YOKLUĞUNA NEDEN OLMA

    Taahhüt ettiği işi yerine getirmeyerek, kamu kurum ve kuruluşları veya kamu hizmeti veya genel bir felaketin önlenmesi için zorunlu eşya veya besinlerin ortadan kalkmasına veya önemli ölçüde azalmasına neden olan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.

    TCK MADDE 238’İN GEREKÇESİ
    Madde, taahhüt olunan işin yapılmaması suretiyle kamu kurum ve kuruluşları veya kamu hizmeti veyahut genel bir felâketin önlenmesi için zorunlu eşya veya gıda maddelerinin ortadan kalkmasına veya bu sonucu doğuracak derecede azalmasına neden olunmasını suç hâline getirmiş bulunmaktadır.Suçun maddî unsuru, taahhüt olunan işin yapılmamasıdır. Elbette ki, bu yapmamanın kasta bağlı bulunması suçun oluşması için gereklidir. Suçun oluşması için herhangi bir taahhüdün yerine getirilmemesi söz konusu olmayıp, taahhüdün konusunun resmî daire veya kamu hizmeti veya genel bir felâketin önlenmesi için gerekli besin ve başka eşya olması gerekmektedir. Failin, kamu idaresine karşı maddede belirtilen erzak veya eşyayı sağlama hususunda taahhüt altına girmiş bulunması yeterli olup, bu işi meslek edinmesi gerekmez. aahhüdün, failin elinde olmayan mücbir nedenler dolayısıyla yerine getirilmemesi hâlinde fiilin, kusurun ortadan kalkması dolayısıyla, cezalandırılmayacağı açıktır.
    TCK MADDE 238 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu
    Esas : 2006/9-9Karar : 2006/19Karar Tarihi : 14.2.2006
    • YAKINANIN HÜKMÜ TEMYİZ ETME YETKİSİ ( 1412 Sayılı CYUY.nın 317. Maddesi Uyarınca Yetkisi Bulunmayan Yakınanın Temyiz İsteminin Reddi Gereği )• CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNA İLİŞKİN USUL KURALLARI ( 1412 Sayılı CYUY.nın 317. Maddesi Uyarınca Hükmü Temyiz Etme Hak ve Yetkisi Bulunmayan Yakınanın Temyiz İsteminin Reddi Gereği )• MALA ZARAR VERME ( 1412 Sayılı CYUY.nın 317. Maddesi Uyarınca Hükmü Temyiz Etme Hak ve Yetkisi Bulunmayan Yakınanın Temyiz İsteminin Reddi Gereği )
    ÖZET : Uyuşmazlık, yakınanın hükmü temyiz etmesine yasal olanak bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. 1412 sayılı CYUY.nın 317. maddesi uyarınca, hükmü temyiz etme hak ve yetkisi bulunmayan yakınanın temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekir.
    DAVA : Mala zarar verme, sövme ve tehdit suçlarından sanıklar Ahmet Susam ve B… … Mucık’ın beraatlarına ilişkin Bartın Sulh Ceza Mahkemesince 17.02.2005 gün ve 500-23 sayı ile verilen kararın, yakınan tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 14.11.2005 gün ve 5313-8616 sayı ile;( … Hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun 237 ve 238. maddeleri hükmü karşısında, sanık ve şikayetçinin hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması… ( gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay C.Başsavcılığı ise 02.01.2006 gün ve 100380 sayı ile;“… Yargılama yasalarının zaman bakımından uygulanmasında genel ilke derhal uygulama, hemen uygulama ilkesidir. Bunun istisnası yasada aksi uygulamanın belirtilmiş olması halidir. Derhal uygulama ilkesi uyarınca, usul işlemleri, yapılacağı sırada yürürlükte bulunan yargılama yasası hükümlerine tabidir. Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler de sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir. Yürürlüğe giren yeni yasa yargılaması devam eden davalarda hemen uygulanacaktır. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.09.2003 tarih 2003/1-226 esas, 2003/229 karar ve 24.05.2005 tarih 2005/7-24 esas, 2005/56 karar sayılı kararları da aynı doğrultudadır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi de 18.10.2005 tarih 2005/6145-10032 sayılı kararında da “Sanık hakkında açılan kamu davasına karar tarihinde uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 366. maddesi uyarınca usulüne uygun şekilde katılma isteminde bulunup bu sıfatı kazanmayan şikayetçinin temyize yetkisi bulunmadığı cihetle, vaki temyiz isteminin reddine…” karar vermiştir. Somut olayda, karar 17.02.2005 tarihinde verilmiş olup, temyiz tarihinde sanıklar ve C.savcılarınca temyiz edilmediğinden hükmün kesinleştiğinin kabulü gerekir. Zirai şikayetçi yargılama aşamasında yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK.nun 366. maddesi hükümleri doğrultusunda katılma talebinde bulunmadığından hükmü temyize yetkisi de yoktur. Aksini kabul etmek sanık açısından kazanılmış hak kuralının da ihlali anlamına gelecektir.” görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yakınanın temyiz inceleme isteminin CYUY.nın 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü: KARAR : Sanıkların, mala zarar vermek, sövme ve tehdit suçlarından beraatlarına karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, yakınanın hükmü temyiz etmesine yasal olanak bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. Olağan yasa yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY.nın 310. maddesine göre iki koşulun varlığı gereklidir. Bunlardan ilki süre koşuludur. Usul Yasası 310 uncu maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süreyi hükmün tefhiminden, tefhim edilmemişse, tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlemiştir. Temyiz süresi 1412 sayılı CYUY.nın 310. maddesinin 3. fıkrasındaki ayrıksı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar yönünden bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlar. Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli olan ve uyuşmazlık konusunu da ilgilendiren ikinci koşul ise istek koşuludur. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan “Davasız yargılama olmaz.” ilkesine uygun olarak temyiz davası kendiliğinden açılmaz, bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. İstek koşulunun ise bu konuda hak ve yetkisi olan kişilerce yerine getirilebileceği yasa gereğidir. CYUY.nın halen yürürlükte bulunan 305. maddesinin 1. fıkrasında bu kuraldan uzaklaşılmış ve bazı ağır mahkûmiyetlerde istek şartından sanık lehine vazgeçilerek, temyiz incelemesinin kendiliğinden ( re’sen ( yapılması kabul edilmiş ise de, onbeş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin olanlar dışında kalan hükümlerde, süre ve istek koşullarına uygun temyiz davası açılmamışsa hükmün Yargıtay’ca incelenmesi olanaksızdır. Öte yandan, gerek öğretide gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda, yeni yürürlüğe giren yargılama kurallarına ilişkin değişikliklerin, yapılacak yargılama işlemlerinde derhal uygulanması ilkesi benimsenmiştir. Bu ilke usule ilişkin yeni Yasanın eskisinden daha yeterli ve daha yararlı olduğu ön kabulüne ve ülkede aynı anda birden çok yargılama yasasının geçerli olmaması ilkesine, yasaların yürürlükte kalış süreleri içerisinde, düzenledikleri alanlarda uygulanacağı görüşüne dayanmaktadır. Açıklanan ilkenin istisnası da ancak yeni yürürlüğe konulan yasada geçici maddelerle yapılan düzenlemeler ile ayrık tutulan hallerde ortaya çıkmaktadır. Derhal uygulanırlık ilkesinin doğal sonucu olarak, usul işlemleri, yapıldığı sırada yürürlükte bulunan yargılama yasası hükümlerine tâbi olacak ve ceza yargılaması sırasında, yasada değişiklik olduğunda yeni yasa hemen uygulanacak, ancak, bu durum, önceki yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde, o yasaya uygun biçimde yapılmış işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı gibi yenilenmesini de gerektirmeyecektir. Bu ilkenin sonucu olarak;1- Usul işlemleri mutlaka yürürlükteki yasaya göre yapılacaktır.2- Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler, sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir.3- Yeni yasanın yürürlüğünden sonra yapılması gereken usul işlemleri yeni yasaya tâbi olacaktır.4- Yeni yasanın uygulanmasında, sanığın leh veya aleyhinde sonuç doğurmasına bakılmayacaktır. Açıklanan bu ilke doğrultusunda, kamu davasına katılma konusundaki yasal düzenlemeler incelendiğinde;1412 sayılı CYUY.nın 365. maddesi gereğince, suçtan zarar gören herkesin davaya katılması olanaklıdır. Davaya katılma hakkı olan kişiler bu haklarını aynı Yasanın 366. maddesi uyarınca, ya yazılı olarak dilekçeyle ya da tutanak tutulmak üzere zabıt katibine yapılacak bir beyanla kullanabileceklerdir.01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının 237. maddesinde ise suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların davaya katılabilecekleri kabul edilmiş, ancak yasa yolu muhakemesinde bu hakkın kullanılamayacağı esası benimsenmiştir. Anılan Yasanın 238. maddesi uyarınca; davaya katılma hakkının kullanılması için dilekçe ile başvurma yönteminin yanı sıra, sözlü olarak yapılan istemin duruşma tutanağına geçirilmesi de yeterli görülmüş, hatta şikayetçi olduğunu bildiren kişiye mahkemelerce, davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulması hususunda zorunluluk getirilmiştir. Açıklanan yasal düzenlemeler nazara alındığında, 01 Haziran 2005 tarihinden önce sonuçlandırılan yargılamalarda kamu davasına katılma konusunda 1412 sayılı CYUY.nın 365 ve devam eden maddelerine uygun olarak işlem yapılmış olması yeterlidir. Bu süreçte anılan yasal düzenlemeye uygun olarak son soruşturma ( kovuşturma ( aşamasında katılan sıfatını almayan bir kimsenin, olağan yasa yollarından olan temyiz davasında kamu davasına katılmasına yasal olanak bulunmamaktadır. 5271 sayılı CMY.nın yürürlüğe girmiş olması, daha önce yürürlükte olan yargılama yasasına uygun olarak sonuçlandırılan davalarda, yakınana yeni bir hak bahşetmeyecektir. Ancak, 5271 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, yöntemine uygun bir temyiz başvurusu üzerine hükmün bir başka hukuka aykırılık saptanarak bozulması ile kovuşturma aşamasına dönüleceğinden, yeniden yapılacak yargılamanın da artık yürürlükte olan anılan Yasa hükümlerine göre yapılması gerektiği gözetilmelidir. Bu nedenle, diğer yargılama kurallarının yanında 238. madde uyarınca yakınana, kamu davasına katılma hakkının bulunduğunun hatırlamasının gerektiği de açıktır. Fakat, bu durumda da koşulları varsa sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınması yasal bir zorunluluktur. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Sanıklar haklarında 02.09.2004 tarihli iddianame ile açılan davada, 05.10.2004 tarihinde duruşmaya başlanmış olup, 30.11.2004, 28.12.2004, 17.02.2005 tarihlerinde oturumlar sürdürülerek yargılama sonlandırılmıştır. Yakınan Döndü Susam bütün bu oturumlara ve 10.12.2004 tarihinde yapılan keşfe katılmasına rağmen, yargılama sürecinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY.nın 365 ve devamı maddelerinde açıklanan yönteme uygun olarak davaya katılma talebinde bulunmamıştır. Ne var ki, adı geçen yakınan, yüzüne karşı verilen hüküm aleyhine 21.02.2005 havale tarihli dilekçe ile kovuşturma evresinin mahkemesince sonuçlandırılmasından sonra temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargılamanın sürdürülüp, sonlandırıldığı süreçte yürürlükte bulunan yasaya göre davaya katılma isteminde bulunmayan yakınanın, yürürlükteki yasaya uygun olarak verilen hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunmadığı açıktır.O halde Özel Dairece, 5320 sayılı Ceza Yargılama Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa’nın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY.nın 317. maddesi uyarınca, hükmü temyiz etme hak ve yetkisi bulunmayan yakınanın temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, hükmün bozulmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır. Zira, verilen hüküm kendiliğinden temyize tabi olmadığı gibi, başvuru tarihinde yürürlükte bulunan yargılama kurallarına göre, temyiz davası açmaya yetkili bir kişi tarafından yöntemince istek koşuluna uygun mahiyette açılmış bir temyiz davası da bulunmamaktadır Bu itibarla, usuli işlem tarihinde hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmayan yakınanın temyiz inceleme istemi üzerine verilen ve adı geçeni temyiz davası amaya hak sahibi sayan Özel Daire bozma hükmü bu yönüyle isabetsiz olup, Yargıtay C.Başsavcılığının usul ve yasaya uygun itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, ancak CYUY.nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak yakınanın temyiz inceleme isteminin aynı Yasanın 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi ise, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası ile getirilen yeni düzenlemeler karşısında, davaya katılma isteminin sözlü olarak da yapılmasına olanak tanınmış olup, somut olayda yakınan duruşmalara katılarak şikayetçi olduğunu bildirmiş ve bu husus da tutanağa geçirilmiştir. Yine, yeni yasal düzenleme çerçevesinde mağdura da haklar tanınmış olması gözetilerek, yakınanın temyiz isteminin incelenmesi olanaklıdır. Bu nedenle Özel Daire kararı isabetli olduğundan, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 14.11.2005 gün ve 5313-8616 sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA,3- Hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmayan yakınan Döndü Susam’ın temyiz inceleme isteminin CYUY.nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 14.02.2006 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

  • TCK MADDE 236 EDİMİN İFASINA FESAT KARIŞTIRMA

    TCK MADDE 236 EDİMİN İFASINA FESAT KARIŞTIRMA

    TCK MADDE 236 EDİMİN İFASINA FESAT KARIŞTIRMA1) Kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bunların iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler ya da kooperatiflere karşı taahhüt altına girilen edimin ifasına fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Aşağıdaki fiillerin hileli olarak yapılması halinde, edimin ifasına fesat karıştırılmış sayılır:a) İhale kararında veya sözleşmede evsafı belirtilen maldan başka bir malın teslim veya kabul edilmesi.b) İhale kararında veya sözleşmede belirtilen miktardan eksik malın teslim veya kabul edilmesi.c) Edimin ihale kararında veya sözleşmede belirtilen sürede ifa edilmemesine rağmen, süresinde ifa edilmiş gibi kabul edilmesi.d) Yapım ihalelerinde eserin veya kullanılan malzemenin şartname veya sözleşmesinde belirlenen şartlara, miktar veya niteliklere uygun olmamasına rağmen kabul edilmesi.e) Hizmet niteliğindeki edimin, ihale kararında veya sözleşmede belirtilen şartlara göre verilmemesine veya eksik verilmesine rağmen verilmiş gibi kabul edilmesi.3) Edimin ifasına fesat karıştırma dolayısıyla menfaat temin eden görevli kişiler, ayrıca bu nedenle ilgili suç hükmüne göre cezalandırılırlar.
    TCK MADDE 236’NIN GEREKÇESİ
    Bu maddede, edimin ifasına fesat karıştırma suçu tanımlanmıştır.Sözleşmenin imzalanmasıyla ihale süreci sona ermekte ve edimin ifası süreci başlamaktadır. Bu süreçte edimin ifasına fesat karıştırılması bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.Söz konusu suç, kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bunların iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler ya da kooperatiflere karşı taahhüt altına girilen edimin ifasına fesat karıştırmak suretiyle işlenebilir. Bu bakımdan söz konusu suçun uygulama alanı sadece kamu kurum veya kuruluşlarına karşı girişilen taahhütlerin yerine getirilmesiyle sınırlı tutulmamıştır.Maddenin ikinci fıkrasında, edimin ifasına fesat karıştırma niteliğindeki hareketler sayılmıştır. Sayılan bütün bu hareketlerin ortak özelliği hileli davranışlar olmasıdır. Fıkra metninde beş bent olarak sayılan bu seçimlik hareketler yeterli açıklıkta tanımlandığı için, ayrıca izaha gerek görülmemiştir.Maddenin üçüncü fıkrasına göre, edimin ifasına fesat karıştırma suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlilerinin ve sair kişilerin bir menfaat temin etmiş olmaları gerekli değildir. Aksi takdirde, yani edimin ifasına fesat karıştırma dolayısıyla menfaat temin edilmiş olması hâlinde, ayrıca bu nedenle ilgili suç hükmüne göre ceza sorumluluğu cihetine gidilir.
    TCK MADDE 236 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/660Karar : 2017/822 Karar Tarihi : 6.03.2017
    Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi;a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,b) Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,c) Bozma sonrasında yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak,d) İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak,Suretiyle verilen hüküm özde direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hüküm niteliğinde olduğu, bu itibarla inceleme konusu dosyada; yerel mahkemece bozmadan önce ortada bir ihale olmadığı, doğrudan temin ile gerçekleştirilen alımlarda edimin ifasına fesat karıştırma suçunun oluşmayacağı belirtilmesine rağmen, bozmadan sonra, söz konusu kamelyanın taşınmasındaki zorluktan kaynaklı olarak belediyece teslim alınmadığı, hileli hareket bulunmadığı gibi ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçelerle beraat kararı verildiği anlaşıldığından, yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı olmayıp, yeni hüküm niteliğinde bulunduğu gözetilerek esasın incelenmesine karar verildikten sonra gereği düşünüldü:Dairemizin 01/10/2013 günlü bozma kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK’nın 236/2-b maddesinde ihale kararında veya sözleşmede belirtilen miktardan eksik malın teslim veya kabul edilmesi eyleminin suç olarak düzenlendiği, somut olayda da doğrudan temin yöntemiyle satın alınan bir adet kameriye teslim edilmediği halde edilmiş gibi Belediye Fen İşleri Müdür vekili olan sanık tarafından belge düzenlendiği ve 16/08/2006 tarihinde ödeme yapıldığının anlaşılması karşısında TCK’nın 212. maddesi hükmü de dikkate alındığında, yüklenen suçun tüm unsurlarıyla oluştuğu gözetilmeden dosya kapsamı ve oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,Kanuna aykırı, katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 06/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2013/1905Karar : 2014/6101Karar Tarihi : 4.06.2014
    Her ne kadar yapılan yargılama sonucunda Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı KOSGEB kurumunun hizmet alımı niteliğindeki araç kiralama ihalesini kazanarak kurumla sözleşme imzalayan firmanın yetkili müdürü olan sanığın sözleşme ve ihale şartlarına aykırı biçimde kilometre saatleri ile oynanıp 50.000 km`den fazla yol yapmış araçları bu miktarın altında yol yapmış şeklinde göstererek Kuruma teslim ettiği gerekçesiyle edimin ifasına fesat karıştırmak suçundan mahkumiyetine karar verilmişse de;TCK’nın 236. maddesinde edimin ifasına fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmış olup, maddede sayılan seçimlik hareketlerin ya da faillik durumunun genişletilmesinin anılan Yasanın 2. maddesindeki kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceğinde bir kuşku bulunmadığı,hizmet niteliğindeki edimin ifasına fesat karıştırılmasını düzenleyen TCK`nın 236/2. fıkranın e bendindeki “Hizmet niteliğindeki edimin, ihale kararında veya sözleşmede belirtilen şartlara göre verilmemesine veya eksik verilmesine rağmen verilmiş gibi kabul edilmesi” şeklindeki düzenleme içeriğine göre bu suçun failinin ancak hizmetin kabulüyle sorumlu görevliler olabileceği,ilgili kurumda görevli olmayan sanığın eyleminin ise suça konu olayda görevlilerin kandırılarak içeriği itibarıyla sahte araç teslim tutanaklarının düzenlenmesini sağlamak olduğu ve TCK`nın 204/1 ve 43. maddelerine uyan zincirleme biçimde sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin yanılgılı hukuki değerlendirmeyle edimin ifasına fesat karıştırma suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün ( BOZULMASINA ) , oybirliğiyle karar verildi.

Call Now