Etiket: ceza avukatı

  • Terör Suçu Müsadere –Avukatın etkisi ve faydaları

    Terör Suçu Müsadere –Avukatın etkisi ve faydaları

    ÖZET : Suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işleniş yer ve zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluş ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler birlikte değerlendirilip, sanığın eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirip gerçekleştirmediğine göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle karar verilmesi.

    Yargıtay

    7. Ceza Dairesi

    Esas : 2018/446

    Karar : 2018/1024

    Karar Tarihi : 08/02/2018
    Mahkeme : Asliye Ceza MahkemesiKonu : 5607 Sayılı Terörle Mücade Kanunu’na aykırılık.

    KARAR : Hükümlülük, müsadere, tasfiye, nakil aracının iadesine
    Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

    Sanık … hakkındaki hükme yönelik temyiz incelemesinde; Dairemizce de kabul gören Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun …. sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği gibi; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işleniş yer ve zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluş ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler birlikte değerlendirilip, sanığın eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve hakkında TCK.nun 43. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususlarının tartışılarak belirlenmesi bakımından; incelemeye konu bu dosyaya ilişkin suç tarihinin 07/09/2014, iddianame düzenleme tarihinin ise 17/09/2014 olduğu, Dairemizin … sayılı dosyası üzerinden daha önce incelenerek bozulmasına karar verilen aynı mahkemenin … sayılı dosyasında sanık …’e atılı eylem ile ilgili olarak suç tarihinin 23/08/2014, iddianame düzenleme tarihinin ise 17/09/2014 olduğu, anılan dosyada sanığın eyleminin benzer mahiyette olduğu dikkate alınarak, anılan dosyanın incelenip, gerektiğinde birleştirilerek sanığın bu eylemi bir suç işleme kararı icrası kapsamında işleyip işlemediği ve haklarında TCK.nun 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı hususu tartışıldıktan sonra bir karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi; sanık … hakkındaki hükme yönelik temyiz incelemesinde; 5607 sayılı Yasanın 28/06/2014 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 6545 sayılı Yasa ile değişik 3/5 ve 3/10. maddelerindeki düzenlemeler dikkate alınıp temel cezaların buna göre belirlenmesi gerekirken doğrudan 5607 sayılı Yasanın 3/18. maddesine göre belirlenmesi, 24.11.2015 günlü 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, anılan maddenin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    Ceza, Ağır Ceza, Asliye Ceza, Sulh Hukuk, Adalet, Gaziantep, Tazminat, idari dava Avukatı, Haberler, News, Uyuşturucu, Cinsel Taciz, Sosyal Medya, Hacker, Siber Suç, Cezaevi, Gardiyan, Savcı, Başsavcı, Adliye, Zabıt Katibi, Hakim, Cinayet, Gasp, Yaralama, Yankesicilik, Tecavüz, İstismar, Whatsapp, Twitter, Instagram, Kadına Şiddet, Velayet, Nafaka, Terör, Terörist
    5237 sayılı TCK.nun 52/4. madde fıkrası gereğince, adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verilmesine rağmen, 5237 sayılı TCK.nun 52/4. maddesi hükmüne aykırı olarak ve infazda tereddüt oluşturacak şekilde taksit aralığının kararda belirtilmemesi, sanık …’ün aracı kiraladığını belirtmesine rağmen bu hususta dosyaya herhangi bir belgenin sunulmadığı, araç üzerinde daha önce de benzer bir kaçakçılık eylemi nedeniyle tedbir bulunduğu ve 5237 sayılı TCK.nun 54/3. maddesine göre müsaderesinin hakkaniyete de aykırı olmayacağı anlaşılmakla malen sorumlu … dinlenip aracın fiilen kime ait olduğu tespit edildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde nakil aracının iadesine karar verilmesi,

    Yasaya aykırı, sanık …, sanık … ile müdafii ve katılan … İdaresi adına Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkındaki benzer makalelerimiz için tıklayın

  • Terör propagandası sosyal medya

    Terör propagandası sosyal medya

    Terör propagandası sosyal medya 

     Yargıtay

    16. Ceza Dairesi 

     Esas : 2017/364  

    Karar : 2017/1032
    Terör Örgütü Propagandası Yapmak Suçunun twitter üzerinden işlenmesinde sanığın söz konusu hesabın kendisine ait olmadığına ilişkin savunması karşılığında mahkemenin yeterli incelemeyi yapmadan sanığı cezalandırması bozmayı gerektirmiştir.

    bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın

  • Terör Örgütüne Üyelik Suçu,Terör Suçunu Ve Suçlusunu Övme

    Terör Örgütüne Üyelik Suçu,Terör Suçunu Ve Suçlusunu Övme

    T.C.YARGITAY8. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2013/1567Karar : 2013/5627Karar Tarihi : 15.2.2013
    • SUÇU VE SUÇLUYU ÖVME ( Sanıkların PKK Elebaşısı Hakkında “Sayın A.Ö Önderimiz” Şeklinde Duruşmada ve Savcılıkta İfadelerinin İfade Özgürlüğü Kapsamında Olduğu – Şiddete Teşvik Edici Mahiyeti Bulunmadığı/Demokratik Toplum Şartı )
    • TERÖR ÖRGÜTÜ ELEBAŞISINA “SAYIN” İFADESİ KULLANILMASI ( Sanıkların Sayın İfadesi ile İnfaz koşulları ile İlgili Kendi Değer Yargılarını İçeren Düşüncesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 M. Kapsamında Kaldığının Kabulü Gerektiği )
    • İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN DEMOKRATİK TOPLUMUM TEMELİ SAYILMASI ( Sadece Lehte Olduğu Kabul Edilen veya Zararsız Görülen veya İlgilenmeye Değmez Bulunan “haber” ve “düşünceler” İçin Değil Rahatsız Edici Diğer Düşüncelerin Korunması Gereği )
    • ÇOĞUNLUĞUN HOŞUNA GİTMEYEN ÜRKÜTÜCÜ VE KORKUTUCU FİKİRLER ( Şiddet Oluşturmaya Müsait Olup Olmadıklarının Tespiti Gereği )
    • ŞİDDETE TEŞVİK ETMEYEN İFADELERİN SUÇ SAYILMAYACAĞI ( Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının Gözetilmesi Gereği – İfade Özgürlüğü/Uluslararası Sözleşmelerin Bağlayıcı Bulunduğunun Kabulü )
    • AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ ( Usulüne Uygun Olarak İmzalanmış Bulunan Uluslararası Sözleşmelerin İç Hukukumuz Bakımından Bağlayıcı Olduğu – İfade Özgürlüğünün Demokratik Toplup Şartı Gözetilerek Değerlendirilmesi Gerektiği )
    • DEMOKRATİK TOPLUM ( Kamuyu İlgilendiren Konuların Kamuya Açık Olarak Tam Bir Serbestlik İçerisinde Tartışılabilmesi Gereği – Şiddete Teşvik Etmeyen Eylem ve İfadelerin Korunması Gereği/Yakın ve Mevcut Tehlike Ölçütü/İfade Özgürlüğü )
    5237/m. 215
    2709/m. 90/5
    Avrukapa İnsan Hakları Sözleşmesi/m. 10 
    ÖZET : Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalmakta olan sanıkların duruşmada ve savcılık ifadelerinde PKK terör örgütü elebaşısı A. Ö. hakkında “Sayın A. Ö., önderimiz” ibarelerini kullanarak üzerlerine atılı suçları işledikleri gerekçesiyle yerel mahkemece mahkumiyet kararı verilmiştir.Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere dair milletlerarası andlaşmalarda kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşmalar iç hukukumuz yönünden bağlayıcıdır ve İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi ( AİHS ),de iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası durumundadır.AİHS sözleşmenin 10. maddesinde yeralan ifade özgürlüğüne ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, kamuyu ilgilendiren sorunların kamuya açık olarak tam bir serbestlik içerisinde tartışılabilmesi, şiddeti teşvik eden eylemler hariç bu tartışmanın boyutlarının Devlet organları tarafından maksimuma çıkarılması gerektiği vurgulanmaktadır. Süreklilik gösteren bu kararlarda, kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici, fikirlerin de sözleşmenin 10. maddesi tarafından korunduğu belirtilmektedir.Mahkeme, “yakın ve mevcut tehlike” ölçütüne yaklaşarak sözleri söyleyen kişinin ne kadar etkili olduğu, söylenilen yer ve zaman bakımından söylenenlerin şiddet yaratmaya müsait olup olmadığına bakılması gerektiğini kabul etmektedir.İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan “haber” ve “düşünceler” için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın “demokratik toplum” olamaz. sanıkların infaz hakimliği önündeki savunmalarında; Şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadeleri kullanılmadıkları, işlenen bir suçu yahut işlediği suç sebebiyle kişiyi övücü nitelikte bulunmayan, başka bir hükümlü hakkında “sayın” denilerek onun infaz koşulları ile ilgili kendi değer yargılarını içeren düşüncelerini açıklayan sanıkların eyleminde, iç hukukumuz tarafından bağlayıcı bulunan Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da gözetildiğinde yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığı gözetilmeden yazılı biçimde mahkumiyet hükmü kurulması bozma nedenidir. 
    DAVA : Gereği görüşülüp düşünüldü: 
    KARAR : Suç tarihine göre 6352 Sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. 
    1- ) “İşlenmiş bir suçun” veya “işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişinin” alenen övülmesi TCK.nun 215. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Kişinin, işlediği suç sebebiyle övülmesi, bu kişinin işlediği suçun da övüldüğünü göstermektedir. 
    Türkiye Cumhuriyet Anayasasının 90/5. maddesinde yer alan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere dair milletlerarası andlaşmalarda kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü uyarınca 19.3.1954 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 10.3.1954 tarih ve 6366 Sayılı Kanun ile onaylanmış bulunan “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi” ( AİHS ), iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası haline gelmiştir. 
    Sözleşmenin 9. maddesinde din ve inanç hürriyeti, 10. maddesinde ifade hürriyeti, 11. maddesinde örgütlenme hürriyeti düzenlenmiştir. Bu üç madde; sözleşmenin genel amacı olan çoğulcu demokratik rejim için toplumda hoşgörünün sağlanarak çoğulcu demokrasinin yerleştirilmesi ve geliştirilmesine yönelik hükümlerdir. 
    İfade hürriyeti, bilgi verme ve bilgi edinme hürriyeti sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında, “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar” , 2. fıkrasında ise, “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” denilmektedir. 
    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, ifade özgürlüğüne dair kararlarında, kamuyu ilgilendiren sorunların kamuya açık olarak tam bir serbestlik içerisinde tartışılabilmesi, şiddeti teşvik eden eylemler hariç bu tartışmanın boyutlarının Devlet organları tarafından maksimuma çıkarılması gerektiği vurgulanmaktadır. Süreklilik gösteren bu kararlarda, kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici, fikirlerin de sözleşmenin 10. maddesi tarafından korunduğu belirtilmektedir. ( Handyside / Birleşik Krallık, Castells / İspanya vb. Kararlar ) 
    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında, ifade hürriyetinin iki istisnası olduğuna işaret edilmektedir. Birinci istisna şiddeti teşvik edici ve övücü söylemler, 2. istisna ise azınlıklara karşı nefret söylemidir. Bunun için önce yazı veya sözün içeriğine bakılmalıdır. 
    Yazı veya Sözler; 
    a- ) Şiddet, bir araç olarak öngörüyorsa, 
    b- ) Kişileri hedef gösterip kanlı bir intikam istiyorsa, 
    c- ) Benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru olduğu ileri sürülüyorsa, 
    d- ) İnsanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtıyorsa, 
    İfade hürriyetinden yararlanmayabilir. ( Sürek / Türkiye, no.1 Büyük Daire, numara 26682/95, Güzel ve Özer / Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı ) 
    Yazı veya sözün kim tarafından, nerede, nasıl bir ortamda, hangi koşullar altında yazıldığı veya söylendiği değerlendirilmelidir. Mahkeme “yakın ve mevcut tehlike” ölçütüne yaklaşarak sözleri söyleyen kişinin ne kadar etkili olduğu, söylenilen yer ve zaman bakımından söylenenlerin şiddet yaratmaya müsait olup olmadığına bakılması gerektiğini kabul etmektedir. ( Zana / Türkiye, 25 Kasım 1997 kararı ) 
    İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan “haber” ve “düşünceler” için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın “demokratik toplum” olamaz. Sözleşme’nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır. ( 23.9.1994 tarihli Jersild – Danimarka kararı; 21.1.1999 tarihli Janowski – Polanya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen – Norveç kararı; 25.7.2001 tarihli Perna – İtalya kararı ). 
    Bu kapsamda şiddete, silahlı direnmeye veya isyana teşvik niteliği taşıyan yaklaşımlar ile azınlıklara yönelik nefret söylemi içeren açıklamalar sözleşmenin koruduğu ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. ( 2.10.2003 tarihli Kızılyaprak – Türkiye kararı; 27.5.2004 tarihli Yurttaş – Türkiye kararı; 9.3.2004 tarihli Abdullah A. – Türkiye kararı ) 
    Yazının içeriğine, şiddeti teşvik edip etmediğine, yazının hangi bağlamda yayınlandığına, yani şiddeti yaratmaya elverişli olup olmadığına bakılmalıdır. ( Gözel ve Özel / Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı ) 
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13, 14, 25, 26 ve AİHS’nin 9/2, 10/2, 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Devlet yahut halkın bir bölümü için rahatsız edici, hoşa gitmeyen, kural dışı, endişe verici, fakat şiddet ve şiddet kışkırtıcılığı içermeyen nitelikteki, sözler de ifade hürriyeti kapsamındadır. 
    Somut olayda, sanıkların infaz hakimliği önündeki savunmalarında; Şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadelerin kullanılmadıkları, işlenen bir suçu yahut işlediği suç sebebiyle kişiyi övücü nitelikte bulunmayan, başka bir hükümlü hakkında “sayın” denilerek onun infaz koşulları ile ilgili kendi değer yargılarını içeren düşüncelerini açıklayan sanıkların eyleminde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90/5. maddesi uyarınca uygulanması gereken Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Skaka / Polonya – 27 Mayıs 2003, Korku / Türkiye – 23 Eylül 2003 tarihli kararları da gözetildiğinde yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığı gözetilmeden yazılı biçimde mahkumiyet hükmü kurulması, 
    2- ) Uygulamaya göre de; 
    a- ) Suç tarihinden önce hapis cezasına mahkum edilmedikleri anlaşılan sanıklar O. B., A. İ., Ç. B. ve E. Ç.’ye tayin olunan 25’er gün hapis cezalarının 5237 Sayılı Kanunun 50/3. maddesi uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasındaki tedbirlerden birine çevrilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde, 
    b- ) 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın ( c ) bendinde yazılı sanıkların kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan ise 2. fıkra gereğince cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması, 
    SONUÇ :  Sonuç açıklanan nedenlerle; sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 15.2.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  • Terörizmin finansmanı Olma Suçu

    Terörizmin finansmanı Olma Suçu

    T.C.Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas No : 2017/3829Karar No : 2018/2296Karar Tarihi : 28.6.2018 
    Mahkemesi : Ağır Ceza MahkemesiSuç : Terörizmin finansmanı, 6136 sayılı Kanuna aykırılıkHüküm : 1-Sanıklar …, …, , … ve … hakkında: 6415 sayılı Kanunun 4/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1,TCK’nın 62/1, 53/1 ve 58/9 maddeleri gereğince ayrı ayrı mahkumiyet 2-Sanık … hakkında:a) 6415 sayılı Kanunun 4/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62/1, 53/1 ve 58/9 maddeleri gereğince mahkumiyet b) 6136 sayılı Kanunun 13/1,TCK’nın 62/1, 52/2, 53/1, 54, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet
    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:I-Sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında 6415 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;1) Sanık … hakkında verilen hüküm bakımından;Sanık savunması, tanık anlatımı ve tüm dosya kapsamına göre sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,2) Sanık … hakkında verilen hüküm bakımından;Tanıklardan … kollukta müdafi huzurundaki beyanında sanıkla ilgili olarak ‘Maksutuşağı köyünden isminin … olduğunu bildiği soyadının … olduğunu jandarma ekiplerinden öğrendiği şahsın … vadisi içerisinde sarımsak toplamaya geldiğinde bölücü terör örgütü mensupları ile görüştüğünü ve erzak getirdiğini duyduğunu’ beyan etmesine, diğer tanık …’ın ise ‘Maksutuşağı köyünden isminin … olduğunu bildiği soyadının … olduğunu jandarma ekiplerinden öğrendiği şahsın … vadisi içerisine sarımsak toplamaya geldiğinde bölücü terör örgütü mensupları ile görüştüğünü ve 2015 Temmuz- Ağustos ayı içerisinde tren yoluna eylem yapılmadan önce beyaz pikap tarzı fort transit marka bir araç ile yukarı merekler yaylasına erzak getirdiğini tim komutanı Şiyar ( K ) isimli örgüt mensubundan duyduğunu ancak gelen erzak içeriğinin ne olduğunu bilmediğini’ belirtmesine karşın, sanığın savunmalarında bahsedilen dönem içerisinde cezaevinde olduğunu atılı suçlamayı kabul etmediğini belirtmesine göre, sanığın cezaevine giriş ve çıkış tarihleri ile cezaevinde kaldığı süre içerisinde izin kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise hangi tarihlerde kullandığı ilgili birimden sorulup, ayrıca …’ın ifadesinde geçen tren yolu eyleminin tarihi de araştırıldıktan sonra sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,3)Sanıklar …, …, … ve … hakkında verilen hüküm bakımından;
    Silahlı terör örgütünün kırsal alanda yer alan üyelerine, fon sağladıkları yada topladıklarına ilişkin delil bulunmayan sanıkların, bedeli kim tarafından karşılandığı anlaşılamayan erzak maddelerini götürmek şeklinde gerçekleşen eylemlerinin TCK’nın 220/7. maddesi delaletiyle 314/2. maddesi uyarınca örgüte yardım etme suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,4) Kabul ve uygulamaya göre de;a)Sanık …’un eyleminin örgüte yardım suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi, b)6415 sayılı Kanunun 4/6. maddesi uyarınca terörizmin finansmanı suçu bakımından 3713 sayılı Kanunun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, ceza artırımına dair hükmünün ise uygulanamayacağı, buna göre sanıklar hakkında ceza hükmü tesis edilirken 6415 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca tayin olunan cezada 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi gereğince artırıma gidilmesi suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayini,
    c)Örgüt mensubu olmayan sanıklar hakkında koşulları oluşmayan TCK’nın 58/9. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,II-Sanıklardan … hakkında 6136 Sayılı Yasaya muhalefet suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:Hüküm tefhim edilip dosyadan el çekildikten sonra duruşma açılmaksızın ve mahkeme heyeti teşekkül ettirilmeksizin ek karar ile hüküm kurulması suretiyle CMK’nın 188 ve 191. maddelerine muhalefet edilmesi,
    Kanuna aykırı, sanık …, diğer sanıklar müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan bu sebeplerden dolayı hükümlerin BOZULMASINA, 28.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • Terbiyesizlik Yapma, Pislik Yapma Erkeksen Gel Yüzüme Söyle Şeklindeki Sözü Hakaret Suçunun Oluşmadığı

    Terbiyesizlik Yapma, Pislik Yapma Erkeksen Gel Yüzüme Söyle Şeklindeki Sözü Hakaret Suçunun Oluşmadığı

    18. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/8129Karar : 2018/14490Karar Tarihi : 07/11/2018 “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Hakaret HÜKÜM : Mahkumiyet
    KARAR
    Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre de; usul kanunlarının derhal uygulanması ilkesi uyarınca kesinlik sınırının belirlenmesinde hükmün verildiği tarih esas alınmalıdır. Sonradan yürürlüğe giren kanunla kesinlik sınırının değiştirilmesinin, verildiği tarihte temyize tabi olan hükme etkisi bulunmamaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05/04/2011 gün ve 262-35; 27/01/2004 gün ve 3-14; 30/09/2003 gün ve 226-229 sayılı kararları ile; hükmün kesin nitelikte olup olmadığının, kanun değişikliği ile ortaya çıkan yeni duruma göre değil, kararın verildiği dönemdeki usul hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği kabul edildiğinden ve hüküm tarihinde uygulanan 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usülü Kanunu’na göre hükmün temyize tabi olduğu anlaşıldığından tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmeyerek, dosya görüşüldü;Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.Olay günü sanığın, müştekiye söylediği kabul edilen “terbiyesizlik yapma, pislik yapma erkeksen gel yüzüme söyle”şeklindeki sözü, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu ve dolayısıyla hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yasal olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünde, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

  • Telefon dolandırıcılığı

    Telefon dolandırıcılığı

    Telefon dolandırıcılığı: kendini polis olarak tanıtıp, mağdurun bankasındaki hesabına ait bilgilerinin başka şahıslar tarafından ele geçirildiğini, hesabındaki parayı çekmeye çalıştıklarını belirterek  …bankasına giderek parasını çekmesini ve parayı vereceği hesap numarasına yatırmasını, bir gün sonra parasını 2 katı olarak çekebileceğini, hesap bilgilerinin çalan şahıslarında bu şekilde yakalanabileceğini müştekiye söylediği, müştekinin de bu sözlere inanarak 10.956 TL parayı sanığın belirtmiş olduğu hesaba havale ettiği olayda dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.

    T.C.YARGITAY

    15. CEZA DAİRESİ

    E. 2013/27999K. 2016/3085T. 6.4.2016
    Sanığın dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine dair hüküm, sanık ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:


    KARAR : Sanığın birleşen 2011/330 esas sayılı dosya yönünden …..’e karşı işlediği iddia edilen dolandırıcılık suçu yönünden karar verilmediğinden zamanaşımı süresi içerisinde karar verilmesi mümkün görülmüştür.
    Sanığın müştekiyi arayarak kendini polis olarak tanıttığı, …. bankasındaki hesabına ait bilgilerinin başka şahıslar tarafından ele geçirildiğini, hesabındaki parayı çekmeye çalıştıklarını, …. bankasına giderek parasını çekmesini ve parayı vereceği hesap numarasına yatırmasını, bir gün sonra parasını 2 katı olarak çekebileceğini, hesap bilgilerinin çalan şahıslarında bu şekilde yakalanabileceğini müştekiye söylediği, müştekinin de bu sözlere inanarak 10.956 TL parayı sanığın belirtmiş olduğu hesaba havale ettiği olayda dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.


    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddine, ancak;


    5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya dair hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,


    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8. Maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 Sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına dair bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 Sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibarelerinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 6.4.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

     

    bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın

  • TEK TARAFLI KAZA

    TEK TARAFLI KAZA

    T.C.YARGITAY

    12. CEZA DAİRESİ

    Esas: 2017/4672Karar: 2018/126Tarih: 09.01.2018
    ✦ TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE SOKMA

    ✦ TEK TARAFLI KAZA
    1412 – CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU / 321 2918 – KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU / 48 5237 – TÜRK CEZA KANUNU / 179 5271 – CEZA MUHAKEMESİ KANUNU / 223 5320 – CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN / 8 


    CMK’nın 223/4. maddesi CMK’nın 223/4. maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığı
    Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:


    Sanığın 2.75 promil alkollü olarak tek taraflı kaza yaptığı olayda; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/6. maddesindeki “Yapılan tespit sonucunda, 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179. maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.” şeklindeki hükmü karşısında, sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi,


    Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 09.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın
  • Tek eylemle iki farklı suç işlendiğinde Gaziantep

    Tek eylemle iki farklı suç işlendiğinde Gaziantep

    Tek eylemle iki farklı suç işlendiğinde GaziantepTek eylemle iki farklı suç işlendiğinde en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulmalıdır.T.C.YargıtayCeza Genel Kurulu
    Esas No : 2013/135Karar No : 2014/164
    Özet:
    Sanığın, tartıştığı mağduru takip ederek önce seyir halindeyken daha sonrada aracını park edip iş yerine sığınmak isterken mağdura yaralama kastıyla ateş ettiği, mağdurun yaralanmadığı, ancak işyeri ve aracın zarar gördüğü olayda; mağdurun hedef alınarak ateş edilmesi nedeniyle TCK’nun 170/1. maddesinde düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.Ulaşılan bu sonuç gözönüne alındığında, kasten yaralama suçuna teşebbüs ve mala zarar verme suçundan sanık hakkında tek eylemle iki farklı suçun oluşmasına sebebiyet verdiğinden TCK’nun 44. maddesi delaletiyle en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerekirken, yerel mahkemece iki suçtan da ayrı ayrı hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

  • Tehdit Hakaret Yaralama Suçları

    Tehdit Hakaret Yaralama Suçları

    YARGITAY

    CEZA GENEL KURULU

    Esas  : 2017/3-191

    Karar : 2017/224

    Karar Tarihi : 11.4.2017

    YARALAMA.DARP RAPORU TANIK

    • DİRENME HÜKÜMLERİNİN HUKUKİ DEĞERDEN YOKSUN OLMASI ( Tehdit Suçundan Özel Dairenin Herhangi Bir Bozma Kararının Olmaması Sebebiyle ve Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hükme Dair Özel Dairenin Bozma Kararında Katılan Vekilinin Temyiz İsteminin Değerlendirilmemesi Nedeniyle Bu Suç Yönünden de Direnme Kararı Verilmesinin Yasal Olmadığı – Her İki Suçtan Kurulan Beraat Hükümlerine Dair Direnme Hükümlerinin Hukuki Değerden Yoksun Olduğu )
    • TEHDİT SUÇUNDAN ÖZEL DAİRENİN HERHANGİ BİR BOZMA KARARININ OLMAMASI ( Yerel Mahkemece Bu Suçtan Direnme Kararı Verilmesi Yasal Olmadığı )
    • KASTEN YARALAMA ( Suçundan Kurulan Hükme Dair Özel Dairenin Bozma Kararında Katılan Vekilinin Temyiz İsteminin Değerlendirilmemesi Nedeniyle Bu Suç Yönünden de Direnme Kararı Verilmesinin Yasal Olmadığı )Yargıtay İç Yönetmeliği/m.27
    ÖZET : Tehdit suçundan Özel Dairenin herhangi bir bozma kararının olmaması sebebiyle yerel mahkemece bu suçtan direnme kararı verilmesi yasal olmadığı gibi, kasten yaralama suçundan kurulan hükme dair Özel Dairenin bozma kararında katılan vekilinin temyiz isteminin değerlendirilmemesi nedeniyle, bu suç yönünden de direnme kararı verilmesinin yasal olmadığı, dolayısıyla her iki suçtan kurulan beraat hükümlerine dair direnme hükümlerinin hukuki değerden yoksun olduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle, temyiz sürecinin başına dönülmeli, tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerinin katılan vekilinin temyizini de kapsayacak şekilde incelenmesi cihetine gidilerek hukuka aykırılıklar düzeltilmelidir. Bu itibarla, katılan vekilinin temyiz istemi dikkate alınmadan verilen Özel Daire bozma kararı ile hukuki değerden yoksun bulunan yerel mahkeme direnme hükümlerinin kaldırılmasına, tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerinin katılan vekilinin temyizini de kapsayacak şekilde temyiz incelemesinin yapılması bakımından dosyanın önce tebliğname düzenlenmek ve bilahare Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir.

    DAVA : Eğirdir ( Kapatılan ) Sulh Ceza Mahkemesince sanık …’in kasten yaralama ve tehdit suçlarından beraatine karar verildiği, Cumhuriyet savcısı sadece kasten yaralama suçundan, katılan vekili ise her iki suçtan kurulan hükümleri temyiz ettiği halde, katılan vekilinin dilekçesini dikkate almadan Cumhuriyet savcısının temyiz talebine hasren kasten yaralama suçu açısından dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 24.10.2013 gün ve 28050-36475 sayı ile;
    “Katılanın 28.12.2008 günü saat: 18.00 sıralarında sanık tarafından darp edildiğini beyan ettiği, olayın akabinde evine gittiğinde, kendisine kapıyı açan babasına sanık tarafından darp edildiğini söylediği, baba …’ün oğlu olan katılanın yüzünü kanlar içinde gördüğü, gerçekten de katılanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir yaralanma geçirdiği adli tıp raporu ile de sabit olduğundan, sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

    Gaziantep Ağır Ceza AvukatıEğirdir ( Kapatılan ) Sulh Ceza Mahkemesi ise 23.01.2014 gün ve 249-25 sayı ile;
    “…Tehdit suçu açısından; tehdit suçu söz konusu olduğunda, sanığın katılanı tehdit edip etmediği, tanıkların tehdit içeren ifadeleri duyup duymadıkları açıklığa kavuşturulup kanıtlar gösterilip tartışılarak bir karar verilmesi gerektiği, olayımızda ise, sanığın katılanı tehdit ettiğine dair olarak katılanın iddiası karşısında sanığın hem soruşturma aşamasında hem de kovuşturma aşamasında suçlamaları kabul etmemesi ve olayın başka bir tanığının olmaması sebebiyle sanığın üzerine atılı tehdit suçunu gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin her türlü şüpheden uzak bir şekilde kesin olarak kanıtlanamadığı…


    Kasten yaralama suçu açısından ise, her ne kadar katılanın darp edildiği alınan adli raporlar ile sabit ise de bu eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğine dair katılanın iddiası dışında somut ve objektif bir delilin olmaması ve sanığın hem soruşturma aşamasında hem de kovuşturma aşamasında atılı suçlamayı kabul etmemesi karşısında katılanın darp edildiği sabit ise de bunun sanık tarafından gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin her türlü şüpheden uzak bir şekilde kesin olarak kanıtlanamadığı…” gerekçesiyle tehdit ve kasten yaralama suçları açısından önceki hükümde direnmiştir.
    Bu hükümlerin de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.04.2015 gün ve 106372 Sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.02.2016 gün ve 405-684 sayı ile; 6763 Sayılı Kanun’un 38. maddesiyle 5320 Sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 28.02.2017 gün ve 562-1997 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.KARAR : Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine dair ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, katılan vekilinin sanık hakkında kasten yaralama ve tehdit suçlarından kurulan yerel mahkemenin 17.03.2010 gün ve 32-30 Sayılı beraat hükümlerine yönelik temyiz isteminin Özel Daire tarafından yapılan inceleme sırasında değerlendirilmeyip tehdit suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik bir bozma kararının bulunmaması, kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükmü açısından ise katılanın temyizini de kapsayacak şekilde temyiz incelemesi yapılmaması karşısında, tehdit ve kasten yaralama suçlarından verilen direnme hükümlerinin hukuki değerden yoksun olup olmadığı hususunun belirlenmesi gerekmektedir.İncelenen dosya kapsamından;Sanık hakkında, katılanı basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaraladığı ve “bu sana az, daha göreceksin” diyerek tehdit ettiği iddiasıyla kasten yaralama ve tehdit suçlarından kamu davası açıldığı,Yerel mahkemece sanığın her iki suçtan beraatine karar verildiği,

    Katılan vekilinin 17.03.2010 havale tarihli dilekçeyle temyiz isteminde bulunduğu, 19.04.2010 havale tarihli dilekçesinde kasten yaralama ve tehdit suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz nedenlerini bildirdiği, Cumhuriyet savcısının ise sanık hakkında kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükmünü temyiz ettiği,Katılan vekilinin, sanık hakkında kasten yaralama ve tehdit suçlarından kurulan beraat hükümlerini temyiz etmesine karşılık, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.06.2012 gün ve 173940 Sayılı tebliğnamesinde katılan vekilinin temyiz istemine dair görüş bildirilmediği, Özel Daire tarafından da katılan vekilinin temyiz dilekçesi dikkate alınmayıp Cumhuriyet savcısının temyizine münhasıran, sanık hakkında kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz incelemesi yapıldığı, tehdit suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik ise temyiz incelemesi yapılmadığı, bilahare kasten yaralama suçundan verilen bozma kararı üzerine yerel mahkemece, bu hususa işaret edilerek katılan vekilinin temyizi yönünden her iki hükme yönelik temyiz incelemesinin yapılması amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekirken, kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükmünün yanı sıra tehdit suçundan kurulan beraat hükmünün de bozulduğu değerlendirilerek her iki suçtan kurulan beraat hükmünde de direnildiği,Anlaşılmaktadır.Tehdit suçundan Özel Dairenin herhangi bir bozma kararının olmaması sebebiyle yerel mahkemece bu suçtan direnme kararı verilmesi yasal olmadığı gibi, kasten yaralama suçundan kurulan hükme dair Özel Dairenin bozma kararında katılan vekilinin temyiz isteminin değerlendirilmemesi nedeniyle, bu suç yönünden de direnme kararı verilmesinin yasal olmadığı, dolayısıyla her iki suçtan kurulan beraat hükümlerine dair direnme hükümlerinin hukuki değerden yoksun olduğu kabul edilmelidir.Bu nedenle, temyiz sürecinin başına dönülmeli, tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerinin katılan vekilinin temyizini de kapsayacak şekilde incelenmesi cihetine gidilerek hukuka aykırılıklar düzeltilmelidir.Bu itibarla, katılan vekilinin temyiz istemi dikkate alınmadan verilen Özel Daire bozma kararı ile hukuki değerden yoksun bulunan yerel mahkeme direnme hükümlerinin kaldırılmasına, tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerinin katılan vekilinin temyizini de kapsayacak şekilde temyiz incelemesinin yapılması bakımından dosyanın önce tebliğname düzenlenmek ve bilahare Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir.

    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

    1- ) Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 24.10.2013 gün ve 28050-36475 Sayılı bozma kararı ile hukuki değerden yoksun bulunan Eğirdir ( Kapatılan ) Sulh Ceza Mahkemesi’nin 23.01.2014 gün ve 249-25 Sayılı direnme hükümlerinin KALDIRILMASINA,

    2- ) Dosyanın, tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerinin katılan vekilinin temyizini de kapsayacak şekilde temyiz incelemesinin yapılması bakımından, önce tebliğname düzenlenmek ve bilahare Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.04.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

    bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın

  • Tehdit, Hakaret, Kişilerin Huzur Ve Sükununu Bozma Suçları Beraat

    Tehdit, Hakaret, Kişilerin Huzur Ve Sükununu Bozma Suçları Beraat

    Yargıtay4. Ceza Dairesi

    Esas : 2013/32262Karar : 2016/192 Karar Tarihi : 12/01/2016
    “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Sulh Ceza MahkemesiSUÇLAR : Tehdit, hakaret, kişilerin huzur ve sükununu bozmaHÜKÜMLER : Mahkumiyet, red, beraat
    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;A)…’a karşı kişilerin huzur ve sükununu bozma ve …’a karşı tehdit eylemlerinden verilen beraat hükümlerinin incelenmesinde;Eylemlere ve yükletilen suçlara yönelik katılanlar … ve … vekilinin temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye kısmen uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,B)Diğer eylemlere gelince;Başka hususlar yerinde görülmemiştir.Ancak;1-Sanığın katılan …’a karşı tehdit ve hakaret eylemleriyle ilgili olarak, taraflar arasında aynı konuda açılmış olan ilgili davaların suç ve iddianame tarihleri ayrıntılı biçimde tepit edilip, gerekirse birleştirilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tesbit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,2-Katılan …’a karşı hakaret eyleminin, katılanın gıyabında,..’in eşi olan …’a mesaj atmak suretiyle gerçekleştirilmesi karşısında, TCK’nın 125/2 maddesinde öngörülen ihtilat unsurunun oluşmaması nedeniyle sanığın beraati yerine, mahkumiyetine hükmolunması,3-Sanığın, katılan …’ın iş yerini telefonla dört kez arayarak, CD tutanağında belirtilen konuşmaları yapma eyleminde, TCK’nın 123.maddesine öngörülen sırf huzur ve sükunu bozma maksadıyla hareket etme unsurunun bulunmadığı gözetilmeden, anılan suçtan mahkumiyetine hükmolunması,Kabule göre de;4-TCK’nın 53/l-(c) maddesindeki hak yoksunluğunun sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverme tarihine kadar, diğer kişilere karşı belirtilen yetkiler yönünden mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar geçerli olacağının gözetilmemesi,5-Anayasa Mahkemesi’nin hükümden sonra 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı ile TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının uygulanması zorunluluğu,Bozmayı gerektirmiş ve sanık … ile katılanlar … ve … vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 12/01/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Call Now