Etiket: ceza avukatı

  • Tutukluluğun Gözden Geçirilmesi Nedir ?

    Tutukluluğun Gözden Geçirilmesi Nedir ?

    Tutukluluğun Gözden Geçirilmesi Nedir ?

    Ceza yargılamasında bir tedbir olan tutukluluk; delillerin toplanması, şüphelinin veya sanığın adaletten kaçmasının engellenmesi amacıyla uygulanan ve kişi hürriyeti ile güvenliği hakkını kısıtlayan en ağır koruma tedbiridir. Bu nedenle; mümkün olduğu kadar tutukluluktan kaçınılması, tutukluluğun kısa tutulması, gerekliliği ortadan kalktığı ilk anda sonlandırılması, yerine tercihen adli kontrol uygulanması, Ceza Muhakemesi Kanunu 103, 104 ve 108. maddeler uyarınca mümkün olan ilk zamanda cumhuriyet savcısının tutuklama kararını re’sen geri alması veya kaldırılmasını hakimden istemesi, şüpheli veya sanığın veya müdafiin her zaman tutukluluğun sonlandırılmasını talep etme hakkının olması ve nihayette hakimlik veya mahkemece tutukluluğun en geç otuzar günlük sürelerde incelenmesi usulleri kabul edilmiştir.

    CMK m.103’de cumhuriyet savcısının tutuklama kararının geri alınmasını istemesi düzenlenmekle birlikte, maddenin ikinci fıkrasında cumhuriyet savcısının da soruşturma evresinde gereksiz olduğu kanaatine varması halinde adli kontrol veya tutuklama tedbirini re’sen kaldırabileceği ifade edilmiştir. Bununla birlikte uygulamada, cumhuriyet savcılarının gereksiz olduğu anlaşılan tutuklamayı re’sen sonlandırmak suretiyle şüpheliyi serbest bırakmadığı ve mümkün olduğu kadar CMK m.103/1 uyarınca şüphelinin serbest bırakılmasına dair mütalaa ile birlikte bu işi sulh ceza hakimliklerine havale ettikleri görülmektedir. Ayrıca; tutuklamanın sonlanmasını, fakat yerine adli kontrol uygulanmasını isteyen cumhuriyet savcısı, adli kontrolü re’sen kaldırma yetkisine sahip olmakla beraber, adli kontrol tatbiki için sulh ceza hakimliğinden talepte bulunmalıdır.

    suc ustlenme sucu

    Tutuklu bulunan şüpheli bakımından tutukluluğun kaldırılıp yerine adli kontrol uygulanması talebi; artık bu aşamada cumhuriyet savcısı re’sen tutukluluğa son veremeyeceğinden, tutukluluğun kaldırılıp yerine adli kontrol uygulanması istemi ile sulh ceza hakimliğine başvurmasını gerekli kılar. Aksi halde, hakkında adli kontrol tedbiri bulunmayan şüphelinin re’sen cumhuriyet savcısı tarafından adli kontrole tabi tutulması mümkün değildir.

    Kanun koyucu; mümkün olduğu kadar kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ilgilendiren, diğer kişi hak ve hürriyetlerine kısıtlama getiren tedbirlerin tatbikinin kararını veya gecikmesinde zarar bulunan hallerde kanunla yetkili kılınan makamca tatbik edilen kısıtlamaların tasdikini hakime bırakmıştır.
    CMK m.104’de ise, tutuklu şüpheli veya sanık ile avukatlarının soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında tutukluluğun sonlandırılıp salıverilme talebinde bulunma hakları düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu noktada, tutuklu şüpheli veya sanık ile avukatları için salıverilme istemleri yönünden başvurma süresi, sayısı ve sebebi ile ilgili sınırlama öngörmemiştir.

    Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

  • TUTUKLU AVUKATIN DOSYAYI TAKİP EDEMEMESİ VE DOSYANIN İŞLEMDEN KALDIRILMASI

    TUTUKLU AVUKATIN DOSYAYI TAKİP EDEMEMESİ VE DOSYANIN İŞLEMDEN KALDIRILMASI

    TUTUKLU AVUKATIN DOSYAYI TAKİP EDEMEMESİ VE DOSYANIN İŞLEMDEN KALDIRILMASIYargıtay22. Hukuk Dairesi
    Esas : 2019/5415Karar : 2019/15171Karar Tarihi : 4.7.2019
    * İŞÇİLİK ALACAKLARININ TAHSİLİ İSTEMİ ( Davacı Vekillerinin Duruşmaya Gelemeyecek ve Mazeretlerini de Bildiremeyecek Durumda Olmaları Nedeniyle Davacı Tarafın Usulüne Uygun Olarak Duruşmaya Davet Edildiğinden Söz Edilemeyeceği – Eksik İnceleme ile Tutuklu Bulunan Avukatlar Duruşmaya Gelmediğinden İşlemden Kaldırılan Dosyanın 3 Aylık Sürede Yenilenmemesi Sebebiyle Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesinin Hatalı Olup Bozmayı Gerektirdiği )
    * TUTUKLU AVUKATIN DOSYAYI TAKİP EDEMEMESİ ( Baronun Görevlendirdiği Diğer Avukatın UYAP Ortamında Davacı Vekili Olarak Dosyaya Eklenmediği ve Geçici Görevlendirilen Avukat Tarafından Dosyada Herhangi Bir İşlem Yapılmadığının Görüldüğü – Görevlendirilen Avukatın Somut Dosya Bakımından Bilgilendirilip Bilgilendirilmediği Mahkemeye Bildirim Yapılıp Yapılmadığı Hususları Araştırılarak Sonuca Göre Bir Karar Verilmesi Gerektiği )
    * EKSİK İNCELEME ( Davacı Vekillerinin Belirtilen Tarihlerde Tutuklu Olduklarının Sabit Olduğu ve Duruşmaya Gelemeyecek Mazeretlerini Bildiremeyecek Durumda Olmaları Karşısında Davacı Tarafın Usulüne Uygun Olarak Duruşmaya Davet Edildiğinden Söz Edilemeyeceği – Geçici Görevlendirilen Avukatın Usulüne Uygun Görevlendirmesi Varsa Duruşma Gününün Tebliğ Edilip Edilmediğinin Belirlenmesi Gerektiği/Tutuklu Avukatların Duruşmaya Gelmemesi Sebebiyle İşlemden Kaldırılan Dosya Yenilenmediğinden Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )
    * DOSYANIN İŞLEMDEN KALDIRILMASI ( Dosyası İşlemden Kaldırılmış Olan Davanın İşlemden Kaldırıldığı Tarihten Başlayarak Üç Ay İçinde Taraflardan Birinin Dilekçeyle Başvurusu Üzerine Yenilenebileceği – İşlemden Kaldırıldığı Tarihten Başlayarak Üç Ay İçinde Yenilenmeyen Davaların Sürenin Dolduğu Gün İtibarıyla Açılmamış Sayılacağı ve Mahkemece Kendiliğinden Karar Verilerek Kaydın Kapatılacağı )
    ÖZET : Dava, iş sözleşmesinin haksız şekilde feshedildiğinden bahisle, kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, ücret ve fazla çalışma alacaklarının hüküm altına alınması istemine ilişkindir.
    Davacı vekilinin belirtilen tarihler arasında tutuklu olduğu, yetki belgesi ile davayı takip eden avukatların da belirtilen tarihlerde tutuklu oldukları sabit olup;
    Davacı vekillerinin duruşmaya gelemeyecek ve mazeretlerini de bildiremeyecek durumda olmaları karşısında davacı tarafın usulüne uygun olarak duruşmaya davet edildiğinden söz edilemeyecek olup, dosyanın işlemden kaldırılması isabetli olmamış;
    Baro’nun görevlendirdiği diğer avukatın UYAP ortamında davacı vekili olarak dosyaya eklenmediği ve geçici görevlendirilen avukat tarafından dosyada herhangi bir işlem de yapılmadığı görüldüğünden, Baro tarafından görevlendirilen avukatın somut dosya bakımından bilgilendirilip bilgilendirilmediği, Baro tarafından Mahkemeye bildirilip bildirilmediği hususları da araştırılarak, geçici görevlendirilen avukatın usulüne uygun görevlendirmesi var ise anılan avukata duruşma gününün tebliğ edilip edilmediği de belirlendikten sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden; eksik inceleme ile tutuklu bulunan avukatların duruşmaya gelmemesi sebebi ile işlemden kaldırılan dosyanın 3 aylık sürede yenilenmemesi sebebi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
    DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    KARAR : Davacı İsteminin Özeti:
    Davacı, 18.11.2002 tarihinden 03.07.2006 tarihine kadar davalı bünyesinde kapıcı olarak çalıştığını ve iş sözleşmesinin haksız şekilde feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, ücret ve fazla çalışma alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
    Davalı Cevabının Özeti : Davalı, müvekkili ile davacı arasında sadece komşuluk ilişkisinin hasıl olduğunu, iddia edildiği gibi bir iş sözleşmesinin söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İlk Derece Mahkemesince, davanın işlemden kaldırıldığı 01.11.2017 tarihinden itibaren r üç aydan fazla süre geçmiş olmasına rağmen dosyanın yenilenmediği gerekçesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 150.maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
    İstinaf başvurusu : İlk Derece Mahkemesi’nin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye mahkemesince, davacı vekili Av. … tutuklandıktan sonra duruşmaya katılan yetki belgeli avukatlar Av. … veya …’in önceki celselerde olduğu gibi 01.11.2017 tarihli celseye katılabilecekken ya da mazeretlerinin olması durumunda mazeretlerini bildirebilecekken, duruşmaya katılmamış ve herhangi bir mazeret de bildirmemiş olduklarından ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
    Temyiz başvurusu : Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
    Gerekçe : 6100 Sayılı Kanun ‘un 150/4. maddesi gereğince, dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçeyle başvurusu üzerine yenilenebilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına göre ise işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.
    6100 Sayılı Kanun’un “hukuki dinlenilme” başlıklı 27. maddesi, Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesi nazara alındığında davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren bu hakkın ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır. Duruşma günü celseye katılma imkanı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip, belgeleyerek duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir. O halde, 6100 Sayılı Kanun’un 150. maddesi kapsamında duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği incelenerek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da kaldırılmamasına karar verilecektir. Tarafın mazeretini duruşmadan önce veya duruşma sırasında ulaştırma olanağının bulunmadığı hallerde de duruşmaya katılmamanın geçerli bir özre dayalı olup olmadığının (Medeni Usul Hukuku, …, …, …, ….,… Levha Yayınevi, 15. Bası, 2. Cilt, s.1469) incelenip, gözetilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
    1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 42. maddesinde ise, “Bir avukatın ölümü veya meslekten yahut işten çıkarılması veya işten yasaklanması yahut geçici olarak iş yapamaz duruma gelmesi hallerinde, baro başkanı, ilgililerin yazılı istemi üzerine veya iş sahiplerinin yazılı muvafakatini almak şartiyle, işleri geçici olarak takip etmek ve yürütmek için bir avukatı görevlendirir ve dosyaları kendisine devir ve teslim eder . (Ek cümle: 02/05/2001 – 4667/28. md.) Ayrıca durumu mahkemelere ve gerekli göreceği yerlere bildirir. Bu hükümler avukatlık ortaklığı hakkında da kıyasen uygulanır.
    Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince 01.11.2017 tarihli duruşmaya davacı veya vekili katılmadığı için dosyanın işlemden kaldırıldığı ve işlemden kaldırma tarihinden itibaren 3 aylık sürede yenilenmeyen davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı vekilince istinaf ve temyiz aşamasında sunulan belgelere göre; davacı vekili Av. … ‘in 23.08.2016-16.02.2018 tarihleri arasında tutuklu olduğu, yetki belgesi ile davayı takip eden avukatlardan …’nin 22.06.2017 tarihinde tutuklandığı ve 30.10.2017 tarihinde tutukluluk halinin devamına karar verildiği, diğer yetki belgeli avukat …’in de 02.06.2017- 05.07.2018 tarihleri arasında tutuklu olduğu sabittir. Ayrıca dosya içerisinde İzmir Barosunun 06.07.2017 tarihinde Av. …’, asıl avukat …’in tutuklanması sebebi ile 1136 Sayılı Kanun’un 42. maddesi gereğince görevlendirdiğine dair yazısı ile 28.05.2018 tarihinde avukatın serbest kalması sebebi ile Av. …’un görevinin sona erdiğini Adalet Komisyonuna bildirdiğine dair yazıları da bulunmaktadır. Davacı vekillerinin 01.11.2017 tarihli duruşmaya gelemeyecek ve mazeretlerini de bildiremeyecek durumda olmaları karşısında davacı tarafın usulüne uygun olarak duruşmaya davet edildiğinden söz edilemez. Bu durumda, yazılı gerekçe ile dosyanın işlemden kaldırılması isabetli olmamıştır. Ancak … Barosu’nun yazısı gereğince görevlendirilen avukatın UYAP ortamında davacı vekili olarak dosyaya eklenmediği ve geçici görevlendirilen avukat tarafından dosyada herhangi bir işlem de yapılmadığı görülmektedir. Belirtilen sebeple, … Barosunca görevlendirilen avukatın somut dosya bakımından bilgilendirilip bilgilendirilmediği, Baro tarafından Mahkemeye bildirilip bildirilmediği hususları da araştırılarak, geçici görevlendirilen avukatın usulüne uygun görevlendirmesi var ise anılan avukata 01.11.2017 tarihli duruşma gününün tebliğ edilip edilmediği de belirlendikten sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile tutuklu bulunan avukatların duruşmaya gelmemesi sebebi ile işlemden kaldırılan dosyanın 3 aylık sürede yenilenmemesi sebebi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
    SONUÇ : Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04.07.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • Tutuklama Haline İtiraz Süresi Ne Kadardır Ve Nereye Kimler Yapabilir ?

    Tutuklama Haline İtiraz Süresi Ne Kadardır Ve Nereye Kimler Yapabilir ?

    Tutuklama Haline İtiraz Süresi Ne Kadardır Ve Nereye Kimler Yapabilir ?Tutuklamaya İtiraz Süresi Nedir?
    Tutuklamaya itiraz, şüpheli veya sanığa tanınan en önemli haklardan biridir (AİHS md. 5/3 ve Anayasa md. 19/7). Ceza Muhakemesi Kanunu’a göre tutuklamaya itiraz süresi 7 gündür (CMK md.101/5, md. 104/2, md. 267 ve 268).
    Tutuklamaya itiraz süresi, şüpheli veya sanığın tutuklandığı gün dikkate alınmadan hesaplanır.
    Şüpheli hakkında tutuklamaya dönük yakalama kararı çıkartılmışsa, kanunda açıklık olmamakla birlikte yakalama kararına her zaman itiraz mümkündür. Ancak, şüpheli veya sanık, tutuklamaya yönelik yakalama kararı üzerine yakalandıktan sonra, yapılan değerlendirme neticesinde tutuklanırsa, tutuklamaya itiraz süresi tutuklandıktan sonra işlemeye başlar.
    Tutuklama Kararına Kimler İtiraz Edebilir?
    Tutuklamaya itiraz, esas olarak tutuklanan kişiye, yani şüpheli veya sanığa ait bir haktır. Şüpheli veya sanık dışında şu kişilerin de tutuklamaya itiraz hakkı vardır:
    Tutuklamaya itiraz başvurusu, tutuklanan şüpheli veya sanığın avukatı tarafından da yapılabilir CMK md. 261).Tutuklanan kişinin yasal temsilcisi (babası, annesi veya varsa başka yasal temsilcisi) de tutuklama kararına itiraz edebilir (CMK md. 262/1).Tutuklunun eşi de tutuklama kararına itiraz edebilir (CMK md. 262/1).
    Tutuklama Kararına İtiraz Nasıl ve Nereye Yapılır?
    Tutuklama kararına itirazın nasıl ve nereye yapılacağı CMK md. 268’de ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Tutuklama kararına itiraz, tutuklamaya itiraz dilekçesi verilerek veya tutuklama kararını veren mahkemeye beyanda bulunularak bu beyanın katip tarafından tutanağa geçirilmesi ile yapılabilir (CMK 101/5 ve 268/1).
    Tutuklama kararına itiraz üzerine, tutuklama kararını veren hakimlik veya mahkeme, kendi verdiği tutuklama kararının 3 gün içinde değiştirmezse, yani tutukluluğun devam etmesi gerektiği kanaatindeyse itiraz dilekçesinin kendisine verildiği tarihinden itibaren üçüncü günün sonunda itirazı incelemeye yetkili merciiye gönderir (CMK 105).
    Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesi bulunmayan yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir (CMK md. 268/3-a).
    Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir (CMK 268/3-c).
    Tutuklama Süresi En Fazla Ne Kadar?
    Tutuklama süresi, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) en fazla mahkum olduğu konudur. AİHS’e (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) göre tutukluluk soruşturma ve kovuşturma için gerekli olan makul süreden uzun ise, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı (AİHS md. 5/3) ihlal edilmiş sayılır.
    CMK’nın 102. maddesine göre, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen suçlarda, yani asliye ceza mahkemesinin yargı yetkisine giren işlerde tutukluluk süresi en fazla 1 yıldır. Bu süre zorunluluk hallerinde 6 ay daha uzatılabilir. Yani, soruşturma veya kovuşturma konusu suç, ağır ceza mahkemesinin görevine girmiyorsa tutuklama süresinin üst sınırı en fazla 1,5 yıldır.
    Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda (5235 Sayılı Kanun md. 12), yani ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarda, tutukluluk süresi en fazla iki yıldır. Bu süre zorunluluk hallerinde en çok üç yıl daha uzatılabilir. Madde metninde, “uzatma süresi üç yılı geçemez” dendiği için uzatılan süre üç yıl olacaktır. İki yıllık temel tutukluluk süresine bu süre de eklendiğinde ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda tutukluluk süresi en fazla beş yıldır.
    Hemen belirtelim ki, bu süreler şüpheli veya sanık hakkında tutuklama nedenleri olsa bile uygulanacak maksimum sürelerdir. Tutuklama nedenleri yoksa bu süreler beklenmeden şüpheli veya sanık derhal tahliye edilmelidir.

  • TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 4

    TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 4

    TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 4Suriye’den Geldim, Bu Anlatılan Kurallar Benim İçin De Aynen Geçerli Mi ?
    Daha önce belirtildiği üzere, Suriye’den gelen Suriye vatandaşları ile mülteci ve vatansız kişiler, bir başka koruma rejimi olan “geçici koruma” uygulamasına tabidirler. Türkiye hükümeti, Suriye’de devam eden çatışmalardan ötürü bu kişileri Suriye’ye geri göndermeyeceğini beyan etmektedir. Ancak, “geçici koruma” uygulamasına tabi olup da Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal edenler ile kamu güvenliği ve kamu düzeni için ciddi bir tehdit oluşturduğu değerlendirilen kişiler idari gözetim altına alınabilmektedir.
    18 Yaşından Küçüğüm Ve Yanımda Ailemden Kimse Yok. Ne Yapmalıyım? Benim De Uluslararası Koruma Başvurusu Yapma Hakkım Var Mı?
    Savaş ve iç çatışmadan ötürü ya da zulüm görmekten korktuğu için ülkesini terk etmek zorunda kalan herkesin yaşından bağımsız olarak uluslararası koruma başvurusunda bulunma hakkı bulunmaktadır. Dolayısıyla 18 yaşından küçük olmanız uluslararası koruma başvurusunda bulunmanızın önünde bir engel değildir. 18 yaşından küçük olmanız hakkınızda alınacak kararlarda herhangi bir şekilde olumsuz bir etki yaratmaz. Bu sebeple, gerçek yaşınızı yetkililerle paylaşmaktan çekinmeyiniz. Türkiye kanunlarına göre 18 yaşının altındaki her birey çocuktur. Uluslararası koruma başvurunuzun alındığı andan itibaren çocukların korunmasına yönelik özel bir kanun olan Çocuk Koruma Kanunu’nda yer alan hükümlerden faydalanabilirsiniz. Eğer herhangi bir sebepten ötürü idari gözetim altına alındıysanız, Mülteci Hakları Merkezi ile ya da önceden irtibatta olduğunuz diğer hukuki destek sağlayan kurumlarla temasa geçmenizi öneririz. 
    Yanınızda doğum tarihinizi ya da yaşınızı gösteren kimlik veya belge bulunmaması durumunda, yetkililer hakkınızda yaş tespiti işlemi yapılmasını talep edebilirler. Yetkili makamın on sekiz yaşından küçük olduğunuza dair şüphelerinin olduğu haller gibi çeşitli durumlarda da yanınızda yaşınızı gösterir bir belge olmasına rağmen yaş tespiti işlemi talep edilebilir. Yaş tespit işlemi fiziksel ve psikolojik muayenelerden oluşur. Bu sürecin öncesinde size işlemin amacını ve süreci hakkında bilgi verilmesi zorunludur. Yapılan yaş tespiti sonrasında 18 yaşından büyük olduğunuz sonucuna ulaşıldıysa ve bu sonuca itiraz etmeyi arzuluyorsanız yine Mülteci Hakları Merkezi’ne ulaşabilirsiniz.
    İdari Gözetim Altındayım. Yakınlarım Beni Ziyaret Edebilir Mi ?
    İdari gözetim altında olan kişilerin yakınlarına erişebilme ve ziyaretçi kabul edebilme hakları vardır. Ancak yakınlarınızın ya da ziyaretçilerinizin sizinle görüşebilmeleri için, kendilerinden aranızdaki akrabalık ya da yakınlık bağını ispatlayan bir kimlik belgesi göstermeleri talep edilebilir.
    Avukat Hakkım Var Mı ? Varsa Bu Hakkımı Nasıl Kullanabilirim ?
    Türkiye kanunları uyarınca hak arama hürriyeti Anayasa tarafından güvence altına alınmıştır. Bu hürriyetin bir uzantısı olarak da her türlü iş ve işlemle ilgili olarak avukat hakkınız bulunmaktadır.
    Avukatlık ücretlerini karşılama imkânınız bulunmuyorsa, yargı önündeki başvurularınızda adli yardım talebinde bulunabilirsiniz. Bu talebinizi bulunduğunuz il barosunun Adli Yardım Servisi’ne ulaşarak yapmanız gerekmektedir. Ardından adli yardım talebiniz başvuruda bulunduğunuz baro tarafından hem maddi durumunuz hem de hukuki destek talep ettiğiniz konu dikkate alınarak bir ön incelemeye alınacaktır. Bu inceleme sonucunda adli yardım talebiniz kabul edilebilir ya da reddedilebilir.
    Gönüllü Geri Dönüş Yapabileceğim Söylendi. Bunun Anlamı Nedir?
    Geldiğiniz ya da daha önce yasal olarak ikamet ettiğiniz ülkeye gönüllü olarak geri dönmeyi arzu ediyorsanız, bu isteğinizi yetkili makamlarla paylaşabilirsiniz. Bu karar oldukça önemli bir karar olacağından, bu talebinizin sizin için yaratabileceği olası sonuçları ayrıntılı bir biçimde değerlendirdikten sonra kararınızı vermenizi tavsiye etmekteyiz. Gönüllü geri dönüş talebinizi iletmeniz için herhangi bir süre kısıtlaması bulunmamaktadır. Yasalar uyarınca gönüllü geri dönüşü gerçekleştirebilmeniz için tarafınıza ayni ya da nakdi destek sağlanabilmektedir; ancak bu türden bir desteğin sağlanması belli bir süre alabileceğini göz önünde bulundurmanız gerekmektedir. Benzer bir biçimde, yanınızda herhangi bir kimlik ya da seyahat belgenizin bulunmaması halinde de gerekli işlemlerin tamamlanması da belli bir süre alabilecektir.

  • TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 3

    TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 3

    TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 3Uluslararası Koruma Başvurumu Yaptıktan Sonra Serbest Bırakılacak Mıyım ?
    Uluslararası koruma başvurusunda bulunmanız hakkınızda verilen idari gözetim kararını ortadan kaldırmaz. Yetkili makamların kimlik ya da vatandaşlık bilgilerinizin doğruluğuyla ilgili ciddi şüpheleri varsa bu bilgileri tespit etmek amacıyla idari gözetiminizin devamına karar verebilirler. Benzer bir biçimde kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi tehlike oluşturduğuna kanaat getirilen kişiler ile idari gözetim altına alınmaması durumunda başvurusuna temel oluşturan unsurların belirlenemeyecek olduğu değerlendirilenler hakkında da idari gözetim uygulamasının devam ettirilmesine karar verilebilir. 
    Uluslararası Koruma Başvurumu aldılar Ama Beni Serbest Bırakmadılar. İtiraz Edebilir Miyim?
    Uluslararası koruma başvurunuzun alınması doğrudan idari gözetimi durdurmamaktadır. Ancak idari gözetime karşı her zaman itirazda bulunma hakkınız mevcuttur. Türkiye kanunlarına göre idari gözetim kararları iki temel şekilde denetlenmektedir. Bu yollardan ilki valilik tarafından yapılacak düzenli değerlendirmedir ve özü itibariyle idari bir denetim yoludur. Valilik, hakkınızda verilen idari gözetim kararının devamının zaruri olup olmadığını her ay düzenli olarak değerlendirmekle yükümlüdür. Yapılacak bu değerlendirmelerin sonucunda valilik tarafından idari gözetim uygulamasına son verilmesi ya da devam ettirilmesi şeklinde bir karar alınabilir. Her halükarda bu düzenli değerlendirmelerin sonuçlarının size ya da yasal temsilcinize veya varsa avukatınıza gerekçeli olarak bildirilmesi gerekmektedir.
    İdari gözetim kararına yargı yolunu kullanarak itiraz edebilirsiniz. Mevcut düzenlemelere göre idari gözetim kararına karşı yapılacak itirazları değerlendirmekle sorumlu makam Sulh Ceza Hâkimliğidir. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuru yapmanız hemen salıverileceğiniz anlamına gelmemektedir. Kanun, ayrıca idari gözetim yerlerindeki makamlara, sunacağınız itiraz dilekçelerini derhâl yetkili sulh ceza hâkimliğine ulaştırma yükümlülüğü getirmektedir. Başvurunuzun beş gün içinde değerlendirilmesi ve sonuca bağlanması esastır. Sulh Ceza Hâkimliğinin vereceği karar kesindir. Verilen karar sonucu itirazınız reddedilse bile kanun uyarınca idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden Sulh Ceza Hâkimine başvurabilirsiniz.
    Uluslararası Koruma Başvurusunda Bulundum; Beni Serbest Bıraktılar. Acaba Başvurum Alınmış Oldu Mu? Şimdi Ne Yapmalıyım ?
    Temel olarak üç nedenden ötürü serbest bırakılmış olabilirsiniz. Dolayısıyla yetkili makamlar tarafından size tebliğ edilen belgeyi çok iyi anlamanız yararınıza olacaktır. Bu sebeplerden ilki Türkiye’yi terke davet edilmiş olmanızdır. Hakkınızda bir sınır dışı kararı alınmış olabilir ve size Türkiye’yi kendi imkanlarınızla terk etmeniz için on beş günden az olmamak üzere otuz güne kadar bir süre tanınmış olabilir. Eğer bu davete uymayı arzu ediyorsanız ancak yeterli mali imkanlarınız yoksa , lütfen ilerleyen sayfalardaki gönüllü geri dönüş seçeneğiyle ilgili bilgileri inceleyiniz. Ülkenize ya da daha önceden ikamet ettiğiniz ülkeye geri dönmekle ilgili endişeleriniz varsa, hakkınızda verilen sınır dışı kararına itiraz etmeniz de mümkündür.
    Salıverilmenizin ikinci nedeni serbest ikamete geçirilmeniz olabilir. Ancak, Türkiye’de uluslararası koruma başvurusu yapan kişilere istedikleri ilde ikamet etme hakkı verilmemektedir. Yetkililer sizi ikametiniz için uygun görülen başka bir ile yönlendirecektir. Özellikle tercih ettiğiniz veya yakınlarınızın yaşadığı bir il varsa bunu başvuru sırasında İl Göç İdaresi Müdürlüğü (İGİM) yetkililerine ve/veya daha öncesinde BMMYK yetkililerine belirtmeniz önemlidir. GİGM tarafından bu ilde ikametiniz için izin verilmesi mümkün olabilir. Ancak tercihinizin dikkate alınabileceğinin de garantisi yoktur. GİGM’in ikametiniz için belirlediği ile en geç 15 gün içinde gitmeniz ve bu ildeki İGİM’e kayıt yaptırdıktan sonra İGİM’in yazılı iznini almadan şehrinizden ayrılmamanız çok önemlidir. İkamet ilinizi izinsiz terk etmeniz durumunda uluslararası koruma başvurunuzu “geri çekmiş sayılırsınız” ve hakkınızda sınır dışı kararı verilebilir. İGİM, sizden, belirli aralıklarla bildirimde bulunmanızı talep edecektir.
    Salıverilmenizin üçüncü nedeni ise uluslararası koruma başvurunuz hakkında alınan olumlu kararın ardından tarafınıza uluslararası koruma statüsü verilmesi olabilir. Bu ihtimalde de bir ile yönlendirilecek ve en geç 15 gün içinde yönlendirildiğiniz ile giderek İGİM’e kayıt yaptırmanız gerekecektir. Ek olarak, uluslararası koruma statüsü sahiplerinin de bildirim yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatırız. İdari gözetim sonrasına sürece dair diğer sorularınız ve ayrıntılı bilgi için Mülteci Hakları Merkezi ile temasa geçebilirsiniz. 
    İdari Gözetim Altındayım Ve Uluslararası Koruma Başvurumla İlgili Olumsuz Karar Verildiğini Öğrendim. Bu Ne Anlama Geliyor?
    Uluslararası koruma başvurunuz hakkında olumsuz karar verilmesi, başvurunuzun reddedildiği anlamına gelir. Öncelikle bu kararın tarafınıza ya da yasal temsilcinize veya varsa avukatınıza tebliğ edilmesi gerekmektedir. Bu karara karşı itiraz edebilirsiniz. İdari gözetim altındaki kişilerin uluslararası koruma başvurularına ilişkin değerlendirmeler ağırlıkla hızlandırılmış usul çerçevesinde yapıldığı için, olumsuz karara itiraz edebilmeniz için esas yol yargı yoludur.
    Benzer bir biçimde, uluslararası koruma başvurunuz yetkililer tarafından ‘kabul edilemez başvuru’ olarak da değerlendirilmiş olabilir.• Farklı bir gerekçe öne sürmeksizin aynı başvuruyu yenilediyseniz,• Kendi adınıza başvuru yapılmasına dair muvafakat verdikten sonra haklı bir neden göstermeksizin ya da başvurunuzun reddedilmesinin ardından farklı bir gerekçe öne sürmeksizin ayrı bir başvuru yaptıysanız,• İlk iltica ülkesinden geldiyseniz veya• Güvenli üçüncü ülkeden geldiyseniz başvurunuz ‘kabul edilemez başvuru’ olarak nitelendirilebilir.
    Hızlandırılmış değerlendirme sonucu verilen kararlarda olduğu üzere, kabul edilemez nitelendirilen başvurulara ilişkin de tek itiraz yolu yargısal yoldur.
    Her iki durumda da olumsuz kararın tarafınıza tebliğ edilmesinden itibaren en geç 15 gün içinde sizin ya da yasal temsilcinizin veya varsa avukatınızın olumsuz karara karşı idare mahkemesine itirazda bulunmanız gerekmektedir. Bu başvurunuzun doğrudan idari gözetimi sonlandırmayacağını da hatırda tutmanız önemlidir.

  • TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 2

    TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 2

    TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 2Hangi Durumlar Uluslararası Korumadan Yararlanma Hakkı Vermez ?
    Ülkenize ya da önceden ikamet ettiğiniz ülkeye geri gönderilmeniz halinde herhangi bir zulüm görme korkunuz bulunmuyorsa ya da başka bir ülkede çalışmak ya da eğitim görmek gibi sebeplerle ülkenizden ayrıldıysanız uluslararası korumadan yararlanmanız mümkün değildir. Benzer bir şekilde, ülkenizde ya da önceden ikamet ettiğiniz ülkede işlemiş olduğunuz adi bir suçtan ötürü cezai kovuşturmadan kaçıyor olmanız da size uluslararası korumadan yararlanma hakkı vermez.
    Bu hususlara ilaveten, uluslararası hukuk uyarınca bazı kişiler uluslararası koruma kapsamının  dışında bırakılmaktadır. İnsanlığa ya da barışa karşı suç işleyen kişiler ile savaş suçu işleyen kişiler uluslararası korumadan yararlanamayacak kişiler arasındadır.
    Durumunuz yukarıda sıralanan koşullardan birisine uyuyorsa; fakat ülkenize ya da önceden ikamet ettiğiniz ülkeye geri gönderilmeniz halinde işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacaksanız ya da ölüm cezasına mahkûm olacaksanız veya hakkınızda verilen ölüm cezası infaz edilecekse, Türkiye makamları sizi geri göndermemekle yükümlüdür. Bu durumda bir uluslararası koruma türü olan “ikincil koruma”dan yararlanabilmeniz mümkün olabilir. 
    İdari Gözetim Altında Tutulduğum Yerde Nasıl Uluslararası Koruma Başvurusu Yapabilirim ?
    Türkiye’deki yasalar uyarınca idari gözetim altında bulunduğunuz yerdeki birimlerin uluslararası koruma başvurunuzu alma ve derhâl Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne iletme yükümlülükleri vardır.
    Eğer daha önce Türkiye’de uluslararası koruma başvurusu yaptıysanız, bu durumu muhakkak tutulmakta olduğunuz yerdeki yetkililerle paylaşınız. Uluslararası koruma başvurusunda ilk kez bulunacaksanız, başvurunuzu mümkünse yazılı olarak, değilse sözlü olarak yetkililerle paylaşınız. Başvurunuzda ad-soyad, uyruk ve doğum tarihi gibi temel kişisel bilgilerinizi ve neden ülkenize veya daha önce ikamet ettiğiniz ülkeye geri dönemeyeceğinizi doğru ve eksiksiz bir şekilde paylaşmanız önemlidir.
    Benimle Beraber İdari Gözetim Altında Tutulan Aile Bireylerim Var. Onlar Adına da Başvuru Yapabilir Miyim Yoksa Her Birinin Ayrı Ayrı Başvuru Yapması Mı Gerekir ?
    Aile üyelerinizin sizinle aynı sebepten ötürü ülkeyi terk etmesi halinde, onlar adına uluslararası koruma başvurusunda bulunabilmeniz mümkündür. Ancak yetişkin olan ve çekirdek ailenize dahil bireyler adına başvuru yapabilmeniz için, söz konusu kişilerin muvafakat vermeleri gerekmektedir.
    Göç İdaresi Genel Müdürlüğü yetkililerinin muvafakat verilmeden önce, muvafakat verecek kişileri uluslararası koruma çerçevesindeki hakları ve usulleri ile dilerlerse başvuruyu bireysel olarak yapabilme imkanlarının olduğu ve her durumda başvuru sahibi olarak işlem görecekleri konusunda bilgilendirme yükümlülüğü bulunmaktadır.Muvafakat verdikten sonra dahi ayrı bir değerlendirme talebinde bulunabilmeniz mümkündür. Ancak bu talebinizi yazılı olarak yapmanız gerekmektedir. Bazı durumlarda Göç İdaresi Genel Müdürlüğü yetkilileri, kanaat getirmeleri halinde aile üyelerinizin başvurusunu ayrı olarak alabilmektedir.
    Tutulduğum Yerdeki Görevlilere Uluslararası Koruma Başvurusu Yapma Talebimi İlettim.Bundan Sonra Neler Olacak ?
    Türkiye yasaları uyarınca yetkili makamların uluslararası koruma başvurusunda bulunma talebinizi alma veya İl Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne derhal iletme yükümlülükleri bulunmaktadır.
    Hakkınızda sınır dışı kararı verildikten sonra başvuruda bulunduysanız; kimliğinizin veya uyruğunuzun tespit edilmesini güçleştirmek için kimlik veya seyahat belgelerinizi kötü niyetle sakladığınız ya da imha ettiğiniz düşünülürse; ya da daha önceden ikamet ilinizi izinsiz terk ettiğiniz için başvurunuzun “geri çekilmiş sayılmasından” sonra yeniden başvurmak isterseniz; ya da başvuru sırasında ülkenize dönemeyecek durumda olduğunuza dair herhangi bir bilgi sunmamışsanız, GİGM dosyanızı “hızlandırılmış usulde” değerlendirmeyi tercih edebilir.
    Başvurunuzun hızlandırılmış usulde değerlendirilmesi doğrudan başvurunuz hakkında olumsuz bir karar verileceği anlamına gelmemektedir. Bu süreçte sizinle başvuru tarihinizden itibaren en geç 3 gün içinde kişisel bir mülakat yapılacaktır. Bu mülakat esnasında ülkenizi terk etme nedenlerinizi ve hangi sebeplerden ötürü geri dönmekten korktuğunuzu ayrıntılarıyla açıklamanızı tavsiye ederiz. Benzer bir biçimde, yanınızda durumunuzla ilgili belgeleriniz varsa, bu belgeleri de yetkililerle paylaşmanız önemlidir. Hızlandırılmış değerlendirmeye tâbi tutulan başvurular hakkında en geç 5 gün içinde karar verilmesi öngörülmektedir. Ancak GİGM makamları, başvurunuza dair incelemenin daha uzun bir süre gerektireceği kanaatindeyse, başvurunuzu hızlandırılmış değerlendirmeden çıkarıp, normal değerlendirme sürecine alabilir.
    Uluslararası koruma başvurunuzun alınması doğrudan idari gözetimi sonlandırmamaktadır. Yapılacak değerlendirme sonucu uluslararası koruma başvurunuz hakkında bir karar verilecektir.
    Türkçe Bilmiyorum. Uluslararası Koruma Başvurusu Yaparken Ve İşlemler Sırasında Bana Tercüman Sağlanacak Mı?
    Yetkili makamlarla Türkçe veya başka bir ortak dilde anlaşmanız mümkün değilse, uluslararası koruma işlemlerinin her aşamasında vatandaşı olduğunuz ülkenin dilinde ya da anlayabileceğiniz bir diğer dilde tercüman talep etme hakkınız bulunmaktadır. Yetkililerin size sağlayacağı tercüman için sizden herhangi bir ücret talep edilmeyecektir.Gerek sözlü gerekse yazılı olarak tarafınıza yapılan her türlü bildirimde dil engelinden dolayı zorluk çekiyorsanız lütfen bu durumu gecikmeksizin yetkili makamlarla paylaşınız. Yukarıda belirtildiği üzere tercüman desteğinden yararlanmanız mümkündür ve bu hizmet ücretsizdir. Tercüman desteğini her aşamada talep edebileceğinizi de unutmayın.
    Ayrıca, tarafınıza yapılacak sözlü ya da yazılı bildirimleri anlamanızı zorlaştıracak görme, duyma, kavrama ya da benzeri bedensel ya da zihinsel bir engeliniz varsa, yetkili makamlardan ihtiyaçlarınıza cevap verecek şekilde hareket etmelerini, gerektiğinde size bir tercüman sağlamalarını talep etme hakkınız bulunmaktadır.

  • TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 1

    TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 1

    TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA TUTULAN KİŞİLERİN HAKLARI 1İdari Gözetim Altında Tutuluyorum. Temel Güvencelerim Nelerdir ?
    Türkiye’de, her ne sebeple idari gözetim altına alınmış olurlarsa olsunlar, kişilerin temel haklardan ve usul güvencelerinden yararlanma hakkı bulunmaktadır. Öncelikle, yetkili makamlar size ya da yasal temsilcinize veya varsa avukatınıza hangi gerekçeyle idari gözetim altına alındığınızı anlayabileceğiniz bir dilde tebliğ etmekle yükümlüdür. Bir avukat tarafından temsil edilmiyorsanız, yetkililerin sizi idari gözetim kararının ne tür sonuçları olacağı, bu karara nasıl itiraz edebileceğiniz ve idari gözetimin ne kadar sürebileceği konusunda da bilgilendirmeleri gerekmektedir. Yine mevcut yasalar uyarınca hakkınızda verilen idari gözetim kararının devam ettirilmesinde bir zaruret olup olmadığı, idari gözetim kararı veren ilin Valiliği tarafından her ay düzenli olarak değerlendirilecektir. Gerek görülen hallerde bu değerlendirme daha erken de yapılabilir ve değerlendirme sonucunda zaruri görülmeyen idari gözetim uygulamasına son verilebilir. İdari gözetim kararında olduğu üzere, her ay düzenli olarak yapılacak bu değerlendirmelerin sonuçlarının da gerekçeleriyle birlikte anlayacağınız bir dilde tarafınıza tebliğ edilmesi öngörülmüştür. Bu tebliğ, size ya da yasal temsilcilinize veya avukatınıza yapılabilir. Hakkınızdaki idari gözetim kararının süresinin uzatılmasına ilişkin olarak verilen kararların da size tebliğ edilmesi gerekir.
    İdari gözetim kararına karşı yargısal yolları kullanarak itirazda bulunmanız da mümkündür.
    Geri Gönderme Merkezi Nedir ?
    Haklarında idari gözetim kararı verilen yabancıların tutulduğu yerlere Geri Gönderme Merkezi adı verilmektedir. Geri Gönderme Merkezi’nde tutulduğunuz süre zarfında beslenme, acil ve temel sağlık hizmetlerinden faydalanma, gerekli durumlarda hastaneye sevk edilmeyi talep etme, telefona erişim, yaşınıza ve cinsiyetinize uygun bir kısımda barınma, kıymetli eşyalarınızı emanete verme ve psikolojik destek talep etme gibi haklarınız vardır. Ayrıca arzu ettiğiniz takdirde vatandaşı olduğunuz ülkenin konsolosluk yetkilileriyle de görüşebilme imkanından yararlanabilirsiniz.
    İdari Gözetim Altında Tutulurken Sığınma Başvurusunda Bulunabilir Miyim ?
    Ülkesindeki savaş veya iç çatışmadan dolayı ya da zulüm görmekten korktuğu için ülkesine geri dönemeyecek durumda olan kişiler Türkiye’de sığınma başvurusunda bulunabilirler. Türkiye yasalarına göre çeşitli sebeplerden ötürü idari gözetim altına alınan kişiler ile hürriyeti kısıtlanmış kişilerin de sığınma başvurusunda bulunma hakkı vardır.
    Sığınma Nedir ?
    Uluslararası hukuka göre devletlerin, savaş veya iç çatışma nedeniyle ya da zulüm görmekten korktuğu için ülkesini terk etmiş ve geri gönderilmesi halinde hayatı veya özgürlüğü tehdit altında olacak ya da zulüm görme tehlikesiyle karşılaşacak kişilere hukuki koruma sağlama yükümlülüğü vardır. Yine uluslararası hukuk uyarınca devletler, sığınma talebinde bulunan kişilerin bu başvurularını almak ve belirli kriterleri karşılamaları halinde bu kişilerin ülkelerinde kalmalarına izin vermek zorundadır.
    Sığınma İle “Uluslararası Koruma” Aynı Şey Midir ?
    Türkiye’deki mevcut kanunlara göre “uluslararası koruma” terimi sığınmayı ifade etmektedir. Dolayısıyla bu iki kavram aynı şeydir. Ancak Suriye’den gelen Suriye vatandaşları ile mülteciler ve vatansız kişiler, bir başka koruma rejimi olan “geçici koruma” uygulamasına tabidirler. Bu kişilerin de idari gözetim altına alınmaları halinde diğer herkesin yararlandığı temel hak ve güvencelerden yararlanma hakları bulunmaktadır.
    Türkiye’de Kimler Uluslararası Korumadan Yararlanabilir ?
    Kişisel durumunuzun aşağıdaki koşullardan bir veya birden fazlasını karşıladığını düşünüyorsanız, Türkiye’de uluslararası koruma başvurusunda bulunabilirsiniz:• Ülkenize ya da önceden ikamet ettiğiniz ülkeye geri gönderilmeniz halindeırkınız, dininiz, tabiiyetiniz, belli bir toplumsal gruba mensubiyetiniz veya siyasi düşüncelerinizden dolayı zulüm görmekten korkuyorsanız ya da• Ülkenize veya önceden ikamet ettiğiniz ülkeye geri gönderilmeniz halinde• ölüm cezasına mahkûm olacak ya da hakkınızda verilen ölüm cezası infaz edilecekse,• işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacaksınız veya• savaş ya da yaygın silahlı çatışma durumları ile ayrım gözetmeyen şiddet olaylarından ötürü şahsınıza yönelik ciddi bir tehdit bulunacaksa
    Türkiye’de uluslararası korumadan yararlanabilirsiniz.

  • TÜRK CEZA KANUNUNDA MEMUR SUÇLARI ZİMMET, İRTİKAP VE RÜŞVET

    TÜRK CEZA KANUNUNDA MEMUR SUÇLARI ZİMMET, İRTİKAP VE RÜŞVET

    TÜRK CEZA KANUNUNDA MEMUR SUÇLARI ZİMMET,  İRTİKAP VE RÜŞVETGİRİŞ
    Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının Üçüncü Babının birinci, ikinci ve üçüncü fasıllarında; devlet idaresi aleyhinde işlenen suçlardan basit ve nitelikli zimmet ile devlet alım ve satımlarında menfaat sağlama, irtikap ve rüşvet suçları düzenlenmiştir.
    Bu yazıda Türk Ceza Kanunun 202,  203, 209 ve 211 inci maddelerinde yer alan zimmet ( basit ve nitelikli), zimmete neden olma, irtikap ve rüşvet suçları incelenmiştir.
    Bahsedilen suçlar öncelikle ancak memurlar tarafından işlenebilir. Bunun için öncelikle memur tanımının bilinmesi ve belirlenmesi gereklidir.
    657 sayılı Devlet Memurları Kanunundan farklı olarak Türk Ceza Kanununda tatbikatında memur tanımı 279 uncu maddede şu şekilde yapılmıştır:
    “1. devamlı veya muvakkat surette teşrii, idari veya adli bir amme vazifesi gören Devlet veya diğer her türlü amme müesseseleri memur ve müstahdemleri,
     2. devamlı veya muvakkat, ücretli veya ücretsiz, ihtiyari veya mecburi olarak  surette teşrii, idari veya adli bir amme vazifesi gören diğer kimseler memur sayılır,
    ceza kanununun tatbikatında amme hizmeti görmekle muvazzaf olanlar:
    1.devamlı veya muvakkat surette bir amme vazifesi gören Devlet veya diğer amme müessesesinin memur ve müstahdemleri,
    2. devamlı veya muvakkat, ücretli veya ücretsiz, ihtiyari veya mecburi surette bir amme hizmeti gören diğer kimselerdir”.
     A. ZİMMET  SUÇU
    TANIMI
    Zimmet suçu TCK’nin 202 nci maddesinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre; “Görevi sebebiyle kendisine tevdi olunan veya muhafaza, denetim veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine geçen evrak ve senetleri veya diğer malları zimmetine geçiren memura altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis ve meydana gelen zararın bir misli kadar ağır para cevazı verilir.
    Yukarıdaki fıkrada gösterilen cürüm, dairesini aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmiş ise faile oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç misli kadar ağır para cezası verilir.
    Zararın kovuşturma yapılmadan önce tamamen ödenmiş olması halinde yukarıdaki fıkralarda yazılı cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş ise üte biri indirilir.
    Meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece ödettirilmesi re’sen hükmolunur.
    Bu fiiller kamu bankaları aleyhine işlenmiş ise faile verilecek ceza üçte bir oranında arttırılır.”
    202 nci madde ile zimmet fiilinin basit ve nitelikli şekilleri gösterilmek suretiyle, kişilerin Devlete karşı koruması zorunlu olan itimat duygusu ve memuriyet görevi korunmaktadır.
    202 nci maddenin birinci fıkrasında basit zimmet suçunun tanımı yapılmakta ikinci fıkrasında ise cürmün nitelikli hale dönüşme biçimini tespit ederek ihtilasen (nitelikli ) zimmet tanımlanmaktadır.
    Maddenin üçüncü fıkrası zimmet nedeniyle ortaya çıkan zararın kovuşturmaya başlamadan (fail hakkında dava açılmadan) giderilmesi halinde cezanın yarıya kadar indirileceği, hüküm verilmeden önce ödenmesi halinde cezanın üçte birinin indirileceği hüküm altına alınmış bulunmaktadır.
    Dördüncü fıkraya göre, mahkeme zararın ödenmesine res’en yani hiçbir talep olmasa da ara verebilecektir.
    Yapılan zimmet suçu kamu bankaları aleyhine işlenmesi halinde faile verilecek cezanın üçte bir oranında arttırılacağı dördüncü fıkrada hüküm altına alınmıştır.
    Zimmet eyleminin suç olarak kabul edilmesi ve bunun yaptırıma bağlanması, kuruluşa ait ekonomik değerleri kuruluş görevlileri eliyle kullanırken kuruluşa ait malvarlığının dürüstlük ilkesine uygun biçimde ve kuruluşa ait değerlerin amaca uygun biçimde kullanılmasının sağlanması amaçlanmıştır. Kuruluşun amacına tam olarak ulaşabilmesi, ancak görevlilerin kendilerine tevdi edilmiş malvarlığının tamamını bu amaç doğrultusunda kullanmalarıyla olanaklıdır. Bu nedenle, devlet idaresinin zarara uğramasının önüne geçilmesi için zimmet suç olarak yaptırıma bağlanmıştır.
    BASİT ZİMMET SUÇUNUN UNSURLARI VE SUÇUN FAİLİ
    Genel suç teorisinde her suçta bulunması gerekli  unsurları; kanunilik (tipiklik), hukuka aykırılık, kusurlu hareket olarak sayılmıştır. Bundan başka bir suçun oluşması için bulunması gerekli unsurlar vardır ki bunlara da suçun özel unsurları denmektedir.
    Zimmet suçu ancak bir memur tarafından işlenebilir. Memur olmayan kişilerin zimmet suçunu işlemeleri halinde suçun zimmet değil inancı kötüye kullanmak suçu olacağı açıktır. Ceza kanununun uygulamasında kimlerin memur sayılacağı TCK 279 da belirtilmiştir. Memur tanımına ilişkin açıklamalar bu yazının başlangıç kısmında verildiği için ayrıca burada tekrar edilmeyecektir. Ancak şu bilinmelidir ki ilke olarak kamu hizmetlisi bu suçun faili olamaz.
    Ceza kanunundan başka Anayasanın 128 inci maddesi ile Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinde yapılan memur tanımları yapılmıştır. Ancak, bu yasalardaki memur tanımlarının kendi alanları dışında ceza kanununu ilgilendirmemektedir.
    Memurun ceza uygulaması bakımında tespit edilmesinde kamu görevi ve kamu hizmeti kavramlarının ayırımının göz önünde tutulması gerekmektedir. Devletin, esaslı nitelikte amaçlar edinmesine yönelik çalışmalar kamu görevini, esaslı olmayan çalışmalar ise kamu hizmetini oluşturmaktadır. Bu ayırımdaki en önemli özellik kamu görevinin devlet tarafından yapılma zorunluluğu varken kamu hizmetinin devlet dışındaki kişi veya kuruluşlarca da yapılabileceği hususudur.
    Bu noktada memur tanımının yapıldığı 279 uncu maddenin birinci fıkrasının birinci bendinde belirtilen müstahdem  kelimesinin üzerinde durmak gerekmektedir. Burada kastedilen müstahdem devlet dairelerindeki hizmetli değildir. Müstahdemler, kamu görevlerinin yapılmasını sağlamak için bazen sürekli hizmet kadrosuna girmeden geçici olarak idare adına çalışmalar yapan kişilerdir. Müstahdemlerin yasama, idare veya yargısal kamu görevini (kamu hizmetini) üstlenmiş olmaları şarttır. Yasama görevi gören müstahdemler arasında milletvekillerini, idari kamu görevinin yürüten müstahdemler bakan, müsteşar, genel müdürler, vali, kaymakam ve belediye memurlarını, yargısal kamu görevini üstlenen müstahdemler arasında da hakim, savcı ve adli kolluk görevlilerini sayabiliriz.
    Aynı maddenin ikinci bendinde belirtilen kamu görevi üstlenen diğer görevliler ise fahri ajanlar ve özel kişilerdir. Fahri ajanlar, il ve belediye meclisi üyeleri gibi seçimle belirli bir süre için kamu görevine katılan kimseler, özel kişiler ise yasaların açıkça kamu görevi ile görevlendirdiği, devlet ile aralarında kamu hukuku ilişkilerinin bulunması gerekli olan bilirkişiler, hakemler (resmi kuruluşlarda veya kuruluşlarla kişiler arasındaki anlaşmazlıkları çözen görevli) gibi kimselerdir.
    Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere kamu hizmetlileri memur olmadıkları için zimmet suçunun da faili olamazlar.
    Zimmet suçunun işlendiği anda failin memur olması yeterlidir. Failin daha sonra bu sıfatı kaybetmiş olması veya zimmet suçunun görevini yerine getirmediği sırada işemiş bulunması önem taşımamaktadır.
    Türkiye’ görevli yabancı devlet memurları da zimmet suçunun faili olamazlar çünkü, zimmet suçunda failin sıfatı bu suçun oluşumunda asli unsurlardan biridir ve 657 sayılı yasaya göre bir yabancı devlet memurunun Türk memur olarak kabulüne imkan yoktur.
    BASİT ZİMMET SUÇUNUN MADDİ KONUSU VE ÖN KOŞULLAR
    Para veya para yerine geçen belgeler veya senetlerle sair mallar zimmet suçunun maddi konusunu oluşturmaktadır.
    Para kavramının içine yasa gereği ülke içerisinde tedavülde bulunan ulusal paralarla yabancı ülkelerde yasaları uyarınca tedavülde bulunan paralar girmektedir.
    Para yerine geçen belge veya senetler ise, poliçe, bono, çek gibi kambiyo senetleridir. Bunların yanısıra, para gibi tedavülde olan kağıtlar, hükümet tarafından çıkarılmış hamiline yazılan senetler, kuponlar ve haiz oldukları mezuniyet uyanıca kuruluşla tarafından çıkarılıp yasa gereği tedavül eden diğer belge ve senetler de zimmete konu olabilirler.
    Maddede bahsi geçen sair mallar kavramına ise, taşınır eşya niteliğine haiz mallar girmektedir. Taşınmaz mallar üzerinde zimmet suçu işlenmemekle birlikte taşınmazdan elde edilen gelirler zimmet suçunun işlenmesine elverişlidir.
    Basit zimmet suçunda ön koşullar şunlardır:
    A)   Zimmet suçunun yaptırıma bağlanması ile devlet idaresine olan güven korunmak istendiğinden zimmet suçunun konusunu oluşturan şeyin mülkiyet veya zilyetliğinin devlete veya kişilere ait olması arasında bir fark bulunmamaktadır. Zimmetin konusu olan para veya eşya devlete veya ferde ait olabilir. Burada önemli olan malın veya paranın memura görevi sebebiyle tevdii edilmiş olmasıdır.
    B)   Suçun konusunun memura görev nedeniyle tevdi edilmiş olması veya onun muhafaza –denetim ve ya sorumluluğu altında bulunması gerekmektedir. Bir Arapça sözcük olan tevdii kelimesi bırakmak vermek anlamına gelmektedir. Zimmetin konusu oluşturan para veya sair şeylerin memura görevi nedeniyle bırakılmasıdır.
    Yargıtay 5 inci Ceza Dairesinin,  Örneğin, 02.03.1987 tarih 1209/3529 sayılı kararında “…… bir daire mutemedinin zimmet suçunun oluşması için paraların kendisine görevinin normal fonksiyonu gereği tevdi edilmiş olması gerekmektedir. Sanığın mutemetlik sıfatından yararlanarak bordrodaki sütunları fazla toplamak suretiyle yaptığı eyleminde yasal bir tevdi bulunmadığından zimmet suçu oluşmaz………” veya 15.11.1990 tarih 2546/5054 sayılı kararında “ ….suç konusu paraların sanığa görevi gereği teslim edilmediği ve düzenlediği sahte belgelere dayanarak verilen emri ile banka hesabından çekip mal edindiği anlaşılmasına göre belgelerin iğfal kabiliyeti taşıması halinde resmi belgede sahtekarlık, aksi halde görevi kötüye kullanma suçunun oluşacağı….” gibi bir çok kararında “ tevdii” kelimesi ile “ görev” kelimesi arasında ilişki kurulmak suretiyle zimmet ile diğer suçlar arasında ki ince çizgi çekilmeye çalışılmıştır.
    Zimmet suçuna konu olabilen şeylerin memura doğrudan doğruya resmen teslim edilmiş olması gerekmemektedir. Tevdi görev nedeniyle mala zilyed olma anlamını taşıdığından mal memur tarafından fiilen kullanılmakta ise doğrudan doğruya resmen teslim edilmemiş olsa bile memur bu mala zilyeddir.
    Zimmete konu olan para, belge veya eşya üzerindeki zilyedlik eğer tevdiden dolayı oluşmamışsa memurun zilyedliğinin bu para, belge veya eşyayı koruma, denetim veya sorumluluğu altında bulunması gerekmektedir. Bu bulundurmanın nedeni ise memurun görevinden kaynaklanması gerektiği unutulmamalıdır.
    BASİT ZİMMET SUÇUNUN MADDİ VE MANEVİ UNSURLARI
    Zimmetin maddi unsuru bir memurun görevi nedeniyle kendisine tevdi olunan veya korunması, denetimi veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine geçen evrak ve senetleri veya diğer malları zimmete geçirmesinden ibarettir.
    Buradaki zimmete geçirmekten maksat, şey üzerinde o şeyin zilyetliğini meşru gösteren nedenle bağdaşmayan bir kısım işlemlerde bulunmadır. Bir başka deyişle zilyetliğin fiilen mülkiyete dönüştürülmesidir.
    Zimmete geçirmeden söz edebilmek için, suça konu şey üzerinde onun maliki imiş gibi tasarrufta bulunulmuş olmak gerekmektedir. Memur, zimmete konu olabilen ey üzerinde, bu şeyi tahsis amacından farklı olarak ve mal edinme kastı ile hareket ederse suç oluşacaktır. Örneğin, resmi aracı tahsis amacı dışında kendi işinde kullanan memur bu taşıtın içinde bulunan akaryakıtı zimmetine geçirmiş olarak kabul edilmesi gerektiği hukuk yazınında görüş olarak ileri sürülmektedir. Ayrıca, Yargıtay Ceza Kurulunun 27.05.1992 tarih ve 135/170 sayılı kararında, ……idareye ait parayı temellük etmeyip bu paranın 10 ve 23 günlük gibi kısa aralıklarla nemasından faydalandıktan sonra hiçbir uyarı olmadan iade edilmesi kullanma zimmetidir……yolunda karar alarak kullanma zimmetinin de suç oluşturduğuna dikkat çekmiştir.
    Zimmete geçirme fiili bir değerin failin malvarlığına girmesi veya tahsis amacının dışına çıkarılması ile tamamlanır. Oluşan zararın giderilmesi veya tazmini suçun tamamlanmasına engel olmaz. Burada amaç oluşan zararın giderilmesi değil Devlet’ e karşı olan güvenin korunmasıdır.
    Zimmet kasıtlı bir suçtur. Bunun için failde zimmete geçirme bilinç ve iradesinin bulunması gerekir. Bu nedenle zimmet suçu taksirle işlenmiş olamaz.
    Zimmet suçunda genel kastın yeterli olup olmadığı tartışmalıdır. Genel kastın unsurları “bilme” ve ”isteme” dir. Failin görevi nedeniyle zilyedi bulunduğu suça konu olan şeyi kendisi veya üçüncü kişinin malvarlığına katarak tahsis amacından farklı olarak kullandığı para veya sair şeyin kendisine ait olmadığını bilmesidir. Yargıtay Ceza Kurulu, taksir ile zimmet suçunun işlenemeyeceğini, bilgisizlik ve meslekte yetersizlik halinde kasttan söz edilemeyeceği yönünde değerlendirmeler yapmıştır.
    Fiilin işlendiği sırada failin iade niyetinin bulunması suçu ortadan kaldırmaz. Bunun yanında zimmetten sağlanacak menfaatin mutlaka faile ait olması gerekmez.
    NİTELİKLİ ZİMMET (İHTİLAS)
    Türk Ceza Kanununda 1990 yılında yapılan değişiklikten önce TCK 203 üncü maddede düzenlenmiş olan nitelikli zimmet, değişiklikten sonra 202 nci maddenin ikinci fıkrasına alınmış, daha önceleri ihtilas olarak nitelendirilirken değişiklikten sonra nitelikli zimmet olarak nitelendirilmeye başlanmıştır.
    Nitelikli zimmet suçunun oluşması için, suçun dairesini aldatacak şekilde ve fiilin ortaya çıkmamasını sağlayacak hileli faaliyetlerde bulunmak suretiyle işlenmesi gerekmektedir.
    Nitelikli zimmet suçunun oluşabilmesi için; zimmetin, hile ile gerçekleştirilmesi ve yapılan hilenin aldatıcı nitelikte olması gerekmektedir. Hile, yapılan faaliyetlerle muhatabı yanıltmak, aldatmak anlamına gelmektedir. Failin, işlediği zimmet suçunun ortaya çıkarılmasını engellemek amacıyla yaptığı her türlü aldatıcı faaliyet hileyi oluşturmaktadır. Zimmet suçunun tamamlanmasından sonra gerçekleştirilen hileli faaliyetler zimmet suçunu gizlemeye yönelik olsa bile nitelikli zimmet değil belgede sahtekarlık suçunu oluşturur. Failin zimmetinin ortaya çıkmaması için yaptığı hile dairesini aldatacak ve zimmetin ortaya çıkmamasını sağlayacak nitelikte bulunması gerekmektedir. İşlenmiş olan zimmet suçunu örtmeye, gizlemeye yönelik olmalı ve bu amacı sağlamaya elverişli bulunmalıdır. Oluşan zimmet olayında yapılacak incelemeyle, hilenin ilk bakışta anlaşılabilir nitelikte olup olmadığı araştırmalı ve hilenin yapılacak soruşturmalar sonucunda saptanmasının mümkün olduğu anlaşılmış ise, nitelikli zimmet suçu söz konusu olabilmelidir. Örneğin, memur zimmetini sağlamak için silinti ve kazıntı yapmış ve bu silinti ve kazıntı ilk bakışta anlaşılabilir nitelikte ise hilenin aldatıcılık niteliği bulunmadığından nitelikli zimmet suçu değil basit zimmet suçu işlenmiş olacaktır. Bu noktada Yargıtay Ceza Kurulunun kararları bulunmaktadır.
    NİTELİKLİ ZİMMET SUÇUNU AĞIRLAŞTIRICI VE HAFİFLETİCİ NEDENLER
    Kanun bu suçla ilgili olarak 3 ayrı ağırlaştırıcı neden öngörmüştür. Bunlar, zimmet suçunun;
    -Kamu bankaları aleyhine işlenmiş olması,
    -Emir ve idare yetkisine sahip olanlarla hakim ve savcılar tarafından işlenmiş olması halleridir.
    İşlenen zimmet suçu, kamu bankaları aleyhine işlenmiş olduğu takdirde faile verilecek ceza üçte bir oranında arttırılarak verilmektedir. Zimmet suçu emir ve idare yetkisine sahip olanlarla hakim ve savcılar tarafından işlenmiş olması halinde verilecek cezalar yarı oranında arttırılır. Burada amaç, suça konu olan şeylerin kullanma biçimini belirlemek ve bu şeyler üzerinde tasarruf yetkisini taşıyanların sorumluluğunun arttırılmasıdır.
    Zimmet suçuyla ilgili olarak iki ayrı hafifletici neden öngörülmüştür:
    Zimmet sonucu sağlanan yararın değeri hafif veya pek hafif olması ve zararın ödenmesidir.
    Suça konu olan şeyin değerinin hafif veya çok hafif olması cezayı hafifletici neden olarak görülmektedir. Değerin hafif veya pek hafif olmasına göre belirlenen miktarlar TCK 219 uncu madde de belirlenmiştir. 219 uncu maddeye göre sağlanan yararın hafif olması takdirde verilecek cezanın yarısı, pek hafif olması halinde üçte ikisi indirilir.
    Zararın ödenmesi halinde cezadan indiririm yapılabilmesi için zararın tamamen ödenmesi gerekmektedir. Kısmi ödeme cezanın indirilmesini gerektirmez.
    Cezanın azaltılmasında zararın ödeme zamanı da önem kazanmaktadır. Ödeme kovuşturma yapılmadan önce yapılırsa verilecek ceza yarısına kadar indirilir. Ödeme hüküm verilmeden önce yapılırsa yine cezadan indirim yapılmaktadır.
    NİTELİKLİ ZİMMET SUÇUNDA MÜEYYİDE
    1990 yılında yapılan değişiklikten önce basit zimmet suçunun müeyyidesi 5-10 yıl ağır hapis idi ve ağır para cezası öngörülmemekteydi. 1990 daki değişiklikten sonra basit zimmet suçunun yaptırımı 6-12 yıl ağır hapis ve meydana gelen zararın bir misli ağır para olmuştur.
    Suçun kamu bankaları aleyhine işlenmesi halinde hapis cezası üçte bir oranında artırılırken kovuşturma yapılmadan önce zararın ödenmesi halinde hürriyeti bağlayıcı ceza yarı oranında, ödeme hükümden önce yapılmış ise hapis cezası üçte bir oranında indirilir.
    Suça konu olan şeyin değeri  hafif ise basit zimmet nedeniyle ortaya çıkan hapis cezanın yarısı, hafif ise 2/3 ü indirilmektedir. Eğer suçun faili emir veya yönetme yetkisine sahip veya yargıç ya da savcı ise ceza yarısı oranında arttırılır.
    Nitelikli zimmet suçunda ağır hapis cezasının alt sınırı 12 yıl üst sınırı 24 yıl  olarak belirlenmiştir. Buna ek olarak zararın üç misli kadar ağır para cezasına hükmedilir.
    Yukarıdakilere ilaveten faile ömür boyu memuriyetten mahrumiyet cezası da verilmektedir.
    Zimmet nedeniyle ortaya çıkan zararın fail tarafından ödenmemesi halinde mahkemece kendiliğinden ve istek aranmadan karara bağlanır.
    ZİMMET SUÇUNUN KOVUŞTURULMASI YÖNTEMİ
    3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Yasasının 17 inci maddesinde, “bu Kanunda yazılı suçlarla irtikap, rüşvet, nitelikli zimmet, zimmete para geçirme, görev sırasında veya görevinden dolayı resmi ihale veya alım satımlara fesat karıştırma, devlet sırlarının açıklanması veya açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından veya bu suçlara katılmaktan sanık olanlar hakkında Memurin Muhakematı Hakkında Kanun uygulanmaz” hükmü yer almış olduğu için zimmet suçunun CMUK hükümlerine göre kovuşturulması gerekmektedir.
    DENETİM GÖREVİNİN SAVSAKLANMASIYLA ZİMMETE SEBEBİYET VERMEK
    Türk Ceza Kanunun 203 üncü maddesinde denetim görevini ihmal ederek 202 inci maddesinin birinci fıkrasında yazılı olan zimmetin oluşmasını veya artmasını mümkün kılmış olan kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis ve beşyüzbinliradan iki milyon liraya kadar ağır para cezası verilir hükmü yer almak suretiyle denetim görevinin ihmali sonucu oluşan zimmet cezalandırılmaktadır. Fail meydana gelen zararın ödenmesinden asıl fail ile birlikte sorumlu tutulmaktadır.
    Bu maddede belirtilen suçun faili denetim görevini üstlenmiş olan memurdur. Bu memur zimmet suçunu işlemiş memurun amiri durumundaki memur olması yanında zimmet suçunu işleyen memuru denetleyen denetim elemanı da olabilir.
    Zimmete sebebiyet vermek suçunun ön koşulu tamamlanmış bir zimmet suçunun varlığıdır. Bu suçta maddi unsur, denetim görevini yerine getirmemek suretiyle bir memurun basit zimmet suçu işlemesine veya zimmetine geçirilen değerin artmasına sebep olmasıdır. O halde suçun faili denetim görevini yerine getirmemiş bulunmalı ve denetim görevinin yerine getirilmemesi nedeniyle zimmet oluşmalı veya zimmete geçirilen miktar artmış olmalıdır. Buradaki denetim görevinin yerine getirilmemesi deyimiyle görev gereğinin hiç yapılmaması veya zamanında ya da gerektiği yapılmaması anlaşılmalıdır.
    Zimmete sebebiyet verme suçunun manevi unsuru diğer zimmet suçunda da olduğu gibi kasıttır.
    Bu suçun müeyyidesi ise 3 aydan 2 yıla kadar hapis ve 500 bin liradan iki milyona kadar ağır para cezasıdır. Ağırlaştırıcı sebeplerin varlığı halinde cezalar yarı oranında arttırılır.  Hafifletici sebepler varsa yarısı veya üçte ikisi indirilir. Ayrıca, zimmetten mahkum olanla birlikte zincirleme olarak zararın ödettirilmesine karar verilir.
    B. İRTİKAP SUÇU
    TANIMI
    İrtikap Türk Ceza Kanununun (TCK) 209 uncu maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır:  “Memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına haksız olarak para verilmesine veya sair menfaatler sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına, bir kimseyi icbar eden memura altı yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası verilir.
    Yukarıdaki fıkrada yazılı cürüm ikna suretiyle işlenirse faile dört yıldan altı yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
    Memur kanunen almaması gereken bir şeyi diğerinin hatasından yararlanarak almış bulunursa iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir”.
    Bu Maddenin Birinci fıkrasında geçen icbar kelimesinin anlamı manevi cebirdir. Zira cebirin maddi cebir olması halinde suçun yağma suçunu oluşturacağı açıktır. İrtikap suçunun mağdurunda meydana getirilen korkunun etkisiyle suçun işlenmesi halinde icbar gerçekleşmiş olur.
    Maddenin ikinci fıkrasında yer alan ikna kavramı failin yeteneklerini kullanmak, kandırmak suretiyle mağduru kendisine haksız bir menfaat sağlama veya vaat etme gereğine inandırmasıdır.
    Maddenin son fıkrasında hatadan yararlanmak suretiyle işlenen irtikap suçunu cezalandırmaktadır. Fail, mağdurun hatasından yararlanmak suretiyle almaması gereken şeyi almakta ve bu yolla menfaat sağlamaktadır.
    Tek taraflı olan irtikap suçunun yaptırıma bağlanması ile kamu idaresinin itibarı ve dürüstlük korunmak istenmektedir.
    İRTİKAP SUÇUNUN FAİLİ VE ÖN KOŞULLARI
    İrtikap suçunun faili memurdur ve sadece devlet memurları tarafından işlenebilir. Bu itibarla kamu hizmeti gören kişilerin bu suçu işlemelerine imkan yoktur. Bu kimselerin irtikap suçuna benzer eylemlerde bulunmaları halinde irtikap suçu değil yağma, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma suçları oluşabilir.
    Suçun işlendiği zaman memurun görev başında olması gerekmediği gibi suç işlendikten sonra memuriyete atanma halinde de irtikap suçundan söz edilemez.
    İrtikap suçunda suçtan zarar gören, failin çalıştığı kurum değil menfaat teminine zorlanan veya kandırılan kişi mağdurdur.
    İrtikap suçunun oluşması için failin, para verilmesine, sair menfaatler sağlanmasına,bu yolda vaatte bulunulmasına memuriyet sıfat ve görevini kötüye kullanarak işlemesi gerekmektedir.
    Devlete ait işlemlerin yerine getirilmesinde memur, devleti temsil eder. Bu temsil devam ettiği sürece memuriyet sıfatı kişiye güç vermektedir. Bu nedenle, memuriyet sıfatı kötüye kullanılarak haksız çıkar sağlanması irtikap suçunu oluşturur.
    İrtikap suçunun oluşmasında ön koşullarından biri de memuriyet görevinin kötüye kullanılmasıdır. Memurun kendi görev ve yetki alanına giren bir işlemi yaparken haksız çıkar sağlamak amacıyla bundan faydalanmasıdır.
    İRTİKAP SUÇUNUN MADDİ VE MANEVİ UNSURLARI
    İrtikap suçunda maddi unsur, icbar, ikna veya hatadan yararlanma suretiyle haksız olarak para veya sair menfaatler sağlanması veya bu yolda vaat sağlanmasıdır. Suçun maddi konusu kişilere ait para veya sair şeylerdir.
    İcbar, zorlayıcı söz ve davranışları ifade eden bir kavramdır. Bu hareketlerin çıkar veya vaat istenmeden önce yapılması gerekmektedir. Mağdurun iradesinin baskı altında tutulmak istenmesi koşuluyla doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareket bu kavrama dahildir.
    Toroslu, icbarı, bir kimse üzerinde iradesinin oluşumunu değiştirecek ve yapmak istediğinden başka bir hareketi yapmasına neden olacak biçimde şiddet veya tehdit ile baskı yapmaktır şeklinde tanımlamıştır.
    İkna ise, kişinin tutum ve davranışlarını zorlama olmaksızın etkilemek amaç olup irade inandırılmıştır. Mağdur, çeşitli yöntemlerle inandırılmış, faile sağladığı çıkarın yasal olmadığını bilmemektedir. İkna, hile, desise, yalan ve aldatma ile olabilmektedir.  Yargıtay 5 inci Ceza Dairesi 27.11.1986 tarih ve 5003/4943 sayılı kararında iknaya “……….bu itibarla memurun, memuriyet sıfat ve görevini kötüye kullanarak, yalan, hile, desise gibi araçlarla mağduru bir çıkar sağlamaya veya vaade inandırması yoluyla yapabildiğini görmekteyiz. Hatta , failin üstü kapalı bir takım sözlerle, kendisine bir çıkar sağlaması gereğine mağduru inandırıp, teklifin onun tarafından gelmesini sağlaması halinde iknanın varlığı kabul edilmelidir”  tanım getirmiştir.
    İrtikap suçunun icbar ve iknadan başka üçüncü yolu hatadan yararlanma yoluyla irtikaptır. Bu durumda fail, herhangi bir zorlayıcı veya inandırıcı bir hareket yapmadığı halde mağdur kendiliğinden bir çıkar sağlar. Hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçunun oluşabilmesi için mağdurun hataya düşmesinde failin hiçbir etkinliği bulunmamalıdır. Örneğin, mağdurun ödemesi gereken vergi önceki dönemden ödenmiş ve mağdur unutarak ikinci bir defa ödeme yapar ve failde parayı mağdura iade etmezse ve zilyedine geçirirse hataen irtikap suçu oluşmuş demektir.
    209 uncu maddede bahsi geçen sair çıkar, failin mali ve kişisel durumunda iyileştirme yapan, ona yarar sağlayan şeylerdir. Memura maddi olarak bir mal verilmesi, bedelsiz veya düşük bedelle memura bir şeyin kiraya verilmesi veya sigortalanması, mesleğinde ilerlemesinin sağlanması ve buna benzer beşeri ve sosyal, kişisel çıkarlar sair çıkar kavramı altında değerlendirilebilir.
    İrtikap suçunun anlatıldığı 209 uncu maddede bahsi geçen vaat sağlama veya sağlama, para veya sair şeyin üçüncü bir kişiye fiilen veya hukuken verilmesidir. Burada, para veya sair çıkar failin veya üçüncü kişinin malvarlığına girmeli ve sebepsiz zenginleşmeye neden olmalıdır. vaat, mağdurun failin veya üçüncü kişiye para veya sair çıkar sağlayacağını söylemesidir.vaadin geçerli olması veya yerine getirilmesi önemli olmayıp mağdurun böyle bir vaadde bulunmaya icbar veya ikna edilmiş olması yeterlidir.
    İrtikap kasten işlenen bur suç olup taksirle işlenemez. Fail, memuriyet görevini ve sıfatını kötüye kullanarak icbar veya ikna suretiyle mağdurun kendisine veya üçüncü bir kişiye haksız çıkar sağlaması veya vaadde bulunmasını istemesidir. Bundan dolayı genel kast yeterlidir.
    İRTİKAP SUÇUNU AĞIRLAŞTIRICI VE HAFİFLETİCİ NEDENLER
    Eğer irtikap suçunun faili emir ve yönetim yetkisine sahip ise veya hakim veya savcı ise TCK’nin 219/1 inci maddesi uyarınca verilecek cezalar ½ oranında artırılır.
    TCK 219 uncu maddenin 3 üncü fıkrası uyarınca sağlanan yararın veya vaat edilen çıkarın hafif veya vaat edilen çıkarın hafif olması halinde verilecek cezanın ½  si,  pek hafif olması halinde 2/3 ü indirilir.
    İRTİKAP SUÇUNUN MÜEYYİDESİ
    İrtikap suçunun cezası failin suçu işleyiş biçimine göre değişmektedir. Buna göre:
    Eğer suç icbar suretiyle işlenmiş ise cezası 6-24 yıl arası ağır hapistir. Eğer burada ağırlaştırıcı neden varsa bu cezanın alt sınırı 9 yıl ağır hapistir.
    İkna suretiyle işlenmiş irtikap suçunun cezası 4-6 yıl ağır hapistir. Ağırlaştırıcı neden olduğu takdirde yarısı kadar artırılacaktır.
    Hatadan yararlanma suretiyle irtikap suçunun cezası 2-4 yıl arası hapis cezası olup
    C. RÜŞVET SUÇU
    TANIMI 
    TCK’nin 211 inci maddesinde düzenlenen Rüşvet suçu bahsi geçen madde de şu şekilde tanımlanmıştır: “Ceza Kanunun tatbikinde memur sayılanların, kanunen veya nizamen yapmaya veya yapmamaya mecbur oldukları şeyi yapmak veya yapmamak için aldıkları veya başkalarına aldırdıkları para, hediye ve her nam altında olursa olsun sağladıkları diğer menfaatler ile bu maksatla alıp sattıkları veya ihale eyledikleri taşınır ve taşınmaz malların gerçek değeri ile verilip alınan bedel arasındaki fahiş fark rüşvet sayılır.
    Bu Kanundaki memur tanımı dışında kasalar dahi özel kanunlarında belirli hallerde Devlet memuru sayıldıkları açıklananlar ile bazı yükümlülük ve sorumlulukları bakımından Devlet memurları gibi cezalandırılacakları belirtilenlerin yukarıdaki fıkrada gösterilen şekilde sağladıkları her türlü menfaat de rüşvet sayılır”.
    Maddeden de anlaşılabileceği üzere, TCK 279 kapsamında bulunan bütün kişilerin aldıkları para, hediye, her ne ad ile olursa olsun sağladıkları diğer menfaatler ile malların gerçek değeri ile fiili bedeli arasındaki fahiş fark rüşvet sayılacaktır.
    Kendi kanunlarında Devlet memuru gibi cezalandırılacakları belirtilen kişilerin aldıkları şeyler de rüşvet sayılacaktır.
    Sözcük anlamı ile rüşvet, haksız çıkar sağlama anlamındadır ve memurun kendi görevi kapsamına giren bir işlem nedeniyle bir başka kimseden verilmesi gerekmeyen bir karşılık sağlamasına neden olan bir anlaşmadır. Bu haliyle rüşvet iki taraflı suçlardandır ve haksız çıkar veren kişinin eylemi ile bunu kabul eden kişinin eylemi birbiriyle sıkı sıkı ilişkilidir.
    İrtikap suçunda olduğu gibi rüşvet suçunun yaptırıma bağlanması ile kamu idaresine olan güvenin sarsılmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
    Rüşvet suçu basit rüşvet alma ve nitelikli rüşvet alma suçu olarak ikiye ayrılmakta ve bu TCK’nin 212 nci maddesinde açıklanmaktadır.
    BASİT RÜŞVET ALMA SUÇU
    Basit rüşvet alma suçu 212 nci maddenin 1 inci fıkrasında şu şekilde tanımlanmıştır: “Kanun ve nizam hükümlerine göre yapmak zorunda olduğu şeyi yapmak veya yapmamak zorunda olduğu yapmamak için rüşvet alan veya bir vaat veya taahhüt kabul eden kimseye dört yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası verilir”.
    Rüşvet alma suçunun faili  memurdur. Yargıtay uygulamalarına göre TCK 279 da tanımı yapılmış olmakla birlikte 211 inci maddede gösterilmeyen görevlilerin de rüşvet suçunun faili olabilecekleri kabul edilmektedir. Ayrıca, özel idare, TBMM üyeleri, jandarma er ve erbaşları ve Belediye memurları  bu bağlamda değerlendirilebilmektedir.
    Basit rüşvet alma suçunda failin görev gereği yapması veya yapmaması gereken bir işin varlığı önemlidir. Bu nedenle her şeyden önce yapılması veya yapılmaması gereken iş memurun görevi alanına girmeli ve bu işin yapılması veya yapılmaması mecburi  olmalıdır.
    BASİT RÜŞVET ALMA SUÇUNUN MADDİ VE MANEVİ UNSURLARI
    Maddi unsur, madde metninde de belirtildiği gibi görev dolayısıyla yapılması gereken bir işlemi yapmak veya yapılmaması gereken bir işlemi yapmamak için rüşvet almak veya bir vaat ya da taahhüt kabul etmektir.
    Suçun maddi unsuru rüşvet anlaşması ve rüşvetin kabul edilmesi olarak iki bölümden oluşur. Memurun görev alanına giren bir işin yapılması veya yapılmaması için bu işi yapacak veya yapmayacak olan memura bir çıkar sağlanması hususunda memurla bireyin rızalarının uyuşmuş olması halinde rüşvet anlaşması gerçekleşmiş olmaktadır.
    Rüşvetin maddi unsurunun ikinci kısmı rüşveti kabul etmektir. Rüşvetten söz edilebilmesi için memurun yaptığı hizmet ile kişinin sağladığı menfaat arasında belirli bir oranın olması gerekmektedir. Örneğin, nezaket ifadesi olan ikram bir rüşvet değildir. Çünkü bu memurun görevini yapması veya yapmaması konusundaki iradesine etki etmez.
    Rüşvet suçu tarafların anlaşmasıyla tamamlanır. Bu nedenle, para veya çıkarın memura sağlanamaması suçun oluşumuna engel değildir.
    Basit rüşvet alma suçu kasten işlenen bir suçtur. Fail yani memur, aldığı para veya sağladığı çıkarın alınması, sağlanması veya kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu bilmesi ve bunu istemesi ve bunu özgür iradesiyle yapması gereklidir.
    BASİT RÜŞVET ALMA SUÇUNUN MÜEYYİDESİ
    Basit rüşvet alma suçunun yaptırımı 4-10 yıl ağır hapis cezası ve sağlanan çıkarın beş misli para cezasıdır. Ayrıca, TCK 219 uyarınca memuriyetten müebbetten men cezası verilir. Öte yandan, rüşvete konu olan para veya sair eşyanın zor alımına karar verilir.
    BASİT RÜŞVET ALMA SUÇUNU AĞIRLAŞTIRICI VE HAFİFLETİCİ NEDENLER
    TCK’nin 212 nci maddesinin son fıkrasında memuriyet, maaş, nişan  veya sair rütbe, derece ve kademeler verilmiş ise faile altı yıldan on beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir denilmiştir.
    Rüşvet alma suçu hakimler ve savcılar ile emir  ve yönetim yetkisine sahip kişiler tarafından işlendiği takdirde cezalar ½ arttırılır.
    Eğer alınan rüşvet sonucunda memurun bulunduğu kurum sözleşme veya taahhütlere girmiş ise ceza arttırılarak verilir.
    Eğer alınan rüşvet kesinleşmiş bir mahkeme kararına etkili olmuş ise ağırlaştırıcı sebep olarak kabul edilmektedir. Bilirkişinin aldığı rüşvet sonucunda yanıltıcı rapor vermesi ve bu yolla da karar verilmesini sağlaması buna bir örnek olarak verilebilir.
    Rüşvet olarak alınan para veya sağlanan çıkarın değeri hafif olduğu takdirde cezadan indirim yapılacaktır. Ayrıca TCK’ nin 215 inci maddesi uyarınca rüşveti kabul eden kimse rüşveti almadan önce veya aldıktan sonra fakat istenilen hususu kısmen dahi yerine getirmeden ve hakkında soruşturmaya geçilmeden evvel durumu merciine bildirir ve aldığı para ve diğer şeyleri aynen iade ederse sorumlu olmaz.
    NİTELİKLİ RÜŞVET ALMA SUÇU
    TCK’ nin 212 inci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre: “ Cürmün, yapılması gereken işin yapılmaması veya yapılmaması gereken işin yapılması için işlenmesi halinde faile beş yıldan oniki yıla kadar ağır hapis ceza ı verilir”.
    Bu suçun faili de ancak bir memur olabilir. Bu suçta memurun o işi yapmakla yükümlü memur olması gerekmektedir.
    Rüşvet almak veya bir vaat ya da taahhüt kabul edilmesi suçun maddi unsurunu oluşturmaktadır. Ancak, anlaşma önerisinin memur tarafından gelmesi zorunludur. Görev gereği yapılması gereken bir işlemi sadece belirli bir süre yapmayarak geciktirmek için yapılan anlaşma da nitelikli rüşvet alma suçuna girmektedir.
    NİTELİKLİ RÜŞVET ALMA SUÇUNU AĞIRLAŞTIRICI VE HAFİFLETİCİ NEDENLER VE MÜEYYİDESİ
    TCK’ nin 212 nci maddesinin 3 üncü fıkrasına göre, bu suçun işlenmesi sonucunda, memuriyet, nişan, rütbe, maaş , kademe ve derece ilerlemesi verilmiş ise faile verilecek ceza arttırılır.
    TCK 213/3’ e göre, kanun ve nizama aykırılık veya hakkı ihlal eden bir hâl meydana gelmiş ise faile verilecek ceza arttırılır.
    TCK 219/1’ e göre, rüşvet alan hakim veya yargıç ya da yönetim yetkisine sahip kişilerden ise ceza arttırılır.
    Fail rüşvet anlaşmasını, hakkında kovuşturmaya başlanmadan ve rüşvete konu olan işi kısmen dahi yerine getirmeden merciine bildirir ve aldığı para veya sair eşyayı iade ederse sorumluluktan kurtulmuş olur.
    Nitelikli rüşvet alma suçunun müeyyidesi 5-12 yıl ağır hapis ve alınan paranın 5 katı nispi para cezasıdır. Öte yandan memuriyetten ömür boyu mahrumiyetin yanı sıra rüşvete konu para veya sair çıkarın zor alımına karar verilir.
    İRTİKAP SUÇU İLE RÜŞVET SUÇU ARASINDAKİ FARKLAR
    Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, irtikap ve rüşvet suçları birbirlerine çok benzemektedir. İki suçu birbirinden ayırmak için doktrinde çeşitli ölçütler ileri sürülmüştür.
    Bu ölçütlerden ilkine göre ilk teklif memurdan gelmiş ise irtikap, kişilerden gelmiş ise rüşvetten söz edilir. Bir başka ifadeyle memurun hakkı olmayan fakat kişi tarafından sunulan bir karşılığı “kabul etme”si durumunda rüşvet, memurun kendiliğinden harekete geçerek sağlanması zorunlu olmayan bir yararı, “isteme”si durumunda irtikap söz konusu olacaktır.
    Ancak bu ölçüt çeşitli eleştirilere uğramıştır. Çünkü irtikap suçunun gerçekleşmesi için memurun gerçek anlamda “teklif”te bulunması şart değildir. Örneğin, memurun engelleyici davranışı ile kişiyi kendisine bir miktar para vermeye itmesi durumunda olduğu gibi. Ayrıca memur önceden harekete geçmiş ve haksız bir yarar sağlıyorsa irtikaptan değil rüşvetten söz etmek gerekecektir.
    Getirilen bir ölçüte göre, rüşvetin esası memur ile özel kişi arasında bir “serbest anlaşma”da yer almaktadır. Bu ölçüte göre rüşvet özelliğini taraflar arasındaki eşitlik durumundan alır. Buna karşılık irtikabın ayırıcı özelliği, memurun üstün durumda olmasıdır.
    Diğer bir ölçüt, yukarıdaki ölçütü temel almakla birlikte onu tamamlayıcı niteliktedir. Gerçekten eğer kişi kamu yönetimi zararına meşru olmayan bir avantaj elde etmek istemekteyse, memur ile kişi arasındaki durum eşitlik esasına dayanmasa bile, irtikap değil rüşvet söz konusu olacaktır. Çünkü bu gibi durumlarda kişi, kamu görevlisinin mağduru değil, kamu kurumunun menfaatlerine zarar veren bir hareketin gerçekleştirilmesinde onunla işbirliği yapan kimsedir. 

  • TSK – Emniyet – Jandarma Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması

    TSK – Emniyet – Jandarma Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması
    TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’NDE, JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI’NDA VE EMNİYET TEŞKİLATLARINDA ÇALIŞACAK PERSONELİN GÜVENLİK SORUŞTURMASI ESASLARI

    Türk Silahlı Kuvvetlerinde, jandarma ve emniyet teşkilatlarında çalışacak personel hakkında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili esaslar 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Kanunun 1 inci maddesine dayanılarak çıkarılmış bulunan, 12 Nisan 2000 tarihli ve 24018 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nde düzenlenmiştir.

    Bu yönetmelik esaslarına göre;

    Güvenlik soruşturması;

    kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup bulunmadığının, ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve sır saklama yeteneğinin mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve değerlendirilmesini, 

    Arşiv araştırması ise;

    kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının mevcut kayıtlardan saptanmasını kapsar.
    Askerlik Asker Terör Darbe FETÖ PKK Operasyon Sınır ötesi Yurt dışı Silahlı Kuvvetler Özel Kuvvetler Mehmetçik Tahliye Tutuklu Hükümlü Mahkum Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - AvukatıGüvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır. İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat Harekat ve Bilgi Toplama Dairesi Başkanlığındaki bilgi kayıtları ile Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’ndeki adli sicil kaydı, talepleri üzerine, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak makamlar ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilgili birimlerine verilir. 

    Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması; gizlilik dereceli birim ve kısımlar ile askeri, emniyet, istihbarat teşkilatlarında ve ceza infaz kurumlan ve tutukevlerinde çalıştırılacak personel hakkında yapılır. 

    Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını; bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımları ile yurtdışı teşkilatında ve askeri, emniyet, istihbarat teşkilatlarında ve ceza infaz kurumu ve tutukevlerinde çalıştırılacak personel hakkında yapar.

    Türk Silahlı Kuvvetlerinin kadro ve kuruluşlarında yer alacak personelin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Türk Silahlı Kuvvetlerince bu Yönetmeliğe uygun olarak hazırlanacak yönerge uyarınca yapılır.

    Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında kişinin içinde bulunduğu ortam da dikkate alınarak; 

    a) Kimlik kontrolü, kimlik kayıtlarının doğruluk derecesi, uyrukluğu, geçmişte yabancı bir devletin uyrukluğuna girip girmediği, 
    b) Kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığı, kolluk kuvvetlerinin ve istihbarat ünitelerinin arşivlerinde bilgiler bulunup bulunmadığı, adli sicil kaydının ve hakkında bir tahdidin olup olmadığı, 
    c) Yıkıcı faaliyetlerde bulunup bulunmadığı ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanuna ve Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı davranıp davranmadığı, 
    d) Şeref ve haysiyetini ihlal edecek ve görevine yansıyacak şekilde kumara, uyuşturucuya, içkiye, paraya ve aşırı bir şekilde menfaatine düşkün olup olmadığı, ahlak ve adaba aykırı davranıp davranmadığı, 
    e) Yabancılarla, özellikle hasım ve hasım olması muhtemel Devlet mensupları ve temsilcileriyle ilgi derecesinin iç yüzü ve nedeni, 
    f)  Sır saklama yeteneğinin olup olmadığı, araştırılır. 
    Bu Yönetmelik kapsamına giren bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yaptırılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında aşağıdaki yöntem izlenir: 

    Askerlik Asker Terör Darbe FETÖ PKK Operasyon Sınır ötesi Yurt dışı Silahlı Kuvvetler Özel Kuvvetler Mehmetçik Tahliye Tutuklu Hükümlü Mahkum Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - Avukatıa) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması formundaki sorular nüfus kayıtlarında yapılan tashih ve değişiklikler belirtilmek ve isimler açıkça yazılmak suretiyle cevaplandırılır ve nüfus cüzdanı örneği noksansız olarak doldurularak istek yazısı ekinde soruşturmayı yapan makama bildirilir. 
    b) Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması istenilen kişiler İçin kurum ve kuruluşunca Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünden sağlanan adli sicil kaydıyla ekteki formdan bir örneği kişinin nüfusa kayıtlı olduğu il valiliğine, bir örneği ikamet ettiği il valiliğine, bir örneği Emniyet Genel Müdürlüğüne, bir örneği de ilgisine göre Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına gönderilir. Bir örneği de istekte bulunan kurum ve kuruluşun dosyasında saklanır. Türk Silahlı Kuvvetlerince yaptırılacak arşiv araştırmalarında forma adli sicil kaydının eklenmesi zorunlu değildir. 
    c) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması isteminin ilgili makama ulaşmasından itibaren arşiv araştırması sonuçları en geç 30 gün, güvenlik soruşturması sonuçlan en geç 60 gün içinde cevaplandırılır. Soruşturma ve araştırma sonucunu içeren bilgi ve belgeler ilgilinin güvenlik makamlarındaki dosyasında asgari “gizli” gizlilik derecesinde saklanır. 
    d) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını isteyen makama, kişi hakkında karar vermeye yeterli bilgiler aktarılır. 
    e) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının nasıl ve ne şekilde yapılacağı, soruşturma ve araştırma yapmaya yetkili makamların görev talimatları ile belirlenir. 
    f) Mahalli mülki idare amirliklerince yapılmış olan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında olumsuz durumu saptananların evrakının bir örneği dosya açılmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderilir. 
    g) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında olumsuz durumu saptananlarla ilgili bilgiler Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünce karşılıklı olarak birbirlerine aktarılır. 
    h) Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığınca yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması istemleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin istemleri hariç, doğrudan Başbakanlığa iletilir. 
    Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının her evresinde kesinlikle gizliliğe uyulur. Soruşturma ve araştırma evre ve sonucu bilmesi gerekenlerden başkasına açıklanmaz. 
    Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen bilgilerin olumsuz olması halinde, kişinin gizlilik dereceli birim, kısım ve gizlilik dereceli yerler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlan, ceza infaz kurumlan ve tutukevlerinde çalıştırılıp çalıştırılmamaları, yer değiştirerek bu görevlere devam edip etmemeleri gibi hususları incelemek ve sonucunu sorumlu amirin takdirine sunmak üzere; Başbakanlık ve bakanlıklarda müsteşarın, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst amirin, üniversitelerde rektörün, illerde valinin başkanlığında, personel birim amiri, hukuk müşaviri ve varsa güvenlik işlerinden sorumlu birim amirinden oluşan “Değerlendirme Komisyonu” kurulur. 
    Türk Silahlı Kuvvetlerinde bu Komisyonun oluşumu kendi yönergeleri ile belirlenir. Değerlendirme Komisyonunun çalışma tutanakları ve kararları gizlidir.

    Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumsuz çıkanlar, haklarında verilen kararın hukuka ve kendileriyle ilgili fiili gerçeğe uygun olmadığı iddiasında iseler, olumsuz işlemi öğrendikleri tarihten itibaren en geç 60 gün içinde dava açmalıdırlar.

  • TCK MADDE 247 ZİMMET

    TCK MADDE 247 ZİMMET

    Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.

    TCK MADDE 247’NİN GEREKÇESİ
    Kamu görevlisi, bu görevi dolayısıyla zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu mallar üzerinde ancak görevinin gerektirdiği şekilde tasarrufta bulunabilir. Madde metninde, kamu görevlisinin bu mallar üzerinde görevinin gerekleriyle bağdaşmayan bir surette tasarrufta bulunması, bu malları kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesi suç olarak tanımlanmıştır. Zimmet suçunun konusu, taşınır veya taşınmaz maldır. Bu malın zilyetliğinin kamu görevlisine devredilmiş olması veya kamu görevlisinin bu mal üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğünün bulunması gerekir. Bu malın mülkiyetinin devlete, herhangi bir kamu kurumuna ya da herhangi bir kişiye ait olması arasında fark bulunmamaktadır. Zimmet suçunun oluşabilmesi için, suç konusu malın zimmete geçirilmesi gerekir. Zimmete geçirme, suç konusu mal üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı ifade eder. Bu tasarruflar, suç konusu şeyin mal edinilmesi, amacı dışında kullanılması, tüketilmesi şeklinde olabileceği gibi, bir başkasına satılması, verilmesi şeklinde de gerçekleşebilir. Zimmete geçirme olgusu, icraî bir davranışla gerçekleşebileceği gibi, ihmalî bir davranışla da gerçekleştirilebilir. Zimmet suçunun oluşabilmesi için, suç konusu malın kamu görevlisinin şahsının veya bir başkasının zimmetine geçirilmiş olması arasında fark bulunmamaktadır. Zimmet suçunun faili, kamu görevlisidir. Kişinin kamu görevlisi olup olmadığını belirlerken, ifa ettiği görevin niteliği göz önünde bulundurulmak gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında, suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın artırılması öngörülmüştür. Zimmet suçunda, suç konusu mal kamu görevlisinin zilyetliğinde veya koruma ve gözetim sorumluluğunda olduğu için, bunun zimmete geçirilmesi için herhangi bir kişinin aldatılmış olması gerekmez. Burada hile, sadece zimmet olgusunun sonradan anlaşılmasının önüne geçilmek amacıyla gerçekleştirilmektedir. Bu bakımdan, zimmet suçundaki hile, suçun delillerini gizlemeye yönelik bir davranıştır. Maddenin son fıkrasında, kullanma zimmetine ilişkin hükme yer verilmiştir. Bu hükümde, zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek cezada indirim yapılması öngörülmüştür. Suç konusu mal üzerinde malikin bulunabileceği tasarruflarla zimmet olgusu ortaya çıktığına göre; kullanmanın malikin bulunabileceği tasarruf niteliğinde olup olmadığına bakmak gerekir. Bu nedenle, her bir kullanmanın, ilgili somut olayın koşulları göz önünde bulundurularak yapılacak bir değerlendirmeyle, zimmeti oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi gerekir. Bu bakımdan, kullanmanın salt belli bir süreyle sınırlı olması, zimmetin oluşumuna engel değildir.
    TCK MADDE 247 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/2575Karar : 2018/4033 Karar Tarihi : 31.05.2018
    …. adına düzenlenen 091430 numaralı fatura tarihinin 29/08/2005 olması ve iddianamenin kapsamına göre tebliğnamede sahtecilik ve lehe yasa değerlendirme eleştirilerine iştirak edilmemiştir. Kooperatifin muhasebecisi ….ın kontrolör tarafından alınan 26/03/2010 günlü ifadesinde özetle; Orman İşletmesinden bankaya havale edilen tüm paraları deftere doğru şekilde kaydettiğini, ortakların kooperatiften alacaklarının bulunmadığını, kooperatif masrafları için ortakların bağışlamış olduğu %5’lik bir dilim olduğunu, başkanın sadece kesinti sonucu kooperatifte kalan bu parayı harcayabileceğini, bu paranın da ancak kooperatifin genel masraflarına yettiğini beyan ettiği, 23/10/2007 günlü vergi tekniği raporunda sanığın kooperatife sahte fatura düzenlemek maksadının yöneticisi olduğu kooperatifin giderleri ve buna bağlı olarak indirilebilir KDV’lerini artırarak ödenecek KDV oluşumunu önlerken, gelir vergisi stopajına mani olmaktan ibaret olduğunun ifade edilmesi karşısında, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olmadığı gözetilerek, faturaların düzenlenme şekline ilişkin olarak…n tanık olarak dinlenilmesi, maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılabilmesi açısından kooperatife ait defter, kayıt, belgeler ve tüm dokümanlar dava dosyasıyla birlikte konunun uzmanı Sayıştay emekli uzman denetçilerinden seçilecek yeni bir bilirkişi heyetine tevdii edilip, suç tarihlerinde kooperatifin sağladığı tüm gelirler ile tüm giderlerinin, kasa ve banka hesap bakiyelerinin belirlenmesi, bakiye ile kayıtlarda görünen para miktarının karşılaştırılıp iddianameye konu eylemler ile savunma da ayrı ayrı değerlendirilerek; zimmetin bulunup bulunmadığı, varsa miktarının ne olduğu hususlarında rapor aldırılmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,Kabule göre de;Sanığın sübutu kabul edilen faturaların alt ve üst nüshalarını farklı düzenleyerek maledinme eylemlerinin nitelikli zimmet vasfında olacağı ve TCK’nın 247/2. maddesinin uygulanması gerektiği nazara alınmadan yazılı şekilde basit zimmet suçundan hüküm kurulması, Yüklenen suçu bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda birden fazla işlediği kabul edilen sanık hakkında TCK’nın 43/1. maddesinin uygulanmaması, Anayasa Mahkemesinin TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı Kararının değerlendirilmesi lüzumu, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 31/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/8413Karar : 2017/856Karar Tarihi : 8.03.2017
    Bingöl İl Trafik Şube Müdürlüğünde trafik polisi olarak görev yapan sanığın peşin ödenen 24/10/2002 tarihli ve 20,20 TL bedelli trafik cezasına ait para ve makbuzu yedi gün içinde bağlı olduğu mutemetliğe teslim etmesi gerekirken; 08/11/2002 tarihinde teslimini sağlayarak atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda, suça konu paranın ekonomik bakımdan çok düşük değerinin bulunması, bir yarar sağlayacak ya da zarar oluşturacak ölçüde olmaması, fiilin haksızlık muhtevasının suç oluşturacak boyutta bulunmaması, gecikmedeki süre, tek eylemden ibaret olması ve sanığın savunmaları nazara alındığında atılı suçtan cezalandırılamıyacağı ve beraatine karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde hüküm tesisi, Kabule göre de;Sanığın görevi gereği yasal olarak kendisine tevdii edilen parayı hakkında herhangi bir uyarı, ihbar, şikayet, denetim veya soruşturma olmaksızın kendiliğinden yatırdığının anlaşılması karşısında sanık hakkında TCK’nın 247/3. maddesinin uygulanmaması, Suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü nazara alındığında, zimmete geçirildiği kabul edilen paranın değerinin azlığı nedeniyle TCK’nın 249. maddesi uyarınca sanık hakkında tayin olunan cezadan indirim yapılması gerektiğinin nazara alınmaması, Hiçbir gerekçe gösterilmeksizin TCK’nın 62. maddesinin uygulanmaması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini, Suçun 5237 sayılı Yasanın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında sanık hakkında aynı Yasanın 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı, sanığın ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 08/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Call Now