Etiket: ceza avukatı

  • TCK MADDE 252 RÜŞVET SUÇU

    TCK MADDE 252 RÜŞVET SUÇU

    Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.8) Bu madde hükümleri;a) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,b) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler,c) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar,d) Kamu yararına çalışan dernekler,e) Kooperatifler,f) Halka açık anonim şirketler, adına hareket eden kişilere, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması amacıyla doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi; bu kişiler tarafından talep veya kabul edilmesi; bunlara aracılık edilmesi; bu ilişki dolayısıyla bir başkasına menfaat temin edilmesi halinde de uygulanır. TCK MADDE 252’NİN GEREKÇESİ
    Kamu hizmetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü, kamu görevlilerinin rüşvet kabul etmez ve “satın alınamaz” oldukları hususunda toplumda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması gerekir. Rüşvete ilişkin suç tanımı, bu güveni korumayı amaçlamıştır. İzlenen suç siyaseti gereğince, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması, rüşvet olarak tanımlanmıştır. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin elde ettiği menfaatin belli bir amaca yönelik olması gerekir. Başka bir ifadeyle, haksız menfaatin, hukukî olmayan bir işin yapılması ya da yapılmaması amacıyla temin edilmiş olması gerekir. Buna karşılık, izlenen suç siyaseti gereğince, haklı bir işin gördürülmesi amacıyla kamu görevlisine menfaat temininin, rüşvet suçunu oluşturmayacağı kabul edilmiştir. Çünkü, bu gibi durumlarda, menfaati temin eden kişi, işinin en azından zamanında yapılmayacağı konusunda bir endişeyle hareket etmektedir. Bu nedenle, haklı bir işin gördürülmesi amacına yönelik olarak menfaat sağlanması hâlinde, icbar suretiyle irtikap suçunu oluştuğunu kabul etmek gerekir. Rüşvet suçu, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlanmış olur. Ancak, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile iş sahibi arasında belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedilecektir. Rüşvet suçu, bir karşılaşma suçudur; bu nedenle, çok failli bir suçtur. Bir tarafta, rüşvet veren; diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisi yer almaktadır. Rüşvet veren ve alan, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemektedirler. Bu itibarla, veren ve alan açısından rüşvet suçu tek bir suçtur. Söz konusu suç, menfaatin temin edildiği anda tamamlanmış bulunmaktadır. Menfaat temin edilinceye kadar suça iştirak mümkündür. Bu nedenle, söz konusu suç tanımı kapsamında “rüşvete aracılık eden” kavramına yer verilmemiştir. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için amaçlanan şeyin yapılmasına veya yapılmamasına gerek yoktur. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, amaçlanan şeyin kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması gerekir. Kamu görevlisinin görevine girmeyen bir işin yapılması amacıyla menfaat temini hâlinde, rüşvet suçu oluşmaz. Rüşvet alan kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu kişinin yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, cezanın artırılması öngörülmüştür. Maddenin dördüncü fıkrasında rüşvet suçunun uygulama alanı, sadece kamu görevlisine rüşvet verilmesiyle sınırlı tutulmayıp, genişletilmiştir. Buna göre, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler, kooperatifler ya da halka açık anonim şirketlerle hukukî ilişki tesisinde veya tesis edilmiş hukukî ilişkinin devamı sürecinde, bu tüzel kişiler adına hareket eden kişilere görevinin gereklerine aykırı olarak yarar sağlanması hâlinde de rüşvet suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Fıkra metninde sayılan tüzel kişiler adına hareket eden kişilere, görevlerinin gereklerine aykırı olarak sağlanan yararlar da, rüşvet olarak nitelendirilmiştir. Maddenin beşinci fıkrası, 17 Aralık 1997 tarihinde, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu otuz ülke tarafından Paris’te imzalanmış ve Ekonomik İşbirliği ve Gelişme Teşkilâtı (OECD) üyesi 10 ülkenin onay belgelerini tevdi etmeleri ile 15 Şubat 1999 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan “Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi” hükümlerinin uygulanmasına imkan tanınmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1.2.2000 tarih ve 4518 sayılı Kanunla söz konusu Sözleşmenin onaylanmasını ülkemiz açısından uygun bulmuştur. Bakanlar Kurulu’nun 9.3.2000 tarih ve 2000/385 sayılı Kararı ile Sözleşme onaylanmıştır. Beşinci fıkra hükmüyle, rüşvet suçuna yeni bir içerik kazandırılarak, “yabancı kamu görevlisi”ne rüşvet verilmesi ceza yaptırımı altına alınmaya çalışılmıştır. Burada söz konusu olan “yabancı kamu görevlileri” nin “yabancı bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama veya idarî veya adlî bir görevi yürüten kamu kurum veya kuruluşlarının memur veya görevlileri” olması gerekir. Keza, “yabancı bir … ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenler” de “yabancı kamu görevlisi” addedilmişlerdir. Bu kişilere “uluslararası ticari işlemler nedeniyle, bir işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir menfaatin elde edilmesi veya muhafazası amacıyla” maddî bir menfaat temin edilmiş ve hatta bu yönde vaadde bulunulmuş olması da, rüşvet olarak nitelendirilmiştir. Bu anlamda rüşvetten söz edebilmek için, “yabancı kamu görevlisi”ne “uluslararası ticari işlemler nedeniyle” maddî menfaat temin veya vaadinde bulunulmalıdır. Keza, “yabancı kamu görevlisi” ne “bir işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir menfaatin elde edilmesi veya muhafazası amacıyla” maddî bir menfaat temin edilmiş ve hatta bu yönde vaadde bulunulmuş olması hâlinde de rüşvet söz konusu olacaktır.
    TCK MADDE 252 İLE İLGLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/6087Karar : 2016/6145Karar Tarihi : 09.06.2016
    Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak;Sanığın teşebbüs ettiği rüşvet verme suçu sebebiyle kurulan hükümden önce, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6352 Sayılı Kanun’un 87. maddesiyle değişik 5237 Sayılı TCK’nın 252/4. maddesinde hakime takdir hakkı tanınmaksızın yarı oranında indirim öngörülmesi ve bu hususun teşebbüs hükümlerine göre yapılan indirim oranı dikkate alındığında sanık lehine olması karşısında hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Rüşvet teklifine konu paranın, suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaat niteliğinde olması sebebiyle TCK’nın 55/1. maddesine göre müsaderesi gerektiği gözetilmeden aynı Kanunun 54. maddesine göre müsaderesine karar verilmesi,Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 Sayılı Kararının Resmi Gazetenin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması sebebiyle TCK’nın 53/1. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,Hashim oğlu, 01.01.1969 doğumlu olan sanık D. Mammadov’un ad ve soyadı ile baba adının gerekçeli karar başlığında hatalı gösterilmesi suretiyle CMK’nın 232/2-b maddesine, gerekçeli kararın mahkeme mührü ile mühürlenmemesi suretiyle de aynı Kanunun 232/7. maddesine muhalefet edilmesi,
    SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 09.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/3787Karar : 2016/6429 Karar Tarihi : 16.06.2016
    Sanığın …. Komutanlığı emrinde görevli …., Mayıs ayının ilk haftasında Suriye sınırından Türkiye’ye “sınır geçişinde kolaylık sağlamaları” karşılığında elden 400 TL vermesi şeklindeki eylemi nedeniyle sanık hakkında rüşvet verme suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de;5237 sayılı TCK’nın 6352 sayılı Yasa değişikliği öncesinde rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde “rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlamasının veya kişilerin bu şekildeki iş için kamu görevlisine çıkar temin etmelerinin rüşvet tanımından çıkarıldığı, bu durumda diğer koşulların varlığı halinde görevi kötüye kullanma suçunun oluşacağı anlaşılmakla,Rüşvet suçuna konu paraların suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK’nın 252/3. maddesi anlamında kamu görevlisi kişiye görevinin gereklerine aykırı olan bir işi yapması için verilip verilmediği hususunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve buna bağlı olarak suç niteliğinin tayini bakımından, sanık hakkında suç tarihi olan 2009 yılı Mayıs ayı itibarıyla göçmen kaçakçılığı veya insan ticareti suçlarından yapılan bir soruşturma bulunup bulunmadığının Akçakale CumhuriyetBaşsavcılığından sorulması ile aynı olaya ilişkin farklı kararlar verilmesinin önüne geçmek, uygulama birliğini sağlamak ve her iki davada adil sonuç çıkmasını temin etmek için, rüşvet aldıkları iddia olunan … ile … hakkında Diyarbakır ….. Askeri Savcılığı tarafından açılan dava akıbetinin araştırılması, dava evrakları ile karar verildiği takdirde hükümlerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilmesi ve bütün deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi için kime, nasıl, ne şekilde, hangi iş ve işlemi nedeniyle ne kadar para verildiği karar yerinde Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde gerekçeleriyle gösterilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 sayılı kararının 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık ile katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 251 DENETİM GÖREVİNİN İHMALİ SUÇU

    TCK MADDE 251 DENETİM GÖREVİNİN İHMALİ SUÇU

     Zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur.2) Denetim görevini ihmal ederek, zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine imkan sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 251’İN GEREKÇESİ
    Madde metninde denetim görevinin ihmali, ceza yaptırımına bağlanmıştır.Birinci fıkrada zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine kasten göz yuman kamu görevlisinin, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda, kamu görevlisi, zimmet veya irtikap suçunun işlendiğinden haberdardır ve buna rağmen denetim görevini kasten ihmal etmektedir.Buna karşılık, denetimle yükümlü kamu görevlisinin bu görevini ihmal etmesinden yararlanılarak zimmet veya irtikap suçunu işlenmesi hâlinde; kamu görevlisinin, denetim görevini kasten ihmal etmesi dolayısıyla, ceza hukuku bakımından sorumluluğu kabul edilmiştir. Bu durumda, kamu görevlisinin zimmet veya irtikap suçu açısından kastı yoktur. Ancak, denetim görevini kasten ihmal etmektedir. Maddenin ikinci fıkrasında, denetim görevinin kasten ihmal edilmiş olması, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.
    TCK MADDE 251 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2013/6238Karar : 2014/13383 Karar Tarihi : 31.12.2014
    Sanık M.. İ.. hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;Zimmet eyleminin bir suç işleme kararının icrası kapsamında ve değişik tarihlerde işlendiği anlaşılmasına rağmen sanık hakkında TCK’nın 43/1. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni sayılmamış, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16/12/2008 gün ve 2008/146-235 sayılı Kararına göre mağdurun belli olması ve maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilebileceği durumlarda zimmetin maddi konusunu oluşturan değerlerin müsaderesine karar verilemeyeceği gözetilmeden 19.175 TL’nin TCK’nın 55/1. maddesi gereğince müsaderesine hükmedilmesi,Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının müsadereye ilişkin 3 nolu bendinin tümüyle çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,Sanık S.. Y.. hakkında kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde ise;Suça konu teşkil eden tüm çeklerin bankadan M.. İ.. tarafından tahsil edildiği, bu kişinin paraları teslim ettiğine ilişkin savunmasının belediye başkanı ve makam şoförünün anlatımlarına göre doğrulanmadığı, buna bağlı olarak sanık Sedat’ın zimmet eylemine fail veya şerik şeklinde iştirak ettiği yönünde delil elde edilemediği, ancak belediyenin muhasebe sorumlusu olan bu sanığın Murat’ın Sigorta primleri için tahsil ettiği paraları bu kuruma yatırmadığı hususunu rutin bir denetimle tespitinin mümkün olması karşısında eyleminin TCK’nın 251/2. maddesi kapsamında denetim görevinin ihmaliyle zimmete neden olma şeklinde kabulü gerektiği nazara alınmadan yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde zimmete azmettirmeden mahkumiyetine karar verilmesi,Kabule göre de;Zimmet eylemini bir suç işleme kararının icrası kapsamında ve değişik tarihlerde işlediği anlaşılan sanık hakkında TCK’nın 43/1. maddesinin uygulanmaması,Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16/12/2008 gün ve 2008/146-235 sayılı Kararına göre mağdurun belli olması ve maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilebileceği durumlarda zimmetin maddi konusunu oluşturan değerlerin müsaderesine karar verilemeyeceği gözetilmeden 19.175 TL’nin TCK’nın 55/1. maddesi gereğince müsaderesine hükmedilmesi,Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 31/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2013/7493Karar : 2015/8470Karar Tarihi : 18.03.2015
    İddianamede yer alan, kooperatif tasfiye kurulu üyesi olan sanıkların yemek ve akaryakıt giderleriyle apartmandaki bir kısım dairelerde yapılan tadilat ve tamiratlara dair olan ve soruşturma aşamasında hazırlanan bilirkişi raporlarında şahsi ve kabul edilemeyecek gider olarak değerlendirilen 9.444,70-TL harcamada bulundukları isnadının sübutu halinde T.C.K.nın 247. maddesinde tanımlanan zimmet suçunu, bununla bağlantılı olarak kooperatif denetleme kurulu üyesi olan sanıklar S. Y. ve Z. K.’ya isnat eylemlerin ise 5237 Sayılı T.C.K.nın 251/2. maddesinde düzenlenen denetim görevinin ihmali suretiyle zimmete sebebiyet verme suçunu oluşturabileceği anlaşılmakla 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile İlk Derece Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesi uyarınca bu davaya dair delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu nazara alınarak görevsizlik kararı verilmesi yerine yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,
    SONUÇ : Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden esası incelenmeyen hükümlerin 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek C.M.U.K.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 18.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 250 İRTİKAP SUÇU

    TCK MADDE 250 İRTİKAP SUÇU

     (Değişik: 2/7/2012-6352/86 md.) (1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.4) (Ek: 2/7/2012-6352/86 md.) İrtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.
    TCK MADDE 250’NIN GEREKÇESİ
    Madde metninde çeşitli şekillerde gerçekleştirilen irtikap fiilleri suç olarak tanımlanmıştır. İrtikabın varlığı için, kamu görevlisinin kişilerden kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekir. Ancak, bu yarar sağlama olgusu çeşitli şekillerde gerçekleşebilir. Madde metninde bu yararlanma olgusunun gerçekleştiriliş şekilleri göz önünde bulundurularak suç tanımlaması yapılmıştır.Maddenin birinci fıkrasında icbar suretiyle irtikap suçu tanımlanmıştır. İcbar suretiyle irtikâp suçunun oluşabilmesi için; kamu görevlisinin, bir başkasını kendisine veya başkasına yarar sağlamaya veya bu yolda vaatte bulunmaya icbar etmesi gerekir. Bu icbarın, yürütülen görevin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmiş olması gerekir. Ancak, bu icbarın, yağma suçunun oluşumuna neden olan cebir veya tehdit boyutuna varmaması gerekir. Aksi takdirde, gerçekleşen suç, icbar suretiyle irtikâp değil, gasp suçu olur.İcbar teşkil eden fiillerin etkisinde kalan kişi, hukuka aykırı olduğunu bilmesine rağmen, karşılaşabileceği daha ağır zararların önüne geçebilmek için, bu baskının etkisiyle, kamu görevlisinin şahsına veya gösterdiği üçüncü kişiye bir yarar sağlamaktadır.Yarar vaadinde bulunulması hâlinde de, kamu görevlisinin tamamlanmış icbar suretiyle irtikap suçundan dolayı sorumlu tutulması gerekmektedir. Bu durumda aslında icbar suretiyle irtikâp suçu henüz tamamlanmamıştır; ancak, izlenen suç politikası gereğince, failin tamamlanmış suçun cezası ile cezalandırılması öngörülmüştür.Maddenin ikinci fıkrasında ikna suretiyle irtikap suçu tanımlanmıştır. İkna suretiyle irtikâp suçunun oluşabilmesi için; kamu görevlisinin, hileli davranışlarla bir kimseyi kendisine veya başkasına yarar sağlamaya veya bu yolda vaatte bulunmaya ikna etmesi gerekir.İkna suretiyle irtikâp suçunu oluşturan hileli davranışların da kişinin yerine getirdiği kamu görevinin sağladığı güven kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi gerekir.İkna suretiyle irtikâp suçunu oluşturan hilenin icraî veya ihmali davranışla gerçekleştirilmesi mümkündür. Bu bakımdan, hatadan yararlanmak suretiyle irtikap, ikna suretiyle irtikap suçunun sadece bir işleniş şeklinden ibarettir.Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bu durumda ikna suretiyle irtikap suçunun cezasında indirim yapılması gerekmektedir.
    TCK MADDE 250 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay5. Ceza dairesi
    Esas : 2014/10759Karar : 2018/3541Karar Tarihi : 10.05.2018
    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak;Polis olan sanıkların kendilerine verilen talimat sınırlarını aşarak fuhuş yapıldığı iddia edilen evlere girdikleri, burada bulunan erkek şahısların yarı çıplak fotoğrafını çektikleri veya fotoğrafını çeker gibi yaptıkları, bilahare bu şahısları ekip otosuna götürdükleri, burada kendileriyle yaptıkları görüşmede eylemlerinin yüksek miktarda cezaya tabi olduğunu, kendilerini karakola götüreceklerini, olayı ailelerinin duyacağını ve benzeri sözleri söyleyerek şahısları baskı altına aldıkları ve serbest bırakma karşılığında kendilerinden para talep ettikleri, bu cümleden olmak üzere birlikte bir kısım katılan ve mağdurlardan para aldıkları, bilahare serbest bıraktıkları oluşa uygun kabul edilen sanıkların eylemlerinin, irtikap suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun millete ve devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olması, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerektiği gözetildiğinde, zincirleme biçimde icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturacağı nazara alınarak 6352 sayılı Yasanın 86. maddesi ile eklenen 5237 sayılı TCK’nın 250/4 maddesine göre mağdur ve katılanların ekonomik durumunun araştırılmasından sonra irtikap edildiği kabul edilen miktar yönünden TCK’nın 250/4. maddesinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması,Kabule göre de;Suçun 5237 sayılı TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında, sanıklar hakkında aynı Yasanın 53/5. madde ve fıkrası gereğince cezanın infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde uygulama yapılması,Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 sayılı Kararının Resmi Gazetenin 24/11/2015 tarih ve 29542 sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle sanıklar hakkında TCK’nın 53/1. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, katılan Hazine vekilinin ve sanıklar müdafiilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay 5. Ceza dairesi
    Esas : 2014/2377Karar : 2016/4151 Karar Tarihi : 21.04.2016
    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak;…. … Makine İkmal servisinde görev yapan sanığın, kız kardeşine eşinden dolayı ölüm aylığı bağlanması için kuruma gelip bilgi almak isteyen katılana, bilgisayardan sigorta bilgilerini sorguladıktan sonra 6.250 TL ödenmesi halinde askerlik borçlanması yapılarak ölüm aylığının bağlanabileceğini söylediği ve borçlanmanın yapıldığı tahsis servisinde çalışmakta olduğu izlenimi oluşturup iradesini fesada uğrattığı, sanığın yetki ve olanaklarını yasalara uygun olarak kullanacağı inanç ve beklentisi içinde bulunan katılanın ise bu duruma inanıp suça konu parayı ödediğinin anlaşılması ve oluşun mahkemece de bu şekilde kabul edilmesi karşısında, sanığın sabit olan görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla kendisine yarar sağlaması eyleminin ikna suretiyle irtikap suçunu oluşturduğu ve 6352 sayılı Kanunun 86. maddesi ile eklenen TCK’nın 250/4. maddesi de nazara alınarak, aynı Kanunun 250/2. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması,Kabule göre de;Hükmün gerekçesinde eylemin TCK’nın 255. maddesine uyduğu kabul edilmesine rağmen aynı Kanunun 157. maddesi uygulanarak hükümde çelişki yaratılması,Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 21/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 249 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HAL

    TCK MADDE 249 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HAL

    Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.
    TCK MADDE 249’UN GEREKÇESİ
    Suç konusu malın değerinin az olması durumunda da zimmet suçu oluşur. Ancak, bu durumlarda zimmet suçundan dolayı verilecek cezada belli bir oranda indirim öngörülmüştür. Söz konusu madde metninde bu indirimin oranı belirlenmiştir.Zimmete geçirilen malın değerinin çok az olması durumunda, bu tasarruf, hoşgörüyle karşılanabilir. Suç konusu malın değerinin çok düşük olmasına rağmen, bunun zimmete geçirilmesi bir haksızlık oluşturmakla beraber, fiilin ifade ettiği haksızlık muhtevası cezaya layık, cezayı gerektirici boyutta olmayabilir. Kullanma zimmeti de bazı durumlarda, gerek süre gerek biçim bakımından hoşgörüyle karşılanabilir.
    TCK MADDE 249 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/8413Karar : 2017/856Karar Tarihi : 8.03.2017
    Bingöl İl Trafik Şube Müdürlüğünde trafik polisi olarak görev yapan sanığın peşin ödenen 24/10/2002 tarihli ve 20,20 TL bedelli trafik cezasına ait para ve makbuzu yedi gün içinde bağlı olduğu mutemetliğe teslim etmesi gerekirken; 08/11/2002 tarihinde teslimini sağlayarak atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda, suça konu paranın ekonomik bakımdan çok düşük değerinin bulunması, bir yarar sağlayacak ya da zarar oluşturacak ölçüde olmaması, fiilin haksızlık muhtevasının suç oluşturacak boyutta bulunmaması, gecikmedeki süre, tek eylemden ibaret olması ve sanığın savunmaları nazara alındığında atılı suçtan cezalandırılamıyacağı ve beraatine karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde hüküm tesisi,Kabule göre de;Sanığın görevi gereği yasal olarak kendisine tevdii edilen parayı hakkında herhangi bir uyarı, ihbar, şikayet, denetim veya soruşturma olmaksızın kendiliğinden yatırdığının anlaşılması karşısında sanık hakkında TCK’nın 247/3. maddesinin uygulanmaması, Suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü nazara alındığında, zimmete geçirildiği kabul edilen paranın değerinin azlığı nedeniyle TCK’nın 249. maddesi uyarınca sanık hakkında tayin olunan cezadan indirim yapılması gerektiğinin nazara alınmaması, Hiçbir gerekçe gösterilmeksizin TCK’nın 62. maddesinin uygulanmaması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini, Suçun 5237 sayılı Yasanın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında sanık hakkında aynı Yasanın 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı, sanığın ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 08/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/7777Karar : 2016/9699Karar Tarihi : 15.12.2016
    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Suç tarihi olan 2009 yılındaki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü nazara alındığında, zimmete geçirildiği kabul edilen 3995 TL’nin değerinin azlığı nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 249. maddesi uyarınca cezadan indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı Kararının 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması, Suçu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı Yasanın 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna hükmolunmaması, Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326 maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 15/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 248 ETKİN PİŞMANLIK

    TCK MADDE 248 ETKİN PİŞMANLIK

    Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.2) Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Etkin pişmanlığın hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.
    TCK MADDE 248’İN GEREKÇESİ
    Maddede zimmet suçunda etkin pişmanlık hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Zimmet suçunda etkin pişmanlık hâli, sadece cezada indirim yapılmasını gerektiren neden olarak kabul edilmiştir. Ancak, cezada yapılacak olan indirim oranları, etkin pişmanlığın gösterildiği zamana göre belirlenmiştir.Maddenin birinci fıkrasına göre, zimmet suçundan dolayı soruşturmaya başlanmadan önce, durumu soruşturmaya yetkili makamlara haber vererek, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.Etkin pişmanlığın soruşturma başlatıldıktan sonra ve fakat henüz kamu davası açılmadan önce gösterilmesi de mümkündür. Bu durumda, zimmetine geçirdiği malı aynen iade eden veya uğranılan zararı tamamen tazmin eden kişiye verilecek cezanın yarısı indirilir. Ancak, bunun için, aynen iade veya tazminin gönüllü olması gerekir. Etkin pişmanlığın ilk hükmün verilmesinden önce gerçekleşmesi hâlinde ise, verilecek cezanın üçte biri indirilmesi gerekmektedir.
    TCK MADDE 248 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/7275Karar : 2016/9161Karar Tarihi : 28.11.2016
    Sanık hakkında birleşen dosyada verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,Sanık hakkında ana dosyada verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak;Zimmete konu miktarın sanık tarafından en son 15/12/2008 tarihinde saat 9.37 de ödendiğinin dosya içerisinde bulunan banka dekontundan, soruşturmanın ise aynı gün kurum vekilinin verdiği dilekçenin havale saati olan 10.44 de başladığının UYAP ortamından anlaşılması karşısında etkin pişmanlığın soruşturma başlamadan gerçekleştiği gözetilmeden TCK’nın 248/1. fıkrası yerine aynı maddenin 2. fıkrası 1. cümlesi uygulanarak fazla ceza tayini,Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 sayılı kararının Resmi Gazetenin 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,Yüklenen suçun TCK’nın 53/1-e maddesindeki hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi nedeniyle aynı Yasanın 53/5. maddesi gereğince sadece bu fıkradaki hak ve yetkilerin kullanılmasının yasaklanması gerektiğinin gözetilmemesi,Adli sicil kaydına göre mükerrir olduğu anlaşılan sanık hakkında TCK’nın 58/6-7. maddelerinin uygulanmaması,Kanuna aykırı, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28/11/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/1011Karar : 2016/3082Karar Tarihi : 24.03.2016
    … vekilinin 23/01/2013 havale tarihli dilekçeyle sanıklar hakkında verilen hükümleri temyiz ettiğinin anlaşılması karşısında, 3628 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca müşteki … vekilinin sadece zimmet suçu yönünden davaya katılmasına, sanık … hakkında denetim görevini ihmal ederek zimmete sebep olmak suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın, 5271 sayılı CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itirazı kabil olup temyizinin mümkün bulunmadığı, katılan sanık müdafiin itirazının, mercii olan … Ağır Ceza Mahkemesince incelenerek reddine karar verildiği anlaşıldığından, incelemenin sanık … hakkında zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak;Katılan sanık … vekilinin 29/07/2010 günlü dilekçeyle, sanık …’in davaya konu devlet alacağını ödememesi nedeni ile kendilerinin ödeme yaptıklarını ve ödemeye ilişkin makbuzları dilekçe ekinde sunduklarını bildirmesi, sanığın da ceza alma korkusu ile emekli ikramiyesinin kesilmesi ve en son 25/03/2008 tarihinde iddianame tanzim edilmeden önce tüm ödemelerin yapıldığını, verilen cezadan TCK’nın 248/2. maddesi gereğince 1/2 oranında indirim yapılması gerektiğini savunması karşısında, zimmete konu ödemenin kim tarafından ve hangi tarihte yapıldığı tespit edildikten sonra sanık hakkında TCK’nın 248. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının ve hangi oranda indirim yapılması gerektiğinin belirlenmesi yerine eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,Kabule göre de;Suçu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı yasanın 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna hükmolunmaması,Kanuna aykırı, sanık müdafii ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24/03/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ DELİL YETERSİZLİĞİ

    UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ DELİL YETERSİZLİĞİ


    Uyuşturucu madde ticareti ile uyuşturucu madde kullanımı farklı yaptırımlara sahip cezalardır. Uyuşturucu madde ticareti davalarında delil yetersizliği, genellikle kişisel kullanımla tutarsız bir miktara sahip olunması, ancak ticaretinin yapıldığına dair yeterli bir delilin olmadığı davalarda ortaya çıkar.

    Savcılık, belirli bir uyuşturucuya sahip olduğunuzu ve o uyuşturucuyu sattığınızı veya satmayı amaçladığınızı kanıtlama yükümlülüğündedir. Bir vakada uyuşturucu suçunun gerçekleştiğine dair doğrudan kanıt olmadığında, bulunan uyuşturuculara ek olarak başka delillerin veya uyuşturucu kaçakçılığı belirtilerinin olup olmadığı tespit edilir.

    Uyuşturucu madde ticareti ile uyuşturucu madde kullanımı farklı yaptırımlara sahip cezalardır. Uyuşturucu madde ticareti davalarında delil yetersizliği, genellikle kişisel kullanımla tutarsız bir miktara sahip olunması, ancak ticaretinin yapıldığına dair yeterli bir delilin olmadığı davalarda ortaya çıkar.

    Savcılık, belirli bir uyuşturucuya sahip olduğunuzu ve o uyuşturucuyu sattığınızı veya satmayı amaçladığınızı kanıtlama yükümlülüğündedir. Bir vakada uyuşturucu suçunun gerçekleştiğine dair doğrudan kanıt olmadığında, bulunan uyuşturuculara ek olarak başka delillerin veya uyuşturucu kaçakçılığı belirtilerinin olup olmadığı tespit edilir.

    Uyuşturucu Madde Ticareti Yapıldığına Dair Delil Teşkil Eder

    1. Kişisel kullanım çok üstünde miktara sahip olma,
    2. Saf uyuşturucu bulundurulması.
    3. Eroin, Kokain, PCP, Meta fetamin bulundurulması, tüketimden çok ticareti gösterebilir.
    4. Emniyet güçlerince Uyuşturucunun küçük paketlere ayrılmış olarak ele geçmesi.
    5. Şüpheliye ait mekanda, tartı, kesici maddeler, torbalar gibi uyuşturucuyla ilgili malzemelerin bulunması.
    6. Uyuşturucu ticaretini teyit etme eğiliminde olan bilgileri içeren hesap defterleri veya notların ele geçirilmesi gibi.
    Kaçakçılık Eroin Kokain Uyuşturucu Metanfetamin Captagon Operasyon Narkotik Kaçak İçki Sahte İçki Sigara Kaçakçılık Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - Avukatı

    Özet : Uyuşturucu madde sanıklardan birinin evinin yakınında bulunmuştur, sanıklardan ikisinin üzerinde de yapılan aramalar sonucu herhangi bir uyuşturucu maddeye rastlanmamıştır. Ele geçen uyuşturucu maddenin de sanıklara ait olduğunu gösterir somut bilgi yoktur. Bu yüzden suç, şüphe boyutunda kalmaktadır. Sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak ve mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden mahkumiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulması karar verilmiştir.

    T.C. Yargıtay 

    Ceza Genel Kurulu

    Esas : 2014/10-613

    Karar : 2015/35

     Karar Tarihi : 10.03.2015
    Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanıklar M.A., N.C. ve H.T.’nin 5237 sayılı TCK’nın 188/3, 62, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 40.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.06.2013 gün ve 147-280 sayılı hükmün sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 03.04.2014 gün ve 12972-2325 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.06.2014 gün ve 214253 sayı ile;“14.03.2013 tarihinde 02:00 sıralarında kimlik ve adres bilgilerini vermek istemeyen bir şahsın verdiği bilgilere göre polis memurlarının tuttuğu tutanakta ‘N.. Mahallesi 2 nolu cadde üzerinde 105-107-109 ve yanında nosu olmayan bila sayılı ikametlerde esrar maddesi alım-satımı ve sevkiyatının yapıldığı, ayrıca …… plaka sayılı Jetta marka siyah otonun bu adresten 6 kg esrar maddesini numune olarak aldığını beyan etmesi üzerine söz konusu tutanağın tutulduğu,14.03.2013 tarihinde saat 07:00’de nöbetçi Cumhuriyet savcısından alınan izinle belirtilen adreslerde arama yapılmış, 105 ve 109 nolu evlerde suç unsuruna rastlanılmamış, yine 107 nolu ikamette suç unsuruna rastlanılmamış ancak ikamet sahibi ile evin damına çıkıldığında duvar dibinde gizlenmiş olarak sanıklar N.C. ve H.T. bulunmuş, 109 nolu ikametin bitişiğinde bila sayılı ikamette yapılan aramada sanık M.A.’nın olduğu, bu şahsın Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile uyuşturucu madde ticareti suçundan arandığı, ihbarda belirtilen ….. plaka sayılı arac üzerinde yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, devam eden aramada bila sayılı ikametin karşı tarafındaki boş arazide bir adet siyah market poşeti içinde bir kısmı yerlere dökülmüş esrar maddesi ve yakınında üç adet telhis çuvalı içinde esrar maddesi bulunarak 14.03.2013 tarihli tutanak tutulmuştur.

    Dosya kapsamı ile; olay tarihinde kimliği belirsiz bir kişinin ihbarı ile belirtilen ikametlerde ve araç üzerinde arama yapılmış, herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış, polis tarafından çizilen krokide görüldüğü üzere ikametlere yakın dere yatağının 20 metre uzağında suça konu uyuşturucu maddeler bulunmuştur. Ekspertiz raporunda belirtildiği üzere çuvallar üzerinde vücut izi bulunmamıştır. Sanıklar olayın başından beri ve ısrarla taziye için geldiklerini belirterek damda yakalanmadıklarını söylemişler, müşteki olarak ifadesi alınan M.Y. polislerin isteği üzerine imza attığını söylediği ifadesinden mahkemede dönmüştür. Sanıklar akrabalarına ait ölüm kaydını ibraz etmişlerdir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanıkların üzerlerine atılı uyuşturucu madde ticaret yapmak suçunu işledikleri konusunda kesin, somut ve mahkûmiyetlerine yeterli deliller olmadığı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK’nın 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 10.07.2014 gün ve 5713-5347 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    uyuşturucuyu

    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara yüklenen uyuşturucu madde ticareti suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından;14.03.2013 günü saat 02:00 sıralarında devriye görevi yapan polis aracına gelen isim ve adresini vermeyen bir kişinin N…. Mahallesi 2. Cadde üzerinde bulunan 105-107-109 ve 109 nolu ikametin yanında numarası bulunmayan evde esrar ticareti yapıldığı, ayrıca ….. plakalı aracın bu adresten 6 kg esrar numunesi aldığı yönünde ihbarda bulunması üzerine tutanak düzenlenerek Cumhuriyet savcılığına bildirildiği ve alınan arama kararına istinaden ihbarda belirtilen adreslerde arama yapıldığı, 105 ve 109 nolu evlerde ve 107 nolu evin içinde herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, ancak 107 nolu evin damına çıkıldığında duvar kenarında gizlenmiş olarak H.T. ve N.C.’nin yakalandığı, 109 nolu evin bitişiğindeki numarasız evde yapılan aramada oturma odasındaki çekyatın altında bir adet ruhsatsız av tüfeği bulunduğu, üst katındaki yatak odasının kilitli olması nedeniyle zorlanarak açıldığında içeride M.A.’nın olduğunun, yapılan GBT sorgulamasında uyuşturucu madde ticareti suçundan arandığının tespit edildiği, ihbarda belirtilen … plakalı aracın ise N… mahallesi 64. sokakta park halinde olduğu, yapılan araştırmada aracın N.C. adına kayıtlı bulunduğunun belirlendiği araçta, diğer sanıkların üzerinde ve ikametlerde yapılan aramada herhangi bir uyuşturucu maddeye rastlanmadığı, ancak sanık M.R.’ye ait numarasız eve 20-25 metre mesafedeki boş arazide 1 adet siyah poşet içerisinde ve bunun 5 metre kuzeyinde 3 adet telhis çuval içerisinde poşetlenmiş toplam 55 paket esrar ele geçirilerek sanıkların gözaltına alındığı, Ekspertiz raporlarından, incelenen bitkilerin esrar elde edilen kenevir bitkisi olduğu, ele geçirilen kenevirden 26.022,5 gram esrar elde edilebileceği, kenevir bitkilerin sarılı olduğu poşetlerde yapılan incelemede vücut izine rastlanmadığı, Anlaşılmaktadır.

    Tanık kolluk görevlileri A.F. Z.Ç. T.K. ve A.A.; ismini vermeyen bir kişinin ihbarı üzerine arama kararı alarak ihbara konu evlerde ve araçta arama yaptıklarını, N. ve H.’yi 107 nolu evin damında saklanırken, M.’yi de evinin kilitli olan yatak odasında yakaladıklarını, araçta ve şahısların üzerinde suç konusu ile ilgili bir şey bulmadıklarını, ancak gün aydınlanırken M.R.’nin evine yaklaşık 20 metre uzaktaki alanda 2-3 çuval esrar bulduklarını, ihbarı yapan kişiyi tanımadıklarını beyan etmişler,Tanık M.Y. kollukta; 14.03.2013 günü 04:30 sıralarında polislerin evinde arama yaptığını, evin içinde suç unsuru bir şey bulunmadığını, ancak beraber evin damına çıktıklarında iki şahsı duvar dibinde saklanırken bulduklarını söylemiş, mahkemede ise polislerin evde arama yaptıktan sonra dışarı çıktıklarını, evin damında kimsenin yakalanmadığı, sanıkları daha önce hiç görmediğini ifade etmiş, Sanık M.R. ağabeyinin eşinin vefatı nedeniyle on gündür köyde olduğunu, arama yapıldığı günden bir gün önce evine geldiğini, kayınbiraderi N. ile onun akrabası H.’nin de taziye için olay günü geldiklerini, geç olduğu için eşinin gitmelerine izin vermediğini, alt katta N. ve H.’nin, üst katta ise kendisinin yattığını, gece polisler geldiğinde çok yorgun olduğu için kapı sesini geç duyduğunu, kalkıp kapıyı açtığını, kapının kilitli olmadığını, herhangi bir şekilde gizlenmediğini, suçlamayı kabul etmediğini, ele geçen uyuşturucuyla ilgisinin olmadığını, Sanıklar N. ve H.; sanık M.R.’nin evine taziye için geldiklerini, gece geç olunca ev sahibi izin vermediği için gitmeyip evde kaldıklarını, gece alt katta yatarken polislerin gelerek kendilerini yakaladığını, başka evin damında yakalanmadıklarını, ele geçen uyuşturucuyla ilgilerinin olmadığını savunmuşlardır.5237 sayılı TCK’nın “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti” başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde iken 28.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanununun 66. maddesiyle; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

    Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz” biçiminde değiştirilmiş olup, anılan madde uyarınca bir mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için, her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli kanıt elde edilmiş olması gerekmektedir. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubioproreo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir.

    Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Her ne kadar ihbara konu edilen esrar maddesi sanıklardan M.R.’nin evinin 20 metre yakınında ele geçirilmiş ise de; sanık M.’in evinde, sanık N.’in aracında ve her iki sanığın üzerinde yapılan aramalarda herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış olup, ele geçen uyuşturucu maddenin de sanıklara ait olduğunu gösterir somut bilgiler içermeyen ve kim tarafından da yapıldığı belli olmayan ihbar dışında, sanıkların yüklenen suçu işlemediklerine ilişkin savunmalarının aksine her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığı gözetildiğinde, sanıkların atılı suçu işlediği hususu şüphe boyutunda kalmaktadır.

    Mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için suçun her türlü şüpheden uzak bir şekilde sabit olması gerekmekte olup, aksi durumda evrensel bir ilke olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca, sanıkların beraatına hükmolunmalıdır.Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak ve mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, ayrıca bozma nedeni gözönüne alınarak infaza başlanılmış olması halinde sanıkların cezasının infazının durdurulmasına ve tahliyelerine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhal salıverilmeleri için yazı yazılmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi; itirazın reddi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.


    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 03.04.2014 gün ve 12972-2325 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,3- Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.06.2013 gün ve 147-280 sayılı hükmünün, sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak ve mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden mahkumiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,4- Bozma nedenine göre infaza başlanılmış olması halinde sanıkların cezasının infazının durdurulmasına ve tahliyelerine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadıkları takdirde derhal salıverilmelerinin temini için yazı yazılmasına,5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.03.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğu ile, karar verildi.

    Ceza Davasında Karar Duruşması Ne Demek ?

    Daha fazla bilgi için bize ulaşın.

  • UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ BERAAT

    UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ BERAAT

    Telefon kayıtlarına bakılarak uyuşturucu ticaretinden ceza verilebilir mi ?

    Telefon kayıtlarına bakılarak kişilerin uyuşturucu ticareti yaptığı yönünde bir hüküm kurulabilmesi için başkaca somut delillerin varlığı da gerekmektedir. Yalnızca kişiler arasında telefon ve arama kayıtları baz alınarak ceza verilmesi ceza hukukunun genel ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.

    Konu hakkında Yargıtay 10.Ceza Dairesi kararına bakalım

    Özet : Sanıklar hakkında telefon kayıtlarına dayanılarak, savunmalarının aksine, uyuşturucu madde ticareti yapmaktan hüküm kurulmuştur. Hükmün dayandırıldığı telefon kayıtları atılı suçun işlendiği konusunda kesin ve yeterli delil oluşturmadığından mahkemece verilen kararların bozulması gerekmiştir.

    Kaçakçılık Eroin Kokain Uyuşturucu Metanfetamin Captagon Operasyon Narkotik Kaçak İçki Sahte İçki Sigara Kaçakçılık Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - Avukatı

    T.C.

    Yargıtay

    10. Ceza Dairesi
    Esas : 2011/26372

     Karar : 2014/1250

     Karar Tarihi : 24.02.2014
    Dosya incelendi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
    A) Sanıklar Ali, Cemâl ve Haşan hakkındaki hükümlerin incelenmesi Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanıkların müdafiilerinin ve sanık Ali’nin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
    B) Sanık Aydın hakkındaki hükmün incelenmesi: Hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayrı soruşturma yapılan Furkan’ın soyut beyanı ile somut olay ve olgularla örtüşmeyen telefon konuşmaları dışında, sanığın üzerinde ele geçirilen 0,02 gramdan ibaret eroini, savunmasının aksine, satmak için bulundurduğuna veya suçları sabit olan diğer sanıkların fiillerine iştirak ettiğine ilişkin kesin ve yeterli delil bulunmadığı, sabit olan fiilinin “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçunu oluşturduğu gözetilmeden, “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün (BOZULMASINA),
    C) Sanık Ali S… hakkındaki hükmün incelenmesi: Kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde bulunmayan sanığın savunmasının aksine, diğer sanıkların suçlarına iştirak ettiğine veya ele geçen uyuşturucu maddelerle ilgisi olduğuna ilişkin, somut olay ve olgularla örtüşmeyen telefon görüşmeleri dışında, kuşku sınırlarını aşan kesin ve yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün (BOZULMASINA),
    D) Sanık Ali A… hakkındaki hükmün incelenmesi: Sanığın, suçu sabit olan babası Haşan ile uyuşturucu maddenin ele geçirildiği evde birlikte oturması dışında, atılı suçu işlediğine ilişkin, kuşkuyu aşan kesin ve yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkında beraat yerine mahkûmiyet hükmü kurulması, Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün (BOZULMASINA), 24.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    İYİ HAL İNDİRİMİ NE DEMEKTİR ?

    Detaylı bilgi için bize ulaşın.

  • UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ

    UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ

    Özet : Birden fazla alım olduğundan bahisle TCK’nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı, somut olayda sanığın ağır olan hareketinin 04.07.2010 tarihinde gerçekleştirdiği kokain satma eylemi olup bu suç nedeniyle cezalandırılması ve 03.07.2010 tarihli eylemi sonucu verilen ve daha önce kesinleşen sonuç 4 yıl 2 ay hapis cezasının mahsubu gerektiği gözetilmeden, birden fazla uyuşturucu madde sattığı kabul edilerek sanık hakkında zincirleme suçla ilgili TCK’nın 43. maddesinin uygulanması, yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
    T.C.Yargıtay10. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/2758 Karar : 2017/26 Karar Tarihi : 10.01.2017
    Dosya incelendi.GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
    I) Hükümlüler … ve … hakkında Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 08.06.2011 tarihli 2011/9 esas 2011/189 sayılı kararı ile zincirleme olarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen ve 21.01.2014 tarihinde kesinleşen mahkûmiyet hükümlerine yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazının incelenmesi: İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
    A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER
    Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanıklar … ve … hakkında, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu 08.06.2011 tarihinde 2011/9 esas ve 2011/289 karar sayı ile zincirleme olarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş, hüküm sanık tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizce 21.01.2014 tarihinde 2012/53 esas ve 2014/516 karar sayı ile hükümlerin onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Dairemizin bu kararına itiraz edilmiştir.
    B) İTİRAZ NEDENLERİ:
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz yazısında; ” Antalya 3 üncü Ağır Ceza Mahkemesi, 8.6.2011 gün ve 9-189 sayılı kararı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, sanık …’nın 5237 Syl. TCK 188/3, 4, 43/1, 62, 52, 52/4, 53/1, 58, 63, 54 üncü maddeleri uyarınca 7 yıl 9 ay 22 gün hapis ve 2.046 TL adli para cezası, sanık …’nın, 5237 Syl. TCK 188/3, 4, 43/1, 62, 52, 52/4, 53/1, 63, 54 üncü maddeleri uyarınca 7 yıl 9 ay 22 gün hapis ve 2.046 TL adli para cezası ile tecziyelerine karar vermiştir.5237 sayılı TCK’nın 43 üncü maddesinin uygulanmasına ilişkin yerel mahkemenin kabulü yerinde değildir. Şöyleki; esas olan gizli soruşturmacı görevlinin, bir suç işlendiğini tespit ettiğinde suç işleyeni yakalayıp yargı önüne çıkarmasıdır. Somut olayda gizli soruşturmacı 4.7.2010 tarihinde sanıklardan kokain almıştır. Böylece satmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu belirlenmiş ve delil elde edilmiştir. Buna rağmen gizli soruşturmacının sanıkları yakalamayıp, 5.7.2010 ve 28.7.2010 tarihlerinde tekrar uyuşturucu madde alması gereksizdir. Gizli soruşturmacı tarafından sanıklardan yeniden uyuşturucu maddeler alınması, ayrıca suç oluşturmamalıdır. Bu sebeple, zincirleme suç hükümleri uygulanarak sanıklara fazla ceza verilmemelidir.Ayrıca; sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 62 ve 52 inci maddelerinin tatbiki sonrasında, sonuç olarak 1.860 TL yerine 2.046 TL fazla adli para cezaları belirlenmesi yasaya aykırıdır.” denilerek Dairemizin onama kararının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün bu sebeplerle bozulması istenilmiştir.
    C) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
    Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi doğrultusunda, Antalya 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nce 23.06.2010 tarihinde, Antalya İli … bölgesinde uyuşturucu madde satışı yapanların tespiti için “gizli soruşturmacı” görevlendirilmesine karar verilmiştir. Gizli soruşturmacılardan üçü 04.07.2010 tarihinde 50 TL verip sanıklardan 0,08 gram kokain almışlar, ancak sanıkları yakalama yoluna gitmemişlerdir. Aynı gizli soruşturmacılar 05.07.2010 tarihinde sanık …’dan 50 TL karşılığında 0,07 gram kokain ve 28.07.2010 tarihinde …’nın yönlendirmesi üzerine hakkındaki hüküm kesinleşen diğer sanık …’dan 30 TL karşılığında 0,1 gram kokain ile son olarak 03.08.2010 tarihinde sanık … ile birlikte hakkındaki hüküm kesinleşen diğer sanık …’tan 0,045 gram kokain satın almışlardır. Daha sonra 19.10.2010 tarihinde sanıkların birlikte kaldığı evlerinde yapılan aramada ise 0,85 gram kokain ele geçirilmiştir. Gizli soruşturmacıların 04.07.2010 tarihinde sanıklardan kokain almaları üzerine sanıkların “satmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçu belirlenmiş ve bu suçun delili elde edilmiştir. Buna rağmen daha sonra sanıklardan tekrar kokain almaları hem gereksizdir hem de görevleri kapsamında değildir. Öte yandan, gizli soruşturmacıların asıl amacı “uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak” değil, “suçu ve failini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmekten ibaret” olduğundan, gerçek anlamda bir “alım-satım” da söz konusu değildir. Sanıkların hareketlerinin bütünüyle “uyuşturucu maddeyi satışa arzetme” suçunu oluşturduğu ve zincirleme suçun söz konusu olmadığı anlaşıldığından, sanık hakkındaki itirazın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
    D) KARAR: Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İTİRAZININ KABULÜNE,2- Dairemizin 21.01.2014 tarihli 2012/353 esas ve 2014/516 karar sayılı … ile … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin ONAMA KARARININ KALDIRILMASINA,3- Sanıklar … ve … hakkında zincirleme olarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:Mahkemece sanıklar hakkında adli para cezası 1860 TL yerine 2046 TL olarak fazla belirlenmiş ise de; Mahkemece bu aykırılık ek kararlar ile düzeltilerek infaza verildiği anlaşıldığından itiraz yazısında belirtilen bu yöndeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içerisindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenler dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;Antalya 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 23.06.2010 tarihinde “alıcı görevli” görevlendirilmesi kararı uyarınca 04.07.2010 tarihinde üç alıcı görevlinin 50 TL karşılığında sanıklardan kokain aldıkları, aynı alıcı görevlilerin 05.07.2010 tarihinde sanık …’dan 28.07.2010 ve 03.08.2010 tarihlerinde sanık …’ten kokain aldıkları, daha sonra 19.10.2010 tarihinde sanıkların ikametinde yapılan aramada 0,85 gram kokain ele geçirildiği olayda, kolluk görevlilerinin değişik tarihlerdeki satın alma ve ev arama işlemlerinin suç delillerini elde etmeye yönelik çalışmalar olduğu, dolayısıyla kolluk görevlilerinin gerçek iradelerinin uyuşturucu madde satın alma değil, suç delilini elde etme olduğundan, somut olayda “uyuşturucu madde satma”nın gerçekleşmediği; böylece sanıkların hareketlerinin bütünüyle “uyuşturucu maddeyi satışa arzetme” suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanıkların birden fazla kez uyuşturucu madde sattığı kabul edilerek haklarında zincirleme suçla ilgili TCK’nın 43. maddesinin uygulanması,Yasaya aykırı sanıkların müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin BOZULMASINA,II) Sanık … hakkında Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18.09.2014 tarihli 2014/123 esas 2014/326 sayılı kararı ile zincirleme olarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün temyizen incelenmesi:Bozmaya uyulduğu, yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;Sanığın uyuşturucu madde sattığına ilişkin edinilen bilgiler üzerine, alıcı görevlilerin 03.07.2010 tarihinde 20 TL verip sanıkla birlikte hareket eden hakkındaki uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü kesinleşen diğer sanık …’dan 2 gram esrar aldıkları, aynı görevlilerin 04.07.2010 tarihinde sanıkla birlikte hareket eden haklarındaki uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri kesinleşen diğer sanıklar … Kaya ile …’dan 50 TL karşılığında 0,08 gram kokain aldıkları; kolluk görevlilerinin gerçek iradesinin uyuşturucu madde satın alma değil, suç delilini elde etme olduğundan, somut olayda “uyuşturucu madde satma”nın gerçekleşmediği; böylece sanığın hareketlerinin bütünüyle “uyuşturucu maddeyi satışa arzetme” suçunu oluşturduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.04.2015 tarih 2014/10-848 esas ve 2015/316 sayılı kararında da “şüphelinin ilk alımdan sonra yakalanmayarak görevlilerce birden fazla alım yapılması durumunda da, esasen tek bir alım olayı ile şüphelinin satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu ve suçunun delilleri ortaya çıktığından, şüphelinin sonraki alımlara konu uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi önceki alımlardan sonra temin ettiğine ilişkin delil bulunmadığı ahvalde, satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmanın temadi ettiği kabul edilip, hareketin en ağırına göre ceza verilecektir” şeklinde belirtildiği üzere birden fazla alım olduğundan bahisle TCK’nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı, somut olayda sanığın ağır olan hareketinin 04.07.2010 tarihinde gerçekleştirdiği kokain satma eylemi olup bu suç nedeniyle cezalandırılması ve 03.07.2010 tarihli eylemi sonucu verilen ve daha önce kesinleşen sonuç 4 yıl 2 ay hapis cezasının mahsubu gerektiği gözetilmeden, birden fazla uyuşturucu madde sattığı kabul edilerek sanık hakkında zincirleme suçla ilgili TCK’nın 43. maddesinin uygulanması,Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 10.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • Uyuşturucu Madde Ticareti

    Uyuşturucu Madde Ticareti

    T.C.Yargıtay10. Ceza Dairesi

    Esas No : 2016/1275Karar No : 2016/1231Karar Tarihi : 15.4.2016 
    Suç : Uyuşturucu madde ticaretiSuç Tarihi : 13.07.2014
    İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER :Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık U.. G.. hakkında Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu 25/08/2015 tarihinde 2015/295 esas ve 2015/298 karar sayı ile mahkûmiyetine karar verilmiştir.Hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir.Dairemizce 19/02/2016 tarihinde … esas ve…. karar sayı ile sanık hakkındaki hükmün, olay yerini kapsayan önleme araması kararı olup olmadığının araştırılması varsa getirtilip duruşmada okunması ve denetime imkan verecek şekilde dosyada bulundurularak sonucuna göre tartışılması gerektiği belirtilerek, bozulmasına karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Dairemizin onama kararına itiraz edilmiştir.B) İTİRAZ NEDENLERİ :Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz yazısında özetle; Ceza muhakemesi hukukumuzun delil serbestliği ilkesini benimsediği, kanıtları değerlendirmede de hakime tam bir serbestlik tanındığı, delillerin hukuka uygun yöntemlerle toplanmasının zorunlu olduğu, Anayasa’nın 38’inci maddesinin 6’ıncı fıkrası ile CMK’nın 206’ıncı maddesinin 2’inci fıkrasının (a) bendi, 217’inci maddesinin 2’inci fıkrası, 230. maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendi ve 289’uncu maddesinin 1’inci fıkrasının (i) bendi uyarınca, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alınamayacağı,Somut olayda, 13.07.2014 tarih saat 00.50’de düzenlenen olay, yakalama ve muhafaza altına alma tutanağına göre, Ki… Mahallesi, 2734 Sokak, Sarıçam Deresi kenarında, market önünde bekleyen, iki şahıstan sanığın, ekipleri görünce kaçması ve dere içerisinde yakalanması sonrasında, sanığın üzerinde ve trafo altında uyuşturucu maddeler ele geçirildiği, sanık üzerindeki ve trafo altındaki aramanın, Adana 3’üncü Sulh Ceza Mahkemesi’nin 11.07.2014 tarih 2014/1608 sayılı, Adana il sınırı polis sorumluluk bölgelerindeki araçlar, şahıslar ve şahısların eşyaları üzerinde arama yapılması kararına dayanılarak icra edildiği, 10.03.2016 tarihli yazıları sonrası, Adana 3’üncü Sulh Ceza Mahkemesi’nin 11.07.2014 tarih 2014/1608 sayılı karar örneğinin dosya içerisine alındığı, belirtilen mahkeme kararının, 5271 sayılı CMK’nun 116’ıncı, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 9’uncu ve Adli ve Önleme Arama Kararları Yönetmeliği’nin 18-26 maddelerinde düzenlenmiş, önleme arama kararı olduğu,Kaçan sanığın, suçüstü yakalanması sonrasında, üzerinde 34 adet ekstazi niteliğinde uyuşturucu maddeler ele geçirildiği, suçun sabit olduğu, sanığın da 05.09.2014 tarihli dilekçesinde uyuşturucu madde sattığını, kaçarken uyuşturucu madde ile yakalandığını ikrar ettiği, bozma sonrasındaki tutanak düzenleyicileri beyanlarına göre, sanık gösterimi olmaksızın, zabıtaca yapılan aramada trafo altında 22 rulo esrar niteliğindeki uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği, sanığın suçunun veya ortağının suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardımının olmadığı, sanığın suçüstü, pantolon cebinde 34 ekstazi ile yakalandığı, sanık üzerindeki aramanın, Adli ve Önleme Arama Yönetmeliği’nin 8/f maddesine de uygun olduğu, ele geçirilen uyuşturucu maddelerin, suçun maddi konusu olduğu, mahkeme kararına dayanan aramanın, hukuka aykırı olmadığı, maddenin hükme esas alınmasında isabetsizlik olmadığı, mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek onanması gerektiği belirtilerek, bozma kararı verilmesi yerinde görülmeyerek itiraz edilmiştir.C) YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ İTİRAZIYLA İLGİLİ YASA HÜKÜMLERİ :1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi :(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu’na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.(2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6352 sayılı Kanun’la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
    (3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6352 sayılı Kanun’la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderir
    2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6352 sayılı Kanun’la eklenen):(1) Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308’inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır
    D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ :Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından suç tarihini ve suç yerini kapsayan Adana 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 11.07.2014 tarihli, 2014/1608 D. İş sayılı önleme araması kararı temin edilerek dosya içerisine konulduğundan, itirazın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
    E) KARAR : Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazının KABULÜNE,2- Dairemizin 19.02.2016 tarihli … esas ve …karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,3- Sanık hakkındaki hükmün incelenmesi;Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenin dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA; ancak bu durumun yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK’nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün hüküm fıkrasından çıkarılması ve yerine “Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan durumuna göre, sanık hakkında, TCK’nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına” ibaresinin yazılması suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 15.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • UYUŞTURUCU MADDE TEMİNİ YA DA TİCARETİ

    UYUŞTURUCU MADDE TEMİNİ YA DA TİCARETİ

    Özet : “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir” hükmü gereği, somut olayda, iddianamede gösterilen sanık ve ona yükletilen fiil hakkında kurulması gerektiğinden iddianamede sanık hakkında uyuşturucu madde temin yada ticaretine ilişkin fiil anlatılmadığı gibi TCK’nın 188. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi de bulunmadığı anlaşılmakla sanık hakkında cezalandırılması için kamu davası açıldığı halde, yukarıdaki maddeye aykırı olarak TCK’nın 188/3, 52/2, 53/1-2. maddeleri uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması kanuna aykırı olduğundan verilen BOZMA KARARIDIR. 

    T.C.Yargıtay20. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/2335 Karar : 2017/5698 Karar Tarihi : 01.11.2017
    “İçtihat Metni”Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan hükümlü …’ın, 5237 sayılı TCK’nun 188/3, 52/2, 53/1-2. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 1.200 TL adli para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/347 Esas, 2009/30( İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/425 Esas, 2009/503 Karar) Karar sayılı kararının kanun yararına bozulmasına ilişkin talebi üzerine, ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.
    Dosya incelendi.GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
    A) Konuyla İlgili Bilgiler :
    1-İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24/08/2007 tarih 2007/239 iddianame numaralı iddianamesi ile sanık … hakkında TCK’nın 220/7 maddesi gereğince cezalandırılması talebi ile kamu davası açıldığı,2- Yapılan yargılama sonucunda İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/347 Esas, 2009/30 Karar sayılı kararı Birgül Arpadal’ın örgüte yardım etme suçundan beraatine, TCK’nun 188/3, 52/2, 53/1-2. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 1.200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, doyanın İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapatılması sonrasında dosyanın temyiz incelemesinden döndüğünde İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/425 Esas, 2009/503 Karar sayı numarasını aldığı,Anlaşılmıştır.
    B) Kanun Yararına Bozma Talebi :
    Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, «5271 sayılı CMK’nun 225. maddesi uyarınca hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiil ve failden ibaret olup iddianamade açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak açılmayan davadan yargılama yapılıp hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı, sanık … hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın (CMK’nun 250. MD. İle Görevli) 24/08/2007 tarihli 2007/239 sayılı iddianamesi ile örgüt üyesi olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan TCK’nun 220/7 maddesi gereğince cezalandırılmasının talep edildiği, sanık … hakkında TCK’nun 188/3 maddesinde düzenlenen uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılmasının talep edilmediği halde, mahkemece yapılan yargılama sonucunda; sanığın örgüt üyesi olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan TCK’nun 220/7 maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle açılan davasından sanığın beraatine, aynı kararla sanık …’ün uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nun 188/3, 52/2, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 1.200 TL adli para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmakla;Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunmadığı halde, sanık hakkında kamu davası açılmamış olan uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,Yasaya aykırı olduğundan, İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/425 Esas, 2009/503 Karar sayılı kararının, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesinin 3.fıkrası uyarınca bozulması, aynı maddenin 4.fıkrasının (d) bendi gereğince de bir karar verilmesi, talep ve evrak tebliğ olunur.» denilerek, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05/04/2016 tarih 2016/266 değişik iş karar sayılı kararının bozulması istenmiştir.
    C) Konunun Değerlendirilmesi :
    CMK’nın 225. maddesinde “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir” hükmü mevcut olup; CMK’nın 225. Maddesi gerekçesi doğrultusunda Mahkeme dava edilmeyen bir fiil hakkında kendiliğinden yargılama yapamaz ve hüküm veremez. Bunun doğal sonucu, iddianamede gösterilen fiil hakkında hüküm kurulmasıdır.Hükmün konusunu, iddianamede sınırları belirtilerek dava nedeni yapılan maddî olay (fiil) oluşturur. Diğer bir anlatımla, kamu davasının konusu ile hükmün konusu maddî olay (fiil) bakımından aynıdır. Hüküm, iddianamede gösterilen sanık ve ona yükletilen fiil hakkında kurulması gerektiğinden iddianamede sanık hakkında uyuşturucu madde temin yada ticaretine ilişkin fiil anlatılmadığı gibi TCK’nın 188. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi de bulunmadığı anlaşılmakla sanık hakkında 24/08/2007 tarihli iddianame ile TCK’nın 220/7 ve 53 maddeleri gereği cezalandırılması için kamu davası açıldığı halde, CMK’nın 225. maddesine aykırı olarak TCK’nun 188/3, 52/2, 53/1-2. maddeleri uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması kanuna aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
    D) KARAR : Açıklanan nedenlere göre;İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28/01/2009 tarihli ve 2007/347 esas, 2009/30 sayılı kararının( İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2009 tarih ve 2007/425 Esas, 2009/503 Karar) 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 188/3, 52/2, 53/1-2. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün hükümden çıkarılmasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 01.11.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Call Now