Etiket: ceza avukatı

  • TCK MADDE 272 YALAN TANIKLIK SUÇU

    TCK MADDE 272 YALAN TANIKLIK SUÇU

    Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

    2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

    4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.

    3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; hükmolunur.

    7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.

    8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adlî veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    TCK MADDE 272’NİN GEREKÇESİ
    Madde metninde yalan tanıklık suçu tanımlanmıştır. Birinci fıkraya göre, hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapılması, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Suçun temel şekli açısından tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurulun yemin verdirmeye yetkisinin olmaması gerekir.

    İkinci fıkraya göre ise, yalan tanıklık suçunun mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Suçun maddî unsuru yalan söylemek veya tanıklığın konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgiyi, bilerek, kısmen veya tamamen saklamaktır.

    Yalan söylemek deyimi, tabiî olarak gerçeği inkar etmeyi de kapsamaktadır. Tanık, tanıklığının konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgisini veya gördüğünü tam olarak açıklamakla yükümlüdür. Üçüncü fıkraya göre; kanuni tanımında üst sınırı üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapılması, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Maddenin dört ila sekizinci fıkralarında yalan tanıklık sonucu meydana gelen neticelere göre fail hakkındaki cezanın ne surette tertip edileceği gösterilmektedir.

    TCK MADDE 272 İLE İLGLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    8. Ceza Dairesi

    Esas : 2017/9885 Karar : 2017/11867Karar Tarihi : 25.10.2017
    Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1-Ardahan Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/31 E. sayılı dosyasında görülen davanın soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısı huzurunda yeminli olarak tanık sıfatıyla dinlenen sanığın, 23.02.2011 tarihli duruşmadaki beyanında önceki beyanlarından dönerek görgüye dayalı bilgisinin olmadığını söylemesi karşısında, TCK’nın 274/1. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,

    2- Yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili Cumhuriyet Savcısı önünde, üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren silahla tehdit suçunun kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan sanık hakkında TCK’nın 272/2., 3. maddeleri yerine aynı Kanunun 272/1. maddesi uyarınca uygulama yapılması,

    3- Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işleyen sanık hakkında açıklanan hükümde, CMK.nun 231/11. madde ve fıkrasına aykırı olarak hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesine karar verilmesiYasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. ve 326/son maddeleri gereğince ceza miktarı bakımından kazanılmış hakları saklı kalmak üzere BOZULMASINA, 25.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    12. Ceza Dairesi

    Esas : 2014/4620Karar : 2014/22269 Karar Tarihi : 10.11.2014
    Sanık …’un yalan tanıklık ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından dolayı TCK’nın 38/1. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 272/1 ve 134/1, sanık …’ın yalan tanıklık ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından dolayı TCK’nın 272/1 ve 134/1, sanık …’ın yalan tanıklık suçundan dolayı TCK’nın 272/1. maddeleri gereğince cezalandırılmalarının talep edildiği 26.04.2011 tarihli iddianamede; sanıklar … ve Zeynep Akbağ’ın mahkeme huzurunda gerçeğe aykırı olarak tanıklık yaptıklarının ve sanık …’un diğer sanıkları azmettirdiğinin iddia edilmiş olması karşısında, iddianamedeki anlatımın içeriğinden sanık … hakkında TCK’nın 38/1. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 272/2, sanıklar … ve … haklarında TCK’nın 272/2. maddesinde tanımlanan yalan tanıklık suçundan dava açıldığı,TCK’nın 134/1. maddesinin 1. cümlesinde, suç ve karar tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme uyarınca, “altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası”, karar tarihinden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 81. maddesi ile yapılan değişikliğe göre, “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası”, TCK’nın 272/2. maddesinde ise, “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası” öngörülmüş olup, suç tarihi itibarıyla TCK’nın 272/2. maddesindeki yalan tanıklık suçunun cezasının daha ağır olduğu anlaşılmakla, Katılan vekili tarafından temyiz incelemesine konu edilen eylemlere ilişkin iddianamedeki sevk ve anlatıma, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 6110 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 14. maddesindeki; “Ceza dairelerinde:

    a) Daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde dava açılan belgedeki nitelendirme esas alınır. Açıklama ile sevk maddelerinin uyumsuz olduğu durumlarda, açıklamaya itibar edilir.

    b) Çeşitli suçlara ait davalarda, suçların en ağırını incelemeye yetkili olan daire görevlidir.” hükmüne göre, Yargıtay Kanununun 14. maddesi uyarınca hazırlanan 24.01.2014 gün ve 2014/1 sayılı Yargıtay Büyük Genel Kurul kararı gereğince temyize konu hükümlerin incelenmesi Yargıtay 9. Ceza Dairesine ait bulunduğundan, Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili Daireye GÖNDERİLMESİNE, 10.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 271 SUÇ UYDURMA SUÇU

    TCK MADDE 271 SUÇ UYDURMA SUÇU

    İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis cezası verilir.
    TCK MADDE 271’İN GEREKÇESİ
    Madde, suç uydurma hâlini cezalandırmaktadır. Bu suretle adlî makamları gereksiz olarak işgal etmek veya yanlış yollara yönlendirerek gereksiz yere uğraştırmak cezalandırılmış olmaktadır.
    TCK MADDE 271 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay9. Ceza Dairesi
    Esas : 2012/2633Karar : 2013/5628Karar Tarihi : 09.04.2013
    1- TCK’nın 271. maddesinde tanımlanan suç uydurma suçunun oluşabilmesi için failin, yetkili makamlara, işlenmemiş olan bir suçu, işlenmiş gibi ihbar etmesi gerektiği; aynı Kanunun 270. maddesinde düzenlenen suç üstlenme suçunda ise failin, yetkili makamlara, işlenmiş ya da işlenmemiş bir suçun kendisi tarafından işlendiğini bildirmesi gerektiği,Somut olayda, sanığın 156 jandarma ihbar numarasını arayarak kendisini O. T. olarak tanıttıktan sonra silah ile M. K. tarafından tehdit edildiğini iddia ve ihbar ederek, işlenmemiş olan bir suçun kendisi tarafından işlendiğini bildirmek suretiyle TCK’nın 270. maddesinde tanımlanan “Suç üstlenme” suçunu işlediği, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
    SONUÇ : 2- Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 09.04.2013 tarihinde oyçokluğu ile, karar verildi.
    KARŞI OY
    TCK’nın 270. maddesindeki suçun oluşması için failin gerçeğe aykırı olarak bir suç işlediğini veya bu suça katıldığını bildirmesi gerekir.TCK’nın 271. maddesinde tanımlanan suç ise failin işlenmediğini bildiği bir suçu yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar etmesiyle oluşur. Somut olayda sanık 156 jandarma imdat telefonunu arayarak Baklan ilçesi Konak köyünde kaleşnikof tüfekle tehdit olayı meydana geldiğini ihbar etmiş ve kendisinin O. T., tehdit edenin de M. K. olduğunu belirtmiştir. Sanık TCK’nın 270. maddesi anlamında suç işlediğini belirtmemiş tam aksine başkasının kendine karşı bir suç işlediği iddiasıyla ve bu kasıtla hareket ederek adli makamları yanıltmaya yönelik harekette bulunmuştur. Sanığın belirlenen kastı ve cezalandırılması gereken fiilinin suç üstlenmek değil ancak suç uydurmak suçunu oluşturup yerel mahkemenin suç vasfını tayininde bir isabetsizlik bulunmadığından hükmün TCK’nın 53/1-c maddesinde yer alan hak yoksunluğu yönünden düzeltilerek onanması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun suç vasfına yönelik bozma görüşüne katılmıyoruz
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2011/6089Karar : 2012/19362 Karar Tarihi : 03.10.2012
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Sanığın, karakola başvurarak herhangi bir kişiye suç isnat etmeden, motosikletinin evinin önünden çalındığını bildirmesi eyleminin, 5237 sayılı TCK’nın 271 inci maddesinde düzenlenen suç uydurma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, yasal olmayan ve yetersiz gerekçeyle sanığın beraatine karar verilmesi,
    SONUÇ : Yasaya aykırı ve Üst Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  • TCK MADDE 270 SUÇ ÜSTLENME SUÇU

    TCK MADDE 270 SUÇ ÜSTLENME SUÇU

    etkili makamlara, gerçeğe aykırı olarak, suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren kimseye iki yıla kadar hapis cezası verilir. Bu suçun üstsoy, altsoy, eş veya kardeşi cezadan kurtarmak amacıyla işlenmesi halinde; verilecek cezanın dörtte üçü indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir.

    TCK MADDE 270’İN GEREKÇESİ

    Madde metninde suç üstlenme suçu tanımlanmıştır. Kişi, gerçekte hiç işlenmemiş veya başkası tarafından işlenmiş olan bir suçu kendisinin işlediğinden bahisle, bildirimde bulunmuş olabilir. Bu durumda, suç üstlenme suçu oluşur. Madde metnine göre; bu suçun belli akrabalık ilişkisi içinde bulunulan kişilerin cezadan kurtulması amacıyla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

    TCK MADDE 270 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    9. Ceza Dairesi 

    Esas : 2013/13353 Karar : 2014/4212 Karar Tarihi : 08.04.2014
    5237 sayılı TCK’nın 270. maddesinde tanımlanan suç üstlenme suçunun oluşması için, failin yetkili makamlara gerçeğe aykırı olarak suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirmesi ve üstlenilen fiilin de suç oluşturması gerekir.Sanığın ehliyetsiz ve orta derecede alkollü olarak araç kullanırken polis kontrol noktasında durdurulduğunda azmettirmesi sonucunda R. A.’ın görevlilere aracı kendisinin kullandığını beyan etmesi şeklinde gerçekleşen somut olayda, aracı kullanan sanığın almış olduğu alkol miktarının promil olarak belirlenememesi ayrıca olay tutanağında aracı kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare ettiğine ilişkin bir bilgiye de yer verilmediğinin anlaşılması karşısında sanığın bu şekilde alkollü araç kullanmasının yalnızca idari yaptırım gerektiren kabahati oluşturduğu, ortada üstlenilmesi icabeden işlenmiş bir suç bulunmadığı gözetilmeden unsurları itibariyle oluşmayan suç üstlenme suçuna azmettirmekten sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı bozulmasına, 08.04.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    Suçlu Tutuklu Adalet Hukuk Sistem Anayasa Kanunlar TCK TMK CMUK Yargıç Hakim Savcı Polis Ağır Ceza Mahkeme Sulh Asliye BAM Bölge İdare Adliye Mahkeme Duruşma Ağır Ceza Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    16. Ceza Dairesi 

    Esas : 2016/5506 Karar : 2016/6343Karar Tarihi : 1.12.2016
    Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1- 5237 sayılı TCK’nın 270. maddesinde tanımlanan suç üstlenme suçunun oluşması için, failin yetkili makamlara gerçeğe aykırı olarak suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirmesi ve üstlenilen fiilin de suç oluşturması gerekir.

    Somut olayda ise; hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkumiyet kararı verilen …’ın 108 promil alkollü olarak araç ile seyir halinde iken polisler tarafından yapılan dur ikazlarına uymayıp takip sonucunda aracın şoför mahallinden inerken yakalandığı, bu olaydan bir hafta sonra suça sürüklenen çocuğun emniyet amirliğine gelerek söz konusu aracı kendisinin kullandığını beyan etmesi şeklindeki eylemi trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işleyen …’ın yargılanmasının engellenmesine imkan sağlamaya yönelik olduğu ve suça sürüklenen çocuğun eyleminin TCK’nın 283/1. maddesinde tanımlanan suçluyu kayırma suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    2- Kabul ve uygulamaya göre de;Suça sürüklenen çocuk hakkında tayin edilen kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilirken yasal dayanağı olan TCK’nın 50/1-a maddesinin karar yerinde gösterilmeyerek CMK’nın 232/6. maddesine muhalefet edilmesi,Kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuğun temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, CMK’nın 326/son maddesi uyarınca sonuç ceza yönünden kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 01.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 269 ETKİN PİŞMANLIK

    TCK MADDE 269 ETKİN PİŞMANLIK

     İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir.2) Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.3) Etkin pişmanlığın;a) Mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi,b) Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı,c) Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri, İndirilebilir.4) İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla;a) İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı,b) İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın üçte biri, İndirilebilir.5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/31 md.) Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması gerekir.
    TCK MADDE 269’UN GEREKÇESİ
    Madde metninde iftira suçu açısından etkin pişmanlıkla ilgili düzenleme yapılmıştır.
    TCK MADDE 269 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay6. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/7671Karar : 2018/109Karar Tarihi : 17.01.2018
    l-) Sanık … hakkında yakınan …’ya yönelik kasten yaralama suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;6217 sayılı Yasanın 23. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 272/3-a bendi uyarınca, hükmolunan para cezasının miktarı bakımından hükmün temyizi olanaklı bulunmayıp kesin nitelikte olduğundan 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca sanık … savunmanının temyiz isteminin tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,II-) Sanık … hakkında yakınan Kamile Nemutlu’ya yönelik hırsızlık ve sanıklar …, …, … haklarında iftira suçlarından kurulan mahkumiyet; sanıklar … ve … hakkında yakınan ….’ya yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz incelemelerine gelince;Sanıklar … ve …’nin cezaevinde parmak izi incelemesi neticesi gerçek kimliklerinin ortaya çıkması karşısında; etkin pişmanlıktan söz edilemeyeceği gözetilmeden 5237 sayılı Yasanın 269.maddesinin uygulanması neticesi eksik ceza tayini, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanık …, … ve … savunmanları, katılan … vekili ve o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin istem gibi ONANMASINA, 17.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay21. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/8358Karar : 2016/4885Karar Tarihi : 31.05.2016
    I-…’ın “resmi belgede sahtecilik” suçundan mahkumiyetine dair hükme yönelen temyiz itirazının incelenmesinde;Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle;KARAR : T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,Bozmayı gerektirmiş ise de yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümden TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin olan tüm kısımların çıkartılması ile yerine “TCK’nın 53. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı da gözetilmek suretiyle uygulanmasına” ibaresi eklenmek suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,II-…’ın “başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçundan mahkumiyetine dair hükme yönelen temyiz itirazlarına gelince;Cumhuriyet Başsavcılığının 27.04.2012 gün ve … sayılı iddianeme içeriğinde, başka bir suç nedeniyle yakalanan sanığın, üzerinde kendi fotoğrafı bulunan ancak … adına düzenlenmiş olan nüfus cüzdanını görevlilere ibraz ettiğinin anlatılması ve sevk maddesinde resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmasının talep edildiğinin anlaşılması karşısında, sanık … hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan mahallinde zamanaşımı süresince bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.1- Olay tarihinde hakkında başka bir suç nedeniyle yapılan ihbar sonucu yakalanan sanığın …’ın kimlik bilgilerine göre sahte düzenlenmiş suça konu nüfus cüzdanını ibraz edip, kendisini bu isimle tanıtması şeklinde gerçekleşen somut olayda, mağdur hakkında adli soruşturma başlatıldıktan sonra sanığın alınan ifadesinde gerçek isminin … olduğunu, ibraz etmiş olduğu nüfus cüzdanının sahte olduğunu ikrar ettiğinin anlaşılması karşısında etkin pişmanlığı düzenleyen 269/2. madde hükmü yerine 269/3-a maddesi uygulanmak suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi,Yasaya aykırı,2- T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk ,
    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 31.05.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

  • TCK MADDE 268 BAŞKALARINA AİT KİMLİK VEYA KİMLİK BİLGİLERİNİ KULLANMA SUÇU

    TCK MADDE 268 BAŞKALARINA AİT KİMLİK VEYA KİMLİK BİLGİLERİNİ KULLANMA SUÇU

    İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.
    TCK MADDE 268’İN GEREKÇESİ
    Madde metninde iftira suçunun özel bir işleniş biçimi hakkında düzenleme yapılmıştır.
    TCK MADDE 268 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay11. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/475Karar : 2017/571Karar Tarihi : 01.02.2017
    206.maddesindeki “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak” suçunun oluşabilmesi için, sanığın açıklamaları üzerine oluşturulan resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gereklidir.268.maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşması için; failin işlediği suç sebebiyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması, 267/1. maddesinde tanımlanan “iftira” suçunun oluşması için ise, yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunmak suretiyle işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekir.Somut olayda; yakalama tutanağı içeriğine göre, kolluk üst aramasında üzerinde kriminal rapora göre esrar maddesi bulunan sanığın, kendisi hakkında soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla kolluk görevlilerine kendisini kardeşinin ismi ile tanıtarak, ilgili hakkında uyuşturucu bulundurmaktan dava açılmasına sebebiyet veren sanığın eyleminin, 5237 Sayılı TCK’nun 268/1. maddesinde öngörülen “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde ” resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak” suçundan mahkumiyetine karar verilmesi,Kabule göre de; sanığa 5237 Sayılı Kanun’un 206/1. maddesi gereğince 3 ay hapis cezası verildiği, sanık hakkında 62. madde uygulandığında 2 ay 15 gün hapis cezası yerine 5 ay hapis cezasına hükmedilmesi,
    SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/ son maddesi gereği sonuç ceza itibariyle kazanılmış hakların saklı tutulmasına, 01.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay 16. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/6748 Karar : 2016/1071Karar Tarihi : 18.02.2016
    Suça sürüklenen çocuk hakkında sosyal inceleme raporu alınmamasının gerekçesi kararda belirtildiğinden 5395 Sayılı Kanun’un 35/3. maddesine muhalefet edildiğine dair tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine;Ancak;1- ) İftira suçunun özel bir halini düzenleyen TCK’nın 268. maddesinde öngörülen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için, kişinin işlediği suç sebebiyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması gerektiği, somut olayda, çevreyi rahatsız eden kişilerin bulunduğunun ihbarı üzerine olay yerine giden görevlilere başka dosyalardan araması olabileceğini düşünerek abisi mağdura ait kimlik bilgilerini veren suça sürüklenen çocuğun, dosya içeriğindeki olay tutanağına göre suç teşkil eden fiilinin belirtilmemesi karşısında, eyleminin Kabahatler Kanunu 40. maddesine uygun olduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,2- ) Kabul ve uygulamaya göre ise;a- ) Suça sürüklenen çocuğun mağdur hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma yapılmadan gerçek kimliğini açıklayıp etkin pişmanlıkta bulunması karşısında hakkında TCK’nın 269/1. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,b- ) Adli sicil kaydına göre daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olan suça sürüklenen çocuk hakkındaki kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulama maddesi olarak TCK’nın 50/3, 50 /1-a. maddelerinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine muhalefet edilmesi,
    SONUÇ : Kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 18.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 267 İFTİRA SUÇU

    TCK MADDE 267 İFTİRA SUÇU

     Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır.

    3) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    4) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; iftira eden, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.

    5) Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; hükmolunur.

    6) Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.

    7) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 17/11/2011 tarihli ve E.: 2010/115, K.: 2011/154 sayılı Kararı ile.)

    8) İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.

    9) Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunur. İlan masrafı, hükümlüden tahsil edilir.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    TCK MADDE 267’NİN GEREKÇESİ
    Madde metninde, iftira suçu tanımlanmıştır.İftira, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesiyle oluşur.İftira suçunun konusunu hukuka aykırı fiil oluşturabilir.

    Bu fiilin suç oluşturması şart değildir. Disiplin yaptırımını veya başka bir idari yaptırımı gerekli kılan fiiller de bu suçun konusunu oluşturabilir.Bu isnadın yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle ya da basın ve yayın yoluyla yapılması gerekir.Kişiye karşı suç isnadı ihbar veya şikâyet suretiyle yapılmış olabilir.

    Dolayısıyla, ihbar veya şikâyetin yapılabileceği her makam nezdinde yapılan isnadla iftira suçu işlenebilir. Başlatılmış olan hukuk veya ceza muhakemesi sürecinde davanın tarafı, sanık veya tanık konumundaki kişiler de, bulundukları beyanlarla iftira suçunu işleyebilirler.

    Gazete veya diğer kitle iletişim araçlarında yayın yapılması suretiyle bir kişiye suç isnadında bulunulması hâlinde de iftira suçu oluşur.Cumhuriyet savcıları, kamu adına re’sen soruşturulabilen suçlarla ilgili olarak yayınlanan haberleri ihbar kabul ederek, soruşturma başlatmaktadırlar.

    Bu bakımdan, basın ve yayın yolu ile bir kişiye gerçeğe aykırı olarak hukuka aykırı fiil isnat edilmesi hâlinde, iftira suçu oluşur.Kişiye isnat edilen fiil hiç işlenmemiş olabileceği gibi, kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından işlenmemiş olabilir.

    Kişi suç teşkil eden bir fiili işlemiştir. Fakat bu suça ilişkin ihbar veya şikâyette bulunan, fiile, suç olarak niteliğini değiştirecek bazı eklemelerde bulunmuş olabilir. Şöyle ki; fiil, sahibinin bilgisi ve rızası dışında malını almaktan ibarettir. Ancak, bildirimde bulunan, bunun cebir veya tehditle işlendiği iddiasında bulunmuştur.

    Bu ilâve unsurlar açısından iftira suçu oluştuğunu kabul etmek gerekir.İsnadın belli bir kişiye yönelik olması gerekir. Bu kişinin ismi açıkça belirtilmese bile, yapılacak bir araştırma sonucunda kimliğinin belirlenebilir olması yeterlidir.İftira suçunun oluşabilmesi için, kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişinin bu fiili işlemediğinin bilinmesi gerekir.

    Bu bakımdan, söz konusu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Başka bir deyişle iftira suçu muhtemel kastla işlenemez. Bu suçun oluşabilmesi için, ayrıca, kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla hareket edilmesi gerekir.

    Bu nedenle, iftira suçu açısından failde kastın ötesinde belirtilen amacın varlığı gereklidir.Maddenin ikinci fıkrasına göre, iftira konusunu oluşturan haksız fiilin maddî eser ve delillerinin uydurulması hâlinde, verilecek cezanın belli oranda artırılması gerekmektedir.Maddenin üç ila yedinci fıkralarında, iftira sonucu meydana gelen neticelere göre fail hakkındaki cezanın ne surette tertip edileceği gösterilmektedir.

    Sekizinci fıkrada, iftira suçunda zamanaşımı bakımından sürenin hangi tarihten itibaren başlayacağı hususunda özel bir hüküm yer almaktadır. İsnat edilen suç dolayısıyla yapılan kovuşturma sonucu hükmün kesinleşmesiyle, iftiranın sabit olabileceği ve dolayısıyla takibata girişileceği aşikâr olduğundan böyle bir hükme olan zorunluluk meydandadır.Maddenin son fıkrasında, basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararının, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilân olunması ve ilân masrafının hükümlüden tahsil edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    TCK MADDE 267 İLE İLGLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    13. Ceza Dairesi

    Esas : 2018/5055Karar : 2018/11641Karar Tarihi : 17.09.2018
    Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:Suça sürüklenen çocuğa yüklenen 5237 sayılı TCK.nun 142/1-b, 267/1, 31/2 maddelerine uyan suçların gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre; aynı Yasanın 66/1-e, 67/4. maddelerinde öngörülen 6 yıllık uzamış zamanaşımının hırsızlık suçu bakımından suç tarihi olan 08.05.2009 gününden, iftira suçu bakımından ise TCK 267/8. maddesi gereğince mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarih olan 15/10/2010 gününden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz itirazı ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, suça sürüklenen çocuk hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 17.09.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    Yargıtay

    14. Ceza Dairesi

    Esas : 2017/2168Karar : 2017/6435Karar Tarihi : 14.12.2017
    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;5271 sayılı CMK’nın 225/1. maddesindeki “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylemden ibaret olduğu, açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının kanuna aykırı olduğu,

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 09.10.2007 gün ve 2007/11-44-200 sayılı Kararında da vurgulandığı gibi, bir olayın açıklanması sırasında başka bir hadiseden söz edilmesinin o hadise hakkında da dava açıldığını göstermeyeceği ve dava konusu yapılan eylemin açıklıkla ve bağımsız olarak gösterilmesi gerektiği nazara alınmadan 5271 sayılı CMK‘nın 225/1. maddesine aykırı biçimde, mağduru alıkoyma eylemiyle ilgili olarak usulen kamu davası açılması sağlanmadan, yazılı şekilde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da mahkûmiyet hükmü kurulması,Anayasa Mahkemesinin 10.04.2013 tarih ve 2013/14 Esas, 2013/56 sayılı Kararı ile 5237 sayılı TCK‘nın 267/5. maddesindeki “…süreli hapis cezasına mahkumiyeti halinde, mahkum olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına…” bölümünün, iptaline karar verilerek 10.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi karşısında, sanığın iftira suçu açısından hukuki durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunması,

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Sanığın 17.04.2012 tarihli savcılık beyanı ile iftirasından dönerek etkin pişmanlık gösterdiği anlaşılmasına rağmen, hakkında TCK’nın 269. maddesinin uygulanmaması,Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 14.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

  • TCK MADDE 266 KAMU GÖREVİNE AİT ARAÇ VE GEREÇLERİ SUÇTA KULLANMA SUÇU

    TCK MADDE 266 KAMU GÖREVİNE AİT ARAÇ VE GEREÇLERİ SUÇTA KULLANMA SUÇU

    Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış ise, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
    TCK MADDE 266’NIN GEREKÇESİ
    Madde metninde, kamu görevlisinin görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanması, ilgili suç açısından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Ancak, bunun için, kanunda kamu görevlisi sıfatının ilgili suçun bir unsuru olarak öngörülmemiş olması gerekir.
    TCK MADDE 266 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay2. Ceza Dairesi 
    Esas : 2008/1132Karar : 2008/7878Tarih : 30.04.2008
    5237 sayılı TCK’nın 6. maddesi uyarınca sanığın kamu görevlisi olduğunun ve oluşa ve dosya içeriğine göre sanığa atılı suçun oluştuğunun kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, dosya içeriğine göre …sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;1- 5237 sayılı TCK’nın 266. maddesindeki görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında cezanın artırılabilmesi için araç ve gerecin suçun işlenmesinde kolaylık sağlaması ve normal fonksiyonunda kullanılması zorunlu olduğu cihetle, sanığın eyleminde bu şartların gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde anılan madde gereğince cezasında artırım yapılara fazla ceza tayini,2- Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CYY’nin 231. maddesi uyarınca hükmolunan cezanın tür ve s esine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, Üst Cumhuriyet Savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi ( BOZULMASINA ), 30.04.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/19968Karar : 2017/14439Karar Tarihi : 15.05.2017
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Sanığa yükletilen tehdit eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,Olay tarinde nizamiye nöbetiçisi olan sanığın, mağdurun kendisine vurup hakaret etmesi üzerine silahını tam dolu hale getirme biçimde kabul edilen tehdit eylemini, görevi gereği elinde bulundurduğu silahla gerçekleştirdiği ve TCK’nın 266. maddesi gereğince cezada artırım yapılması gerektiği gözetilmemiş ise de; karşı temyiz olmadığından bozma yapılmayacağı,Anlaşıldığından sanık …’nın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 15/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 265 GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME SUÇU

    TCK MADDE 265 GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME SUÇU

     Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
    TCK MADDE 265’İN GEREKÇESİ
    Madde metninde, görevini yaptırmamak için kamu görevlisine direnme fiilleri suç olarak tanımlanmıştır.Birinci fıkrada, kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanılması hâlinde verilecek ceza belirlenmiştir. Bu suçun oluşması için kullanılan cebrin kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değerlendirilebilecek boyutta olması gerekir. Aksi takdirde, dördüncü fıkra hükmüne göre uygulama yapmak gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında ise, direnilen kamu görevlisinin yargı görevi yapan kişi olması, bu suç açısından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Üçüncü fıkraya göre, suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza artırılacaktır. Keza, dördüncü fıkrada, suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâli, cezanın artırılması sebebi olarak kabul edilmiştir. Son fıkraya göre, bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. TCK MADDE 265 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay 18. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/37354 Karar : 2017/9511Karar Tarihi : 25.09.2017
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede: Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında TCK’nın 58. maddesi uygulanmamış ise de, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;1- )Sanığın, hakaret suçunu birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlemiş olması sebebiyle TCK’nın 125/3-a maddesiyle belirlenecek cezada, anılan Kanunun 43/2. maddesi uyarınca artırım yapılması gerekirken, sanık hakkında dört ayrı hakaret suçundan hüküm kurulmak suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi,2- ) TCK’nın 265. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suç tipinde; hareketin “cebir veya tehdit” şeklindeki icrai davranışlarla işlenebileceğinin öngörüldüğü ve belirtilen tipik hareketleri içermeyen pasif direnme fiillerinin bu suçu oluşturmayacağı göz önüne alındığında; sanığın, kendisine müdahale eden mağdur polis memuruna yönelik eyleminde tehdit ve cebir unsurlarının ne şekilde gerçekleştiği ve sanığın polis memuruna karşı ne şekilde direndiği kanıtlara dayalı olarak açıklanıp, yeterince tartışılmadan hüküm kurulması,3- ) Kabule göre de; Görevi yaptırmamak için direnme suçunun, birden fazla mağdura karşı aynı eylemle gerçekleştirmesine rağmen TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanmaması, SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 Sayılı CMUK’nın 326/ son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 25.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay18. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/20690Karar : 2017/2262 Karar Tarihi : 28.02.2017
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir;Ancak;1-) Sanığın hakaret eylemini, katılanlara karşı aynı suç işleme kararı kapsamında gerçekleştirmesi karşısında, TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın artırılması gerektiği gözetilmeden, iki kez hüküm kurularak fazla ceza tayini,2-)Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı ve kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi karşısında, TCK’nın 61. maddesi gereğince temel ceza belirlenirken, aynı Kanunun 125/3-a ve c maddesindeki iki nitelikli halin gerçekleştiği gözetilerek, alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle ceza tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,3-) Sanığın, görevi yaptırmamak için direnme eylemini, birden fazla görevliye karşı bir suç işleme kararı kapsamında tek bir fiil ile gerçekleştirmesine karşın, TCK’nın 43/2. maddesi uygulanmaması,4-) TCK’nın 265. maddesinde “görevi yaptırmamak için direnme” başlığıyla “seçenekli hareketli” ve “amaçlı bir fiil” olarak düzenlenen ve görevin yapılmasını önleme maksadıyla kamu görevlisine karşı gelinmesi eylemleri cezalandırılan suç tipinde; hareketin icra vasıtalarının “cebir veya tehdit” şeklindeki icrai davranışlarla işlenebileceğinin öngörüldüğü, tehdit eyleminin görevi yaptırmamak için direnme suçunun unsuru olduğu gözetilmeden ayrıca tehdit suçundan hüküm kurulması,5-)Tekerrüre esas alınan önceki mahkumiyetin, kesin nitelikteki adli para cezasından ibaret olması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 58. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,6-)TCK’nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına dair hükmün, Anayasa Mahkemesi’nin, 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı kararıyla, iptal edilmiş olması nedeniyle, uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması,
    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş ve O Yer Cumhuriyet Savcısı’nın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmekle, tebliğnameye uygun olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 28.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 264 ÖZEL İŞARET VE KIYAFETLERİ USULSÜZ KULLANMA SUÇU

    TCK MADDE 264 ÖZEL İŞARET VE KIYAFETLERİ USULSÜZ KULLANMA SUÇU

     Bir rütbe veya kamu görevinin veya mesleğin, resmi elbisesini yetkisi olmaksızın alenen ve başkalarını yanıltacak şekilde giyen veya hakkı olmayan nişan veya madalyaları takan kimseye üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.2) Elbisenin sağlayacağı kolaylık ve olanaklardan yararlanarak bir suç işlenirse, yalnız bu fiilden ötürü yukarıdaki fıkrada belirtilen cezalar üçte biri oranında artırılarak hükmolunur.

    TCK MADDE 264’IN GEREKÇESİ
    Maddenin birinci fıkrasında, bir rütbe ya da kamu görevinin veya mesleğin resmî elbisesini yetkisi olmadan alenen ve başkalarını yanıltacak şekilde giymek veya hakkı olmadığı hâlde belirli nişan veya madalyaları takmak suç olarak tanımlanmıştır.Elbisenin ait olduğu kamu görevine ilişkin işlerin yapılmasına teşebbüs edilmesi, ayrı bir suç oluşturur. Bu durumda ayrıca yukarıdaki madde hükmüne göre cezaya hükmetmek gerekir.Maddenin ikinci fıkrasında, haksız olarak giyilen elbisenin sağlayacağı kolaylık ve olanaklardan yararlanılarak suç işlenmesi hâlinde, elbise giymeye ait cezanın artırılacağı açıklanmıştır. Böylece hem haksız elbise giymenin cezası artırılacak ve hem de işlenen suçtan dolayı ceza verilecektir.
    TCK MADDE 264 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/47211Karar : 2017/3351Karar Tarihi : 7.02.2017
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede;1-Görgü tanığı bulunmayan olayda, sanığın aşamalarda tehdit suçunu işlemediğini belirtmesi karşısında, mağdurun anlatımının sanığının savunmasına neden üstün tutulduğu açıklanıp tartışılmadan yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,2-Sanığın, yol meselesi yüzünden karşı tarafla tartıştığı sırada olay yerine polislerin geldiği, sanığın da, kendisini polis olarak tanıtıp polis kartına benzer bir kartı göstermesi üzerine polislerin bu karta bakarak kartın polis tanıtma kartı olmadığını belirttikleri şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın gösterdiği polis kartının 2933 sayılı Kanunda düzenlenen madalya ve nişanlardan olmadığı nazara alınarak, TCK`nın 264. maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının ne suretle oluştuğu yöntemince değerlendirilmeden yetersiz gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi,3-Tehdit suçu yönünden ise kabule göre; sanığın müştekiye söylediği kabul edilen “ben polisim senin aracını bağlatırım” şeklindeki sözlerin, TCK`nın 106/1. madde ve fıkrasının ikinci cümlesinde tanımlanan, takibi şikayete bağlı sair tehdit suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılmadan aynı madde ve fıkranın birinci cümlesi gereğince hüküm kurulması,Kanuna aykırı ve sanık …’un temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK`nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay5. Ceza Dairesi
    Esas : 2013/15183Karar : 2015/17637Karar Tarihi : 22.12.2015
    Sanığın, telefon satışı sırasında seyyar satıcılara gösterdiği metal polis rozetinin (armasının) 2933 sayılı Kanunda düzenlenen madalya ve nişanlardan olmadığı nazara alınarak TCK’nın 264. maddesinde düzenlenen ve maddi unsurları “Bir rütbe veya kamu görevinin veya mesleğin, resmi elbisesini yetkisi olmaksızın alenen ve başkalarını yanıltacak şekilde giyen veya hakkı olmayan nişan veya madalyaları takan kimseye..” şeklinde düzenlenen özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma suçunun oluşmadığı anlaşılmakla, sanığın beraati yerine yazılı ve yeterli olmayan gerekçelerle mahkumiyetine karar verilmesi,Kanuna aykırı, sanığın ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 263 KANUNA AYKIRI EĞİTİM KURUMU AÇMA

    TCK MADDE 263 KANUNA AYKIRI EĞİTİM KURUMU AÇMA

    Mülga – 17/4/2013-6460/13 md.)
    TCK MADDE 263’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde kanuna aykırı eğitim suçu tanımlanmıştır.
    TCK MADDE 263 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2010/27809Karar : 2012/19206 Karar Tarihi : 02.10.2012
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;1- Sanığın üzerine atılı “kanuna aykırı eğitim kurumu açma ve işletme” suçunun maddi unsurunun oluşabilmesi için, suça konu eğitim faaliyetinin “kurumsal nitelikte” bulunması gerekir.Bir faaliyetin kurumsal olarak yapıldığının kabul edilmesi için birtakım özellikler bulunmalıdır. Buna göre eğitim çalışmasının bina, araç, gereç, personel gibi değişik birim ve fonksiyonlarıyla bir kurumun niteliklerine tam anlamıyla sahip olması, süreklilik arzetmesi ve herkese açık bir şekilde yapılması zorunludur. Bu özelliklere sahip olmayan eğitim faaliyetleri de “kurumsal” olarak kabul edilemeyeceği için TCK’nın 263. maddesinde düzenlenen suçu oluşturmayacaktır. Somut olayda; sanığın, evinin yan tarafında bulunan binada çay ocağı olarak kullanılan birinci katın üstünde bulunan suça konu yerin, kurumsal nitelikte çalıştırılıp çalıştırılmadığı araştırılıp tartışılmadan, yetersiz ve yerinde olmayan gerekçeyle hükümlülük kararı verilmesi,2- Kabule göre de;a- 5237 sayılı TCK’nın 263. maddesinde hapis cezası yanında seçenekli olarak adli para cezası da öngörülmesi karşısında, hapis cezasının tercih edilmesine ilişkin gerekçe gösterilmeden hüküm kurulması,b- Sabıkasız olan sanık hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 231/6. maddesinde öngörülen ölçütlerin irdelenmesi, objektif dosya içeriği ile uyumlu, fiile ve faile uygun, adil ve makul bir gerekçe gösterilmesi yerine olumsuz kanaatin dayanaklarının neler olduğu gerekçelendirilmeden, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle anılan hükümlerin uygulanmamasına karar verilmesi,
    SONUÇ : Yasaya aykırı ve Garbi müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2011/4628 Karar : 2012/18915Karar Tarihi : 01.10.2012
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Kanuna aykırı eğitim kurumu suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 263. maddesine göre suçun oluşabilmesi için eğitim kurumunun açılış veya işletiliş koşulları bakımından kanuna aykırı olması yanında failin eğitim kurumu “açan” veya “işleten” kişi olması da gerekir. Buralarda öğretmen, eğitimci, işçi gibi bir sıfatla çalışanlar, aynı zamanda kanuna aykırı eğitim kurumunu “açan” ya da “işleten” değilse, suçta kanunilik ilkesi gereğince suçun faili olmayacaktır. Yargılamaya konu somut olayda; 5 ila 12 yaş arasında çocukların bulunduğu yerin, yasal düzenlemelere göre açılıp açılmadığı, ne tür bir eğitim faaliyetinde bulunduğu il milli eğitim müdürlüğünden sorulup, açılan dava il milli eğitim müdürlüğüne duyurularak hazırlanacak müfettiş raporu dosyaya getirtilip, sanıkların eğitim kurumu açan ya da işleten kişilerden olup olmadıkları araştırılıp, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden eksik kovuşturma ile hükümlülük kararları verilmesi,
    SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanıklar Emine, Şehri, Funda ve Hüseyin müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 01.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Call Now