TCK MADDE 282’İN GEREKÇESİ
Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerine meşruiyet görüntüsü verilerek ekonomik sisteme sokulması, suç işlemenin kazanç elde etme açısından cazip bir yol olarak görülmesine neden olmaktadır. Suç işlemek suretiyle veya dolayısıyla elde edilmiş olan ekonomik değerlerin meşruiyet görüntüsü kazandırılarak ekonomik sisteme sokulması, aynı zamanda suç delillerinin değiştirilmesi, gizlenmesi ve dolayısıyla, suçlunun kayrılması sonucunu doğurmaktadır. Bu düşüncelerle, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin, yurt dışına transfer edilmesi veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek ve meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutulması, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun konusunu suçtan kaynaklanan malvarlığı değerleri oluşturmaktadır. Bu malvarlığı değerlerinin elde edildiği suçun türü veya mahiyeti önemli değildir. Önemli olan, bu suçun konusunu oluşturan ekonomik değerlerin, başka bir suçun işlenmesi suretiyle veya dolayısıyla elde edilmiş olmasıdır. Söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır. Birinci seçimlik hareket, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin yurt dışına transfer edilmesidir. Bu seçimlik hareketin gerçekleştirilişi sırasında, yurt dışına transfer edilen malvarlığı değerlerinin suçtan elde edilmiş olduğunun bilinmesi gerekir. Başka bir deyişle, bu seçimlik hareket açısından kastın varlığı yeterlidir.İkinci seçimlik hareket ise, serbest hareket olarak belirlenmiştir. Bu hareketler açısından önemli olan, bunların gerçekleştirilişi sırasında güdülen amaçtır. Başka bir deyişle, suçtan elde edilen malvarlığı değerlerinin, gayrimeşru kaynağını gizlemek ve meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutulması gerekir. Bu işlemler, değişik şekillerde gerçekleşebilir. Örneğin, yurt dışında işlenmiş olan bir suçtan kaynaklanan gelirin, meşru yolla elde edilmiş bir para görüntüsüyle yabancı sermayeyi teşvik mevzuatı çerçevesinde ülkeye sokulması hâlinde de bu suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir.Maddenin ikinci fıkrasında bu suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli düzenlenmiştir. Buna göre, söz konusu suçun kamu görevlisi tarafından görevini yaparken ve görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanarak ya da belli bir meslek sahibi kişi tarafından mesleğinin icrası sırasında ve sağladığı kolaylıktan yararlanarak işlenmesi hâlinde, ceza artırılacaktır.Üçüncü fıkrada, bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın belli oranda artırılması öngörülmüştür. Ancak, belirtilmelidir ki, bu suçtan dolayı verilecek artırılmış ceza, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı ayrıca cezalandırılmaya engel teşkil etmemektedir.Dördüncü fıkraya göre, bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.Maddenin beşinci fıkrasında bu suçla ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini gizleme nedeniyle kovuşturma başlamadan önce, bu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu suç nedeniyle cezaya hükmolunmayacaktır.
TCK MADDE 282 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay16. Ceza Dairesi
Esas : 2017/1360Karar : 2017/4303 Karar Tarihi : 31.05.2017
1- Suç tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’nın 282/1. maddesine göre atılı suçun oluşabilmesi için “alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin, yurt dışına çıkarılması veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tabi tutulmasının ve aklamaya konu değerlerin “öncül suç” olarak adlandırılan bir suçtan elde edilmiş olması gerektiği” gözetilerek, Adli Sicil kayıtlarına göre, sanıklar … ve …’nun suç tarihlerini kapsar şekilde sigara kaçaklığı suçundan mahkumiyetlerinin bulunmadığı, sanık …’in mahkumiyetine konu ilamların ise 4926 sayılı Kanunun 4/a-2. maddesi uyarınca adli para cezası gerektiren suçlara ilişkin olduğunun anlaşılması karşısında, aklamaya konu malvarlığı değerlerinin “hangi öncül suçtan” elde edildiğinin ve sanıkların bu öncül suçtan bir mahkumiyetinin bulunup bulunmadığı kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilip öncül suçun TCK’nın 282/1. maddesindeki unsurları taşıyıp taşımadığı da karar yerinde tartışılmaksızın yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,2- Kabul ve uygulamaya göre de;a) Suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’nın 282/1. maddesinde 26.06.2009 tarihli ve 5918 sayılı Kanunun 5. maddesi ile yapılan değişiklikbakımından, TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddeleri uyarınca, lehe kanun değerlendirmesi yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,b) TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve … ile sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 31.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay23. Ceza Dairesi
Esas : 2015/4510 Karar : 2015/1394 Karar Tarihi : 11.05.2015
Sanıkların, fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun işlenmesinden elde ettikleri antifirizleri,… Gıda Temizlik İnşaat Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi adına düzenledikleri 06.11.2006 tarihli faturaya istinaden katılana 17.700 TL bedele satmak suretiyle haksız menfaat temin ettiklerinin iddia edildiği olayda;Sanıkların hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun işlenmesinden elde ettikleri antifirizleri,… Gıda Temizlik İnşaat Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi adına düzenledikleri 06.11.2006 tarihli faturaya istinaden katılana 17.700 TL bedele satmak şeklindeki eylemlerinde; katılana yönelik ne şekilde hileli davranışta bulunarak katılanı aldattıklarının açıklığa kavuşturulamadığının anlaşılması karşısında; söz konusu antifirizlerin sanıklar tarafından çalındığına veya hizmet ilişkisi kapsamında teslim alındıktan sonra uhdelerinde bulundurduklarına ilişkin haklarında yürütülen soruşturma veya yargılama dosyalarının, katılan hakkında suç eşyasının kabul edilmesi suçundan…Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/723 esas numaralı dosyası üzerinden yargılaması yürütülen dosyanın ayrıca,… Gıda Temizlik İnşaat Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketinin yetkilisi olduğu belirlenen ve yargılama aşamasında bulunamadığı gerekçesiyle hakkında tefrik kararı verilensanık …hakkındaki dosyalarının akıbetlerinin araştırılarak incelenmeleri, sanıkların, adı belirtilen şirket ile ilgilerinin, tacir veya şirket yöneticisi olup olmadıklarının veya adı belirtilen şirket adına hareket edip etmediklerinin; bu hususta yetkilerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, katılanın söz konusu antifirizlerin suçtan elde edildiğini bilip bilmediği hususunun araştırılması, sanıklara yüklenen eylemin TCK’nın 282/1 maddesinde düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu kapsamında kalıp kalmadığı hususunun tartışılmasından sonra toplanan delilere göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafii ve sanık …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Etiket: ceza avukatı

TCK MADDE 282 SUÇTAN KAYNAKLANAN MAL VARLIĞI DEĞERİNİ AKLAMA SUÇU
(Değişik: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.2) (Ek: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Birinci fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini, bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.3) Bu suçun, kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi kişi tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi halinde, verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır.4) Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.5) Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.6) Bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz.
TCK MADDE 281 SUÇ DELİLLERİNİ YOK ETME, GİZLEME VEYA DEĞİŞTİRME SUÇU
Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez.2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.3) İlişkin olduğu suç nedeniyle hüküm verilmeden önce gizlenen delilleri mahkemeye teslim eden kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle verilecek cezanın beşte dördü indirilir.
TCK MADDE 281’İN GEREKÇESİ
Ceza muhakemesinin amacı, maddî gerçeğin araştırılması ve bu suretle adil bir yargıya varılmasıdır. Maddî gerçeğin araştırılıp ortaya çıkarılması ve bu suretle adil bir yargıya varılması, suç şüphesi altında bulunan kişinin dahi esasta menfaatine bir husustur. Çünkü insan şahsîyetinin tekâmülü, ancak hakikat ve adaletle mümkün olabilecektir. Yargı kararlarının gerçeğe uygunluğu, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının vazgeçilmez şartıdır. Yargı kararları, gerçeğe uygunluğu ölçüsünde kamu vicdanında kabul görür ve otorite sağlar. Bir yargılama faaliyeti sırasında sunulan ve başvurulan delillerin ve hangi sıfatla olursa olsun verilen bilgilerin gerçeğe uygun olması gerekir. Bu bakımdan, işlenmiş olan bir suçla ilgili delil ve eserlerin yok edilmesi, değiştirilmesi veya gizlenmesi, maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve sonuçta ceza adaletinin gerçekleşmesini engelleyecektir. Bu mülahazalarla, madde metninde, daha önce işlenmiş olan bir suçun delil ve eserlerinin yok edilmesi, silinmesi, gizlenmesi, değiştirilmesi veya bozulması, işlenen suçtan bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun konusunu, daha önce işlenmiş olan bir suçun delil ve eserleri oluşturmaktadır. Bir suçtan elde edilmiş olan eşyayı da, suçun eser ve delili olarak kabul etmek gerekir. Bu itibarla, söz konusu suç, önceden işlenmiş bir suçun varlığını gerekli kılmaktadır. Söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Bu seçimlik hareketler, suçun delil ve eserlerinin yok edilmesi, silinmesi, gizlenmesi, değiştirilmesi veya bozulmasından ibarettir. Bu suçun oluşabilmesi için, failin gerçeğin meydana çıkarılmasını engellemek amacıyla hareket etmesi gerekir. Ancak, fıkra metninde bir şahsî cezasızlık sebebine yer verilmiştir. Buna göre, kişiye kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçun delillerini yok etmesi, gizlemesi veya değiştirmesi dolayısıyla ayrıca ceza verilmez. Maddenin ikinci fıkrasına göre, bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Üçüncü fıkrada ise, etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, ilişkin olduğu suç nedeniyle hüküm verilmezden önce gizlenen delilleri mahkemeye teslim eden kişi hakkında verilecek cezada indirim yapılacaktır. TCK MADDE 281 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay4. Ceza Dairesi
Esas : 2014/5527Karar : 2016/13339Karar Tarihi : 12.10.2016
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;1-Sanık …’ın, “dedesi olan mağdurla çocukları olan sanıklar arasında mağdurun başka bir kadını ikametine getirerek beraber yaşaması nedeniyle sorun olduğunu” beyan etmesi karşısında, sanıklar hakkında TCK’nın 29. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,2-Olay günü kolluk görevlileri tarafından düzenlenen olay yeri görgü, tespit ve rızaen muhafaza altına alma tutanağında, sanığa sorulduğunda tüfekleri kendisinin sakladığını belirterek sakladığı yeri göstermesi sonucu suç eşyalarının ele geçirildiğinin açıklanması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 281/3. maddesinin uygulanmaması, Kanuna aykırı ve sanıklar …, …, … ve … müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 12/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay13. Ceza Dairesi
Esas : 2012/3174Karar : 2014/392 Karar Tarihi : 14.01.2014
I-Sanık …… hakkındaki iş yeri dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;Sanık hakkında TCK’nın 116/4 maddesiyle tayin olunan cezada aynı yasanın 119/1-c maddesi ile arttırım yapılırken bir kat arttırım yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması karşı temyuz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır .Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre sanık … … müdafinin temyiz talebi yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,II-Sanık …… hakkındaki hırsızlık suçundan kurulan hüküm ve sanık … hakkındaki suç delilini gizleme suçundan kurulan hüküm ile sanık … hakkındaki suçu bildirmememe suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve sanık ……’ın eyleminin nitelendirilmesine usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.Ancak;1-Sanık …’nin müştekilerden çaldıkları tüfeklerin kardeşi …’da olabileceğini söyleyerek kısmi iadeyi sağladığının anlaşılması karşısında; sanığın kısmi iade nedeniyle TCK’nın 168 maddesindeki indirimden yaralanmasına dair rızasının olup olmadığının, müştekiden açıkça sorularak rıza göstermesi halinde TCK’nın 168/1 maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,2-Sanıklardan …’nin müştekiye ait kasayı suç tamamlandıktan sonra getirildiği kendi iş yerinde açması, sanık …’ın da müştekilere ait tüfekleri saklaması şeklindeki eylemlerinin TCK’nın 165. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğunun gözetilmemesi,3-Sanık … hakkındaki kabule göre de;Sanığın sakladığı tüfeklerin yerini jandarmaya göstermesi karşısında; hakkında TCK’nın 281/3. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve…. müdafiileri ile sanık … …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye kısmen uygun olarak BOZULMASINA, 14/01/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 280 SAĞLIK MESLEĞİ MENSUPLARININ SUÇU BİLDİRMEMESİ SUÇU
Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Sağlık mesleği mensubu deyiminden tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişiler anlaşılır.
TCK MADDE 280’İN GEREKÇESİ
Madde, mesleklerini icra ettikleri sırada tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişilerin öğrendikleri suçları ihbar yükümlülüklerini getirmiş bulunmaktadır. Söz konusu ihbar yükümlülüğü, madde metninde sayılan sağlık mesleği mensupları ile sınırlı değildir. Örneğin, bir tıbbi tahlil laboratuarında görev yapan kişiler açısından da mevcuttur.Devlet eliyle işletilen sağlık kuruluşlarında görev yapan sağlık mesleği mensupları, kamu görevlisi sıfatını taşımaktadırlar. Bu kişilerin suçu bildirme yükümlülüğüne aykırı davranmaları hâlinde, yukarıdaki madde hükmü uygulanacaktır. TCK MADDE 280 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay4. Ceza Dairesi
Esas : 2012/13441Karar : 2012/30482Karar Tarihi : 17.12.2012
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak,1-Suçu bildirmeme suçunun kasıtla işlenebileceği, sanığın nöbetçi doktor olmayıp diğer doktor törende olduğu için üzerine süt dökülmesi nedeniyle getirilen mağdura müdahale ettiği, nöbetçi doktor olmadığı ve iş yoğunluğu nedeniyle olayı kolluğa bildiremediğini savunması ve bu savunmasının aksinin ispat edilememesi karşısında, yetersiz gerekçe ile sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi,2-Kabule göre de;a)Sağlık ocağında hekim olan sanığın kamu görevi kapsamındaki tedavi görevi nedeniyle öğrendiği suçu bildirme yükümlülüğünün TCK’nın 279. maddesi kapsamında bulunduğu gözetilmeden, anılan Yasanın 280. maddesi ile hüküm kurulması,b)Sanığın sabıkasız olması, sağlık meslek mensuplarının suçu bildirmemesi suçunda giderilmesi gereken, katılan tarafından talep edilmiş ölçülebilir, belirlenebilir (somut) maddi bir zarar bulunmaması ve manevi zararın ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel teşkil etmemesi karşısında, CMK`nın 231/5. maddesindeki koşullar irdelenmeksizin, yetersiz gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,Yasaya aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün ( BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay12. Ceza Dairesi
Esas : 2014/20108Karar : 2015/7685 Karar Tarihi : 7.05.2015
Mahalli Cumhuriyet Savcısının temyizinin lehe olduğu anlaşılmakla yapılan incelemede;1- Sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna tabi bulunduğu, aynı Kanunun 264. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda mercide yanılmanın başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağı nazara alınarak, sanık müdafinin temyiz isteminin, itiraz mahiyetinde değerlendirilmesi suretiyle CMK’nın 264/2. maddesi uyarınca gereği merciince yapılmak üzere dosyanın incelenmeksizin mahkemesine iadesinin temini için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,2- Görevi ihmal suçundan verilen mahkumiyete yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelinceYapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafii ve mahalli Cumhuriyet Savcısının sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;1- Trafik kazası geçiren mağdurun babası sanığın çalıştığı ….Hastanesi acile servisine mağdurun ayağının üzerinde traktör geçmesi şikayeti ile getirdiği, pratisyen hekim olan sanık tarafından yapılan muayenede sağ ayak bileğinde hassasiyet olduğu, çekilen grafisinde kırık çıkık olmadığı tespiti ile ağrı kesici krem önerilerek evine göderildiği, ancak mağdurun ağrılarının artması yere basamaması nedeniyle mağdurun babası tarafından 23.11.2009 tarihinde …. Hastanesinde ortapedi servisine götürüldüğü, … uzmanı Dr. …tarafından yapılan muayenede kırık, çıkık olmadığı, ezilmeye bağlı diz altından itibaren bacak ve ayağın ortasına kadar ödem ve şişlik olduğu tespiti ile şişlikte artma sonucu dolaşımında sıkıntı olmaması için müşahade amaçlı yatışını yaptırdığı, mağdurun takiplerinde açıklanmayan hemoglobin değerlerinde düşüklük başlaması nedeni … hastalıkları uzmanı Uzm. Doktor…. konsültasyon istediği, yine mağdurda sebebi açıklanamayan kusma başlaması üzerine ailenin isteği ve ileri tetkik ve tedavi için 25.11.2009 tarihinde …. Hastanesine sevki yapıldığı, burada mağdurun iç kanama geçirdiği tespit edilerek yatışının yapıldığı, sanığın mağdura gerekli müdahaleyi yaptığı, kendisine getirildiği saptadığı bulgulara uygun olarak tedavi önerdiği, sanığın eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu, eyleminin görevi ihmal suçunun unsurlarını oluşturmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,2- Adli Tıp Kurumundan talep edilen sanığın kusuruna ilişkin rapor sonucu beklenmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması,3- TCK’nın 257. maddesinde düzenlenen suçun 6086 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle cezanın 6 aydan 3 aya indirilmesine rağmen sanık lehine yapılan değişiklik nazara alınmayarak fazla ceza tayini,Kanuna aykırı olup, sanık müdafii ve mahalli Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 07/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TCK MADDE 279 KAMU GÖREVLİSİNİN SUÇU BİLDİRMEMESİ SUÇU
Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Suçun, adlî kolluk görevini yapan kişi tarafından işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
TCK MADDE 279’UN GEREKÇESİ
Kamu görevlileri, görevlerini yaptıkları sırada ve göreve ilişkin olarak bir suçun işlendiğini öğrendiklerinde bunu yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdürler. Madde metninde, bu yükümlülüğe aykırı davranış, suç olarak tanımlanmaktadır. Suçun maddî unsuru, bildirimde bulunmak hususunda ihmalde bulunmak veya gecikme göstermektir. Ancak, bu suçun oluşabilmesi için, bildirim konusu suçun kamu görevlisinin yürüttüğü görevle bağlantılı olması gerekir. İşlenen suçun görevle bağlantısının olmaması durumunda, ihbarla ilgili genel kurallar geçerlidir.Maddenin ikinci fıkrasında, failin adlî kolluk görevini yapan memurlardan oluşu ağırlaştırıcı neden sayılmıştır. TCK MADDE 279 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay9. Ceza Dairesi
Esas: 2013/16353Karar: 2014/6220Karar Tarihi : 15.05.2014
1-) Tunceli Devlet Hastanesinde Kadın Doğum Uzmanı olup olay tarihinde muayene ettiği 01.05.1987 doğumlu Bahar’ın 14 haftalık gebe olduğunu tespit eden sanığın mağdur Bahar’a karşı cinsel saldırı suçunun işlendiğini bildiğine dair delil bulunmadığı gözetilmeden yüklenen suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,2-) Kabule göre de;a-) Devlet Hastanesinde doktor olan sanığın iddia ve kabul edilen suçu bildirmeme eyleminin TCK’nın 279. maddesinde yaptırıma bağlanan kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçunu oluşturacağı hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,b-) Temel cezanın tayini sırasında uygulanan kanun maddesinin TCK’nın 280/1. maddesi yerine TCK’nın 270/1. maddesi olarak gösterilmesi,c-) Daha önce hapis cezasına mahkum olmamış sanık hakkında tayin olunan 25 gün hapis cezasının TCK’nın 50/3. maddesi gereğince aynı Kanunun 50/1. maddesindeki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinde zorunluluk bulunduğunun gözetilmemesi,
SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 15.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay16. Ceza Dairesi
Esas : 2015/3346Karar : 2016/1743 Karar Tarihi : 18.03.2016
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:1-TCK’nın 279. maddesinde kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisinin cezalandırılacağı belirtilmiştir. Suç tarihinde … Belediye Başkanı olarak görev yapan sanığın savunması dikkate alındığında, sanığın kamu adına soruşturma ve kovuşturulması gereken suçun işlendiğini öğrenemediği, sanığın eylemi öğrendiği düşünülse bile suçun sanık adına yetkili kurul veya vekil tarafından adli makamlara bildirilmesinin gerektiği gözetildiğinde unsurları itibariyle oluşmayan atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,2-Kabul ve uygulamaya göre de:a-Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin “09.08.2008 yerine 01.01.2008” olarak yazılması,b-Seçenek yaptırım olan adli para cezalarının yerine getirilmemesi halinde 6545 sayılı Kanunla değişik 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesi uyarınca infaz aşamasında resen uygulama yapılabileceği nazara alınmadan hüküm fıkrasında TCK’nın 52/4. maddesi gereğince ihtarat yapılması,Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 18.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TCK MADDE 278 SUÇU BİLDİRME SUÇU
(İptal: Anayasa Mahkemesinin 30/6/2011 tarihli ve E.:2010/52, K.:2011/113 sayılı Kararı ile.; Değişik: 2/7/2012-6352/91 md.)1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.3) Mağdurun onbeşyaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılır.4) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunmaz. Ancak, suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.
TCK MADDE 278’İN GEREKÇESİ
Barış esasına dayalı hukuk toplumunda yaşama hakkına sahip olan herkes, toplum barışını bozucu nitelik taşıması dolayısıyla devletten suç işlenmesinin önlenmesini ve suçluların cezalandırılmasını talep hakkına sahiptir. Suç teşkil eden bir fiilin işlendiğini öğrenen bireyin, bununla ilgili olarak yetkili makamlar nezdinde bildirimde bulunma hakkı vardır. Bu bakımdan, belli bir suç vakıasıyla ilgili olarak bildirimde bulunmak, hukuka uygunluk nedeni olarak bir hakkın kullanılmasından ibarettir.Suçluların cezalandırılmasını devletten istemek, kişi açısından bir hak olduğu gibi; herhangi bir suç olgusunun gerçekleştiğini öğrenen kişinin durumu suçu takibe yetkili makamlara bildirmesi, aynı zamanda bir yükümlülüktür. Bu itibarla, herhangi bir suç olgusunun gerçekleştiğini öğrenmesine rağmen durumun suçu takibe yetkili makamlara bildirilmemesi, genel olarak haksız bir davranıştır. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince sadece belli suçların bildirilmemesi veya sadece belli kişilerin bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi, suç olarak tanımlanmıştır.Madde metninde belli suçlar açısından bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, suç olarak tanımlanmıştır.Bu maddeye göre, suçu bildirmeme suçunun oluşabilmesi için henüz icrası devam etmekte olan bir suçun varlığı gereklidir. Örneğin, bir kimsenin kaçırılarak belli bir yerde tutulduğunun bilinmesine rağmen, durumdan yetkili makamların haberdar edilmemesi; keza, mütemadi suç niteliği taşıyan elektrik hırsızlığının işlendiğinden haberdar olunmasına rağmen, durumun yetkili makamlara bildirilmemesi, bu suçu oluşturacaktır.İcrası tamamlanmış olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması hâlen mümkün bulunan bir suçun yetkili makamlara bildirilmemesi hâlinde de bu suç oluşur. Örneğin icrası tamamlanmış olan bir hırsızlık sonucunda elde edilmiş olan malların bir depoda saklandığının bilinmesine rağmen, durumdan yetkili makamların haberdar edilmemesi, bu suçu oluşturacaktır.Maddenin üçüncü fıkrasına göre; bir ve ikinci fıkralar kapsamına giren suçun mağdurunun onbeş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan özürlü olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması hâlinde, ceza belli oranda artırılacaktır. TCK MADDE 278 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay22. Ceza Dairesi
Esas : 2015/17686Karar : 2016/2075Karar Tarihi : 10.02.2016
Sanığın adli sicil kaydına göre, tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde, hakkında TCK`nun 58. maddesi gereğince tekerrür hükümlerinin uygulanmaması, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.Dosya kapsamına göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.Ancak;Yargıtay . Ceza Dairesinin 24.05.2011 tarih ve Karar sayılı bozma ilamına uygun olarak, sanık .. hakkında TCK’nın 165. maddesinden hüküm kurulduktan sonra, sanığın 1412 sayılı CMUK.`nın 326/son maddesi gereğince kazanılmış hakkının korunması ile yetinilmesi gerekirken, suçu bildirmeme suçundan da hüküm kurulmak suretiyle hükümde karışıklığa neden olunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık .’ın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince tebliğnameye uygun olarak ( BOZULMASINA ), ancak bu aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca hüküm fıkrasından, “CMK nun 307/4. maddesi uyarınca sanığa verilen ceza önceki hükümle belirlenen cezadan daha ağır olamayacağından, sanığın suçu bildirmeme suçundan eylemine uyan TCK’nun 278/2. maddesi delaleti ile 278/1. maddesi uyarınca sanığın kişiliği, suçun işleniş biçimi ve özellikleri, sanığın suça olan eğilimi göz önüne alınarak taktiren ve teşdiden 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,” cümlesi çıkartılarak, yerine “1412 sayılı CMUK`nın 326/son maddesi gereğince sanık hakkında verilen ceza önceki hükümle belirlenen cezadan dahaağır olamayacağından, sanığın netice itibariyle 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına” cümlesi eklenmek suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ( DÜZELTİLEREK ONANMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay16. Ceza Dairesi
Esas : 2016/442Karar : 2016/4652Karar Tarihi : 1.07.2016
Olay : Diğer sanık …’nın hırsızlık yolu ile elde ettiği motosikleti satmak amacı ile sanık …’ın çalıştığı kahvehaneye getirdiği, sanık …’ın motosikletin çalıntı olduğunu anladığı halde durumu yetkili makamlara bildirmeyerek diğer sanıklara motosikleti kahvehanenin arka tarafına saklamalarını söylediği olayda, …Asliye Ceza Mahkemesinin 08.01.2013 tarihli ve 2012/651 E. 2013/22 K. sayılı kararı ile sanığın atılı suç delillerini gizleme veya yok etme suçundan beraatine, suçu bildirmeme suçundan gereğinin ifası için hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına dair verilen karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
Kanun yararına bozma istemine ilişkin uyuşmazlığın kapsamı : Dosya kapsamına göre, diğer sanık …’nın hırsızlık yolu ile elde ettiği motosikleti satmak amacı ile sanık …’ın çalıştığı kahvehaneye getirdiği, sanık …’ın motosikletin çalıntı olduğunu anladığı halde durumu yetkili makamlara bildirmeyerek diğer sanıklara motosikleti kahvehanenin arka tarafına saklamalarını söylediği iddiası ile sanık … hakkında suç delillerini gizleme veya yok etme suçundan dava açıldığı anlaşılmakla, mahkemece eylemin suçu bildirmeme suçuna vücut verdiğinin takdir edilmesi durumunda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.10.2012 tarihli ve 2012/1-405 E. 2012/1802 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere iddianamede sevk maddesi olarak suçu bildirmeme suçu belirtilmemiş ise de, iddianame içeriğinde anlatılmış olması karşısında ek savunma hakkı verilerek sanık hakkında suçu bildirmeme suçundan karar verilebileceği gözetilmeden, yazılı şekilde suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesinde isabet görülmediğine ilişkindir.
Hukuksal Değerlendirme : Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçuna ilişkin 5237 sayılı TCK’nın 281. maddesinde, “Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez.”Suçu bildirmeme suçuna ilişkin 5237 sayılı TCK’nın 278. maddesinde,“(1)İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2)İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” hükümleri yer almaktadır.Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.10.2012 tarihli ve 2012/1-405 E. 2012/1802 K. sayılı ilamında da, “….1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanunun 170. maddesinde, iddianamede gösterilmesi gereken hususlar ayrıntılı olarak düzenlenmiş, maddenin 4. fıkrasında, iddianamede yüklenen suçu oluşturan olayların açıklanması gerektiği belirtilmiştir. Anılan hükümlerden de anlaşılacağı üzere, kamu davasının fiil yönünden sınırlarının açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Fiil yönünden, kamu davasının dışına çıkılması, “davasız yargılama olmaz” ilkesine ve 5271 sayılı Kanunun 225. maddesine aykırılık oluşturacaktır. Buna göre, hükmün konusu iddianamede gösterilen sevk maddesi değil eylemdir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, diğer bir ifadeyle, davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Buna karşılık iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin nitelendirmeyi mahkeme yaparken iddianamedeki vasıflandırma ile bağlı değildir. Soruşturma evresinde elde ettiği kanıtlardan ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CYY’nın 225/1. maddesi uyarınca fiil ve faile ilişkin olarak kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak biçimde açıklanması yeterlidir. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlayabilecek, buna göre savunmasını yapabilecek ve kanıtlarını sunabilecektir.” demektedir.Somut olayda, sanık …’ın çalıştığı kahvehaneye getirilen motosikletin çalıntı olduğunu bildiği halde yetkili makamlara bildirmediği, iddianamede sevk maddesi olarak suçu bildirmeme suçu belirtilmemiş ise de, iddianame içeriğinde suçun unsurlarının anlatılmış olması karşısında ek savunma hakkı verilerek sanık hakkında suçu bildirmeme suçundan karar verilebileceği gözetilmeden, yazılı şekilde suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. Ancak iddianamede anlatılan fiilden dolayı beraat hükmü kurulması ve hükmün kesinleşmesi karşısında, kesin hüküm etkisiyle aynı fiilden tekrar yargılama yapılamayacaktır.
Sonuç ve Karar : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi yerinde görüldüğünden, sanık … hakkında …Asliye Ceza Mahkemesinin 08.01.2013 tarihli ve 2012/651 E. 2013/22 K. sayılı karar ile kurulan hükmün, 5271 sayılı CMK’nın 309/4-c. maddesi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere BOZULMASINA, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.07.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 277 YARGI GÖREVİ YAPANI BİLİRKİŞİYİ VEYA TANIĞI ETKİLEMEYE TEŞEBBÜS SUÇU
Görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/69 md.) Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.2) Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır.
TCK MADDE 277’NİN GEREKÇESİ
Madde, bir davada taraflardan birinin veya birkaçının ve sanıkların, katılanların veya mağdurların leh veya aleyhine yargı görevi yapanlara emir vermeyi veya baskı yapmayı veya nüfuz icra etmeyi veya yargı görevleri yapanları ne suretle olursa olsun etkilemeye teşebbüs etmeyi cezalandırmaktadır. Emir verildiği, baskı yapıldığı veya nüfuz icra edildiği veya etki yapılmasına girişildiği anda cürüm tamamlanmış olur.Suç, herhangi bir yargı görevi yapana karşı işlenebilir.Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde faile daha az ceza verilmesi öngörülmüştür. Burada iltimastan maksat, hatıra binaen ricada bulunmaktır. TCK MADDE 277 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay16. Ceza Dairesi
Esas : 2015/5678Karar : 2015/4321Karar Tarihi : 17.11.2015
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.11.2007 tarih ve 2007/5-70/254 Sayılı kararında da belirtildiği gibi, TCK’nın 277. maddesinde tanımlanan suçun maddi unsuru, yargı görevini yapanları, emir vermek, baskı yapmak, nüfus icra etmek suretiyle veya her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır.Maddi unsuru oluşturan fiilin ise, görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesini sağlamak amacıyla işlenmesi gerekmektedir.Somut olayda; başka suçtan cezaevinde tutuklu olarak bulunan sanığın Adana 2. Ağır Ceza Mahkkemesinin 2014/123 esas dosyasına yazdığı 05.02.2014 tarihli dilekçede özetle; davaya konu cinayetle ilgili olarak D. Y.’ın suçu üstüne aldığı konusunda duyumları olduğunu, katkıda bulunmak istediğini belirtmesi üzerine anılan mahkemece tanık sıfatıyla tespit edilen 12.06.2014 tarihli ifadesinde, dilekçesinde yazdıklarının doğru olmadığını intikam amacıyla S. ve Ş. Y.’ı suçlar tarzda dilekçe gönderdiğini beyan ettiği, ancak dilekçe içeriğinin doğru ya da yanlış olduğuna veya mahkemede tanık sıfatıyla alınan ifadesinin baskı altında verilmiş olup olmadığının kesin olarak saptanamadığı, mahkemece tanık sıfatıyla verilen ifadelerinin doğruluğunun kabulü karşısında, yalan tanıklık suçunun oluşmayacağı, cezaevinden göndermiş olduğu dilekçenin, yalan tanıklık yapmak için yapılmış bir başvuru olduğunun kabulü halinde, eyleminin TCK’nın 36. maddesi kapsamında kaldığı, bu kabul dışında dilekçe vermek şeklindeki eylemin yukarıda açıklanan suçun maddi unsurunu oluşturmayacağı gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 17.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay16. Ceza Dairesi
Esas : 2017/3897Karar : 2018/104Karar Tarihi : 25.01.2018
02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 36. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nın 307. maddesinin 3. fıkrasının 2.cümlesinde yapılan değişiklik uyarınca,İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.11.2016 tarihli ve 2016/434 E. – 2016/580 K. sayılı direnme kararının incelenmesinde,Dairemizin 31.05.2016 tarih ve 2016/1298 E. 2016/3799 K. sayılı kararıyla; “Yargı görevi yapanları etkilemek suçunun maddi unsuru, yargı görevi yapanları emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek suretiyle veya her ne surette olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır. Somut olayda ihtiyati haczin kaldırılması için noter vasıtasıyla hakime ihtar çekme şeklinde gerçekleşen davranışta hakime emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek şeklindeki seçimlik hareketlerden herhangi birinin gerçekleşmediği açıktır. Hukuka aykırılık ise genel bir ifadeyle hukuka (hakka) karşı gelmek onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunulması anlamına gelmektedir. Hakime ihtarname çekmek usul hukuku açısından uygulamada rastlanan davranışlardan değil ise de, dava sırasında iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında hukuk düzeninin kesinlikle yasakladığı bir durum olmadığından suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilerek bozma kararı verildiği,Mahkemece ihtiyati haczin kaldırılması için noter vasıtasıyla hakime ihtar çekme eyleminin TCK’nın 277. maddesi uyarınca hukuka aykırı olduğu, yargı bağımsızlığı ilkesini zedelediği, hakimin tarafsızlığını etkileyecek nitelikte olduğu belirtilerek direnme kararı verildiği görülmekle;Oluş, dosya kapsamı ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, bozma kararında bir isabetsizlik olmadığından kararda değişiklik yapılmasına yer olmadığına, CMK 307/3. maddesi uyarınca, dosyanın incelenmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kurul Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, 25.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TCK MADDE 276 GERÇEĞE AYKIRI BİLİRKİŞİLİK VEYA TERCÜMANLIK SUÇU
Yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak veya yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip bulunan kişi veya kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada bulunması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.2) Birinci fıkrada belirtilen kişi veya kurullar tarafından görevlendirilen tercümanın ifade veya belgeleri gerçeğe aykırı olarak tercüme etmesi halinde, birinci fıkra hükmü uygulanır.
TCK MADDE 276’NIN GEREKÇESİ
Madde, bilirkişi ve tercümanların kasten gerçeği yanlış olarak yansıtmalarını, yanlış tercüme yapmalarını cezalandırmaktadır. Bilirkişinin, kendi bilgi ve değerlendirmesine göre vereceği mütalâanın sadece hatalı olması, kastın bulunmaması hâlinde suç oluşturmayacaktır.
TCK MADDE 276 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay21. Ceza Dairesi
Esas : 2015/7023 Karar : 2016/2101 Karar Tarihi : 7.03.2016
Kadastro tespit çalışmaları sırasında mahalli bilirkişi olarak görev yapan sanıkların, kadastro tutanakları düzenlendiği sırada gerçeğe aykırı bilirkişilik yapmak suretiyle köye ait meraları kendileri ve akrabalarının üzerine geçirilmesini sağladıklarının iddia olunması karşısında; eylemin 5237 sayılı TCK.nun 276. maddesinde öngörülen “gerçeğe aykırı bilirkişilik” suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli asliye ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi,Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı Kanun`un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca istem gibi ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay16. Ceza Dairesi
Esas : 2015/3170Karar : 2015/4222Karar Tarihi : 8.10.2015
1-Tüketici hakem heyetince bilirkişi olarak görevlendirilen sanık …’u azmettirirek içerik itibariyle gerçeğe aykırı rapor düzenlettirip, raporun teslim alındığı sonucunu doğuran Sanayi ve Ticaret İl Müdürü adına sahte olarak atılan imzalı raporun dosyasına teminini sağlayan sanığın eyleminin;Tüketici hakem heyetinin yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak ya da yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip bulunan kişi veya kurullardan olmaması nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 276/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturmayacağı ancak TCK’nın 6/1-c maddesi kapsamında kamu görevlisi sayılan bilirkişi sanık …’un görevi gereğince düzenlediği, içerik itibariyle sahte olan ve sahte alındı imzası taşıyan raporun resmi belge olarak kabulünde zorunluluk bulunduğundan sanığın eyleminin TCK’nın 38/1 ve 40/2. maddeleri delaletiyle TCK’nın 204/1. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçuna temas ettiği gözetilerek, belge aslı da temin edilip iğfal kabiliyeti yönünden değerlendirildikten sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,2- Kabul ve uygulamaya göre de;a)Sanık hakkında tayin edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulanan Kanun ve maddesinin “TCK’nın 50/1-a ve 52/2” maddeleri yerine “TCK’nın 50” maddesi olarak gösterilmesi,b)Sanığa hükmolunan adli para cezası taksitlendirilerek 6 eşit taksitte tahsiline karar verilmesine rağmen, TCK’nın 52/4. maddesi hükmüne aykırı olarak ve infazda tereddüt oluşturacak şekilde taksit aralığının gösterilmemesi,Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sonuç ceza yönünden kazanılmış hakkı saklı tutulmak suretiyle hükmün bu sebeplerden BOZULMASINA, 08.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TCK MADDE 275 ETKİN PİŞMANLIK
Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.
2) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.
3) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir.

TCK MADDE 275’IN GEREKÇESİ
Madde metninde, yalan tanıklıkla ilgili etkin pişmanlık düzenlenmiştir.
TCK MADDE 275 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARIT.C.Yargıtay
4. Ceza Dairesi
Esas : 2010/27146 Karar : 2012/19363Karar Tarihi : 03.10.2012
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak;S anığın 26.02.2008 tarihli celsede biçimindeki savunması karşısında, TCK’nın 274/1 inci maddesinin uygulanması yerine yazılı şekilde hüküm tesisi,SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanık H. İ. Ö.’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın pas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
T.C.Yargıtay
8. Ceza Dairesi
Esas : 2017/10216Karar : 2018/518 Karar Tarihi : 17.01.2018
Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;1-) 22.05.2009 olan suç tarihinin gerekçeli karar başlığında 2010 olarak gösterilmesi suretiyle, CMK.nun 232/1…c maddesine aykırı davranılması,
2-) İddianameye konu edilen ve sanığın tanık olarak beyanlarının bulunduğu Bursa 2. İş Mahkemesinin 2008/741 esas sayılı dava dosyasının aslı ya da onaylı bir örneğinin denetime elverişli olacak şekilde dosyaya getirtilmeden hüküm kurulması,

3-) Oluşa, tüm dosya kapsamına ve sanığın aşamalarda değişmeyen savunmasına göre, sanığın Bursa 2. İş Mahkemesinin 2008/741 E. sayılı dosyasında görülen davanın 22.05.2009 tarihli celsesinde yalan beyanda bulunduğu, 11.02.2010 tarihinde alınan beyanında ise gerçeği söylediğinin anlaşılması karşısında, TCK.nun 274/1. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 17.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

TCK MADDE 274 ETKİN PİŞMANLIK
Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.
2) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.
3) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir.
TCK MADDE 274’ÜN GEREKÇESİ
Madde metninde, yalan tanıklıkla ilgili etkin pişmanlık düzenlenmiştir.
TCK MADDE 274 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay
4. Ceza Dairesi
Esas : 2011/15052Karar : 2012/19743Karar Tarihi : 04.10.2012
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;1- Sanığın hangi ifadesinde gerçeğe aykırı tanıklık yaptığının belirlenerek, sonucuna göre TCK’nın 274 üncü maddesinde gösterilen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
2- Kabule göre ise; CMK’nın 231/6 ncı maddesinde düzenlenen kavramının, somut, belirlenebilir, maddi bir zararı ifade etmesi, katılanların ise herhangi bir maddi zararları olduğunu ileri sürmemeleri karşısında; kasıtlı suçtan sabıkası bulunmayan sanığın yalan tanıklık nedeniyle katılanları ne gibi somut bir zarara uğrattığı saptanıp açıklanmadan ve anılan maddedeki diğer yasal ölçütler de irdelenmeden, <zararın giderilmemiş=”” olması=””>biçimindeki yasal olmayan gerekçeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,</zararın>Yasaya aykırı ve sanık R. H. Ç.’ın temyiz nedenleriyle tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay
4. Ceza Dairesi
Esas : 2010/27146 Karar : 2012/19363 Karar Tarihi : 03.10.2012
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;Sanığın 26.02.2008 tarihli celsede biçimindeki savunması karşısında, TCK’nın 274/1 inci maddesinin uygulanması yerine yazılı şekilde hüküm tesisi,SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanık H. İ. Ö.’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın pas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

TCK MADDE 273 ŞAHSİ CEZASIZLIK VEYA CEZANIN AZALTILMASINI GEREKTİREN SEBEPLER
Kişinin;a) Kendisinin, üstsoy, altsoy, eş veya kardeşinin soruşturma ve kovuşturmaya uğramasına neden olabilecek bir hususla ilgili olarak yalan tanıklıkta bulunması,b) Tanıklıktan çekinme hakkı olmasına rağmen, bu hakkı kendisine hatırlatılmadan gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması, Halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.2) Birinci fıkra hükmü, özel hukuk uyuşmazlıkları kapsamında yapılan yalan tanıklık hallerinde uygulanmaz.
TCK MADDE 273’ÜN GEREKÇESİ
Madde metninde yalan tanıklık suçu ile ilgili şahsî cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebepler hakkında düzenleme yapılmıştır. Birinci fıkraya göre; belli akrabalık ilişkisi içinde bulunulan kişiler aleyhine yalan tanıklık yapılması hâlinde ya da tanıklıktan çekinme hakkı olmasına rağmen bu hakkı kendisine hatırlatılmadan gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kişi hakkında verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Maddenin ikinci fıkrasında ise, birinci fıkrada düzenlenen şahsî cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebeplere ilişkin hükmün özel hukuk uyuşmazlıkları bağlamında yapılan yalan tanıklık hâllerinde uygulanmayacağı kabul edilmiştir.
TCK MADDE 273 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay8. Ceza Dairesi
Esas : 2017/14150Karar : 2018/517Karar Tarihi : 17.01.2018
Sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;1-) Sanığın tanık olarak dinlendiği davaya konu olayda tebligat yapan posta dağıtıcısı sıfatıyla yer aldığı ve tebligatı usulüne uygun yapmadığı ve sahte düzenlediğini söylemesi durumunda kendisinin de TCK’da düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçundan yargılanacağı sonucu çıkacağına göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu yöndeki uygulamaları ve 1982 Anayasası’nın “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” şeklindeki hükmü gözetilerek sanığın bu olayda CMK.nun 48. madde uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğu, kendisine bu yönde hatırlatma yapılması gerekirken hatırlatma yapılmadan beyanının alındığının anlaşılması karşısında TCK.nun 273/1…b maddesinin uygulanması gerekip gerekmediği tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabule ve uygulamaya göre de;2-) 25.03.2010 olan suç tarihinin, 2013 olarak yanlış gösterilmesi suretiyle CMK.nun 232/2…c maddesine aykırı davranılması, Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 17.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay16. Ceza Dairesi
Esas : 2016/335Karar : 2016/3795 Karar Tarihi : 9.06.2016
Sair temyiz itirazlarının reddine; ancak,1-Suça konu olayda tarafların sanığın amcası ve dayısı olduğuna dair iddia ve savunma karşısında; sanığa ait vukuatlı nüfus aile kayıt tablosu getirtilip, tanıklıktan çekinme hakkı olup olmadığı ve bu hakkının kendisine hatırlatılıp hatırlatılmadığı belirlenerek, hakkında TCK’nın 273/1-b. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı tartışılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi,Kabul ve uygulamaya göre de;2-TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,Bozmayı gerektirmiş, sanığın ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 09.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



