Etiket: ağır ceza avukatı

  • TCK MADDE 144 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HALLER

    TCK MADDE 144 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HALLER

    Hırsızlık suçunun; a) Paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde ,b) Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla, İşlenmesi halinde, şikayet üzerine, fail hakkında iki aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
    TCK MADDE 144’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde, hırsızlık suçunun temel şekline göre daha az cezayı gerektiren hâlleri tanımlanmıştır.(a) bendinde müşterek veya iştirak hâlinde mülkiyete konu olan bir malın çalınması durumu düzenlenmiştir. Suçun bu şeklinin oluşması için failin malın hukukî durumunu bilmesi gerekir. Keza, (b) bendinde, hırsızlık suçunun bir hukukî ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha az cezayı gerektiren bir hâl olarak kabul edilmiştir. Bu iki hâlde de soruşturma ve kovuşturmanın yapılması, mağdurun şikâyetine tabi tutulmuştur.
    TCK MADDE 144 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay13. Ceza Dairesi
    Esas : 2014/5378  Karar : 2014/27815 Karar Tarihi : 13.10.2014
    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak,1-TCK’nın 144. Maddesi kapsamındaki hırsızlık suçunun şikayete bağlı olması nedeniyle uzlaşma kapsamına girdiğinin anlaşılması karşısında; sanığa, hazırlık aşamasında polis ifadesinde uzlaşma teklif edildiği, sanığın teklifi kabul etmesi karşısında katılana soruşturma ve kovuşturma aşamasında ise uzlaşma teklif edilmediği; 5271 sayılı CMK’ nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanunun 253. maddesindeki yöntem izlenerek uzlaşma girişiminde bulunulduktan sonra sanığın hukuki durumunun tayini ve takdiri gerekirken bu yola başvurulmadan yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, Kabule göre de;2-Sanığın sarfına sebebiyet verdiği 15 TL yargılama giderinin, 6352 sayılı yasanın 100. maddesi ile CMK’nın 324. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle gereğince, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106. maddesindeki terkin edilmesi gereken tutardan az olduğunun ve bu nedenle sanığa yargılama gideri olarak yükletilmeyeceğinin gözetilmemesi,
    Sonuç : Bozmayı gerektirmiş, katılan Ş. E.’ın temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 13.10.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.
    Yargıtay2. Ceza Dairesi
    Esas : 2013/29584Karar : 2014/21804Karar Tarih : 24.09.2014
    Katılanın, vefat eden M. Ö.’in altı mirasçısına ait iki farklı tarlayı onun dört mirasçından kiralayarak arpa ektiği, mirasçılardan olan sanık A. T.’nın, damadı olan diğer sanık Ö. A. ile birlikte tarlanın birinden 15×75 metre ölçülerinde; diğerinden 20×120 metre ölçülerinde ekili arpayı hasat ettiklerinin ileri sürülmesi karşısında, söz konusu iki tarlaya ilişkin tapu kayıtları temin edilip mülkiyet durumunun belirlenmesi, katılanın kiraladıkları hisse oranında ekim yaptığı iddiasıyla sanığın hisseleri oranında arpayı hasat ettiği savunmasının keşif yapılıp bilirkişi raporu alınarak doğruluğunun araştırılması, kira sözleşmesinde isimleri yazılı mirasçıların dinlenerek olayla ilgili ifadelerinin alınması, ayrıca, sanık A.’ın tarlanın maliklerinden olduğunun tespit edilmesi halinde, katılanın, sanık A.’a karşı kira borçlusu olacağından, adı geçen sanığın diğer sanıkla birlikte katılana ait arpaları kira alacağına karşılık almasının 144/1-b maddesinde düzenlenen hukuki alacağın tahsili amacıyla hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilip karar yerinde gösterilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
    Sonuç : Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 24.09.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.
    Yargıtay22. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/16136 Karar : 2016/6715 Karar Tarih : 27.04.2016
    Katılan vekilinin yüzene karşı verilen kararı 11/02/2013 havale tarihli temyiz dilekçesi ile süresinde temyiz ettiği anlaşıldığından tebliğnamede bu hususta yer alan düşünceye iştirak edilmemiştir. Dosya kapsamına göre diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak;1- Sanıkların Cumhuriyet savcılığında 05.07.2012 tarihinde vermiş oldukları beyanlarında katılandan alacaklarını tahsil etmek amacı ile üç ayrı tarihte hırsızlık yapmak için girdiklerini belirtmeleri, tanık …’in kolluktaki beyanında sanıkları katılanın işyerinden yumurta ve yem aldıklarınını görünce katılana bildiridiğini beyan etmesi ve kolluk tarafından tutulan 05.07.2012 tarihli tutanakta sanıkların alınan önlem sonucu suça konu yere girmeye çalışırken yakalandıklarının belirtilmesi ve de, sanıkların suça konu işyerine girmeye çalıştıkları kısımda zarar olup olmadığı hususunun araştırılmadığının anlaşılması karşısında; tüm bu hususlar yöntemince değerlendirilip araştırılmadan ve de sonucuna göre eylemin TCK’nın 144. maddesinin uygulanma şartları da tartışılmadan yetersiz ve dosya kapsamı ile uyumlu ve yasal olmayan gerekçe ile hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından yazılı şekilde karar verilmesi,2- Sanık, tanık, katılan beyanları, yakalama tutanağı ve tüm dosya kapsamından; sanıkların işyeri dokunulmazlığını bozma suçunu birden fazla kişi ile gerçekleştirdiklerinin anlaşılması karşısında; TCK’nın 119/1-c maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,3- 05.07.2012 tarihli yakalama tutanağından sanıkların atılı suçu saat 04:00 sıralarında TCK’nın 6/1-e maddesine göre geceden sayılan zaman dilimi içerisinde işlediklerinin anlaşılması karşısında; sanıklar hakkında TCK’nın 116/4. maddesinin uygulanmaması,4- Anayasa Mahkemesi’nin karar tarihinden sonra, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararının, hükümde değerlendirilmesi zorunluluğu,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve …, katılan … vekili ve o yer Cumhuriyet savcısının itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı isteme kısmen uygun olarak BOZULMASINA, 27/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 143 SUÇUN GECE VAKTİ İŞLENMESİ

    TCK MADDE 143 SUÇUN GECE VAKTİ İŞLENMESİ

     

     Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
    TCK MADDE 143’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde, hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi durumunda cezanın artırılması öngörülmüştür.
    TCK MADDE 143 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay

    Ceza Dairesi     

    Esas : 2018/3185 Karar : 2019/4820Karar Tarihi : 11/11/2019 
    “İçtihat Metni”
    (KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)
    Parada sahtecilik suçundan Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/12/2006 tarihli ve 2016/342 esas, 2016/413 sayılı kararı ile 3 yıl hapis cezasına hükümlü … ile nitelikli hırsızlık, birden fazla kişi ile birlikte silahla yağma ve silahla yaralama suçlarından Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/1491 esas, 2014/1491 sayılı kararı ile 32 yıl 13 ay hapis cezasına hükümlü Yavuz Bulunmaz’ın, 10/12/2017 tarihinde birbirlerine karşı kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak eylemlerinden dolayı 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Önlemlerinin İnfaz Hakkında Kanunun 43/2-d maddesi uyarınca 1 ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası ile cezalandırılmalarına dair Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Kurulu Başkanlığının 29/12/2017 tarihli ve 2017/584 sayılı kararına karşı yapılan şikâyetlerin reddi ile verilen disiplin cezalarının onanmasına ilişkin Niğde İnfaz Hâkimliğinin 09/01/2018 tarihli ve 2018/72 esas, 2018/95 sayılı kararına yönelik hükümlü …’in itirazın reddine dair Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/01/2018 tarihli ve 2018/71 değişik iş sayılı kararını müteakip, hükümlü Yavuz B.’ın itirazının kabulüne ilişkin Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2018 tarihli ve 2018/188 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

    Dosya kapsamına göre, hükümlünün kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak eylemi nedeniyle, anılan Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığınca disiplin soruşturmasına 2 gün içerisinde başlanması gerekmesine rağmen, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 47/2. maddesinde yer alan “Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhâl ve en geç iki gün içinde kurum en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır.” şeklindeki düzenlemeye aykırı davranılarak, 2 günden sonra disiplin soruşturmasına başlandığı ve hükümlü hakkında hücre cezası verildiği ve disiplin soruşturmasının kanuni süreler içinde yapılmadığı gerekçesiyle, mahkemesince disiplin cezasının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmışsa da, bu süreye uyulmamasının disiplin cezasını geçersiz hale getirmeyeceği,

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    bu düzenlemenin amacının Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 01/10/2009 tarihli ve 2007/18669 esas, 2009/12712 karar sayılı ilâmı ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22/10/2010 tarihli ve 2010/4826 esas, 2010/6884 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, hükümlü hakkındaki disiplin cezasının infazı ve kaldırılmasında gecikme yaşanmasını engelleyerek koşullu salıverme yönünden aleyhe sonuç doğurmasının önüne geçilmesi olduğu, söz konusu bu sürelerin idarenin işlemlere bir an önce başlamasını sağlamaya yönelik düzenleyici süreler olduğu ve hak düşürücü süre olarak değerlendirilemeyeceği, disiplin cezası soruşturmasının geç yapılması nedeniyle cezanın infazı ve kaldırılması gecikmişse bile bu durumun hükümlünün koşullu salıverme tarihinin belirlenmesi aşamasında dikkate alınarak aleyhe sonuç doğuracak şekilde yorumlanmaması gerektiği gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 30/05/2018 gün ve …… sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;

    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Dosya kapsamına göre;Hükümlünün Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumunda cezasını infaz ettiği sırada 10.12.2017 tarihinde aynı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlü … … ile tartıştıklarının görülmesi üzerine infaz koruma memurları tarafından tutanak tutulduğu,19.12.2017 tarihinde muhakkik görevlendirmesi ile soruşturma işlemlerine başlanıldığı, 19.12.2017 tarihinde savunmasını yazılı yada sözlü olarak üç gün içerisinde yapmasının istendiği, hükümlünün 25.12.2017 tarihinde yazılı olarak savunmasını verdiği, 26.12.2017 tarihli disiplin soruşturması raporunun Disiplin Kurulu Başkanlığına sunulduğu ve Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 29.12.2017 kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak suçundan 1 ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, verilen bu kararın 02.01.2018 tarihinde hükümlüye tebliğ edildiği, hükümlünün 03.01.2018 tarihinde bu karar karşı İnfaz Hakimliğine şikayette bulunduğu,

    Niğde İnfaz Hakimliğinin 09.01.2018 tarihli ve 2018/72 esas, 2018/95 karar sayılı kararıyla hükümlünün şikayetinin reddine ve verilen disiplin cezasının onaylanmasına karar verildiği,Hükümlünün İnfaz Hakimliğinin bu kararına karşı yasal süresi içerisinde itiraz ettiği,İtiraz mercii olarak inceleme yapan Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.02.2018 tarihli ve 2018/188 değişik iş sayılı kararı ile disiplin soruşturmasına kanunda öngörülen sürede başlanmaması nedeniyle hükümlünün itirazının kabulüne Niğde İnfaz Hakimliğinin kararının kaldırılmasına karar verildiği, anlaşılmıştır

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    .5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;267. maddesine göre; Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.268. maddesine göre; (1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35. maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263. madde hükmü saklıdır.(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan merciie gönderir.

    271. maddesine göre; (1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafii veya vekil dinlenir.(2) İtiraz yerinde görülürse mercii, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.(3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa mercii tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.

    4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu‘nun atıfta bulunduğu ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 7/2. maddesi uyarınca uygulanması gereken 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 271/2. maddesi uyarınca, somut olayda hükümlünün Disiplin Kurulu Başkanlığının kararına yönelik yaptığı şikayetin reddine karar veren İnfaz Hakimliği kararına karşı hükümlünün yaptığı itirazın yerinde görülerek kabulüne karar verilmesi karşısında sadece İnfaz Hakimliğinin kararının kaldırılmasına karar verilmekle yetinmeyip ayrıca itiraz konusunda da bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre bu nedenle yerinde görüldüğünden Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.02.2018 tarihli ve 2018/188 değişik iş sayılı kararının CMK’nin 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yargıtay

    Ceza Dairesi      

    Esas : 2017/3347 Karar : 2019/4556 Karar Tarihi : 23/10/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Kasten öldürme, hırsızlık, mala zarar vermeHÜKÜM : a) Kasten öldürme suçundan: TCK’nin 81, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası.b) Hırsızlık suçundan: TCK’nin 142/2-a-h, 143, 62, 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası.c) Mala zarar verme suçundan: Değişen suç vasfı nedeniyle (suç delillerini gizleme) CMK’nin 223/4-b maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığı.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık … hakkında maktul …’a yönelik kasten öldürme ve nitelikli hırsızlık suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç nitelikleri tayin, takdire ve tahrike ilişen cezayı azaltıcı nedenlerin nitelik ve derecesi kabul ve takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle değerlendirilmiş, duruşmalı olarak incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde düzeltme ve bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık … müdafiinin, meşru savunmaya; katılan vekilinin suçların niteliğine, haksız tahrik hükmünün uygulanmaması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

    Sanık … hakkında maktul …’a yönelik kasten öldürme ve nitelikli hırsızlık suçu yönünden;Anayasa mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 e. ve 2015/85 k. sayılı kararı ile TCK’nin 53. maddesinin iptal edilen bölümleri nazara alındığında mahkemenin bu madde ile yaptığı uygulama kanuna aykırı ise de, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, CMUK’un 322. maddesinin tanıdığı yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasının mahsus bölümünde yer alan TCK’nin 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün “anayasa mahkemesinin iptal kararındaki hususlar gözetilerek TCK’nin 53/1-2-3. maddelerinin tatbikine” şeklinde değiştirilmesine karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN, hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,

    Sanık … hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede;Oluşa ve dosya içeriğine göre; maktulü evinde öldürdükten sonra, suç delillerinin ortadan kaldırılması amacıyla yangın çıkardığını söyleyen sanığın, suç delillerini yok ederken maktule ait halı ve diğer eşyaların yanacağını da öngörmesi gerekirken, olası kastla mala zarar verme suçundan da ayrıca cezalandırılması yerine, sanığın fiilinin suç delillerini gizleme suçu kapsamında kaldığı ve bu sebeple de şahsi cezasızlık halinin varlığı kabul edilerek yazılı şekilde ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş olup, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, sayın Üye …’ın sanık hakkında nitelikli hırsızlıktan kurulan hükümde 5237 sayılı TCK‘nin 142/2-h maddesinin uygulanmasının mümkün olmayacağı yönündeki karşı oyu ve sadece bu suç yönünden oyçokluğu ile, kasten öldürme ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümler yönünden ise oy birliği ile 23/10/2019 gününde karar verildi.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    KARŞI OY:
    Yerel Mahkemece TCK’nin 142/2-a,h maddeleri gereğince sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş olup, bu karar Dairemizce onanmıştır.Maktulün talebi ve rızası dahilinde eve gelen sanığın aralarında çıkan bir tartışma sonucu öldürme suçunu işlediği sabittir. Sanığın öldürme suçunu işledikten sonra evde bulanan bir kısım eşyaları alarak evden ayrıldığı böylelikle hırsızlık suçunun sübut bulduğu anlaşılmaktadır. Sanık evde bulunan eşyaları kilitli bir yerden almamış evde açıkta bulunan eşyaları alarak götürmüştür. Hırsızlığın basit hali 141. maddede düzenlenmiş olup nitelikli hırsızlık 142. maddede düzenlenmiş, konutta hırsızlık nitelikli hallerden sayılmıştır.

    Konutta hırsızlığın nitelikli hallerden sayılmasının nedeni kişilerin konutlarının dokunulmazlığı ve mahremiyetidir. Konuta girme hakkı olmayan kişilerin bu dokunulmazlığı ihlal etmeleri ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Maktulün, sanığı davet etmiş olması ve konutunda onun rızası ile bulunuyor olması nedeniyle ”h” bendindeki ağırlaştırıcı bu unsurun uygulanamayacağını düşündüğüm için hükmün onanmasına dair çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

    Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

  • TCK MADDE 142 NİTELİKLİ HIRSIZ

    TCK MADDE 142 NİTELİKLİ HIRSIZ

    TCK MADDE 142 NİTELİKLİ HIRSIZ(1) Hırsızlık suçunun;a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,b) (Mülga: 18/6/2014-6545/62 md.)  c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,f) (Mülga: 2/7/2012-6352/82 md.)  İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.(2) Suçun;a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,g) (…) (1) büyük veya küçük baş hayvan hakkında,h) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.(3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.(4) (Ek: 6/12/2006 – 5560/6 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.(5) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
    TCK MADDE 142’NİN GEREKÇESİ
    Maddede, hırsızlık suçunun nitelikli şekilleri tanımlanmıştır. Bu nitelikli unsurlar, üç fıkra hâlinde tasnif edilmiştir.Birinci fıkranın (a) bendine göre; hırsızlık suçunun, kime ait olursa olsun, kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.Eşyanın kurum ve kuruluş veya ibadet yerine ait bulunması veya buralarda özel muhafaza altına alınmış olması koşulu aranmamış, görevlilerin veya ibadet edenlerin özel eşyası hakkında suçun işlenmesi hâlinde de bu nitelikli unsurun oluşacağı kabul edilmiştir.Fıkranın (b) bendinde, hırsızlık suçunun herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında işlenmesi, suçun diğer bir nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır.Bina veya etrafı çevrili eklentilerinde yapılan hırsızlığın cezası artırılırken bu gibi yerlere giriş şekline önem verilmemiştir. Tarlada tarım araçlarının korunması için yapılan kulübelerde işlenen hırsızlığın da madde hükmüne girmesi sağlanmıştır. Ancak bina tanımına girmeyen bir yerde, örneğin otomobilde bulunan eşya hakkında muhafaza altına alınma koşulu aranmış; böylece kapıları kilitli olmayan veya camları kapatılmamış bir otomobildeki eşyanın çalınması hâlinde nitelikli hırsızlık kabul edilmemiştir.Fıkranın (c) bendi ile halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım araçlarında ve bunların belli kalkış ve varış yerlerinde yani istasyonlarda bulunan eşya korunmaktadır. Bu gibi eşyanın yolcu veya araç personeline ait bulunması, keza yolcu veya personelin beraberinde bulunması gerekli değildir. Kargo ile nakledilen veya araçtan indirilen yahut yüklenmek üzere hazırlanan eşya da bu kapsama alınmıştır. Eşyanın muhafaza altına alınmış olması koşulu aranmamıştır. Aracın türü önemli değilse de, umuma tahsis edilmiş olması zorunludur. Bir vasıtanın umuma tahsis edildiği, bir bedel karşılığında herkes tarafından kullanılabilir olması ile değil, belirli bir yöne giden yolcuları ve eşyayı nakletmesiyle anlaşılır.Fıkranın (d) bendinde, hırsızlık suçunun bir afet veya genel bir felâketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak belirlenmiştir. Deprem, sel, su baskını, yangın ve savaş gibi afet veya genel felâketin sebebiyet verebileceği zararları önlemek, bu afet veya felaketlere maruz kalan insanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hazırlanmış olan eşya, bu bent kapsamına giren hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaktadır. Eşyanın bulunduğu yer önemli değildir; bunların bina içerisinde veya açıkta depolanmış olması mümkündür. Bunun gibi, eşyanın afet ve felâket bölgesine gittikten sonra ve henüz afetten zarar görenlere dağıtılmadan önce çalınması hâlinde de bent uygulanacaktır.Fıkranın (e) bendinde, âdet veya tahsis ve kullanım gereği açığa bırakılmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Tarlalarda bırakılan tarım araçları, inşaat yerine yığılan malzeme, bu kapsama giren eşyaya örnek olarak gösterilebilir. Bunların çalınmalarında kolaylık bulunması, bu nitelikli hâlin kabulünde etken olmuştur.Fıkranın (f) bendine göre, hırsızlık suçunun elektrik enerjisi hakkında işlenmesi, bir nitelikli hâli oluşturmaktadır. Suçun temadi hâlinde işlenmesi, bu nitelikli hâlin kabulünde etkili olmuştur.Maddenin ikinci fıkrasında, hırsızlık suçunun birinci fıkraya nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli şekilleri düzenlenmiştir.İkinci fıkranın (a) bendine göre, hırsızlık suçunun kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanılarak işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektirmektedir. Mağdurun trafik kazası geçirmiş olması, aklî veya bedensel bir hastalık veya sakatlıkla malul olması, malını koruyamayacak durumda olmasının örneklerini oluşturmaktadır. Hatta, bir yakınının ölüm haberini almış olmaktan doğan büyük bir üzüntünün neden olduğu bir panik hâlinin de aynı durumu doğurmuş bulunması olanaklıdır.Kişinin örneğin geçirmiş bulunduğu kaza sonucunda ölmüş olmasından yararlanılarak üzerindeki veya yanındaki eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmiş olması da bu bent kapsamında mütalâa edilmiştir.Bu bent hükmünün uygulanabilmesi için, kişinin malını koruyamayacak duruma fail tarafından getirilmemiş olması gerekir. Aksi takdirde, duruma göre, yağma suçunun veya bir başka suçu işlemek amacıyla kasten öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.Fıkranın (b) bendinde, hırsızlığın elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel bir beceriyle işlenmesi hâli öngörülmüştür. Yankesicilik veya kişisel çeviklik ile işlenen hırsızlık hâlleri bendin kapsamına girdiği gibi, bir hayvanı alıştırmak suretiyle ve ondan yararlanılarak işlenen fiiller hakkında da bendin uygulanması sağlanmıştır. Bunun gibi, yoldan giden bir kimsenin çantasını kapıp kaçmak suretiyle işlenen hırsızlık da bu bent kapsamında mütalâa edilmiştir. Ancak, bu son hâlde, direncini kırma amacıyla kişiye karşı cebir kullanılmamalıdır. Aksi takdirde, yağma suçu oluşur.Fıkranın (c) bendinde hırsızlık suçunun doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak belirlenmiştir. Kişinin içinde bulunduğu bazı durumlar, eşyası üzerindeki koruma ve gözetimini zayıflatabilir ve hatta ortadan kaldırabilir. Bu durumdan yararlanarak hırsızlık suçu kolaylıkla işlenebilir.Fıkranın (d) bendinde, hırsızlık suçunun haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle işlenmesi, bir nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Bu nitelikli hâl için önemli olan, hırsızlık suçunun kilit açmak suretiyle işlenmesidir. Kilit, haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle açılmış olabilir. Anahtar, hırsızlık veya yağma suretiyle de elde edilmiş olabilir. Bu durumda iki suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Kilidin, hırsızlığı işlemek veya çalınmış malı başka yere nakletmek amacı ile açılmış olması gerekir. Kilidin muhkem olması şart değildir. Anahtar veya diğer aletlerin, vasıtasız olarak açılması mümkün olmayan bir kilidi açmak için kullanılması lazımdır. Kilidi kırmadan açmaya yarayan her türlü araç, alet sayılır. Sahibinin kilidin üzerinde unuttuğu anahtar çevrilerek kilidin açılması suretiyle hırsızlığın işlenmesi ve çalınacak şeyin herhangi bir aletle yerinden sökülmesi hâllerinde bu bent uygulanmayacaktır.Fıkranın (e) bendine göre; hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir nitelikli unsur oluşturmaktadır.Fıkranın (f) bendinde bir nitelikli hâl olarak hırsızlık suçunun tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı hâlde resmî sıfat takınarak işlenmesi öngörülmüştür. Kişi, kendisini tanınmayacak hâle getirmekle, yakalanmasını önlemek ve böylece cezasız kalmasını sağlamak amacı gütmektedir. Keza, kişinin kamu görevlisi sıfatını takınması suretiyle hırsızlık suçu işlemesi hâlinde, bu sıfatın verdiği kolaylıktan yararlanması söz konusudur.Fıkranın (g) bendine göre; hırsızlık suçunun barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçükbaş hayvan hakkında işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir nitelikli unsur oluşturmaktadır.Maddenin üçüncü fıkrasında, hırsızlık suçunun sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır cezayı gerektiren hâl olarak tanımlanmıştır. Ancak, hırsızlık suçunun bu nitelikli şeklinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, hapis cezasının yanı sıra adlî para cezası öngörülmüştür. Çünkü, bu durumda hırsızlık suçunun işlenmesi suretiyle uğranılan zararın veya elde edilen yararın miktarını tam olarak belirlemek her zaman mümkün olamamaktadır.
    TCK MADDE 142 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay1.Ceza Dairesi     
    Esas : 2019/2986 Karar : 2019/5005Karar Tarihi : 18/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Ceza DairesiSUÇ : Kasten öldürme, nitelikli hırsızlıkHÜKÜM : Sanık … hakkında;1-TCK’nin 81/1, 29, 62/1, 53, 63. ve 54/1. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası,2-TCK’nin 142/2-a-h, 143, 62/1, 53. ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin, Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/09/2018 tarih, 2018/114 esas ve2018/387 karar sayılı hükmünün istinaf incelemesinde, TCK’nin 143. maddesinin uygulandığı bölümün hüküm fıkrasından çıkartılması ve hırsızlık suçundan sonuç hapiscezasının 4 yıl 2 ay olarak değiştirilmesi suretiyle hükmün düzeltilerek, istinaf başvurularının esastan reddine dair.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Sanık … hakkında maktul Hasan Hacali’ye yönelik nitelikli hırsızlık ve kasten öldürme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan incelemede; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 07.01.2019 gün ve 2018/2621 E. 2019/26 K. sayılı kararında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin, sübuta, meşru müdafaaya, haksız tahrik indirim oranına yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının ESASTAN REDDİNE, dosyanın Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne, Yargıtay ilamının bir örneğinin Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, sanık hakkında tayin olunan ceza miktarı ile tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak sanık müdafiinin tahliye taleplerinin reddine, 18/11/2019 gününde oy birliği ile karar verildi. Yargıtay1.Ceza Dairesi   
    Esas : 2019/1031 Karar : 2019/4736Karar Tarihi : 07/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Kasten öldürme, basit yaralama, hırsızlıkHÜKÜM : 1-Suça sürüklenen çocuk … hakkında;a)TCK’nin 81, 31/3. maddeleri uyarınca 14 yıl hapis cezası.b)TCK’nin 142/2-a, 31/3. maddeleri uyarınca, 3 yıl 4 ay hapis cezası.2-Sanık … hakkında; TCK’nin 86/2, 53, 58. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cezası.

    TÜRK MİLLETİ ADINA
    21/06/2018 tarihinde katılan …’nın yüzüne karşı verilen hükmü, katılan … vekilinin CMUK’un 310. maddede öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra, 19/09/2018 tarihinde temyiz ettiği anlaşıldığından, süresinden sonra yapılan temyiz isteminin CMUK’un 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.Oluşa ve dosya içeriğine göre; uyaptan yapılan kontrolde suç tarihi olan 01.07.2012 günü yaz saati uygulaması mevcut haliyle güneş batış saatinin 21:41 olduğunun belirtildiği, suça konu olay saatinin ise 21:00 olduğu, dolayısıyla gece vakti tanımını içeren 5237 sayılı TCK’nin 6. maddesi uyarınca suçun gece vakti işlenmediği anlaşılmakla, mahkemenin uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiş olup, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.Toplanan deliller karar yerinde incelenip, suça sürüklenen çocuk … hakkında maktul …’e yönelik kasten öldürme ve nitelikli hırsızlık, sanık … hakkında maktul …’e yönelik kasten yaralama suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun suç nitelikleri tayin, cezayı azaltıcı bir neden bulunmadığı takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, bozma üzerine duruşmalı olarak incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin, mahkumiyet kararının hatalı olduğuna, sanık … müdafiinin, subuta, ceza ehliyetine, alt sınırdan uzaklaşılmasının ve takdiri indirim uygulanmamasının hatalı olduğuna, katılan … vekilinin, sanık …’ın kasten öldürme suçundan mahkumiyeti gerektiğine, suça sürüklenen çocuğun yağma suçundan cezalandırılması gerektiğine vesaireye ilişkin ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,Suça sürüklenen çocuk … hakkında maktul …’e yönelik kasten öldürme ve nitelikli hırsızlık, sanık … hakkında maktul …’e yönelik kasten yaralama suçlarından kurulan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, 06/11/2019 gününde oy birliği ile karar verildi.06/11/2019 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı Nejat Hüseyin Ö.’ın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık … müdafii Avukat Tuğba S.’nin yokluğunda 07/11/2019 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı. Yargıtay17. Ceza Dairesi
    Esas : 2019/11195Karar : 2019/12948Karar Tarihi : 22/10/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇLAR : Hırsızlık, mala zarar vermeHÜKÜM : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece sanık hakkında müştekilere karşı nitelikli hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü:Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.10.2018 tarihli, 2016/7-129 Esas, 2018/481 Karar numaralı; 25.10.2018 tarihli, 2016/7-127 Esas, 2018/482 Karar sayılı kararları ışığında somut olay incelendiğinde; İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/61937 Soruşturma numaralı iddianamesi ile her iki müştekiye yönelik hırsızlık ve mala zarar verme suçları nedeniyle sanığın ikişer kez cezalandırılmasının talep edilmesine, bu nedenle her iki müştekiye yönelik eylemler yönünden ayrı ayrı hükümlerin kurulması gerekmesine karşın hangi müştekiye yönelik eylemler nedeniyle cezalandırılma yoluna gidildiği açıklanmaksızın atılı suçlardan birer kez hüküm kurulması suretiyle karışıklığa neden olunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık …’ın temyiz nedeni bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 22/10/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 141 HIRSIZLIK

    TCK MADDE 141 HIRSIZLIK

     Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.(2) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)
    TCK MADDE 141’İN  GEREKÇESİ
    Madde metninde, hırsızlığın temel şekli tanımlanmıştır. Buna göre, taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Rızanın geçerli olması için bulunması gereken koşulların varlığı hâlinde zilyedin rızası bir hukuka uygunluk nedeni teşkil edecek ve suç oluşmayacaktır.Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için, failin kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi yeterli olup, bunun fiilen temini şart değildir. Bu yarar, maddî veya manevî olabilir.Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.Maddenin ikinci fıkrasında, ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji, taşınır mal sayılmıştır. Buna göre, elektrik enerjisi, gazlar, tabiî veya sun’i buharlar da hırsızlık suçunun konusunu oluşturabilecektir.
    TCK MADDE 141 İLE İLGİLİ  YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay17. Ceza Dairesi       
    Esas : 2019/11176 Karar : 2019/14664 Karar Tarihi : 25/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Çocuk Mahkemesi SUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme HÜKÜM : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü;
    I- Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Doğrudan tayin edilen adli para cezasının miktarı itibarıyla hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan ve 14/04/2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2. madde uyarınca kesin nitelikte olup, temyizi olanaklı bulunmadığından, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,
    II- Suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 232. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendi uyarınca gerekçeli karar başlığında suçların işlendiği zaman diliminin yazılması gerekirken yazılmaması, mahallinde giderilebilir eksiklik olduğundan, bozma nedeni yapılmamıştır. Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden reddiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 25/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay17. Ceza Dairesi       
    Esas : 2019/11192 Karar : 2019/14622 Karar Tarihi : 25/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali HÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü: Suça sürüklenen çocuk hakkında; mahkemenin 24.08.2009 tarihinde işlenen suç için 26.10.2010 tarihinde 5271 sayılı CMK’nun 231/6-son cümlesi hükmü uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdiği ve bu kararın 13.01.2011 tarihinde kesinleştiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleşmesinden itibaren ve denetim süresi içinde 22.07.2011 tarihinde işlenen kasıtlı suçtan dolayı verilen ve 31.03.2015 tarihinde kesinleşen mahkumiyet hükmü nedeniyle 04.11.2015 tarihinde hükmün açıklandığı; böylelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kesinleştiği 13.01.2011 tarihi ile deneme süresi içinde ikinci suçun işlendiği 22.07.2011 tarihleri arasında dava zamanaşımı sürelerinin durduğu gözetilerek yapılan incelemede; Suça sürüklenen çocuğun eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK’nun 142/1-b, 116/2, 31/2. maddelerine uyan suçların gerektirdiği cezaların türleri ve üst sınırlarına göre; aynı Yasa’nın 66/1-e, 66/2, 67/4. maddelerinde öngörülen 6 yıllık uzamış dava zamanaşımı süresinin, suç tarihi olan 24.08.2009 gününden, incelemenin yapıldığı tarihe kadar geçmiş bulunması, Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞÜRÜLMESİNE, 25.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay9. Hukuk Dairesi  
    Esas : 2019/3409 Karar : 2019/20507 Karar Tarihi : 20.11.2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİMAHKEMESİ : BAKIRKÖY 27. İŞ MAHKEMESİ
    DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin red kararına karşı davacı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi davacı avukatının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar vermiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’nin kararı duruşmalı olarak süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; işin mahiyeti itibarıyla duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    KARAR
    Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; davacının, davalıya ait iş yerinde 27/08/2009 tarihinde güvenlik amiri olarak çalışmaya başladığını, iş akdinin feshedilmesine gerekçe olarak 31/10/2016 tarihinde iş yerinde meydana gelen hırsızlık olayının gösterildiğini, davalı iş verenin güvenlikle ilgili gerekli teknik altyapıdaki sıkıntıları gidermediği için sorumluluğu davacıya yüklediğini, iş akdinin sona erdirilmesinin diğer bir nedeninin ise davacının sendika üyeliği ile ilgili iş yerinde başlamış olan toplu iş sözleşmesi sürecinin olduğunu, fesih işleminin haksız bir işlem olduğunu iddia ederek feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili dilekçesinde özetle; davacının, iş akdinin feshine neden olan olay günü, sitenin Han 7 kısmında güvenlik amiri olarak görevli olduğunu, vardiyasına denk gelen 31/10/2016 günü saat 07;28 saatlerinde Han 7 giriş kapısından motosikletli iki kişinin hiçbir güvenlik denetiminden geçmeden Han 7 otoparkına girerek A1 Blok D:22 de ikamet eden daire sahibi …’in … plakalı motosikletinin çalındığını, olaydan birkaç gün sonra farketmesi üzerine yönetime bu durumu bildirdiğini, davacıdan gerçekleşen hırsızlık olayına ilişkin olarak yazılı savunmasının sunmasının istendiğini, site giriş bariyerinin çalıştığını, kamera kayıtlarında hırsızlık olayının gerçekleştirildiğinin göründüğünü, motosikletli şahısların hiç bir güvenlik denetiminden ve sorgusundan geçirilmeden içeri alındığını, davacı ile birlikte diğer güvenlikçilerin beyanlarının bir kısmının gerçeğe aykırı bir kısmının da görevi ağır surette ihlal niteliğinde olması sebebiyle iş akdinin yazılı İş Kanunu’nun 25/II maddesi gereğince haklı sebeple feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İlk Derece Mahkemesince; ”davacının davalı işveren nezdinde belirsiz süreli hizmet akdi ile çalıştığı, davacı tarafça iş akdinin işverence haksız olarak feshedildiğini iddia etmiştir. Davalı tarafça ise davacının iş akdinin haklı nedenle feshedildiği savunulmuştur, davacı, davalı sitede güvenlik amiri olarak çalışmakta olup görevli olduğu vardiya sırasında sitenin kapısından hiçbir güvenlik denetiminden geçmeden ve kayıt defterine kaydı yapılmadan içeriye giren motosikletli kişilerin site sakinine ait otoparkta park halinde bulunan motosikletini çalarak siteden çıktıkları ve durumun sonradan kamera kayıtları ile tespit edilmiş olduğu olayda, vardiyada görevli güvenlik personelinin ve onları denetlemeyen davacının kusuru olduğu açık olup bu eylemin işin ve iş yerinin güvenliğini tehlikeye düşürdüğü gibi, yaptığı görevin niteliğiyle de bağdaşmayacağı, işverinin buna katlanması beklenemeyeceğinden işverence yapılan fesih işleminin geçerli nedene dayandığı öte yandan davacı tarafçada sendikal nedene dayalı fesih yapıldığı hususunun yargılama aşamasında somut olarak kanıtlanamadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    İstinaf başvurusu : İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    İstinaf Sebepleri : Davacı vekili mahkeme tarafından tanık beyanlarının değerlendirilmediğini sadece davalı beyanlarına göre karar verildiğini dosyanın bütün olarak değerlendirilmediğini mahkeme kararının yerinde olmadığını iddia ederek, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince ” …,davacının iş akdinin site içerisinde meydana gelen motorsiklet hırsızlığı nedeni ile feshedildiği, davacının güvenlik vardiya amiri olarak çalıştığı, hırsızlık olayı meydana gelmeden önce site girişindeki bariyerlerin bozuk olduğuna ilişkin tutanak tutulduğu, ancak bariyerlerin yapıldığına ilişkin davalı tarafından bir tutanak olmadığı, hırsızlık yapıldığı ana ilişkin olarak kamera kayıtları sunulduğu, kamera kayıtlarındaki görüntülerin incelenmesinde kayıtların birinde kasklı iki kişinin site içerisinde bir motor üzerinde park edip birinin başka bir motora binip iki motorla birlikte uzaklaştığının görüldüğü,, diğer kamera kaydında ise yoldan bir motorsikletin geldiği ancak site içine giriş yapma anının görüntülerde olmadığı sadece ses kaydında burdan giriyorlar denildiği, ancak bu motorsikletin site içerisine girip girmediğinin kayıtlarda yer almadığı, çalınan motosikletin dışarıdan gelen kişiler tarafından çalınıp çalınmadığı ve davacının bu hırsızlık olayında kusurunun olup olmadığı ispatlanmamış olup, davalı tarafından bariyerlerin yaptırılmaması ve kameraların yeterli olmaması nedeni ile zafiyetinin de olduğu, bu nedenle davacının işten çıkarılmasının yerinde olmadığı…” gerekçesi ile, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine karar verilmiştir.
    Temyiz başvurusu : Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili tarafından süresinde temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
    Gerekçe : Dosyadaki bilgi ve belgelerden, tanık anlatımlarından, iş yerinde güvenlik amiri tarafından çalışan davacının iş akdinin, sitede yaşanan hırsızlık olayında ihmali olması nedeni ile feshedildiği, olay günü sitede yaşanan hırsızlık olayında iki kişinin motorsiklet ile gelip Han 7 otoparkına hiç bir denetimden geçmeden girebildiği, hırsızlık olayının iki gün sonra farkedildiği, davacının güvenlik amiri olması nedeni ile denetleme görevi bulunduğu, feshin haklı nedene dayanmamakla birlikte, güven ilişkisi zedelendiğinden geçerli nedene dayandığının kabulünün uygun olacağı anlaşılmakla, davanın reddi yerine kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.
    HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,2- Fesih geçerli nedene dayandığından, davanın REDDİNE,3- Davalı vekil ile temsil edildiğinden, karar tarihindeki AAÜT.si uyarınca belirlenen 2.725,00 TL. vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,4- Harçlar Yasası uyarınca alınması gereken 44,40 TL. Harçtan davacının yatırdığı 29,20 TL. harcın mahsubu ile bakiye 15,20 TL. harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,5-Davacının yaptığı masrafların üzerinde bırakılmasına,6- Davalının yaptığı toplam 130,38 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,7-Tarafların yatırdığı gider avansından kullanılmayan kısmının, hükmün kesinleşmesinden sonra resen ilgili taraflara iadesine, iade giderinin ilgili tarafça yatırılan avanstan karşılanmasına,8- Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’’ne gönderilmesine,Kesin olarak 20.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 141 HIRSIZLIK

    TCK MADDE 141 HIRSIZLIK

    TCK MADDE 141 HIRSIZLIK(1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.(2) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)
    TCK MADDE 141’İN  GEREKÇESİ
    Madde metninde, hırsızlığın temel şekli tanımlanmıştır. Buna göre, taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Rızanın geçerli olması için bulunması gereken koşulların varlığı hâlinde zilyedin rızası bir hukuka uygunluk nedeni teşkil edecek ve suç oluşmayacaktır.Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için, failin kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi yeterli olup, bunun fiilen temini şart değildir. Bu yarar, maddî veya manevî olabilir.Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.Maddenin ikinci fıkrasında, ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji, taşınır mal sayılmıştır. Buna göre, elektrik enerjisi, gazlar, tabiî veya sun’i buharlar da hırsızlık suçunun konusunu oluşturabilecektir.
    TCK MADDE 141 İLE İLGİLİ  YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay17. Ceza Dairesi       
    Esas : 2019/11176 Karar : 2019/14664 Karar Tarihi : 25/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Çocuk MahkemesiSUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali, mala zarar vermeHÜKÜM : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü;
    I- Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;Doğrudan tayin edilen adli para cezasının miktarı itibarıyla hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan ve 14/04/2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2. madde uyarınca kesin nitelikte olup, temyizi olanaklı bulunmadığından, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,
    II- Suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 232. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendi uyarınca gerekçeli karar başlığında suçların işlendiği zaman diliminin yazılması gerekirken yazılmaması, mahallinde giderilebilir eksiklik olduğundan, bozma nedeni yapılmamıştır.Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden reddiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 25/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay17. Ceza Dairesi       
    Esas : 2019/11192 Karar : 2019/14622 Karar Tarihi : 25/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlaliHÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suçların tarihine göre dosya görüşüldü:Suça sürüklenen çocuk hakkında; mahkemenin 24.08.2009 tarihinde işlenen suç için 26.10.2010 tarihinde 5271 sayılı CMK’nun 231/6-son cümlesi hükmü uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdiği ve bu kararın 13.01.2011 tarihinde kesinleştiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleşmesinden itibaren ve denetim süresi içinde 22.07.2011 tarihinde işlenen kasıtlı suçtan dolayı verilen ve 31.03.2015 tarihinde kesinleşen mahkumiyet hükmü nedeniyle 04.11.2015 tarihinde hükmün açıklandığı; böylelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kesinleştiği 13.01.2011 tarihi ile deneme süresi içinde ikinci suçun işlendiği 22.07.2011 tarihleri arasında dava zamanaşımı sürelerinin durduğu gözetilerek yapılan incelemede;Suça sürüklenen çocuğun eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK’nun 142/1-b, 116/2, 31/2. maddelerine uyan suçların gerektirdiği cezaların türleri ve üst sınırlarına göre; aynı Yasa’nın 66/1-e, 66/2, 67/4. maddelerinde öngörülen 6 yıllık uzamış dava zamanaşımı süresinin, suç tarihi olan 24.08.2009 gününden, incelemenin yapıldığı tarihe kadar geçmiş bulunması,Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞÜRÜLMESİNE, 25.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay9. Hukuk Dairesi  
    Esas : 2019/3409 Karar : 2019/20507 Karar Tarihi : 20.11.2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİMAHKEMESİ : BAKIRKÖY 27. İŞ MAHKEMESİ
    DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesinin red kararına karşı davacı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi davacı avukatının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar vermiştir.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’nin kararı duruşmalı olarak süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; işin mahiyeti itibarıyla duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    KARAR
    Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; davacının, davalıya ait iş yerinde 27/08/2009 tarihinde güvenlik amiri olarak çalışmaya başladığını, iş akdinin feshedilmesine gerekçe olarak 31/10/2016 tarihinde iş yerinde meydana gelen hırsızlık olayının gösterildiğini, davalı iş verenin güvenlikle ilgili gerekli teknik altyapıdaki sıkıntıları gidermediği için sorumluluğu davacıya yüklediğini, iş akdinin sona erdirilmesinin diğer bir nedeninin ise davacının sendika üyeliği ile ilgili iş yerinde başlamış olan toplu iş sözleşmesi sürecinin olduğunu, fesih işleminin haksız bir işlem olduğunu iddia ederek feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili dilekçesinde özetle; davacının, iş akdinin feshine neden olan olay günü, sitenin Han 7 kısmında güvenlik amiri olarak görevli olduğunu, vardiyasına denk gelen 31/10/2016 günü saat 07;28 saatlerinde Han 7 giriş kapısından motosikletli iki kişinin hiçbir güvenlik denetiminden geçmeden Han 7 otoparkına girerek A1 Blok D:22 de ikamet eden daire sahibi …’in … plakalı motosikletinin çalındığını, olaydan birkaç gün sonra farketmesi üzerine yönetime bu durumu bildirdiğini, davacıdan gerçekleşen hırsızlık olayına ilişkin olarak yazılı savunmasının sunmasının istendiğini, site giriş bariyerinin çalıştığını, kamera kayıtlarında hırsızlık olayının gerçekleştirildiğinin göründüğünü, motosikletli şahısların hiç bir güvenlik denetiminden ve sorgusundan geçirilmeden içeri alındığını, davacı ile birlikte diğer güvenlikçilerin beyanlarının bir kısmının gerçeğe aykırı bir kısmının da görevi ağır surette ihlal niteliğinde olması sebebiyle iş akdinin yazılı İş Kanunu’nun 25/II maddesi gereğince haklı sebeple feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İlk Derece Mahkemesince; ”davacının davalı işveren nezdinde belirsiz süreli hizmet akdi ile çalıştığı, davacı tarafça iş akdinin işverence haksız olarak feshedildiğini iddia etmiştir. Davalı tarafça ise davacının iş akdinin haklı nedenle feshedildiği savunulmuştur, davacı, davalı sitede güvenlik amiri olarak çalışmakta olup görevli olduğu vardiya sırasında sitenin kapısından hiçbir güvenlik denetiminden geçmeden ve kayıt defterine kaydı yapılmadan içeriye giren motosikletli kişilerin site sakinine ait otoparkta park halinde bulunan motosikletini çalarak siteden çıktıkları ve durumun sonradan kamera kayıtları ile tespit edilmiş olduğu olayda, vardiyada görevli güvenlik personelinin ve onları denetlemeyen davacının kusuru olduğu açık olup bu eylemin işin ve iş yerinin güvenliğini tehlikeye düşürdüğü gibi, yaptığı görevin niteliğiyle de bağdaşmayacağı, işverinin buna katlanması beklenemeyeceğinden işverence yapılan fesih işleminin geçerli nedene dayandığı öte yandan davacı tarafçada sendikal nedene dayalı fesih yapıldığı hususunun yargılama aşamasında somut olarak kanıtlanamadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    İstinaf başvurusu : İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    İstinaf Sebepleri : Davacı vekili mahkeme tarafından tanık beyanlarının değerlendirilmediğini sadece davalı beyanlarına göre karar verildiğini dosyanın bütün olarak değerlendirilmediğini mahkeme kararının yerinde olmadığını iddia ederek, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince ” …,davacının iş akdinin site içerisinde meydana gelen motorsiklet hırsızlığı nedeni ile feshedildiği, davacının güvenlik vardiya amiri olarak çalıştığı, hırsızlık olayı meydana gelmeden önce site girişindeki bariyerlerin bozuk olduğuna ilişkin tutanak tutulduğu, ancak bariyerlerin yapıldığına ilişkin davalı tarafından bir tutanak olmadığı, hırsızlık yapıldığı ana ilişkin olarak kamera kayıtları sunulduğu, kamera kayıtlarındaki görüntülerin incelenmesinde kayıtların birinde kasklı iki kişinin site içerisinde bir motor üzerinde park edip birinin başka bir motora binip iki motorla birlikte uzaklaştığının görüldüğü,, diğer kamera kaydında ise yoldan bir motorsikletin geldiği ancak site içine giriş yapma anının görüntülerde olmadığı sadece ses kaydında burdan giriyorlar denildiği, ancak bu motorsikletin site içerisine girip girmediğinin kayıtlarda yer almadığı, çalınan motosikletin dışarıdan gelen kişiler tarafından çalınıp çalınmadığı ve davacının bu hırsızlık olayında kusurunun olup olmadığı ispatlanmamış olup, davalı tarafından bariyerlerin yaptırılmaması ve kameraların yeterli olmaması nedeni ile zafiyetinin de olduğu, bu nedenle davacının işten çıkarılmasının yerinde olmadığı…” gerekçesi ile, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine karar verilmiştir.
    Temyiz başvurusu : Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili tarafından süresinde temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
    Gerekçe : Dosyadaki bilgi ve belgelerden, tanık anlatımlarından, iş yerinde güvenlik amiri tarafından çalışan davacının iş akdinin, sitede yaşanan hırsızlık olayında ihmali olması nedeni ile feshedildiği, olay günü sitede yaşanan hırsızlık olayında iki kişinin motorsiklet ile gelip Han 7 otoparkına hiç bir denetimden geçmeden girebildiği, hırsızlık olayının iki gün sonra farkedildiği, davacının güvenlik amiri olması nedeni ile denetleme görevi bulunduğu, feshin haklı nedene dayanmamakla birlikte, güven ilişkisi zedelendiğinden geçerli nedene dayandığının kabulünün uygun olacağı anlaşılmakla, davanın reddi yerine kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.
    HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,2- Fesih geçerli nedene dayandığından, davanın REDDİNE,3- Davalı vekil ile temsil edildiğinden, karar tarihindeki AAÜT.si uyarınca belirlenen 2.725,00 TL. vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,4- Harçlar Yasası uyarınca alınması gereken 44,40 TL. Harçtan davacının yatırdığı 29,20 TL. harcın mahsubu ile bakiye 15,20 TL. harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,5-Davacının yaptığı masrafların üzerinde bırakılmasına,6- Davalının yaptığı toplam 130,38 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,7-Tarafların yatırdığı gider avansından kullanılmayan kısmının, hükmün kesinleşmesinden sonra resen ilgili taraflara iadesine, iade giderinin ilgili tarafça yatırılan avanstan karşılanmasına,8- Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’’ne gönderilmesine,Kesin olarak 20.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 138 VERİLERİ YOK ETMEME

    TCK MADDE 138 VERİLERİ YOK ETMEME

    Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir.(2) (Ek: 21/2/2014-6526/5 md.) Suçun konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre ortadan kaldırılması veya yok edilmesi gereken veri olması hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.
    TCK MADDE 138’İN GEREKÇESİ
    Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olan kişisel verilerin kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına rağmen yok edilmemesi, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.
    TCK MADDE 138 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/19565Karar : 2019/15330Karar Tarihi : 08/10/2019 
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Tehdit, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme HÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: İddianamede açıklanıp hükümlerde kabul edilen eylemlere, Yargıtay Kanununun 14. maddesine, Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 24/01/2014 tarih ve 1 sayılı kararına ve temyizin kapsamına göre, işin incelenmesi daha önce hükümleri inceleyerek bozma kararı veren Yüksek 8. Ceza Dairesinin görevine girdiğinden, DAİREMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili Daireye gönderilmesine, 08/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay4. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/14676Karar : 2019/14955Karar Tarihi : 02/10/2019
    “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Şantaj, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme HÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; sanığa yükletilen şantaj ve sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu, Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı, Anayasa Mahkemesi’nin karar tarihinden sonra 24/11/2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı, TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin kararın ve TCK’nın 53/1-c maddesinde düzenlenen hak yoksunluğunun uygulanma süresi ve şeklinin Kanunda öngörülen biçimde infaz aşamasında gözetilebileceği, Anlaşıldığından katılan … vekilinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, 02/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay19. Ceza Dairesi
    Esas : 2019/18789Karar : 2019/11735Karar Tarihi : 25/09/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : 1632 Sayılı Kanuna AykırılıkHÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
    1) Amire Hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükümünün temyiz incelenmesinde;Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Yükletilen suçun sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu, anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.Ancak,TCK’nin 52/4. maddesi gereğince ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarı ile yetinilmesi gerekirken adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesine karar verilmesi suretiyle infazda yetkinin kısıtlanması,Kanuna aykırı ve sanık ile sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün BOZULMASINA, bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 322. maddesi uyarınca, hükmün 2. maddesinin 4. bendinde yer alan “…taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamının sanıktan tahsil edileceğine, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğine” cümlesinin çıkartılıp yerine “taksitlerden birisinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilebileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığınca hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarına” ibaresi yazılması suretiyle, başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,2) Astlık-Üstlük Münasebetlerini Zedelemeye, Amir ve Komutanlara Karşı Güven Hissini Yok Etmeye Matuf Olarak Alenen Tahkir veya Tezyif Edici Fiili ve Harekette Bulunmak suçundan kurulan mahkumiyet hükümünün temyiz incelenmesinde;Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Sanık hakkında atılı suçu işlediği sabit görülerek mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanığın atılı suçu işlemediğini savunması, yargılama aşamasında dinlenen ve sanıkla birlikte aynı Birlik Komutanlığında görev yapan tanıkların sanığın üzerine atılı eylemleri gerçekleştirdiğine dair tanıklıklarının bulunmaması, Mahkemenin maddi vaka kabulünün dayandırıldığı tanıklardan …ve…’in aşamalardaki beyanları arasındaki çelişkiler bulunması, tanık …’ın ifadesinde geçen “sanığın … ve …’ın da bulunduğu bir esnada komuta katını kastederek bizim asıl düşmanımız bunlar şeklinde sözler söylediği”ne dair beyanlarının ise tanıklar … ve … tarafından doğrulanmaması dikkate alındığında; yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın üzerine atılı suçtan beraati yerine yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle mahkumiyetine karar verilmesi,Kanuna aykırı ve sanık ile sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 25/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 136 VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME VEYA ELE GEÇİRME

    TCK MADDE 136 VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME VEYA ELE GEÇİRME

     Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) (Ek:17/10/2019-7188/17 md.) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır

    TCK MADDE 136’NIN GEREKÇESİ
    Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.

    TCK MADDE 136 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

    Yargıtay12. Ceza Dairesi

    Esas : 2019/5022Karar : 2019/9331Karar Tarihi : 25.09.2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Sulh Ceza Hâkimliği
    Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, gizliliğin ihlali ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na muhalefet (haksız rekabet) suçlarından şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda,

    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 14.02.2018 tarihli ve 2018/16841 soruşturma, 2018/8985 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.03.2018 tarihli ve 2018/1778 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca, şüphelinin görüntüleri hukuka aykırı olarak elde etmediği, isnat edilen suçların oluşmadığı anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

    Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu,

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Somut olayda müştekinin ayrıntılı ifadesi alınarak olaya ilişkin delillerin nelerden ibaret olduğu tespit edilmeksizin, şüpheliye isnat edilen suçların unsurlarının neden oluşmadığı gerekçeli olarak belirtilmeksizin ve herhangi bir soruşturma işlemi yapılmaksızın, eksik soruşturma ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın bu yönden kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığının 24.09.2018 tarihli ve 94660652-105-34-8816-2018-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine atfen,

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.10.2018 tarihli ve 2018/79014 sayılı tebliğnamesi ve Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 09.05.2019 tarihli, 2018/6478 esas, 2019/8217 karar sayılı görevsizlik kararı ile daireye ihbar ve soruşturma evrakı tevdi kılınmakla;

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:Şikayetçi firma tarafından yapımı üstlenerek inşa edilen sitenin sakinlerinden olan şüpheli Serdar’ın, ikamet ettiği bağımsız bölümde gerçekleştiği iddia olunan hırsızlık olayına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ele geçirdiği kamera görüntülerini, “… Kasa Hırsızları”, “… Güvenlikli Site Mi? Hırsızlar Elini Kolunu Sallayarak Siteye Giriyorlar. 6 Evi Soyuyorlar” biçimindeki firmanın ticari itibarını zedeleyecek yanıltıcı ibarelerle birlikte 05.02.2018 tarihinde youtube adlı video paylaşım sitesinde yayımlamasından dolayı hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, gizliliğin ihlali ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa muhalefet (haksız rekabet) suçlarından soruşturma başlatılması için şikayetçi firma vekili tarafından 12.02.2018 tarihli şikayet dilekçesinin verilmesini müteakip, herhangi bir soruşturma işlemi yapılmaksızın,

    “…Şüphelinin görüntüleri hukuka aykırı olarak elde etmediği, isnat edilen suçların oluşmadığı…” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.02.2018 tarihli ve 2018/16841 soruşturma, 2018/8985 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanunun 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanunun 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında,

    Şikayetçi firma yetkilisinin ve şüphelinin beyanları alınıp, hırsızlık suçuna ilişkin soruşturma dosyası ile youtube adlı sitede yapılan paylaşımın kim tarafından yapıldığına ve içeriğine ilişkin deliller toplanarak, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi ve süpheliye isnat edilen suçların unsurlarının oluşup oluşmadığının gerekçeli olarak açıklanması gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturmaya ve yetersiz gerekçeye dayalı olarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.02.2018 tarihli ve 2018/16841 soruşturma, 2018/8985 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verildiği anlaşıldığından, anılan karara karşı yapılan itirazın belirtilen şekilde inceleme yapılmasından sonra sonuçlandırılması yerine reddine ilişkin mercii Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.03.2018 tarihli ve 2018/1778 değişik iş sayılı kararında isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle;

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, mercii Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.03.2018 tarihli ve 2018/1778 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde Sulh Ceza Hâkimliğince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Yargıtay

    8. Ceza Dairesi

    Esas : 2019/13346Karar : 2019/11276Karar Tarihi : 25.09.2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirmeHÜKÜM : Mahkumiyet
    Gereği görüşülüp düşünüldü:Sanıkların katılan …’na ait ATM cihazlarına yerleştirdikleri düzenekle işlem yapmaya gelen kişilere ait kartların manyetik şerit bilgilerini kopyalamak ve şifrelerini elde etme veya teşebbüs şeklinde kabul edilip TCK.nın 136. maddesinde düzenlenen kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmeye teşebbüs suçundan zarar görme olasılığı bulunan ve kart bilgileri kopyalanan,kişi veya kurumların yokluğunda verilen hükmün;

    CMK.nın 34/2. madde ve fıkrasında belirtilen başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekli de belirtilmek suretiyle yöntemine uygun olarak adı geçenlere tevdi kararımız ile birlikte tebliği sağlanarak tebellüğ belgesi ve temyiz edilmesi halinde dilekçeleri de eklenip ek tebliğname düzenlendikten sonra iadesi, temyiz edilmemesi halinde ise sanık … müdafii ve sanık …’ın temyizlerine hasren inceleme yapılmak üzere dosyanın geri gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.09.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Yargıtay

    12. Ceza Dairesi

    Esas : 2018/8466Karar : 2019/9054Karar Tarihi : 18.09.2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirmeHüküm : CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraat
    Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısının sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasında belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.

    Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi,

    DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.

    Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 esas, 2014/331 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; TCK’nın 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri TCK’nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.

    Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada, evli olan sanık … ile kocasının il dışında yaşadığını beyan eden katılan … arasındaki komşuluk ilişkisinin zamanla duygusal birlikteliğe dönüştüğü ve bir süre sonra taraflar arasındaki arkadaşlığın sona ermesinin ardından, sanık …’in, köylerde seyyar satıcılık yaparak geçimini sağlayan ve katılanın köydeki evini bilen arkadaşı Nihat’a, katılana ait cep telefonu numarasını verdiği ve adı geçen arkadaşının 15.05.2014 tarihinde katılanı ısrarla telefonla arayarak, 2012 yılında patates satması nedeniyle alacağı olan 90,00 TL’yi ödemesi bahanesiyle onu cinsel amaçlı olarak taciz ettiği iddialarına konu olayda;Sanık … ile arkadaşı olan diğer sanık …’ın cinsel taciz suçundan beraatlerine ilişkin hükümlerin temyiz edilmeksizin kesinleştiği, temyizin kapsamının; sanık … hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan kurulan beraat hükmü ile sınırlı olduğu belirlenerek yapılan incelemede:

    Soruşturma evresinde katılana ait cep telefonu numarasını kimseye vermediğini ifade eden sanık …’in, kovuşturma evresinde, arkadaşı Nihat’ın köyde borcu olanların telefon numaralarını istemesi nedeniyle katılana ait cep telefonu numarasını arkadaşına verdiğine dair ilk ifadesiyle çelişen tutarsız savunmalarına itibar edilemeyeceği ve arkadaşı olan Nihat’ın da evini ve adresini bildiği katılanla doğrudan iletişim kurmak yerine 2012 yılından beri tahsil etmediği 90,00 TL’lik borcun ödenmesi için katılanı iki yıl sonra aynı gün birden fazla defa telefonla aramasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği gözetildiğinde, sanık …’in, katılana ait GSM numarasını arkadaşına vermesini gerektiren makul, meşru ve mantıklı bir sebep bulunmaması nedeniyle katılanın rızası dışında hareket ettiğinin açıkça anlaşılması karşısında,

    Sanık …’in, kişisel veri niteliğindeki katılana ait cep telefonu numarasını kaydedilmiş haliyle ve hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı olduğunda tereddüt bulunmayan bir yöntemle arkadaşına vermesi şeklinde sübut bulan eyleminden dolayı TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasında tanımlanan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, “… sanığın katılana ait cep telefonunu … verme şeklinde gerçekleşen ve sabit olan eylemin, cep telefonu numarasının kolaylıkla ulaşılabilmesi ve bilinmesi mümkün olan kişisel veri niteliğinde olduğu değerlendirilerek maddede belirtilen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı…” biçimindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle sanık hakkında CMK’nın 223/2-e madde, fıkra ve bendi gereğince beraat hükmü kurulması,

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    2- Kabul ve uygulamaya göre de:Sanığa yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan kanun maddesinin fıkra ve bendinin CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi olarak yazılması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle aynı Kanunun 232/6. madde ve fıkrasına uyulmaması,Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK‘un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 18.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 135 KİŞİ VERİLERİNİN KAYDEDİLMESİ

    TCK MADDE 135 KİŞİ VERİLERİNİN KAYDEDİLMESİ

    Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.(2) Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır. 
    TCK MADDE 135’İN GEREKÇESİ
    Çağımızda kişilerle ilgili kayıtların bilgisayar ortamlarına geçirilip muhafaza edilmesi uygulamasına bazı kurum ve kuruluşlar tarafından başvurulmaktadır; hastanelerde hastalara, sigorta şirketlerinde sigortalılara, bankaların ve kredili alış veriş yapılan mağazaların müşterilerine ilişkin kayıtlar, böylece tutulmaktadır. Bu bilgilerin amaçları dışında kullanılmasından veya herhangi bir şekilde üçüncü şahısların eline geçerek hukuka aykırı olarak yararlanılmasından dolayı hakkında bilgi toplanan kişiler büyük zararlara uğrayabilmektedirler. Bu bakımdan, kişilerle ilgili bilgilerin hukuka aykırı olarak kayda alınması suç olarak tanımlanmıştır.Suçun konusu, kişisel verilerdir. Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri olarak kabul edilmelidir.Söz konusu suç tanımında kişisel verilerin bilgisayar ortamında veya kağıt üzerinde kayda alınması arasında bir ayırım gözetilmemiştir. Bu bakımdan, söz konusu suç tanımı ile Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan Türkiye’nin de 28 Ocak 1981 tarihinde imzalamakla taraf olduğu “Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tâbi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Sözleşme”nin ilgili hükümlerine geçerlilik tanınmıştır.Bu suçun oluşabilmesi için, kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde kayda alınması gerekir. Kişinin rızası ile kendisiyle ilgili bilgilerin kayda alınmasının suç oluşturmayacağı muhakkaktır. Belirli nitelikteki kişisel verilerin kayda alınması kanun hükmünün gereği olarak yapılmaktadır. Bu bakımdan, çeşitli kamu kurumlarında verilen kamu hizmetinin gereği olarak kişilerle ilgili bazı bilgiler ilgili kanun hükümlerine istinaden kayda alınmaktadırlar. Bu durumlarda, söz konusu suç oluşmayacaktır.Maddenin ikinci fıkrasında, kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine, ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kayda almak, suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bunlardan kişilerin ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgilerin kayda alınmasına kanunlarda özellikle suçlulukla mücadele bağlamında, suç ve suçluların ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla belli ölçüde izin verilebilir. Bu durumlarda söz konusu suç oluşmayacaktır. TCK MADDE 135 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
    Esas : 2019/6672Karar : 2019/17765Karar Tarihi : 01.10.2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : TESPİTMAHKEMESİ : İş Mahkemesi
    Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    KARAR
    Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili, müvekkilinin … genel merkez yönetim kurulu başkanı olduğunu, 2018 yılı Şubat ayında müvekkili ile görüşmeye gelen …isimli şahıs tarafından yapılan görüşmenin gizlice kayda alınması ve bu kaydın sendika üyelerine facebook,  whatshap  vb platformlar üzerinden gönderilmesi sonucunda, konu hakkında … (Memur Sendikaları Konfederasyonu) genel başkanı … ile 14/02/2018 tarihinde bir görüşme yaptığını, bu görüşmede kendi el yazısı ile …’a bir istifa dilekçesi teslim ettiğini ancak istifasının kabul edilmeyerek işleme konulmadığını ve müvekkilinin genel başkanlık görevine devam ettiğini, genel başkanlık görevine devam eden müvekkilinin o tarihte vermiş olduğu istifa dilekçesinin 31/10/2018 tarihinde … genel başkanı tarafından sendika genel merkezine getirilerek yeni verilmiş bir dilekçe gibi 31/10/2018 tarihinde evrak kayıttan geçirildiğini, müvekkilinin bu durumu öğrenir öğrenmez bir dilekçe yazarak, istifa dilekçesinin 8 ay önce verildiğini, işleme konulmayıp kabul edilmediğini, genel başkanlık görevine devam ettiğini, anılan istifanın hukuki bir geçerliliğinin olmadığını ve yeni bir istifa iradesinin olmadığını belirttiğini ve bu dilekçesini diğer yönetim kurulu üyelerinin hepsinin olduğu odada genel başkan vekili … …’e verdiğini, …’in dilekçeyi işleme alacaklarını ve sayı vereceklerini belirttiğini, sendika yönetim kurulunca bu uyarının dikkate alınmadığını 31/10/2018 tarihli yönetim kurulu toplantısında, diğer yönetim kurulu üyeleri tarafından 101 sayılı karar alınarak müvekkilinin yönetim kurulu üyeliğinin düşürüldüğünü, bu kararın açıkça hukuka aykırı olduğunu ve iptali gerektiğini, bilindiği üzere daha evvel verilmiş istifanın işleme konulmayıp kabul edilmeyerek kişinin görevine devam etmesi hallerinde daha önce verilmiş istifa dilekçesinin yeni verilmiş gibi işleme konulmasının bir çok Yargıtay ve Danıştay kararlarında hukuka aykırı olduğunun kabul edildiğini, müvekkilinin 31/10/2018 tarihinde bir istifa dilekçesi vermediğini, gerçekten 14/02/2018 tarihinde verilen istifa dilekçesinin işleme konulmayıp kabul edilmeyerek genel başkanlık görevine devam ettirilen davacı müvekkilin daha önce vermiş olduğu istifa dilekçesi kötüye kullanılarak 31/10/2018 tarihinde yeni bir istifa dilekçesi vermiş gibi işleme konulmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek davalı … genel merkez yönetim kurulunun 101 sayılı ve 31/10/2018 tarihli kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili, müvekkili sendikanın 4688 sayılı Kanun uyarınca kurulmuş ve faaliyetlerine devam eden bir sendika olduğunu, müvekkili sendikanın üye sayısını 80 binin üzerine çıkarmayı başardığını, davacı …’ın dava dilekçesinde de ikrar ettiği üzere kendi iradesinin ürünü olan istifa dilekçesini bizzat kendisi tarafından işleme konulmak üzere müvekkili sendikaya teslim edildiğini, usule uygun olarak dilekçenin sendikanın gelen evrak kayıt defterine 31/10/2018 tarih ve 545 sıra numarası ile kaydedilip işleme alındığını, …’ın kendi iradesiyle istifa etmesinin sonucu olarak hukuken katılmasının mümkün olmaması nedeniyle yokluğunda gerçekleştirilen sendika yönetim kurulu toplantısında dilekçenin kabulü ile gerekli kararların alındığını, davacının dilekçenin kendisine ait olmadığı, iradesinin ikrah altına alındığı, istifanın kurumsal yada kişisel zorlamalardan kaynaklandığı şeklinde bir iddiada bulunmadığını, davacının kendi el yazısıyla yazmış olduğu istifa dilekçesini kendi isteği, iradesiyle teslim etmiş olup, bu irade beyanının tek taraflı olarak geri alınmasının mümkün olmadığını, davacının “yaşamaya başladığı sağlık problemleri ve ailevi sebeplerden dolayı” istifa ettiğini, davacının istifanın sonuçlarını öngörebilecek bir sıfata, ehliyete ve basirete sahip bir konumda olduğunu, istifa dilekçesinin, işleme konulması akabinde vazgeçmeye dayalı başka bir dilekçenin yada kararın olduğu iddiasıyla ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını, davacının usulüne uygun olarak sendika gelen evrak kayıt defterine işlenmiş bir talep yada dilekçesinin olmadığını, davacının iddialarının aksine isitfanın kabul edilmeme gibi bir durumun söz konusu olmadığını, istifanın bozucu yenilik doğuran bir hak olması ve karşı tarafa ulaştığı anda hüküm ifade etmesi karşısında davacının iddialarının dikkate alınamayacağını, bozucu yenilik doğuran hakların muhataba ulaşması ile birlikte hukuksal sonuç doğuracağını, davacının istifa irade beyanının işleme konulması akabinde ücretsiz izni sonlandırılarak kendisine hizmet ödemesi yapıldığını, görülecek davanın istifasından pişman olan bir kişinin haksız olarak açmış olduğu bir dava olduğunu, davacının pişmanlık kararı ile tüm süreci başa almasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
    İstinaf Başvurusu : İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
    Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince, istifa dilekçesinin davalı sendika genel yönetim kurulu yerine sendikayı temsile yetkili olmayan bir kişiye önceden verildiği, dilekçe verildikten sonra davacının çalışmaya devam ettiği, artık istifa iradesinin ortadan kalktığı, istifa dilekçesinin bir geçerliliğinin kalmadığı, istifa dilekçesinin işleme konulduğu zaman bakımından istifa iradesinin olmadığı, yetkili olmayan birisi tarafından elde tutulan, davacının işlem tarihi itibariyle iradesini yansıtmayan ve geçerliliğini yitirmiş istifa dilekçesinin sonuç doğurması mümkün olmadığından, bu istifa dilekçesinin geçerli kabul edilerek hukuki sonuç doğuracak şekilde 31/10/2018 tarih ve 101 sayılı yönetim kurulu kararının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulü ile davalı sendika genel yönetim kurulunun 31/10/2018 tarih ve 101 sayılı kararının iptaline karar verilmiştir.
    Temyiz : Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı davalı temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
    Gerekçe : Dava, sendika genel başkanı olan davacının istifasının kabulüne dair yönetim kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.Herhangi bir şekle tabi olmayan istifa beyanı, bozucu yenilik doğuran tek taraflı bir hukuki muameledir ve muhatabına ulaşmakla hüküm ve sonuçlarını doğurur.Dosya içeriğine göre davacı … imzasıyla yazılan “Büro Memursen Genel Merkezine Ankara” başlıklı tarihsiz dilekçe içeriğinin “Seçilmiş olduğum Büro … genel merkez yönetim kurulu üyeliği ve genel başkanlığı görevimden yaşamaya başladığım sağlık problemleri ve ailevi sebeplerden dolayı istifa ediyorum. Sendikamda bir üye olarak hizmetime devam edeceğimi belirtirim. Gereğini genel yönetim kuruluna arz ederim.” şeklinde olduğu görülmektedir.Söz konusu dilekçenin 31/10/2018 tarih ve 545 sayı ile sendika gelen evrak defterine kaydedilmesi sonrasında 31/10/2018 tarih ve 101 sayılı dava konusu sendika yönetim kurulu kararı ile genel başkan …’ın istifasının kabul edilmesine oyçokluğu ile karar verilmiştir. Karar metnine göre dört üyenin istifanın kabulü yönünde oy kullandığı, bir üyenin çekimser oy kullandığı, diğer üyenin ise “Genel başkan …’ın aynı tarihli vazgeçme dilekçesi olduğu için şerh düşüyorum” açıklaması ile karara muhalif kaldığı anlaşılmaktadır.Yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan davacı ve davalı tanık beyanları ile dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre, davacı … tarafından istifa dilekçesinin bizzat yazılarak sendika genel merkezine teslim edilmek üzere … Konfederasyonu genel başkanı dava dışı … isimli şahsa Şubat ayında teslim edildiği, …’ın ise 31/10/2018 tarihinde … genel merkezine gelerek istifa dilekçesini sendika yönetim kuruluna teslim ettiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, irade sakatlığına sebebiyet verecek bir durum ve imza inkarı hâli mevcut olmadığından, istifa dilekçesinin Büro … genel merkezine ulaştırılmak üzere …’a verilmesi ve daha sonra … tarafından dilekçenin sendika genel merkezine ulaştırılması, tek başına istifanın geçersizliği sonucunu doğurmaz.Bu noktada belirtmek gerekir ki, istifa beyanı muhatabına varmakla hüküm ve sonuçlarını doğuracağından, bu beyan muhatabına ulaşmadan istifadan rücu olanaklıdır. Bir başka ifadeyle, istifadan rücu iradesi, istifa beyanından önce muhatabına ulaşırsa, istifadan rücu iradesine üstünlük tanınması gerektiğinden, istifa beyanının hukuki sonuç doğurması mümkün değildir.Bu açıklamalara göre, Bölge Adliye Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de, istifa iradesi ve istifadan rücu iradesinden hangisinin sendika yönetim kuruluna daha önce ulaştığı dosya kapsamından anlaşılamadığından, yapılan araştırma eksik ve hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır.Açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, Bölge Adliye Mahkemesince daha önce beyanı alınan tanıklar …, …, …ve …yeniden dinlenilmeli ve ilaveten davacı tanık listesinde yer alan sendika yönetim kurulunun diğer üyeleri… ve …ile … Konfederasyonu genel başkanı …’da tanık sıfatıyla dinlenilmelidir.Bölge Adliye Mahkemesince tanıkların belirtilen hususta beyanı alınmalı, özellikle …’ın Büro … yönetim kurulu toplantısına iştirak ettiği ilk anda davacı …’ın istifa dilekçesinden bahsedip bahsetmediği, eğer istifadan bahsedilmiş ise …’ın istifasını geri aldığını hemen açıklayıp açıklamadığı veya ne zaman açıkladığı … istifa dilekçesinden bahsetmeden önce …’ın istifasını geri aldığını bildirip bildirmediği hususlarında özellikle tanık …’ın ayrıntılı beyanı alınmalı, anılan hususlarda diğer tanıkların da ayrıntılı beyanları alınmalı, tanık beyanları arasında çelişki oluşmamasına da dikkat edilmeli ve bu suretle istifa iradesi yahut istifadan rücu iradesinden hangisinin sendika yönetim kuruluna daha önce ulaştığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.Anılan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
    Sonuç : Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 01/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2018/8295Karar : 2019/6858Karar Tarihi : 29.05.2019 
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Kişisel verilerin kaydedilmesiHüküm : CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat
    Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Dosya kapsamına göre; sanığın, önceden çalıştığı katılana ait otel müşterilerine ait iletişim bilgilerini yanında götürerek daha sonraki çalıştığı otelde kullanması şeklinde gerçekleştiği iddia edilen olayda, kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerektiği nazara alındığında, katılana ait her hangi bir kişisel verinin sanık tarafından alındığına ilişkin bir iddianın bulunmadığı anlaşıldığından,Suçtan dolayı doğrudan zarar görmediği anlaşılan katılanın davaya katılma hakkının bulunmadığı, hatalı olarak suçtan zarar gördüğünün kabulü ile davaya katılmasına karar verilmiş olmasının hükmü temyiz yetkisi vermeyeceği anlaşılmakla, katılan vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereğince isteme aykırı olarak REDDİNE, 29.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2018/8178Karar : 2019/6519Karar Tarihi : 22.05.2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Kişisel verilerin kaydedilmesiHükümler : Sanıklar hakkında CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraat
    Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler, mahalli Cumhuriyet savcısı ile sanıklar …, …, … ve … müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Sanıklar …, …, … ve … müdafiinin sanıkların beraatlerine dair hükümlerin gerekçesine yönelik temyiz isteminde bulunmadığı, temyiz isteminin vekalet ücretine ilişkin olduğu tespit edilerek yapılan incelemede:Yapılan yargılama sonunda, sanıklara yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, mahalli Cumhuriyet savcısının sanıklar hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine, sanıklar …, …, … ve … müdafiinin sanık sayısınca vekalet ücreti hükmedilmemesinin isabetsiz olduğuna ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
    1-Sanıklara yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile sanıklar hakkında beraat hükümleri kurulurken, uygulanan kanun maddesinin fıkra ve bendinin CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi olarak yazılması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle aynı Kanun’un 232/6. madde ve fıkrasına uyulmaması,2-Hakkında beraat kararı verilen ve kendisini sanık … ile birlikte diğer sanıklar …, …, … ve …’dan farklı bir vekil ile temsil ettiren sanık … yararına, hazine aleyhine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince, sanık … ile birlikte ayrı bir maktu vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi,Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısı ile sanıklar …, …, … ve … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının ilk paragrafındaki, “5271 Sayılı Yasa’nın 223/2-e maddesi” ibarelerinin, “5271 sayılı CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi” olarak değiştirilmesi, hüküm fıkrasının dördüncü paragrafındaki “…,” ibarelerinin hüküm fıkrasından çıkarılması, hüküm fıkrasının beşinci paragrafındaki “sanık …” ibarelerinin önüne “sanık … ile” ibarelerinin eklenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 134 ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İHLALİ

    TCK MADDE 134 ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İHLALİ

    Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.
    TCK MADDE 134’ÜN GEREKÇESİ
    Maddenin birinci fıkrası metninde, özel hayatın gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece, gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının saptanması ve kaydedilmesi cezalandırılmaktadır.İkinci fıkrada, böylece elde edilen saptama ve kayıtlardan herhangi bir suretle yarar sağlanması veya bunların başkalarına verilmesi veya diğer kimselerin bilgi edinmelerinin temini veya basın ve yayın yoluyla açıklanması suçun ağırlaşmış şeklini oluşturmaktadır.Maddenin ikinci fıkrasında, kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu görüntü veya sesler örneğin soruşturma kapsamında hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olabileceği gibi, birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle elde edilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, elde edilmiş olan bu ses veya görüntü kayıtlarının ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Bu ifşanın hukuka aykırı olması gerekir. Bu bakımdan özel hayata ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada gösterilmesi ve dinlenmesi hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. İfşanın, basın ve yayın yoluyla yapılması, söz konusu suçun nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir.
    TCK MADDE 134 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI 
    Yargıtay20. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/15905Karar : 2015/5247Karar Tarihi : 17.12.2015 
    “İçtihat Metni”
    Mahkeme : Ağır Ceza MahkemesiSuç : Uyuşturucu madde ticareti yapmaHüküm : Mahkûmiyet
    Temyiz incelemesi, sanık … müdafiinin süresindeki isteği nedeniyle sanık …hakkında duruşmalı, sanık …müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğinin süresinden sonra yapıldığı anlaşılmakla, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8/1, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 318. ve 5271 sayılı Ceza Mahakemesi Kanunu’nun 299. maddeleri uyarınca duruşmalı inceleme isteğinin reddine karar verilerek, diğer sanıklar hakkında duruşmasız olarak yapılmıştır.Dosya incelendi.
    GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
    Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanıklar …, …, … … …ve … müdafileri ile sanıklar … … … ve … temyiz itirazları ile sanık ….müdafiinin duruşmadaki sözlü savunmalarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 17.12.2015 tarihinde oyçokluğuya karar verildi.
    Karşı Oy Gerekçesi :Olay: Dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere;a- Sanıkların …ilçelerinden (Kulp ve Lice ilçelerinden) elde ettikleri uyuşturucuları … ve batı illerine getirip pazarlayacaklarına ilişkin istihbari çalışmalar üzerine yeterli şüphe görülerek, … Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığı, sanıkların iletişimlerinin tespiti yönünde kullandıkları telefonlarla ilgili 10.05.2013, 11.05.2013, 17.05.2013, 23.05.2013, 24.05.2013, 25.05.2013, 26.05.2013 tarihli iletişimin dinlenmesi kararları alındığı, fiziki takiplerin yapıldığı, uyuşturucuların nakline ilişkin kiralanan araçların ve plakalarının tespit edildiği, 26.05.2013 tarihinde uyuşturucuların nakledileceğinin anlaşılması üzerine yapılan takip neticesinde durdulup İstihbarat Şube Müdürlüğüne götürülerek araçlarda yapılan aramada, … plakalı araçta 63 paket halinde daralı 223 kilo 150 gram esrar, … plakalı araçta ise daralı 315 kilo 350 gram olmak üzere toplam-net 177 kilo 306 gram esrarın yakalandığı, aramanın daha önceden …Sulh Ceza Mahkemesinden 20.05.2013 tarihinde alınan önleme araması kararına istinaden yapıldığı, uyuşturuculara el konulduğu, soruşturma neticesinde sanıklar hakında ” aynı suç işleme kararıyla birlikte hareket ederek uyuşturucu madde ticareti yapmak ” suçundan TCK’nın 37. ve 188/3. maddeleri gereğince cezalandırılmaları amacıyla …. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, ilgili mahkemece yapılan yargılama neticesinde atılı suçtan 12.01.2015 tarih ve 2014/136 esas- 2015/2 karar sayılı ilamı ile cezalandırılmalarına karar verildiği,bu kararın da yasal süre içerisinde temyiz edildiği..” şeklindedir.Bu şekilde gerçekleşen olayda;b- Çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık;Bir suç şüphesi altında bulunupta haklarında soruşturma başlatılan,bu nedenle haklarında iletişimin tespiti ve fiziki takip yapılan sanıkların suçla ilgili dellileri elde etmeye yönelik olarak üstlerinde, eşyalarında ya da iş yerlerinde, somut olayda uyuşturucuların yakalandığı araçlarda yapılacak aramanın nasıl yapılacağı ?, adli arama kararı alınmasının gerekip gerekmediği ?, önleme aramasıyla yapılan aramanın hukuka uygun olup olmadığı ? ve buna bağlı olarak elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınmayacağı hususlarında toplanmaktadır.Bunun için öncelikle ”’önleme araması” ile ”adli arama” arasındaki farkın ne olduğu,hangi aşamada adli aramanın hangi aşamada önleme aramasının gerektigi, hukuka aykırı delililin ne olduğu ve hükme esas alınıp alınamayacağı hususları ile ‘hukuka aykırılık” ve”hukukun genel ilkeleri” kavramlarını açıklığa kavuşturmak gerekmektedir.Buna göre;c- Uyuşmazlık konusuyla ilgili kanuni düzenlemelere ve hukuki kavramlara baktığımızda;Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesi ” Türkiye cumhuriyeti.….. sosyal bir hukuk devletidir.”Özel hayatın gizliliğini düzenleyen Anayasanın 20. maddesinin 1. fıkrasında ” herkes, özel hayatına ve …… saygı gösterilmesi hakkına sahiptir…. özel hayatın gizliliğine dokunulamaz ..”,Anayasanın 20. maddesinin 2. fıkrasında ise, “…..Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz…” ,Anayasa’nın 38. maddesinin 6. fıkrasında ” Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak değerlendirilemez …” şeklindedir.Böylece, normlar hiyararşisi içinde en yüksek norm olan anayasadaki bu düzenlemelerle “özel hayatın gizliliği” temel bir insan hakkı olarak öngörülmüş ve güvence altına alınmıştır. Kanunen yetkili kılınan mercinin kararı yada yazılı arama emri olmadan yapılan aramaların hukuka aykırı olduğu, bu şekilde elde edilen bulguların hukuka (kanuna) aykırı olarak elde edilmesi nedeniyle delil olarak değerlendirilemeyeceği de hüküm altına alınmıştır.
    Aynı şekilde; Ceza Muhakemesi Kanununda (CMK) da benzer düzenlemeler öngörülmüş olup;Buna göre;CMK’nın 206.maddesinin 2.fıkrasının (a) bendinde ” delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur.. “CMK’ nın 230.maddesinin 1.fıkrasının (b) bendinde ise “ Hükmün gerekçesinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekir…”CMK’ nın 217.maddesinin 2. fıkrasında “ yüklenen suç hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir…” şeklindedir.CMK’nın 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi,” hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması .” hukuka aykırılık hali olarak görülmüştür.Bu düzenlemelerden anlaşıldığı üzere; sanığa yüklenen suçun hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği, delil kanuna aykırı elde edilmişse ret olunacağı, hükme esas alınamayacağı,hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça hükmün gerekçesinde gösterilmesi gerekmektedir.Kavram olarak ” hukuka aykırılık” en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve de anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslar arası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümünü ve ayrıca hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kurallara da aykırılık olarak tanımlanmaktadır. Hukuka aykırılık varsa yasak delil vardır ve bu yasak delil hükme hiçbir şekilde esas alınamayacaktır. Bu emredici bir kuraldır. Anayasa mahkemeside kararlarıyla bu hususa değinmekte, Anayasada yer alan hukuka-kanuna aykırılık kavramının bu şekilde anlaşılması gerektiğini açıklayıp yol göstermektedir. Anayasa Mahkemesi’nin 22.06.2001 gün ve 2-2 sayılı kararı da bu doğrultudadır.Yine, hukuk sistemimizin kabul ettiği bir kavram olarak ”hukukun genel ilkeleri” uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kurallar olup, bu kurallarda hukuk kuralı olarak kabul edilmektedir. Hukukun genel ilkelerinin hukuki baglayıcılığı bulunduğu gerek uygulama gerekse doktirinde tartışmasız kabul edilmektedir. Anayasa mahkemesi bir çok kararında anayasal bir kavram olan hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasa koyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Hukukun genel ilkelerinin, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konum da degerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.( Anayasa Mahkemesi E. 1985/31. K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Kararı).2559 sayılı PVSK’nın 9. maddesine göre “önleme araması”, suç işlenmesinin veya bir tehlikenin önlenmesi için yapılan aramadır. Önleme aramasının muhatapları suç şüphesi altında olmayan kişilerdir.CMK’nın 116 ve 119. maddelerine göre “adli arama” ise, şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa önleme araması değil ancak adli arama yapılabilir.Bu düzenlemelerden de anlaşıldığı üzere, yasa koyucu, suç şüphesi altında olmayan kişiler yönünden suç işlenmesinin ve tehlikenin önlenmesine yönelik olarak makul sebeplerin varlığı halinde önleme aramasının yapılacağını, çünkü suç soruşturması olmadığından burada savcının herhangi bir görev ve yetkisinin bulunmadığını, ancak arama sonucu bir delil veya suçun ortaya çıkması halinde savcının görev ve yetkisinin başlayacağını, suç şühesinin doğması bu yönde makul- somut bir şüphenin oluşması durumundada adli soruşturmanın başlayacağı ve bu soruşturmayla ilğili olarakta sanığın yakalanması ve suç delillerinin elde edilmesine yönelik adli aramanın yapılacağı,bu yapılan işlemin adli arama olduğundan burada idari nitelikte işlem(önleme araması ) yapan mülki amirin yada sulh hakiminin değil, adli birimlerin, cumhuriyet savcısının ve kovuşturma makamlarının yetkili olduğu, yasa koyucunun amacının da anayasaya uygun olarak yürütme ve yargı erklerinin adli ve idari birimlerin görev ve yetkilerinin kargaşaya yer vermeden ve birbirini alanına müdahale etmeden sürdürmelerini amaçladığı görülmektedir.
    Özetle;Adli suçla ilğili aramanın, ancak hakim kararı, koşullarının varlığı halinde C.savcısının ve kolluk amirinin yazılı emriyle gerçekleştirilebileceği halde, ( kolluk amirinin önleme araması emri verme yetkisi bulunmamaktadır.) suç işlenmesinin önlenmesine yönelik idari nitelikte arama kararı veren merciinin adli arama konusunda yetkisi bulunmadığı aşikar olup, bu nedenle yetkisiz mercii tarafından verilen ve aramanın dayanağı yapılan işlemin ( arama kararının ) hukuki geçerliliği bulunmamaktadır. Aramanın hukuka aykırı olması nedeniyle, bunun sonucu elde edilen delillerde hükme esas alınamayacaktır.d- Dairemizce de benimsenen ve süreklilik arz eden Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2013/610 – 2014/512, 2013/841 – 2014/513 ve 2014/166 – 514 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırı olup, böyle bir arama sonucu bulunan deliller ya da suçun maddi konusu “hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş” olacağından, Anayasa’nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK’nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamaz.(alınamayacağı) şeklindedir.e- Somut olaya baktığımızda;Sanıkların …ilinden temin edecekleri uyuşturucuları kiraladıkları araçla …nakledecekleri hususunun emniyet birimlerinin istihbari çalışmaları neticesinde tespiti üzerine C.Başsavcılığınca adli soruşturmanın başlatılarak, (kanuna uygun) usulune uygun olarak iletişimin dinlenmesi, fiziki takipler sonucunda, uyuşturucuların nakline ilişkin araç kiraladıkları ve plakalarının tespiti , 26.05.2013 tarihinde de uyuşturucuların nakledileceğinin anlaşılması nedeniyle yapılan takip neticesinde durdurulan araçların İstihbarat Şube Müdürlüğüne götürülerek yapılan aramalarında, suça konu uyuşturucu maddeler yakalanmıştır. Ortada niteliği ve faili belli olan bir suç bulunmaktadır. Bu durumda adli arama için gerekli olan, bir suçun işlendiği konusunda aranan şüphenin ötesinde artık sanıklar hakkında somut adli suç soruşturması bulunmaktadır. Soruşturması yapılan bir suçla ilgili yapılacak tüm aramaların CMK’nın 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde “adli arama kararı” veya “yazılı adli arama emri” alınarak yapılması gerekir.Buna uyulmadan ”önleme araması”na dayanarak sanıkların araçlarında yapılan aramalar hukuka aykırı olup, bu arama sonucu elde edilen delillerde hukuka aykırı olarak elde edildiğinden, hükme esas alınamaz.Somut olayda, sanıklara isnat olunan suçun maddi konusu olan uyuşturucu maddenin hukuka aykırı yöntemle elde edilmesi nedeniyle suçun maddi konusu bulunmadığı ve hükme esas alınamayacağı; buna bağlı olarak suçun unsuru oluşmadığından, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden,hukuka aykırı olarak elde edilen ve hükme esas alınmaması gereken delile dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması, yukarıda açıklandığı üzere, açıkça Anayasanın 2. maddesine, 20.maddesinin 1. ve 2.fıkralarına, 38.maddesinin 6 fıkrasına ve CMK’nın 206.maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi,217.maddesinin 2.fıkrası, 230.maddesinin 1. fıkrasının ( b) bendi ve 289.maddesinin 1. fıkrasının ( i ) bendine aykırılık oluşturmaktadır. Aksine düşünce, Anayasa ve yasalarla tanınan ve güvence altına alınan Kişi temel hak ve özgürlüklerinden olan özel hayatın gizliliginin ihlali niteliginde olup, hukuka bağlı olan (olması gereken) devlet olarak nitelendirilen hukuk devleti ilkesi ve hukukun genel ilkeleriyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca hukuka aykırı olan bu uygulama sonucu kişilerin mağduriyeti halinde buna neden olan kişilerin koşulların bulunması halinde hukuki ve cezai yönden her zaman sorumlu tutulmaları mümkün olabilecek, yasa koyucunun iradesine aykırı olarak, yürütme ve yargı erklerinin, adli ve idari birimlerin görev ve yetkilerini kullanırken, bir birinin alanına müdahale etmeleri gibi, görev ve yetki kargaşasının doğmasına neden olacabilecektir.
    Sonuç olarak; yukarıda açıklanan gerekçelerle;Açıkça, hukuka aykırı olarak elde edilen ve aynı zamanda suçun konusunu oluşturan delile dayanarak sanıkların mahkumiyetine ilişkin kurulan hükümde usul ve yasaya uyarlılık bulunmadığı ve BOZULMASI gerektiği görüşünde oldugumuzdan, sayın çogunluğun onama yönündeki görüşüne katılmıyoruz. 17/ 12/2015 Yargıtay 12. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/2537Karar : 2015/17628Karar Tarihi : 11.11.2015
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Özel hayatın gizliliğini ihlal, hakaret
    Özel hayatın gizliliğini ihlal ve hakaret suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın, …’de günlük yerel yayım yapan … isimli gazetenin editörü olarak görev yaptığı, katılan …’ın aynı yerde faaliyet gösteren temizlik ve yemek firmasının sahibi olduğu, diğer katılan mağdur …’inde katılan …’ın yanında işçi olarak çalıştığı, sanığın, … Asliye Ceza Mahkemesinin 20/02/2013 tarih ve 2011/465 E. 2013/112 K. Sayılı kararına da konu olan katılan …’in, çok önce başka bir kişiyle birlikte cinsel ilişkiye girdiği ana ait cinsel içerikli görüntülerine ulaştığı, bu şekilde katılan …’i öğrenen sanığın, hiçbir haber değeri taşımayan katılan …’e ait özel hayatına ilişkin bu görüntüleri çalıştığı gazetenin 05/09/2012 ve 06/09/2012 tarihli sayılarında kullanarak haber yaptığı,Buna göre, sanığın ilk olarak; … isimli yerel gazetenin 05/09/2012 tarihli nüshasında ”…’yi sarsan o görüntüler internette” başlığı altında ”.. ünlü hazır yemek ve temizlik firmasının elemanı olduğu iddia edilen bayanın müşterisi ile tabldot pazarlığı yaparken ortaya çıkan görüntüler kamuoyunu sarstı” şeklinde haber yaptığı, bu haberin içeriğinde, “internete düşen … bir firmanın elemanı olduğu iddia edilen genç bayanın porno içerikli görüntüleri kamuoyunu şok etti. Müşterileri ile ilişkisi olduğu iddia edilen bayanın sevişme görüntüleri ise internete sızdı, ismi tabldot hazır yemek ve temizlik firması olarak geçen ünlü firmamız ise bu durum karşısında oldukça zor duruma düşüyor ünlü firmamızın ismi ile ticari rakipleri karşısında zor duruma düşmemesi için gizli tutuluyor ancak internet ortamında firmanın ismi açık açık geçiyor” şeklinde yazıldığı, yazıya ayrılan bölümün sağ tarafında bir resim olduğu, resimde bir bacak gözüktüğü diğer bölümlerin siyah olarak göründüğü,Daha sonra, sanığın, ilk haberden sonra kendi beyanıyla katılan … ile görüşmek istediği ancak …’ın bu görüşmeyi reddettiği, bunun üzerin aynı gazetenin 06/09/2012 tarihli sayısında; Gazetenin ilk sayfasına ilk haber olarak çok büyük puntolarla “Seve seve yediler” yazısının bulunduğu, bu başlığın alt başlığı olarak “pornografik pazarlığının perde arkasında hangi gerçekler var, müşteriler yemekleri mi çok sevdi yoksa pazarlık şeklini mi” şeklinde yazı olduğu, devamındaki yazıda “Denizli’de hizmet veren hazır yemek ve temizlik firmasının elemanı olduğu iddia edilen bir bayanın müşterisi ile tabldot pazarlığı yaparken ortaya çıkan porno içerikli görüntüleri Denizli de bomba etkisi yarattı, görüntülerin sanal aleme düştüğü ve sürmanşetten yer verdiğimiz olayın ardından kamuoyu meraklı bir bekleyiş içine girdi. … gazetemizin verdiği özel haber niteliği taşıyan ve sürmanşetten verdiğimiz “…’yi sarsan o görüntüler internette” başlıklı haber sonrasında “… kamuoyu hemen telefonlara sarılarak … Gazetesini aradı habere konu olan tarafların … de bulunması ve mağdur olmaması için gazetemiz ortak bir karar aldı” şeklinde yazıldığı “…’ın haberi sayfa 3’te” şeklinde not olduğu, sanığa ait olduğu anlaşılan küçük bir fotoğraf olduğu ve bu bölümde bir kadına ait yüzünün yarısı görünen fotoğraf bulunduğu, 3.sayfanın alt kısmında yine büyük puntolarla seve seve yediler başlığı ve bunun altında “pornografi pazarlığının perde arkasında hangi gerçekler var müşteriler yemekleri mi çok sevdi yoksa pazarlık şeklini mi ” şeklinde alt başlığın olduğu, devamındaki yazıda “…de hizmet veren hazır yemek ve temizlik firmasının elamanı olduğu iddia edilen bir bayanın müşterisi ile tabldot pazarlığı yaparken ortaya çıkan porno içerikli görüntüleri … de bomba etkisi yarattı, görüntülerin sanal aleme düştüğü ve sürmanşetten yer verdiğimiz olayın ardından kamuoyu meraklı bir bekleyiş içine girdi. … gazetemizin verdiği özel haber niteliği taşıyan ve sürmanşetten verdiğimiz “…’yi sarsan o görüntüler internette” başlıklı haber sonrasında “… kamuoyunu hemen telefonlara sarılarak … Gazetesini aradı habere konu olan tarafların mağdur olmaması için gazetemiz firma ve kişi isimlerini yayınlamama kararı almıştır. Hazır yemek ve temizlik firmasının elemanı olduğu iddia edilen bir bayanın görüntülerinde yer alan ve tabldot pazarlığı yaparken porno içerikli ilişki halinde yüzü görünmeyen şahsın kim olduğunu da merak konusu oldu, .. Kamuoyu aynı zamanda pazarlığa giren bu şahsın kim olduğunu da merak ediyor, tabldot firmasının farklı şekilde pazarlık yapan bazı müşterilerinin ise yemekleri çok beğendikleri için mi yoksa farklı bir nedenle mi bu firmayı seçtikleri kamuoyu tarafından merak ediliyor, … Sallanıyor, dün gazetemizin sür manşetinden yer verdiğimiz, “… Sarsan O görüntüler” başlıklı haberimiz büyük yankı uyandırdı” şeklinde haber yaptığı olayda,sanık her ne kadar katılanların isimlerini vermediğini savunmuş ise de; sanığın, savunmasında, katılan …’e ait görüntüleri, internet ortamından aldığını ve görüntünün …’e ait olduğunu kabul ettiği, 06/09/2012 tarihli gazetede, haberin arka fonunda katılan ..’in cinsel içerikli videosundan bir kesit alındığı ve bu kesitin katılanın kimliğini ele verecek derecede yüz hatlarının yer aldığı, haberde katılan …’in diğer katılan ..’a ait iş yerinde çalışmış olması hususunu da kullandığı ve ..’a ait iş yerini “… de hizmet veren hazır yemek ve temizlik firması” olarak tarif ettiği, ..’i de bütün haberlerde bu firmanın elemanı olarak tanımladığı, her iki sayıdaki haberde cinsel ilişkilerin müşteri ile tabldot pazarlığı olarak verildiği “müşteriler yemeklerimi mi çok sevdi yoksa pazarlık şeklini mi ” şeklinde alt başlık kullanıldığı, katılan …’in iş yerinin bazı müşterileri tarafından gazetede ki fotoğraftan tanındığı ayrıca … ilinde hazır yemek ve temizlik firması olarak çalışan iş yeri sayısının bu iş kolunun niteliği gereği çok fazla olmaması nedeniyle iş yerinin de tanınıp bilindiği ve bu durumun katılanlara bildirildiği, katılan …’ın müşterisi olan ve işyerine günlük tüm yerel gazete gelen tanık…’nın beyanıyla; 6 Eylül 2012 nüshasında yer alan resmin katılan …’e ait olduğunu anladığını beyan ettiği dikkate alındığında, sanığın, katılan …’in cinsel ilişki anına ait videodan elde edilen yüzüne ait fotoğrafı ve çalıştığı iş yerinin ismini kullanmak suretiyle, TCK’nın 134/2-2.cümlesinde düzenlenen, özel hayatın gizliliğini ifşa etme suçunu işlediği, ayrıca çalıştığı işyerinde katılan … ile müşterilerin fuhuş pazarlığını yaptığına ilişkin asılsız haber yaparak, hakaret suçunu da işlediği, sanığın, katılan… yönüyle TCK’nın 44.maddesi gereğince en ağır cezanın TCK’nın 134.maddesinde düzenlenen ve 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngören özel hayatın gizliligini ihlal suçu olduğu anlaşılmakla, tebliğnamede, bahse konu fotoğrafın özel hayatın gizliliğini ihlal edecek nitelikte olmadığına, TCK’nın 44. maddesinin tartışılmaması nedeniyle TCK’nın 134/2.maddesi gereğince kurulan mahkumiyet hükmünün bozulmasını öneren görüşe; aynı şekilde, sanığın, asılsız olarak katılan …’ı ticari menfaat temin etmek için işyerinde personelini pazarlayan bir kişi olarak göstermek suretiyle katılan …’a yönelik de hakaret suçunu işlediği, mahkemenin gerekçe kısmında “Sanığın bu haberleri ile katılan …’in ticari menfaat temin etmek için başkaları ile cinsel ilişkiye girdiğini ima ederek hem …’e hem iş yeri sahibi katılan ….’a aynı kasıt altında birden fazla defa hakaret ettiği,”nin belirtildiği anlaşılmakla, tebliğnamede, mahkemenin hakaret suçundan hangi katılana yönelik atılı suçun işlendiğinin belirtilmediğine, sanığın, katılanları muhatap almaması nedeniyle TCK’nın 125/2.maddesinin uygulanamayacağına yönelik bozma öneren görüşe iştirak edilmemiş olup,Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın, suç işleme kastının olmadığına, atılı suçların unsurlarının oluşmadığına, ek savunma hakkı verilmediğine ve beraat istemine, eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğine ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 11/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 133 KİŞİLER ARASINDAKİ KONUŞMALARIN DİNLENMESİ VE KAYDA ALINMASI

    TCK MADDE 133 KİŞİLER ARASINDAKİ KONUŞMALARIN DİNLENMESİ VE KAYDA ALINMASI

     Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.(3) (Değişik: 2/7/2012-6352/80 md.) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.
    TCK MADDE 133’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suç olarak tanımlanmaktadır.Bir arada bulunan kişiler arasında yapılan konuşmanın aleni olmayan konuşma olarak kabulü için konuşmanın yapıldığı yerin önemi yoktur. Bu bakımdan, örneğin bir parkta iki kişi arasında geçen konuşmanın başkaları tarafından ancak özel gayret gösterilerek duyulabilecek olması hâlinde, aleni olmayan konuşma söz konusudur. Keza, örneğin bir evde sınırlı sayıda kişiler arasında yapılan konuşma, aleni olmayan bir konuşmadır.Birinci fıkrada tanımlanan suç, aleni olmayan konuşmanın bir aletle dinlenmesi veya bir ses alma cihazı ile kayda alınması ile oluşur. Söz konusu suçu, aleni olmayan konuşmanın tarafı olmayan kişi işleyebilir. Suçun oluşabilmesi için, konuşmanın taraflarından herhangi birinin rızasının olmaması yeterlidir. Bu bakımdan konuşmanın taraflarından birinin rızasının olması, fiili suç olmaktan çıkarmayacaktır.Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların, söyleşiye katılan kişilerden biri tarafından diğerlerinin rızası olmadan kayda alınması, suç olarak tanımlanmıştır.Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır. Bu konuşma içeriklerinin basın ve yayın yoluyla yayınlanması, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektir.
    TCK MADDE 133 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2018/8471Karar : 2019/9337Karar Tarihi : 25.09.2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması Hüküm : CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat
    Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:İncelenen dosyada; sanığın davacı sıfatını taşıdığı ve Gaziantep 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/99 esasına kayden görülmekte olan dava dosyasına, sanık tarafından delil olarak sunulan ve özel bilirkişi raporuyla dökümü yapılan ses kayıtlarından, anılan davada taraf sıfatı bulunmayan katılanın, 03.06.2015 tarihinde haberdar olup, 24.06.2015 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi vermesinin ardından sanık hakkında başlatılan adli soruşturma sonunda düzenlenen 11.11.2015 tarihli iddianamede, sanığın, daha önce avukatlığını yapan katılanla aralarında geçen 11.03.2013 tarihli aleni olmayan konuşmaları, katılanın rızası olmaksızın kaydetmek suretiyle TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunu işlediğinin iddia edildiği, yapılan yargılama sonunda, sanığın tarafı olduğu görüşmeleri kaydetmesi nedeniyle sanığa yüklenen suçun unsurlarının oluşmamasından dolayı CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince sanık hakkında beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır. TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasında, iki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesi; aynı Kanun’un 133/2. madde ve fıkrasında ise en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesi, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır. Söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK’nın 133/1. madde ve fıkrası kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylem aynı Kanun’un 134/1. madde ve fıkrasında düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabilir.
    Somut olayda, iddianamede iddia olunan konuşmanın tarafları sadece sanık ve katılan olup, sanığın tarafı olduğu konuşmayı kaydetmesinden dolayı TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun yasal unsurları oluşmamıştır.Şikayete konu kayıtların çözümüne ilişkin dosyada mevcut raporlarla iddianamenin kapsamı dikkate alındığında, kayda alınan çeşitli hukuki uyuşmazlıklarla ilgili konuşmalarda, katılanın özel yaşam alanına dahil ve onun özel hayatının gizliliğini ihlal edecek bir husus konuşulmadığından, sanığın eylemi TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasındaki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu da oluşturmayacaktır. Açıklanan nedenlerle sanık hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin yerel mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılama sonunda, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanın, sanığa yüklenen suçun sabit olduğuna, kararı veren mahkeme hâkiminin FETÖ/PDY Terör Örgütü soruşturmasında tutuklandığı ve sanık hakkında daha önce takipsizlik ve beraat kararları verilen dosyaların kapsamı dikkate alındığında beraat kararının terör örgütünün müdahalesini açıkça gösterdiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 25.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2018/8384Karar : 2019/9338Karar Tarihi : 25.09.2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması Hüküm : CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat
    Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, katılanın ve katılan vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Katılan …’in avukat olan oğlunun sanık …’a karşı cinsel saldırı suçunu işlediği iddiasıyla dava açılmasını müteakip, sanığın şikayetinden vazgeçmesini isteyen katılan ile sanık arasında geçen telefon görüşmesinin sanık tarafından gizlice kaydedildiği ve sanığın katılan tarafından davadan vazgeçmesi için sürekli aranıp rahatsız edildiğine ilişkin şikayeti üzerine başlatılan adli soruşturma sonunda katılan hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan iddianame düzenlenip, bu iddianameye dayalı olarak Bursa 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/356 esasına kayden görülen dava dosyasına, anılan telefon görüşmesine ilişkin ses kaydının sanık tarafından delil olarak sunulduğu olayda; Ses kaydının çözümüne ilişkin bilirkişi raporuna ve dosya kapsamına göre, konuşmaları kaydedilenler sadece sanıkla katılan olup, sanık tarafından yüz yüze değil, telefon vasıtasıyla gerçekleşen görüşmenin kaydedilmiş olması nedeniyle iddianamede sanığa yüklenen TCK’nın 133/2. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun yasal unsurları oluşmadığı gibi, kendisiyle yapılan haberleşmenin içeriğini üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia bulunmayan sanığın, katılanın huzur ve sükununu bozduğuna ilişkin iddialarını ispatlama ve kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlama amacını taşıyan eylemlerinde hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı da nazara alındığında, sanık hakkında CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken, sanığın üzerine atılı suç açısından kastının bulunmadığından bahisle aynı Kanunun 223/2-c madde, fıkra ve bendi gereğince beraat hükmü kurulması, Kanuna aykırı olup, katılanın ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hükmün ilk paragrafının, “Sanık hakkında TCK’nın 133/2. madde ve fıkrasında tanımlanan kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan açılan davanın yapılan yargılaması sonunda, sanığa isnat edilen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı ve sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu anlaşıldığından, CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince sanığın beraatine,” şeklinde değiştirilmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2018/8385Karar : 2019/9339Karar Tarihi : 25.09.2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması Hüküm : CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat
    Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Katılan vekili süre tutum dilekçesinde gerekçeli kararın tebliğini talep etmesine rağmen kararın katılan vekiline tebliğ edildiğine dair belgenin dosyada bulunmadığı anlaşıldığından, gerekçeli karar katılan vekiline tebliğ edilmişse tebliğe ilişkin belgelerin, tebliğ yapılmamış olması halinde ise usulüne uygun tebligat yapılıp, tebellüğ belgesinin ve verilirse gerekçeli temyiz dilekçesinin eklenerek, verilmediği taktirde süre tutum dilekçesine dayalı olarak temyiz incelemesi yapılmak üzere iadesinin temini için mahalline gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Call Now