TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞUYargıtay 19. Ceza Dairesi
Esas : 2017/707Karar : 2017/2075Karar Tarihi : 09/03/2017
Ödeme şartını ihlâl suçundan sanık …’in yapılan yargılama sonucunda beraatine dair Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 02/06/2016 tarihli ve 2016/78 Esas, 2016/412 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, sanığın 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 19/12/2016 gün ve 94660652-105-07-14372-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05/01/2017 gün ve KYB.2016-401765 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.Anılan ihbarnamede;Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 17/12/2015 tarihli ve 2015/16493 Esas, 2015/8730 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, dosya içerisinde ödeme emrinin sanığa tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebligat evrakının bulunmadığı, sanığın ihtiyati haciz sırasında 10/12/2015 tarihinde ödeme taahhüdünde bulunduğu, söz konusu bu ödeme taahhüdünün hukuken geçersiz olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararının, CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 09/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Etiket: ağır ceza avukatı

TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞU

TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞU
TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞUYargıtay19. Ceza Dairesi
Esas : 2017/707Karar : 2017/2075Karar Tarihi : 09/03/2017
Ödeme şartını ihlâl suçundan sanık …’in yapılan yargılama sonucunda beraatine dair Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 02/06/2016 tarihli ve 2016/78 Esas, 2016/412 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, sanığın 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 19/12/2016 gün ve 94660652-105-07-14372-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05/01/2017 gün ve KYB.2016-401765 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 17/12/2015 tarihli ve 2015/16493 Esas, 2015/8730 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, dosya içerisinde ödeme emrinin sanığa tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebligat evrakının bulunmadığı, sanığın ihtiyati haciz sırasında 10/12/2015 tarihinde ödeme taahhüdünde bulunduğu, söz konusu bu ödeme taahhüdünün hukuken geçersiz olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararının, CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA,sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 09/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 150 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HAL
TCK MADDE 150 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HAL(1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.
TCK MADDE 150’IN GEREKÇESİ
Madde metninde, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hâlleri belirlenmiştir. Bu hükme göre, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Böylece, Kanunda, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 308 inci maddesinde tanımlanan ve “ihkakı hak” veya “kendiliğinden hak alma” diye ifade edilen suç tanımına ayrıca yer verilmemiştir.Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
TCK MADDE 150 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
Yargıtay6. Ceza Dairesi Esas : 2005/14968Karar : 2006/3431Karar Tarihi : 06.04.2006
“İçtihat Metni”
Yağma suçundan sanık ve tutuklu X hakkında yapılan duruşma sonunda; mahkumiyetine ilişkin (Trabzon Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 12.07.2005 tarihli hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanık savunmanı tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C.Başsavcılığından onama isteyen 20.10.2005 tarihli tebliğname ile 07.11.2005 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan elverişli ve hukuka uygun kanıtlara, Hâkimler Kurulunun takdirine göre, suç tarihi itibariyle lehe yasanın belirlenmesinde ve Özellikle olay tarihinde elinde bir bıçak olduğu halde yakmanın evine giren ve onunla yüz yüze gelen sanığın bıçağı doğrultup yakınana hitaben “bana 10 milyon lira para vereceksin” diyerek tehdit etmesi ve yakınanın da çantasından 20 milyon lira çıkarıp vermesi ve bu parayı alan sanığın başkaca bir istekte bulunmadan ve başka bir eşyaya da dokunmadan evden ayrılıp gitmesi ve “kastını sadece 10 milyon lira paraya özgülemiş olması” karşısında 5237 sayılı TCK.nun 149/1-a-d-son madde ve fıkralarıyla belirlenen cezasından aynı Yasanın 150/2. maddesiyle indirim yapılmasında bir isabetsizlik görülmemiş olmakla, sanık x savunmanının temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddiyle, hakkındaki usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğname gibi (ONANMASINA), 06.04.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 149 NİTELİKLİ YAĞMA
1)Yağma suçunun:
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle ,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) (Değişik: 18/6/2014-6545/64 md.) Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde ,
e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla ,
h) Gece vaktinde, İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
2)Yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
TCK MADDE 149’UN GEREKÇESİ
Madde metninde, yağma suçunun nitelikli hâlleri tanımlanmaktadır. Birinci fıkranın (a) bendinde, yağmanın silâhla işlenmesi nitelikli bir hâl sayılmıştır. Silâhın cebir veya tehdit amaçlı olarak kullanılmasının bir önemi yoktur. Bu bakımdan, silâhın mağdura gösterilmesi veya yöneltilmesi suretiyle tehditte bulunulması ya da cebir aracı olarak kullanılması hâlinde, bu nitelikli unsur dolayısıyla cezaya hükmolunacaktır.Fıkranın (b) bendinde, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle yağma suçunu işlemesi hâlinde, cezanın artırılacağı hüküm altına alınmıştır. Tanınmamak için tedbirler alınması hâlinde de bu bent hükmüne göre cezaya hükmolunacaktır. Tehdidin mektupla yapılması hâlinde, mektubun imzasız olması, korku salmış bir kimsenin ismi ile veya rumuzla yahut sahte imza ile imzalanmış olması, bu duruma ilişkin örnekleri oluşturmaktadır.

Fıkranın (c) bendine göre, yağma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu nitelikli hâlin varlığı için, yağma suçunu iki veya daha fazla kişinin müşterek fail olarak işlemesi gerekir. İki veya daha fazla kişinin suçu birlikte işlemesi hâlinde bir iştirak ilişkisi vardır ve bu kişilerin hepsi müşterek faildir.
Ancak, yağma suçunun iştirak hâlinde işlenmesine rağmen, müşterek faillik ilişkisinin bulunmadığı durumlarda, örneğin diğer suç ortaklarının azmettiren veya yardım eden olması hâllerinde, bu nitelikli unsur dolayısıyla cezada artırma yapılamayacaktır. Bu hükmün kabulünde, yağma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesinin mağdur üzerinde oluşturabileceği zorlayıcı etki göz önünde bulundurulmuştur. Fıkranın (d) bendinde, yağma suçunun yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde işlenmesi nitelikli bir hâl sayılmıştır.
Yol kesme hâlinde fiilin doğrudan doğruya mağdura karşı işlenmiş olması gerekir; yol kesme süresi kısa veya uzun olabilir. Fıkranın (e) bendinde, yağma suçunun var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi, suçuntemel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Fıkranın (f) bendine göre, yağma suçunun suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla işlenmesi, söz konusu suçun nitelikli unsurunu oluşturmaktadır.
Örgütün suç işlemek maksadıyla meydana getirilmiş olması gerekir.Bu nitelikli unsurun varlığı için, örgüte yarar elde etmek maksadıyla hareket edilmesi gerekir; ancak, örneğin yağma sonucu elde edilen paranın örgüte aktarılması şart değildir. Yarar deyiminin de geniş şekilde anlaşılması gerekir. Mağdurun böyle bir örgüte üye olmaya ve aidat ödemeye veya bağışta bulunmaya zorlanması hâlinde de, bu bent uygulanır. Fıkranın (g) bendinde, yağma suçunun gece vakti işlenmesi hâlinde, failin suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılması kabul edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir.

TCK MADDE 149 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay
6. Ceza Dairesi
Esas : 2015/5773 Karar : 2018/295Karar Tarihi : 24.01.2018
Yerel Mahkemece verilen hüküm duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:5237 sayılı TCK.nun 53.maddesindeki hak yoksunluklarının; Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı gözetilerek infaz aşamasında değerlendirilmesi mümkün görülmekle yapılan incelemede;Hükmedilen cezanın süresine göre duruşmalı incelenmesi olanaklı bulunmadığı için; sanık … savunmanının duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK‘nın 318, 421.maddeleri gereğince REDDİNE, Yağma suçunun, yakınanın iş yerinde ve gece vakti işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 149. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının (d) bendinin yanı sıra (h) bendi ile de uygulama yapılması ve aynı Yasanın 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin düşünülmemesi, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve Yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Mahkemece 5271 sayılı Yasa‘nın 150. maddesi uyarınca, sanık savunmasını yapmak üzere zorunlu savunman görevlendirilmesi nedeniyle savunmana ödenen avukatlık ücretinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı biçimde, sanığa yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK‘nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hükmün fıkrasının yargılama giderlerine ilişkin kısmından sanık savunmanına ödenen avukatlık ücretleri çıkartılmak suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay
6. Ceza Dairesi
Esas : 2014/10404Karar : 2018/290Karar Tarihi : 23.01.2018
Sanıklar … ve … ile savunmanlarının duruşma gününden usulen haberdar edildikleri halde geçerli mazeretleri bulunmadan duruşmaya gelmedikleri anlaşılmakla adı geçen sanıklar yönünden duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü ;Sanıklar …, … ve … hakkında yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; sanık … hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet; suçlarından kurulan hükmün incelenmesinde; Yağma suçunun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, konutta işlendiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nın 149/1.maddesinin (a) ve (c) bentleri yanında (d) bendiyle de uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulmuş olması nedeniyle sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararına göre TCK’nın 53. madde uygulamasının infazda gözetilmesi olanaklı görülmüştür.Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, kararın dayandığı gerekçeye ve takdire göre, sanık … ve savunmanı ile sanıklar … ve … savunmanlarının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve yasaya uygun ve takdire dayalı bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 23.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

Yargıtay
1. Ceza Dairesi
Esas : 2016/6102Karar : 2018/37 Karar Tarihi : 16.01.2018
Sanık … hakkında adli sicil kaydında tekerrüre esas ilamın olmasına rağmen 58. maddesinin uygulanmaması, sanığın yağma eylemlerini gece vakti sayılan zaman dilimlerinde gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında 149/1-h. bendinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık … hakkında maktul …’ye yönelik nitelikli kasten öldürme, nitelikli yağma, mağdur …’e yönelik nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs, nitelikli yağma, 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçun niteliği tayin ve takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, verilen hükümde düzeltme nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmediğinden sanık … müdafiinin, sübuta, suçun niteliğine, teşdide, 62. maddesinin uygulanması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle,Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın delaleti ile Ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin uyarınca, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, sözleşmenin anılan maddesinde yer alan ücretsiz müdafii yardımından yararlanma koşullarından “Adaletin selametinin gerektirmesi” kıstası ile ilgili yerleşmiş içtihatları da dikkate alınarak; sanığın 150/2. maddesi uyarınca kendisine atanan müdafii yardımından ücretsiz olarak faydalanma hakkı bulunduğu halde, yargılama giderleri arasında gösterilmesi ve 24.11.2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı Kararı ile 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin iptal edilen bölümleri nazara alındığında mahkemenin bu madde ile yaptığı uygulama kanuna aykırı ise de bu hususlar yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 322. maddesindeki yetkiye dayanılarak; hüküm fıkrasında yer alan 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün “Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki hususlar gözetilerek 5237 sayılı TCK’nun 53/1-2-3. maddelerinin tatbikine” şeklinde, ayrıca hüküm fıkrasının mahsus bölümünde yer alan 578,00 TL zorunlu müdafii ücretinin çıkartılmasına ve yargılama giderleri toplamının 1.710,31 TL olarak değiştirilmesine karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN kısmen re’sen de temyize tabi hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçen süre nazara alınarak sanık … müdafiinin tahliye isteminin REDDİNE, 16/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

SÜREKLİ İŞÇİ KADROLARINA GEÇİRİLEN İŞÇİLERİN YÜZDELİK ÜCRET FARKI HAKLARININ TAZMİNİ VE DİĞER HAKLARI
SÜREKLİ İŞÇİ KADROLARINA GEÇİRİLEN İŞÇİLERİN YÜZDELİK ÜCRET FARKI HAKLARININ TAZMİNİ VE DİĞER HAKLARIT.C.ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN GEÇİCİ 23. MADDESİ UYARINCA İDARELERCE SÜREKLİ İŞÇİ KADROLARINA GEÇİRİLEN İŞÇİLERİN ÜCRET İLE DİĞER MALİ VE SOSYAL HAKLARININ BELİRLENMESİNDE ESAS ALINACAK TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ HÜKÜMLERİ
375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 23. maddesinin altıncı fıkrasında; geçişten önce alt işveren işçilerini kapsayan, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesinin, anılan madde kapsamında yer alan idarelerce sürekli işçi kadrolarına geçirilen işçilerin ücreti ile diğer mali ve sosyal haklarının belirlenmesinde esas alınacağı düzenlemiştir.Geçiş işlemleri tamamlanan işçilere idarelerce uygulanmak üzere, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve 31.10.2020 tarihine kadar uygulanacak olan toplu iş sözleşmesinin ücret, mali ve sosyal haklara ilişkin hükümleri aşağıda yer almaktadır.
Ücret Zammı :– 01.01.2018- 30.06.2018 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 01.01.2018 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine aynı tarihten itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır. Ancak bu dönemde verilmiş bir ücret zammı varsa %4(yüzde dört)’ten mahsup edilir.– 01.07.2018-31.12.2018 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 30.06.2018 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine 01.07.2018 tarihinden itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır.– 01.01.2019-30.06.2019 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 01.01.2019 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine aynı tarihten itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır.– 01.07.2019-31.12.2019 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 30.06.2019 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine 01.07.2019 tarihinden itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır.– 01.01.2020-30.06.2020 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 01.01.2020 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine aynı tarihten itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır.– 01.07.2020-31.10.2020 tarihleri arası ücret zammı: İşçilerin 30.06.2020 tarihinde almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine 01.07.2020 tarihinden itibaren %4(yüzde dört) oranında zam yapılmıştır.
İkramiye :İşçilere Ocak ve Temmuz aylarında 5’er günlük olmak üzere yılda toplam 10 günlük (5×2=10) ücretleri tutarında ikramiye ödenir. Bu ödeme, işçinin çalıştığı sürenin bir yıldan az olması durumunda çalışma süresi ile orantılı olarak ödenir.
Aylık Ücretle Birlikte Ödenen Sosyal Yardımlar :
A-ÇOCUK YARDIMI : İşçilere, üç çocukla sınırlı olmak üzere her bir çocuk için her ay 25,00(yirmibeş)TL/Ay çocukyardımı yapılır.
B-YEMEK YARDIMI : İşçilere fiilen çalışılan günler için bir öğün yemek verilir. Yemek verilmediği takdirde karar tarihinden itibaren fiilen çalışılan günler için 5,00(beş)TL/Gün tutarında yemek bedeli ödenir.
C-TAŞIT YARDIMI : Mevcut uygulamaya devam edilir.
D-YAKACAK YARDIMI : İşçilere her ay 30,00(otuz)TL./Ay yakacak yardımı yapılır.
E-SORUMLULUK PRİMİ :
1)DİREKSİYON PRİMİ : Şoför, operatör ve yardımcılarına fiilen çalışılan günler için 2,00(iki)TL/Gün direksiyon primi verilir.2)BULAŞICI HASTALIK VE RİSK PRİMİ : Hastanelerin bulaşıcı hastalık riski taşıyan yerlerinde fiilen çalışan temizlik işçilerine fiilen çalışılan günler için 2,0 (iki)TL/Gün bulaşıcı hastalık ve risk primi verilir.3)SİLAH TAZMİNATI : Görevini ateşli silahlarla icra eden güvenlik görevlilerine, fiilen çalışılan günler için 2,00(iki)TL/Gün silah tazminatı verilir.
Yıllık Ödenen Sosyal Yardımlar:
A-ÖĞRENİM YARDIMI : İşveren, işçinin öğrenimdeki her çocuğu için belge ibraz etmek şartı ile yılda bir kez Eylül ayında ödenmek üzere;-İlkokul için 100,00(yüz)TL.-Ortaokullar için 110,00(yüzon)TL.-Lise ve dengi okullar için 120,00(yüzyirmi)TL.-Yüksekokullar ve üniversite için (okulun normal eğitim süresi artı bir yıl süreyle sınırlı olmaküzere) 140,00(yüzkırk)TL.tutarında öğrenim yardımı yapar.
B-BAYRAM YARDIMI : İşçilere her yıl Ramazan ve Kurban Bayramlarından bir hafta önce 75,00(yetmişbeş)’er TL. bayram harçlığı verilir.
Olaya Bağlı Sosyal Yardımlar Ve Diğer Sosyal Yardımlar:
A-EVLENME YARDIMI : İşyerinde çalışan işçilerin evlenmeleri halinde 140,00(yüzkırk)TL evlenme yardımı yapılır.B-DOĞUM YARDIMI : Mevzuat hükümleri uygulanır.C-HASTALIK YARDIMI :1.Hastalık nedeni ile iş göremezliğe uğrayan işçilerin 3 (üç) gün ve daha fazla istirahatli olmaları hâlinde Sosyal Güvenlik Kurumunca ödeme yapılmayan günlere ait ücretlerin tamamı ve eksik ödeme yapılan günlere ait ücretlerin bakiyesi işverence ödenir. İşçinin hastalık nedeniyle işe devam edemediği veya raporlu olduğu sürelere ait yılda 5 defayı geçmemek üzere SGK tarafından ödenmeyen ilk 2 günün ücreti işveren tarafından ödenir.2.İşçinin, işyerinin bulunduğu mahal veya başka bir mahale sevk suretiyle viziteye çıkması hâlinde, işyerinden ayrı kalacağı zamanlarda; işçiye istirahat verilmeksizin ayakta tedavisine lüzum görüldüğü taktirde geçirdiği süreler için işçi ücretli izinli sayılır.D-TABİİ AFET YARDIMI : İşçilerin yangın, deprem, sel ve benzeri afetlerden zarar görmeleri halinde 1.000,00(bin)TL.’ye kadar tabii afet yardımı yapılır.E-ÖLÜM YARDIMI : İşçilerin iş kazası sonucu ölümleri halinde yasal mirasçılarına 1.200,00(binikiyüz)TL tutarında; normal ölümleri halinde ise 800,00(sekizyüz)TL tutarında ölüm yardımı yapılır. İşçinin eş, çocuklarının, anne ve babasının ölümleri halinde 300,00(üçyüz)TL tutarında ölüm yardım yapılır.
Askerlik Yardımı : Muvazzaf askerlik hizmeti nedeni ile ayrılan işçiye 300,00(üç yüz)TL askerlik yardımı yapılır.
Hafta Ve Genel Tatillerde Çalışma ve Ücreti :A- Normal çalışma yapılan yerlerde hafta tatili pazar günüdür. Vardiyalı çalışma yapılan yerlerde hafta tatili çalışmaya başlandığı 6. günü takip eden 7. gündür. Hafta tatillerinde çalıştırılan işçilere takip eden hafta içinde bir gün izin verilir. Çalışılan bu hafta tatili günü için toplam iki yevmiye ödenir.B- Kanunda belirtilen ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılacak çalışmalar, önceden işçiye duyurulur. Ulusal bayram, genel tatil günlerinde çalıştırılan işçilere çalıştıkları her bir gün için toplam 3 (üç) yevmiye ödenir.C- (A) ve (B) bentlerindeki ödemeler için haftalık çalışma süresi şartı aranmaz.
Gece Çalışması : Saat 20.00-06.00 arasında yapılan çalışmalar gece çalışmalarıdır. Güvenlik görevlileri hariç bu saatlerde çalıştırılan işçilere ücretleri % 10 zamlı ödenir.
Fazla Çalışma Ücreti ve Ödenmesi : Fazla çalışma ücreti normal ücretin %60 zamlısı olarak ödenir.
İzinler :
A-YILLIK ÜCRETLİ İZİNLER : Yıllık ücretli izinler konusunda Kanun hükümleri uygulanır. Ancak, yıllık ücretli izin günleri aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.Hizmet süresi;1 yıldan 5 yıla kadar olanlara 16 gün,5 yıldan fazla 15 yıldan az olanlara 22 gün,15 yıl ve daha fazla olanlara 28 gün. yıllık izin verilir.
B- ÜCRETSİZ MAZERET İZNİ : İşçinin talep etmesi ve mazeretinin makul görülmesi hâlinde işverence yılda 45 (kırkbeş) güne kadar ücretsiz mazeret izni verilebilir.
C- ÜCRETLİ SOSYAL İZİNLER : İşçiye-Eşinin doğum yapması hâlinde 5 gün-Evlenmesi hâlinde 5 gün-Eş ve çocuğunun ölümünde 6 gün -Ana, baba veya kardeşinin ölümünde 5 gün-Kayınpeder veya kayınvalidesinin ölümünde 2 gün-Tabii afetten zarar görmesi hâlinde 10 güne kadar ücretli sosyal izin verilir.
Bildirim Önelleri : Bildirim önelleri konusunda 4857 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Ancak, bildirim önelleri aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.İşçinin hizmet süresi-6 aydan az sürmüşse 3 hafta sonunda-6 ay-1,5 yıl arası sürmüşse 5 hafta sonunda-1.5 yıl-3 yıl arası sürmüşse 7 hafta sonunda-3 yıldan fazla sürmüşse 9 hafta sonunda feshedilmiş sayılır.
Kıdem Tazminatı, Hesaplanması ve Ödenmesi : İş sözleşmesi İş Kanunu’nda belirtilen hallerde sona eren işçiye, kıdem tazminatı ödenmesi konusunda aşağıda belirtilen süreler dışında kanun hükümleri uygulanır.Her tam hizmet yılı için 35 (otuzbeş) gün, işçinin işverenin işini yaparken iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümü halinde ise 40 (kırk) günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir.

Sulh Hukuk Mahkemesi Kararlarına Karşı Temyiz Süresi
Sulh Hukuk Mahkemesi Kararlarına Karşı Temyiz SüresiÖzet : “Sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi ‘8 gün”olduğu halde, hüküm sonucunda hatalı şekilde kararın “2 hafta”’içinde temyiz edilebileceğinin belirtilmesi durumunda, hükmün iki hafta içinde temyiz edilebileceği”
Yargıtay20. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/4557Karar : 2020/221Karar Tarihi : 20/01/2020
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Dava dilekçesinde, davalının binanın ilk maliki ve müteahiti olduğunu, davalıya ait banyo ve wc’sinin projesine uygun yapılmadığını ve bu haliyle davacının bağımsız bölümüne tecavüzlü olduğunu, davalının dubleks dairesinin üst katında 5 pencere olması gerekirken 4 tane pencere bulunduğunu beyanla, projeye aykırı yapının projeye uygun eski hale getirilmesi istenilmiştir.Mahkemece 26/05/2015 tarihli ve 2015/164 Esas – 2015/377 Karar sayılı davanın reddine ilişkin kararının davacı tarafça temyizi sonucu Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2017/4776 Esas – 2017/7394 Karar sayılı ilamı ile “Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; davacı tarafa süre ve imkan tanınarak ilgili taşınmazın 1/2 maliki …’in davaya dahil edilebilmesi sonrasında davalı tarafından yapıldığı iddia edilen mimari projeye aykırılıkların mahallinde keşif yapılarak uzman bilirkişiler marifeti ile tespit edilmesi ve varsa bu aykırılıkların mimari projeye uygun hale getirilmesi için davalı tarafa yeterli süre verilmesi gerekirken davanın yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Kat Mülkiyeti Kanununun 33. maddesi gereğince açılan hakim müdahalesi talebinin kabulüne, 27/12/2018 tarihli ek rapor bilirkişi raporunun sonuç kısmında açıklanan şekilde davalının maliki bulunduğu, 3. kat 9 nolu dairede projesine aykırı olarak 20/09/2018 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide B kırmızı taralı olarak gösterilen 1.20/1.40 ölçülerindeki mutfak pencerisinin duvar örülerek kapatılması ve teras bölümünde yapılan büyümenin ortak yerlere tecavüz olması nedeniyle, ekli krokide (B) harfi ile gösterilen bölümün projesine uygun 1.20/1.40 ölçülerinde pencere tesis edilmesi ve terasın projesine uygun hale getirilmesine, davalıya ait dairenin, banyo/wc’sinin projesine uygun hale getirilerek, davacıya ait daireye yapılan 20/09/2018 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide (A) harfi ile kırmızı taralı olarak gösterilen 1.00 mx 2.00 m tecavüzlü bölümün yıkılarak davalıya ait dairenin banyosunun projesine uygun hale getirilerek (A) harfi ile gösterilen bu alanın 10 nolu daireye terk edilmesine, bu iş için 634 sayılı Kanunun 33. maddesi gereğince davalıya 20 günlük süre verilmesine, gerekecek masrafın davalı tarafça karşılanmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 19/2 maddesine dayalı ortak alanlara ve kendi bağımsız bölümüne müdahalenin önlenmesi istemine ilişkindir.6100 sayılı HMK’nın geçici 3. madde 1. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. 2. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez. 3. fıkrasına göre; bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır. Aynı maddenin (2) fıkrası gereğince de; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır ve 1086 sayılı HUMK’nın 437. maddesinde sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi 8 gündür.Dava dosyasının incelenmesinden; ilk derece mahkemesinin yargılamayı sonlandırdığı kısa kararda ve gerekçeli kararda kanun yoluna başvuru süresinin 2 hafta olarak belirtildiği, davalı vekilinin belirtilen bu süreye göre kanun yoluna başvuru dilekçesini sunduğu anlaşılmıştır.Anayasanın 40. maddesinin ikinci fıkrasında Devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinin “ç” bendi uyarınca da hükümde, kanun yolları ve süresinin gösterilmesi bir zorunluluktur. Kanun koyucu, Devlet organlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak, dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı bir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır.Anayasa Mahkemesi de birçok kararında başvurucuların gerekçeli kararda belirtilen süreye güvenerek hareket etmesinin makul görülebileceğini, mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü dikkate alındığında, temyiz süresinin mahkeme kararında farklı belirtilmiş olması karşısında, kanunda belirtilen süre olduğunu kabul ederek dilekçenin reddine karar veren değerlendirmelerin mevzuat hükümleri çerçevesinde ve öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabul edilemeyeceğini, yapılan yorumun başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde ve aşırı şekilci bir yaklaşımla elde edildiğini ve bu açıdan kararın başvurucuların mahkemeye erişim hakkını zedelediği sonucuna ulaşarak, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin 2014/819 başvuru numaralı ve 09.06.2016 tarihli (29757 sayılı ve 29.06.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan) kararı).Somut olayda; ilk derece mahkemesince kısa kararda ve gerekçeli kararda temyiz süresi kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta olarak açıklanmıştır. Gerekçeli karar davalı vekiline, 04/07/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili ise 16.07.2019 tarihinde, kısa kararda ve gerekçeli kararda bildirilen 2 haftalık süre içinde harç ve giderlerini yatırarak karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Belirtilen sebeple adil yargılanma hakkı, adalete erişim hakkının zedelenmemesi gözönünde bulundurularak temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulü ile işin esasına girilerek davalı vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesine karar verilmiştir.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlar ile yasal gerektirici nedenlere göre, dava projeye aykırılıkların eski hale getirilmesi istemine ilişkin olup, anataşınmaza ait yönetim planının 24 ve 28. maddeleri ve Kat Mülkiyeti Kanununun 19. maddesi gereği kat malikleri anagayrımenkulün mimari durumunu korumak zorunda oldukları gözetilerek mahkemece davalının projeye aykırı yapılan müdahalesinin men’ine ve eski hale getirilmesine kararverilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usule ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 20/01/2020 günü oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Sulh Hukuk Mahkemesi kararları 8 gün içinde temyiz edilebilmesine rağmen yerel mahkemece kısa kararda temyiz süresinin “iki hafta” olarak belirtilmiş olması nedeniyle davalı vekilinin kararın tebliğinden 12 gün sonra verdiği temyiz dilekçesinin süresinde kabul edilip edilmeyeceğinin yürürlükteki mevzuat hükümleri ve hukuki istikrar açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde, karara ulaşmak bakımından, mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler vardır ve her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile normatif bir değer kazanan bu zaman aralıklarına süre denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır.Bir uyuşmazlık mahkemeye taşınmış olmakla, kamu alanına, toplumun da çıkarını ilgilendiren bir platforma aktarılmış olmaktadır. Bu nedenle bir davanın makul sürede sona erdirilmesinde en az taraflar kadar toplumun da yararı vardır.Şu halde, süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının, başka ifadeyle diğer dava ve işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi; uluslar üstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sürede sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve kestirilebilir bir zamansallıkla yürütülmesi, başka bir anlatımla yargılamanın adil şekilde yapılmasının sağlanması olarak özetlenebilir.Sürelerin önemli bir kısmı, taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur. Taraflar için konulmuş süreler, kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler, kanun tarafından öngörülmüş sürelerdir. Cevap süresi, temyiz süresi gibi. Bu süreler kesindir ve bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hâkimin tespit ettiği süreler ise, kural olarak kesin değildir. (Kuru, Baki, Prof. Dr.; Arslan, Ramazan, Prof. Dr.; Yılmaz, Ejder, Prof. Dr.; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara 2011, s.749).Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir. Hâkim, tayin ettiği sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir (HMK m.94/2, HUMK m.163).Yukarıda da belirtildiği üzere hakim tarafından da sürenin belirlenebildiği durumlar var olmakla birlikte kanunda belirlenen süreler üzerinde Hakimin tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. Eş söyleyişle kanunun öngördüğü bir süre hakim tarafından uzatılıp kısaltılamaz. Temyize ilişkin süreler de yasa tarafından düzenlenen kesin sürelerdir ve resen gözetilmesi gerekir.6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesinin (1). fıkra hükmü; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindedir.1086 sayılı HUMK’nın 437. maddesini yeniden düzenleyen 5236 sayılı Kanunun 16. md. öncesindeki hali “Sulh mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi sekiz gündür. Bu süre ilamın usulen taraflardan herbirine tebliği ile işlemeye başlar….” şeklindedir.Tüm bu nedenlerle Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hakim kanundaki süreleri arttıramaz veya eksiltemez. Halen yürürlükte bulunan yasa hükümlerine göre sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi 8 gün olduğu halde hüküm sonucunda mahkeme hakimince hatalı şekilde kararın 2 hafta içinde temyiz edilebileceğinin belirtilmesi hükmü temyiz eden tarafa herhangi bir hak sağlamayacağından sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.

TCK MADDE 148 YAĞMA
TCK MADDE 148 YAĞMA(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Cebir veya tehdit kullanılarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet haline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi halinde de aynı ceza verilir.(3) Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hale getirilmesi de, yağma suçunda cebir sayılır.
TCK MADDE 148’İN GEREKÇESİ
Madde metninde yağma suçunun temel şekli tanımlanmıştır. Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir.Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit, sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse, yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir.Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder.Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür.Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, artık yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda, gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.Maddenin ikinci fıkrasında senedin yağması düzenlenmiştir. Cebir veya tehdit kullanılarak bir kimsenin, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet hâline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi de yağma sayılmıştır. Senedin bunu imzalayan için “borç doğurucu” olması gerekir. Bu borç para borcu olabileceği gibi, bir işi yapmaya veya yapmamaya, bir taşınmazını hibe etmeye, kira ile oturulan bir binayı boşaltmaya, var olan bir borca kefil olmaya da ilişkin olabilir. Bir alacağı tahsil etmemeye, herhangi bir davayı açmamaya, vasiyetnamesini değiştirmemeye yönelik bir vaadi içeren yazılı beyanlar da “borç doğurucu” senet sayılırlar. Şu hâlde mağduru iktisaden değerlendirmeye elverişli olan bir hakkını kullanmamasına yol açan her türlü belge, borç doğurucu senet tanımına girer.Maddenin son fıkrasında, mağdurun herhangi bir vasıta ile kendini bilmeyecek ve savunamayacak hâle getirilmesinin, örneğin uyku ilacı ile uyutulmasının, yağmada cebir sayılacağı açıklanmıştır.
TCK MADDE 148 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay6. Ceza Dairesi
Esas : 2013/29647Karar : 2014/14991Karar Tarihi : 10.07.2014
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Yağma, suç işlemek için örgüt kurma, üye olma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, tehdit, genel güvenliği tehlikeye sokma, 6136 sayılı Yasaya muhalefetHÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
I-Sanık … hakkında suç işlemek için kurulan örgütte yönetici olma, …’ye yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, yakınan…’e yönelik tehdit suçlarından, sanık … hakkında suç işlemek için kurulan örgüte üye olma, …’ye yönelik yagma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, yakınan…’e yönelik tehdit suçlarından, sanık … hakkında suç işlemek için kurulan örgüte üye olma ve yakınan …’e yönelik tehdit, sanık … hakkında ise suç işlemek için kurulan örgüte üye olmak suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde;Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler kurulunun takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak,Kasten işlemiş olduğu suçtan hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak sanıkların 5237 sayılı TCK’nın 53/1.maddesinin “a, b, c, d, e” bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmalarına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, …, … ve … savunmanlarının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasından, “5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinin” uygulanmasına ilişkin bölümler çıkarılarak yerlerine, “Kasten işlemiş olduğu suçtan, hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinin “a, b, c, d, e” bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına” cümlesinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,II-Sanık … hakkında genel güvenliği tehlikeye sokma ve … ve …’e yönelik tehdit, … hakkında genel güvenliği tehlikeye sokma, yakınanlar … ve …’e yönelik tehdit ve 6136 sayılı yasala muhalefet suçları ile sanıklar … ve … hakkında yakınanlar … ve …’e yönelik tehdit suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;1-…’ın kurşunlanması ve … hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçları ile ilgili olarak;a-Yakınan …’a ait…’ın 26.12.2005 günü kurşulandığı, bekçi olarak çalışan …’in olayın sabah 07:00 cevarında olduğunu, içerdeyken 5-6 el silah sesi duyduğunda dışarı çıktığını, içinde kaç kişi olduğunu görmediği bir aracın hızla uzaklaştığını söylediği, yakınan …’ın ise olayı bekçi …’den 07:10’da öğrendiğini beyan ettiği, kolluk görevlilerinin tutanaklarına göre de olayın 07:00 civarında bildirildiği, dosya içerisindeki işyeri kurşunlanması ile ilgili sanıklar arasındaki görüşmenin 04:31’de …’a verilen talimat ile başlayıp 04:45’de yine …’a olaydan sonra gitmesi gereken yerin söylenmesi ile bittiği, konuşmaların saati ile kurşun atma sayısı ve peşlerinde polis olduğuna dair konuşma içeriğinin tanığın anlatımı ile tam olarak örtüşmediğinin anlaşılması karşısında, öncelikle iletişimi tespit edilen telefonların olay günü olan 28.12.2005 tarihinde kullanıldığı baz istasyonlarının tespiti ile tanığın olayın oluşuna dair yeniden anlatımı saptanıp olay saati ve gerçekleşme şeklindeki duraksamalar giderildikten sonra sanıkların hukuki durumunun tespiti gerekirken eksik soruşturma ile yetinilip yazılı şekilde karar verilmesi,b-Sanık … hakkındaki, yakınan …’ın işyerinin kurşunlanmasından sonra olay yerinden elde edilen boş kovanların niteliğinden ve tapelere göre de silahı … kullandığından dolayı 6136 sayılı yasaya muhalefet ettiğinden bahisle dava açılıp bu eyleme dayanılarak hakkında hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında yukarıda (1-a) bendinde belirtilen bozma nedenine göre araştırma yapıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,c-Kabule göre de;Yakınanın işyerinin kurşunlanması şeklinde gerçekleşen eylemin silahlı tehdit ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturacağı gözetilerek, TCY’nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan hükümlülük kararı verilmesi gerekirken, TCY’nın 170/1-c maddesindeki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,2-Yakınanlar … ve …’e yönelik eylem ile ilgili olarak;Oluş, dosya kapsamı ve mahkemenin kabulüne göre 13.01.2006 tarihinde öldürülen…’in, … ile birlikte hareket ederek diğer yakınan …’un yönlendirmesi ile … Kimya Ltd. Şirketine ortak olmaya karar verdiği, ancak yakınanlara yönelik şirketin bankalara borcu olduğu, …ve …’in şirketin işlerini …’un yönetmesi sebebi ile borçtan …’u sorumlu gördükleri bu sebeple … ve … ile yakınanlar arasında husumet doğduğu, olay günü ise …’in …, … ve … ile birlikte şirkete gidip banka borçlarını …ve …’in ödemesini söylediği, yakınanların olumsuz cevap vermesi üzerine …’in adamlarından birinin pardesüsünün altından kaleşnikof tüfeği yakınanlara gösterdiği,…’ın ise koltuklara doğru bir el ateş edip “banka işi çözülmezse yatırdığımız paralar boşa gidecek ondan sonra allah herkesin işini rast getirsin” dediği olayda;Sanıkların yakınanlara yönelik ayrı ayrı eylemleri olmadığı, yakınanların birlikte bulunduğu ortamda tek bir fiille birden çok yakınanı tehdit etmeleri şeklindeki eylemleri hakkında zincirleme suç hükümlerini düzenleyen 5237 sayılı Yasanın TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, aynı kanunun 106/2-a,c,d maddesi uyarınca iki kez cezalandırılmasına karar verilmesi,3-Kasten işlemiş olduğu suçtan hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak sanıkların 5237 sayılı TCK’nın 53/1.maddesinin “a, b, c, d, e” bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmalarına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …,…, … ve … savunmanlarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 326/son maddesinin gözetilmesine, 10.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay6. Ceza Dairesi
Esas : 2011/20971Karar : 2014/8656 Karar Tarihi : 30.04.2014
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Çocuk Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : YağmaHÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 27/09/2011 günlü görevsizlik kararı ile Dairemize gönderilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:Sanığın, mağdur …’e yönelik yağma suçu nedeniyle kurulan hükümde, 5237 sayılı TCK 168/3 maddesinin 31/3 maddesinden önce uygulanması suretiyle aynı kanunun 61. maddesine aykırı davranılmış ise de sonuç cezaya etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
TC. Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesi ışığında, 5271 sayılı CMK’nın 150, 234 ve 239. maddeleri ile 5320 sayılı Yasanın 13. maddesine dayanılarak hazırlanan, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince, sanık için baro tarafından görevlendirilen zorunlu savunmanının ücretinin sanıktan alınmasına hükmedilemeyeceği, bu ücretlerin Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanacağı gözetilmeden, yazılı şekilde zorunlu savunman ücretinin sanıktan alınmasına hükmedilmesi,Bozmayı gerektirmiş, sanık … savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından “yargılama giderlerine ilişkin” bölüm çıkartılarak yerine “Bu dava nedeni ile, sanığın yargılama gideri olarak sarfına neden olduğu 3 adet posta gideri 12,00 TL, 19 müzakere gideri 22,8 TL olmak üzere toplam 34,8 TL Mahkeme masrafının sanıktan tahsili ile hazineye gelir kaydına” cümlesi yazılmak suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 30.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 147 ZORUNLULUK HALİ
TCK MADDE 147 ZORUNLULUK HALİHırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
TCK MADDE 147’NİN GEREKÇESİ
Madde metninde, hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi hâlinde, zaruret hâlinin varlığı kabul edilmektedir. Ağır ve acil ihtiyaç, örneğin hasta olan çocuk için ilâç çalınması, açlık nedeni ile gıda maddesi çalınması gibi hâlleri kapsar. Ancak, bu durumda hâkime olayın mahiyetine göre, verilecek cezada indirim yapma veya ceza vermekten sarfınazar etme konusunda takdir yetkisi tanınmıştır.
TCK MADDE 147 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay20. Hukuk Dairesi
Esas : 2017/7434, Karar : 2019/6683 Karar Tarihi : 18/11/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Kadastro MahkemesiTaraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Kadastro sırasında……mahallesinde bulunan 101 ada 138 parsel sayılı 1283,52 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kargir ev, dam ve avlusu (belgesizden kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle) niteliğinde 3402 sayılı Kanunun geçici 8. maddesi gereğince, davalı adına tespit edilmiştir.Davacı vekili; dava konusu taşınmazın daha önce yapılan kadastro çalışmaları esnasında tescil harici bırakılan saha olduğunu, bu sahanın kişiler adına yazılamayacağını, davalı adına yapılan kadastro tespitinin iptali ile dava konusu taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sonunda mahkemece; her ne kadar davalı ve murisi dava konusu taşınmazı tarımsal faaliyet dışında kullansa da davalı ve murisinin dava konusu taşınmaza ev ve dam yapması, dava konusu taşınmazı sahiplenmesi, etrafının çevrilmesi, üçüncü kişilerin kullanmalarına engel olunması ya da izinle kullanılmalarına imkan verilmesi, vergisinin ödenmesi, üçüncü kişilerde söz konusu yerin zilyede aidiyetine ilişkin yaygın düşüncenin hâkim oluşturulmasının da tarımsal faaliyet dışında ekonomik amaca uygun zilyetlik oluşturacağı ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. vd maddelerindeki şartları taşıdığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir.Taşınmazın bulunduğu yörede tapulama çalışmaları 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre 1978 yılında yapılıp tamamlanarak 30 günlük ilân sonucunda 28/06/1978 tarihinde kesinleşmiş, davalı parselin bulunduğu kısım tapulama harici bırakılmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun geçici 8. maddesine göre 2015 yılında yapılan arazi kadastrosu çalışmaları 06/11/2015 – 07/12/2015 tarihleri arasında ilân edilmiş, yasal süre içinde itiraz edildiği için dava konusu 101 ada 138 sayılı parsel yönünden kesinleşmemiştir.Tüm dosya kapsamına, bilirkişi rapor ve krokilerine, kadastro paftasındaki konumuna göre, çekişmeli taşınmazın komşusu olan 101 ada 137 sayılı parsel ile birlikte 101 ada 1 sayılı orman parseli ile çevrili 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesinde açıklanan orman içi açıklık niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Gerek 26.05.1958 tarihli Orman Tahdit ve Tescil Talimatnamesinde gerekse 25.06.1970 günlü Resmî Gazetede yayımlanan 31.05.1970 gün ve 531 sıra sayılı Orman Tahdit ve Tescil Yönetmeliğinin 33/3 ve 19.08.1974 günlü Resmî Gazetede yayımlanan 25.07.1974 tarihli Orman Kadastro Yönetmeliğinin 40/A ve 30.05.1984 günlü Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 30/1 ve 02.09.1986 tarihliResmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 23/1 ve 15.07.2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26/a maddesinde ve 20.11.2012 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 16/1-i maddesinde “6831 sayılı Kanunun 17. maddesinde yer alan orman içinde bulunan doğal olarak ağaç ve ağaççık içermeyen, genel olarak otsu bitki veya bazı durumlarda yer yer odunsu bitkiler içeren açıklıkların orman olarak sınırlandırılacağı” öngörülmüştür.6831 sayılı Kanunun 17. maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez.6831 sayılı Kanunun madde: 17/1-2 ‘‘Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşaası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlemesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya Orman Yönetimince el konulur. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir’’ (17/06/2004 gün ve 5192 sayılı Kanun ile değişik hali).Kanun metninden açıkça anlaşıldığı gibi, hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim, derhal el koyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.Ayrıca, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira, öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 sayılı Kanunun 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır. 17. madde de tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca [Hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıkların kazanılamayacağı ilkesini içermektedir ve amacı orman bütünlüğünü korumaktır]. Bu tür yerlerin 15.07.2004 günlü Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 26/a maddesi gereğince orman olarak sınırlandırılması gerekir.Kanun koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazın memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar, özel mülke dönüşüp tarım ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır. Dairemizin bu yoldaki kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ve yerleşik kararlar halini almıştır [YHGK’nın 10.12.1997 ve gün 1997/20 -830/1034, 10.12.1997 gün 1997/20-808/1039, 08.02.1999 gün 1999/7-22-43, 13.10.1999 gün 1999/8-689-822, 03.04.2002 gün 2002/8-230-261 ve 22.10.2003 gün 2003/20-665/614 sayılı ve yine orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten sonra 20 yıldan fazla süre geçse dahi orman içi açıklık konumunda olan taşımazların zilyetlik yoluyla kazanılamayacağı konusundaki 11.10.2004 gün ve 2004/7-531-582 sayılı kararları].Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.-K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.-K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.-K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.Ayrıca; orman içi açıklık ve boşluklar ile orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, yasa gereği orman sayıldığı için, 15.07.2004 günlü Resmî Gazetedeyayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. maddesinin (a) ve (j) bentleri gereğince Devlet Ormanı olarak sınırlandırılması öngörülmüştür. Bu tür yerler zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olarak tescil edilemez.Mahkemece, değinilen yönler gözetilerek davacı Hazinenin davasının kabulüne karar vermek gerekirken, dava konusu taşınmazın özel mülke dönüşmesini sağlayacak biçimde davanın reddi yolunda hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazinenin temyiz itirazının kabulüyle hükmün BOZULMASINA 18/11/2019 günü oy birliği ile karar verildi.
Yargıtay20. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/2543 Karar : 2019/6611 Karar Tarihi : 14/11/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine, Orman Yönetimi ve ….. Belediye Başkanlığı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ….. köyü, Köyüstü mevkinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre adına tescili istemiyle dava açmıştır.Mahkemece, davanın kabulü ile ….. bulunan 21/04/2014 havale tarihli rapor ekinde tescile esas krokide (A) harfi ile işaretlenen 2773,77 m² yüzölçümlü alanın “bahçe” vasfıyla, yine aynı rapor ekinde tescile esas krokide (B) harfiyle gösterilen 144,16 m² yüzölçümlü alanın “bahçe” vasfıyla davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine, Orman Yönetimi ve ….. Belediye Başkanlığı tarafından temyiz edilmiştir.Dava, Medenî Kanunun 713. maddesi uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1975 yılında orman kadastrosu ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2. madde uygulaması, 1989 yılında sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ile 3302 sayılı Kanunla değişik 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması ve aplikasyon çalışması, 2010 yılında yapılıp kesinleşen 3402 sayılı Kanunun Ek 4. maddesi çalışması bulunmaktadır. Genel arazi kadastrosu 1971 yılında yapılmış, davalı taşınmaz tespit dışı bırakılmıştır.Mahkemece verilen karar usûl ve kanuna aykırı olduğu gibi yapılan araştırma, inceleme ve uygulama da hükme yeterli değildir. Şöyle ki; hüküm tarihinden önce 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanunun 1/2. maddesi ile …… Büyükşehir Belediyesinin sınırları il mülkî sınırları olarak genişletilmiş; bu sınırlar içinde kalan köy ve beldelerin tüzel kişilikleri sona ererek bağlı bulundukları ilçe belediyelerine mahalle olarak katılmışlardır. Bu nedenle, büyükşehir sınırları içinde yer alan …. köyünün tüzel kişiliği sona ermiş olup, 6360 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrası uyarınca, yerine, bağlı bulunduğu ….. İlçe Belediye Başkanlığı geçmiştir. Bu durumda; 5216 sayılı Kanun hükümleri ve 6360 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrası gereğince, Kurşunlu köyünün bağlı bulunduğu ….. Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve ….. Belediye Başkanlığının huzuruyla davanın görülmesinde yasal zorunluluk bulunduğu halde Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı davaya dahil edilmeden, davanın esası hakkında hüküm kurulmuştur. Taraf sıfatı 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 114/1-d maddesi uyarınca dava şartı olup istek olmasızın re’sen gözetilmelidir.Diğer taraftan; hükme dayanak yapılan bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen raporda; çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman tahdit haritası dışında kaldığı, 1957 tarihli memleket haritasında yeşil renge boyanmış sebze bahçesi rumuzlu alanda, 1940 uçuş tarihli hava fotoğrafında açık renkle tarım alanı olarak gözüktüğü, orman sayılmayan yerlerden olduğu belirtilmiş ise de orman tahdit haritası ile çekişmeli yerin kadastro paftası ölçekleri eşitlenmemiş, 1/5000 ölçekli ve 1/10000 ölçekli kadastro paftası üzerinde değişik açı ve uzaklıklarda olan en az 6 yada 7 orman tahdit sınır noktasını gösterecek biçimde tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki çizilmemiş, davaya konu taşınmaz 1940 tarihli hava fotoğrafında nokta olarak işaretlenmiştir. 1940 tarihli hava fotoğrafının stereoskop aleti ile üç boyutlu incelemesi de yapılmamıştır. 1990’lı yıllara ilişkin memleket haritası ve hava fotoğrafları getirtilip çekişmeli taşınmazın bu belgelerdeki konumları gösterilmemiştir. Anılan eksikliklerin giderilmesi yönündeki iade kararımızın gerekleri de yerine getirilmemiştir. Bu haliyle uzman bilirkişilerin orman tahdit haritası ve tutanaklarını, hava fotoğraflarını nasıl uyguladığı ve taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı yönünde duraksama olmuştur. Bundan ayrı çekişmeli taşınmazı ve komşularını gösterir şekilde orijinal kadastro pafta fotokopisi getirtilmemiştir.Ayrıca, çekişmeli taşınmaza komşu, tescil davası sonucunda kişiler adına tesciline karar verilen veya halen davası devam eden taşınmaz bulunup bulunmadığı araştırılarak bunlara ilişkin dava dosyaları getirtilerek değerlendirilmemiş, yörede imar uygulaması yapılıp yapılmadığı, hangi tarihte yapılıp kesinleştiği, çekişmeli taşınmazın imar planı kapsamına alınıp alınmadıkları yönünde de araştırma yapılmamıştır. Bilindiği üzere imar-ihyaya muhtaç olan bir yer imar planları kapsamına alınmış ise o tarihten sonra imar ve ihya yoluyla edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Gayrimenkul Dairelerinin kararlılık kazanmış uygulamalarına göre; imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten, imar planları kapsamına alındığı tarihe kadar 20 yıllık kazanma süresi dolmuş ise bu tür yerlerin zilyetlik yoluyla edinilmesi olanak dahilindedir.Bu sebeplerle; öncelikle dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiye ….. Büyükşehir Belediye Başkanlığına tebliğ edilerek husumet yaygınlaştırılmalı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile 1990’lı yıllara ait memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planları ile çekişmeli taşınmaza komşu, tescil davası sonucunda kişiler adına tesciline karar verilen veya halen davası devam eden taşınmazlar bulunup bulunmadığı araştırılarak bunlara ilişkin dava dosyaları getirtilmeli, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan orman kadastrosu, aplikasyon ve orman rejimi dışına çıkarma işlemlerine ilişkin işe başlama, işi bitirme, çalışma, sonuçları ilan tutanakları, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerleri orman sınır noktalarıyla birlikte gösterir orman tahdit haritası ve orman rejimi dışına çıkarma haritalarının orijinalinden çekilmiş renkli fotokopi örnekleri, dava konusu taşınmaz ile etrafını gösterir ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile taşınmaza bitişik ya da yakın komşu parsellerin, kadastro tespit tutanak örnekleri ve bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm gittileri, 1990’lı yıllara ait ortofoto haritaları bulundukları yerlerden getirtildikten sonra önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman yüksek mühendisi veya mühendisi, bir ziraat mühendisi ve tapu fen memurundan oluşturulacak, bilirkişi kurulu marifetiyle yeniden yapılacak keşifte 2 Eylül 1986 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 6831 sayılı Orman Kanununa göre Orman Kadastrosu ve aynı Kanunun 2/B maddesinin Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 54. maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49. maddesinde yazılı “orman sınır noktası ve hatların uygulanmasında tutanaklardan, orman kadastro haritasından, hava fotoğraflarından, varsa ölçü karnelerinden, nirengi, poligon, röper noktalarından yararlanılır. Sınırlama tutanakları ile orman kadastro haritaları arasında çekişme olduğunda ölçü değerleri ve tutanaktaki ifadeler arazinin durumuna göre incelenir, hangisi daha çok uyum gösteriyorsa ve gerçek duruma uygun ise o esas alınır.” hükmü ile 15.07.2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin “Teknik İşler” başlıklı Dokuzuncu Bölümde yazılı esaslar gözönünde bulundurularak uygulama yapılmalı, yerel bilirkişi beyanlarına başvurularak yerinde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle tutanak ve haritalarda yazılı mevkii, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulama tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, anlatılan yöntemle bulunan ilk orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulaması ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeği çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumları genel kadastro paftası üzerinde, ayrı renkli kalemlerle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilerek, taşınmazın konumu duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmeli, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde yukarıda yazılı yönetmelikler ile teknik izahnamelerde yazılı tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülmeli, çekişmeli taşınmaz tahdit içinde kalmıyor ise o takdirde, davacı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine tutunarak dava açtığına göre 6831 sayılı Kanunun 4999 sayılı Kanunla değişik 7. maddesi uyarınca herhangi bir nedenle orman sınırları dışında bırakılmış ormanların yapılacak orman kadastrosu ile her zaman orman sınırları içine alınabileceği ve öncesi itibariyle orman sayılan yerlerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği gözetilerek eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planı çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 3.3.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü, ağaçların yaşı, cinsi, sayısı, kapalılık durumu, çevresi, incelenmeli, yukarıda değinilen belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ve hava fotoğrafının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafı ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri, ayrıca hava fotoğrafı stereoskop aleti ile üç boyutlu inceletilip çekişmeli taşınmazın üzerinde neler gözüktüğünü belirtir şekilde yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, açıklanan yöntemlerle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, davacı gerçek kişi yararına 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddeleri gereğince imar ve ihya ile zilyetlik yoluyla taşınmaz edinme koşullarının araştırılması gerekeceğinden, bu kez fen, orman ve ziraat bilirkişi tarafından dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin olarak 1990’lı yıllara ait 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğrafları, topoğrafik harita ve kadastro paftası ile çakıştırıldıktan sonra mahalline uygulanmalı, stereoskop aletiyle incelenmeli, taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığı belirlenmeli, imar uygulamasının yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise çekişmeli taşınmazın imar planı kapsamına alınıp alınmadıkları, imarın kesinleştiği tarih ….. Belediye Başkanlığı İmar Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, imar kapsamına alınmış olsa dahi bu tarihten 20 yıl önce imar ihyanın tamamlanıp tamamlanmadığı ve 20 yıllık zilyetlik süresinin kesintisiz devam edip etmediği belirlenmeli, 3402 sayılı Kanunun 14/1. maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının aynı maddenin, 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen ikinci fıkrası hükümleri nazara alınarak yapılması gerektiği düşünülerek, davacı yönünden aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tespit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu müdürlükleri ve ilgili kadastro müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak, kadastro tespit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, dava konusu taşınmazın sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı konusunda (5403 sayılı Kanunun 3/j maddesi ile Taşınmaz Malların Sınırlandırma Tespit ve Kontrol İşleri Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin değişik ikinci fıkrası hükümlerine göre, sulu tarım arazisi: tarım yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı araziler olarak açıklandığından) ziraat mühendisinden Kanunun amacına uygun rapor alınmalı, bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ile yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalılar Hazine, Orman Yönetimi ve ……. Belediye Başkanlığı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 14/11/2019 günü oy birliğiyle karar verildi.
TCK MADDE 146 KULLANMA HIRSIZLIĞI
Hırsızlık suçunun, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi halinde, şikayet üzerine, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir. Ancak malın suç işlemek için kullanılmış olması halinde bu hüküm uygulanmaz.
TCK MADDE 146’NIN GEREKÇESİ
Madde metninde, kullanma hırsızlığı tanımlanmıştır. Bu hırsızlık şeklinin oluşması için kişi sahibinin rızası olmaksızın malı alırken, bunu belli bir süre kullandıktan sonra iade etmek amacıyla hareket etmesi gerekir. Kullanma hırsızlığında, kullanmanın her hâlde kısa sayılacak bir süre devam etmesi temel koşuldur.Malın suç işlemek için kullanılmış olması hâlinde, bu madde hükmü uygulanamaz, yani hırsızlık suçundan dolayı verilecek cezada indirim yapılamaz TCK MADDE 146 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay2. Ceza Dairesi
Esas : 2014/31010Karar : 2017/4961Karar Tarih : 02.05.2017
1- ) Sanıklar hakkında mala zarar verme suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin incelenmesinde;Yapılan duruşmaya toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükümlerin istem gibi ONANMASINA,2- ) Sanıklar … ve … hakkında hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıkların ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemleri ile sanık … hakkında hırsızlık suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin incelenmesinde;Sanıklar hakkındaki tutuklama müzekkeresinin infaz görmediği anlaşıldığından, mahkemenin, tutuklu kalındığı belirtilen sürelerin sanıkların cezasından mahsubuna yer olmadığına dair kararında bir isabetsizlik görülmediğinden, Antalya E tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka suçtan hükümlü olarak bulunan sanık …, 03.06.2013 tarihli son duruşmada hazır edildiğinden ve UYAP’tan yapılan incelemede, sanık …’in hüküm tarihinde başka yargı çevresinde bulunan İzmir 1 numaralı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunduğu, sanığın duruşmadan bağışık tutulmak istediğine dair herhangi bir talebi olmadığı gibi bu hususta bir karar da alınmadığı anlaşılmakla birlikte;5271 Sayılı CMK’nın 196/5. maddesi5271 Sayılı CMK’nın 196/5. maddesi gereğince, sorgusu yapılmış olan ve hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen sanığın getirilmemesine mahkemece zımnen karar verildiği kabul edildiğinden tebliğnamedeki 1 ve 5 numaralı bozma düşüncelerine iştirak edilmemiş; 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline dair Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 Sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş, dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;a- ) Kapıları kilitli halde park halinde olan otomobilin çalınması şeklinde gerçekleşen eylemin 5237 Sayılı TCK’nın 142/1-b maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfının nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek aynı Kanun’un 142/1-e maddesiyle uygulama yapılması suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi,b- ) Sanık …’nun soruşturma evresinde müdafii huzurunda alınan 26.09.2012 tarihli ifadesinde ve tutuklamaya sevk üzerine çıkarıldığı mahkemece aynı tarihte yapılan sorgusunda, atılı suçlamayı kabul ettiğinin anlaşılması karşısında, gece vakti hırsızlık suçundan cezalandırılması yerine yazılı şekilde yerinde olmayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi,c- ) Sanıklar … ve …’nun soruşturma evresinde müdafii huzurunda alınan ifadelerinde atılı suçu gece saat 03.00 sıralarında işlediklerini savunmaları, sanık …’in de yine soruşturma evresinde müdafii huzurunda alınan ifadesinde suç saati olarak 05.30’u belirtmesi ve UYAP’tan alınan güneşin doğuş ve batış çizelgesine göre yaz saati uygulaması da dikkate alındığında, suç tarihinde güneşin doğuş saatinin 06.42 olduğunun, gece vaktinin saat 05.42’de bittiğinin anlaşılması karşısında, sanıklar … ve … hakkında gece vakti işlenen hırsızlık suçundan hükmolunan cezaların 5237 Sayılı TCK’nın 143. maddesi uyarınca arttırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,d- ) Kullanma hırsızlığı suçunun oluşabilmesi için geçici yararlanma amacıyla alınan malın, kısa bir süre kullanıldıktan sonra sahibine geri verilmesi veya kolaylıkla bulunabileceği bir yere bırakılması, henüz bırakılmamış ise geri verilmek üzere alındığının açıkça anlaşılması ve iade amacının malın alınırken mevcut olması gerektiği, bu amacın da somut olaya dair özelliklerin değerlendirilmesiyle anlaşılabileceği, katılanın otomobilini çalan sanıkların, çaldıkları aracın yakıtının bitmesi üzerine aracı bulunduğu yerde bıraktıktan sonra kollukça yapılan araştırmada suça konu aracın bulunması şeklinde gerçekleşen somut olayda, sanıkların suça konu aracı kullanıp iade etmek amacıyla atılı suçu işlediklerine dair delillerin nelerden ibaret olduğu yöntemince açıklanıp tartışılmadan, eylemin 5237 Sayılı TCK’nın 146. maddesinde düzenlenen kullanma hırsızlığı suçunu oluşturduğundan bahisle yazılı şekilde karar verilmesi,e- ) Sanık …’nin tekerrüre esas alınan Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28.11.2007 tarih ve 2007/1200 Esas – 2007/1535 Karar sayılı kararındaki mahkumiyetine konu suçu 18 yaşından küçükken işlemesi sebebiyle anılan hükmün 5237 Sayılı TCK’nın 58/5. maddesi uyarınca tekerrüre esas alınamayacağı ve sanığın suç tarihi itibari ile adli sicil kaydında tekerrüre esas nitelikte başkaca bir mahkumiyet kaydının da bulunmadığı gözetilmeden, sanığın tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu gerekçesiyle, 5237 Sayılı TCK’nın 58. maddesi uyarınca cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi,
SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ile …’in ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebeplerden dolayı kısmen istem gibi BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 Sayılı CMUK’nın 326/ son maddesinin gözetilmesine, 02.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay2. Ceza Dairesi
Esas : 2014/31279 Karar : 2016/10486 Karar Tarih : 02.06.2016
Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik temyiz isteminin incelenmesinde:Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın, CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itiraza tabi olduğu, bu kararın temyizi mümkün olmadığından, CMK’nın 264. maddesine göre de, kanun yolunun ve merciinin belirlenmesinde yanılma başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağından, sanığın dilekçesi itiraz niteliğinde kabul edilerek itirazın merciince incelenmesi için dosyanın incelenmeksizin mahalline istem gibi İADESİNE,Hırsızlık suçundan verilen mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesinde;Hükmün gerekçesinde sanığın eylemi TCK’nın 142/1-e maddesinde düzenlenen hırsızlık suçu olarak kabul edildiği halde, uygulama maddesinin TCK’nın 142/2-e maddesi olarak yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiş,TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline dair Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş, dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;1- )Sanığın, müştekinin sorumlusu olduğu karayollarında bakım onarım çalışması yapan şirketin şantiyesinde bulunan ve anahtarı üzerinde unutulan aracı çalması şeklindeki eyleminin TCK’nın 141/1 maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu gözetilmeden aynı Kanun’un 142/1-e maddesi uyarınca hüküm kurularak sanık hakkında fazla ceza tayini,2- )Kullanma hırsızlığı suçunun oluşabilmesi için geçici yararlanma amacıyla alınan malın, kısa bir süre kullanıldıktan sonra sahibine geri verilmesi veya kolaylıkla bulunabileceği bir yere bırakılması, henüz bırakılmamış ise geri verilmek üzere alındığının açıkça anlaşılması ve iade amacının malın alınırken mevcut olması gerektiği, bu amacın da somut olaya dair özelliklerin değerlendirilmesiyle anlaşılabileceği, davaya konu olayda ise; sanığın suç tarihinde müştekinin sorumlusu olduğu karayolu şantiyesinde bulunan aracını çaldığı, aynı gün kaza yaptığı, aracı kaza yaptığı yerde bırakarak hastaneye gittiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 146/1. maddesinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediğinin gözetilmemesi suretiyle sanık hakkında eksik ceza tayini,
SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 Sayılı CMUK’nın 326 /son maddesinin gözetilmesine, 02.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay13. Ceza Dairesi
Esas : 2014/22914Karar : 2014/22431 Karar Tarih : 25.06.2014
1- Dosyada mevcut Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin 15.05.2012 tarihli raporunda, suça sürüklenen çocuğun hafif derecede zeka geriliği gösterdiğinin belirlendiği, üzerine atılı hırsızlık suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabildiği ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince geliştiği, TCK’nın 31/2 maddesi gereğince isnat edilen suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek olgunluğa erişmediği, farik mümeyyiz olmadığının belirtilmiş olması karşısında öncelikle suç tarihinde 12-15 arası yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı TCK’nın 31/2. maddesi uyarınca işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediği ve yine raporda belirtilen hastalığın 5237 sayılı TCK’nın 32. maddesi ışığında, suç tarihinde işlediği eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme (irade) yeteneğini tamamen kaldıracak veya önemli derecede azaltacak nitelikte olup olmadığının, dosya kapsamındaki rapor irdelenip çelişki giderilmek suretiyle yeniden alınacak raporla saptanarak, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,2- Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan suça sürüklenen çocuğun 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 35/1 maddesi uyarınca hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması ve sosyal inceleme raporu aldırılmama nedeninin gerekçeli kararda belirtilmemesi,Kabule göre de;Müştekiye ait çalınan aracın kaza sonrası terk edildiği sırada ele geçirilmesi karşısında, TCK’nın 146. maddesinde öngörülen “malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmesi” koşulu gerçekleşmediği gibi ayrıca suça konu araçta benzin ve yağ tüketildiği de gözetilmeden, suçun kullanma hırsızlığı olduğu kabul edilerek hatalı gerekçeyle şikayet yokluğu nedeniyle kullanma hırsızlığı suçu kapsamında kaldığı kabul edilerek düşme kararı verilmesi,
Sonuç : Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak bozulmasına, 25.06.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.
TCK MADDE 145 MALIN DEĞERİNİN AZ OLMASI
(Değişik: 29/6/2005 – 5377/16 md.) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
TCK MADDE 145’İN GEREKÇESİ
Madde metninde, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle cezada indirim yapılması veya ceza vermekten sarfınazar edilmesi konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmıştır.
TCK MADDE 145 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
Yargıtay6. Ceza Dairesi
Esas : 2005/13168Karar : 2005/10200Karar Tarihi : 15.11.2005
Dava : Hırsızlık suçundan hükümlü M. hakkında verilen mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra 5237 sayılı TCK’nın lehe hükümlerinin uygulanması talep edilmesi üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; 5237 sayılı yasa ile yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, önceki hükmün aynen infazına ilişkin Tarsus 2.Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 8.6.2005 tarihli hükmün Yargıtay’ca incelenmesi hükümlü tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C.Başsavcılığından bozma isteyen 19.9.2005 tarihli tebliğname ile 12.10.2005 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun 98 ve 101/1. maddeleriyle 5252 sayılı Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/1. maddeleri uyarınca kural; lehe yasanın belirlenmesi ve uyarlanmasına ilişkin kararların dosya üzerinden verilebilmesidir.
Ancak;a) Önceki yasaya göre sonraki yasa suçun öğelerinde değişiklik yapmışsa,b) Önceki yasanın türü veya süresi bakımından erteleme dışında bıraktığı ceza, yeni yasa tarafından erteleme kapsamına alınmışsa,c) Önceki yasaya göre temel ceza alt sınırdan belirlenmişken, yeni yasa uyarlanırken alt sınırın üzerinde ceza saptanması konusunda veya alt ve üst sınırlar konulmuş artırıcı ya da eksiltici bir hükmün uygulanmasında bir oranın belirlenmesi için mahkemece takdir hakkının kullanılması, böylece bireyselleştirme yapılması zorunluysa, duruşma açılmak suretiyle tüm bunların neden ve gerekçeleri de gösterilerek hüküm kurulması gerekir.
İnceleme konusu karara gelince;
Hükümlü M.’nin 24.1.2004 günü saat 20.30 sıralarında diğer hükümlüler D. ve H. ile birlikte yakınan İ.’nın sokak üzerinde park halindeki otomobilinin sağlam ve dayanıklı kapı kilidini kırarak 20 milyon lira değerindeki teybini çaldığı; 19.1.2004 günü saat 22.30 sıralarında diğer hükümlü D. ile birlikte yakınan C.’nin sokak üzerinde park halinde bulunan otomobilinin sağlam ve dayanıklı kapı kilidini kırarak 60 milyon lira değerindeki teybini aldığı sabit görülerek T. 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 17.5.2004 tarih ve 2004/361-473 sayılı kararı ile 765 sayılı TCK’nın 493/1-son, 522/1, 59/2, 81/1-3; 493/1, 522/1, 59/2, 81/1-3. maddeleri uyarınca belirlenen 3 veya 7 ay 11 gün hapis cezasının Dairemizce onanarak kesinleştiği; 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın uygulanması istendiğinde yapılan duruşma sonunda; hükümlünün eyleminin nitelikli hırsızlık olup 5 yıl hapis cezasına hükmolunabileceği, daha önce verilen cezanın ise daha az olduğu belirtilerek, cezanın önceki ilama göre infaz edilmesine karar verildiği anlaşılmış, dosya ve duruşma tutanakları içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1) 5237 sayılı TCY.nın 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCY.nın 493/1. maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, eylemlerin hırsızlığın yanı sıra 5237 sayılı Yasanın 151/1.maddesine uyan mala zarar verme suçunu da oluşturduğunun ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca sanık yararına olan hükmün önceki ve sonraki yasaların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması sureti ile bulunacağının gözetilmemesi,
2) 5237 sayılı Yasanın 145.maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının; 765 sayılı Yasanın 522/1.maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle, her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliğinin bulunmadığı, “değerin azlığı”nın 5237 sayılı Yasaya özgü, ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun; daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinmesi kadar (örneğin; birkaç meyve veya ekmek, yiyecek, bir-iki defter, kalem, sigara vb.) ve değer olarak da az olan şeyi alma durumunda, olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilip, yasal ve yeterli gerekçeleri de gösterilerek uygulanabileceğinin düşünülmesi gerekmesi,
3- 765 sayılı Yasada hırsızlık eylemlerinde ağırlaştırıcı neden olmayan kavramının 5237 sayılı Yasanın 143. maddesine göre cezayı artırıcı neden olduğunun gözetilmesi zorunluluğu,
4- Mala zarar verme suçu yönünden 5237 sayılı Yasanın 73/8 ve CMK. nun 253, 254. maddelerinin değerlendirilmesinin de gerekmesi,
5- Hüküm bölümünde uygulama maddelerinin gösterilmemesi,
KARAR : Bozmayı gerektirmiş, hükümlü M.’nin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle kısmen istem gibi BOZULMASINA, 15.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.



