Tasarrufun İptali Davası, İcra Takibi Kesinleşmeden Açılabilir Mi ?Özet : İcra takibinin kesinleştirilmesi tamamlanabilir dava şartı olup, davacıya icra dosyalarındaki tebligatlar yönünden tebligat eksikliğinin tamamlanması için süre verilmesi gerektiği.
Yargıtay17. Hukuk Dairesi
Esas : 2018/6276Karar : 2020/4495Karar Tarihi :
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, davalı borçlu … ’nin aidat borçları bulunduğunu, aleyhine hakkında takip yapıldığını, davalı borçlunun adına kayıtlı gayrımenkulünü aynı sitede oturan diğer davalı …’a düşük bedel ile devrettiğinin tespit edildiğini beyan ederek davalılar arasındaki tasarrufun iptali ile cebri icra yetkisi verilmesi talep ve dava edilmiştir.Davalı … vekili müvekkilinin iyi niyetli olduğunu beyan ile davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece, davacının gerek dava dilekçesinde açıkça belirttiği Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2009/25203 gerekse duruşma sırasında belirttiği Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğünün 2009/23089 sayılı takip dosyasının kesinleşmediği, tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için icra takibinin kesinleşmesinin dava koşulu olduğu, dava tarihinden bugüne kadar geçen süre içerisinde icra dosyalarında davalı borçlu … usulüne uygun tebligat yapılamadığı ve takipler kesinleşmediği anlaşılmakla dava koşulu gerçekleşmediğinden davacının davasının usulden reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1)Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde hakkında birdavanın bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir.Tebligatın nasıl ve kimlere yapılacağı, adresi meçhul olanlara nasıl tebligat yapılacağı, adres araştırması ve tespiti yöntemi 7201 Sayılı Tebligat Kanununda gösterilmiş, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 48 ve devamı maddelerinde de adres bilgilerinin tutulması, güncellenmesi ve kullanılması ile ilgili hükümler öngörülmüştür.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar sayılmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise, dava dilekçesinde bulunması gereken bu unsurlardan mahkemenin adı, dava konusu ve değeri, vakıalar, deliller ve hukuki sebepler dışında kalanlardan herhangi birinin eksik bırakılmış, yazılmamış olması durumunda hakimin davacıya eksikliğin tamamlanması için bir haftalık kesin süre vermesi gerektiği belirtilmiştir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde dava açılmamış sayılır. (HMK.md.119/2)Davacı vekili tarafından mahkemeye verilen dava dilekçesinde, davalı tarafın ad-soyad ve adresinin gösterilmiş olduğu, belirtilen adrese çıkartılan tebligatın tebliğ edilemeden iade edildiği, davacı tarafça 08.06.2010 tarihli duruşmada davalı borçlu … ’nin …/… de ikamet ettiğinin öğrenildiği beyan edilerek söz konusu adresine adalet bakanlığı vasıtası ile tebligat çıkartılmasının talep edildiği, konsolosluk vasıtası ile çıkartılan tebligatın söz konusu adreste ikamet etmediğinden dolayı tebligat yapılamayıp tebligatın iade geldiği, mahkemece 17.07.2012 tarihli duruşmada davacı vekiline “davalı borçlunun yeni adresini bildirmek üzere gelecek celseye kadar mehil verilmesine” karar verildiği, açık adresin bulunamaması sebebi ile 12.11.2013 tarihli duruşmada dava dilekçesinin ve ön inceleme duruşma gün ve saatinin davalı … ’ye ilanen tebliğine karar verildiği, 16.112014 tarihinde ilanen tebligat yapıldığı, bu arada davalı borçlunun mernis adresi de tespit edilerek bu adrese de dava dilekçesi ve eklerinin de tebliğ edildiğinin dosyaya bildirildiği anlaşılmıştır.Dava konusu Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2009/25203 sayılı dosyasından verilen cevapta dosya içinde herhangi bir tebligata rastlanmadığı, Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğü’nün 2009/2308 sayılı dosyasından verilen cevapta da dosyadan 1 tebligat hazırlandığı ancak onun da PTT’ye verilmediği belirtilmiştir.İcra takibinin kesinleştirilmesi tamamlanabilir dava şartı olup, mahkemece dava dilekçesi ve eklerinin davalı borçluya ilanen tebliğ edildiği, davacı tarafından da davalı borçlunun bulunan mernis adresine de tebligat yapıldığı hususu gözönüne alınarak davacıya icra dosyalarındaki tebligatlar yönünden tebligat eksikliğinin tamamlanması için süre verilmeksizin yazıı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2)Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 08/07/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Etiket: gaziantep avukatları
Tasarrufun İptali Davası, İcra Takibi Kesinleşmeden Açılabilir Mi ?
Şirket Adına Kira Sözleşmesi İmzalanmış Ancak Ticaret Sicilde Böyle Bir Şirket Yoksa İmzayı Atan Kira Bedelinden Sorumludur
Şirket Adına Kira Sözleşmesi İmzalanmış Ancak Ticaret Sicilde Böyle Bir Şirket Yoksa İmzayı Atan Kira Bedelinden SorumludurYargıtay8. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/4758Karar : 2019/9528Karar Tarihi : 24/10/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : İcra Hukuk MahkemesiDAVA TÜRÜ : Kiralananın Tahliyesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı alacaklı 01.01.2012 başlangıç tarihli yazılı kira akdine dayanarak 22.07.2015 tarihinde haciz ve tahliye talepli olarak başlattığı icra takibi ile aylık 2.290,00 TL’den 2015 yılı Mayıs, Haziran ve Temmuz ayları kira bedelinin faiziyle birlikte 10.305,00 TL olarak tahsilini talep etmiş, ödeme emri davalı borçlu …’a 23.07.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı borçlunun takibe itiraz etmemesi üzerine takip kesinleşmiştir. Ödeme emrine davalı borçlu tarafından itiraz edilmemesi üzerine, davacı alacaklı İcra Mahkemesine başvurarak kesinleşen takip nedeniyle tahliye isteminde bulunmuştur.Mahkemece, davacı alacaklının takibe dayanak olarak sunduğu 01.01.2012 başlangıç tarihli kira sözleşmesinde kiracı olarak … Ltd.Şti. adına … yazılmış olup, sözleşmenin … tarafından imzalandığı, ancak davacı vekilinin dava dilekçesinde …’un tahliyesini istediği, takibe konu kira sözleşmesinin borçlu … tarafından şirket adına imzalanmış olmasına göre husumetin kiracı şirkete yöneltilmesi gerekirken davalıya yöneltilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, kesinleşen icra takibi nedeniyle tahliye istemine ilişkindir.Taraflar arasında 01.01.2012 başlangıç tarihli, 1 yıl süreli kira sözleşmesinin varlığı hususunda uyuşmazlık yoktur. Kira sözleşmesi kiraya veren … ve kiracı … Ltd. Şti. adına … tarafından akdedilmiştir. Davacı alacaklı tarafından … Ltd. Şti. ve … hakkında söz konusu kira sözleşmesine dayanılarak 22.07.2015 tarihinde takip başlatılmış olup, davalı borçlu … tarafından kira ilişkisine itiraz edilmemiştir. Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğünün 01.07.2019 tarihli cevabı yazısı ile, … Ltd. Şti’nin müdürlükleri sicilinde kaydına rastlanmadığı bildirilmiştir. Bu durumda her ne kadar kira sözleşmesi … Ltd. Şti. adına … tarafından imza edilmiş ise de, yapılan araştırmada böyle bir şirket kaydının bulunmadığı tespit edilmiştir. Öte yandan, dosya kapsamından vergi levhasının da davalı borçlu … adına düzenlenmiş olduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu anlatılanlar ışığında, davalı …’un kiracı olduğunun anlaşılmasına göre, davanın kabulü ile kiralananın tahliyesine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK’nin 6217 Sayılı Kanun’la eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK’un 428.maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24/10/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.Tasarrufun İptali Davası Açan Alacaklının İptal Ettirdiği Tasarruf Miktarınca Dava Açmayan Alacaklılara Göre Önceliği Vardır
Tasarrufun İptali Davası Açan Alacaklının İptal Ettirdiği Tasarruf Miktarınca Dava Açmayan Alacaklılara Göre Önceliği VardırÖzet : Tasarrufun iptali davası açan alacaklının iptal ettirdiği tasarruf miktarınca dava açmayan alacaklılara göre önceliği vardır. Somut olayda şikayet olunan borçlu aleyhine tasarrufun iptali davası açıp bedellerinin paylaşımı iş bu davaya konu olan taşınmaza ilişkin tasarrufu iptal ettirmekle taşınmaz bedellerinde öncelik hakkı bulunduğundan dava konusu sıra cetveli usule uygundur.
Yargıtay23. Hukuk Dairesi
Esas : 2017/1551Karar : 2019/800 Karar Tarihi : 04.03.2019
“İçtihat Metni”
Taraflar arasındaki sıra cetvelindeki sıraya itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Şikayetçi vekili, dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde satış bedelinin tamamının şikayet olunana bırakıldığını oysa adı geçenin müvekkilinin taraf olmadığı bir dava sırasında aldığı ihtiyati haczin, kendileri lehine tesis edilen ipoteğin önüne geçirildiğini, icra müdürlüğünün gerekçesinin ve dayandığı Yargıtay içtihatlarının somut olayla örtüşmediğini, davalı yanca nam-ı müsteara dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasında taşınmazın dava dışı önceki malik ……. 10.06.2003 günü borçlulardan …… tarafından satın alınmasına rağmen asıl alıcı olan …..olduğunun belirlendiğini böylelikle davalının, taşınmaz üzerindeki haciz hakkına kavuştuğunu; bu kararın borçlu … mülkiyet hakkını ortadan kaldırmayacağını; gerek İcra ve İflas Kanunu’nun 282 nci ve gerek Türk Medeni Kanunu’nun 1023 ncü maddeleri hükmüne göre tapudaki görünüme güvenerek ipotek hakkı kazanan müvekkilinin iyi niyetinin korunması gerektiğini, tasarrufun iptali kararının kesinleşmediğini diğer taraftan müvekkilinin her iki şirketten de alacaklı olduğunu ve tasarrufun iptali davasının konusunun ipoteğin muvazaalı olduğu noktasında toplanmadığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Şikayet olunan vekili, ihtiyati hacizlerinin kararla birlikte kesin hacze dönüştüğünü; davanın kazanılması ile bedeli paylaşıma konu taşınmazın haczinin ve satışının istenebilir hale geldiğini, gerçek malik ola…… borcunun görünürdeki malik olan şirketin borçlarından önce ödenmesi gerektiğini, ipoteğin kimin riski için verildiğinin değil, kim tarafından verildiğinin önemli olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, İcra Mahkemesince, taşınmazın …tarafından satın alınmasına ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmiş olması, şikayetçi bankanın takibinin kaydı iptal edilen bu şirket hakkında yapılmış bulunması nedeniyle şikayetin reddine dair verilen kararın şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2009/1857 E. 2009/2367 K. sayılı ilamı ile nam-ı müstear davasının sonucu beklenmek ve bu davanın tarafları bakımından bağlayıcı olup olmayacağı üzerinde durulmak gerektiği belirtilerek bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu ……… ipoteğinin Yapı Kredi Bankasının ihtiyati haczinden önce olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Karar, şikayet olunan vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, sıra cetveline itiraz davasıdır. İİK’nın 277 vd. maddelerinde yer alan iptal davası ayni bir dava olmayıp şahsi bir davadır ve davayı kazanan alacaklıya iptal edilen tasarruftan öncelikle alacağını alma hakkı verir. Tasarrufun iptali davası açan alacaklının iptal ettirdiği tasarruf miktarınca dava açmayan alacaklılara göre önceliği vardır. Somut olayda şikayet olunan ……….. borçlu aleyhine tasarrufun iptali davası açıp bedellerinin paylaşımı iş bu davaya konu olan taşınmaza ilişkin tasarrufu iptal ettirmekle taşınmaz bedellerinde öncelik hakkı bulunduğundan dava konusu sıra cetveli usule uygundur. Bu nedenle mahkemece davanın reddi yerine kabulü yerinde olmamıştır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunan vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın şikayet olunan yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.Tasarım Ve Tasarım Ürünlerine Tecavüz
Tasarım Ve Tasarım Ürünlerine TecavüzT.C.Yargıtay11. Hukuk Dairesi
Esas No : 2016/14703Karar No : 2018/6059Karar Tarihi : 8.10.2018
MAHKEMESİ : FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada … . Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11.11.2015 tarih ve 2014/279-2015/297 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:Davacı vekili, davalı şirketin 2013/04660 sayılı çoklu tasarım başvurusunda bulunduğunu, davacı tarafından itiraz edildiğini, itirazın kısmne kabul edilreke davalıya ait tasarım başvurusunun 2013/04660-1 nolu tasarımının iptaline karar verildiğini, ancak 2013/04660-2 ve 4 sayılı tasarımlara ilişkin itirazın red edildiğini, davacı tarafından yapılan tespitte davalının tasarımları ve tasarımlarına konu ürünlerin yeni ve ayırt edici olmadığının anlaşıldığını, davacının tasarım ve ürünlerine tecavüz oluşturduğunun anlaşıldığını, bu tespit raporundan sonra davalının dava konusu tasarım başvurusunu yaptığını, bu eyleminin kötü niyetli olduğunu, davalıya ait tasarımların yeni ve ayırt edici olmadığını, daha önceden kamuya sunulduğunu iddia ederek … kararının iptali ile davalıya ait 2013/04660-2 ve 4 sayılı tasarımların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı … vekili, … kararının hukuka uygun olduğunu, tasarımların yeni ve ayırt edici olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.Diğer davalı vekili, davalıya ait tasarımların yeni ve ayırt edici olduğunu, davacı tasarımlarından farklı olduğunu, daha önceden kamuya sunulmadığını, davacının, davalıya ait işyerinde aynı konuya ilişkin … … 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2013/74 D.İş dosyası üzerinden de tespit yaptığını, tespit dosyasında aynı tasarımların benzer bulunmadığı yönünde de bilirkişi raporu olduğunu, ancak davacının bu rapordan hiç bahsetmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalıya ait 2013/04660-2 ve 4 sayılı tasarım ile davacı tarafından itiraza ve davaya mesnet gösterdiği tasarımlar karşısında yenilik ve ayırt edicilik vasfı bulunduğu, mutlak yenilik kriteri gereği yapılan araştırmada da dava konusu tasarımların benzerine rastlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Kararı davacı vekili temiz etmiştir. Dava, … … kararının iptali ile tasarım hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Dosya içerisinde bulunan ve mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalıya ait tasarımın yeni ve ayırt edici olduğuna dair görüş bildirilmiş ve mahkemece rapor doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. Ancak davacı, davalı tarafa karşı tasarıma tecavüz nedeniyle tazminat davası açıldığını, sözkonusu tazminat davası öncesinde de davalı işyerinde tespit yapıldığını, davalı ürünlerinin davacı tasarımlarına tecavüz oluşturduğunun tespit dosyalarında alınan bilirkişi raporları ile belirlendiğini, davalı tarafından tespite konu ürünlerini daha sonra dava konusu tasarım olarak tescil ettirildiğini, davalı tasarımlarının yeni olmadığını ileri sürmüştür. Yargılama sırasında tespite ilişkin … 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2013/30-33 D.İş tespit dosyalarına konu bilirkişi raporları dosyaya sunmuş olup, işlem davada alınan bilirkişi raporu ile davalı tarafından ibraz edilen tespit bilirkişisi raporları arasında çelişki oluşmasına rağmen mahkemece yeni bir heyetten rapor alınarak dosya içerisinde bulunan raporlar arasındaki çelişki giderilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma neticesinde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 08.10.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.Tasarım Ve Faydalı Modelden Kaynaklanan Haklarına Tecavüz
Tasarım Ve Faydalı Modelden Kaynaklanan Haklarına TecavüzT.C.Yargıtay11. Hukuk Dairesi
Esas No : 2016/9805Karar No : 2018/4203Karar Tarihi : 31.05.2018
MAHKEMESİ : … … FİKRİ VE SiNAİ HAKLAR
Taraflar arasında görülen davada … … Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14/04/2015 gün ve 2014/66-2015/71 sayılı kararı onayan Daire’nin 09/05/2016 gün ve 2015/9604 – 2016/5179 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:Davacılar vekili; müvekkili ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren davalı tarafın müvekkilinden izin almadan müvekkilinin tescilli endüstriyel tasarım ve faydalı model konusu buluşunun ayırt edilemeyecek kadar benzerini imal ederek sattığını, bu durumun müvekkillerinin tasarım ve faydalı modelden kaynaklanan haklarına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek, davalının eyleminin müvekkilinin endüstriyel tasarım ve faydalı modelden doğan haklarına tecavüz oluşturduğunun tespiti ile tecavüz fiillerinin durdurulmasını, önlenmesini ve tecavüzün giderilmesini, faydalı model ve endüstriyel tasarımı için ayrı ayrı 2.500,00 TL maddi tazminat ile 60.000,00 TL manevi tazminatın delil tespiti tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini toplam 40.000 TL’ye yükseltmiştir.Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulü ile, davalı eylemlerinin davacı taraf tescilli endüstriyel tasarım tescil ve faydalı modelden kaynaklı haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, tecavüz fiillerinin durdurulmasına, önlenmesine, giderilmesine, faydalı model belgesi bakımından 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi, endüstriyel tasarım tescil belgesi bakımından 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle davalıdan tahsiline dair verilen kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.Davalı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 14,00 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 314,79 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 31/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.Tasarım Tescil Belgesinin Hükümsüzlüğüne
Tasarım Tescil Belgesinin HükümsüzlüğüneT.C.Yargıtay11. Hukuk Dairesi
Esas No : 2016/12414Karar No : 2018/4352Karar Tarihi : 6.6.2018
MAHKEMESİ : FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … (Kapatılan) 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26/10/2015 tarih ve 2014/117-2015/94 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:Davacı vekili; davalı adına TPE nezdinde tescilli 2012/00092 tasarım tescil belgesinde yer alan (1) ve (2) nolu tasarımların yeni ve ayırt edici olmadığını, müvekkili adına tescilli 2010/00897 nolu tasarım ile aynı olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek 2012/00092 nolu tasarım tescil belgesinin hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı vekili; müvekkiline ait tasarımın özgün ve ayırt edici olduğunu, davacı tasarımı ile iltibas oluşturmadığını, zaten seçenek özgürlüğünün de kısıtlı olduğunu savunmuştur. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalıya ait tasarım ile davacı adına tescilli tasarımlar karşılaştırıldığında teknik olarak küçük farklılıklar dışında bilgilenmiş tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet verecek şekilde benzerlik bulunduğu, yenilik ve ayırt edicilik vasıflarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı adına TPE ‘de tescilli 2012/00092 nolu tasarımın (1) ve (2) nolu askı tasarımlarının yenilik ve ayırt edicilik özelliği olmadığından hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, dava dilekçesinde davalıya ait 2012/00092 sayılı çoklu tasarım tescil belgesindeki (1) ve (2) nolu tasarımların hükümsüzlüğü talep edilmiştir. 2012/00092 sayılı davalıya ait çoklu tasarım tescil belgesindeki diğer tasarımlar iptal edildiğinden (1) ve (2) nolu dava konusu tasarımlar dışında kalanların da tescilli olmadığı anlaşılmasına göre; mahkemece yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi ve yargılama gideri ve vekalet ücretinin buna göre belirlenmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi ve bununla birlikte davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdir edilmesi de doğru olmamış, kararın bu yönüyle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 06/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.Tasarım Haklarına Tecavüz Davası
Tasarım Haklarına Tecavüz Davası
T.C.Yargıtay
11. Hukuk Dairesi
Esas No : 2017/327Karar No : 2018/6261Karar Tarihi : 11.10.2018
MAHKEMESİ : FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada … 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19/04/2016 tarih ve 2012/77-2016/108 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:Davacı vekili, davacının 2010/ 05935 numaralı endüstriyel tasarımın sahibi olduğunu, davalının, bu tasarım kapsamında bulunan 9 numaralı ceket ürününün birebir aynısını üretmek ve satmak suretiyle tasarım haklarına tecavüz ettiğini, bu hususun … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/66 D. İş sayılı dosyasında yapılan delil tespiti neticesinde tanzim edilen bilirkişi raporuyla da ortaya konulmuş olduğunu ileri sürerek, endüstriyel tasarım hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini, tasarım hakkına tecavüzün durdurulması ve önlenmesini, 10.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat ile delil tespiti masraflarının davalıdan tahsilini ve mahkeme kararın ilanını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davalıya ait iş yerinde üretim yapılmayıp, sadece toptan satış yapıldığını, tasarım hakkına tecavüz oluşturuğu iddia edilen ürünün …’da faaliyet gösteren … Konfeksiyon isimli firmadan satın alındığını, davalının başkasından satın aldığı ürünün tasarım hakkını ihlal eder nitelikte olduğunu bilmesinin mümkün olmadığını ve davacı ürünü ile davalı mağazasında satılan ürünün benzer olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İhbar olunan vekili, davacı tarafından aleyhlerine ikame edilen davayla, müvekkili adına tescilli 2011/06624 numaralı tasarım kapsamında üretilen ürünlerin tasarım haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle, tasarım hakkına tecavüzün önlenmesi ve maddi ve manevi tazminat talep edildiğini, bu davada kendilerin de karşı dava açmak suretiyle, davacı tasarımın ayırt edici olmadığı gerekçesiyle hükümsüz kılınmasını talep ettiklerini, bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, tescilli tasarım sebebiyle gerçekleşen kullanımın hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda,davacı ve ihbar olunan arasında … 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2012/82 Esas sayılı dosyası üzerinden görülen ve mahkememizce de bekletici mesele yapılmış, tasarım hakkına tecavüz davası neticesinde, ihbar olunan şirket adına tescilli 2011/06624 numaralı tasarım kapsamında üretilen ürünlerin davacı tasarımına tecavüz teşkil etmediğinin tespit edildiği ve zikredilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, davalıya ait mağazada bulunan ürünün ihbar olunan şirkete ait tasarım kapsamında üretildiğinin bilirkişi raporuyla tespit edildiği, tescile dayalı kullanımın hukuka uygunluk sebebi olduğu, hal böyleyken tasarım hakkına tecavüz edildiğinden söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.Dava, endüstriyel tasarım tescilinden kaynaklanan haklara tecavüzün tespiti, önlenmesi, maddi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davalıya ait mağazada bulunan ürünlerin ihbar olunan şirkete ait 2011/06624 numaralı tasarım kapsamında üretildiği, tescile dayalı kullanımın hukuka uygunluk sebebi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davalının savunmasında belirttiği ve ihbar olunan şirkete ait 2011/06624 numaralı tasarımın … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi) 06.04.2017 gün, 2014/268-2017/131 sayılı kararıyla hükümsüzlüğüne karar verildiği ve anılan kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, uyuşmazlığın 554 sayılı KHK’nın 45. maddesi de dikkate alınmak suretiyle çözüme kavuşturulması gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiş, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 11/10/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Şirket Adına İcra Taahhüdü Verilir Ve Uyulmazsa, Şirket Yetkilisinin Mahkumiyetine Kararı Verilemez
Şirket Adına İcra Taahhüdü Verilir Ve Uyulmazsa, Şirket Yetkilisinin Mahkumiyetine Kararı VerilemezÖzet : Sadece şirketi borçlandırıcı işlem yapma ve temsil yetkisi bulunan sanığın taahhüde konu şirket borcundan dolayı kişisel sorumluluğu bulunmadığı cihetle, atılı suçun yasal unsurları bulunmadığı ,borcunu üstlendiğine dair icra kefaleti olmadığı anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği..
Yargıtay12. Hukuk Dairesi
Esas : 2020/5816Karar : 2020/8142Karar Tarihi : 06/10/2020
“İçtihat Metni”
Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık …’ın, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair … 1. İcra Ceza Mahkemesinin 12/10/2017 tarihli ve 2017/1168 esas, 2017/760 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii … 2. İcra Ceza Mahkemesinin 17/04/2018 tarihli ve 2018/45 değişik iş sayılı kararı aleyhine … Bakanlığının 07/07/2020 gün ve 94660652-105-07-9243-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27/07/2020 gün ve KYB. 2020 /68385 Sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.Anılan ihbarnamede;Dosya kapsamına göre, benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 18/04/2017 tarihli ve 2017/2610 esas, 2017/3528 karar sayılı ilâmında yer alan, “Taahhüt konusu borcun, sanığın yetkili temsilcisi olduğu… Akvaryum Su Ürünleri Yem San. Tic. Ltd. Şirketi’ne ait olduğu, ödeme emrinin adı geçen şirket hakkında düzenlendiği, ödeme taahhüdünü ihlâl suçunda taahhütte bulunan kişinin bizatihi borçlu sıfatını haiz olması gerektiği, üçüncü bir şahsın taahhütte bulunması için borcu icra kefaleti ile yüklenmesi gerektiği cihetle, somut olayda sadece şirketi borçlandırıcı işlem yapma ve temsil yetkisi bulunan sanığın taahhüde konu şirket borcundan dolayı kişisel sorumluluğu bulunmadığı cihetle, atılı suçun yasal unsurları bulunmadığıgözetilmeyerek itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde…” şeklindeki açıklamalara nazaran, sanığın … Özel Eğitim K.T.T.H.M.T.İ ve İ.M.O.T. San. ve Tic. Ltd. Şti. isimli şirketin yetkilisi olduğu, borcunu üstlendiğine dair icra kefaleti olmadığı anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, … 2. İcra Ceza Mahkemesinin 17/04/2018 tarihli ve 2018/45 değişik iş sayılı kararı CMK’nın 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, bu eylemle ilgili olarak tazyik hapsi infaz edilmekte ise salıverilmesine, 06/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Sınav Ücretini ÖSYM nin Hatalı Hesabına Ödeyen Bankanın , Sınava Katılamayan Davacıya Tazminat Ödemesi Gerekir
Sınav Ücretini ÖSYM nin Hatalı Hesabına Ödeyen Bankanın , Sınava Katılamayan Davacıya Tazminat Ödemesi GerekirYargıtay11. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/2248Karar : 2020/278Karar Tarihi : 13/01/2020
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Adana 7. Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 21/12/2018 tarih ve 2018/644-2018/673 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalılar vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:Davacı vekili; müvekkilinin PMYO giriş sınavına yatırması gereken sınav ücretinin, davalı banka personeli davalı … tarafından ÖSYM’nin başka bir hesabına yatırıldığını ve bu nedenle müvekkilinin mülakatı geçmesine rağmen yazılı sınava giremediğini, ayrıca gelecek dönem içinde yaşının geçmesi nedeniyle sınav şansının kalmadığını, davalıların hatası nedeniyle müvekkilinin yaptığı emek ve masrafların boşa gittiğini ve manevi olarak büyük hayal kırıklığı ve üzüntü yaşadığını ileri sürerek 15.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili; sınava girecek her adayın yatırmış olduğu ücretle ilgili inceleme ve kontrol etme yükümlülüğünün bulunduğunu, müvekkillerinin olayda bir kusurunun bulunmadığını, davacının sınavı kazanıp kazanamayacağının belli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; Polis Meslek Yüksekokulu yazı cevabında, davacı tarafça sınav için yapılması gereken işlemlerin tebliğ edildiğinin bildirildiği, davacı tarafından yatırılan 50,00 TL’lik banka dekontunun açıklama kısmında “2013 DGS ÖSYM Ödemesi” ibaresinin bulunduğu, bozma ilamı uyarınca objektif bir güven kurumu olarak basiretli tacir gibi davranması gereken davalı bankanın objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan hafif kusurlardan dahi sorumlu olduğu, davacının bankacılık işlemlerinin bizzat davacı tarafından değil, banka çalışanı vasıtasıyla gerçekleştirildiği, diğer taraftan davacının sınav için önkoşul sayılabilecek 50,00 TL’lik ücretin belirtilen süre içerisinde yatırılamamasında banka tarafından hatalı işlem gerçekleştirilmiş ise de kendi açısından bu kadar önemli bir sınav nedeniyle yaptığı başvuruda dekontu kontrol etmesi gerektiği, dekontun üzerine “DGS” şeklinde başka bir sınav isminin yazılı olduğu, olayın ağırlığı, oluş biçimi, kusur durumu ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak manevi tazminat talebinin kısmen yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 10.000,00 TL manevi tazminatın 25.05.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 512,10 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, 13/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Şikayet Ve İstihkak Davası Terditli Olarak Açılabilir
Şikayet Ve İstihkak Davası Terditli Olarak AçılabilirYargıtayHukuk Genel Kurulu
Esas : 2017/1917Karar : 2019/1332Karar Tarihi : 10.12.2019
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “şikâyet” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda Ankara 11. İcra (Hukuk) Mahkemesince istemin reddine dair verilen 11.04.2013 tarihli ve 2013/97 E., 2013/332 K. sayılı karar, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.06.2013 tarihli ve 2013/10147 E., 2013/9742 K. sayılı kararında;“…HMK’nun 94. maddesi hükmü gereğince hakimin yargılama sırasında yapılması gereken işler için taraflara kesin süre vermesi mümkün ise de buna ilişkin ara kararında, yapılması gereken işlerin neler olduğunun bir bir açıkça belirtilmesi, tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, süreye uyulmamasının doğuracağı sonuçların açıklanması ve tarafların uyarılması ve ayrıca önel verilen tarafların yapması gereken hususların onların bizzat yerine getirebileceği bir iş veya işlem olması gerekir.Somut olayda alacaklı vekili menkul haczi sırasında, üçüncü kişinin istihkak iddiası üzerine icra dairesince haczin İİK’nun 99. maddesine göre tatbiki ve kendilerine istihkak davası açmaları için süre verilmesi işleminin şikayet olarak kabulü ile işlemin iptalini, aksi halde istihkak iddiasının reddi davası olarak görülmesi istemli dava açmış, Mahkemece şikayet ile davanın aynı dosya üzerinden görülemeyeceğinden bahisle, davacıya 26.03.2013 tarihli celse ara kararıyla açıklamada bulunması için iki haftalık kesin süre verilmiş, istihkak olarak devam ettiği takdirde aynı sürede peşin harç olarak yargılama giderlerinin ikmal etmesi karar altına alınmıştır. Alacaklı vekilinin davasını terditli açtığı beyanı üzerine, dava şikayet olarak nitelendirilip, İcra Müdürü’nün dosya kapsamına göre haciz işlemini İİK’nun 99. maddesine göre yapmasında bir usulsüzlük olmadığından bahisle şikayetin reddine karar verilmiştir.Mahkemenin kesin süreye ilişkin ara kararı yukarıda açıklanan yasal düzenlemeye uygun yapılmadığından kesin süre hükmünü doğurmamıştır. Ayrıca HMK’nun 111. maddesine göre şikayetin ve istihkak davasının terditli açılmış olması incelenip sonuçlandırılmasına engel değildir.Bu nedenlerle Mahkemenin şikayetin reddine ilişkin kararında bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, Mahkemece istihkak iddiasının reddi talebi yönünden harcının tamamlatılarak istihkak dava prosedürü içinde deliller toplanıp incelenmeden yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir…”gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan inceleme sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:İstem, icra memurunun 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 99. maddesine göre alacaklı vekiline dava açması için süre verilmesine ilişkin 22.01.2013 tarihli işleminin iptali, bu şikâyetin reddi hâlinde davanın istihkak davası olarak kabul edilerek üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine ilişkindir.Alacaklı vekili; müvekkili tarafından başlatılan icra takibinde 22.01.2013 tarihinde yapılan haciz işleminde hazır bulunan üçüncü kişi vekilinin, işyerinin borçlu şirketle ilgili olmadığını beyan etmesi üzerine icra memurunun (10.000TL değerinde) bir kısım menkulleri haczettiğini ve İİK’nın 99. maddesine göre istihkak davası açmak üzere kendilerine süre verdiğini, işyeri muvaazalı olarak üçüncü kişiye devredildiğinden icra memurunun İİK’nın 99. maddesine göre işlem yapmasının hatalı olduğunu ileri sürerek öncelikle şikâyetin kabulü ile 22.01.2013 tarihli “…İİK’nın 99. maddesine göre istihkak davası açmak üzere alacaklı vekiline 7 gün süre verilmesine…” dair kararın kaldırılarak haczin devamına, şikâyetin reddi hâlinde davanın istihkak davası olarak kabul edilerek üçüncü kişi vekilinin istihkak iddiasının reddine, mahcuzların hâlen borçlu şirkete ait olduğuna ve haczin devamına karar verilmesini talep etmiştir.Üçüncü kişi vekili; davacı her ne kadar terditli talepte bulunmuş ise de, şikâyet ve istihkak davasının yargılama usulünün birbirinden farklı olduğunu, terditli talebe konu edilmelerinin veya birlikte görülmelerinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, istihkak davası nispi harca tabi olması delillerin ibraz ve toplanma usulleri, duruşmalı olarak hüküm kurulması zarureti ve somut olayda davacının şikâyete dair öncelikli talebinin dikkate alınması hâlinde bu husustaki yargılamanın ayrı yapılması gerektiğinden davanın usulüne uygun olmadığını, öncelikle her iki talebin tefrik edilmesi gerektiğini, şikâyet ve istihkak davasının birbirinden tamamen ayrı konulara hizmet eden, birbirinin alternatifi olamayacak iki yargılama türü olduğundan davacının bu talebinin öncelikle usulden reddi gerektiğini, dava dilekçesinde müddeabihin de gösterilmediğini, istihkak bir dava olduğundan nisbi harç yatırılması ve usulen bir davanın açılmış varsayılabilmesi için de öncelikle harçlarının yatırılması gerektiğini, ayrıca davacının iddialarının da yerinde olmadığını savunarak davaların tefriki ile usul ve yasal dayanaktan yoksun her iki talep yönünden de davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İcra Mahkemesince; Yargıtayın müstekâr içtihatlarına göre şikâyetin dava olmayıp özel bir düzenleme olduğu, istihkakın ise genel anlamda bir dava olup, istisnalar dışında dava ve şikâyetin birlikte görülmesinin mümkün olmadığı, istihkak davasının harcının ikmal edilmesi ve hasımlı olarak açılması gerektiği, şikâyette maktu harcın yeterli olup hasmın gösterilmemesinin veya yanlış gösterilmesinin davanın reddini gerektirmediği, şikâyetin doğru hasma mahkemece yöneltileceği, iki hâlde temyiz inceleme mercileri de değişeceğinden davacının davaya devam iradesinin sorulduğu ve şikâyet olarak davaya devam edildiği, icra takip dosyasının incelenmesinde dava dışı borçlu aleyhine yapılan takipte borçluya ait adrese hacze gidilip 14.12.2012 tarihinde haciz yapılmadan dönüldüğü, 22.01.2013 tarihinde tekrar hacze gidildiğinde üçüncü kişi şirket yetkilisinin istihkak iddiasında bulunduğu, alacaklının ısrarıyla haciz yapılıp İİK’nın 99. maddesine göre istihkak davası açmak üzere davacıya süre verildiği, davanın süresinde açıldığı, borçlu haciz mahallinde bulunmadığından icra müdürünün haciz yapıp alacaklıya İİK’nın 99. maddesi gereği süre vermesinin doğru olduğu, diğer iddiaların işyeri devri, alacaklıdan mal kaçırma vs. açılacak istihkak davasında dinlenebileceği, bu nedenlerle müdürlük işleminin iptali veya düzeltilmesini gerektiren bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davanın (şikâyetin) reddine karar verilmiştir.Alacaklı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir.Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 111. maddesine göre şikâyet ve istihkak davasının terditli açılıp açılamayacağı, burada varılacak sonuca göre mahkemenin 26.03.2013 tarihli kesin süreye ilişkin ara kararının HMK’nın 94. maddesine uygun olup olmadığı, mahkemece istihkak iddiasının reddi talebi yönünden harcın tamamlatılarak istihkak davası prosedürü çerçevesinde inceleme yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.Uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken İİK’nın 99. maddesinde belirtildiği üzere, bir malı üçüncü kişinin elinde haczeden ve üçüncü kişinin istihkak iddiasını haciz tutanağına yazan icra müdürü, alacaklıya (üçüncü kişi aleyhine) icra mahkemesinde istihkak davası açması için, yedi günlük bir süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesinde istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır. Alacaklı, anılan maddedeki koşulların oluşmadığı bu nedenle istihkak davası açması için üçüncü kişiye süre verilmesi iddiasında ise İİK’nın 16 ve 17. maddeleri gereğince icra müdürünün bu kararının düzeltilmesi için yasal 7 günlük sürede icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu hâlde, (süresinde yapılan) şikâyet üzerine, icra mahkemesi, icra müdürünün işleminin İİK’nın 99. maddesinin 2. cümlesine göre yerinde olup olmadığını denetler, istihkak iddiasının esası hakkında bir inceleme yapmaz. İlgililerin istihkak iddiası aşamasında iddiayı kimin yapacağı, kimin iddiaya itiraz etmek durumunda kalacağı ve ayrıca istihkak davasında taraf rollerinin nasıl teşekkül edeceği belirleneceğinden alacaklının şikâyette hukuki menfaati vardır.Diğer yandan, icra müdürü tarafından kendisine süre verilen alacaklı bu 7 günlük hak düşürücü süre içinde İİK’nın 99. maddesine göre icra mahkemesinde istihkak davası açabilir. Yasal 7 günlük sürede istihkak davası açılmadığı hâlde alacaklı, üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır ve haciz kalkar.Şikâyet yoluna başvurulmuş olması istihkak davası açma süresini etkilemez, yani bu süreyi durdurmaz. Bu nedenle söz konusu tehlikeyi önlemek için şikâyet yoluna başvuran tarafın aynı zamanda süresi içinde istihkak davası açması kendi menfaatine olacaktır. Hem şikâyet yoluna başvurulması hem de aynı zamanda istihkak davası açılmasına kanunen bir engel bulunmamaktadır (Aslan, K.: Hacizde İstihkak Davası, Ankara 2005, s. 269).Yeri gelmişken şikâyetin ve istihkak davasının niteliği ve inceleme usulü üzerinde durulmasında yarar vardır.Şikâyet, icra ve iflas dairelerinin icra ve iflas hukukuna aykırı işlemlerinin iptalini ve düzeltilmesini sağlamak için kabul edilmiş bir kanun yoludur. Bu anlamda olmak üzere icra müdürünün malın kimin elinde haczedilmiş sayılacağı işlemi, icra hukukuna ilişkin bir işlem niteliğinde olduğundan bu işlemin iptali veya düzeltilmesi için başvurulacak yol da şikâyet yoludur (Aslan, 267). Şikâyet bir dava olmadığı hâlde incelemesi İİK’nın 18. maddesi uyarınca HMK’da düzenlenmiş olan basit yargılama usulüne göre yapılır. İİK’nın 18. maddesine göre icra mahkemesi kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder. 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli 1 sayılı tarifenin A-I/1 uyarınca, şikâyet yoluyla icra mahkemesine yapılan başvuruda maktu başvurma harcı ile maktu karar ve ilam harcı alınır.Haczedilen bir mal üzerinde, (alacaklı ve borçlu dışındaki) bir üçüncü kişinin mülkiyet veya diğer bir ayni hak sahibi olduğunun ileri sürülmesine istihkak iddiası denir ( Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2013, s. 543). İstihkak davasında davacı İİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin aksini her türlü delille ispatlayabilir. İİK’nın 97. maddesine göre istihkak davasına basit yargılama usulüne göre bakılır ve hâkim tarafların gösterecekleri bütün delilleri serbestçe takdir eder. İcra mahkemesi, istihkak davası hakkındaki incelemesini duruşmalı olarak yapmak zorundadır.Uyuşmazlığın çözümü için terditli davanın açıklanmasında fayda bulunmaktadır.1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda olmayan, ancak Yargıtay içtihatlarıyla “kademeli dava” olarak adlandırılan ve HMK’da terditli dava olarak yerini alıp Kanun’un 111. maddesinde düzenlenen biçimde de terditli dava açılabilir. Terditli davalarda aynı davalıya karşı birden fazla talep, arasında bir aslilik-ferilik ilişkisi kurmak suretiyle aynı dava dilekçesinde ileri sürülebilir. Ancak bu talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır. Terditli olarak ileri sürülen taleplerde, hâkimin öncelikle asli talebi incelemesi ve asli talep bakımından bir karar verilmesi gerekir. Ferî talep asıl talebe bağlı olarak ileri sürüldüğünden asıl talebin esastan reddine karar verilmedikçe, ferî talep incelenemez. Mahkemece asıl talep hakkında inceleme yapılarak, yerinde görülmesi hâlinde de ferî talebin incelenmesine gerek kalmaz. Terditli dava, ferî talebin ayrı bir dava konusu yapılması hâline oranla çok daha kolay, basit ve ucuzdur.“Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri” nin bilhassa terditli dava yığılmasının önemi, masraf ve zamandan tasarruf sağlamak suretiyle usul ekonomisine hizmet etmesinde görülür. Terditli davanın açılmasıyla, ileri sürülen taleplerin hepsi hakkında zamanaşımının kesilmesi suretiyle hak sahibi korunur (Muşul, T.: Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri, İstanbul 1984, s. 5-6).Terditli talep yığılmasının geçerli sayılması için genellikle asıl ve yardımcı talebin hukuki veya iktisadi bakımdan aynı veya benzer bir gayeye yöneltilmiş olması; yahut her iki talebin esas itibariyle aynı vakıa karışımına dayanması ve aynı gayeyi takip etmesi aranmaktadır (Muşul, s. 72).Eldeki uyuşmazlık, terditli olarak icra memurunun işleminin iptaline ilişkin şikâyetin reddi hâlinde istemin istihkak davası olarak kabul edilerek üçüncü kişi vekilinin istihkak iddiasının reddine ilişkindir. Mahkemece 26.03.2013 tarihli duruşmada; “…davacı vekiline, açtığı bu davayı ikisi arasında usul farkı bulunduğundan şikâyet olarak mı yoksa istihkak davası olarak mı devam ettiği konusunda açıklamada bulunması için iki haftalık kesin süre verilmesine, istihkak olarak devam ettiği taktirde aynı sürede peşin harç olarak yargılama giderlerini ikmal etmesine…” dair ara karar oluşturulduğu, davacı (alacaklı) vekilinin 01.04.2013 tarihli beyan dilekçesinde asli talebinin icra müdürlüğü işlemini şikâyet olduğu, bu talebin reddi hâlinde aynı dosyada istihkak davasının kabulünü talep ettiği, peşin harcın nispi harç olarak tamamlanmadığı görülmektedir. Alacaklının bu talepleri üçüncü kişiye (aynı davalıya) karşı, aynı vakıaya dayanmaktadır. Öncelikle alacaklı vekilinin asli talep olarak bildirdiği şikâyetin incelenmesi, şikâyetin reddi hâlinde bu kez istihkak iddiasının incelenmesi gerekmektedir. Aksinin kabulü, aynı süre içerisinde şikâyet başvurusu ve istihkak davası açmak zorunda olan alacaklının hukuki yararının çiğnenmesi sonucunu doğuracağı gibi, ayrı ayrı açılmış olmaları hâlinde istihkak davası şikâyetin sonucunu bekleyeceğinden usul ekonomisi ilkesi ile de bağdaşmayacaktır. Alacaklının taleplerinin yasal dayanağı İİK’nın 99. maddesi olup, yerel mahkemenin gerekçesinde belirtildiği üzere işyeri devri, alacaklıdan mal kaçırma vs. iddialarının şikâyette değil, açılacak istihkak davasında dinlenebileceğinden alacaklının terditli olarak ileri sürdüğü talepler arasında bu anlamda da hukuki bir bağlantı bulunmaktadır. Alacaklının taleplerinin aynı amaca hizmet etmesi iki ayrı talebin bulunmadığı anlamına gelmez. Yukarıda açıklandığı gibi alacaklı icra memurunun işlemine karşı şikâyette bulunabileceği gibi istihkak davası da açabilir.Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 14. maddesinde düzenlendiği üzere hukuk daireleri kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışır. Bu nedenledir ki şikâyet ve istihkak davasının temyiz yolu ile Yargıtayın farklı dairelerinde incelenecek olması bu taleplerin mahkemece terditli olarak incelenmesine engel değildir. Örneğin benzer bir durum davaların birleştirilmesi hâlinde de ortaya çıkabileceğinden, HMK’nın 166. maddesinin 5. fıkrasında istinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da birleştirilebileceği düzenlenmiştir.Bu durumda, şikâyet ve istihkakın 6100 sayılı HMK’nın 111. maddesine göre terditli olarak açılmasında yasaya aykırı bir durum yoktur.Gelinen aşamada, somut olayda mahkemece şikâyetin reddine karar verildiği ve Özel Dairenin bozma kararında mahkemenin şikâyetin reddine ilişkin kararında bir isabetsizlik bulunmadığı belirtildiğine göre, alacaklının terditli olarak ileri sürdüğü istihkak davasının incelenmesi gerekmektedir.Önemle belirtmek gerekir ki; somut olayda aynı dava (şikâyet) dilekçesinde terditli olarak ileri sürülen şikâyet ve istihkak davası yasal 7 günlük sürede açılmıştır. Alacaklı, yasal süresinde istihkak davası açmakla üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul etmediğini belirlemiş haczin kalkmasını geçici olarak engellemiştir. Alacaklının şikâyetinin reddine karar verilmesi hâlinde sadece istihkak davası açma külfetinin alacaklıya düştüğü sonucuna varılmış olur. Şikâyetin reddi kararı ile haciz kalkmamış olduğundan, şikâyetin reddi istihkak davasının esasının incelenmesine engel değildir. İstihkak davası da aynı gayeye (haczin haklılığının ispatı yolu ile) yönelik, aynı vakıadan (haciz işlemi) hareketle, aynı taraflar arasında, aynı mahkemede (icra mahkemesinde) basit yargılama usulü ile incelenecektir. Ancak istihkak davasında İİK’daki atıf nedeniyle genel hükümlere göre yapılan yargılama ile haczin esasının haklılığı terditli olarak açılan davada tartışılıp sonuçlandırılabilecektir. Alacaklının asli talep olarak bildirdiği şikâyet kabul edilse idi alacaklının istihkak davası açma yükümlülüğü ortadan kalkacağı için terditli olarak ileri sürülen istihkak davasının görülmesine gerek kalmayacaktı. Bu durum yukarıdaki açıklamalarda belirtildiği üzere usul ekonomisine uygun bir hâldir.İstihkak davası İİK’nın 97. maddesine göre genel hükümlere tabi olduğundan 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesine göre (1) sayılı tarifedeki nispi esas üzerinden harca tabidir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için üzerinde durulması gereken bir diğer konu da harca tabi davalarda dava açılırken alınacak harca ilişkindir.Davanın açılmasına esas teşkil eden harç, başvurma harcı ile peşin karar ve ilam harcıdır. 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesine göre nispi harca tabi davalarda nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır. Kural olarak yargı harçlarının davanın açıldığı sırada ödenmesi gerekir. Harcı ödenmeyen dava dilekçesinin kabul edilip, mahkeme esas defterine kaydının yapılması hâlinde anılan Kanunun 30 ve 32. maddeleri gereğince ödenmesi gereken harç miktarının belirlenerek uygun bir sürede ödenmesi talep edilmelidir.Yerel mahkemece davacıya (alacaklıya) 26.03.2013 tarihli duruşmada harcın ikmal edilmesine ilişkin HMK’nın 94. maddesine göre kesin süre verilmiş ise de; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.10.2001 tarihli ve 2001/14-940 E., 2001/709 K.; 13.10.2010 tarihli ve 2010/17-510 E., 2010/485 K.; 28.03.2012 tarihli ve 2012/19-55 E., 2012/249 K. ve 13.03.2015 tarihli ve 2013/9-1824 E., 2015/1030 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerekmektedir.Bu açıklamalar ışığında somut olayda mahkemenin 26.03.2013 tarihli duruşmada verdiği kesin süre verildiği şekil ve aşama itibari ile usulüne uygun olmadığından, kesin süre hükmünü doğurmamış olup, alacaklı vekili tarafından harç tamamlanarak, mahkemece istihkak davasının esası incelenebilir.Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, alacaklı vekilinin iki ayrı talebi bulunmadığı, istihkak davasında ispat yükünün kime düşeceği hususunda bir uyuşmazlık bulunduğu, şikâyet ve davanın birlikte görülmesinin 6100 sayılı HMK’nın 111. maddesine uygun olmadığı gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.12.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık HMK’nın 111 maddesine göre şikayet ve istihkak davasının terditli olarak açılıp açılmayacağı ile ilgilidir.Şikayetçi alacaklı vekili, 22.1.2013 tarihli haciz işleminde hazır bulunan üçüncü kişi vekilinin istihkak iddiasında bulunması üzerine İİK’nın 99 maddesi uyarınca kendine istihkak davası açmak üzere süre verildiğini, 22.1.2013 tarihli icra kararının iptal edilmesini bu şikayetlerinin reddi hâlinde davacının istihkak davası olarak kabul edilerek üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine, mahcuzların hâlen borçlu şirkete ait olduğunu ve haczin devamına karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece 26.3.2013 tarihli duruşma tutanağında açılan davacılar arasında usul farkı olduğundan davaya şikayet olarak mı yoksa istihkak davası olarak mı devam ettiği konusunda açıklamada bulunması için üçüncü kişiye iki haftalık kesin süre verilmesine, davaya istihkak olarak devam ettiği takdirde aynı sürede peşin harç olarak yargılama giderlerini ikmal etmesine karar verilmiştir.Bu talep üzerine alacaklı vekilinin 1.4.2013 tarihli mahkemeye verdiği dilekçede terditli dava açtığını, davanın doğru ve yerinde olduğunu, her iki dava arasında hem hukuki, hem de ekonomik bağlantı olduğunu, davada asli taleplerinin şikayet olduğunu, bu taleplerinin reddi hâlinde aynı dosyadan istihkak davasının kabul edilmesini beyan etmiştir.Mahkemece şikayet ve istihkak davasının birlikte görülmesi mümkün olmadığı, davacının tercih hakkını şikayetten yana kullandığı, borçlunun haciz mahallinde bulunmaması nedeni ile icra müdürünün haciz yapıp İİK’nın 99. maddesi uyarınca alacaklıya istihkak davası açması için süre vermesinin yerinde olduğunu belirterek şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.Hükmün alacaklı vekilince temyizi üzerine özel dairece kesin süreye ilişkin ara kararının yasal düzenlemeye uygun olmadığından kesin sürenin hükmünü doğurmadığı, HMK’nın 111. maddesine göre şikayet ve istihkak davasının terditli olarak açılmasına, incelenip sonuçlandırılmasına engel olmadığı şikayetin reddine ilişkin bir kararda isabetsizlik olmamakta ise de mahkemece istihkak iddiasının reddi talebi yönünden harcın tamamlatılarak istihkak davası prosedürü içinde deliller toplanıp incelenmeden yazılı şekilde sonuca gidilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesi ile bozulduğu anlaşılmaktadır.Terditli davacının aynı davalıya karşı birden fazla talebini aralarında aslilik-ferilik ilişkisi kurmak yeni bir derecelendirme ilişkisi yaratmak sureti ile aynı dava dilekçesinde birlikte ileri sürülmesine denir (Tanrıver, Süha , Medeni Usul Hukuku ( I. Ankara 2016 s. 615).Terditli davada ileri sürülen iki ayrı talep olup her talep ayrı bir dava konusunu oluşturabilir.Şikayet ise icra (ve iflas) dairelerinin icra (ve iflas) hukukuna aykırı olan işlemlerinin iptali veya düzeltilmesini sağlamak için kabul edilmiş bir başvuru yolu veya hukuki çaredir. Şikayet icra-iflas hukukunun düzenlediği kendine özgü bir yol olup bir dava değildir ( Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder/Ayvaz Taşpınar Sema/Hanağası Emel: İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2019 s. 76 ).Şikayet icra müdürünün icra iflas hukuku ile ilgili hükümleri uygulamaması veya yanlış uygulaması nedenine dayanır.Başka bir anlatımla şikayet maddi hukuka değil, takip hukukuna ilişkin hükümlerin yanlış uygulanması veya hiç uygulanmaması hâlinde söz konusu olur. Şikayet İİK’nın 16 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup şikayet dava olmadığı için şikayette davacı ve davalı değil, şikayet eden ve şikayet olunan vardır. Şikayet konusu işlem lehine olanların şikayette taraf (hasım) gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olması şikayetin usul bakımından reddini gerektirmeyip bu hâlde ilgililer taraf olarak şikayete dâhil edilir. Şikayete başvurmakta hukuki yararı olanların şikayet hakkı vardır.İcra mahkemesinin şikayetin reddi hakkındaki kararından maktu karar ve ilam harcı alınır (Harçlar Kanunu (1) sayılı tarife, A, III, 2/a). Şikayetin kabul hakkındaki icra mahkemesi kararlarından karar ve ilam harcı alınmaz ( Harçlar Kanunu m. 13/d).Şikayet üzerine mahkemece verilen ve kesinleşen karar sadece o takip yönünden kesin hüküm olur.Şikayet incelemesi basit yargılama usulüne tabidir (İİK’nın 18/1: HMK m. 316-322). Ancak HMK 150. madde hükmü uygulanmaz. Başka bir anlatım ile her iki taraf duruşmaya gelmemiş olsa bile şikayeti inceleyip karar verir.Borçlunun malları haciz edilirken, üçüncü kişiye ait mallar da borçlunun malı imiş gibi haczedilebilir. Bu hacze karşı malın borçluya değil üçüncü kişiye ait olduğu yönünde istihkak iddiası yapılabilir. İstihkak iddia edilen malların hacizden kurtarılması için açılan davaya istihkak davası denir. İstihkak davası istihkak eden üçüncü kişi lehine sonuçlanır ise o mal üzerindeki haciz kalkar, aksi hâlde mahcuz mal borçlunun sayılır ve alacaklı artık malın satılmasını talep edebilir.İstihkak davası basit yargılama usulüne göre görülür. Şikayetten farklı olarak mutlaka duruşmalı yapılır. Teminat malı elinde bulunduran onun maliki sayıldığından üçüncü kişi bu karinenin aksini İİK’nın 97/9’daki usule göre ispatlaması gerekir. İstihkak davasında tarafların gösterecekleri bütün deliller icra mahkemesince serbestçe takdir edilir (İİK’nın 97, 17/c; HMK m. 198). Bu nedenle icra mahkemesinin verdiği karar maddi anlamda kesin hüküm oluşturur(Arslan/Yılmaz, Ayvaz/Hanağası, s.296).Malın borçlu elinde bulundurması veya borçlu ile birlikte üçüncü kişinin birlikte elde bulundurmaları hâlinde istihkak davasını istihkak iddia eden üçüncü kişi açmak zorundadır.Buna karşılık hacizli malın üçüncü kişinin elinde olması hâlinde icra müdürü, üçüncü kişi aleyhine istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir.Başka bir anlatımla istihkak davası (istihkak iddiasının reddi davası) açma yükü alacaklıya aittir.Şu hâle göre haciz konusu malın borçlu elinde mi yoksa üçüncü kişi elinde mi haczedildiğine asıl icra dairesi karar verir. Bu kararın da mahcuzun borçlu elinde haczedildiğine karar verir ise, İİK m. 97 ve devamındaki usulu işletir. Bu hâlde istihkak davasını üçüncü kişinin icra mahkemesinin takibin ertelemesi veya devamı kararının (İİK m. 97/1-c) kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde açması gerekir. Aksi hâlde haciz koyduran alacaklıya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır.İcra müdürü haczedilen malın üçüncü kişi elinde haczedildiğine karar verir ise İİK’nın 99/1 hükmü uyarınca istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir.Bu kararın usul ve kanuna aykırı olduğu iddiasında bulunan alacaklı malların borçlu elinde haczedildiğini ileri sürerek kararın iptalini, haczin İİK 96 ve devamı maddelerine göre yapılmış sayılmasını icra mahkemesinden şikayet yolu ile somut olayda olduğu gibi talep edebilir.İcra müdürünün haczin İİK 96 ve devamı veya İİK 99 maddesine göre yapılmış sayılmasına ilişkin kararı şikayet konusu olup üçüncü kişi veya alacaklı bu kararı şikayet konusu yapabilir. Bu şikayette mahcuz malın borçluya ait olup olmadığına yönelik maddi hukuk anlamında bir talep olmadığı için istihkak davası niteliğinde değildir. Bu nedenle bu şikayet ile istihkak davasının aynı dava dilekçesinde terditli dava şeklinde açılması mümkün değildir. HMK 111 maddesi birden fazla talep arasında asilik-ferilik ilişkisi olmasını şart koymuş olduğundan şikayet ve istihkak davası arasında böyle bir ilişki de bulunmamaktadır.Terditli davada asıl istem kabul edilip hükme bağlanır ise ikmali (feri) istem üzerinde bir inceleme yapılması gerekmez. Oysa somut olayda şikayetin kabul edilmiş olması, istihkak iddiasına bir çözüm olmadığından üçüncü kişinin daha sonra istihkak davası açmasına engel değildir.HMK’nın 111/2 fıkrası hükmüne göre mahkemece, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe fer’i talebini inceleyemez ve hükmü bağlayamaz.Alacaklıya İİK’nın 99 maddesine göre istihkak iddiasının reddi konusunda dava açmak üzere yedi günlük süre verildiğinden bu süre içinde dava açmak zorundadır. Şikayet ve istihkak davasının terditli dava olarak kabulü alacaklıya tanınan bu hak düşürücü sürenin ortadan kaldırılması sonucunu doğurur. Alacaklı malın borçlu elinde haczedildiğini ileri sürüyor ve bu nedenle istihkak davası açmak isteniyor ise şikayetin reddi ile birlikte haciz ortadan kalkacak ve üçüncü kişi lehine hak doğacaktır.Alacaklı şikayetten sonuç alamayacağını düşünüyor ise İİK 99 maddesi hükmüne göre süresi içinde istihkak davası açmak zorundadır. Şikayetin dava açma süresi ile ilgili hak düşürücü süreyi durdurucu bir etkisi yoktur. Örneğin, ilamsız icra takibinde borçlu kendisine gönderilen usulsüz ödeme emri tebligatını, öğrenme tarihi olarak düzeltilmesi için icra mahkemesinde şikayette bulunur iken öğrenme tarihine göre süresi içinde icra müdürlüğünde takibe karşı itirazlarını bildirmek zorundadır. Aksi hâlde şikayet sonucu ödeme emri tebliğ tarihini öğrenme tarihi olarak düzeltilmesine icra mahkemesince karar verilirse bu kararın verildiği tarih itibariyle itiraz süresi geçmiş ise icra takibi durdurulamaz. Yargıtayın süreklilik arz eden içtihatları da bu yöndedir.Yukarıda açılandığı üzere iki ayrı dava konusunu oluşturan talep olmadığından şikayet ve istihkak davasının terditli dava olarak birlikte görülmesi mümkün değildir. Yargıtayın şikayet olarak açılmış ancak haczin kaldırılması talebini de içeren taleplerde harcın tamamlanarak istihkak davası olarak görülmesi yönünde kararları var ise de somut olayda alacaklı duruşmada istihkak davası açtığını belirtmemiş, öncelikle şikayetin incelenmesini, şikayetin reddi hâlinde istihkak davası olarak davanın görülmesini istediğinden bu açık talep karşısında istemin istihkak davası olarak nitelemesi de mümkün değildir. Bu nedenlerle icra mahkemesinin şikayet ve istihkak davasının terditli dava olarak açılmayacağından, alacaklının öncelikli talebi olan şikayetin incelenerek karara bağlanması usul ve yasaya uygun olup direnme kararının onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

