Somut Olay Göre Gizli Ayıp Bildirimi nde Bulunulmadığı İtirazı Dürüstlük Kuralına AykırıdırYargıtayHukuk Genel Kurulu
Esas : 2017/580Karar : 2020/97Karar Tarihi : 06.02.2020
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesince tüketici mahkemesi sıfatıyla verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi : Davacı vekili 14.08.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıdan 25.04.2005 tarihli sözleşme ile satın aldığı Sıraevler Konutlarındaki taşınmazın 05.09.2007 tarihinde teslim edildiğini, binanın mantolama ve dış cephe sıvasının kalitesiz malzeme kullanılarak hatalı şekilde imal edilmesi nedeniyle zaman içerisinde çatlayarak dökülmeye başladığını, bu durumun tüm sitedeki binalarda ortaya çıkması üzerine bizzat davalının Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/3 D.İş sayılı dosyası üzerinden yaptırdığı tespitte tüm konutlardaki ayıplı ve eksik imalatın belirlendiğini, buna rağmen davalı tarafça hiçbir işlem yapılmadığını, müvekkilinin gerçek zararının mahkemece yapılacak inceleme sonucunda belirleneceğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000,00TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 15.04.2014 tarihli dilekçesiyle talebini 2.835,70TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı Cevabı : Davalı vekili, proje ve sözleşme kapsamında olup da eksik ve kusurlu yapıldığı tespit edilen işlerin giderilmesinin müvekkiliyle arasındaki sözleşme gereğince dava dışı yükleniciye ait olduğunu, konuyla ilgili müvekkiline bildirilen ayıpların yüklenici firma tarafından değerlendirilerek giderildiğini, buna rağmen davacının taleplerini idareye yöneltmesinin hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğunu, bunun yanı sıra 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un öngördüğü sürede ayıp ihbarında bulunulmadığını, inşaatın standartlara uygun tamamlandığını, davacı ile müvekkili arasındaki satış sözleşmesinin 3/4. maddesinde alıcının mevcut durumunu görerek aldığı taşınmazla ilgili sonradan tamirat, onarım veya alacak talebinde bulunmayacağının açıkça kararlaştırıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı : Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin tüketici mahkemesi sıfatıyla verdiği 30.05.2014 tarihli ve 2013/525 E., 2014/320 K. sayılı kararı ile imalattan kaynaklı gizli ayıp nedeniyle doğan zarardan davalının sorumlu olduğu ve süresinde dava açıldığı gerekçesiyle davanın ıslah edilen miktarı üzerinden kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı : Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 20.10.2014 tarihli ve 2014/37088 E., 2014/32238 K. sayılı kararı ile;“Davacı, satın aldığı dairede daha sonra ayıplar ortaya çıktığını, davalı tarafından da bu ayıpların giderilmediğini belirterek, onarım bedeli istemiştir. Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi raporu doğrultusunda bahse konu ayıpların gizli ayıp olduğu benimsenmek suretiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davaya konu taşınmaz davacıya 05.09.2007 tarihinde teslim edilmiş olup, davacı ise eldeki davayı taşınmazda gizli ayıp olduğunu ileri sürmek suretiyle 14.08.2013 tarihinde açmıştır. Toplanan delillerden ve dosya kapsamından davaya konu taşınmazın gizli ayıplı olduğu anlaşılmaktadır. Gizli ayıp ortaya çıktığı andan itibaren derhal bildirilmelidir. Dava tarihine kadar davacının davalıya herhangi bir bildirimde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” şeklindeki gerekçeyle hüküm bozulmuştur.
Direnme Kararı : Mahkemece 26.06.2015 tarihli ve 2015/475 E., 2015/651 K. sayılı karar ile; davalının dava konusu taşınmazı da kapsayan konutlarla ilgili olarak 2012/3 D.İş sayılı dosya ile tespit yaptırdığı, bu tespit ile davalının, eldeki davanın açılmasından daha önce ayıptan haberdar olduğu, dolayısıyla artık davacının gizli ayıptan haberdar etme yükümlülüğünün kalmadığı, ihbarın şekle tabi olmadığını açıklayan Hukuk Genel Kurulunun 2009/13-160 E., 2009/185 K. sayılı kararında delil tespit raporunun ayıp ihbarı olarak kabul edildiği, aynı yönde verilen pek çok kabul kararının Özel Dairece onandığı, aynı dava ile ilgili farklı karar verilmesini gerektirir bir durumun söz konusu olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi : Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; satıcının dava tarihinden önce dava konusu ayıpla ilgili olarak mahkeme eliyle tespit işlemi gerçekleştirdiği olayda, tespit olunan gizli ayıpla ilgili olarak tazminat isteminde bulunan davacı tüketicinin ihbarda bulunma yükümlülüğünün mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce tüketici hukukunda ayıp kavramı ve ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümlerin incelenmesi yerinde olacaktır.
Ayıplı mal satımı karşısında alıcıyı korumaya yönelik genel nitelikli düzenlemeler zaten mevcut iken [818 sayılı Borçlar Kanunu (BK), m.194-207 ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 25/3], tüketiciyi daha etkin bir biçimde koruma gayesi ile yürürlüğe giren 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da (TKHK) bu husus ayrıca düzenleme yeri bulmuştur.
Yürürlük tarihi itibariyle uyuşmazlıkta dikkate alınması gereken 4077 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir.” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır.
Ayıbın varlığı hâlinde satıcıyı maldaki ayıptan sorumlu tutabilmek için birtakım maddi koşulların (ayıp sayılan bir eksikliğin mevcudiyeti, ayıbın önemli olması, ayıbın malın yarar ve zararının alıcıya geçtiği anda var olması, tüketicinin ayıbın varlığını bilmeden malı satın almış olması) gerçekleşmesi ve bilhassa ayıbın bildirilmesi gibi biçimsel koşulların da alıcı tarafından sağlanması gerekir.
Kanun koyucu açık ayıbın varlığı durumunda tüketiciyi malın tesliminden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı muhatabına bildirilmekle yükümlü kılmıştır (TKHK, m.4/II). Ortalama bir tüketici bilgisine göre olağan bir gözlemle tespit edilemeyecek yahut sonradan ortaya çıkabilecek mahiyet taşıyan gizli ayıplarda ise tüketici bu süre ile bağlı olmaksızın, ayıbın ortaya çıktığı andan itibaren TKHK’nın 30. maddesi yollamasıyla BK’nın 198/II-III maddesi hükmü gereği derhâl, yerleşik içtihatlardaki ifadesiyle dürüstlük kuralına uygun olan en kısa sürede ayıbı ihbar etmelidir.
Ayıbın tüketicinin seçimlik haklarından (m. 4/II-2.c; bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım) sorumlu olan kişilere (m. 4/III; satıcı, imalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve bağlı kredi veren kuruluşlar) bildirilmesi mahiyetindeki ihbar, muhatabını haberdar etmeye elverişli olmak kaydıyla herhangi bir şekle bağlı bulunmamaktadır (Aynı yönde açıklama Hukuk Genel Kurulunun 13.05.2009 tarihli, 2009/13-160 E., 2009/185 K. sayılı kararı gerekçesinde de yer almakta ise de direnme kararında bahsi geçen bu kararın Özel Daire ve mahkeme arasında uyuşmazlığın eldeki dava ile emsal olmaması nedeniyle doğrudan somut uyuşmazlıkta uygulanabilirliğinin bulunmadığı belirtilmelidir.). Borçlar hukuku ile tüketici hukukunda ihbarın şekli daha çok ispatla ilgili bir mesele olup bu husus taraflar arasında çekişmeli hâle geldiğinde genel ispat kurallarının yanı sıra yine genel bir kaide olan hakkın kötüye kullanılması yasağının da gözden kaçırılmaması gereklidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davaya konu konut projesinde bulunan tüm taşınmazların dış cephelerinde zaman içerisinde kabarma ve dökülmelerin başlaması üzerine tüketicilerin açtığı davalara muhatap olan davalının bizzat şantiye mahallinde yaptığı inceleme ile eksik ve ayıplı imalat bulunduğunu gözlemlediğini ifade ederek Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuş ve 2012/3 D.İş sayılı dosyası ile bu durumun tespitini istemiştir. Bu suretle davacıya ait taşınmazın da aralarında bulunduğu projenin genelinde ayıbın var olduğunu bilen, aralarındaki sözleşme gereği yüklenici tarafından onarılması gerektiğini ileri süren davalının, eldeki davada süresinde ayıp ihbarı bulunmadığı savunmasında bulunması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi anlamında dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.
Hâl böyle olunca, yerel mahkemece verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.
Ne var ki, bozma nedenine göre davalı vekilinin sair hususlara ilişkin temyiz itirazları incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;Direnme uygun olup davalı vekilinin sair yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA GÖNDERİLMESİNE,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 06.02.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi
Etiket: gaziantep avukatları
Somut Olay Göre Gizli Ayıp Bildirimi nde Bulunulmadığı İtirazı Dürüstlük Kuralına Aykırıdır
Sokak Köpeğinin Isırması Sebebiyle Meydana Gelen Maddi Ve Manevi Zararı Belediyenin Tazmin Etmesi Gerekir
Sokak Köpeğinin Isırması Sebebiyle Meydana Gelen Maddi Ve Manevi Zararı Belediyenin Tazmin Etmesi GerekirDANIŞTAY8. DAİRE BAŞKANLIĞI
ESAS : 2010/3241KARAR : 2010/3782KARAR TARİHİ : 15.06.2010
İstemin Özeti : Ç.ı İli, S. D.l F. Lisesi öğrencisi olan davacıların çocuğu …’in sokak köpeklerinin saldırısına uğraması sonucu yaralanması nedeniyle uğranıldığı iddia edilen 8.000,00 TL maddi ve 2.000,00 TL manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada; kamu hizmetinin işleyişindeki yetersizlik, aksaklık ve düzensizliğin hizmet kusuru oluşturduğu ve dolayısıyla sokak köpeklerinin saldırması sonucu meydana gelen ve devlet tarafından karşılanmayan 19.10.2009 tarihli fatura bedeli olan 185,00 TL maddi zararın karşılanması gerektiği, öte yandan duyulan elem ve ızdırabın kısmen giderilmesine dönük olarak 2.000,00 TL manevi tazminatın davalı idarece ödenmesi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin 185,00 TL’lik kısmı ile 2.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulüne, maddi tazminat isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine karar veren K. İdare Mahkemesinin 25.12.2009 gün ve E:2009/.., K:2009/.. sayılı kararının; buna ilişkin ihale sürecinin uzun sürdüğü, herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığı öne sürülerek, 2577 sayılı Yasanın 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir.
Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi N. S.’nün Düşüncesi : İstemin reddi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı A. Y. Ö.’in Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.İdare Mahkemesince verilen kararın dayandığı gerekçe usul ve yasaya uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına ve yargılama giderlerinin temyiz isteminde bulunan üzerinde bırakılmasına 15.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.
Taşınan eşyanın hasarından kaynaklanan davalar
Taşınan eşyanın hasarından kaynaklanan davalarCmr sözleşmesi kapsamında taşınan eşyanın hasarından kaynaklanan davalar 1 yıllık zamanaşımına tabidir.
Yargıtay 11.hukuk dairesi
Özet:
CMR 32/1-a maddesine göre, bu sözleşme gereğince yapılan taşımalardan doğacak davaların bir yıllık süre içerisinde açılması gerekmektedir.
Ancak bilerek kötü hareket veya mahkeme tarafından bilerek kötü hareket olarak kabul edilen kusurlarda, bu süre üç yıldır.
Mahkemece, davalı taşıyıcının ağır kusurlu olduğu kabul edilerek, zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Dairemizin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, malın olması gereken sıcaklıktan daha düşük sıcaklıkta taşınmasının, bilerek kötü niyetli davranma olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Bu nedenle, mahkemece, somut olayda uygulanacak zamanaşımı süresinin, CMR’nin 23. maddesi uyarınca, bir yıl olduğu göz önünde bulundurularak; alacağın, teslim ve dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğrayıp uğramadığının değerlendirilmesi gerekirken, davalının zamanaşımı def’inin yazılı gerekçe ile reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Taşınan eşyanın hasarından kaynaklanan davalar
Taşınan eşyanın hasarından kaynaklanan davalarCmr sözleşmesi kapsamında taşınan eşyanın hasarından kaynaklanan davalar 1 yıllık zamanaşımına tabidir.
Yargıtay 11.hukuk dairesi
Özet:
CMR 32/1-a maddesine göre, bu sözleşme gereğince yapılan taşımalardan doğacak davaların bir yıllık süre içerisinde açılması gerekmektedir.
Ancak bilerek kötü hareket veya mahkeme tarafından bilerek kötü hareket olarak kabul edilen kusurlarda, bu süre üç yıldır.
Mahkemece, davalı taşıyıcının ağır kusurlu olduğu kabul edilerek, zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Dairemizin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, malın olması gereken sıcaklıktan daha düşük sıcaklıkta taşınmasının, bilerek kötü niyetli davranma olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Bu nedenle, mahkemece, somut olayda uygulanacak zamanaşımı süresinin, CMR’nin 23. maddesi uyarınca, bir yıl olduğu göz önünde bulundurularak; alacağın, teslim ve dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğrayıp uğramadığının değerlendirilmesi gerekirken, davalının zamanaşımı def’inin yazılı gerekçe ile reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Şirket Ortaklığından Çıkarılma İle Çıkarılma Payı Ve Kar Payı Ödenmesine Dair İlam
Şirket Ortaklığından Çıkarılma İle Çıkarılma Payı Ve Kar Payı Ödenmesine Dair İlamÖzet : Şirket ortaklığından çıkarılma ile çıkarılma payı ve kar payı ödenmesine dair ilamın kişiler hukukuna ilişkin, kayıt ve sicillerde değişiklik yaratan ilam niteliğinde olduğu anlaşılmakla kesinleşmeden takibe konu edilmesi mümkün değildir.
Yargıtay12. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/10942Karar : 2020/5968Karar Tarihi : 30/06/2020
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :Alacaklı tarafından borçlular aleyhine başlatılan ilamlı icra takibinde; borçluların icra mahkemesine başvurusunda; sair şikayetleri ile birlikte takip dayanağı olan ilamın ticari şirket ortaklığından çıkarılma, çıkma payı ve kar payına hükmedilmesine ilişkin olduğunu, bu nevi ilamların kesinleşmeden icra takibine konulamayacağını ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece; takibe konu ilamın infazı için kesinleşmesine gerek bulunmadığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, borçlular tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince, ilamın kesinleşmeden infazı mümkün ilamlardan olduğu, TTK’nun 642/1. maddesi gereği ilam kesinleşmeden ayrılma akçesinin muaccel hale gelmeyeceği itirazının dar yetkili icra mahkemesince incelenemeyeceği gerekçesi ile şikayetin reddi gerektiğinden bahisle istinaf talebinin reddine, ilk derece mahkemesi gerekçesi düzeltilerek mahkeme kararının kaldırılmasına, şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 367/1. maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Ancak, bazı istisnai durumlarda ilam kesinleşmedikçe icraya konulamaz.Aynı maddenin 2. fıkrası gereğince kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe infaz edilemez.Somut olayda, takip dayanağı … Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin 17/12/2018 tarih ve 2017/216 esas, 2018/1382 karar sayılı ilamında, “…2-Asıl davada;…b-Davacı …’ün davalı …Uluslararası Nakliyat Tic. Ltd. Şti. ortaklığından çıkarılmasına, c-Çıkma bedeli olarak 2.227.331,65 TL çıkma payının davalı …Uluslararası Nakliyat Tic. Ltd. Şti’den tahsili ile davacı …’e verilmesine, ç-Ayrıca 252.426,02 TL kar payının davalı …Uluslararası Nakliyat Tic. Ltd. Şti’den tahsili ile davacı …’e verilmesine,… 3-Birleştirilen davada;…b-Davacı …’ün davalı …Uluslararası Nakliyat Tic. Ltd. Şti ortaklığından çıkarılmasına, c-Çıkma bedeli olarak 1.782.618,36 TL çıkma payanın davalı …Uluslararası Nakliyat Tic. Ltd. Şti’nden tahsili ile davacı …’e verilmesine, ç-Ayrıca 208.140,52 TLkar payının davalı …Uluslararası Nakliyat Tic. Ltd. Şti’nden tahsili ile davacı …’e verilmesine, …” şeklinde hüküm kurulduğu, takip tarihi olan 23/01/2019 tarihi itibariyle dayanak ilamın kesinleşmemiş olduğu görülmektedir.Takip talebi ve buna uygun olarak düzenlenen icra emrinin incelenmesinde, borçluların limited şirket olduğu, takip dayanağı ilamda şirket ortaklığından çıkarılma ile çıkarılma payı ve kar payı ödenmesine karar verildiği,ilamın kişiler hukukuna ilişkin, kayıt ve sicillerde değişiklik yaratan ilam niteliğinde olduğu anlaşılmakla kesinleşmeden takibe konu edilmesi mümkün değildir.O halde, yukarıda açıklanan gerekçeyle şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bölge adliye mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddesi uyarınca, … Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi’nin 27/05/2019 tarih, 2019/1298 E. – 2019/936 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30/06/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.Taşıma Sözleşmesinden Kaynaklanan Tazminatın Tahsili İstemine
Taşıma Sözleşmesinden Kaynaklanan Tazminatın Tahsili İstemineÖzet : Bu durumda, mahkemece, kombine taşıma, yani, kara, deniz ve tren taşımalarının yapıldığı bu davada, tazminata konu hasara neden olan olayın, taşımanın hangi aşamasında meydana geldiğinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, sonrasında davaya bakmakla görevli olup olunmadığı değerlendirilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yargıtay11. Hukuk Dairesi
Esas : 2016/4543Karar : 2016/5725Karar Tarihi : 25.5.2016
MAHKEMESİ : TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/04/2015 tarih ve 2011/152-2015/335 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:Davacı vekili, müvekkili … adına Alma Ata’da 10/11/2008 tarihinde … numaralı vagonlara 4920 koli siyah zeytin yüklendiği, bu kolilerin 3392 adedinin eksik çıktığı, büyük ihtimalle çalınmanın söz konusu olduğu, ancak hasarın taşımanın hangi ayağında meydana geldiğinin belirlenemediğini iddia ederek 45.839,04 USD nin müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı …. vekili; davacının … şirketini esas taşıyıcı, … ve … şirketlerini ise alt taşıyıcı olarak kast ettiğini, bu durumun TTK’nun 787.madde hükmüne aykırı olduğunu, müvekkilinin diğer davalılarla CMR anlaşmasına uygun taşıma sözleşmesinin bulunmadığını, yalnızca … şirketinin talebi üzerine vagon temin ettiğini, eksik teslimin söz konusu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.Davalı … vekili; müvekkilinin dava konusu emtianın sayılıp yüklenmesi faaliyetlerine katılmadığı, hasarın denizde gerçekleştiğine dair hiçbir veri bulunmadığını, müvekkilinin kusurunun ispatlanmadığını, ayrıca dava konusu taşımanın deniz ayağında Ukrayna bayraklı … gemisinin bulunduğunu, müvekkilinin donatanın acentesi olduğunu, konşimentonun beşinci maddesinde yetki klozu bulunduğunu, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, Ukrayna … mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacının zararını ispatlamadığını, ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.Davalı …; şirket olarak taşımacıları seçmede gerekli özeni gösterdiklerini, hiçbir şekilde taşıma faaliyetine karışmadığını ve konşimento tanzim etmediğini, varma yerinde vagonların mühürü bozulmamış şekilde teslim edildiğini beyan ederek davanın reddini istemiştir.Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu taşımanın karma taşıma olduğu, deniz taşımasından kaynaklanan uyuşmazlığa bakma görevinin Denizcilik ve İhtisas Mahkemesine ait olduğu, görev hususunun HMK 114 madde gereği dava şartı olup re’sen araştırılması gerektiği, mahkemenin görevli olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.Dava, taşıma sözleşmesinden kaynaklanan tazminatın tahsili istemine ilişkindir.Bilirkişi raporu ile emtianın …’dan … Limanına kamyonla getirildiği, … Limanı’ndan Ukrayna Limanına gemi ile taşındığı, oradan da tren ile Kazakistan’a götürüldüğü tespit edilmiştir.Bu durumda, mahkemece, kombine taşıma, yani, kara, deniz ve tren taşımalarının yapıldığı bu davada, tazminata konu hasara neden olan olayın, taşımanın hangi aşamasında meydana geldiğinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, sonrasında davaya bakmakla görevli olup olunmadığı değerlendirilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.Şirket Ortakları Vergi Borcundan Sorumluluk I Avukat Abdulkadir Akıllar
Şirket Ortakları Vergi Borcundan Sorumluluk I Avukat Abdulkadir Akıllar Şirket ortaklarına Anayasa Mahkemesi’nden müjde6183 sayılı Kanunun “Kanuni Temsilcilerinin sorumluluğu” başlıklı mükerrer 35’inci maddesine 5766 sayılı Kanun ile 2008 yılında eklenen “Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur. Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz. “Fıkraları şirket ortaklığının devri halinde kamu borcunun ödenmemesi halinde o dönemde kanuni temsilci durumunda olmayan eski ortağın da müteselsilen sorumlu tutulabileceğini öngörüyordu.
Dolayısıyla görevde bulunmayan kanuni temsilcinin kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple, bir başkasının yaptığı eylem veya ihmali sonucunda oluşacak sorumluluğa ortak olması söz konusuydu.
Bir dava dosyasını inceleyen Hatay 1. Vergi Mahkemesi kanuni temsilcilerin kendilerine yüklenilen bir görevi yerine getirip getirmediğine bakılmaksızın sadece sahip oldukları unvandan ötürü sorumlu tutulmalarını Anayasanın 2’nci maddesine aykırı bularak bu durumu Anayasa Mahkemesine taşımıştı.
VERGİ BORCU KRİZİ
Anayasa Mahkemesinin 2014/144 Esas ve 2015/29 Karar sayılı kararında da belirtildiğine göre süreç şöyle gelişti:
A Ticaret Limited Şirketi ortaklarından B… şirketteki hisselerinin tamamını 30 Aralık 2011 tarihinde noter tasdikli hisse devir ve temlik sözleşmesiyle devrederek ortaklıktan ayrıldı. Davacı aynı tarihte şirketteki idari görevinden de ayrıldı. Bu durum diğer üyeler tarafından da oybirliğiyle onandı. Bu değişiklikler Ticaret Sicil Gazetesi’nde de yayımlandı. Şahsın eskiden ortağı olduğu şirket, Aralık ayında katma değer vergisi ve gelir vergisi beyannamesini verdi. Ancak 26 Ocak 2012 tarihinde ödemesi gereken tutarları ödemedi. Yine aynı şekilde 2011 yılı kurumlar vergisi beyannamesi de zamanında verildi. Ancak 30 Nisan 2012 tarihine kadar ödenmesi gereken vergi de ödenmedi. Bunun üzerine Maliye Bakanlığı harekete geçti. 29 Mayıs 2012’de şirkete ödeme emri gönderildi. Ödeme emrine rağmen vergi borçlarının ödenmemesi üzerine şirketin üzerine kayıtlı malvarlıkları ve taşınmazları incelendi. Yapılan incelemeler sonucunda şirket adına kayıtlı taşınmaza ve taşıta rastlanmadı. Şirketin banka hesaplarında da ciddi bir nakit bulunamadı. Bunun üzerine vergi alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği dönemde kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, vergi alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağı hükmü esas alındı. Vergi borcunun oluştuğu tarihte şirketin kanuni temsilcisi olduğu gerekçesiyle de şirket ortaklarına 3 Temmuz 2012’de ödeme emri gönderildi. Yasal süre içinde ödeme gerçekleşmeyince 31 Ağustos 2012’de şirketin eski ortağı ve yöneticisi B’nin de aracına haciz işlemi uygulandı.
ANAYASA’YA AYKIRI…
Bunun üzerine eski ortak konuyu yargıya taşıdı. Hatay 1. Vergi Mahkemesi’nde görülen dava Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi 3 Nisan 2015 tarihinde Resmi Gazete’ de yayımlanan 2014/144 Esas sayılı kararı ile hükmünü açıkladı. Yüksek mahkeme 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35’inci maddesine 2008 yılında eklenerek kusursuz sorumluluğu getiren bu iki fıkranın anayasaya aykırı olduğuna hükmederek iptal etti.
İptal kararıyla Anayasa Mahkemesi görevde yer almayan kanuni temsilcinin kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, bir başkasının yaptığı eylem veya ihmali sonucunda meydana gelen sorumluluğa ortak olmasının da adalet ve hakkaniyetle bağdaşmadığını ortaya koydu Artık ortaklıktan ve dolayısıyla görevden ayrılan kanuni temsilciler için kamu borçlarında müteselsilen sorumluluk ortadan kalktı. Böylece parasal yüküm ve mesuliyetlerini noksansız ve zamanında ifa etmiş olan kanuni temsilcilerin görevde olmadıkları dönemler için müteselsilen sorumlu tutulmaları artık mümkün değil…
ÖNCELİKLER NE OLACAK?
Kusurlu olmadığı halde asıl mükellefin vergi borçları kendisinden istenen kanuni temsilciler, Anayasa Mahkemesi’nin bu iptal kararı öncesinde dava açmış veya dava açma süresi geçmemişse, bu davalarda, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının uygulanmasını talep etmeli. İş işten geçmiş, kusurlu olmadığı halde iptal edilen hüküm çerçevesinde vergi ve/veya ceza ödemek durumunda kalmış olan kanuni temsilciler de ödedikleri bu tutarları kusurlu olan kişi ya da kişilere “rücu etme” amacıyla haklarını adli yargıda arayabilirler.TASFİYE HALİNDEKİ ŞİRKETİN KAMU BORÇLARI İÇİN ÖNCE ŞİRKETE, SONRASINDA KANUNİ TEMSİLCİYE GİDİLİR
KonyaBölge İdare Mahkemesi1. Vergi Dava Dairesi
Esas : 2020/514Karar : 2020/553Karar Tarihi : 14.7.2020
İSTEMİN ÖZETİ : Davacının, Tasfiye Halinde İ. Uluslararası Gıda Ticaret Limited Şirketinden tahsil edilemeyen kamu alacakları için kanuni temsilci sıfatıyla banka hesabı üzerine konulan e-haciz işleminin iptali istemiyle açtığı davada; asıl borçlu şirketten alınabilme imkanı kalmayan ve usulüne uygun olarak kesinleştiği anlaşılan kamu alacaklarının, bu alacakların ait olduğu dönemde asıl borçlu şirketin kanuni temsilcisi olduğu anlaşılan ve söz konusu alacakların ödenmesinden sorumlu bulunan davacıdan tahsili amacıyla ödeme emirlerinin düzenlendiği ve 1998/1-6 dönemini kapsayan ilgili ödeme emirlerine ilişkin olarak Adana 1. Vergi Mahkemesi’nce açılan davaların retle sonuçlandığı, bunun üzerine davacıya yargı harçlarıyla haksız çıkma zammı için düzenlenen ödeme emrinin de usulüne uygun olarak tebliğ edildiğinin görüldüğü, davacının hakkında yargı kararı bulunan kanuni temsilciliğinden kaynaklı söz konusu ödeme emirlerinin dayanağı olan amme borcuna ve yargı harçlarıyla haksız çıkma zammından kaynaklı şahsi borcuna ilişkin olarak hakkında tesis edilen e-haciz işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı; davalı idarenin savunma dilekçesinde 1997 dönemini de kapsayan borçlardan bahsedildiğinin görülmesi üzerine Mahkemece yapılan ara kararla dava konusu işlemin 1997 dönemine ilişkin borçları kapsayıp kapsamadığının sorulduğu, davalı idare ara karar cevabında, davacı hakkında tesis edilen haciz işlemine esas amme alacağının 1997 ve 1998 yıllarını kapsayan toplam 2.590.769,66-TL olduğu, ancak 1997 yılına ilişkin ödeme emirlerinin dava konusu edilmiş olması nedeniyle vergi mahkemesi kararına istinaden iptal edildiği, bu nedenle e-haciz işlemine konu 1998 dönemini kapsayan borç miktarının 1.564.440,94-TL olduğunun belirtildiği, davacı hakkında tesis edilen haciz işlemine esas amme alacağının 1998 dönemi borçlarının yanısıra borcunun bulunmadığı 1997 dönemini de kapsadığı görülmekle, tesis edilen haciz işleminin 1997 dönemini kapsayan kısmı yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin Adana 2. Vergi Mahkemesi’nce verilen 31/01/2017 gün ve E:2016/1201, K:2017/78 Sayılı kararın davanın reddine ilişkin kısmına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair Dairemizin 05/06/2017 gün ve E:2017/473, K:2017/1035 Sayılı kararının, Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nin 11/03/2020 gün ve E:2017/2566, K:2020/1724 Sayılı kararı ile bozulması üzerine dava dosyasının bozma sebepleri yönünden yeniden incelenmesinden ibarettir.
DAVACI SAVUNMASININ ÖZETİ : Savunma verilmemiştir.
DAVALI İDARE SAVUNMASININ ÖZETİ : Savunma verilmemiştir.
Hüküm veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi’nce, Adana 2. Vergi Mahkemesi’nce verilen 31.01.2017 tarih ve E:2016/1201, K:2017/78 Sayılı kararın “davanın reddine” ilişkin kısmına yapılan istinaf başvurusunu reddeden Dairemizin 05/06/2017 gün ve E:2017/473, K:2017/1035 Sayılı kararının, Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nin 11/03/2020 gün ve E:2017/2566, K:2020/1724 Sayılı kararı ile bozulması üzerine, dava dosyası incelendi ve bozma kararına uyularak gereği görüşüldü:
KARAR : Adana 2. Vergi Mahkemesi’nce verilen 31.01.2017 tarih ve E:2016/1201, K:2017/78 Sayılı kararın “davanın kabulüne” ilişkin kısmına davalı idarece yapılan istinaf başvurusunun Dairemizce verilen 05.06.2017 tarih ve E:2017/473, K:2017/1035 Sayılı kararı ile reddedilmesi üzerine, yapılan temyiz başvurusunun da Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nin 11.03.2020 tarih ve E:2017/2566; K:2020/1724 Sayılı kararı ile reddedilip, kararın ilgili kısmının onandığı görüldüğünden, kararın davanın kabulüne ilişkin kısmı kesinleşmiştir.
İstinafa konu Mahkeme kararının “davanın reddine” ilişkin kısmına davacı tarafından yapılan istinaf talebi açısından;
Dava, asıl amme borçlusu Tas. Halinde İ. Uluslarası Gıda Tic. Ltd. Şti’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla takip edilen davacının banka hesapları üzerine uygulanan e-haciz işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 10. maddesinde; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıfların ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, maddenin ikinci fıkrasında da; birinci fıkrada yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının malvarlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı belirtilmiştir.
6183 Sayılı Kanun’un 62. maddesinde, borçlunun mal bildiriminde gösterilen ve tahsil dairesince tespit edilen borçlu ve üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarının tahsil dairesince haczolunacağı, 64. maddesinde de, haciz muamelelerinin tahsil dairelerince düzenlenen ve alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memuru veya tevkil edeceği memur tarafından tasdik edilen haciz varakalarına dayanılarak yapılacağı hükümleri düzenlenmiştir.
6111 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun “Kesinleşmemiş veya dava safhasında bulunan amme alacakları” başlıklı 3. maddesinde, bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ilk derece yargı mercileri nezdinde dava açılmış ya da dava açma süresi henüz geçmemiş olan ikmalen, resen veya idarece yapılmış vergi tarhiyatları ile gümrük vergilerine ilişkin tahakkuklarda; vergilerin/gümrük vergilerinin % 50’si ile bu tutara ilişkin faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi şartıyla vergilerin/gümrük vergilerinin % 50’si, faiz, gecikme faizi, gecikme zammı ve asla bağlı olarak kesilen vergi cezaları/idari para cezaları ile bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının tahsilinden vazgeçileceği, bu madde hükmünden yararlanmak için başvuruda bulunan ancak bu Kanunda belirtilen ödeme şartını yerine getirmeyen borçlulardan ilk tarhiyata/tahakkuka göre belirlenen alacakların başka bir işleme gerek olmaksızın takip edileceği; aynı Kanunun “Süresinde ödenmeyen taksitler” başlıklı 19. maddesinde ise, bu Kanuna göre ödenmesi gereken taksitlerden; bir takvim yılında iki veya daha az taksitin, süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde, ödenmeyen veya eksik ödenen taksit tutarlarının son taksiti izleyen ayın sonuna kadar, gecikilen her ay ve kesri için 6183 Sayılı Kanun’un 51. maddesine göre belirlenen gecikme zammı oranında hesaplanacak geç ödeme zammı ile birlikte ödenmesi şartıyla bu Kanun hükümlerinden yararlanılacağı, süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen taksitlerin belirtilen şekilde de ödenmemesi veya bir takvim yılında ikiden fazla taksitin süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde matrah ve vergi artırımına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu Kanun hükümlerinden yararlanma hakkının kaybedileceği, bu Kanunun 15. ve 16. maddeleri ile 17. maddesinin yedinci fıkrası hariç olmak üzere bu Kanun kapsamına giren alacakların birinci fıkrada belirtilen şekilde tamamen ödenmemiş olması halinde, bu Kanunun 3. maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 14. maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla borçluların ödedikleri tutarlar kadar bu Kanun hükümlerinden yararlanacağı ifade edilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden, asıl amme borçlusu “Tas. Hal. İ. Uluslararası Gıda Tic. Ltd. Şti.”hakkında bir kısım alışlarını sahte faturalarla belgelendirdiğinden bahisle hakkında vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatlarının yapıldığı, cezalı tarhiyatlara karşı açılan davaların vergi mahkemesince reddi üzerine düzenlenen iki(2) numaralı ihbarnamelerin de tebliğ edildiği, şirketin talebi üzerine 6111 Sayılı kanundan yararlandırılarak borcun taksitlendirilmesine karşın ödenmediği, borcun cebren takip ve tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinin de borçlu şirkete tebliğine karşın borcun ödenmediği, şirket hakkında yapılan malvarlığı araştırmaları sonucunda ise, şirketin haczi kabil herhangi bir malının bulunmaması nedeniyle dava konusu kamu alacağının ilgili olduğu 1998/1-6 dönemlerinde kanuni temsilcilik görevinde bulunan davacıdan tahsiline yönelik ödeme emirlerinin düzenlendiği, söz konusu ödeme emirlerine karşı Adana 1. Vergi Mahkemesi’nde açılan davaların retle sonuçlandığı ve Danıştay 3. Dairesi tarafından onandığı, bunu müteakip davacıya ayrıca yargı harçlarıyla haksız çıkma zammından kaynaklı ödeme emri düzenlenip usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davacının hem kanuni temsilci sıfatıyla hem de yargı harçlarıyla haksız çıkma zammından kaynaklı şahsi borcu için haciz varakaları düzenlenerek, ilgili kamu alacağının tahsili amacıyla 10.06.2016 tarihinde davacının banka hesabına konulan e-haciz işleminin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, davacının kanuni temsilcisi olduğu şirket tarafından verilen 26/05/2011 tarihli dilekçeyle yukarıda yer verilen yasa hükümleri uyarınca vergi borcunun yapılandırılması sonucu yapılandırılan kamu borcunun ödenmemesi halinde yeni bir hukuki durum ortaya çıkması nedeniyle 6111 Sayılı Kanuna göre belirlenip ödenmeyen tutarlar üzerinden amme alacağının takip ve tahsil edilmesi için öncelikle şirket adına ödeme emri düzenlenmesi, buna rağmen amme alacağının tahsil imkanının kalmadığının saptanması durumunda 6111 Sayılı Yasa’dan yararlanılan dönemlerde şirketi temsile yetkili kanuni temsilciye gidilmesi gerektiği açık olup, bu haliyle söz konusu yöntem izlenmeden davacı adına uygulanan e-haciz işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davacı istinaf başvurusunun kabulüne, Adana 2. Vergi Mahkemesi’nce verilen 31/01/2017 gün ve E:2016/1201, K:2017/78 Sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının KALDIRILMASINA, sonuç itibariyle davanın kabulüne, dava konusu e-haciz işleminin İPTALİNE, davacı tarafından yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen toplam 428,20-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, davalı idarenin yatırdığı posta avansından karşılanan toplam 163,35-TL yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 2.450,00-TL Vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, temyiz aşamasında davacıdan fazladan alınan 17,90-TL başvuru harcının davacıya ödenmesine, artan posta ücretinin karar kesinleştikten sonra taraflara iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 14.07.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.ŞİRKET ORTAĞI OLMAK GERÇEK KİŞİYİ TACİR YAPMAZ
ŞİRKET ORTAĞI OLMAK GERÇEK KİŞİYİ TACİR YAPMAZYargıtay23. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/3445Karar : 2020/959Karar Tarih : 13.02.2020 MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki iflas davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen ek kararın süresi içinde davalı vekilince ek karar yönünden temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı vekili, davalının İstanbul Anadolu 25. İcra Müdürlüğünün 2018/1439 E. sayılı dosyasında yapmış olduğu itirazının kaldırılarak iflasına karar verilmesi gerektiğini, davalı borçlunun iflasa tabi olmadığını öne sürerek takibin şekline itiraz etmişse de, bilindiği üzere, TTK’ya göre tacir olanların iflasa tabi kişiler olduğunu, TTK’nın 12/1. maddesi gereğince, bir ticari işletmeyi kısmende olsa kendi adına işleten kimselerin tacir olduğunu, davalı borçlunun … Şirketler Grubu’nun sahibi olup 30 kadar şirketin ortağı, yönetim kurulu başkanı ve münferiden imza yetkilisi olduğunu, davalının gayrimenkul satıcısı iş adamı olarak devamlı reklamlarda rol aldığını, davalı şahsın iflasa tabi bir şahıs olmadığı yönündeki iddianın kabulünün mümkün olmadığını ileri sürerek davalının icra takibine yapmış olduğu itirazının kaldırılmasına ve iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin tacir sıfatına sahip olmadığını, aleyhine İflas yolu ile takibe girişilemeyeceğini, şirket ortağı ve yönetici olmanın tacir sıfatını kazandırmayacağını, ayrıca ortada bir borcun olmadığını, takibe dayanak yapılan 08.05.2018 tarihli belgenin başlığında her ne kadar “Garanti Taahhütnamesi” yer alıyor ise de, söz konusu belgenin hukuki niteliğinin garanti taahhüdü olmayıp, taşınmaz simsarlığı sözleşmesi olduğunu, belgede davacı imzası bulunmadığından geçerli bir taşınmaz simsarlığı sözleşmesi olmadığını, bir an için geçerli bir simsarlık sözleşmesi olduğu kabul edilse dahi, kararlaştırılan ücretin fahiş olduğunu, indirilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının iş adamı olarak tanınmasının tacir sayılması için yeterli olmayacağını, takibin usulüne uygun olmasının bir dava şartı olduğunu, iflas talep edilen davalının tacir olması, iflas yolu ile takip için özel takip ve dava şartı olduğunu, tacir olmayan kişi hakkında yapılan bir takibin usulüne uygun bir takip sayılamayacağı gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine dair verilen karara yönelik, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 07.11.2019 tarihli ve 2019/1077 E.- 2019/1997 Karar sayılı kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa dair hususlar incelenmeksizin kabulüne ve kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 03.04.2019 tarihli ek kararı ile verilen kararın kesin olması nedeniyle temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. Ek kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi ek kararına ilişkin davalı vekilinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğininde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesine gönderilmesine 13.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.ŞİRKET ORTAĞININ BORÇLU ŞİRKETİ YÖNÜNDEN 3. KİŞİ KONUMUNDA BULUNMASI
ŞİRKET ORTAĞININ BORÇLU ŞİRKETİ YÖNÜNDEN 3. KİŞİ KONUMUNDA BULUNMASIYargıtayHukuk Genel Kurulu
Esas : 2014/1078Karar : 2016/600Karar Tarihi : 11.05.2016
• ŞİRKET ORTAĞININ BORÇLU ŞİRKETİ YÖNÜNDEN 3. KİŞİ KONUMUNDA BULUNMASI ( Haciz İhbarnamelerinin Gönderilmesine İlişkin Kararın Kaldırılması Şikayetinin Reddi Gerektiği – Limited Şirket Tüzel Kişiliğinin Şirket Ortağından Mal Hak ve Sermaye Alacağı İle Diğer Alacaklarının Bulunması Halinde Bu Alacak Kalemlerinin Şirketin Şahsi Alacaklıları Tarafından Haczedilebileceği )
• HACİZ İHBARNAMELERİNİN GÖNDERİLMESİ KARARININ KALDIRILMASINI ŞİKAYET ( Limited Şirket Ortağının Borçlu Şirketi Bakımından 3. Kişi Sayılacağı – Şirketin Ortağından Alacağının Bulunması Halinde Şirket Ortağı Şikayetçiye 89/1 Haciz İhbarnamesi Gönderilmesinde Yasaya Uymayan Bir Yön Bulunmadığı/Mahkemece Şikayetin Reddi Gerektiği )
• LİMİTED ŞİRKETİN ORTAĞINDAN ALACAKLARI ( Mal Hak ve Sermaye Alacağı İle Diğer Alacaklarının Bulunması – Şirket Ortağının İİK. Md. 89 Uyarınca Borçlu Şirketi Yönünden 3. Kişi Sayıldığı/Bu Alacak Kalemlerinin Şirketin Şahsi Alacaklıları Tarafından Haczedilebileceği)
• SERMAYE ALACAĞININ HACZİ MÜMKÜN OLDUĞU ( Limited Şirket Ortağının Haciz İhbarnamelerinin Gönderilmesine İlişkin Kararın Kaldırılması Şikayeti – Şirket Ortağının Borçlu Şirketi Tüzel Kişiliğine Karşı 3. Kişi Sayılacağı/Borçlu Şirketin Şirket Ortağındaki Sermaye Alacağının Haczine Engel Yasal Bir Düzenleme Bulunmadığı/Haciz İhbarnamesi Gönderilebileceği )
• ŞİKAYET ( Limited Şirket Ortağının Haciz İhbarnamelerinin Gönderilmesine İlişkin Kararın Kaldırılması İstemi/Şirket Ortağının Borçlu Şirketi Bakımından 3. Kişi Sayılacağı – Şirket Tüzel Kişiliğinin Şirket Ortağından Mal Hak ve Sermaye Alacağı İle Diğer Alacaklarının Bulunması Halinde Bu Alacak Kalemlerinin Şirketin Şahsi Alacaklıları Tarafından Haczedilebileceği/Şikayetin Kabulü Doğru Olmadığı )
2004/m.89
6102/m.124,125,128
ÖZET : Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şirket ortağının, İİK’nun 89. maddesi uyarınca, borçlu şirket yönünden 3. kişi sayılıp sayılamayacağı, buradan varılacak sonuca göre şirket ortağına haciz ihbarnamesi gönderilip gönderilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Limited şirketlerde, şirket ortağının şirket tüzel kişiliğine sermaye koyma borcu olması, şirket tüzel kişiliğinin, şirket ortağında mal, hak ve alacağının bulunması halinde, bu alacak kalemleri, şirketin şahsi alacaklıları tarafından İcra ve İflâs Kanunu 89. maddesi uyarınca haczedilebilir. Şirket ortağı, şirket tüzel kişiliğine karşı üçüncü kişi konumundadır. Şirket borçlarından dolayı kural olarak ortaklık tüzel kişiliğinin sorumlu olması, ortağın, ortaklık tüzel kişiliğine göre üçüncü kişi sayılıp sayılmaması ile ilgili değildir. Ortak, şirket tüzel kişiliğine göre üçüncü kişidir ve ortaklığın, ortaklardan alacağının bulunması halinde, şirket alacaklıları, şirket ortağına bu alacaklar için üçüncü kişi sıfatıyla haciz ihbarnamesi gönderebilir.
Şikayetçi, dava dışı borçlu Ltd. Şti.’nin ortağı olduğu sabit olduğundan şirket tüzel kişiliğinin, şirket ortağından mal, hak ve sermaye alacağı ile diğer alacaklarının bulunması halinde, bu alacak kalemleri, şirketin şahsi alacaklıları tarafından İcra ve İflâs Kanunu 89. maddesi uyarınca haczedilebilir. Şikayete konu olayda şirket ortağının şirket tüzel kişiliğine karşı üçüncü kişi konumunda bulunması sebebiyle bu hacze yönelik şikayetin reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
DAVA : Taraflar arasındaki “şikayet” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 9. İcra Hukuk Mahkemesince talebin reddine dair verilen 31.05.2013 gün ve 2013/291 E., 2013/367 K. sayılı kararın incelenmesi şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.11.2013 gün ve 2013/27847 E., 2013/36197 K. sayılı ilamı ile;
“… Alacaklı şirket tarafından borçlu S… Köy Tarım ve Gıda Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi hakkında yapılan takibin kesinleşmesi üzerine şikayetçi Ali H. Y.’a borçlu şirketin borcundan dolayı haciz ihbarnamesi gönderildiği, şikayetçi üçüncü kişinin İcra Mahkemesi’ne şikayet yoluyla yaptığı başvuruda, kendisinin borçlu şirketin ortağı olduğunu, bu nedenle 3. kişi sayılamayacağını, kendisine haciz ihbarnamesi gönderilemeyeceğini belirterek haciz ihbarnamesinin iptalini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. İcra takibi borçlusu S… Köy Tarım ve Gıda Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi olup, adı geçen borçlu şirket hakkında takibin kesinleşmesi sebebi ile şikayetçi şirket ortağına İİK’nun 89. maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi gönderilmiştir. Anılan maddede takip borçlusunun 3. şahıs nezdinde bulunan hak ve alacakları ile menkul mallarının haczedilmesi öngörülmüştür. Somut olayda haciz ihbarnamesi gönderilen şirket ortağı, borçlu şirket yönünden 3. kişi sayılamayacağından gönderilen haciz ihbarnamesi bir hukuki sonuç doğurmaz.
O halde mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…”,
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : İstek, üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacaklara ilişkin olarak gerçekleştirilen hacze yönelik işlemin iptali istemine ilişkindir.
Şikayetçi vekili; alacaklı tarafından dava dışı borçlu S… Köy Tarım ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine icra takibi başlatıldığını, söz konusu icra dosyasından gönderilen 3. haciz ihbarnamesinin müvekkiline 21.05.2013 tarihinde tebliğ edildiğini, müvekkilinin borçlu şirketin ortağı olduğunu, şirket ortaklarının şirkete göre 3. kişi sıfatını taşımadığını, şirket ortağına haciz ihbarnamesi tebliğ edilemeyeceğini belirterek şikayetin kabulü ile müvekkiline gönderilen haciz ihbarnamelerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Karşı taraf – alacaklı vekili; yargılama sırasında şikayetin reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; ortakların borçlu şirkete olan sermaye borcunun, şirket iç ilişkisi olması nedeniyle haczedilmesinin, diğer bir anlatımla bu borcundan dolayı üçüncü şahıs sayılamayacaklarından birinci haciz ihbarnamesi gönderilmesinin yasal dayanağı bulunmamakta ise de, dava konusu icra takibinde, şikayetçinin borçlu şirkete sermaye borcu nedeniyle haciz ihbarnamesi gönderilmediği, ortağın borçlu şirkete olan şahsi borçlarının haczedilmesinin mümkün olduğu, birinci haciz ihbarnamesi gönderilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine dair verilen karar, şikayetçi vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuş, mahkemece; önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme hükmünü şikayetçi vekili temyize getirmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şirket ortağının, İİK’nun 89. maddesi uyarınca, borçlu şirket yönünden 3. kişi sayılıp sayılamayacağı, buradan varılacak sonuca göre şirket ortağına haciz ihbarnamesi gönderilip gönderilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Bu aşamada, öncelikle somut uyuşmazlığa etkili olan kurum ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Borçlunun üçüncü kişilerdeki mal, hak ve alacaklarının haczi, İcra ve İflâs Kanununun 89. maddesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi gönderilebilmesinin ön şartı ise, geçerli bir takibin bulunmasıdır. Borçlunun üçüncü kişilerdeki mal, hak ve alacaklarının haczine karar verilebilmesi için alacaklının talebi yeterlidir. Talebi alan icra memuru, alacaklının bildirdiği üçüncü kişide bulunan hacze konu malın niteliklerini açık bir şekilde belirleme olanağı bulunmadığından, talep doğrultusunda üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi gönderilmesi kararı vermektedir.
Borçlunun üçüncü kişilerdeki mal, hak ve alacakları da borçlunun malvarlığı kapsamında kabul edilmektedir. İcra ve İflâs Kanununun 89. maddesindeki düzenleme sayesinde, alacaklı, borçlunun üçüncü kişideki alacak, hak ve taşınır mallarının haczini isteyerek alacağına kavuşma imkânına sahip olacaktır. Borçluya karşı takibe geçmiş olan alacaklı, üçüncü kişilerdeki bu malvarlığını haczettirebilecektir.
Şirket borcundan dolayı, şirketin ortağına haciz ihbarnamesi gönderilip gönderilemeyeceği hususuna gelince, sermaye şirketleri, üçüncü kişilere karşı malvarlıklarıyla ve birinci derecede sorumludur. Ortakların, şirket alacaklılarına karşı ikinci derecede sorumlu olup olmayacakları, şirketin tipine göre değişir.
Limited şirketlerde, şirket ortağının şirket tüzel kişiliğine sermaye koyma borcu olması, şirket tüzel kişiliğinin, şirket ortağında mal, hak ve alacağının bulunması halinde, bu alacak kalemleri, şirketin şahsi alacaklıları tarafından İcra ve İflâs Kanunu 89. maddesi uyarınca haczedilebilir. Şirket ortağı, şirket tüzel kişiliğine karşı üçüncü kişi konumundadır. Şirket borçlarından dolayı kural olarak ortaklık tüzel kişiliğinin sorumlu olması, ortağın, ortaklık tüzel kişiliğine göre üçüncü kişi sayılıp sayılmaması ile ilgili değildir. Ortak, şirket tüzel kişiliğine göre üçüncü kişidir ve ortaklığın, ortaklardan alacağının bulunması halinde, şirket alacaklıları, şirket ortağına bu alacaklar için üçüncü kişi sıfatıyla haciz ihbarnamesi gönderebilir (Uyar, Talih: İcra ve İflas Kanunu Şerhi, 2006, s. 7603; Ayhan, Rıza: Limited Şirketlerde Ortakların Sorumluluğu, İstanbul 1992 s. 55; İyilikli, Ahmet Cahit: Borçlunun Üçüncü Kişilerdeki Mal, Hak ve Alacaklarının Haczi, Ankara 2011 s. 177- 178).
Buna göre somut olay değerlendirildiğinde; alacaklı tarafından dava dışı borçlu S… Köy Tarım ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine icra takibi başlatıldığı, takibin kesinleşmesi üzerine borçlu şirketin ortağı olan şikayetçi Ali H. Y.’a 26.08.2010 tarihli birinci haciz ihbarnamesi gönderildiği, birinci haciz ihbarnamesinin 31.08.2011 tarihinde şikayetçiye tebliğ edildiği, şikayetçinin haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmemesi nedeniyle 03.03.2011 tarihli ikinci haciz ihbarnamesinin gönderildiği, ikinci haciz ihbarnamesinin de 11.03.2011 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen şikayetçi tarafça itirazda bulunulmadığı, bunun üzerine şikayetçiye 13.08.2012 tarihli üçüncü haciz ihbarnamesinin gönderildiği, bu aşamadan sonra şikayetçinin, eldeki şikayet kanun yoluna başvurduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, şikayetçi Ali H. Y.’ın dava dışı borçlu S… Köy Tarım ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti.’nin ortağı olduğu sabit olduğundan şirket tüzel kişiliğinin, şirket ortağı Ali H. Y.’dan mal, hak ve sermaye alacağı ile diğer alacaklarının bulunması halinde, bu alacak kalemleri, şirketin şahsi alacaklıları tarafından İcra ve İflâs Kanunu 89. maddesi uyarınca haczedilebilir. Şikayete konu olayda şirket ortağının şirket tüzel kişiliğine karşı üçüncü kişi konumunda bulunması sebebiyle bu hacze yönelik şikayetin reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından, sermaye koyma borcunun şirket ile ortak arasındaki iç ilişkiden kaynaklandığı, sermaye koyma borcu yönünden şirket ortağının şirkete göre üçüncü kişi sayılamayacağı ve şirket ortağına sermaye koyma borcundan dolayı haciz ihbarnamesi gönderilemeyeceği, ancak ortakların, şirkete şahsi borçları bulunması halinde, şirket ortağına İcra ve İflâs Kanunu 89/1’e m. dayalı haciz ihbarnamesi çıkarılabileceği gerekçesiyle direnme kararının değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü savunulmuşsa da yukarıda açıklanan nedenlerle bu görüşler Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hal böyle olunca, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkelere uygun değerlendirme yapılarak, şikayetçinin şirkete göre 3. kişi konumunda olduğu, şirkete olan borçlarından dolayı haczin mümkün olduğu ve haciz ihbarnamesinin gönderilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi ile bu kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun olup direnme kararının onanması gerekmiştir.
SONUÇ : Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 11.05.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.