Etiket: ağır ceza avukatı

  • TCK MADDE 290 RESMEN TESLİM OLUNAN MALA ELKONULMASI VE BOZULMASI SUÇU

    TCK MADDE 290 RESMEN TESLİM OLUNAN MALA ELKONULMASI VE BOZULMASI SUÇU

    TCK MADDE 290 RESMEN TESLİM OLUNAN MALA ELKONULMASI VE BOZULMASI SUÇU1) Hükmen hak sahiplerine teslim edilen taşınmaz mallara tekrar elkoyan kimseye üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.2) Muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan taşınır malın bu kişinin elinden rızası dışında alınması halinde hırsızlık, cebren alınması halinde yağma, hileyle alınması halinde dolandırıcılık, tahrip edilmesi halinde mala zarar verme suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Kişinin bu malın sahibi olması halinde, verilecek cezanın yarısından dörtte üçüne kadarı indirilir.
    TCK MADDE 290’NIN GEREKÇESİ
    Maddenin birinci fıkrasında, hükmen hak sahiplerine teslim edilen taşınmaz mallara tekrar elkonulması suç olarak tanımlanmıştır.İkinci fıkrada ise, muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim edilen taşınır malların alınması veya tahrip edilmesi veya ortadan kaldırılması hâlinde, nasıl cezaya hükmedileceği belirtilmiştir. Keza, bu fıkrada, kişinin bu malın sahibi olması hâlinde verilecek cezada yapılacak olan indirim oranı belirlenmiştir.
    TCK MADDE 290 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay2. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/16225 Karar : 2015/15078 Karar Tarihi : 09.09.2015
    Dosya kapsamına göre, sanığın sahibi olduğu … Limited Şirketi’ne ait … … plaka sayılı aracın Ankara 1. İcra Müdürlüğünün 2007/11924 sayılı dosyası kapsamında anılan şirkete ait borçlar nedeniyle haczedilerek A… Yediemin Otoparkına teslimini müteakip, sanığın sahibi olduğu şirkete ait aracın çalınması için diğer sanık M. A. azmettirdiğinin mahkeme gerekçesinde kabul edilmiş olması ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 290/2. maddesinde düzenlenen “Muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan taşınır malın bu kişinin elinden rızası dışında alınması hâlinde hırsızlık, cebren alınması hâlinde yağma, hileyle alınması hâlinde dolandırıcılık, tahrip edilmesi hâlinde mala zarar verme suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Kişinin bu malın sahibi olması hâlinde, verilecek cezanın yarısından dörtte üçüne kadarı indirilir.” şeklindeki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde sanık hakkında hükmolunan cezadan indirim yapılması gerekirken yazılı şekilde fazla ceza tayininde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
    GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
    KARAR : Sanığın, haczedilen aracının yediemin otoparkından çalınmasına azmettirme eyleminin, 290/2. maddesi uyarınca hırsızlık suçunu oluşturmakla birlikte hükmolunan cezada aynı fıkranın son cümlesi uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, ( ANKARA ) 4. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen, 26.11.2008 gün ve 2008/940, 2008/1417 sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesinin 3. fıkras 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4.fıkra ( d ) bendinin verdiği yetkiyle;
    SONUÇ : Sanık S. Y. hakkında hırsızlık suçundan, 5237 sayılı TCK’nun 142/2-d. maddesi uyarınca hükmolunan 3 yıl hapis cezasında, aynı Yasa’nın 290/2-son cümlesi uyarınca takdiren ¾ oranında indirim yapılarak 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, infazın bu miktar üzerinden yapılmasına, hükmün diğer bölümlerinin aynen korunmasına, 09.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/189Karar : 2015/61Karar Tarihi : 10.03.2015
    1- Apartman yönetimi tarafından 15.03.2011 tarihinde tanzim edilen tespit tutanağında ve İcra Müdürlüğü’nce yapılan infaz işleminde sanık …’in işgalinde olan yerin ara kapısı kilitli olarak teslim edildiğinin belirtilmesi ve diğer sanık … soruşturma aşamasındaki ifadesinde kilitleri kendisinin taktığını beyan etmesi karşısında; sanık n, diğer sanık a birlikte hareket ettiğine ve infaz işleminden sonra taşınmaza ne şekilde müdahalede bulunduğuna ilişkin deliller ortaya konulmadan, sanığın, diğer sanık …a birlikte hareket ettiğinden bahisle yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması;2- Kabule göre de;a) Mahkemece, sanığın eyleminin bir bütün halinde TCK’nın 290/1. maddesi kapsamında resmen teslim olunan mala elkonulması suçunu oluşturacağının kabul edilmesi karşısında, ayrıca hakkı olmayan yere tecavüz suçundan da yazılı şekilde “ ceza hükmü kurulmasına yer olmadığına” karar verilmesi,b) Adli sicil kaydına göre kasıtlı suçtan mahkumiyeti bulunmayan sanık hakkında, CMK’nın 231/6. maddesindeki subjektif koşullar karar yerinde tartışılıp değerlendirmeye tabi tutulmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunda bir karar verilmemesi,Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 289 MUHAFAZA GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU

    TCK MADDE 289 MUHAFAZA GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU

    TCK MADDE 289 MUHAFAZA GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU1) Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Kişinin bu malın sahibi olması halinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir.2) Birinci fıkrada tanımlanan suçun konusunu oluşturan eşyayı kovuşturma başlamadan önce geri veren veya bunun mümkün olmaması halinde bedelini ödeyen kişi hakkında verilecek cezaların beşte dördü indirilir.3) Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan malın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle kaybolmasına veya bozulmasına neden olan kişi, adlî para cezası ile cezalandırılır.4) Bir suça ilişkin soruşturma veya kovuşturma kapsamında elkonulan eşyayı amacı dışında kullanan kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 289’IN GEREKÇESİ
    Madde metninde tanımlanan suç, esas itibarıyla güveni kötüye kullanma suçunun özel bir şeklini oluşturmaktadır. Ancak, malın kişiye özel bir görevin gereği olarak teslim edilmiş ve kişinin bunları olduğu gibi muhafaza ile ödevlendirilmiş olması nedeniyle, fiil aynı zamanda bir görevin kötüye kullanılmasını da ifade etmektedir.Birinci fıkraya göre, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması, bu suçu oluşturacaktır. Teslim amacı muhafaza olduğuna göre, suçun konusunu oluşturan malın örneğin satılması, başkasına verilmesi gibi, bu amaçla bağdaşmayan davranışlar, söz konusu suçun oluşumuna neden olacaktır. Bu bakımdan, söz konusu suç, serbest hareketli suç görüntüsü arzetmektedir. Failin suç konusu eşyanın sahibi olması, cezanın indirilmesini gerektiren bir neden olarak kabul edilmiştir.Maddenin ikinci fıkrasında bu suçla ilgili olarak etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Bu suçun konusunu oluşturan eşyanın kovuşturma başlamadan önce geri verilmesi veya bunun mümkün olmaması hâlinde bedelinin ödenmesi, etkin pişmanlığı gösteren kişi açısından cezada indirim yapılmasını gerektiren bir şahsî sebep olarak kabul edilmiştir.Üçüncü fıkrada ise, birinci fıkranın konusunu oluşturan eşya ile ilgili olarak bir taksirli suç tanımına yer verilmiştir. Bu eşyanın kendisine teslim edilen kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle kaybolmasına veya bozulmasına neden olması, suç olarak tanımlanmıştır.Dördüncü fıkrada, ayrı bir suç tanımlaması yapılmıştır. Bir suça ilişkin soruşturma veya kovuşturma kapsamında elkonulan eşyanın amacı dışında kullanılması, bu suçu oluşturacaktır.
    TCK MADDE 289 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI 
    Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/2171Karar : 2016/4644 Karar Tarihi : 01.07.2016
    Sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak;1-)Her ne kadar Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16.09.2013 tarihli, 2013/6958 E. 2013/11255 K. sayılı ilamıyla, teslim amacı dışında tasarrufta bulunan sanığın unsurları itibariyle oluşan atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği yönünde bozma kararı verilmişse de, TCK’nın 289. maddesine göre, “Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir sebeple elkonulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması gerektiğinin belirtildiği,Oluş ve dosya kapsamına göre, suça konu aracın icra takip dosyası kapsamında haczedilerek 17.04.2007 tarihinde yediemin sıfatıyla sanığa teslim edildiği, ancak borcun ödenmesi sebebiyle takibin sonlandırıldığı, katılanın kendi alacağına ilişkin icra takip dosyasında kayden haczedilen aracın fiili haczini yapmak üzere hacze gittiğinde, sanığın aracın asıl sahibinde olduğunu beyan etmesine ve fiili haczin yapılamamasına rağmen, usülune uygun düzenlenmemiş 20.08.2007 tarihli haciz tutanağında sanığın yediemin sıfatıyla imzası bulunmaması karşısında, atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilerek beraat kararı verilmesinde zorunluluk bulunması,2-)Kabul ve uygulamaya göre de;Adli para cezalarının yerine getirilmemesi halinde 6545 Sayılı Kanunla değişik 5275 Sayılı Kanun’un 106/3. maddesi uyarınca infaz aşamasında resen uygulama yapılabileceği nazara alındığında hüküm fıkrasında TCK’nın 52/4. maddesi gereğince ihtarat yapılması,
    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 01.07.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay9. Ceza dairesi
    Esas : 2014/7703Karar : 2015/46Karar Tarihi : 13.01.2015
    6352 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 2004 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde hükmü uyarınca, 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik hükümlerinin bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki takip işlemlerine yönelik olarak uygulanamayacağından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.Yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine,Ancak;Eşi ile birlikte yaşadığı evde yapılan haciz işlemi sonrasında anlaşmazlıkları nedeniyle evden ayrıldığını beyan eden sanığın, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle mahcuz malların kaybolmasına sebebiyet verdiği anlaşıldığından eyleminin TCK’nın 289/3. maddesindeki suçu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden anılan maddenin 1. fıkrası ile hüküm kurulması,
    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 13.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 204 RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK

    TCK MADDE 204 RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK

    TCK MADDE 204 RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK(1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.
    TCK MADDE 204’ÜN GEREKÇESİ
    Maddede, resmi belgede sahtecilik suçu tanımlanmıştır.Suçun konusu resmi belgedir.Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır.Kağıt üzerindeki yazının, anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca, bir irade beyanını ihtiva etmesi gerekir.Bu yazının belli bir kişiye veya kişilere izafe edilebilir olması gerekir. Ancak, bu kişilerin gerçekten mevcut kişiler olması gerekmez. Bu itibarla, gerçek veya hayalî belli bir kişiye izafe edilemeyen yazılı kağıt, belge niteliği taşımaz.Kağıt üzerindeki yazının belli bir kişiye izafe edilebilmesi için, bu kişinin ad ve soyadının kağıda eksiksiz bir şekilde yazılması ve kağıdın bu kişi tarafından imzalanmış olması şart değildir.Ancak, bazı belgeler (örneğin poliçe gibi kambiyo senetleri) açısından, belge üzerinde kişinin kendi el yazısı ile imzasının atılmış olması gerekir. Zira, imza, ilgili kambiyo senedinin zorunlu şekil şartını (kurucu bir unsurunu) oluşturmaktadır.Bir kişinin, düzenlediği belgeye başkasının adını yazması ve belgeyi imzalaması durumunda da bir belge vardır; ancak, bu belge sahtedir. Belge altında adı yazılan ve adına imza konulan kişi, gerçek veya hayali bir kişi olabilir. Bunun, belgenin varlığına bir etkisi bulunmamaktadır.Bir belgeden söz edebilmek için, kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukukî bir kıymet taşıması, hukukî bir hüküm ifade eylemesi, hukukî bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.Resmi belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir. Bu itibarla, bir kamu kurumu ile akdedilen sözleşme dolayısıyla özel hukuk hükümlerinin uygulama kabiliyetinin olması hâlinde dahi, resmi belge vardır. Çünkü sözleşme, kamu kurumu adına kamu görevlisi tarafından imzalanmaktadır.Ayrıca belirtilmelidir ki, her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmi belge olarak kabul edilmek gerekir.Söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır.Birinci seçimlik hareket, resmi belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmi belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir.Sahtelikten söz edebilmek için, düzenlenen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Başka bir deyişle, sahteliğin beş duyuyla anlaşılabilir olmaması gerekir. Özel bir incelemeye tâbi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmesi gerekir.İkinci seçimlik hareket, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmi belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Mevcut olan resmi belge üzerinde sahtecilikten söz edebilmek için, yapılan değişikliğin aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aksi takdirde, resmi belgeyi bozmak suçu oluşur.Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtilmek gerekir ki; sahteciliğin, belgenin üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır.Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmi belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur.Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmaktadır. Birinci fıkrada tanımlanan suçtan farklı olarak, bu suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesinin yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belge olması gerekir. Bu bakımdan, resmi belgede sahteciliğin kamu görevlisi tarafından yapılmasına rağmen, düzenlenen sahte resmi belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olmaması hâlinde, bu fıkra hükmü uygulanamaz.Söz konusu suçu oluşturan hareketler, birinci fıkrada tanımlanan suçu oluşturan seçimlik hareketlerden ibarettir. Ancak, bu bağlamda özellikle belirtilmelidir ki, kamu görevlisinin gerçeğe aykırı olarak bir olayı kendi huzurunda gerçekleşmiş gibi, bir beyanı kendi huzurunda yapılmış gibi göstererek belge düzenlemesi hâlinde, bu fıkra hükmünde tanımlanan suç oluşur.Maddenin üçüncü fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun konu bakımından nitelikli unsuru belirlenmiştir. Buna göre, suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, cezanın belirlenen oranda artırılması gerekir. Bu hüküm, belgelerde sahtecilik suçları ile delil teorisi arasındaki ilişki göz önüne alınarak, daha üstün ispat gücüne sahip belgeyi daha fazla korumak ihtiyacını karşılamaktadır. Ancak, değişik yorumlara son vermek maksadıyla bir belgenin böyle bir güce sahip olup olmadığının saptanması için kanunlarda bu hususu belirten bir hüküm bulunması gerekli sayılmıştır. TCK MADDE 204 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay11. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/4132Karar : 2018/243Karar Tarihi : 15.01.2018
    İstanbul İli Zeytinburnu İlçesinde faaliyet gösteren … Denizcilik ve Gemi Adamları Kursu yöneticisi olduğu iddia olunan sanığın kurstaki görev ve unvanı tespit edilerek, suç tarihinden önce 14.02.2007 tarih ve 26434 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 9/son maddesindeki “Kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, görevleri sırasında suç işlemeleri veya görevleri nedeniyle kendilerine karşı işlenen suçlardan dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulanması ve ceza kovuşturması bakımından kamu görevlisi sayılır.” amir hükmü uyarınca, anılan Yasanın 9. maddesinin 5. fıkras 5. fıkrasının (b) bendi gereğince 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerine göre soruşturma izni alınması, izin koşulunun gerçekleşmesi halinde ise aynı Yasanın 9/son maddesi de dikkate alınmak suretiyle sanığın eyleminin TCK’nın 204/2. maddesindeki kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunu oluşturup oluşturmayacağına dair delilleri değerlendirme görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait bulunduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 15.01.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
    Yargıtay11. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/15086Karar : 2018/171 Karar Tarihi : 10.01.2018
    Sanık … müdafiinin 19.06.2017 tarihli temyiz dilekçesinin açıkça mahkemenin 9.05.2017 tarih ve 2017/1 E. 2017/261 K. sayılı ilamına yönelik olduğu anlaşıldığından, tebliğnamadeki temyiz isteminin mahkemenin 15.09.2015 tarih ve 2013/43 E. 2015/347 K. sayılı ilamına yönelik olduğu olarak kabul edilip inceleme yapılması yönündeki görüşe iştirak edilmemiştir.İstanbul 40. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 15.09.2015 tarih ve 2013/43 E. 2015/347 K. sayılı kararının sanık …’nun temyizi üzerine Dairemizin 05.12.2016 tarih ve 2015/9500 E. ve 2016/8055 K. sayılı ilamı ile “Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 204/1. maddesi uyarınca tayin edilen 2 yıl hapis cezasından anılan Kanunun 62. maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılması sırasında hesap hatası sonucu “1 yıl 8 ay hapis” yerine, ” 2 yıl 1 ay” hapis cezasına hükmedilmesi suretiyle fazla ceza tayini” gerekçesi ile bozulduğu, bozma gerekçelerinin hükmü temyiz etmeyen diğer sanık Tabur Bozdoğan’a da uygulanması mümkün olduğundan, bozma sonrası mahkemenin sanık … yönünden yaptığı yargılamaya sanık Tabur Bozdoğan’ı dahil etmesinin Dairemizin 05.12.2016 tarihli bozma kararının sirayeti mahiyetinde olduğu anlaşıldığından her iki sanık bakımından 09.05.2017 tarih ve 2017/1 E: 2017/261 K. sayılı mahkumiyet hükümleri ile ilgili olarak yapılan incelemede;Sanıklar hakkında kazanılmış hakka ilişkin uygulama yapılırken, mahkemenin 03.12.2007 tarihli ilamı ile TCK’nın 204/1, 43/1, 62. maddeleri ile tayin olunan 2 yıl 1 ay hapis cezasının, kazanılmış hak oluşturduğu gözetilmeden 1 yıl 8 ay olarak kabul edilmesi sonucu eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklara yüklenen “resmi belgede sahtecilik” suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı azaltıcı sebebin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş ve incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde eleştiri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık … ile sanık Tabur Bozdoğan müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 10.01.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  • TCK MADDE 203 MÜHÜR BOZMA

    TCK MADDE 203 MÜHÜR BOZMA

    Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 203’ÜN GEREKÇESİ
    Madde, esasta bir şeyin saklanmasını veya varlığının olduğu gibi muhafazasını sağlamak üzere, kanunun veya yetkili makamların emrine uyularak konulmuş mührün kaldırılmasını cezalandırmaktadır. Gerçekten bu gibi hâllerde mührün konulmasının esas nedeni, durumun aynen muhafazasını sağlamaktır. Oysa uygulamada, mühre dokunulmaksızın, durumun değiştirilmemesi hususundaki emre aykırı faaliyetlerin sürdürüldüğü görülmektedir. Bu durumu da ceza yaptırımı ile karşılamak üzere, madde metninde “konuluş amacına aykırı hareket eden” kimsenin de aynı yaptırıma tâbi kılınacağı açıklanmıştır. Böylece örneğin mühür altına alınan nizamlara aykırı inşaat faaliyetine mühre dokunmaksızın devam edilmesi, mührün fekki gibi ceza yaptırımına tâbi olacaktır.
    TCK MADDE 203 İLE İLGİLİ YARGITAY  KARARLARI
    Yargıtay13. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/4226Karar : 2017/9372Karar Tarihi : 25.09.2017
    Mahkemece, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iadesinden önce verilen 23.06.2010 tarihli hüküm ile sanık hakkında karşılıksız yararlanma suçundan beraat kararı verildiği ve bu kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiğinin anlaşılması karşısında; karşılıksız yararlanma suçundan verilen 19.06.2013 gün ve 2013/65 E. 2013/432 K. sayılı beraat kararları hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğundan, hukuken varlık kazanmayan bir kararın da temyiz davasına konu edilmesi mümkün olmadığından, katılan vekilinin, yeniden verilen beraat kararına dair 2. hükme yönelik, konusu bulunmayan temyiz isteminin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollaması ile 317. maddesi uyarınca REDDİNE,2-)Sanığın mühür bozma suçundan verilen 23.06.2010 tarih 2010/143E- 2010/387K sayılı hükme yönelik temyiz talebinin incelenmesinde; Mühür bozma suçunun fiil öğesi bağlamında hukuka aykırılık unsurunun oluşması için, mühürleme yetkisinin kanuni dayanağının bulunmasının zorunlu olduğu, elektrik idaresinin ise özelleştirildiği bu sebeple kayıt dışı elektrik kullanımının engellenmesini sağlayan mühürlemenin kamu güvencesine haiz olmadığı, ilgili kanunlarda özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine ve buna aykırı davrananlar hakkında TCK’nın 203. maddesi hükümlerinin uygulanacağına dair bir hükme yer verilmediği, buna göre özel hukuk tüzel kişisinin kamusal yetki kullanma hakkı olmadığından, Anayasa ve Kanuna dayalı kamusal yetkiyi kullanan bir makam tarafından konulmuş mühürleme güvencesinin özelleştirme sebebiyle sona erdiği bu sebeple sanığa yüklenen “mühür bozma” suçunun unsurları oluşmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeple tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 25.09.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay13. Ceza Dairesi
    Esas : 2015/3467Karar : 2017/1053Karar Tarihi : 09.02.2017
    1- Sanık hakkında karşılıksız yararlanma suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre katılan vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,2- Sanık hakkında mühür bozma suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;5237 Sayılı TCK’nın 203/1. maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunun şekli bir suç olması ve mührün konuluş amacına aykırı davranılması durumunda da oluşması, iddianamede yargılamaya konu sayacın 16.03.2011 tarihinde katılan kurum görevlileri tarafından mühürlenip elektriğin kesildiğinin belirtilmiş olması ve sanık hakkında aynı suç nedeniyle … Başsavcılığı’nın iddianamesiyle açılmış olan aynı … 2011/1373 Esas sayılı dosyasında yargılama yapıldığının anlaşılması, farklı tarihlerde işlenen mühür bozma suçlarının, düzenlenen ilk iddianame tarihine kadar zincirleme şekilde tek mühür bozma suçunu oluşturabileceği hususları da dikkate alınarak, gerçeğin şüpheye yer vermeyecek şekilde açığa çıkartılması, zincirleme suç hükümlerinin uygulama yerinin tespiti ile varsa mükerrer cezalandırılmanın önüne geçilmesi yönüyle, tespit edilen bahse konu dava dosyasının ve varsa başka yakın tarihli eylemlere dair dosyaların ilgili yerlerden getirtilip incelenerek zapta geçirilmesi, gerektiğinde birleştirilmeleri hususunun düşünülmesi, mümkün olmadığı taktirde bu davayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosya içine konulmasından sonra, gerekli görülürse tutanak tanıklarının da dinlenilmesi ile birlikte sanığın olayın meydana gelmesindeki sorumluluğu ve mühürleme amacını ortadan kaldıracak şekilde herhangi bir davranışı bulunup bulunmadığı da araştırılıp değerlendirilerek, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 09.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi. Madde, esasta bir şeyin saklanmasını veya varlığının olduğu gibi muhafazasını sağlamak üzere, kanunun veya yetkili makamların emrine uyularak konulmuş mührün kaldırılmasını cezalandırmaktadır. Gerçekten bu gibi hâllerde mührün konulmasının esas nedeni, durumun aynen muhafazasını sağlamaktır. Oysa uygulamada, mühre dokunulmaksızın, durumun değiştirilmemesi hususundaki emre aykırı faaliyetlerin sürdürüldüğü görülmektedir. Bu durumu da ceza yaptırımı ile karşılamak üzere, madde metninde “konuluş amacına aykırı hareket eden” kimsenin de aynı yaptırıma tâbi kılınacağı açıklanmıştır. Böylece örneğin mühür altına alınan nizamlara aykırı inşaat faaliyetine mühre dokunmaksızın devam edilmesi, mührün fekki gibi ceza yaptırımına tâbi olacaktır.

  • TCK MADDE 202 MÜHÜRDE SAHTECİLİK

    TCK MADDE 202 MÜHÜRDE SAHTECİLİK

    TCK MADDE 202 MÜHÜRDE SAHTECİLİK(1) Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Başbakanlık tarafından kullanılan mührü sahte olarak üreten veya kullanan kişi, iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Kamu kurum ve kuruluşlarınca veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca kullanılan onaylayıcı veya belgeleyici mührü sahte olarak üreten veya kullanan kişi, bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 202’NİN GEREKÇESİ
    Madde metninde Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı veya Başbakanlık tarafından kullanılan mührün sahte olarak üretilmesi veya kullanılması, suç olarak tanımlanmıştır.Anayasamız kanunları yayınlamak görevini Cumhurbaşkanına verdiği gibi, seçimlerin yenilenmesine, Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılmasına, uluslararası antlaşmaların onaylanmasına, Silâhlı Kuvvetlerin kullanılmasına, bireysel özel af çıkarılmasına, bazı görevlere atamalar yapılmasına ve diğer hususlara karar vermek yetkisini de keza Cumhurbaşkanına tanımıştır. Bu gibi işlemleri içeren belgeler Cumhurbaşkanlığı mührü ile mühürlenebileceğinden, maddede bu mühre de yer verilmiştir.İşlemleri belgelemek (tevsik) maksadıyla kullanılan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Başbakanlık mühürleri de madde ile korunmuştur.İkinci fıkrada, kamu kurum ve kuruluşlarınca veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca kullanılan onaylayıcı veya belgeleyici mührün sahte olarak üretilmesi veya kullanılması, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.Söz konusu suçlar için, sahte olarak üretmek veya kullanmak olmak üzere, iki seçimlik hareket öngörülmüştür. TCK MADDE 202 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay7. Ceza Dairesi
    Esas : 2019/3654Karar : 2019/36431Karar Tarihi : 30/10/2019 
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ :Ağır Ceza MahkemesiSUÇ : Devlete ait mühür,damga ve sair alametlerin taklidi, Memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği, Hüviyet cüzdanı, pasaport gibi belgelerde sahtecilikHÜKÜM : Kamu davasının Zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine
    Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;Temyiz dilekçesinin Muhakemat Müdürlüğü adına sunulduğu gözetilerek yapılan incelemede;Eylemin suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliği itibariyle 5607 sayılı Yasa kapsamında kaldığı cihetle, suçtan doğrudan zarar görmeyen Muhakemat Müdürlüğü’nün davaya katılma ve hükmü temyize yetkisi bulunmadığından, Hazine vekilinin vaki temyiz taleplerinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi gereğince REDDİNE, 30/10/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay 11. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/12066Karar : 2019/7286Karar Tarihi : 15.10.2019 
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Resmi belgede sahtecilikHÜKÜM : Mahkumiyet
    1-Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 gün ve 232-250 sayılı, 09.10.2012 gün 2011/8-335 Esas 2012/1804 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, sahtecilik suçunun oluşabilmesi için belgenin nesnel olarak aldatıcılık niteliğinin bulunması ve keyfiyetin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, “muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatıcılık niteliğinin varlığını göstermeyeceği cihetle; Dosyada mevcut bulunan suça konu nüfus cüzdanı üzerinde heyet olarak yapılan incelemede, fotoğrafın sonradan değiştirildiği, fotoğraf üzerindeki mühür izinin iz düşümünün belge üzerinde devam etmediği, mühür izinin Nüfus Hizmetleri Kanununun uygulanmasına ilişkin Yönetmelik’in 130. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Soğuk damga fotoğrafın üzerine gelecek ve fotoğrafın görüntüsünü bozmayacak şekilde ve nüfus cüzdanının plastikle kaplanması işleminden sonra ay-yıldıza doğru uygulanır.” hükmüne uygun şekilde olmadığı cihetle yapılan fotoğraf değişikliğinin ilk bakışta anlaşılması karşısında; mevcut haliyle belge üzerinde yapılan sahteciliğin aldatıcılık niteliğinin bulunmadığı anlaşılmakla, yasal unsurları itibarıyla oluşmayan “resmi belgede sahtecilik” suçundan sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,2-Kabule göre de;a) Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.06.2013 tarih ve 2013/8-151/304 sayılı ilamında açıklandığı üzere, birden fazla tekerrüre esas alınabilecek hükümlülüğün bulunması halinde bunlardan en ağırının esas alınması gerektiği ve buna göre adli sicil kaydında yer alan ve daha ağır bir cezayı içeren Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2011/38 esas ve 2011/18 karar sayılı ilamıyla hükmolunan 3 yıl 4 ay hapis cezasının tekerrüre esas alınması gerektiğinin gözetilmemesi, yasaya aykırı,b) 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, tekerrür yönünden koşullu salıverilmeye eklenecek sürede kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 15.10.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

  • TCK MADDE 201 ETKİN PİŞMANLIK

    TCK MADDE 201 ETKİN PİŞMANLIK

    TCK MADDE 201 ETKİN PİŞMANLIK(1) Sahte olarak para  veya kıymetli damga üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya kabul eden kişi, bu para veya kıymetli damgaları tedavüle koymadan ve resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.(2) Sahte para veya kıymetli damga üretiminde  kullanılan alet ve malzemeyi izinsiz olarak üreten, ülkeye sokan, satan, devreden, satın alan, kabul eden veya muhafaza eden kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve bu malzemenin üretildiği veya saklandığı yerleri ilgili makama haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını ve bu malzemenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
    TCK MADDE 201’İN GEREKÇESİ
    Madde metninde etkin pişmanlık hâli düzenlenmiştir.Birinci fıkraya göre, etkin pişmanlık için, sahte olarak para veya kıymetli damga üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya kabul eden kişi, bu para veya damgaları tedavüle  koymadan ve resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri merciine haber vermesi ve ayrıca, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını ve sahte olarak üretilen paranın ele geçirilmesini sağlaması gerekir. Aksi takdirde, etkin pişmanlıktan yararlanılamaz.İkinci fıkrada ise ayrı bir etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; sahte para veya kıymetli damga  üretiminde kullanılan alet ve malzemeyi izinsiz olarak üreten, ülkeye sokan, satan, devreden, satın alan, kabul veya muhafaza eden kişinin etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için; resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve bu malzemenin üretildiği veya saklandığı yerleri merciine haber vermesi ve ayrıca, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını ve bu malzemenin ele geçirilmesini sağlaması gerekir TCK MADDE 201 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay17. Ceza Dairesi
    Esas : 2019/11211Karar : 2019/13824Karar Tarihi : 05/11/2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Çocuk MahkemesiSUÇ : HırsızlıkHÜKÜMLER : Mahkumiyet
    Yerel mahkemece suça sürüklenen çocuklar hakkında hırsızlık suçundan verilen hükümler temyiz edilmekle, başvuruların süresi ve kararların niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü;Suça sürüklenen çocuk … müdafiinin yüzüne karşı kurulan mahkumiyet hükmünü suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz etmediği ve cezaevinde bulunan ve duruşmalardan bağışık tutulma talebi olan suça sürüklenen çocuk …’a cezaevinde yapılan tebligat sonucu kararı kendisinin temyiz ettiği ve temyizin usulüne uygun olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun suça sürüklenen çocuklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.Ancak;1)Suça sürüklenen çocukların ifadeleri, müşteki ve tanıkların beyanları ile 17/01/2014 tarihli yakalama tutanağı dikkate alındığında, eylemin 01.00 sıralarında gerçekleştiğinde herhangi bir şüphe bulunmamasına rağmen suça sürüklenen çocuklar hakkında TCK’nun 143. maddesi hükümlerinin uygulanmaması,2)17/01/2014 tarihli yakalama tutanağına göre, suça sürüklenen çocuk …’un polislerin yanına gelerek bayan çantası çaldıklarını ve çantayı attıkları yere gösterebileceğini söylemiş, çanta ve içerisinde bulunan kimlik ve kartların bulunmasını sağlamış, sonradan yakalanan suça sürüklenen çocuk … da üzerinden çıkan paranın müştekiye ait çantanın içinden çıkan para olduğunu Cumhuriyet savcılığında vermiş olduğu ifadesinde ikrar etmiş olması ve kısmi iadeye karşı çıkmamış olduğu anlaşılmakla, müşteki dinlenerek soruşturma aşamasında gerçekleşen kısmi iade nedeniyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına rızası olup olmadığı sorularak sonucuna göre suça sürüklenen çocuklar … ve … hakkında TCK’nun 168/1-4. maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama imkanının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, suça sürüklenen çocuklar hakkında TCK’nun 168. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağının tartışılmaması,3)Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20/11/2018 tarih, 2016/6-986 Esas ve 2018/554 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; suçu işlediği tarihte 15-18 yaş aralığında bulunan suça sürüklenen çocukar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 35. maddesine göre sosyal inceleme raporu alınmadan veya aynı maddenin 3. fıkrasına göre bu yönde inceleme yaptırılmamasının gerekçesi de kararda gösterilmeden hüküm kurulması,Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafii ile suça sürüklenen çocuk …’un temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, aleyhe temyiz bulunmadığından yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 326/son maddesi uyarınca suça sürüklenen çocukların kazanılmış haklarının gözetilmesine, 05/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay10. Ceza Dairesi
    Esas : 2019/2828Karar : 2019/6877Karar Tarihi : 31/10/2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkeme : BAKIRKÖY 46. Asliye Ceza MahkemesiSuç : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmaHüküm : Tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uyulmaması üzerine mahkûmiyet
    Dosya incelendi.GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;1- Hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanunun 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanunun geçici 7. maddesi sanık lehine hükümler içermekte olup, öncelikle; 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrası ve aynı Kanunun 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanunun geçici 7. maddesinin olaya tatbik kabiliyeti bulunup bulunmadığının tesbiti açısından, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı bu suç tarihinden önce açılmış başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediğinin ve önceki dava sonucunun araştırılması, gerektiğinde Denetimli Serbestlik Müdürlüğünden suç tarihinde sanığın infazda olan başka bir tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının bulunup bulunmadığı sorulup belirlendikten sonra;a) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ve önceki suçtan mahkûmiyet kararı verilmiş ise, 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” , karar verilmesi,b) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse veya daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ve önceki suçtan mahkûmiyet dışında bir hüküm verilmiş ise, bu suç nedeniyle doğrudan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmış olan sanığın, yükümlülüklerini ihlal ettiğinin sabit görülmesi halinde hakkında, 6545 sayılı Kanunun 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 7. maddenin 3. fıkrası uyarınca, yargılamaya devam olunarak, suç tarihi itibarıyla, 5560 sayılı Yasa ile değişik TCK’nın 191. maddesi çerçevesinde bir karar verilmesi,Gerekirken eksik ararştırma ile hüküm kurulması,2- Kabule göre de;Olay tutanağı içeriği ile dosyadaki diğer bilgi ve belgelere göre, aleyhinde yeterli ve kesin delil bulunmadığı aşamada, kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilemeyen, dava tarihi öncesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığı teknik yöntemlerle de saptanmayan sanığın, diğer sanıkta ele geçirilen uyuşturucu maddeden birlikte kullandıklarını söyleyerek, suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım etmesi sebebiyle TCK’nın 192/3. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 31/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 200 PARA VE KIYMETLİ DAMGALARI YAPMAYA YARAYAN ARAÇLAR

    TCK MADDE 200 PARA VE KIYMETLİ DAMGALARI YAPMAYA YARAYAN ARAÇLAR

    TCK MADDE 200 PARA VE KIYMETLİ DAMGALARI YAPMAYA YARAYAN ARAÇLARParalarla kıymetli damgaların üretiminde kullanılan alet veya malzemeyi izinsiz olarak üreten, ülkeye sokan, satan, devreden, satın alan, kabul eden veya muhafaza eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 200’ÜN GEREKÇESİ
    Para ve kıymetli damgaların sahte olarak üretiminde kullanılan alet veya malzemenin imali, ithali, satılması, devredilmesi, alınması ve muhafaza edilmesi de suç sayılmıştır. Esasta sahtecilik suçlarının hazırlık hareketlerini oluşturan bu gibi fiillerin başlı başına cezalandırılması, bunlara bir an önce müdahale edilmesindeki zorunluluktan kaynaklanmaktadır.Suçun konusunu oluşturan alet veya malzemenin, sahte para veya kıymetli damgalarda sahtecilik amacıyla imali, ithali, satılması, devredilmesi, alınması ve muhafaza edilmesi, bu suçu oluşturacaktır. Bu itibarla, somut olayda belirtilen amacın suçun manevî unsuru bağlamında özellikle araştırılması gerekir.
    TCK MADDE 200 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay 23. Ceza dairesi
    Esas : 2015/17972Karar : 2015/2991Karar Tarihi : 29.06.2015
    Resmi belgede sahtecilik suçundan açılmış bir dava ve verilmiş bir hüküm olmadığı halde, gerekçeli karar başlığında resmi belgede sahtecilik suçunun da yazılması suretiyle yapılan hatanın mahallinde düzeltilmesi ve ayrıca sanıklar …, …, …, …, … ve … haklarında, 5237 sayılı TCK’nın 200. maddesinde düzenlenen “para ve kıymetli damgaları yapmaya yarayan araçları izinsiz olarak üretme, ülkeye sokma, devretme” suçundan da dava açıldığı halde, herhangi bir karar verilmemiş ise de zamanaşımı süresi içerisinde buna ilişkin bir kararın verilmesi mümkün görülmüştür.Sanık … müdafiinin 24.10.2011 havale tarihli dilekçeyle temyiz isteminden vazgeçtiğini belirtmesi ve vekaletnamesinde bu hususta özel yetkili kılınmış olduğunun anlaşılması karşısında, bu sanık yönünden katılan vekilinin temyiz talebi üzerine yapılan incelemede;1- Katılan … vekilinin, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından sanıklar haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik yaptığı temyiz taleplerinin incelenmesinde;Sanıklara atılı bulunan suçlardan doğrudan zarar görmeyen …nin bu suçlara ilişkin davaya katılamaya hak ve yetkisi bulunmadığı gözetilmeden katılma kararının verilmesi hukuken geçersiz ve yok hükmünde olduğu ve temyiz hakkı vermeyeceğinin anlaşılması karşısında; … vekilinin anılan suçlardan kurulan hükümlere yönelik yaptığı temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,2- Kıymetli damgada sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet ve beraat hükümlerine yönelik yapılan temyiz taleplerinin incelenmesinde;Sanıkların suç örgütü faaliyeti kapsamında, … tarafından …A.Ş isimli firmaya bastırılan ve avukatların vekil sıfatıyla yürüttükleri dava ve takip dosyaları kapsamında müvekkilleri tarafından verilen vekaletnamelerde kullanılmaları zorunlu olan pulları sahte olarak üreterek Türkiye genelindeki avukatlara satmak suretiyle haksız menfaat temin ettiklerinin iddia edildiği olayda;Sahte olduğu tüm dosya kapsamına göre sabit olan vekaletname pullarını sanıklardan satın aldıkları anlaşılan ve haklarında yürütülen soruşturma kapsamında Adalet Bakanlığı tarafından 28.01.2011 tarihinde soruşturma izni verilen 14 avukat haklarında yürütülen soruşturmalara ayrı bir dosya üzerinden devam edildiğinin anlaşılması karşısında; adı belirtilen avukatlar haklarında yürütülen soruşturma veya kovuşturma dosyasının akıbetinin araştırılarak karara bağlanmamış ise birleştirilmesi, karara bağlanmış olması halinde ise dosyanın getirtilip incelendikten sonra sanıkların hukuki durumlarının takdir ve değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, katılan … vekili, sanıklar … ve … müdafii, sanıklar … ve … müdafii, sanık … müdafii, sanık …, sanık … ilemüdafii, sanık …, …, sanık … müdafii, sanık … müdafii, sanık … müdafiileri, sanık … müdafii, sanık … müdafii ve o yer Cumhuriyet savcısı temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükümlerin bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 29.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 199 KIYMETLİ DAMGADA SAHTECİLİK

    TCK MADDE 199 KIYMETLİ DAMGADA SAHTECİLİK

    TCK MADDE 199 KIYMETLİ DAMGADA SAHTECİLİK(1) Kıymetli damgayı sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.(2) Sahte olarak üretilmiş kıymetli damgayı bilerek kabul eden kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.(3) Sahteliğini bilmeden kabul ettiği kıymetli damgayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, bir aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(4) Damgalı kağıtlar, damga ve posta pulları ve muayyen bir miktar vergi veya harcın ödendiğini belgelemek amacıyla kullanılan pullar, kıymetli damga sayılır.
    TCK MADDE 199’UN GEREKÇESİ
    Madde metninde kıymetli damgalarda sahtecilik suçu tanımlanmıştır.Kıymetli damga esasta, bir vasıtalı verginin veya harcın ödendiğini gösteren belgedir. Özel kanunlar bir takım işlemlerin bu gibi damgaları içeren kağıtlar üzerine yazılmasını veya bu işlemlerin onaylanması için belirli değerde damga pulunun işlemler üzerine yapıştırılıp imha olunmasını yahut posta hizmetlerinden yararlanmak isteyen kimsenin, idarece saptanan değerde posta pulunu hizmetin konusunu teşkil eden mektup veya paket üzerine yapıştırmasını zorunlu kılar. Böylece sözü edilen kağıtlarla pullar, bir vergi veya harcın ödendiğini belgeler; bununla beraber kıymetli damgaların, üzerlerinde taşıdıkları nominal değerle alınıp satıldıkları ve çok kere, bir ödeme vasıtası olarak tedavül ettikleri, ayrıca bu gibi damgaları basmak veya piyasaya sürmek tekelinin de Devlete ait olduğu bilinmektedir. İşte bu iki vasıf, kıymetli damgaları bir vergi veya harcın ödendiğini gösteren bir makbuz olmaktan çıkarmakta ve paraya yaklaştırmaktadır. Bu nedenle, kıymetli damgalarda sahtecilik fiilleri, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.Suç konusu kıymetli damganın, suç tarihinde kullanılabilir olması gerekir. Kıymetli damganın millî olması koşulu aranmamış, yabancı kıymetli damgalar da, tıpkı paralar gibi korunmuştur.Söz konusu suçu oluşturan seçimlik hareketler, sahte olarak üretme, ülkeye sokma, nakletme, muhafaza etme ve tedavüle koyma olarak belirlenmiştir. Sahte kıymetli damgayı tedavüle koymak, bunu kullanmayı, sarf etmeyi ifade eder. Sahte damga pulunu bir makbuza veya sahte posta pulunu bir zarfa yapıştıran kimse, bu pulu elinden çıkarmış yani tedavüle koymuş olur. Daha önce kullanılmış olan bir kıymetli damganın, üzerindeki kullanıldığına dair işaret silinerek tekrar kullanılması hâlinde de, sahte damgayı tedavüle koymak söz konusudur.İkinci fıkrada sahte kıymetli damgayı kabul etmek, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu suçun oluşabilmesi için, kabul edilen kıymetli damganın sahte olduğunun bilinmesi gerekir; yani bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir.Üçüncü fıkrada ise, sahteliği bilinmeden kabul edilen kıymetli damganın bu niteliğinin öğrenilmesine rağmen tedavüle konulması, birinci fıkraya göre daha az cezayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir. Bu durumda, kişi sahteliğini bilmeden kabul ettiği kıymetli damgayı, bu özelliğini öğrendikten sonra elinden çıkarmaya çalışmaktadır.Maddenin son fıkrasında kıymetli damga sayılacak damgalı kağıt ve pullar belirlenmiştir. Bir değerin pullara eşit tutulabilmesi için, hem aynı işlevi yapması hem de özel bir kanunun bu gibi değerlerin çıkarılmasına izin vermiş bulunması gerekir. Bu itibarla, posta kartı, pula eşit bir değerdir. Ancak, posta pulunun fonksiyonunu yapmayan ve çeşitli kuruluşlarca çıkartılıp da, posta pulları yanında zarflara yapıştırılan ve esasta pulu çıkaran kuruluşa bir teberru niteliğinde bulunan pullar bu tanıma girmez; meğer ki özel kanun bu gibi pulları içermeyen zarf veya paketlerin posta hizmetlerinden yararlanamayacaklarını veya bu gibi pulların Devletçe çıkarılan pullara eşit tutulduğunu belirtmiş olsun.
    TCK MADDE 199 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay 8. Ceza dairesi
    Esas : 2013/15530Karar : 2014/18398Karar Tarihi : 10.07.2014
    1- ) Kıymetli damgada sahtecilik suçunun gerekçesinde, “kıymetli damgaların bir vasıtalı verginin veya harcın ödendiğini belgelemekle birlikte üzerlerinde taşıdıkları nominal değerle alınıp satıldıkları ve çok kere bir ödeme vasıtası olarak tedavül ettikleri, bu özelliklerinin de kıymetli damgaları bir vergi veya harcın ödendiğini gösteren bir makbuz olmaktan çıkardığı ve paraya yaklaştırdığı, bu sebeple de kıymetli damgalarda sahtecilik fiillerinin ayrı bir suç olarak tanımlandığının” belirtilmesi karşısında, 7.10.2011 tarihli kriminal raporda aldatma kabiliyetine haiz oldukları belirtilen araç muayene pullarının bu vasıflara sahip olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından; belgelerde yapılan sahteciliğin aldatma yeteneği bulunup bulunmadığının takdir ve tayininin mahkemeye ait olması karşısında, emanete kayıtlı suça konu araç muayene pullarının duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle, özellikleri duruşma tutanağına yazılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması,2- ) 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmeden, iddianamede gösterilmeyen 5237 Sayılı T.C.K.nun 199/1. maddesi uyarınca cezalandırılması suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması,3- ) Sanığın adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın mahkumiyet niteliğinde bulunmadığı gözetilerek engel sabıkası bulunmayan sanık hakkında, 5271 Sayılı C.M.K.nun 231/6-b madde, fıkra ve bendi uyarınca, kişilik özellikleriyle duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda oluşan kanaate göre hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekirken, yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
    SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 321. 326. maddeleri gereğince BOZULMASINA, 10.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 198 PARAYA EŞİT SAYILAN DEĞERLER

    TCK MADDE 198 PARAYA EŞİT SAYILAN DEĞERLER

    TCK MADDE 198 PARAYA EŞİT SAYILAN DEĞERLERDevlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve evrak ile milli ziynet altınları, para hükmündedir.
    TCK MADDE 198’İN GEREKÇESİ
    Madde metninde paralara eşit sayılan değerler belirlenmiştir. Bu değerler, para değildir, ancak, bunlar da, herhangi bir devir ve ciro işlemine ihtiyaç bulunmaksızın, elden ele geçer ve gerektiğinde tediye vasıtası fonksiyonunu görürler; örneğin teminat olarak yatırılmaları olanaklıdır.Hükûmet tarafından ihraç olunan bonolar, hisse senetleri, tahvil ve kuponların bu madde gereğince para gibi sayılmaları için başta gelen koşul, Bakanlar Kurulu kararı uyarınca çıkarılmış ve Devlet Hazinesinin borçlandırılmış olmasıdır. Bu itibarla kamu iktisadî teşekküllerince ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca çıkarılan ve hamile yazılı bulunan bonolar madde kapsamına girmez.Yetkili kurumlar tarafından çıkarılan ve kanunen tedavül eden senetlerin madde kapsamına girebilmesi için, özel bir kanunla, ilgili kuruluşa kanunen böyle bir yetki verilmesi ve kuruluşlarca çıkarılan senedin kanunen tedavül etmesi yani kabulünün zorunlu olması gerekir. Bu gibi evrakı kağıt paralardan ayıran husus, kâğıt paraların altınla veya madenî parayla değiştirilmesi talep edilmediği hâlde, yetkili kuruluşlarca çıkarılan bu gibi evrakın ya ibrazında veya belirli bir vadenin gelmesinde madenî veya kağıt para ile değiştirilmesinin olanaklı bulunmasıdır.Maddede ayrıca millî ziynet altınlarından söz edilmekle beraber altın paradan ayrıca bahis edilmemiştir. Gerçekten, ister millî ister yabancı altın para “para” olmak vasfını muhafaza etmekte yani ülkemizde veya yabancı ülkede kanunen tedavülde bulunmakta ise, bunun diğer paralardan farkı olmaz.Altının borsalarda değer kazanması veya kaybetmesi yani altın paranın üzerinde yazılı nominal değerinden farklı bir kıymetle tedavül etmesi onun “para” olmak vasfına halel vermez. Buna karşılık, ülkemizde alınıp satılmakta olan ziynet altınlar, kanunen tedavül etmediklerinden “para” sayılmadıkları ve fakat bunların taklit veya tağyiri olanaklı bulunduğundan, bunlar hakkında son fıkraya ayrıca hüküm konulmuştur.
    TCK MADDE 198 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay8. Ceza dairesi
    Esas : 2009/13979 Karar : 2011/10083 Karar Tarihi : 26.09.2011
    Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine,Ancak;Bilirkişi raporları ile beyanlar arasındaki çelişkiler gözetilerek sanıktan ele geçen sahte altınların sikke veya reşat altını ve buna bağlı olarak da 5237 Sayılı T.C.K.nun 198. madde de belirtilen “Milli ziynet altınları” kapsamında olup olmadığının Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünden alınacak rapor ile saptanıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, yazılı biçimde eksik araştırmayla mahkumiyet hükmü kurulması,SONUÇ : Yasaya aykırı, Cumhuriyet Savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 321 maddesi gereğince (BOZULMASINA), 26.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay15. Ceza dairesi
    Esas : 2014/19717 Karar : 2017/6160Karar Tarihi : 15.02.2017
    Dolandırıcılık suçundan sanıkların mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanıklar müdafiileri ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;Sanıkların işbirliği içinde müştekiye sahte olduğunu bildikleri altınları 10.000 TL değerinde satarak aldattıklarının iddia edildiği olayda, bilirkişi raporunda suça konu sahte altınların reşat altını olduğunun belirtilmesi karşısında, sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmış ise de,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 198. maddesinde yer alan, “Devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve evrak ile millî ziynet altınları, para hükmündedir.” şeklindeki düzenleme sebebiyle, milli ziynet altınları hakkında yapılan sahteciliğin, aynı Kanun’un 197/1. maddesi hükmü gereğince “parada sahtecilik” suçu kapsamında kaldığından, eylem nedeniyle mevcut delillerin takdir ve değerlendirilmesinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,Kanuna aykırı olup sanıklar müdafiileri ve Cumhuriyet Savcısı temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 15/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 197 PARADA SAHTECİLİK

    TCK MADDE 197 PARADA SAHTECİLİK

    TCK MADDE 197 PARADA SAHTECİLİK(1) Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.(2) Sahte parayı bilerek kabul eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır. (3) Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 197’NİN GEREKÇESİ
    Madde metninde parada sahtecilik suçu tanımlanmıştır.Suçun konusu paradır. Paranın, madeni veya kağıt para ya da millî veya yabancı para olması arasında fark gözetilmemiştir. Suç konusu paranın kanunen tedavülde bulunması gerekir. Bu nedenle, tedavülden kaldırılmış ve örneğin antika özellik taşıyan paranın sahte olarak üretilmesi, ancak dolandırıcılık suçu bağlamında değerlendirilebilir.Söz konusu suçu oluşturan seçimlik hareketler, sahte olarak üretme, ülkeye sokma, nakletme, muhafaza etme ve tedavüle koyma olarak belirlenmiştir.Sahte paradan söz edebilmek için, üretilen paranın sahteliğinin beş duyu organıyla anlaşılabilir olmaması gerekir. Başka bir deyişle, tecrübe sahibi olmayan ve parayı özel bir incelemeye tâbi tutmayan bir kimsenin bu parayı gerçek para olarak kabul etmesinin olanaklı bulunması gerekir. Gerçek para olmadığı ilk bakışta anlaşılabilen durumlarda, suçtan söz edilemez. Başka bir deyişle, para görüntüsü taşımakla birlikte aldatıcılık özelliği olmayan kağıt veya maden parçası, bu suçun konusunu oluşturmaz. Bu hususu vurgulamak için uygulamamızda sahte paranın “sürüm yeteneği”nden söz edilmektedir.Maddenin ikinci fıkrasında sahte parayı kabul etmek, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu suçun oluşabilmesi için, kabul edilen paranın sahte olduğunun bilinmesi gerekir; yani bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir.Üçüncü fıkrada ise, sahteliği bilinmeden kabul edilen paranın bu niteliğinin öğrenilmesine rağmen tedavüle konulması, birinci fıkraya göre daha az cezayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir. Bu durumda, kişi sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı, bu özelliğini öğrendikten sonra elinden çıkarmaya çalışmaktadır.
    TCK MADDE 197 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay 8. Ceza dairesi
    Esas : 2016/10278Karar : 2017/4444 Karar Tarihi : 20.04.2017
    1- ) 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin; a )Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması, b ) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması, gerekir.” şeklindeki 51/1. maddesinin emredici hükmü karşısında, sanık hakkında belirlenen adlî para cezasının ertelenemeyeceği hususunun gözetilmemesinde,2- ) 5237 Sayılı Kanun’un 52/1. maddesinde yer alan “Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.” şeklindeki düzenleme nazara alındığında, belirlenen temel gün sayısından ( 5 gün ) aynı Kanun’un 62 maddesi uyarınca indirim yapılarak bulunacak gün sayısının ( 4 gün ) takdir edilen 20,00 Türk Lirası ile çarpılması suretiyle 80,00 Türk Lirası adli para cezasına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde fazla cezaya hükmolunmasında,İsabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 04.08.2016 gün ve 4326 Sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.09.2016 gün ve KYB/2016-338621 Sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.Gereği görüşülüp düşünüldü:
    KARAR : Dosya kapsamına göre, hükmün kesinleşmesinden sonra ek kararla hükümde değişiklik yapılamayacağı cihetle, aynı Mahkemenin 08.01.2016 tarihli ve 2015/309-326 Sayılı ek kararının hukuki değerden yoksun olduğu gözetilerek yapılan incelemede,1- ) Sanık hakkında 197/1. maddesi uyarınca hapis cezası yanında tayin olunan adlî para cezasının 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca ertelenemeyeceği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi,2- ) 61/8. maddesi uyarınca, adli para cezalarına esas alınan birim gün sayısı üzerinden artırma ve indirme hükümleri uygulanarak belirlenen sonuç gün ile bir gün karşılığı tayin olunan miktarın çarpılması suretiyle adli para cezasının bulunması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde adli para cezası belirlenirken birim gün üzerinden bulunan para cezasından indirim yapılmak suretiyle fazla ceza tayini,
    SONUÇ : Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı’nın Kanun Yararına Bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih, 2015/309-326 Sayılı kararının 309. maddesi uyarınca erteleme hususunda aleyhe tesir etmemek üzere BOZULMASINA, 197/1. maddesi uyarınca hükmedilen 2 yıl hapis ve 5 gün adli para cezasının 62. maddesi uyarınca yapılan indirim sonucu 1 yıl 8 ay hapis ve 4 gün adli para cezasına, 52/2. maddesinin uygulanması sonucu belirlenen 100 TL’nin 80 TL’ye indirilmesine, sonuç olarak sanığın 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığı’na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na tevdiine, 20.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
    Yargıtay8. Ceza dairesi
    Esas : 2018/5651Karar : 2018/8634 Karar Tarihi : 10.09.2018
    I- Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;24/06/2014 tarihli oturumda adli emanette kayıtlı suça konu sürücü belgesi getirtilerek yapılan mahkeme gözleminde Elazığ Palu doğumlu … adına düzenlenmiş sürücü belgesinin üzerinde resim ve resim üzerindeki soğuk mührün görülebildiği, sürücü belgesinin mevcut hali ile normal bir sürücü belgesi görünümü verip iğfal kabiliyetine haiz olduğunun belirtilmiş olması ve dosya arasında mevcut suça konu belgenin fotokopisinden de fotoğraf üzerindeki soğuk mühür izinin görüldüğünün anlaşılması karşısında; tüm delillere ve CMK’nun 217. maddesi uyarınca duruşmada edindiği kanaate göre değerlendirerek sanığa yüklenen “resmi belgede sahtecilik” suçunun sabit olduğuna karar veren mahkemenin takdirinde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre Cumhuriyet Savcısı ile sanığın bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazının reddiyle hükmün ONANMASINA,II- Parada sahtecilik suçundan kurulan hükme gelince;1- Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; başka bir şahıs hakkında yapılan ihbar üzerine yakalanan sanığın yapılan üst aramasında suça konu paranın ele geçmesi, sanığın aşamalarda parayı yaptığı bir iş karşılığında aldığını ve sahte olduğunu bildiğini savunması karşısında sahte olduğunu bildiği parayı muhafaza eden sanığın eyleminin TCK.nun 197/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu gözetilmeden mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,2- Suça konu sahte paranın, 5237 sayılı TCK.nun 54. maddesi uyarıncamüsaderesine karar verildikten sonra, 5320 sayılı Yasının 17. maddesi uyarınca Merkez Bankasına gönderilmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Yasaya aykırı, Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 10/9/2018 gününde oybirliğiyle karar verild

Call Now