Etiket: ağır ceza avukatı

  • Terörizmin finansmanı Olma Suçu

    Terörizmin finansmanı Olma Suçu

    T.C.Yargıtay16. Ceza Dairesi
    Esas No : 2017/3829Karar No : 2018/2296Karar Tarihi : 28.6.2018 
    Mahkemesi : Ağır Ceza MahkemesiSuç : Terörizmin finansmanı, 6136 sayılı Kanuna aykırılıkHüküm : 1-Sanıklar …, …, , … ve … hakkında: 6415 sayılı Kanunun 4/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1,TCK’nın 62/1, 53/1 ve 58/9 maddeleri gereğince ayrı ayrı mahkumiyet 2-Sanık … hakkında:a) 6415 sayılı Kanunun 4/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62/1, 53/1 ve 58/9 maddeleri gereğince mahkumiyet b) 6136 sayılı Kanunun 13/1,TCK’nın 62/1, 52/2, 53/1, 54, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet
    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:I-Sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında 6415 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;1) Sanık … hakkında verilen hüküm bakımından;Sanık savunması, tanık anlatımı ve tüm dosya kapsamına göre sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,2) Sanık … hakkında verilen hüküm bakımından;Tanıklardan … kollukta müdafi huzurundaki beyanında sanıkla ilgili olarak ‘Maksutuşağı köyünden isminin … olduğunu bildiği soyadının … olduğunu jandarma ekiplerinden öğrendiği şahsın … vadisi içerisinde sarımsak toplamaya geldiğinde bölücü terör örgütü mensupları ile görüştüğünü ve erzak getirdiğini duyduğunu’ beyan etmesine, diğer tanık …’ın ise ‘Maksutuşağı köyünden isminin … olduğunu bildiği soyadının … olduğunu jandarma ekiplerinden öğrendiği şahsın … vadisi içerisine sarımsak toplamaya geldiğinde bölücü terör örgütü mensupları ile görüştüğünü ve 2015 Temmuz- Ağustos ayı içerisinde tren yoluna eylem yapılmadan önce beyaz pikap tarzı fort transit marka bir araç ile yukarı merekler yaylasına erzak getirdiğini tim komutanı Şiyar ( K ) isimli örgüt mensubundan duyduğunu ancak gelen erzak içeriğinin ne olduğunu bilmediğini’ belirtmesine karşın, sanığın savunmalarında bahsedilen dönem içerisinde cezaevinde olduğunu atılı suçlamayı kabul etmediğini belirtmesine göre, sanığın cezaevine giriş ve çıkış tarihleri ile cezaevinde kaldığı süre içerisinde izin kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise hangi tarihlerde kullandığı ilgili birimden sorulup, ayrıca …’ın ifadesinde geçen tren yolu eyleminin tarihi de araştırıldıktan sonra sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,3)Sanıklar …, …, … ve … hakkında verilen hüküm bakımından;
    Silahlı terör örgütünün kırsal alanda yer alan üyelerine, fon sağladıkları yada topladıklarına ilişkin delil bulunmayan sanıkların, bedeli kim tarafından karşılandığı anlaşılamayan erzak maddelerini götürmek şeklinde gerçekleşen eylemlerinin TCK’nın 220/7. maddesi delaletiyle 314/2. maddesi uyarınca örgüte yardım etme suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,4) Kabul ve uygulamaya göre de;a)Sanık …’un eyleminin örgüte yardım suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi, b)6415 sayılı Kanunun 4/6. maddesi uyarınca terörizmin finansmanı suçu bakımından 3713 sayılı Kanunun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, ceza artırımına dair hükmünün ise uygulanamayacağı, buna göre sanıklar hakkında ceza hükmü tesis edilirken 6415 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca tayin olunan cezada 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi gereğince artırıma gidilmesi suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayini,
    c)Örgüt mensubu olmayan sanıklar hakkında koşulları oluşmayan TCK’nın 58/9. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,II-Sanıklardan … hakkında 6136 Sayılı Yasaya muhalefet suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:Hüküm tefhim edilip dosyadan el çekildikten sonra duruşma açılmaksızın ve mahkeme heyeti teşekkül ettirilmeksizin ek karar ile hüküm kurulması suretiyle CMK’nın 188 ve 191. maddelerine muhalefet edilmesi,
    Kanuna aykırı, sanık …, diğer sanıklar müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan bu sebeplerden dolayı hükümlerin BOZULMASINA, 28.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • Terbiyesizlik Yapma, Pislik Yapma Erkeksen Gel Yüzüme Söyle Şeklindeki Sözü Hakaret Suçunun Oluşmadığı

    Terbiyesizlik Yapma, Pislik Yapma Erkeksen Gel Yüzüme Söyle Şeklindeki Sözü Hakaret Suçunun Oluşmadığı

    18. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/8129Karar : 2018/14490Karar Tarihi : 07/11/2018 “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Hakaret HÜKÜM : Mahkumiyet
    KARAR
    Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre de; usul kanunlarının derhal uygulanması ilkesi uyarınca kesinlik sınırının belirlenmesinde hükmün verildiği tarih esas alınmalıdır. Sonradan yürürlüğe giren kanunla kesinlik sınırının değiştirilmesinin, verildiği tarihte temyize tabi olan hükme etkisi bulunmamaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05/04/2011 gün ve 262-35; 27/01/2004 gün ve 3-14; 30/09/2003 gün ve 226-229 sayılı kararları ile; hükmün kesin nitelikte olup olmadığının, kanun değişikliği ile ortaya çıkan yeni duruma göre değil, kararın verildiği dönemdeki usul hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği kabul edildiğinden ve hüküm tarihinde uygulanan 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usülü Kanunu’na göre hükmün temyize tabi olduğu anlaşıldığından tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmeyerek, dosya görüşüldü;Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.Olay günü sanığın, müştekiye söylediği kabul edilen “terbiyesizlik yapma, pislik yapma erkeksen gel yüzüme söyle”şeklindeki sözü, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu ve dolayısıyla hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yasal olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünde, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

  • Telefon dolandırıcılığı

    Telefon dolandırıcılığı

    Telefon dolandırıcılığı: kendini polis olarak tanıtıp, mağdurun bankasındaki hesabına ait bilgilerinin başka şahıslar tarafından ele geçirildiğini, hesabındaki parayı çekmeye çalıştıklarını belirterek  …bankasına giderek parasını çekmesini ve parayı vereceği hesap numarasına yatırmasını, bir gün sonra parasını 2 katı olarak çekebileceğini, hesap bilgilerinin çalan şahıslarında bu şekilde yakalanabileceğini müştekiye söylediği, müştekinin de bu sözlere inanarak 10.956 TL parayı sanığın belirtmiş olduğu hesaba havale ettiği olayda dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.

    T.C.YARGITAY

    15. CEZA DAİRESİ

    E. 2013/27999K. 2016/3085T. 6.4.2016
    Sanığın dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine dair hüküm, sanık ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:


    KARAR : Sanığın birleşen 2011/330 esas sayılı dosya yönünden …..’e karşı işlediği iddia edilen dolandırıcılık suçu yönünden karar verilmediğinden zamanaşımı süresi içerisinde karar verilmesi mümkün görülmüştür.
    Sanığın müştekiyi arayarak kendini polis olarak tanıttığı, …. bankasındaki hesabına ait bilgilerinin başka şahıslar tarafından ele geçirildiğini, hesabındaki parayı çekmeye çalıştıklarını, …. bankasına giderek parasını çekmesini ve parayı vereceği hesap numarasına yatırmasını, bir gün sonra parasını 2 katı olarak çekebileceğini, hesap bilgilerinin çalan şahıslarında bu şekilde yakalanabileceğini müştekiye söylediği, müştekinin de bu sözlere inanarak 10.956 TL parayı sanığın belirtmiş olduğu hesaba havale ettiği olayda dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.


    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddine, ancak;


    5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya dair hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,


    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8. Maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 Sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına dair bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 Sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibarelerinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 6.4.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

     

    bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın

  • TEK TARAFLI KAZA

    TEK TARAFLI KAZA

    T.C.YARGITAY

    12. CEZA DAİRESİ

    Esas: 2017/4672Karar: 2018/126Tarih: 09.01.2018
    ✦ TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE SOKMA

    ✦ TEK TARAFLI KAZA
    1412 – CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU / 321 2918 – KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU / 48 5237 – TÜRK CEZA KANUNU / 179 5271 – CEZA MUHAKEMESİ KANUNU / 223 5320 – CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN / 8 


    CMK’nın 223/4. maddesi CMK’nın 223/4. maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığı
    Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:


    Sanığın 2.75 promil alkollü olarak tek taraflı kaza yaptığı olayda; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/6. maddesindeki “Yapılan tespit sonucunda, 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179. maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.” şeklindeki hükmü karşısında, sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi,


    Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 09.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın
  • Tek eylemle iki farklı suç işlendiğinde Gaziantep

    Tek eylemle iki farklı suç işlendiğinde Gaziantep

    Tek eylemle iki farklı suç işlendiğinde GaziantepTek eylemle iki farklı suç işlendiğinde en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulmalıdır.T.C.YargıtayCeza Genel Kurulu
    Esas No : 2013/135Karar No : 2014/164
    Özet:
    Sanığın, tartıştığı mağduru takip ederek önce seyir halindeyken daha sonrada aracını park edip iş yerine sığınmak isterken mağdura yaralama kastıyla ateş ettiği, mağdurun yaralanmadığı, ancak işyeri ve aracın zarar gördüğü olayda; mağdurun hedef alınarak ateş edilmesi nedeniyle TCK’nun 170/1. maddesinde düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.Ulaşılan bu sonuç gözönüne alındığında, kasten yaralama suçuna teşebbüs ve mala zarar verme suçundan sanık hakkında tek eylemle iki farklı suçun oluşmasına sebebiyet verdiğinden TCK’nun 44. maddesi delaletiyle en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerekirken, yerel mahkemece iki suçtan da ayrı ayrı hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

  • Tehdit Hakaret Yaralama Suçları

    Tehdit Hakaret Yaralama Suçları

    YARGITAY

    CEZA GENEL KURULU

    Esas  : 2017/3-191

    Karar : 2017/224

    Karar Tarihi : 11.4.2017

    YARALAMA.DARP RAPORU TANIK

    • DİRENME HÜKÜMLERİNİN HUKUKİ DEĞERDEN YOKSUN OLMASI ( Tehdit Suçundan Özel Dairenin Herhangi Bir Bozma Kararının Olmaması Sebebiyle ve Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hükme Dair Özel Dairenin Bozma Kararında Katılan Vekilinin Temyiz İsteminin Değerlendirilmemesi Nedeniyle Bu Suç Yönünden de Direnme Kararı Verilmesinin Yasal Olmadığı – Her İki Suçtan Kurulan Beraat Hükümlerine Dair Direnme Hükümlerinin Hukuki Değerden Yoksun Olduğu )
    • TEHDİT SUÇUNDAN ÖZEL DAİRENİN HERHANGİ BİR BOZMA KARARININ OLMAMASI ( Yerel Mahkemece Bu Suçtan Direnme Kararı Verilmesi Yasal Olmadığı )
    • KASTEN YARALAMA ( Suçundan Kurulan Hükme Dair Özel Dairenin Bozma Kararında Katılan Vekilinin Temyiz İsteminin Değerlendirilmemesi Nedeniyle Bu Suç Yönünden de Direnme Kararı Verilmesinin Yasal Olmadığı )Yargıtay İç Yönetmeliği/m.27
    ÖZET : Tehdit suçundan Özel Dairenin herhangi bir bozma kararının olmaması sebebiyle yerel mahkemece bu suçtan direnme kararı verilmesi yasal olmadığı gibi, kasten yaralama suçundan kurulan hükme dair Özel Dairenin bozma kararında katılan vekilinin temyiz isteminin değerlendirilmemesi nedeniyle, bu suç yönünden de direnme kararı verilmesinin yasal olmadığı, dolayısıyla her iki suçtan kurulan beraat hükümlerine dair direnme hükümlerinin hukuki değerden yoksun olduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle, temyiz sürecinin başına dönülmeli, tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerinin katılan vekilinin temyizini de kapsayacak şekilde incelenmesi cihetine gidilerek hukuka aykırılıklar düzeltilmelidir. Bu itibarla, katılan vekilinin temyiz istemi dikkate alınmadan verilen Özel Daire bozma kararı ile hukuki değerden yoksun bulunan yerel mahkeme direnme hükümlerinin kaldırılmasına, tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerinin katılan vekilinin temyizini de kapsayacak şekilde temyiz incelemesinin yapılması bakımından dosyanın önce tebliğname düzenlenmek ve bilahare Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir.

    DAVA : Eğirdir ( Kapatılan ) Sulh Ceza Mahkemesince sanık …’in kasten yaralama ve tehdit suçlarından beraatine karar verildiği, Cumhuriyet savcısı sadece kasten yaralama suçundan, katılan vekili ise her iki suçtan kurulan hükümleri temyiz ettiği halde, katılan vekilinin dilekçesini dikkate almadan Cumhuriyet savcısının temyiz talebine hasren kasten yaralama suçu açısından dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 24.10.2013 gün ve 28050-36475 sayı ile;
    “Katılanın 28.12.2008 günü saat: 18.00 sıralarında sanık tarafından darp edildiğini beyan ettiği, olayın akabinde evine gittiğinde, kendisine kapıyı açan babasına sanık tarafından darp edildiğini söylediği, baba …’ün oğlu olan katılanın yüzünü kanlar içinde gördüğü, gerçekten de katılanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir yaralanma geçirdiği adli tıp raporu ile de sabit olduğundan, sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

    Gaziantep Ağır Ceza AvukatıEğirdir ( Kapatılan ) Sulh Ceza Mahkemesi ise 23.01.2014 gün ve 249-25 sayı ile;
    “…Tehdit suçu açısından; tehdit suçu söz konusu olduğunda, sanığın katılanı tehdit edip etmediği, tanıkların tehdit içeren ifadeleri duyup duymadıkları açıklığa kavuşturulup kanıtlar gösterilip tartışılarak bir karar verilmesi gerektiği, olayımızda ise, sanığın katılanı tehdit ettiğine dair olarak katılanın iddiası karşısında sanığın hem soruşturma aşamasında hem de kovuşturma aşamasında suçlamaları kabul etmemesi ve olayın başka bir tanığının olmaması sebebiyle sanığın üzerine atılı tehdit suçunu gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin her türlü şüpheden uzak bir şekilde kesin olarak kanıtlanamadığı…


    Kasten yaralama suçu açısından ise, her ne kadar katılanın darp edildiği alınan adli raporlar ile sabit ise de bu eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğine dair katılanın iddiası dışında somut ve objektif bir delilin olmaması ve sanığın hem soruşturma aşamasında hem de kovuşturma aşamasında atılı suçlamayı kabul etmemesi karşısında katılanın darp edildiği sabit ise de bunun sanık tarafından gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin her türlü şüpheden uzak bir şekilde kesin olarak kanıtlanamadığı…” gerekçesiyle tehdit ve kasten yaralama suçları açısından önceki hükümde direnmiştir.
    Bu hükümlerin de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.04.2015 gün ve 106372 Sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.02.2016 gün ve 405-684 sayı ile; 6763 Sayılı Kanun’un 38. maddesiyle 5320 Sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 28.02.2017 gün ve 562-1997 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.KARAR : Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine dair ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, katılan vekilinin sanık hakkında kasten yaralama ve tehdit suçlarından kurulan yerel mahkemenin 17.03.2010 gün ve 32-30 Sayılı beraat hükümlerine yönelik temyiz isteminin Özel Daire tarafından yapılan inceleme sırasında değerlendirilmeyip tehdit suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik bir bozma kararının bulunmaması, kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükmü açısından ise katılanın temyizini de kapsayacak şekilde temyiz incelemesi yapılmaması karşısında, tehdit ve kasten yaralama suçlarından verilen direnme hükümlerinin hukuki değerden yoksun olup olmadığı hususunun belirlenmesi gerekmektedir.İncelenen dosya kapsamından;Sanık hakkında, katılanı basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaraladığı ve “bu sana az, daha göreceksin” diyerek tehdit ettiği iddiasıyla kasten yaralama ve tehdit suçlarından kamu davası açıldığı,Yerel mahkemece sanığın her iki suçtan beraatine karar verildiği,

    Katılan vekilinin 17.03.2010 havale tarihli dilekçeyle temyiz isteminde bulunduğu, 19.04.2010 havale tarihli dilekçesinde kasten yaralama ve tehdit suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz nedenlerini bildirdiği, Cumhuriyet savcısının ise sanık hakkında kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükmünü temyiz ettiği,Katılan vekilinin, sanık hakkında kasten yaralama ve tehdit suçlarından kurulan beraat hükümlerini temyiz etmesine karşılık, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.06.2012 gün ve 173940 Sayılı tebliğnamesinde katılan vekilinin temyiz istemine dair görüş bildirilmediği, Özel Daire tarafından da katılan vekilinin temyiz dilekçesi dikkate alınmayıp Cumhuriyet savcısının temyizine münhasıran, sanık hakkında kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz incelemesi yapıldığı, tehdit suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik ise temyiz incelemesi yapılmadığı, bilahare kasten yaralama suçundan verilen bozma kararı üzerine yerel mahkemece, bu hususa işaret edilerek katılan vekilinin temyizi yönünden her iki hükme yönelik temyiz incelemesinin yapılması amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekirken, kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükmünün yanı sıra tehdit suçundan kurulan beraat hükmünün de bozulduğu değerlendirilerek her iki suçtan kurulan beraat hükmünde de direnildiği,Anlaşılmaktadır.Tehdit suçundan Özel Dairenin herhangi bir bozma kararının olmaması sebebiyle yerel mahkemece bu suçtan direnme kararı verilmesi yasal olmadığı gibi, kasten yaralama suçundan kurulan hükme dair Özel Dairenin bozma kararında katılan vekilinin temyiz isteminin değerlendirilmemesi nedeniyle, bu suç yönünden de direnme kararı verilmesinin yasal olmadığı, dolayısıyla her iki suçtan kurulan beraat hükümlerine dair direnme hükümlerinin hukuki değerden yoksun olduğu kabul edilmelidir.Bu nedenle, temyiz sürecinin başına dönülmeli, tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerinin katılan vekilinin temyizini de kapsayacak şekilde incelenmesi cihetine gidilerek hukuka aykırılıklar düzeltilmelidir.Bu itibarla, katılan vekilinin temyiz istemi dikkate alınmadan verilen Özel Daire bozma kararı ile hukuki değerden yoksun bulunan yerel mahkeme direnme hükümlerinin kaldırılmasına, tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerinin katılan vekilinin temyizini de kapsayacak şekilde temyiz incelemesinin yapılması bakımından dosyanın önce tebliğname düzenlenmek ve bilahare Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir.

    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

    1- ) Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 24.10.2013 gün ve 28050-36475 Sayılı bozma kararı ile hukuki değerden yoksun bulunan Eğirdir ( Kapatılan ) Sulh Ceza Mahkemesi’nin 23.01.2014 gün ve 249-25 Sayılı direnme hükümlerinin KALDIRILMASINA,

    2- ) Dosyanın, tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerinin katılan vekilinin temyizini de kapsayacak şekilde temyiz incelemesinin yapılması bakımından, önce tebliğname düzenlenmek ve bilahare Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.04.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

    bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın

  • Tehdit, Hakaret, Kişilerin Huzur Ve Sükununu Bozma Suçları Beraat

    Tehdit, Hakaret, Kişilerin Huzur Ve Sükununu Bozma Suçları Beraat

    Yargıtay4. Ceza Dairesi

    Esas : 2013/32262Karar : 2016/192 Karar Tarihi : 12/01/2016
    “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Sulh Ceza MahkemesiSUÇLAR : Tehdit, hakaret, kişilerin huzur ve sükununu bozmaHÜKÜMLER : Mahkumiyet, red, beraat
    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;A)…’a karşı kişilerin huzur ve sükununu bozma ve …’a karşı tehdit eylemlerinden verilen beraat hükümlerinin incelenmesinde;Eylemlere ve yükletilen suçlara yönelik katılanlar … ve … vekilinin temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye kısmen uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,B)Diğer eylemlere gelince;Başka hususlar yerinde görülmemiştir.Ancak;1-Sanığın katılan …’a karşı tehdit ve hakaret eylemleriyle ilgili olarak, taraflar arasında aynı konuda açılmış olan ilgili davaların suç ve iddianame tarihleri ayrıntılı biçimde tepit edilip, gerekirse birleştirilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tesbit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,2-Katılan …’a karşı hakaret eyleminin, katılanın gıyabında,..’in eşi olan …’a mesaj atmak suretiyle gerçekleştirilmesi karşısında, TCK’nın 125/2 maddesinde öngörülen ihtilat unsurunun oluşmaması nedeniyle sanığın beraati yerine, mahkumiyetine hükmolunması,3-Sanığın, katılan …’ın iş yerini telefonla dört kez arayarak, CD tutanağında belirtilen konuşmaları yapma eyleminde, TCK’nın 123.maddesine öngörülen sırf huzur ve sükunu bozma maksadıyla hareket etme unsurunun bulunmadığı gözetilmeden, anılan suçtan mahkumiyetine hükmolunması,Kabule göre de;4-TCK’nın 53/l-(c) maddesindeki hak yoksunluğunun sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverme tarihine kadar, diğer kişilere karşı belirtilen yetkiler yönünden mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar geçerli olacağının gözetilmemesi,5-Anayasa Mahkemesi’nin hükümden sonra 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı ile TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının uygulanması zorunluluğu,Bozmayı gerektirmiş ve sanık … ile katılanlar … ve … vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 12/01/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • Tebliğ İmkansızlığı Halinde Yapılması Gerekenler Hakkında Açıklayıcı Karar

    Tebliğ İmkansızlığı Halinde Yapılması Gerekenler Hakkında Açıklayıcı Karar

    Tebliğ İmkansızlığı Halinde Yapılması Gerekenler Hakkında Açıklayıcı Karar

    Yargıtay

    11. Ceza Dairesi

    Esas : 2018/2871

    Karar : 2020/302

    Karar Tarihi : 16.01.2020 
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Resmi belgede sahtecilik

    HÜKÜM : Mahkumiyet
    7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır. Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir.

    Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir…” hükmünün yer aldığı, Tebligat Kanunu’nun ”Tebligat Mazbatası” başlıklı 23. maddesinin 7. bendinde de; ”21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığının, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılmasının” emredildiği, ”Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi” başlıklı Tebligat Yönetmeliği’nin 35. maddesinin (f) bendinde ise; ”30 uncu ve 31 inci maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığının, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılacağının” hüküm altına alındığı görülmüştür. Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir.


    Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu, Tebligat Kanunu’nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliğinin 35/f maddeleri gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin, usulüne uygun olup olmadığı hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde, Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır.

    Dosya Tebligat İcra Adliye Katip Memur Hakim Savcı Duruşma Belge Zarf Posta Kargo Sosyal Medya Mail Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - AvukatıBu itibarla; Tebligat Yönetmeliği’nin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, Tebligat Yönetmeliğinin 35.maddesi gereğince muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır. Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır.


    Somut olayda, Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan ihalenin feshi davasında, davacılar … ve … isimli şahıslara çıkartılmış tebligatların Samandağ PTT Müdürlüğünde posta dağıtıcısı olarak görev yapan sanık tarafından tebliğ işlemlerinin gerçekleştirdiği, suça konu tebliğ belgelerinin incelenmesinde; muhatapların adreste bulunmama sebeplerinin tebliğ mazbatasına yazılmaması nedeniyle yapılan tebliğ işlemlerinin Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre usulsüz olduğu ve hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmadıklarının anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek yapılan incelemede:


    Bozma kararına uyularak yapılan yargılamada, sanığa yüklenen “görevi kötüye kullanma” suçunun yasada gerektirdiği cezasının üst sınırına göre 5237 sayılı Kanun’un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının, suçun işlendiği tarihten temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış, sanık ve müdafinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun’un 322. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkında açılan kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’nin 223/8. maddesi uyarınca DÜŞMESİNE, 16.01.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

    bu konu hakkındaki bezer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK’YA GÖRE SUÇ İŞLEYEN MEMURUN ADLİ YARGILAMASI YAPILMADAN MESLEKTEN MEN CEZASI VERİLMEZ

    TCK’YA GÖRE SUÇ İŞLEYEN MEMURUN ADLİ YARGILAMASI YAPILMADAN MESLEKTEN MEN CEZASI VERİLMEZ

    Danıştay5. Daire

    Esas : 2019/545Karar : 2019/4200Karar Tarihi : 19/06/2019 
    “İçtihat Metni”İSTEMİN KONUSU: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E: …, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
    YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Polis memuru olarak görev yapan davacının, … Emniyet Müdürlüğü emrinde görev yaptığı dönemde, “uyuşturucu maddeleri yapmak veya kullanmak, bunların yapılmasına, kullanılmasına, saklanmasına, yollanmasına, yakalanacağı sırada ortadan kaldırılmasına, satılmasına veya satın alınmasına aracı olmak” ve “kaçakçılık yapmak veya kaçakçılarla ilişki kurmak” fiillerini işlediğinden bahisle, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. ve 8/22. maddeleri uyarınca 2 kez ayrı ayrı meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 16/01/2013 tarih ve 2013/13 sayılı Yüksek Disiplin Kurulunun kararının iptali istenilmiştir.İ lk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E: …, K: … sayılı kararda; dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararının, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmının incelenmesinden; davacı hakkında gerek idari gerekse adli soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgelere, olayın gelişim seyrine ve ifadelerdeki çelişkilere göre, davacının satmak için uyuşturucu nakleden şahısları önceden tanıdığı, bu şahıslarla uyuşturucu maddelerin havalimanından geçirilmesiyle ilgili olarak daha önceden görüşerek plan yaptıkları ve davacının bu şahıslara uyuşturucu maddeleri havalimanından geçirilmesi sırasında yardım ettiği anlaşıldığından, uyuşturucu maddelerin yollanmasına aracılık ettiğinin sabit olduğu, bu nedenle eylemine uyan disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan; davacının aynı fiili nedeniyle “satmak için uyuşturucu madde nakletme” suçundan adli yargı merciinde yargılandığı, bu yargılama sonucunda, … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla 5 yıl ve 200 tam gün adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği de belirtilmiştir. Dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararının, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/22. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmının incelenmesinden ise; adli ve idari soruşturma ile adli yargılama kapsamındaki tüm bilgi-belge ve ifadeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davacının, uyuşturucunun yollanmasına aracılık etme fiilinin sübut bulduğu, uyuşturucunun yollanmasına aracılık etmeleri amacıyla uyuşturucuyu nakleden kişilerle olay öncesi iki kez görüşme yaptığı hususunun tartışmasız olduğu anlaşıldığından uyuşturucu kaçakçılarıyla ilişki kurduğunun sabit olduğu, bu nedenle eylemine uyan disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
    TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından; dava konusu disiplin cezalarına konu eylemleri gerçekleştirmediği, meslekten çıkarma cezalarının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
    KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu işlemlerin hukuka uygun olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
    DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabul, kısmen reddedilerek, dava konusu işlemin, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmı yönünden, eylemin sübut bulduğu gerekçesiyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, dava konusu işlemin, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/22. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmı yönünden ise tek eyleme iki farklı ceza verilemeyeceği gerekçesiyle kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
    TÜRK MİLLETİ ADINAKarar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
    İNCELEME VE GEREKÇE:
    MADDİ OLAY : Polis memuru olarak görev yapan davacının, “uyuşturucu maddeleri yapmak veya kullanmak, bunların yapılmasına, kullanılmasına, saklanmasına, yollanmasına, yakalanacağı sırada ortadan kaldırılmasına, satılmasına veya satın alınmasına aracı olmak” ve “kaçakçılık yapmak veya kaçakçılarla ilişki kurmak” fiilerini işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. ve 8/22. maddeleri uyarınca 2 kez ayrı ayrı meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
    İLGİLİ MEVZUAT : Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. maddesinde “Uyuşturucu maddeleri yapmak veya kullanmak, bunların yapılmasına, kullanılmasına, saklanmasına, yollanmasına, yakalanacağı sırada ortadan kaldırılmasına, satılmasına veya satın alınmasına aracı olmak” fiili; 8/22. maddesinde ise “Kaçakçılık yapmak veya kaçakçılarla ilişki kurmak” fiili meslekten çıkarma cezasını gerektiren fiiller olarak düzenlenmiştir.
    HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararının, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/20. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmının incelenmesi:Olayda, davacı hakkında “satmak için uyuşturucu madde nakletme” suçundan açılan ceza davasında … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla 5 yıl hapis, 200 tam gün adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve söz konusu 200 gün adli para cezasının … TL adli para cezasına çevrilmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla bozulduğu, bozma kararı üzerine … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla sanığın üzerine atılı ”uyuşturucu madde ticareti yapma veya sağlama” suçunu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, hukuka uygun, somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine hükmedildiği ve … Ağır Ceza Mahkemesinin anılan kararının temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay’a gönderildiği görülmüştür.Anılan suçun 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda açıkça tanımlanmış olması nedeniyle, davacının bu suçu işleyip işlemediği ancak ceza mahkemesince verilecek karar sonucunda belirlenebilecektir.Bu durumda, söz konusu ceza davasının nihai olarak sonuçlanıp sonuçlanmadığı hususunun İdare Mahkemesince araştırılması ve ceza yargılaması sonucunda verilecek nihai karar da göz önünde bulundurularak, davacı tarafından, disiplin cezasına konu fiillerin işlenip işlenmediği konusunda yeniden bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeksizin verilen İdare Mahkemesi kararının bu işleme yönelik kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.Dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararının, davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/22. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmının incelenmesi:Davacının, kaçakçılarla ilişki kurduğundan bahisle cezalKaandırılmasına ilişkin olayın, …’dan temin ettikleri uyuşturucu maddeyi havayolu ile İzmir’e nakledecekken … Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yapılan operasyonda yakalanan … ve … isimli kişilerle olay gününden bir hafta önce görüşmesi şeklinde gerçekleştiği, kaçakçılık fiilinin “yurda giriş veya çıkışı gümrüğe tabi bir eşyanın gümrük işlemleri yapılmadan ülkeye sokulması veya ülkeden çıkarılması” olarak tanımlanabileceği, olayda ise üretimi, kullanımı ve satışı yasak olan uyuşturucu maddenin yurt içinde bir yerden başka bir yere nakledilmeye çalışıldığı, davacının bu disiplin cezasına konu kaçakçılık yapmak ya da kaçakçılarla ilişki kurmak fiilinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ve 5607 sayılı çakçılıkla Mücadele Kanununda suç olarak tanımlanmış olması nedeniyle, ceza yargılaması yapıldıktan sonra, disiplin cezasına konu fiillerin işlenip işlenmediğinin değerlendirilmesi gerektiği, ancak kaçakçılık fiilinden dolayı davacı ve adı geçen ilgililer hakkında ceza davası dahi açılmadığı anlaşılmıştır.Bu durumda; davacıya isnat edilen kaçakçılık yapmak ya da kaçakçılarla ilişki kurmak fiilin gerçekleşmediği sonucuna ulaşıldığından, dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararının bu cezaya ilişkin kısmında da hukuka uygunluk görülmemiştir.Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında bu işlem yönünden de hukuki isabet bulunmamaktadır.
    KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne;2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin temyize konu …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E: …, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,4. 2577 sayılı Kanun’un (geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 19/06/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

  • TCK MADDE 344 YÜRÜRLÜK

    TCK MADDE 344 YÜRÜRLÜK

     Bu Kanunun;a) “İmar kirliliğine neden olma” başlıklı 184 üncü maddesi yayımı tarihinde,b) “Çevrenin kasten kirletilmesi” başlıklı 181 inci maddesinin birinci fıkrası ile “Çevrenin taksirle kirletilmesi” başlıklı 182 nci maddesinin birinci fıkrası yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra,c) Diğer hükümleri 1 Haziran 2005 tarihinde, Yürürlüğe girer.

    TCK MADDE 344’ÜN GEREKÇESİ
    Yürürlükle ilgilidir.
    TCK MADDE 344 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay 4. Ceza Dairesi
    Esas : 2012/10232Karar : 2014/10092Karar Tarihi : 01.04.2014
    TCK 344. Madde Yürürlük
    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Sanığın, maliki bulunduğu, Seydişehir ilçe merkezindeki 286 ada 168 nolu parsel üzerinde bulunan binasının üst kısmına ruhsatsız olarak ilave kat yaptığı ve sundurma çatının üst kısmını tuğla ile ördüğü iddiasıyla açılan davada; sanığın, ilave katı 7-8 yıl önce yaptığını savunması, imar müdürü olan tanık M. Y.ın da ilave katın 1999-2000 yılında yapıldığını ifade etmesi, imalatların yapım tarihlerini belirtmeyen bilirkişinin, binanın ön bahçesine etrafı açık olarak yapılan çatının, bir kenarını taşıtmak amacıyla mevcut ana binanın çatı-kenar boyunca 170 cm yüksekliğinde tuğla duvar örüldüğüne dair rapor düzenlemesi, imar kirliliğine neden olmayı suç olarak düzenleyen TCK’nın 184. maddesinin, aynı Kanun’un 344/1-a maddesi gereğince 12.10.2004 de yürürlüğe girmiş olması karşısında; Sanığın, çatıya ilave olarak yaptığı katın yapım tarihi, gerekirse hava fotoğraflarından da yararlanılıp bilirkişiden ek rapor alınarak belirlenmeden, bilirkişi raporuna göre çatının bir kenarını taşıması amacıyla çatının üst kısmına örülen tuğla duvarın ise, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5. maddesinde “kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılar” şeklinde tanımlanan bina niteliğinde olup olmadığı değerlendirilmeden eksik inceleme ile mahkumiyet kararı verilmesi,
    SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanık M. Ç.’ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 01.04.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

Call Now