Etiket: ağır ceza avukatı

  • Satıcı Sattığı Malın Kusurunu Bilmese Bile Sattığı Maldaki Tüm Kusurlarından Sorumludur

    Satıcı Sattığı Malın Kusurunu Bilmese Bile Sattığı Maldaki Tüm Kusurlarından Sorumludur

    Satıcı Sattığı Malın Kusurunu Bilmese Bile Sattığı Maldaki Tüm Kusurlarından SorumludurYargıtayHukuk Genel Kurulu
    Esas : 2017/664Karar : 2017/573Karar Tarihi : 29.03.2017 
    “İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
    Taraflar arasındaki “ayıp nedeniyle taşınmaz satış sözleşmesinin feshi, maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 11. Asliye Hukuk Mahkemesince (kapatılan Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesince) davanın reddine dair verilen 20.09.2012 gün ve 2011/110 E., 2012/365 K. sayılı karar davacı vekillerinin temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 06.11.2013 gün ve 2013/15624 E., 2013/27427 K. sayılı kararı ile ile;“…Davacı, davalının 39 nolu parseldeki dairesini 102.000,00 TL bedelle 30.06.2010’da kendisine sattığını, davalının zemin kattaki bu dairede yıllardan beri oturduğunu, herhangi bir rutubet ve su basmasının söz konusu olmadığını taahhüt etmesine rağmen duvarların yağmur suları yüzünden kabarmaya başladığını, mahkeme aracılığıyla yaptırdığı tespitte dairedeki ayıbın gizli ayıp olduğu, hasar ve zarar toplamının 25.000,00 TL olduğunun ortaya çıktığını, tespit sonucu alınan bilirkişi raporunun davalıya tebliğ edildiğini, ancak davalının rapora itirazda bulunmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.60.2010 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesinin feshine, satış bedeli olan 102.000,00 TL’nın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile iadesine, tespit raporunda belirlenen miktardan az olmamak üzere belli bir miktarın satış bedelinden tenziline, taşınmazın alım satımı nedeni ile ödediği emlak komisyonu, tapu giderleri, konut kredisi faizi, avukatlık ücreti, tedavi giderleri olmak üzere 5.000,00 TL maddi, uğradığı manevi zarara karşılık olmak üzere 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı, dava konusu dairenin yarı bodrum kat olup, ana taşınmazın 35 yıl önce, yapıldığı yılın imar ve inşaat tekniğine göre inşa edildiğini, davacının daireyi emlakçı nezaretinde 3 kez gezdiğini, alıcıdan gizlenen hiçbir hususun bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle, binanın temel bohçalama yalıtımı ile drenaj kanalının yapılmamasından, gizli veya açık ayıptan davalının sorumlu olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.Davanın dayanağı, Borçlar Kanunu’nun 217. maddesi delaletiyle BK’nun 202. maddesidir. Buna göre, “Satıcının tekeffülü altındaki satılanın ayıbı anlaşıldığı zaman alıcı muhayyerdir; dilerse satılanı redde hazır olduğunu beyanla satımın feshedilmesini, dilerse, satılanı alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzil olunmasını dava eder. Hâkim, alıcının satılanı ret davası üzerine hal icabı satımın feshini muhik göstermiyorsa semenin tenzili ile iktifa edebilir. Kıymetinin noksanı satılanın semenine müsavi ise alıcı ancak satımın feshini talep edebilir.” denilmektedir. Açıklandığı üzere, ayıba karşı tekeffül hükümleri uyarınca alıcı, ayıbın anlaşıldığı zaman dilerse fesih hakkını kullanır, dilerse bedel indirimi isteyebilir. Davaya konu dairenin gizli ayıplı olduğu gerek tespit raporu gerekse mahkemece yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporuyla sabit olduğuna göre mahkemece, davacının öncelikli talebi olan fesih isteminin değerlendirilerek hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olduğu…”gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:Dava ayıp nedeniyle taşınmaz satım sözleşmesinden dönme, olmadığı takdirde bedelden indirim yapılması ile maddi ve manevi tazminat isteklerine ilişkindir.Davacı vekili davalının Üsküdar’da bizzat kullandığı zemin kat daireyi 30.06.2010 tarihinde 102.000,00-TL bedel karşılığında müvekkili davacıya sattığını, meskenin 05.08.2010 tarihinde teslim edildiğini, müvekkilinin sözleşme öncesi görüşmeler sırasında davalıya dairede rutubet olup olmadığını sorduğunu, davalının uzun yıllar dairede bizzat oturduğunu, herhangi bir rutubet veya su basma olayının söz konusu olmadığını beyan ve taahhüt ettiğini, ancak ilk yağmurda daire duvarlarının yağmur sularından nem aldığını ve boyalarının kabardığını, müvekkilinin durumu davalıya bildirildiğini ancak davalının yapacak bir şey olmadığını söylediğini, bu durumun Üsküdar l. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/101 D.İş dosyası ile tespit edildiğini, bilirkişinin hasar ve zararın gizli ayıptan kaynaklandığını; onarım bedelinin 25.000,00-TL, giderilme süresinin 2,5 ay olarak belirlendiğini beyanla 30.06.2010 tarihli satış sözleşmesinin feshi ile satış bedelinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkiline iadesine veya tespit dosyasında bilirkişinin belirlediği miktardan az olmamak üzere hakkaniyet ölçüleri dahilinde belirli miktarın satış bedelinden tenziline, maddi ve manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili müvekkilinin taşınmazda teyzesi, eşi ve iki çocuğu ile birlikte 2,5 yıl oturduğunu, bağımsız bölümün 35 yıl önceki inşaat şart ve tekniğine göre inşa edilmiş binanın yarı bodrum kat dairesi olduğunu, dairenin emlak komisyoncusu aracılığıyla satış arz edildiğini, alıcı davacının daireyi üç kez gezdiğini ve kendisinden hiçbir hususun gizlenmediğini, davacının satıştan bir gün önce daireyi boyatarak taşındığını, taşınmazın bodrum kat oluşu, dış duvarlarının toprakla temas etmesi, koruyucu drenaj ve duvar mantolamasının bulunmamasının gizli veya açık ayıp hükmünde değerlendirilemeyeceğini, alıcının bu konumdaki taşınmazı bilerek ve görerek aldığını, davacının yaşadığı sorunun tamamı ile kat mülkiyeti çerçevesinde çözüme kavuşturulacak bir sorun olduğunu, dairenin iç mekânı ile ilgili bir sorun olmadığını, ortak alan sayılan dış duvarların su yalıtımının apartman yönetimi veya kat malikleri kurulunun kararı ile yapılabileceğini, sorumluluğun arsa payına göre olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece dava konusu dairenin çok eski bir binanın bodrum katı olduğu, böyle bir taşınmazın satın alınmasında alıcının binanın nem alabileceğini, sel basabileceğini ülkemiz şartlarında düşünüp öngörmesi gerektiği, davalının davacıyı satın almadan önce yanıltıp kandırdığına ilişkin yeterli kanıtlar sunulmadığı, tanıkların davacının çok yakınları olması nedeniyle beyanlarının yeterli kanıt oluşturmadığı, aksine beyanda bulunan davalı tanıklarının beyanları ile binanın konumu ve satış bedeli nazara alındığında satış işleminde iptali gerektirir bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçe ile bozulmuştur.Mahkemece önceki gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.Direnme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık satışa konu bağımsız bölümün gizli ayıplı olup olmadığı, ayıba karşı tekeffül hükümleri uyarınca davalının zarardan sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre davacının sözleşmeden dönme isteminin değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
    Uyuşmazlığa olay tarihinde yürürlükte olan (mülga) 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.Satım sözleşmesi Borçlar Kanununun 182. maddesinde “satım bir akittir ki onunla satıcı satılanın iltizam ettiği semen mukabilinde alıcıya teslim ve mülkiyeti ona nakleylemek borcunu tahammül eder” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı bir aslı edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır.Bu noktada uyuşmazlığın temelinde oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 194. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “ Satıcı alıcıya karşı satılanın zikir ve vaadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir surette tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir. Satıcı , bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan mesuldür.” denilmektedir.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifadeyle bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüştlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır. (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise; malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk başta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıpla, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değil ise ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (DOMANİÇ, H.:Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155;YAVUZ, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107;KARAKAŞ, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankara 2006, s.172). Eğer alıcı iğfal edilmiş yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunu öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 200. maddesine (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 225. maddesine ) göre, alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.
    Ayıba ilişkin bu genel açıklamalardan sonra hemen belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da “ayıba karşı tekeffül” denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcıya Borçlar Kanunu’nun 202 ve 203. maddelerinde seçimlik haklar tanınmıştır. Buna göre alıcı sözleşmeden dönebileceği gibi semenin indirilmesini ya da malın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini de isteyebilir. Tüketicinin korunmasına ilişkin düzenlemeler de alıcının malın onarılmasını isteme hakkına sahip olduğu da benimsenmiştir ( 6502 s. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.11/c).Ayıba karşı tekeffüle ilişkin kuralların uygulanabilmesi için satıcının kusurlu olması şart değildir. Gerçekten de Borçlar Kanunu’nun 194 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre satıcı, ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.Alıcı ihbar külfetini yerine getirmişse artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.Somut olaya gelince; davacı, yanlar arasında yapılan taşınmaz satış sözleşmesi konusu bağımsız bölümde sonradan ortaya “gizli ayıplar” çıktığını ileri sürerek öncelikle satış sözleşmesinden döndüğünü bildirmiştir. Dava konusu bağımsız bölümün gizli ayıplı olduğu delil tespiti dosyasına sunulan bilirkişi raporu ve mahkemece yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporuyla sabittir. Davacı da gizli ayıp nedeniyle Borçlar Kanunu’nun 202 inci maddesinden kaynaklanan seçim hakkını sözleşmeden dönme yolunda kullanmıştır. Hal böyle olunca mahkemece, davacının öncelikli talebi olan dönme isteminin değerlendirilerek hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken gizli ayıptan davalının sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
    O halde belirtilen bu maddi ve yasal olgular gözetildiğinde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 29.03.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.

  • Sanık Müdafisinin Vekaletnamesinde HAGB ‘yi Kabul Etmediğine Dair ÖZEL YETKİ Gerekir

    Sanık Müdafisinin Vekaletnamesinde HAGB ‘yi Kabul Etmediğine Dair ÖZEL YETKİ Gerekir

    Sanık Müdafisinin Vekaletnamesinde HAGB ‘yi Kabul Etmediğine Dair ÖZEL YETKİ GerekirÖzet : “sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanının niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı bir hak ve yetki olması, bu nedenle ancak vekâletnamede bu hususta özel bir yetkinin bulunması hâlinde sanık müdafisi tarafından bu hak ve yetkinin kullanılabilmesi, uyuşmazlık konusu olayda müdafiye verilen vekâletnamede sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etme konusunda yetki bulunmasına rağmen anılan bu kurumun uygulanmasını kabul etmeme konusunda müdafinin yetkilendirilmemesi, şahsa sıkı sıkıya bağlı haklarda hakkın devredilemeyeceğine dair kurala ancak yasal düzenleme ile istisna getirilmesi mümkün olup, CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinde müdafinin değil sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğinin düzenlenmesi ve aynı Kanun’da, duruşmalarda sanığı temsil eden sanık müdafisinin sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğine dair beyanda bulunabileceğine ilişkin bir usul kuralının yer almaması karşısında, müdafinin, sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanda bulunamayacağı ve söz konusu beyanın bizzat sanık ya da bu konuda açıkça yetkilendirilen müdafi tarafından verilebileceği sonucuna ulaşılmalıdır.”
    YargıtayCeza Genel Kurulu
    Esas : 2015/225Karar : 2019/616Karar Tarihi : 22.10.2019
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye CezaSayısı : 722-999 Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık …’nin TCK’nın 85/1, 62, 50/4 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 12.100 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.12.2012 tarihli ve 722-999 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 09.07.2014 tarih ve 23236-16921 sayı ile;“Her ne kadar 6008 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik ile CMK’nın 231/6. fıkrasına eklenen cümle dikkate alınarak, mahkemece, sanığa, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep edip etmediği sorulmamış ise de, sanığın adli sicil belgesine göre, hakkında daha önce verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı mevcut olduğundan, tebliğnamede bu yönde bozma öneren görüşe iştirak edilmemiştir.” açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 15.11.2014 tarih ve 46701 sayı ile;“…28.06.2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle TCK’nın 72. maddesiyle CMK’nın 231/5. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesinden sonra gelmek üzere ‘Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.’ hükmü eklenmiştir.Anılan değişikliğin 6545 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlarda uygulanacağında kuşku bulunmamaktadır.Ancak, söz konusu hükmün 11.04.2010 tarihinde işlenen suç nedeniyle görülen kamu davasına konu somut olayda uygulama imkanı bulunmamaktadır. Bu itibarla sanığın hukuki durumunun, söz konusu kanunun yürürlük tarihinden önceki hâli ile 6008 sayılı Kanunla değişik CMK’nın 231/6. maddesindeki koşullar çerçevesinde değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.Bu husus nazara alınarak yapılan değerlendirmede ise; sanığın adli sicil kaydında görünen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın bir mahkûmiyet hükmü olmaması ve onun doğuracağı hukuki sonuçlara haiz bulunmadığı cihetle CMK’nın 231/6. maddesinde düzenlenen ‘Kasıtlı suçtan mahkum olmama’ kapsamında değerlendiremeyeceği ve bu suretle CMK’nın 31/5. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında bir kriter olarak kullanılamayacağı görülmektedir. Yerel Mahkemece yapılması gereken sanıktan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hakkında tatbikini kabul edip etmediğini sorup, kabul etmesi hâlinde CMK’nın 231/6. maddesinde sayılan koşulları karar yerinde yöntemine uygun şekilde tartıştıktan sonra sonucuna göre bir karar vermektir.Ancak sanık müdafisi müvekkili hakkındaki lehe hükümlerin tatbikini de talep ettiği hâlde, Yerel Mahkemece sanıktan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun tatbikini talep etmediği sorulmamış ve hüküm fıkrasında da ‘Sanık … müdafisinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediği’ şeklindeki dosya kapsamına uygun düşmeyen ve yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu uygulama dışı bırakmıştır.Hükmün temyizi üzerine Yüksek 12. Ceza Dairesince yapılan inceleme sonucu verilen 09.07.2014 tarihli ilamda; Yerel Mahkemece sanıktan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep edip etmediğini sorulmaması şeklindeki hukuka aykırılık tespit olunmuş, ancak sanığın adli sicil kaydından anlaşılan hakkında daha önceden verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı mevcut olduğundan bahisle tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiş, neticeten anılan hukuka aykırılığı bozma nedeni olarak görülmemiştir.Ancak yukarıda arz ve izah olunduğu şekilde, 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesinin yürürlük tarihinden önceki dönemde işlenen suç ile ilgili olarak, sanık hakkında evvelce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kamu davasına konu olayla ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına usulen ve hukuken bir engel teşkil etmemekte ve bu itibarla suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunla getirilen değişikliğin sanık aleyhine yorumlanmasında hukuka uygunluk bulunmadığı değerlendirilmektedir.Yine diğer yandan, kamu davasına konu suç, sanığın adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın denetim süresinde işlenmediği gibi işlenen suçun taksirli bir suç olması nedeniyle anılan kanun değişikliğinin ‘Denetim süresinde kasıtlı suç işlenmesi’ koşulunun da dışında kalmaktadır. Bu itibarla öncelikle kanunun yürürlük tarihi itibariyle, sonrasında da kanunun kapsamı itibariyle 6545 sayılı Kanunla değişik CMK’nın 231/8. maddesinin sanık hakkında tatbiki imkanı bulunmamaktadır.Anılan bu nedenlerle, Yüksek 12. Ceza Dairesince, Yerel Mahkemece kurulan hükme ilişkin olarak ‘6008 sayılı Kanunla değişik CMK’nın 231/6. maddesi gereğince sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep edip etmediği sorulup, CMK’nın 231/6. maddesinde sayılan koşulların yöntemine uygun şekilde karar yerinde tartışılıp irdelenmesinden sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, sanık … müdafisinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediği şeklindeki isabetsiz gerekçeyle karar verildiğinden bahisle hükmün bozulması gerektiği,” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince, 10.12.2014 tarih ve 21016-25229 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık … hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar itiraz merciince itirazın reddine karar verilmek suretiyle, sanık … hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar itiraz edilmeksizin, sanık … hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen beraat kararı ise temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;1- Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, sanığın adli sicil kaydında bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, yargılamaya konu suç tarihi itibarıyla sanık hakkında yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel olup olmadığı,2- Sanık müdafisinin, 23.01.2012 tarihli vekâletnameyle “CMK gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve ertelenmesini talep etmeye” ilişkin olarak yetkilendirilmesine karşın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeyeceğine dair bir yetkisinin bulunmaması hâlinde, sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanda bulunup bulunamayacağı,Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.İncelenen dosya kapsamından;Sanık hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan TCK’nın 85/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,Sanığın, 23.01.2012 tarihli vekâletnameyle kendisine Av. …’i müdafi olarak tayin ettiği, söz konusu vekâletnamede adı geçen müdafinin sanık adına “CMK gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve ertelenmesini talep etmeye” ilişkin olarak yetkilendirildiği ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeyeceğine dair bir yetkisinin bulunmadığı,Yerel Mahkemece, sanığın katılmadığı 13.11.2012 tarihli oturum ile hükmün açıklandığı 18.12.2012 tarihli son oturumda sanık müdafisine CMK’nın 231. maddesine 22.07.2010 kabul tarihli 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile eklenen “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” düzenlemesi uyarınca; sanığın yargılandığı suçtan dolayı mahkûmiyet hükmü kurulduğu takdirde hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmünün uygulanmasını talep edip etmediğinin sorulduğu, sanık müdafisinin her iki oturumda da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının uygulanmasını kabul etmediklerini beyan ettiği, yargılamanın sonunda “Sanık … müdafi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediğinden CMK 231/6-son maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığı” biçimindeki açıklamayla sanık hakkında CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği,Dosya içerisinde bulunan adli sicil ve arşiv kaydına göre; sanık hakkında Gölcük Sulh Ceza Mahkemesince tehdit suçundan verilen 3.000 TL adli para cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve bu kararın 12.12.2011 tarihinde kesinleştiği,Anlaşılmaktadır.Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuyla ilgili temel bazı bilgilerin verilmesi ile kurumun uygulanma şartları üzerinde durulması gerekmektedir.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralarıyla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 25.07.2010 tarihli ve 27650 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 22.07.2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez” cümlesi, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiştir.5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;1) Suça ilişkin olarak;a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,2) Sanığa ilişkin olarak;a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıklandığı gibi; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Görüldüğü gibi, maddi ceza hukukuna ilişkin doğurduğu sonuçlar sebebiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun bu boyutu yönüyle kıyas yoluna gidilmesi mümkün değildir.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK’nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusu bakımından “Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması” şartının nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği ile sanık müdafisinin sanık adına bu yönde bir beyanda bulunup bulunamayacağı hususunun ayrıca ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hâkim tarafından her olayda resen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime imkân verecek biçimde kararda gösterilmelidir.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için; objektif koşulların gerçekleşmesi ile birlikte “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmasına” ilişkin takdire dayanan subjektif koşulunda gerçekleşmesi gerekmektedir.6008 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinin sonuna “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” cümlesi eklenmiş olup, Kanun koyucu bu değişikliğin gerekçesini “…Uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesiyle yargı yoluna müracaat hâlinde beraat edeceğini düşünen sanığın bu hakkı elinden alınmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları itiraza tabi olup; uygulamada itiraz mercii kararları şeklen incelemektedir. Her iki durumda da sanığın suçsuzluğunu ispat amacıyla kararı temyiz incelemesine götürmesi mümkün değildir. Bu sebeple sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı olduğunu beyan etme ve dolayısıyla temyiz mahkemesinde beraat etme hakkının elinden alınmaması düşüncesiyle anılan hükmü ihdas eden madde eklenmiştir.” şeklinde açıklamıştır. Bu bağlamda, suça ve sanığa ilişkin diğer şartlar gerçekleşmiş olsa dahi sanığın kabul etmediğine dair beyanının olması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecektir.5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (c) bendinin son cümlesinde “Sanığın kabul etmemesi” ibaresine yer verildiğinden, madde metnindeki cümlenin lafzından kanun koyucunun “olumsuz bir şart” getirdiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasını değil uygulanmamasını şarta bağladığı, açıkça reddetmediği durumlarda sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini kabul edip etmediği hususunda susması veya açıkça reddettiğine dair bir cevap vermemesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecektir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.12.2010 tarihli ve 234-252 sayılı kararında sanığın, açıkça kabul etmeme yönünde irade beyan etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği ifade edilmiştir.Bu kapsamda; öncelikle hazır bulunan sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun anlam ve sonuçları hakkında bilgilendirilmesi, bu husustaki iradesinin belirlenmesi bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini isteyip istemediğinin sanıktan sorulması ve kabul edip etmediğine ilişkin yapılan açıklamanın duruşma tutanağına geçirilmesi gerekli olup açıkça hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini kabul etmediğine dair beyanda bulunmayan sanık hakkında, diğer şartların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi mümkündür.Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanı niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı bir hak ve yetkidir. Şahsa sıkı surette bağlı haklar kanunda tek tek sayılmamakla birlikte genel olarak öğretide, kişinin sadece kendisinin kullanabileceği, başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklar olarak açıklanmaktadır. Evlenme, nişanlanma, nişanı bozma, evlat edinilmeye razı olma ve şikâyetten vazgeçme gibi bu tür haklar insanın kişiliğini yakından ilgilendirdiğinden, bunların kullanılmasına karar verme yetkisi başkasına bırakılmamıştır. Ancak, Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre, vekil aracılığıyla kullanılabilen şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar ancak vekâletnamede bu hususta özel bir yetkinin bulunması hâlinde vekil tarafından kullanılabilir. Bu hakların vekil aracılığı ile kullanıldığı hâllerde ya bu hususta avukata verilmiş özel bir yetki bulunmalı ya da bu yetki bulunmaksızın avukat tarafından gerçekleştirilen işleme hak sahibi sonradan izin vermelidir.Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediği yönündeki beyan hakkı tıpkı ifade ve sorgu gibi şahsi bir haktır ve sanık tarafından kullanılmalıdır. Sanık müdafisi nasıl ki temsilcisi olduğundan bahisle sanığın yerine sorgulanamaz ise sanığın yerine hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanda da bulunamaz. CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinin “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” şeklindeki düzenleme ve aynı Kanun’da, duruşmalarda sanığı temsil eden sanık müdafisinin sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğine dair beyanda bulunabileceğine ilişkin bir usul kuralının yer almaması, kanun koyucunun hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeme yetkisini münhasıran sanığa vermesinin bilinçli bir tercih olduğunu göstermektedir. CMK’nın 226/4. maddesinde ek savunma hakkına ilişkin olarak müdafisinin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanacağını kabul eden kanun koyucu, sanık müdafisin de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanda bulunabileceğine ilişkin olarak benzer bir düzenleme yapma imkanına sahipken bu yola başvurmamak suretiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının kabul etmeme hakkının sanığa ait olduğunu belirtmiştir.Ceza muhakemesi hukukunda kural olarak kıyas yapılabilmesi mümkün ise de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin bir sonucu olarak hak ve özgürlükleri sınırlayıcı hükümler ile yalnızca belli kişi veya durumlar için öngörülen istisnai nitelikteki hükümlerin uygulanmasında kıyas veya kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorum yapılamaz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeme de yalnızca sanığa tanınan şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardan olup vekâletnamede buna ilişkin özel yetki bulunmadığı sürece söz konusu hakkın kullanılması müdafiye devredilemez. Zira şahsa sıkı sıkıya bağlı haklarda hakkın devredilemeyeceğine dair kurala ancak yasal düzenleme ile istisna getirilmesi mümkündür.Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan hakkında kamu davası açılan sanığın, 23.01.2012 tarihli vekâletnameyle kendisine Av. …’i müdafi olarak tayin ettiği, söz konusu vekâletnamede adı geçen müdafinin “CMK gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve ertelenmesini talep etmeye” ilişkin olarak yetkilendirildiği, ancak müdafinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeme konusunda bir yetkisinin bulunmadığı, Yerel Mahkemece, sanığın katılmadığı 13.11.2012 tarihli oturumda ve hükmün açıklandığı 18.12.2012 tarihli son oturumda sanık müdafisine sanığın yargılandığı suçtan dolayı mahkûmiyet hükmü kurulduğu takdirde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasını talep edip etmediğinin sorulduğu, sanık müdafisinin her iki oturumda da anılan kurumun uygulanmasını kabul etmediklerini belirtmesi üzerine, yargılamanın sonunda “Sanık … müdafi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediğinden CMK 231/6-son maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığı” gerekçesiyle sanık hakkında CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmış olup,Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suçtan mahkûm olması nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle sanığın adli sicilinde bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kaydın, inceleme konusu dosyada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yasal engel oluşturmayacağı kabul edilmelidir.Diğer taraftan, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanının niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı bir hak ve yetki olması, bu nedenle ancak vekâletnamede bu hususta özel bir yetkinin bulunması hâlinde sanık müdafisi tarafından bu hak ve yetkinin kullanılabilmesi, uyuşmazlık konusu olayda müdafiye verilen vekâletnamede sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etme konusunda yetki bulunmasına rağmen anılan bu kurumun uygulanmasını kabul etmeme konusunda müdafinin yetkilendirilmemesi, şahsa sıkı sıkıya bağlı haklarda hakkın devredilemeyeceğine dair kurala ancak yasal düzenleme ile istisna getirilmesi mümkün olup, CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinde müdafinin değil sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğinin düzenlenmesi ve aynı Kanun’da, duruşmalarda sanığı temsil eden sanık müdafisinin sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğine dair beyanda bulunabileceğine ilişkin bir usul kuralının yer almaması karşısında, müdafinin, sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanda bulunamayacağı ve söz konusu beyanın bizzat sanık ya da bu konuda açıkça yetkilendirilen müdafi tarafından verilebileceği sonucuna ulaşılmalıdır.Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık bakımından bakımından KABULÜNE,2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 09.07.2014 tarihli ve 23236-16921 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,3- Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.12.2012 tarihli ve 722-999 sayılı hükmünün; denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suçtan mahkûm olması nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle sanığın adli sicilinde bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kaydın, inceleme konusu dosyada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yasal engel oluşturmadığı ve 23.01.2012 tarihli vekâletnameyle “CMK gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve ertelenmesini talep etmeye” ilişkin olarak yetkilendirilmesine karşın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeyeceğine dair bir yetkisi bulunmayan sanık müdafisinin sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanda bulunamayacağı, söz konusu beyanın bizzat sanık ya da bu konuda açıkça yetkilendirilen müdafi tarafından verilebileceğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.10.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

  • Sanığın Kendisine Ait Danayı Ormanda Başıboş Bırakması Sonucu Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden Olması

    Sanığın Kendisine Ait Danayı Ormanda Başıboş Bırakması Sonucu Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden Olması

    Sanığın Kendisine Ait Danayı Ormanda Başıboş Bırakması Sonucu Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden OlmasıYargıtay9. Ceza Dairesi
    Esas : 2008/1245Karar : 2008/7347Karar Tarihi : 4.6.2008
    • HAYVANIN SERBEST BIRAKILMASI ( Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden Olduğu – Eylemin Taksirle Öldürme Suçu Kapsamında Değerlendirilerek Yargılamanın Yetkili Asliye Ceza Mahkemesince Yapılacağı )• TAKSİRLE ÖLDÜRME ( Sanığın Kendisine Ait Danayı Ormanda Başıboş Bırakması Sonucu Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden Olduğu Olayda Yargılamanın Asliye Ceza Mahkemesince Yapılacağı )• GÖREV ( Tehlike Yaratacak Hayvanı Serbest Bırakmak – Hayvanın Olay Günü Müteveffaya Vurarak Ölümüne Neden Olduğu Olayda Eylemin Taksirle Öldürme Suçu Kapsamında Değerlendirilip Yargılamanın Asliye Ceza Mahkemesince Yapılacağı )5237/m.22, 85, 177
    ÖZET : Sanığın kendisine ait danayı ormanda başıboş bırakması sonucu hayvanın olay günü müteveffaya vurarak ölümüne neden olduğu olayda, eylemin taksirle öldürme suçu kapsamında değerlendirilerek yargılamanın yetkili asliye ceza mahkemesince yapılması gerekir.
    DAVA : Tehlike yaratacak hayvanı serbest bırakmak suçundan sanık Hüseyinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 177, 62/1. maddeleri uyarınca 100.00 Yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair, ( Havran Sulh Ceza Mahkemesi )’nin 09.04.2007 tarihli ve 2005/170 esas, 2007/81 sayılı kararı ile ilgili olarak;Sanığın kendisine ait danayı ormanda başıboş bırakması sonucunda, hayvanın olay günü müteveffaya vurarak ölümüne neden olduğu, sanığın bu sebeple bakımı ve gözetimi altında bulunan hayvanın muhafazasında ihmal gösterdiği, böylece üzerine atılı suçu sübut bulduğundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 177. maddesinden cezalandırılmasına karar verildiği,Ancak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 177. maddesinin gerekçesinde; “Suç, kişinin gözetimi altında bulunan hayvanın başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakması ile ya da bunların kontrol altına alınmasında ihmal göstermesi ile tamamlanır. Gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişinin, bu fiillerinden dolayı bir zarar meydana gelirse; fiilin sebebiyet verdiği netice açısından kast veya taksirine göre cezalandırılacaktır.” şeklinde ifade edildiği anlaşılmakla,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 177. maddesinin, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki karşılığının 563. maddesi olmasına göre, tanımlanan suçun tehlike suçu olduğu belirtilmesi karşısında, ilgili maddede, bu gibi hayvanların bir zarar meydana getirmesi şartı aranmadığı, bu itibarla bir zarar meydana gelmesi durumunda, eylemin vasıf değiştireceği,Sanığın söz konusu eyleminin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 177. maddesinde tanımı yapılan suçu aşarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde tanımlanan taksirle öldürme suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu halde Havran Sulh Ceza Mahkemesi’nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85 ve 22. maddeleri uyarınca taksirle öldürme suçundan yargılaması yapılmak üzere görevsizlik kararı vererek dosyanın Havran Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı’nın 03.10.2007 gün ve 50087 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen Yargıtay C.Başsavcılığı’nın 31.10.2007 gün ve 2007/219751 sayılı tebliğnamesi ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla dosya incelenerek gereği düşünüldü:
    KARAR VE SONUÇ : Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği, incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Havran Sulh Ceza Mahkemesi’nin 09.04.2007 tarih ve 2005/170 E., 2007/81 K. sayılı kararının CMUK’nın 309. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), müüteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay C.Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 04.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • SANIĞIN KAÇMASI VE SABIKASI CEZALANDIRMAK İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR

    SANIĞIN KAÇMASI VE SABIKASI CEZALANDIRMAK İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR

    SANIĞIN KAÇMASI VE SABIKASI CEZALANDIRMAK İÇİN YETERLİ DEĞİLDİRGaziantepBölge Adliye Mahkemesi5. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/1Karar : 2016/2Karar Tarihi : 21.9.2016
    • UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMAK (Sanıkda Ele Geçirilen Miktarın Bir Kişinin Yıllık Kullanım Sınırları Dahilinde Az Olduğu – Geçmiş Sabıkasının Ticari Amaçla Hareket Ettiğinin Delili Sayılamayacağı/Kaçmasının ve Suçlamayı Kabul Etmemesinin Eylemini Değil İkrarda Bulunmamasını Cezalandırmak Anlamında Bir Uygulamaya Yol Açabileceği)• SABIKANIN YENİ OLAYDA DELİL SAYILAMAYACAĞI (Uyuşturucu Madde Ticareti Yapmak – Sanığın Kaçmasının ve Suçlamayı Kabul Etmemesinin Eylemini Değil İkrarda Bulunmamasını Cezalandırmak Anlamında Bir Uygulamaya Yol Açabileceği/Sanıkda Ele Geçirilen Miktarın Bir Kişinin Yıllık Kullanım Sınırları Dahilinde Az Olduğu/Mahkumiyete Yeter Kesin ve İnandırıcı Delil Olmadığı)
    • KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMA (Sanıkda Ele Geçirilen Miktarın Bir Kişinin Yıllık Kullanım Sınırları Dahilinde Az Olduğu – Kaçmasının ve Suçlamayı Kabul Etmemesinin Eylemini Değil İkrarda Bulunmamasını Cezalandırmak Anlamında Bir Uygulamaya Yol Açabileceği/Geçmiş Sabıkasının Ticari Amaçla Hareket Ettiğinin Delili Sayılamayacağı)5237/m.188/3, 4-b
    ÖZET : Sanıktan ele geçirilen uyuşturucu maddenin miktarı, bir kişinin yıllık kullanım sınırları dahilinde azdır. Sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair, fiziki ve teknik bir takip olmadığı gibi ayrıca uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair fiili bir durum tespiti de yoktur. Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenmiş rapordan idrarında cannabinoid ve anfetamin bulunduğu saptandığı için hakkında ayrıca kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan soruşturma yürütülen sanığın, geçmiş sabıkasının somut olayda da ticari amaçla hareket ettiğinin delili sayılamaz.
    Tüm cezalardan kurtulmak amacıyla kaçmasının ve suçlamayı kabul etmemesinin asıl eylemini değil, ikrarda bulunmamasını cezalandırmak anlamında bir uygulamaya yol açabileceği tüm dosya kapsamından tespit edilmiş olmakla, sanığın eyleminin esasen kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçunu oluşturduğu, ancak soruşturma aşamasında olay günü sanığın idrarında tespit edilen uyuşturucu madde nedeniyle sanık hakkında kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan dolayı dosyanın tefrik edilip bu suçtan dolayı ayrı bir soruşturmanın sanık hakkında yapılmış olduğu da nazara alınarak, sanık hakkında atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu işlediğine ve savunmasının aksini ispatlar her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeter, kesin ve inandırıcı delil olmadığından sanığın yüklenen suçu işlediğinin sabit olmaması sebebiyle beraatına karar verilmesi gerekir.
    DAVA VE KARAR : Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen hükme karşı sanık müdafii tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dairemizce yapılan açık yargılama sonucunda;
    İDDİA : Elazığ C.Başsavcılığı’nın 23.06.2016 tarihli 2016/8906 soruşturma 2016/2913 Esas sayılı iddianamesiyle sanık E. H. hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan TCK’nun 188/3., 188/4-b., 63., 53., 54., 58. maddeleri gereğince cezalandırılması için Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne kamu davası açılmıştır.
    Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi Hükmü: Sanık E.H.’in üzerine atılı bulunan uyuşturucu madde ticareti suçu sabit görülerek eylemine uyan 6545 sayılı yasa ile değişik TCK’nun 188/3., 188/4-b., 62., 52/2., 53/1., 58/6., 63., 54., maddelerinin uygulanması suretiyle 12 yıl 6 ay hapis ve 1.500 TL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, verilen adli para cezasının 15 eşit taksitte ödenmesine, TCK’nun 53. maddesi uyarınca hak mahrumiyetine, suça konu uyuşturucu maddenin müsaderesine, karar verilmiştir.
    SAVUNMA : Sanığın soruşturma aşamasında kollukta ve sorguda alınan savunmalarında mahkemedeki savunmalarını teyit eder nitelikte beyanda bulunmuştur.
    İlk derece mahkemesinde alınan savunmasında: “Ben cezaevinde yattım, tahliye oldum, 50 TL. karşılığında bir satıcıdan bunu 3 fişek olarak aldım, Polisler beni gördüler, silah çekip bine gazı sıktılar, bende kaçmak zorunda kaldım. Ben tahliye olduktan 3 gün sonra bu uyuşturucu maddeyi aldım. Ben 3 günde 200 TL para kazandım. Sonra abimin arkadaşından da 50 TL. para aldım. Ben içiciyim, pişmanım tedavi görmek istiyorum.” şeklinde savunmada bulunmuştur.
    DELİLLER : İddia, sanım savunması, tutanak mümzii O. A.’ın beyanı, 12.06.2016 tarihli olay yakalama muhafaza altına alma teslim tutanağı, 2016/1521, 2016/1675 sayılı emanet eşya makbuzları, Elazığ Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü Parmak İzi Geliştirme Laboratuarı Büro Amirliği’nin 20.06.2016 tarih 2016/467 sayılı ekspertiz raporu, Elazığ Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü Kimlik Tespit Büro Amirliği’nin 23/06/2016 tarih 2016/561 sayılı ekspertiz raporu, kolluk güçleri tarafından tutulan 12/06/2016 tarihli tutanak, Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığı’nın 30/06/2016 tarih 2016/1558/1089/323 sayılı suça konu uyuşturucu maddeye ait rapor, üst arama tutanağı, Sanığa ait doktor raporu, ön inceleme ve tartı tutanağı, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı.
    İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDA MÜTALAA : Sanık hakkında her ne kadar uyuşturucu ticareti yapmak suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş ise de, tüm dosya kapsamından ve ele geçirilen uyuşturucu madde miktarından eylem satışa yönelik olmayıp, kullanmaya yönelik olduğunun kabulünün gerektiği, bu suretle sanığın üzerine atılı uyuşturucu ticareti suçunu işlemediği anlaşıldığından, atılı suçtan beraatına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunmuştur.
    DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Olay günü Elazığ Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin Kazım Karabekir Lisesi bahçesi içerisinde yaptıkları kontrolde sanığın polisleri görmesi üzerine kaçmaya başladığı, sanığın kaçmaya devam etmesi üzerine Sanayi Mah. Mevlana caddesi üzerinde cebinden çıkardığı beyaz kâğıda sarılı vaziyette bir şeyler yere attığının görüldüğü, sanığın yakalandığı ve üzerinde yapılan aramada eşofman sağ cebinde beyaz çizgili defter kâğıdına sarılı suça konu esrar maddesinin ele geçirildiği, sanığın kaçmış olduğu güzergâhta yapılan aramada beyaz defter kağıdına sarılı 2 adet fişek tabir edilen esrar maddesi ele geçirildiğinden bahisle sanık E.H. hakkında atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan cezalandırılması için Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne kamu davası açıldığı, Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu sanığın uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan TCK’nun 188/3., 188/4-b., 62., 52/2., 53., 63. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
    Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; sanık tüm aşamalarında alınan savunma ve beyanlarında uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, ele geçen uyuşturucu maddeyi kullanmak için bulundurduğunu beyan etmiştir. Sanıktan ele geçirilen uyuşturucu maddenin miktarı, bir kişinin yıllık kullanım sınırları dahilinde az olması, sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair, fiziki ve teknik bir takibin olmaması, ayrıca uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair fiili bir durum tespitinin de olmaması, aşamalardaki savunmalarında; kullanım sınırları içinde kalan miktardaki esrarı içmek için satın aldığını ifade eden ve bu savunmasını doğrular nitelikte dosyada mevcut Malatya Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenmiş 12.06.2016 tarihli rapordan idrarında cannabinoid ve anfetamin bulunduğu saptandığı için hakkında ayrıca kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan soruşturma yürütülen sanığın, geçmiş sabıkasının somut olayda da ticari amaçla hareket ettiğinin delili sayılamayacağı, savunmasının aksine, ele geçirilen üç parçadan ibaret net 2 gram 260 miligram esrarı kullanma dışında bir amaçla bulundurduğuna ilişkin kuşku sınırlarını aşacak derecede yeterli delil bulunmadığı, tüm cezalardan kurtulmak amacıyla kaçmasının ve suçlamayı kabul etmemesinin asıl eylemini değil, ikrarda bulunmamasını cezalandırmak anlamında bir uygulamaya yol açabileceği tüm dosya kapsamından tespit edilmiş olmakla, sanığın eyleminin esasen kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçunu oluşturduğu, ancak soruşturma aşamasında olay günü sanığın idrarında tespit edilen uyuşturucu madde nedeniyle sanık hakkında kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan dolayı dosyanın tefrik edilip bu suçtan dolayı ayrı bir soruşturmanın sanık hakkında yapılmış olduğu da nazara alınarak, sanık hakkında atılı suçtan açılan kamu davasında sanığın üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu işlediğine ve savunmasının aksini ispatlar her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeter, kesin ve inandırıcı delil olmadığından sanığın yüklenen suçu işlediğinin sabit olmaması sebebiyle beraatına ve Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/280-332 karar sayılı 11.08.2016 tarihli sanığın uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan mahkumiyetine dair usul ve yasaya aykırı olan kararının tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
    SONUÇ : Açıklanan gerekçelerle;
    A-) Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/280 Esas 2016/332 Karar sayılı 11.08.2016 tarihli, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan verilen mahkumiyet kararının tüm sonuçlarıyla ORTADAN KALDIRILMASINA,
    B-) 1-) Sanık hakkında atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan açılan kamu davasının, sanığın yüklenen suçu işlediğinin sabit olmaması sebebiyle CMK 223/2-e maddesi gereğince sanığın BERAATINA,
    2-) Elazığ Adli Emaneti’nin 2016/1521 sırasında kayıtlı bulunan sanıktan elde edilen uyuşturucu madde ve materyalleri ile Malatya Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğü’nde bulunan şahit numunenin bizzati suç teşkil etmesi nedeniyle TCK’nun 54. maddesi gereğince MÜSADERESİNE, karar kesinleştiğinde kararın bir suretinin Malatya Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğü’ne gönderilmesine, aynı emanette kayıtlı bulunan sanıktan elde edilen paraların, suçtan elde edildiği kesin delille sabit olmadığından sanığa iadesine,
    3-) Elazığ Adli Emaneti’nin 2016/1675 sırasında kayıtlı bulunan 3 adet beyaz renkli çizgili kağıt parçasının karar kesinleştiğinde imhasına,
    4-) Yapılan yargılama giderlerinin kamu üzerine bırakılmasına,
    Dair iddia makamının ifadesine uygun, sanık müdafiinin yüzüne karşı, Cumhuriyet Savcısının huzurunda CMK’nun 33. maddesine uygun olarak verilen karar duruşma zaptına geçen hüküm fırkası okundu, gerekçesi ana hatlarıyla anlatıldı, bu karara karşı sanık müdafiinin tefhimden itibaren 7 gün içerisinde mahkememize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere katibe beyanda bulunmak suretiyle CMK’nun 272, 273. maddelerinde belirtilen temyiz yoluna başvurulabileceğine dair, 21.09.2016 tarihinde oybirliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.

  • SADECE ÖZGÜRLÜĞÜ BAĞLAYICI CEZALARIN MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİNE GÖRE ÇEKTİRİLMESİNİN MÜMKÜN OLDUĞU, ADLİ PARA CEZALARINA KARŞI BİR DÜZENLEME OLMADIĞI

    SADECE ÖZGÜRLÜĞÜ BAĞLAYICI CEZALARIN MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİNE GÖRE ÇEKTİRİLMESİNİN MÜMKÜN OLDUĞU, ADLİ PARA CEZALARINA KARŞI BİR DÜZENLEME OLMADIĞI

    SADECE ÖZGÜRLÜĞÜ BAĞLAYICI CEZALARIN MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİNE GÖRE ÇEKTİRİLMESİNİN MÜMKÜN OLDUĞU, ADLİ PARA CEZALARINA KARŞI BİR DÜZENLEME OLMADIĞIYargıtay3. Ceza Dairesi
    Esas : 2017/3550Karar : 2017/6989Karar Tarihi : 24.05.2017
    Kasten yaralama suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 2.000,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, anılan Kanun’un 58. maddesi uyarınca cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göreçektirilmesine dair Nizip 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve 2015/787 esas, 2016/795 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı’nın 09.04.2017 tarih ve 2017/3033 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 18.04.2017 tarih ve 2017/23912 sayılı tebliğ namesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.Mezkur ihbarnamede;Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 22/03/2007 tarihli ve 2006/10559 esas, 2007/4396 sayılı ilamında da belirtildiği gibi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 58, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106 ve 108. maddeleri birliktedeğerlendirildiğinde, sadece özgürlüğü bağlayıcı cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesinin mümkün olduğu, adli para cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine imkan sağlayan bir düzenlemeye yer verilmemesi karşısında, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.Gereği görüşülüp düşünüldü:Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Nizip 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve 2015/787 esas, 2016/795 sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nin 309/4.maddesinin (d) bendi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, hüküm fıkrasından TCK’nin 58. maddesi gereğince tekerrür uygulanmasına ilişkin parağrafın çıkartılmasına, infazın bu şekilde yapılmasına; dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ İNE; 24.05.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.

  • Hafta Tatili ( Pazar Çalışması ) Çalışmasının 7.5 Saati Aşması Halinde İşçiye Ödenecek Ücret

    Hafta Tatili ( Pazar Çalışması ) Çalışmasının 7.5 Saati Aşması Halinde İşçiye Ödenecek Ücret

    ÖZET :

    Fazla mesai ile hafta tatili birlikte istendiğinden haftalık 45 saati aşan fazla mesainin 6 gün üzerinden hesaplanması halinde hafta tatilinde 7.5 saati aşan miktarında fazla mesai hesabına eklenmesi gerekir.


    Yargıtay

    9. Hukuk Dairesi

    Esas : 2015/20613 Karar : 2018/13468

    DAVA TÜRÜ : ALACAK
    Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:


    YARGITAY KARARI

    Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili müvekkilinin, demirci ustası olarak aylık  davalı işyerinde çalıştığını, iş aktinin işveren tarafından haksız ve bildirimsiz feshedildiğini beyanla kıdem ve ihbar tazminatı, ücret, fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram-genel tatil, yıllık ücretli izin ve asgari geçim indirimi alacaklarının  davalı işverenden tahsilini talep ve dava etmiştir.

    Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili  davacının tazminat talep ettiği bazı tarihler arasında müvekkili şirketin çalışanı olmadığını, Eril İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile EGF İnşaat Mühendislik ve Ticaret A.Ş’nin sigortalı işçisi olduğunu,  müvekkili firmanın işçisi olmadığı dönem için müvekkili firmaya davanın açılmış olmasının davacının kötüniyeli olduğunu gösterdiğini, davacı ile belirli süreli iş sözleşmesi yapıldığını, süre sonunda sözleşmenin sona erdiğini, kaldı ki çalışma süresi 1 yılı doldurmadığından kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamadığını, eğer mevcut ise fazla mesai, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram – genel tatil ve asgari geçim indirimi ücretlerinin kendisine ödendiğini, müvekkili firmanın işçisi olarak çalışmadığı dönemler içinde bu alacak kalemlerini almış olması sebebiyle müvekkilini ibra ettiğini, davalı işyerindeki çalışma dönemi içinde çalışma saatlerinin hizmet sözleşmesi ile belirlendiğini, gerekli olması halinde fazla mesai yapıldığını ve karşılığının ödendiğini, tüm hak ve alacaklarını aldığını, savunarak  davanın reddini talep etmiştir.

    Masa başı Ofis Çalışanı Bilgisayar Freelance İşçi İş Kazası Tazminat Fazla Mesai Kıdem İhbar Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Yerel Mahkeme Kararının Özeti : Mahkemece toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Temyiz    : Kararı davacı ve davalı vekili  temyiz etmiştir.

    Gerekçe  :

    1. Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının  tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
    2. Fazla mesai ücretinin hesabı uyuşmazlık konusudur.
      Fazla mesai ile hafta tatili birlikte istendiğinden haftalık 45 saati aşan fazla mesainin 6 gün üzerinden hesaplanması halinde hafta tatilinde 7.5 saati aşan miktarında fazla mesai hesabına eklenmesi gerekir.
      Somut uyuşmazlıkta davacı haftanın 7 günü, ara dinlenme düşüldüğünde 9 saatten 63 saat çalışmaktadır. Hafta tatili 7.5 saat mahsup edildiğinde davacı 55,5 saat mesai yapmaktadır. 45 saat mahsup edildiğinde davacının haftalık fazla mesaisi 10.5 saattir. Mahkemece 10.5 saat üzerinden fazla mesai hesaplanması gerekirken fazla mesainin 9 saat üzerinden hüküm altına alınması hatalıdır.

    Sonuç : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 21.06.2018  tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • EŞİNİN AİLESİNİ İSTEMEMESİ VE EŞİNİ AİLESİNE KARŞI KORUMAMAK

    EŞİNİN AİLESİNİ İSTEMEMESİ VE EŞİNİ AİLESİNE KARŞI KORUMAMAK

    ÖZET:

    Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen davacı erkeğin kusurlu tutum ve davranışlarına göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.


    Yargıtay

    2.Hukuk Dairesi 

    Esas : 2016/ 25371 Karar : 2018 / 11453 Karar Tarihi : 18.10.2018


    ÖZET : Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen davacı erkeğin kusurlu tutum ve davranışlarına göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.


    Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
    Mahkemece, taraflar arasında davalının, eşinin ailesini istememesi, eşinin ailesine hakaret, eşine ve ailesine saygısızlık etmesi, davacının ise; kadını, ailesine karşı korumamak, ailesinin fiziksel şiddet ve hakaretlerini engellememek ve ailesinin davalıyı istememesi nedeni ile şiddetli geçimsizlik bulunduğu, evliliklerinin temelinden sarsıldığı, evliliklerinin korunmasında bir yarar kalmadığı gerekçesiyle, erkeğin davasının kabulüyle boşanmaya karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden mahkemece kadına yüklenen kusurlardan eşinin ailesine hakaret etmesi vakasına dava dilekçesinde davacı erkek tarafından dayanılmadığı, bu nedenle bu vakanın davalı kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, kadının erkeğe ve ailesine saygısızlık etmesine yönelik eyleminin ise davacı erkeğin ailesinin, kendisine yönelik şiddet hareketleri ve hakaretlerine tepkisel nitelikte olduğu ve bu vakıalarında kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen davacı erkeğin kusurlu tutum ve davranışlarına göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.


    Sonuç : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • BİLİŞİM YOLUYLA YASA DIŞI BAHİS OYNATILMASI

    BİLİŞİM YOLUYLA YASA DIŞI BAHİS OYNATILMASI

    BİLİŞİM YOLUYLA YASA DIŞI BAHİS OYNATILMASI

    Özet : Adli aramaların nasıl yapılacağı CMK 116 ve devamında ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nde düzenlemiştir. Arama işlemi için aranan makul şüphe kavramı CMK’nın 116 ve Yönetmenlik m. 6’da düzenlenmiştir. Makul şüphede, ihbar veya şikayeti destekleyen emarelerin var olması gerekir.

    Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır.

    Arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır.” şeklinde açıklanmıştır.
    Açıklanan kriterlere uygun makul şüphenin varlığı halinde ise verilecek adli arama kararında hangi hususlara yer verilmesi gerektiği ise 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesinde ve Yönetmeliğin 7. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeler uyarınca arama kararında; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, aranılacak eşyanın elde edilmesi halinde el konulup konulmayacağı hususlarının açıkça gösterilmesi gerekmektedir.

    Somut olayda, sanık tarafından yasa dışı bahis oynatıldığı iddia olunan bodrum katta Cumhuriyet savcısı ya da Mahkemece verilen bir karar olmaksızın yapılan aramada ele geçen delillerin, Anayasa’nın 38/6, CMK 206/2-a, 217/2, 230/1’de nazaran hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılmakla, anılan bu delil hükme esas alınamaz. Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delilden başka, mahkumiyetine yeterli delil bulunmayan ve kovuşturma aşamasında alınan beyanında suçu kabullenmeyen sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

    Gaziantep Ağır Ceza Avukatı

    T.C.
    Yargıtay
    19. Ceza Dairesi
    Esas : 2018/633
    Karar : 2018/4165
    Karar Tarihi : 09.04.2018

    7258 sayılı Kanuna aykırı davranmak suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, Gaziosmanpaşa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2014 tarih, 2012/460 Esas, 2014/450 Karar sayılı hükmün sanık tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 27/11/2017 gün ve 2016/8039 Esas, 2017/10113 Karar sayılı kararıyla; Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;12.07.2012 tarihli tutanak içeriğinden, sanık tarafından yasa dışı bahis oynatıldığı iddia olunan bodrum katta, Cumhuriyet savcısı ya da Mahkemece verilen bir arama kararı olmaksızın arama ve el koyma işlemi yapıldığı anlaşılmaktadır.

    Olayımız bakımından yasal düzenlemeler incelendiğinde; Anayasamızın; 2. maddesine göre; ”Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.” 12. maddesi ise “herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilemez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir” hükmünü taşımaktadır. 13. maddesi “temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilir.

    Bahis Kumar Para Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - Avukatı

    Bu sınırlamalar Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” biçimindedir. Anayasa 20. ve 21. maddesinde, “….sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça yine sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz…” hükümleri mevcuttur. Yine Anayasamızın 38. maddesinin 6. fıkrası da “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.” hükmünü amirdir.

    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206/2-a, 217/2, 230/1 madde ve fıkraları da, hukuka uygun surette elde edilen delillerin kullanılabileceğini, kanuna aykırı elde edilenlerin ise hükme esas alınamayacağı şeklinde açık düzenlemeleri içermektedir.

    Adli aramaların nasıl yapılacağı, 5271 sayılı CMK’nın 116 ve devamı maddelerinde, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Arama işlemi için aranan makul şüphe kavramı 5271 sayılı CMK’nın 116. maddesi ve Yönetmenliğin 6. maddesinde düzenlenmiştir.5271 sayılı CMK’nın 116. maddesine göre; “Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği husus anda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.

    Bahis Kumar Para Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - Avukatı

    Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 6. maddesinde ise;

    ”Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genelikle duyulan şüphedir. Makul şüphe, aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler göz önünde tutularak belirlenir. Makul şüphede, ihbar veya şikayeti destekleyen emarelerin var olması gerekir. Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır.”

    şeklinde açıklanmıştır. Açıklanan kriterlere uygun makul şüphenin varlığı halinde ise verilecek adli arama kararında hangi hususlara yer verilmesi gerektiği ise 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesinde ve Yönetmeliğin 7. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeler uyarınca arama kararında; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, aranılacak eşyanın elde edilmesi halinde el konulup konulmayacağı hususlarının açıkça gösterilmesi gerekmektedir.

    Somut olayda, sanık tarafından yasa dışı bahis oynatıldığı iddia olunan bodrum katta Cumhuriyet savcısı ya da Mahkemece verilen bir karar olmaksızın yapılan aramada ele geçen delillerin, Anayasa’nın 38/6, 5271 sayılı Kanun’un 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına nazaran hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılmakla, anılan bu delil hükme esas alınamaz.

    Bütün bu açıklamalardan sonra;Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delilden başka, mahkumiyetine yeterli delil bulunmayan ve kovuşturma aşamasında alınan beyanında suçu kabullenmeyen sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyetine karar verilmesi,Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

    Bahis Kumar Para Gaziantep Ağır Ceza - Anlaşmalı Boşanma - Çekişmeli Boşanma - İşçi - İdari Dava - İş Davası - Velayet - Miras - Tüketici - Avukatı

    İTİRAZ NEDENLERİ

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/01/2018 gün ve 7-2014/232680 sayılı yazısı ile;”7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a aykırılık suçundan sanık … hakkında açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Gaziosmanpaşa 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 11/04/2014 gün ve 2012/460 Esas – 2014/450 Karar sayılı kararı ile;“Sanığın 7258 sayılı yasanın 5/1, TCK’nın 62, 52, 50/a. maddeleri uyarınca 10 ay hapisten çevrilen 6.000- TL adli para cezası ve doğrudan verilen 4 gün karşılığı 80- TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,Sanık …’e verilen cezanın sanığın geçmiş hali ve aynı suçu işlemekteki ısrarı nazara alınarak bir daha suç işlemeyeceğine dair mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından CMK’nın 231/5 maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına,TCK’nın 52/4. maddesi gereğince taksitlendirilmesine, taksitlerin, birer ay ara ile 24 eşit taksitle ödenmesine, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilmesine ve ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine, ( ihtar edilemedi )…” karar verilmiştir.

    Hükmün süresi içinde sanık … tarafından temyiz edilmesi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığımızca 08/02/2016 tarihli Tebliğname ile;“Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre, sanığın sair temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİ, ancak;Sanığa verilen adli para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevrileceğinin ihtarına karar verilmesi gerekirken “ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine” hükmedilmesi,

    Yasaya aykırı olduğundan, hükmün CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASI, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca, hükümde yer alan “ve ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine” bölümünün çıkarılarak yerine “sanığa verilen adli para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevrileceğinin ihtarına” yazılması ve diğer kısımlarının aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASI,” talep edilmiş,Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonunda 27/11/2017 gün ve 2016/8039 Esas, 2017/10113 Karar sayılı ilamıyla;

    “Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;12.07.2012 tarihli tutanak içeriğinden, sanık tarafından yasa dışı bahis oynatıldığı iddia olunan bodrum katta, Cumhuriyet savcısı ya da Mahkemece verilen bir arama kararı olmaksızın arama ve el koyma işlemi yapıldığı anlaşılmaktadır.Olayımız bakımından yasal düzenlemeler incelendiğinde;Anayasamızın; 2. maddesine göre;”Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.”

    12. maddesi ise “herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilemez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir” hükmünü taşımaktadır. 13. maddesi “temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilir. Bu sınırlamalar Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” biçimindedir.

    Gaziantep Bilişim

    Anayasa 20. ve 21. maddesinde, “….sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça yine sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz…” hükümleri mevcuttur. Yine Anayasamızın 38. maddesinin 6. fıkrası da “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.” hükmünü amirdir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206/2-a, 217/2, 230/1 madde ve fıkraları da, hukuka uygun surette elde edilen delillerin kullanılabileceğini, kanuna aykırı elde edilenlerin ise hükme esas alınamayacağı şeklinde açık düzenlemeleri içermektedir.

    Adli aramaların nasıl yapılacağı, 5271 sayılı CMK’nın 116 ve devamı maddelerinde, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Arama işlemi için aranan makul şüphe kavramı 5271 sayılı CMK’nın 116. maddesi ve Yönetmenliğin 6. maddesinde düzenlenmiştir.5271 sayılı CMK’nın 116. maddesine göre; “Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.

    ”Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 6. maddesinde ise; “Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genelikle duyulan şüphedir. Makul şüphe, aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler göz önünde tutularak belirlenir.Makul şüphede, ihbar veya şikayeti destekleyen emarelerin var olması gerekir. Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır.Arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır.” şeklinde açıklanmıştır.

    Açıklanan kriterlere uygun makul şüphenin varlığı halinde ise verilecek adli arama kararında hangi hususlara yer verilmesi gerektiği ise 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesinde ve Yönetmeliğin 7. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeler uyarınca arama kararında; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, aranılacak eşyanın elde edilmesi halinde el konulup konulmayacağı hususlarının açıkça gösterilmesi gerekmektedir.

    Somut olayda, sanık tarafından yasa dışı bahis oynatıldığı iddia olunan bodrum katta Cumhuriyet savcısı ya da Mahkemece verilen bir karar olmaksızın yapılan aramada ele geçen delillerin, Anayasa’nın 38/6, 5271 sayılı Kanun’un 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına nazaran hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılmakla, anılan bu delil hükme esas alınamaz.Bütün bu açıklamalardan sonra;Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delilden başka, mahkumiyetine yeterli delil bulunmayan ve kovuşturma aşamasında alınan beyanında suçu kabullenmeyen sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyetine karar verilmesi,

    Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA” karar verilmiş,Anılan kararın 22/12/2017 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığımıza gelmesi üzerine aşağıda belirtilen nedenlerle itiraz edilmesi gerekmiştir.15/10/2012 tarihli iddianame ile “.. şüphelilerden …’in Sultangazi ilçesi İsmetpaşa Mahallesi 88 Sokak No:58/B adresinde bulunan yerde para karşılığı internet üzerinden kanunun verdiği yetkiye dayalı olmaksızın spor müsabakaları ile ilişkili olarak bahis oynattığı, şüpheli …’in 12/07/2012 günü il dışına çıktığı için internet üzerinden bahis oynatması için iş yerini şüpheli …’a bıraktığı, şüpheli …’ın bahis oynatırken yakalandığı, şüphelilerin suçta kullandıkları eşyalar ve paranın Cumhuriyet Başsavcılığımızın adli emanetinin 2012/4213 numaralı sırasına kaydedildiği, şüphelilerin savunmalarında suçlarını ikrar ettikleri, atılı suçu işledikleri tüm soruşturma evrakından anlaşılmakla, delillerin taktiri mahkemesine ait olmak üzere;

    Gaziantep Bilişim avukatı

    Şüphelilerin yargılamalarının yapılarak sevk maddeleri (7258 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 53/1, 54/1. maddeleri) uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi” iddia ve talebiyle kamu davası açılmıştır.

    Dosyada mevcut 12/07/2012 tarihli Araştırma Tespit Yakalama Muhafaza Alma ve Cumhuriyet savcısı ile Görüşme ve Talimat Alma Tutanağına göre;“Sultangazi Asayiş Büro Amirliğine bağlı ekipler olarak idaremiz genelinde yapmış olduğumuz çalışmalarda daha önceden de yasa dışı bahis oynatılan ve hakkında işlem yapılmış olan idaremiz İsmet Paşa Mahallesi 88 sokak no: 58/A bodrum kat Sultangazi sayılı adreste halen para karşılığı internet üzerinden yasadışı bahis oynatılmaya devam edildiğinin tespit edilmesi üzerine görevlilerimizce 12.07.2012 günü bahse konu adrese intikal edilip çevre güvenliği alınmış, sivil giyimli görevlilerimizden birisi müşteri kılığında içeriye girildiğinde bilgisayar başında oturan şahsa 3 maça 10 TL bahis oynamak istendiği söylenmiş ve kağıda yazılı bulunan maç kodları söylenmiş ve seri numarası alınmış A589582105 numaralı 10 TL şahsa verilip bahis internet üzerinden oynandıktan sonra tahkikat evrakına eklenilen TRH/N0:l2/07/2012-208168 numaralı kupon alınmış ve tarafımızca muhafaza edilmiş, daha sonra masa başında bahis oynatan kimliğini sonradan tespit ettiğimiz ….. T.C. kimlik numaralı ….oğlu 22/05/1970 doğumlu S.. A.. nüfusuna kayıtlı … isimli şahsa polis tanıtma kartlarımız gösterilmiş ve şahsın okunan yasal haklarının ardından bilişim yoluyla kumar oynanması için yer ve imkan sağlanması ve 7258 S.K.M. suçundan tarafımızca yakalanmış, şahıs az önce oynatmış olduğu yasa dışı bahis kuponuna karşılık almış olduğu 10 TL parayı, masa üzerinde önceden oynanmış ve kazanan şahıslara ödemesi yapılmış olan;

    1-Kupon No. 165541 numaralı kazanç 240.00 TL olan kuponu,

    2-Kupon No. 143857 numaralı Kazanç 512.00 TL olan kupon,

    3-Kupon No. 141821 numaralı Kazanç 190.00 olan kupon,

    4-Kupon No. 140853 numaralı 165.00 olan kupon,

    5-Kupon No. 144844 numaralı kazanç 170,52 TL olan kupon,

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    6-Kupon No. 103.338 olan kazanç 1.348,00 TL olan kuponu ve ayrıca bahisten elde ettiğini beyan ettiği 4 Adet …. seri numaralı 5 TL olmak üzere toplam 20 TL yi bahis oynatmakta kullandığı …. numaralı TTNET ibareli Wifi modemi, üzerinde … Printer ibaresi bulunan …. olan yazıcıyı ve yine bahis oynatmakta kullandığı l adet … marka … seri numaralı bilgisayar kasasını biz görevlilerimize kendi rızası ile teslim etmiş, bahse konu teslim alınan suç delilleri de oynanmış olan kupon ile birlikte görevlilerimizce muhafaza altına alınmış…” olup, ayrıca;“konu hakkında günün müracaat Savcısına bilgi verilip talimatı sorulduğunda ;

    1-Şüpheli … isimli şahıs hakkında bilişim yoluyla kumar oynanması için yer ve imkân sağlanması ve 7258 Sayılı kanuna muhalefet suçundan işlem yapılması.

    2-Şüpheli şahsın ifadesinin alınarak serbest bırakılması,

    3-Elde edilen suç delilerinin şüphelinin kendi rızası ile teslim ettiğinden el koyma iznine gerek olmadığı, elde edilen suç delillerinin evrak ile birlikle adli emanete gönderilmesi.

    4-Adı geçen … isimli şahsın temini halinde ifadesinin evrakına eklenmesi, temin edilememesi halinde kimliğinin tespit edilmesi talimatı alınmış olduğu..” da tutanakta yer almaktadır.

    Sanık … soruşturma aşamasında işyerinde arkadaşları ile birlikte internet üzerinden bahis oyunu oynadığını, olay tarihinden birkaç gün önce hasta ziyareti için il dışına çıkması sebebiyle dükkanını arkadaşı olan …’a bakması için emaneten bıraktığını söylediği, kovuşturma aşamasında da suça konu adresteki yeri Yılmaz ile ortak kiraladıklarını, internet bağlatıp bahis oynadıklarını beyan etmiştir.Sanık … ise, soruşturma sırasında arkadaşı olan sanık …’in kendisine emanet olarak bıraktığı yerde onun giderken kendisine gösterdiği gibi yerde masa üstü bilgisayara bağlı internet üzerinden yasa dışı bahis oynatırken yakalandığını beyan edip, mahkemede de bu dükkanda sanık …’in bahis oynattığını, gelenlere kupon verip para aldığını, şehir dışına çıkınca emaneten kendisinin baktığını savunmuştur.

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Olay tutanağı, sanıkların savunmaları ve dosya kapsamına göre, işyerinde yasa dışı bahis oynatılıp oynatılmadığının tespit edilebilmesi için gidildiğinde “sivil giyimli görevlilerden birisinin müşteri kılığında içeriye girmesi, bilgisayar başında oturan şahsa 3 maça 10 TL bahis oynamak istediğini söylemesi ve kağıda yazılı bulunan maç kodlarını söyleyerek parayı verip internet üzerinden bahis oynanması sonrasında kuponun alınarak muhafaza edilmesi” ile suç ve delilinin tespit edildiği, konu hakkında günün müracaat Savcısına bilgi verilip talimatının alındığı,sanıkların aşamalardaki savunmalarında bahse konu işyerinde yasa dışı bahis oynatıldığını beyan ettikleri, işyerinin müşterilerin girip bahis oynadıkları bir yer olduğu, suç delilinin elde edilmesi amacıyla herhangi bir arama işleminin yapılmadığı bu nedenle delillerin hukuka aykırı elde edilmediği gözetilmeden hükmün yazılı şekilde bozulmasına karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu kanaatindeyiz.

    Ancak ;“Hükümden önce 01/03/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile yapılan değişiklikle 5237 sayılı TCK’nın 50/6 madde ve fıkrasında yer alan “yaptırım” ibaresinin “tedbir” olarak değiştirilip, 5275 sayılı Kanun’un 106. maddesinin 4. ve 9. fıkralarının yeniden düzenlenip, 10.fıkrasının da yürürlükten kaldırılması, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesi uyarınca adli para cezasının ödenmemesi halinde kamuya yararlı bir işte çalışma kararı verilebileceği de gözetilerek hükümde infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde “ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine” karar verilmesi,

    Kanuna aykırı bulunduğundan hükmün 5320 sayılı yasanın 8. maddesine göre yürürlükte bulunan CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASI, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, aynı yasanın 322. maddesi uyarınca, hükümde yer alan “ve ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine” bölümünün çıkarılması ve diğer kısımlarının aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASI,” gerektiğini düşünmekteyiz.

    SONUÇ VE İSTEM :Yüksek Yargıtay 19. Ceza Dairesinin ilamı ile verilen 27/11/2017 gün ve 2016/8039 Esas, 2017/10113 Karar sayılı ilamı ile verilen sanık … hakkındaki hükmün “BOZULMASI” kararının kaldırılarak,Gaziosmanpaşa 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 11/04/2014 gün ve 2014/460 Esas – 2014/450 Karar sayılı sanık … hakkındaki hükmünün yukarıda açıklanan gerekçeye göre DÜZELTİLEREK ONANMASINA,6352 sayılı Kanun’un 99. maddesi ile 5271 Sayılı CMY’nın 308. maddesine eklenen 3. fıkra hükmü uyarınca itirazın Yüksek Dairenizce yerinde görülmemesi halinde dosyanın Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine,Karar verilmesi itirazen arz ve talep olunur.” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    KARAR:

    1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/01/2018 tarih ve 7-2014/232680 sayılı itiraz istemi yerinde görülmüş olduğundan 6352 sayılı Kanun ile değişik CMK’nın 308/3. maddesi gözetilerek itirazın kabulüne,2-Dairemizin 27/11/2017 tarih ve 2016/8039 Esas 2017/10113 Karar sayılı bozma kararının kaldırılarak yeniden yapılan incelemede;Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Yükletilen suçun sanık tarafından işlendiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu,Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.

    Ancak,TCK’nın 52/4. maddesi gereğince ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarı ile yetinilmesi gerekirken adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesine karar verilmesi suretiyle infazda yetkinin kısıtlanması,Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün BOZULMASINA, bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca, TCK’nın 52/4. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümden

    “…taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde, geri kalan kısmın tamamının tahsil edilmesine ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine” cümlesinin çıkartılıp yerine “

    taksitlerden birisinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilebileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarına” ibaresi yazılmak suretiyle, başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 09/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkındaki benzer makalelerimiz için tıklayın

  • Ağır Ceza Mahkemelerinde Karşılaşılan Sorunlar

    Ağır Ceza Mahkemelerinde Karşılaşılan Sorunlar

    Ağır Ceza Avukatının Önemi

    Gaziantep Barosu Avukatı Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır
    Önceki makalede genel anlamda avukatlık mesleğinin özelliklerine, bu kapsamda ceza avukatlığına değinmiş, ağır cezalık davalarda bir ağır ceza avukatı olmanın önemine vurgu yapmıştım.
    Geçen zaman içerisinde karşılaştığım soru ve sorunlar, konuyu yeniden gündeme getirmemi gerekli kılmıştır.
    Bu yazıda, ağırlıklı olarak bir ağır ceza avukatında aranması gereken özellikleri irdeleyecek, ağır ceza avukatı olmanın sorumluluk ve gereklerine yer vereceğim.
    Konuyu, genel hatlarıyla giriş, ağır ceza davalarında uygulamada karşılaşılan sorunlar, ağır ceza avukatı olmanın önemi ve genel değerlendirme olmak üzere, dört ana başlık altında ele alacağım.

    A. Giriş

    Bilindiği üzere, yargı teşkilatı, ana bölümleme olarak adli, idari ve askeri yargı şeklinde sınıflandırılmıştır. Ceza avukatlığına yönelik olduğundan, değerlendirme adli yargı açısından yapılacaktır. Bu doğrultuda bakıldığında, adli yargı, hukuk ve ceza olmak üzere iki ana grupta toplanmaktadır.
    Ceza yargılaması; soruşturma açısından, esas itibariyle Cumhuriyet savcıları ve sulh ceza hâkimlikleri, kovuşturma açısından da ceza mahkemeleri aracılığıyla yürütülmektedir. Ceza mahkemeleri ise günümüzde, asliye ceza ve ağır ceza olmak üzere, iki ana mahkemeden oluşmaktadır.

    5235 sayılı yasanın 12. maddesi gereğince, ağır ceza mahkemeleri, kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Yasasında yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Yasasının ikinci kitap dördüncü kısmının dördüncü bölümünde tanımlanan Devletin güvenliğine karşı suçlar, beşinci bölümünde tanımlanan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, altıncı bölümünde tanımlanan Milli savunmaya karşı suçlar ve yedinci bölümünde tanımlanan Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla görevlidir.

    Görüldüğü üzere, ağır cezalık davalar adları kadar içerik itibariyle de ağır suçlardan oluşmaktadır. Bu vesileyle, kendileri kadar avukatlığının da önemi büyüktür.

    B. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar

    Ceza yargılamasında bilindiği üzere, re’sen araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Dolayısıyla, iyi bir soruşturma ve kovuşturma davanın kaderini etkiler. Re’sen araştırma ilkesi nedeniyle, iyi bir savcı ve yargıç kontrolündeki bir davanın seyri de iyi olacak, adaletli bir sonuca ulaşmakta büyük rol oynayacaktır. Ancak, yeterince birikimli olmayan veya kendini veremeyen bir savcı ve yargıç yönetimindeki bir davanın aynı şekilde adaletsiz bir sonuç yaratabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır.

    Ülkemizde, soruşturma ve kovuşturma dosya sayısının milyonlarla ifade edildiği ve fakat oniki bin savcı ve yargıcın görev yaptığı gözetildiğinde, tüm soruşturma ve kovuşturmaların sağlıklı sonuçlanmasını beklemek büyük bir iyimserlik olur. Nitekim bu nedenle, sık sık soruşturmaların ve yargılamaların adaletsiz sonuçlandığından yakınılır.
    Yukarıda açıklanan hatalı sonuçların önüne geçmenin en önemli yolu yargıya yardımcı olmaktır. Doğal olarak bunu da yapacak olan avukatlardır.

    Gerek yargıç ve Ağır Ceza Mahkemesi başkanı, gerek Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığım dönemlerde bizzat edindiğim gözlemlerden ve gerekse emekli olduğum 2013 yılından bu yana karşılaştığım yakınmalardan, birçok dosyada ne yazık ki avukatların yargılamaya ciddi bir katkı sağlamadığını veya sağlayamadığını görüyorum.

    Uygulamada, avukatların ceza yargılamasına katkı sağlamada yaşadıkları sıkıntının temelinde yatan etkenin, büyük ölçüde uzmanlık alanı farklılığından kaynaklandığını gözlemledim. Bu kapsamda, örneğin sürekli icra avukatlığı yapan ve belki yaşamı boyunca özel uzmanlık gerektiren bir uyuşturucu davasına tanık olmamış bir avukat, belirtilen bir davada katkı sağlayamamaktadır. Aynı sorun, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet veya 15-20 yıllık hapis cezalarını gerektiren öldürme, yağma, sahtecilik, dolandırıcılık gibi suçlarda da kendini göstermektedir.
    Dava dosyalarını incelerken karşılaştığım hatalar, daha çok, gereken yerde müdahale etmeme, aleyhe gitmekte olan gelişmeyi görmeme, var olan bir kanıtın değerlendirme dışı bırakılmasına sessiz kalma, uydurulan bir kanıtın sonradan yaratıldığını fark etmeme, dosyaya yeterince hakim olmama, hangi davada ne tür kanıtların toplanması gerektiğini bilmeme, sürelerin farkında olmama, yargılama yöntemini yeterince bilmeme şeklinde kendini göstermektedir. Bu nedenleri daha da artırmak olanaklıdır.

    Davanın taraflarından aldığım belli başlı yakınma ve tesbitler, yalnızca tanıdık olunduğu için, uygun ücret söylendiği veya ücret alınmadığı için, kesin tahliye ettiririm veya kesin beraat ettiririm dendiği için, sonuç almada belirli bir üst süre verildiği için, görülen dava hakkında gerçekte yeterli bilgi sahibi olunmadığı halde uzmanmış gibi izlenim bırakıldığı için, hukuki olmaktan çok farklı yollarla sonuç alınacağı güvencesi verildiği için avukatın tutulduğu şeklindedir.

    Bu ve buna benzer örnekleri artırmak olanaklıdır. Basit bir örnek vermek gerekirse, Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığı yaptığım dönemde, bir yargılama sırasında, sanık hakkında Cumhuriyet Savcısının daha az ceza öngören yasal savunma sınırlarının aşılması hükümlerinin uygulanmasını istediği bir davada, sanık avukatının ısrarla müvekkili için daha çok ceza öngören haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını istediğine bizzat tanık olmuşumdur. Bundan çıkardığım sonuç, ağır ceza davasında sanık vekilliği yapan tüm avukatların ceza hukuku alanında yeterli bilgiye sahip olmadığı ve müvekkili lehine davranamadığıdır.

    B. Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır

    Bir önceki makalemde, tüm hukuk dallarında yarım bilgi sahibi olmaktansa, belirli bir dalda uzmanlaşmanın önemine değinmiştim. İnancım odur ki, her şeyi bildiğini iddia eden, aslında her şeyin bilinemeyeceğini bilmeyendir. Diğer anlatımla, her şeyi yaparım demek, hiçbir şeyi tam yapamamak demektir.
    Ne yazık ki ülkemizde avukatlıkta uzmanlaşma kurumu yoktur. Genellikle ağır ceza davası alan avukatlara da ağır ceza avukatı değil ceza avukatı denmektedir. Ceza avukatı tabiri de resmi bir unvan değil halk arasındaki bir söylemdir. Halk arasında ceza soruşturmalarını ve davalarını takip eden avukatlara ceza avukatı denilmektedir.
    Ağır ceza avukatı, ceza avukatı, iyi veya çok iyi ağır ceza yahut ceza avukatı, hangi dava ve kanıt olursa olsun, müvekkilini beraat ettiren veya müvekkili lehine mutlak sonuç alan avukat demek değildir. En iyi ceza avukatı da olsa, avukatın fonksiyonu, davaya katkı sağlamaktır. Müvekkil lehine görülemeyenlerin görülmesini sağlamak, teorik ve uygulama alanından kaynak bulmak ve bunları yerinde ve zamanında kullanmak, eksiklikleri ve hataları fark etmek ve gidermeye çalışmaktır.
    İyi bir ceza avukatı, istisnai durumlar söz konusu olmadıkça hukuk davası almaz. Uzmanlaşma her alanda olduğu gibi ceza avukatı olmada da büyük önem taşımaktadır. Bu vesileyle, “iyi bir ceza avukatı veya ağır ceza avukatı hangi özelliklere sahip olmalıdır?” sorusuna verilecek yanıt, öncelikle alanında iyi olmaktır. Ceza konusunda kendini geliştirmiş, bu alanı bir uzmanlık olarak görmüş olmaktır. Aslında iyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özellikler kendi adında saklıdır.
    Her şeyden önce ceza hukukunu iyi bilmek gerekir. İyi bir ceza avukatı, ceza usulünü çok iyi bilmelidir. Usulü iyi bilmeyen, esas hakkındaki bilgisini de tam olarak yansıtamaz. Usul esasın öncüsüdür. Hukuk ve ceza usulünün ciddi farklılık gösterdiği sistemimizde, hem hukuk hem de ceza alanında uzman olmak neredeyse olanaksız denecek kadar zordur. Otuz yıla yakın kısmen hukuk ve büyük ölçüde ceza yargıçlığı yapmış biri olarak, bir hukukçunun, dolayısıyla bir avukatın her ikisinde aynı zamanda uzmanlaşabileceğine inanmıyorum. Nitekim bende kendimi çok kısa bir hukuk yargıçlığından sonra, sulh ceza, asliye ceza yargıçlığı ve ağır ceza mahkemesi başkanlığı yapmak ve en son Yargıtay Cumhuriyet Savcılığından emekli olmak suretiyle ceza hukuku alanında geliştirdim. Bu nedenle, bilgi sahibi olduğum halde, avukatlık yaparken hukuk davası almamaya özen gösterdim. Avukatlık mesleğini yürüttüğüm sürece bunu böyle devam ettirmeyi de düşünüyorum. Unutulmamalı ki, özgürlüğü kısıtlamak, insana verilebilecek en büyük cezalardandır. Bu nedenle insan özgürlüğü ile doğrudan ilintili bulunan ceza avukatlığı aynı paralellikte önem taşımaktadır.
    İyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özelliklerden biri, adından da anlaşılacağı üzere, ağır ceza avukatı olmak, diğer bir anlatımla cezanın ağırını bilmektir. Ceza hukuku geniş bir alandır. Ceza davaları da aynı doğrultuda çok kapsamlıdır. Burada önemli olan husus, ceza içerisinde ağır cezaya da yeterince hakim olmaktır.
    Ağır ceza avukatı, ağır cezalık davalarda uzmanlaşmış avukat demektir. Ağır cezalık davalar ise yukarıda açıklanmıştır. Bu kapsamda bakıldığında, ağır cezalık suçlar konusunda deneyimli olmak, kendini geliştirmiş olmak gerekir. Yedi yıla yakın ağır ceza mahkemesi başkanı, on iki yıl kadar da Yargıtay Cumhuriyet Savcısı sıfatıyla ağır cezalık davalara bakan bir uygulayıcı ve sonrasında ağırlıklı olarak ağır cezalık davaları takip eden bir avukat olarak, ağır cezalık davalara ve dolayısıyla uygulamadaki adıyla ağır ceza avukatlığına kendimi yakın hissediyor ve hukuk davası almamaya özen gösteriyorum. Görüşüm odur ki, ceza avukatı, hukuk avukatı, idari yargı avukatı gibi alanlarda uzmanlaşma olmadıkça ne iyi bir ağır ceza avukatı ne de iyi bir hukuk veya idari yargı avukatı olunabilir.
    İyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özelliklerden biri de, adında da yer aldığı üzere ceza avukatlığında iyi olmaktır. İyi kavramını uzmanlaşma şeklinde anlamak gerekir. Ceza veya ağır ceza konusunda bilgi sahibi olmak iyi bir ağır ceza avukatı olmak için yeterli değildir. Halk dilinde de olsa bu sıfatı alabilmek için, olanaklı olduğu kadar ceza alanında kendini geliştirmek şarttır. Doğaldır ki, uzmanlaşma, çok fazla emek ve mesai gerektirir. Bu da ancak birikimle veya diğer hukuk alanlarına harcanacak zamana karşılık yalnızca bu alana odaklanıp sürekli kendini geliştirmekle olanaklıdır. Halk arasında yaygın olan “iyi bir ağır ceza avukatı sanığı ipten alır” sözü de ancak böyle gerçekleşebilir.
    Yukarıda yazılı özelliklere sahip olan bir avukatın, doğal olarak özgüveni yüksek olur. Buşekilde kendine güvenle işe koyulan bir avukatın başarı şansı da aynı doğrultuda olur. Bu güven istenen sonucu da beraberinde getirir.

    C. Gene lDeğerlendirme

    Avukatlık bir savunma sanatıdır. Ceza avukatlığı, kişinin onurunu, hak ve özgürlüklerini korumakla yakın ilgilidir. Bu nedenle, bir ağır ceza avukatı, hukuka aykırı gidişata karşı gerekli etken rol oynayarak hukuk devletinin oluşumuna katkı sağlar.
    İster sanık, ister zarar gören olsun, ne kadar erken avukatın yardımından yararlanılırsa avukatın katkısı o derece yüksek olur.
    İyi bir ağır ceza avukatı, üzerine aldığı sorumluluğun bilincindedir. İlgilerin duymak istediklerini değil, gerçek durumun ne olduğunu aktarır. Güvenilir bir ceza avukatı, hiçbir zaman davanın sonucu ile ilgili garanti vermez. Özellikle, tahliye ettireceğini, beraat ettireceğini, kesin olarak davayı belli bir yönde sonuçlandıracağını söyleyenlere ihtiyatla yaklaşılmalı, itibar edilmemelidir. Ne yazık ki, bu konuda piyasada ciddi dolandırıcılar vardır. Yargıca, savcıya para vererek veya başka yolla sonuç alacağını söyleyenlere inanılmamalıdır.
    İyi bir ağır cezaavukatı bulduğunuza karar vermeden önce, birebir görüşmekte yarar vardır. Böylece avukatın üzerinizde bırakacağı etki sizi avukatı belirlemede büyük rol oynayacaktır.
    Unutulmamalı ki, bir avukat bir davanın sonucuyla ilgili garanti veremez. Bu nedenle, iyi ağır ceza avukatı ararken, sonuçla ilgili kesin sonuç bildirenden çok, güven veren, sonuç almak için en iyi takibi yapmaya ehil ve birikimli olduğuna inanılan avukat tercih edilmelidir.

  • 2020 YILI TANIKLIK ÜCRET TARİFESİ

    2020 YILI TANIKLIK ÜCRET TARİFESİ

    TANIKLIK ÜCRET TARİFESİ

    TEBLİĞ Adalet Bakanlığından:
    Amaç MADDE 1 – (1) Bu Tarifenin amacı, ceza muhakemesi sırasında tanığa verilecek tazminatın miktarı ile ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
    Kapsam MADDE 2 – (1) Bu Tarife, ceza muhakemesi sırasında Cumhuriyet savcısı, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrılan tanıklara verilecek tazminatı kapsar.
    Dayanak MADDE 3 – (1) Bu Tarife, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 61 inci maddesi hükümlerine göre hazırlanmıştır.
    Tazminat MADDE 4 – (1) Tanığa, tanıklık nedeniyle kaybettiği zamanla orantılı olarak günlük 25,00 ilâ 50,00 Türk Lirasına kadar ücret ödenir.
    Giderler MADDE 5 – (1) Tanık hazır olabilmek için seyahat etmek zorunda kalmışsa yol giderleriyle tanıklığa çağrıldığı yerdeki ikamet ve beslenme giderleri de karşılanır.
    Muafiyet MADDE 6 – (1) Tanığa ödenmesi gereken tazminat ve giderler hiçbir vergi, resim ve harç alınmaksızın ödenir.
    Yargılama gideri MADDE 7 – (1) Bu Tarife uyarınca Devlet hazinesinden yapılan harcamalar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 324 üncü maddesi uyarınca yargılama giderlerinden sayılır.
    Yürürlük MADDE 8 – (1) Bu Tarife 1/1/2020 tarihinde yürürlüğe girer.
    Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğeriletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

     

Call Now