Sosyal Paylaşım Sitesi Üzerinden HakaretÖzet : Sanığın, sosyal paylaşım sitesi üzerinden müştekiye hitaben … profilleri adı altında gönderilen hakaret içerikli mesajları beğenmekten ibaret eyleminin, bu mesajların sanık tarafından da internet ortamında paylaşılıp veya başkalarına aktarılmadığı taktirde hakaret suçunun unsurlarını oluşturmayacağı, kişisel değerlendirme kapsamında kalacağı
Yargıtay4. Ceza Dairesi
Esas : 2013/5598Karar : 2014/33171Karar Tarihi :
“İçtihat Metni”Tebliğname No : 2 – 2012/49269MAHKEMESİ : Sivas(Kapatılan) 3. Sulh Ceza MahkemesiTARİHİ : 19/10/2011NUMARASI : 2011/479 (E) ve 2011/1081 (K)SUÇ : Hakaret
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;Sanığın, sosyal paylaşım sitesi üzerinden müştekiye hitaben “C. oto yıkama” ve temyize gelmeyen sanık “A.. K..” profilleri adı altında gönderilen hakaret içerikli mesajları beğenmekten ibaret eyleminin, bu mesajların sanık tarafından da internet ortamında paylaşılıp veya başkalarına aktarılmadığı taktirde hakaret suçunun unsurlarını oluşturmayacağı, kişisel değerlendirme kapsamında kalacağı gözetilmeden ve bu husus araştırılmadan, yetersiz gerekçeyle hükümlülük kararı verilmesi,Kanuna aykırı ve sanık E.. Y.. müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 17/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Etiket: ağır ceza avukatı

Sosyal Paylaşım Sitesi Üzerinden Hakaret

Somut Uyuşmazlıkla Bağlantılı Olmayan İsnatlar Gerçek Olsa Bile İddia Ve Savunma Dokunulmazlığının Varlığından Bahsedilemez
Somut Uyuşmazlıkla Bağlantılı Olmayan İsnatlar Gerçek Olsa Bile İddia Ve Savunma Dokunulmazlığının Varlığından Bahsedilemez* Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığının varlığından bahsedilemez. Keza, somut vakıalara dayansa dahi uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir.
Yargıtay18. Ceza Dairesi
Esas : 2018/7081Karar : 2019/17158Karar Tarihi : 04/12/2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : HakaretHÜKÜM : Mahkumiyet
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen ve Anayasa’nın 36. maddesiyle de güvence altına alınan iddia ve savunma dokunulmazlığı; şahısların yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde, serbestçe ve hiçbir endişenin etkisi altında kalmaksızın haklarını özgürce iddia edebilmeleri veya kendilerini savunabilmeleri imkanının sağlanmasını ifade eder. Eğer böyle bir hak olmazsa, iddia ve savunma serbestçe yapılamayacak ve söylenmesi gereken, cezai yaptırıma maruz kalma korkusuyla ifade edilemeyeceğinden, yapılan yargılama sonucunda hedeflenen, “gerçeğe ulaşma” ve “adaletin gerçekleşmesi” de söz konusu olamayacaktır.
Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere; iddia ve savunma hakkının kullanılması bağlamında, kişiler açısından somut isnat ifade eder nitelikte maddi vakıaların ortaya konulması ya da kişilerle ilgili olumsuz değerlendirmelerde bulunulması mümkündür. Bu somut isnatlar veya olumsuz değerlendirmeler, iddia ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilememesi durumunda, hakaret ve hatta iftira suçu oluşturur.
İddia ve savunma kapsamında, kişilerle ilgili olarak bulunulan somut isnatların yapılan olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması lazımdır ancak, uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmamalıdır.
Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığının varlığından bahsedilemez. Keza, somut vakıalara dayansa dahi uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir.
Somut olayda; sanığın Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan dava dilekçesinde katılanı kastederek yazdığı sözlerin, TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,
2- Kabule göre de; suç tarihi itibariyle CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasına engel mahkumiyeti bulunmayan ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul eden sanık hakkında CMK’nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun tartışmasız bırakılması,
Bozmayı gerektirmiş ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04/12/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Şikayete Tabi Suçlarda Şikayetçi Olmadığını Söyleyen Kişi, Bir Daha Şikayetçi Olamaz
Şikayete Tabi Suçlarda Şikayetçi Olmadığını Söyleyen Kişi, Bir Daha Şikayetçi OlamazYargıtay12. Ceza Dairesi
Esas : 2019/1079Karar : 2020/1071Karar Tarihi : 04/02/2020
“İçtihat Metni”Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Taksirle YaralamaHüküm : TCK’nın 89/1, 89/2-e, 27/1, 62/1, 52/2-4, 54. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sübuta, eksik incelemeye, lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine ve sair nedenlere ilişkin, katılan vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;Dosya kapsamına göre, olay günü katılanın üç arkadaşı ile birlikte sanığın çalıştığı kuaför dükkanının önüne geldiği, tarafların arasında çıkan tartışma neticesinde sanığın elinde bulunan kuaför makasını katılana doğru sallaması neticesinde makasın katılanın koltuk altına isabet ettiği ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasına neden olduğu olayda, meşru savunmada kast olmaksızın sınırın aşılması halinin söz konusu olmayacağı, sanığın yüklenen eylemin kasten yaralama suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, sanık hakkında uygulama yeri olmayan TCK’nın 27. maddesinin uygulanması,Kabule göre de;Sanığın üzerine atılı taksirle yaralama suçunun TCK’nın 89/5. maddesine göre soruşturulmasının ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olduğu, kaza neticesinde yaralanan mağdurun 07.11.2014 tarihinde saat 13.45’te zorunlu vekil eşliğinde kollukça alınan beyanında şikayetçi olmadığını belirttiği, aynı gün saat 15.05’te tekrar kolluğa gelerek şikayetçi olduğunu belirttiği ancak şikayetten vazgeçmeden sonra tekrar şikayetçi olmanın hukuki sonuç doğurmayacağı, ayrıca olayda bilinçli taksir halininde de bulunmadığı anlaşılmakla, sanık hakkındaki kamu davasının şikayet yokluğu sebebiyle düşmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmiş olması,Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi ve halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 04/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Şikayete Tabi Olmayan Suçlarda Soruşturmada Şikayetçi Olmayan Kovuşturmada Katılan Olur
Şikayete Tabi Olmayan Suçlarda Soruşturmada Şikayetçi Olmayan Kovuşturmada Katılan OlurYargıtay3. Ceza Dairesi
Esas : 2015/5138Karar : 2015/22944Karar Tarihi : 30.06.2015
“İçtihat Metni”Tebliğname No : 3 – 2013/251924MAHKEMESİ : Foça Asliye Ceza MahkemesiTARİHİ : 08/05/2013NUMARASI : 2012/217 (E) ve 2013/173 (K)
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;Gereği görüşülüp düşünüldü;Müşteki vekilinin dosyada mevcut dilekçelerine göre temyiz isteminin, sanığın mahkumiyetine dair yaralama suçundan kurulan hükme yönelik olduğu kabul edilmiştir.Müşteki ve vekilinin yargılama aşamasında sanıktan şikayetçi olup katılma talebinde bulundukları; ancak müştekinin soruşturma aşamasında alınan ilk ifadesinde sanıktan şikayetçi olmaması gerekçesi katılma talebinin reddine karar verildiği anlaşılmış ise de; takibi şikayete tabi olmayan kasten yaralama suçu yönünden soruşturma aşamasında şikayetçi olunmamasının yargılama sırasında davaya katılmaya engel teşkil etmeyeceği, bu itibarla katılma talebinde bulunan ve süresinde temyiz dilekçesi verip kararı temyiz ederek katılma iradesini gösteren müşteki ve vekilinin 5271 sayılı CMK’nin 260/1. ve 237/2. maddeleri uyarınca hükmü temyize hakkı bulunduğu anlaşılmakla; kamu davasına katılma taleplerinin kabulüne karar verilerek yapılan incelemede,Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;1) Adli tıp kriterlerine göre yaralanmanın yüzde sabit ize neden olup olmadığının tespit edilebilmesi için muayenenin olaydan en az 6 ay geçtikten sonra yapılması gerektiği, katılan hakkında yaralanmanın yüzde sabit iz niteliğinde olduğuna dair 21/03/2012 tarihli raporun ise olaydan 6 ay geçmeden düzenlendiği anlaşılmakla, muayene süresi yönünden adli tıp kriterlerine uygun olmayan rapor esas alınmak suretiyle eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,Kabule göre de;2) Sanığın eylemi neticesinde, katılanın yüzünde sabit iz ile birlikte hayat fonksiyonlarını orta (2.) derecede etkileyen kemik kırığının meydana geldiğinin kabul edildiği olayda, fikri içtima kuralları gereğince sanık hakkında hüküm kurulurken yalnızca TCK’nin 87/1-c-son maddesi gereğince artırım yapılması gerektiği, birden fazla nitelikli halin birlikte gerçekleşmesinin temel cezanın belirlenmesi sırasında dikkate alınabileceği gözetilmeden, TCK’nin 87/3. maddesi gereğince de artırım yapılması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini,Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 30.06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sigortalının Kazada %100 Kusurlu Olması I Avukat Abdulkadir Akıllar
Sigortalının Kazada %100 Kusurlu Olması I Avukat Abdulkadir AkıllarÖzet : Bilirkişi raporunda sigortalı araç sürücüsünün idaresindeki kamyona gabari dışında, yüklü halde izin verilen azami genişliği 2.55 metreyi aşacak ve kasa kenarlarından dışarıya taşacak şekilde yükleme yapması, bu şekilde trafiğe çıkmak suretiyle trafiği tehlikeye düşürmesi nedeniyle olayda %100 oranında tam kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Bilindiği üzere ağır kusur kavramı bir özel hukuk kavramı olup, kasıt olmamakla beraber kasta yakın bir kusurun mevcudiyetini ifade eder.
Yargıtay17. Hukuk Dairesi
Esas : 2010/5013Karar : 2010/8274Karar Tarihi : 14.10.2010
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirkete trafik sigortalı davalıya ait aracın ağır kusurlu olarak istiap haddini aşacak ve taşar vaziyette yüklenmesi neticesinde karıştığı kazada 3. kişi aracının hasarlandığını, davalıya ait aracın dava dışı sürücüsünün olayda tamamen kusurlu olduğunu, poliçe limiti dahilinde 8.000 TL hasar bedelinin zarar gören 3. kişiye ödendiğini belirterek bu meblağın ödeme tarihinden işleyecek reeskont faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile 8.000 TL tazminatın ödeme tarihinden İşleyecek reeskont faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ZMMS sözleşmesine dayanılarak sigortalı aleyhine açılan rücuan tazminat İstemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki akdi ilişkiyi düzenleyen sigorta poliçesinin sigortacının işletene rücu hakkını düzenleyen 4/a maddesinde kaza ve zarar sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmişse, sigortacının zarar görene ödeme yaptıktan sonra kendi sigortalısına rücu edebileceği hükme bağlanmıştır. Görüldüğü gibi maddede tam kusurdan değil, kasıt veya ağır kusurdan bahsedilmektedir.
Bilirkişi raporunda sigortalı araç sürücüsünün idaresindeki kamyona gabari dışında, yüklü halde izin verilen azami genişliği 2.55 metreyi aşacak ve kasa kenarlarından dışarıya taşacak şekilde yükleme yapması, bu şekilde trafiğe çıkmak suretiyle trafiği tehlikeye düşürmesi nedeniyle olayda %100 oranında tam kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Bilindiği üzere ağır kusur kavramı bir özel hukuk kavramı olup, kasıt olmamakla beraber kasta yakın bir kusurun mevcudiyetini ifade eder.
Dava konusu olayda İse, davalı sigortalının şoförünün yukarıda değinilen trafik kurallarına aykırı davranışı nedeniyle %100 kusurlu bulunması, başlı başına kasıtlı ya da ağır kusurlu olduğu anlamına gelmez.
Davalı aracının dava dışı sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde kusuru vardır ancak kasta yakın ağır kusur hali yoktur. Bu durumda mahkemece, rücu şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde davanın kabulü doğru görülmemiştir.
Sonuç : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın İstek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 14.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

SİCİLİ TEMİZ SANIĞA VERİLEN HAPİS CEZASININ SEÇENEK YAPTIRIMLARA ÇEVRİLMESİ ZORUNLUDUR
SİCİLİ TEMİZ SANIĞA VERİLEN HAPİS CEZASININ SEÇENEK YAPTIRIMLARA ÇEVRİLMESİ ZORUNLUDURİstanbulBölge Adliye Mahkemesi19. Ceza Dairesi
Esas : 2016/1Karar : 2016/1Karar Tarihi : 07.10.2016
DAVA : Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK’nın 279.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi incelenerek, CMK.nın 280.maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, başvurularının kapsamına göre sanığın istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
KARAR : 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50/3. maddesi gereğince, daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş bulunan sanıkların otuz gün ve daha az süreli hapis cezalarının aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı yaptırımlara çevrilmesi zorunlu olduğu, kayden 1982 doğumlu ve suç tarihinde reşit olan olan sanığın suç tarihi itibariyle adli sicil kaydının bulunmaması karşısında, sanık hakkında hükmedilen 25 gün hapis cezasının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50. maddesinin 1. fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunluluktur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 12.CD’nin yerleşik hal alan içtihatlarında; açıklanması geri bırakılan hükmün CMK 231/11.madde gereğince açıklanması halinde, TCK’nın 50/3 maddesindeki paraya çevirme zorunluluğuna dair hükmün uygulanmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir (YCGK,03.11.2015, 2014/8-5802015/360;YCGK, 09.06.2015, 2014/3-862015/200; 12.CD, 25.05.2016,2016/3741- 2016/8836; 12.CD, 14.04.2016, 2016/3737-2016/6430) .
CMK’nın 309/4-d maddesindeki hüküm uyarınca bu tür durumlarda Yargıtay Ceza Dairesinin düzelterek hükmü onama imkanının bulunduğu halde benzer hükme istinaf yasa yolunda yer verilmemiştir.
Ancak istinafa konu mahkemenin bu kararının gerekçesinde, seçenek yaptırıma çevrilme zorunluluğu içeren bu hükmün uygulanmadığı ve neden uygulanmadığının da kararda tartışılmadığı, oysaki Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK’nun 34, 230 ve 289. maddeleri uyarınca gerekçenin denetime imkan sağlayacak sağlayacak biçimde ve taraflar ile diğer okuyan herkesi tatmin edecek içerikte olmasının yanı sıra “hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanakların” (CMK m.230/1-d) yasal bağlamında tartışılmasının da gerektiği; yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasakoyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacağından keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunduğu ve bu sebeple de gerekçenin yasal ve yeterli olmamasının CMK 289/1-g maddesinde kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlendiği anlaşılmakla (örneğin bkz. YCGK, 25/01/2011, 2010/7-192, 2011/1; 4.CD,13/06/2016,2014/4932-2016/12013; 19.CD,09/06/2016, 2016/4158-2016/19431 );
CMK 280/1-b.maddesi uyarınca “İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına” karar vereceğinin düzenlenmesi karşısında,
SONUÇ : Usule aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan hükmün CMK’nın 289/1-g ve 280/1-b maddeleri uyarınca başkaca yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, kesin olmak üzere, 07.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Seri Muhakeme Yapacak Asliye Ceza Mahkemelerine İlişkin HSK Kararı
Seri Muhakeme Yapacak Asliye Ceza Mahkemelerine İlişkin HSK KararıHâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin Kararı
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanlığından:Karar Tarihi : 02/01/2020Karar No : 1
24/10/2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 23. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesiyle seri muhakeme usulüne ilişkin düzenleme ihdas edilmiştir.
Belirli suçlarda muhakeme sürecini kısaltmayı hedefleyen seri muhakeme usulüne ilişkin hükümler 01/01/2020 itibarıyla uygulanmaya başlamıştır. Seri muhakeme usulünün hızlı, etkin ve verimli bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla 5235 sayılı Kanun’un 9. maddesinin beşinci fıkrası gereğince o yerdeki asliye ceza mahkemeleri bakımından ihtisas mahkemelerinin belirlenmesinin faydalı olacağı değerlendirilmiştir.
Bu itibarla;1) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinin birinci fıkrasına göre seri muhakeme usulü kapsamında kalan işlere;a) Bir asliye ceza mahkemesi bulunan yerlerde bu mahkemenin,b) İki veya üç asliye ceza mahkemesi bulunan yerlerde 2 numaralı,c) Dört veya daha fazla asliye ceza mahkemesi bulunan yerlerde 4 numaralı,d) Otuz veya daha fazla asliye ceza mahkemesi bulunan yerlerde 4 ve 5 numaralı,e) Elli veya daha fazla asliye ceza mahkemesi bulunan yerlerde ise 4, 5 ve 6 numaralı asliye ceza mahkemelerinin bakmasına,(Örneğin 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki işlere;a) Akçakoca’da bir asliye ceza mahkemesi bulunması nedeniyle bu mahkemenin,b) Amasya’da üç asliye ceza mahkemesi bulunması nedeniyle 2 numaralı,c) Konya’da yirmi asliye ceza mahkemesi bulunması nedeniyle 4 numaralı,d) Bursa’da otuz iki asliye ceza mahkemesi bulunması nedeniyle 4 ve 5 numaralı,e) İzmir’de elli iki asliye ceza mahkemesi bulunması nedeniyle 4, 5 ve 6 numaralı asliye ceza mahkemelerinin bakmasına)
2) Görevlendirmenin 03/01/2020 tarihi itibarıyla faaliyette bulunan asliye ceza mahkemelerinin sayısına göre yapılmasına, daha sonra faaliyete geçirilecek mahkemelerin sayısının dikkate alınmamasına,
3) 1. madde uyarınca belirlenen mahkemelere, iş bu ihtisas kararınca tevziden gelecek işlerin, bu mahkemelere gelecek diğer işlerden mahsup edilmesine, mahsup işlemi yapılırken ihtisas mahkemesi olarak belirlenen asliye ceza mahkemelerine gelecek bu işlerin genel tevziye karşılık gelen tevzi puanının % 20’si oranında dosya puanı olarak hesaplanmasına,(Örneğin Amasya 2 numaralı asliye ceza mahkemesinin 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesinin birinci fıkrası uyarınca gelecek işlere bakmasına, bu kapsamda gelecek işlerin, tevziden gelecek diğer işlerden mahsup edilmesine; buna göre, 1 müştekili ve 1 sanıklı hakkı olmayan yere tecavüz suçunun genel tevziye karşılık gelen (115) tevzi puanının, seri muhakeme usulü kapsamında talepname düzenlenmesi durumunda % 20’si oranına (23) tekabül edecek şekilde dosya puanı olarak hesaplanmasına)
4) Ondan fazla asliye ceza mahkemesinin faaliyette bulunduğu yerlerde, 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesinin birinci fıkrasına göre seri muhakeme usulü kapsamında kalan işlere bakmak üzere ihtisas mahkemesi olarak belirlenen asliye ceza mahkemelerinin, bu işler dışında (arşiv, kanun yolu incelemesi gibi nedenlerle gelecek işler hariç olmak üzere) tevziye kapatılmalarına, bu çerçevede bu mahkemelere belirtilen işler dışında herhangi bir esas, değişik iş veya talimat evrakının tevzi edilmemesine, (Örneğin Adana 4 ve 5 numaralı asliye ceza mahkemelerinin 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesinin birinci fıkrasına göre seri muhakeme usulü kapsamında kalan işlere bakmasına, bu mahkemelere tevziden başka bir iş verilmemesine)
5) İş bu kararın 03/01/2020 tarihinden itibaren uygulanmasına, bu kapsamda görülmekte olan dava ve işler bakımından mahkemelerin dosyalarını iş dağılımına dayanarak ilgili mahkemelere göndermemesine, 03/01/2020 tarihinden itibaren gelecek yeni işlerin ise belirtilen mahkemelere tevzi edilmesine,Karar verildi.
Seni Gelirsem Silahla Vuracağım, Ben Gelmeden Kendini Vur İntihara Yönlendirme Suçu
Seni Gelirsem Silahla Vuracağım, Ben Gelmeden Kendini Vur İntihara Yönlendirme SuçuYargıtay1. Ceza Dairesi
Esas :2014/3770Karar No:2015/4273Karar Tarihi : 02/07/2015
1-) 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçuna katılma mümkün bulunmadığından, katılan vekilinin sanık … hakkında bu suçtan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin CMUK.nun 317. maddesi uyarınca reddine,
2-) Sanık … hakkında eşi olan maktul …’ı kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden;Dosya içeriğine ve tanık …’nin beyanına göre, … ilçesinde oturan sanık … ile maktul …’ın evli olup, aralarında geçimsizlik bulunduğu, olaydan bir gün önce sanık …’nin, oğlu … ile birlikte … ilçesine gideceğini maktul …’a söylediği, maktul …’ın da Denizli’ye annesi …’nin evine gidip kalmak istediğini belirttiği, sanık … ve oğlu …’nin … ilçesine, maktul …’ın ise otobüsle Denizli’ye gittiği, burada internet üzerinden tanıştığı ve arkadaş olduğu tanık …’le buluştuğu, sanık …’yi telefonla arayıp, Denizli’ye geldiğini, kendisini babasının karşıladığını söyleyerek, geceyi adı geçen tanıkla birlikte bir pansiyonda geçirip, olay günü öğleden önce evine döndüğü, sanık …’nin cep telefonu ile maktul …’ı aradığında evde olduğunu öğrenip, eve çabuk gelmesinden şüphelendiği, kayınvalidesi …’yi telefonla arayarak, bu durumu sorduğu, maktul …’ın gece onun evinde kalmadığını tespit ettikten sonra, kayınvalidesi …’den …’deki eve gelmesini isteyerek “gel konuyu çözelim” dediği, maktul …’ı da tekrar telefonla arayıp, geceyi kayınvalidesinin evinde geçirmediğini öğrendiğini belirtip, “seni gelirsem silahla vuracağım, ben gelmeden kendini vur, bu işi bana bırakma” dediği ve sinkaflı küfürler ettiği, bu telefon görüşmesini o sırada maktul …’ın yanında bulunan tanık …’nin de duyduğu, tanık …’nin maktul …’ı sakinleştirmeye çalıştığı ve bir süre sonra evden ayrıldığı, maktul …’ın bulunduğu eve önce maktulün annesi …, daha sonra ise sanık … ile oğlu …’nin geldiği, birlikte maktul …’ın geceyi nerede geçirdiği konusunda konuşmaya başladıkları, maktulün kaçamaklı cevap vermesi üzerine tartıştıkları, …’nin maktul …’ı darp ettiği, gürültüyü duyan komşuların eve gelmesi üzerine birlikte sanık …’ye ait mobilya dükkanına gittikleri, aynı konuda tartışmaya devam ettikleri, sanık …’nin maktulden MSN şifresini istemesi, maktulün de MSN şifresini sadece teyzesinin kızı olan tanık …’e vereceğini söylemesi üzerine sanık …’nin kabul ettiği, maktul …, sanık … ve çocukları …’nin birlikte eve döndükleri, oturma odasında oturdukları sırada önce sanık …’nin lavaboya, sonra maktul …’ın çocuk odasına gittiği, çocuk odasından silah sesi gelmesi üzerine sanık …’nin lavabodan, çocukları …’nin ise oturma odasından çıktıklarında koridorda karşılaştıkları, birlikte çocuk odasına gittiklerinde, maktul …’ın sağ göğsünden isabet eden mermi sonucu yaralandığını ve yakınında tabanca olduğunu gördükleri, sanık …’nin maktulü kucaklayarak antreye çıkardığı, telefonla 112’yi aradığı, ancak maktulün olay yerinde ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu öldüğü olayda, maktulün sağ el dış svaplarında atış artıkları bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmakla, Sanık …’nin eşi olan maktul …’ı tabanca ile öldürdüğüne dair her türlü kuşkudan yeterli ve kesin kanıt elde edilemediği, ancak sanık …’nin maktul … ile yaptığı telefon görüşmesi sırasında “seni gelirsem silahla vuracağım, ben gelmeden kendini vur, bu işi bana bırakma” şeklindeki sözlerinden bir süre sonra ölümün meydana gelmesi dikkate alındığında, sanık … hakkında 5237 sayılı TCK.nun 84. maddesi uyarınca intihara yönlendirme suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde beraatine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 02/07/2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
Senede Sadece Ad Soyad Yazmak İmza Yerine Geçer Mi ?
Senede Sadece Ad Soyad Yazmak İmza Yerine Geçer Mi ?Yargıtay12. Hukuk Dairesi
Esas : 2014/32833Karar : 2015/4052Karar Tarihi : 26.2.2015
* BORÇ ALTINA GİRENİN EL YAZISIYLA İMZA ATILMASI ( Kambiyo Senedi Niteliğindeki Bonodaki Hakkın Ciro ve Teslim Yolu İle Devredileceği/İmzanın Borç Altına Girenin El Yazısıyla Atılmasının Zorunlu Olduğu – Kişinin Kendisine Özgü Belli Karakterleri İçeren Sembolleri Belirterek İmza Atabileceği Gibi Ad ve Soyadını Bizzat El Yazısı İle Yazmak Suretiyle de İmza Atabileceği/Borçlunun Ad ve Soyadını Yazarken İmza Atmayı Amaç Edinmiş Olması Gerektiği )
* TAKİBİN İPTALİ TALEBİ ( Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu İle Takip/İlk Ciroda Lehtarın İsminin Altında İmza Olmadığı – Ciro Silsilesinin Bozuk Olduğu İddiasına Dayanan Takibin İptali İstemi/Bononun Arka Yüzünde ve İlk Sırada Yazılı Olan İbarenin Lehtara Ait Bir İmza Olup Olmadığı Araştırılarak Karar Verileceği )
* KAMBİYO SENEDİ NİTELİĞİNDE OLAN BONODAKİ HAKKIN DEVRİ ( Ciro ve Teslim Yolu İle Mümkün Olduğu/Bonoyu Elinde Bulunduran Kimsenin Hak Sahibi Olabilmesi İçin Fiili Zilyetliğin Yeterli Olmayıp Aynı Zamanda Hakkını Müteselsil ve Birbirine Bağlı Cirolarla Tevsik Etmesi Gerektiği – İlk Cironun Lehtara Ait Olmasının Zorunlu Olduğu/Lehtarın Cirosundan Sonra Senedi Devralan Hamillerin Yetkili Hamil Sayılacağı )
* CİRO ZİNCİRİ ( Kambiyo Senedi Niteliğinde Olan Bonodaki Hakkın Ciro ve Teslim Yolu İle Devredileceği/İlk Cironun Lehtara Ait Olmasının Zorunlu Olduğu – İlk Cironun Lehtara Ait Olmaması Halinde Ciro Zincirinin Düzensiz Sayılacağı/Cirosundan Sonra Senedi Devralan Hamillerin Yetkili Hamil Sayılacağı )
6102/m. 681, 686, 778
6098/m. 15
ÖZET : Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte borçlular, ilk ciroda lehtarın isminin altında imza olmadığı, ciro silsilesinin bozuk olduğunu iddia ederek takibin iptalini talep etmişlerdir.
Kambiyo senedi niteliğinde olan bonodaki hakkın devri ancak ciro ve teslim yolu ile mümkündür. Bonoyu elinde bulunduran kimsenin hak sahibi olabilmesi için fiili zilyetliği yeterli olmayıp, aynı zamanda hakkını müteselsil ve birbirine bağlı cirolarla tevsik etmesi gerekir. Bonoda ilk cironun lehtara ait olması zorunludur. Ciroların birbirine bağlı olması, ilk cironun lehtar tarafından yapılmasıyla mümkündür. İlk ciro lehtara ait değilse, ciro zinciri düzensiz demektir. Ancak lehtarın cirosundan sonra senedi devralan hamiller, yetkili hamil olurlar.
İmzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması zorunludur. Kişi, kendisine özgü belli karakterleri içeren sembolleri belirterek imza atabileceği gibi, ad ve soyadını bizzat el yazısı ile yazmak suretiyle de imza atabilir. Ancak borçlu, ad ve soyadını yazarken imza atmayı amaç edinmelidir.
Takibe dayanak bononun arka yüzünde ve ilk sırada yazılı olan ibarenin lehtara ait bir imza olup olmadığı hususunun yöntemince araştırılarak karar verilmelidir.
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte (lehtar ve ciranta) borçluların, ilk ciroda lehtarın isminin altında imza olmadığı, ciro silsilesinin bozuk olduğunu iddia ederek takibin iptalini talep ettikleri, mahkemece istemin kabulüyle takibin iptaline karar verildiği görülmüştür.
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de,
Takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 Sayılı TTK’nun 778. maddesinin göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı kanunun 681. maddesi gereğince kambiyo senedi niteliğinde olan bonodaki hakkın devri ancak ciro ve teslim yolu ile mümkündür. Aynı Kanun’un 686. maddesi gereğince, bonoyu elinde bulunduran kimsenin hak sahibi olabilmesi için fiili zilyetliği yeterli olmayıp, aynı zamanda hakkını müteselsil ve birbirine bağlı cirolarla tevsik etmesi gerekir. Bonoda ilk cironun lehtara ait olması zorunludur. Ciroların birbirine bağlı olması, her şeyden önce, ilk cironun lehtar tarafından yapılmasıyla mümkündür. İlk ciro lehtara ait değilse, ciro zinciri düzensiz demektir. Ancak lehtarın cirosundan sonra senedi devralan hamiller, yetkili hamil olurlar.
818 Sayılı BK’nun 14. (6098 s.k.m.15.) maddesine göre ise, imzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması zorunludur. El yazısı ile atılacak imzanın şekli konusunda yasada hüküm bulunmamaktadır. Kişi, kendisine özgü belli karakterleri içeren sembolleri belirterek imza atabileceği gibi, ad ve soyadını bizzat el yazısı ile yazmak suretiyle de imza atabilir. Ancak borçlu, ad ve soyadını yazarken imza atmayı amaç edinmelidir.
O halde mahkemece, takibe dayanak bononun arka yüzünde ve ilk sırada yazılı olan “N. S.” ibaresinin adı geçene ait bir imza olup olmadığı hususunun yöntemince araştırılmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.02.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Savcı İseniz Savcılığınızı Bilin Sözü Hakaret Suçu Değildir
Savcı İseniz Savcılığınızı Bilin Sözü Hakaret Suçu DeğildirYargıtay18. Ceza Dairesi
Esas : 2016/1240Karar : 2016/14622Karar Tarihi : 20/09/2016
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : HakaretHÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;Yargılamaya konu somut olayda; “Savcı iseniz savcılığınızı bilin” şeklindeki sanığın katılana yönelttiği sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp; rahatsız edici, kaba hitap tarzı niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi,Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 20/09/2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
