Etiket: ağır ceza avukatı

  • TCK MADDE 180 TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TAKSİRLE TEHLİKEYE SOKMA

    TCK MADDE 180 TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TAKSİRLE TEHLİKEYE SOKMA

    TCK MADDE 180 TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TAKSİRLE TEHLİKEYE SOKMADeniz, hava veya demiryolu ulaşımında, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye taksirle neden olan kimseye üç aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
    TCK MADDE 180’İN GEREKÇESİ
    Madde metninde, deniz, hava veya demiryolu ulaşımında trafik güvenliğini kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından taksirle tehlikeye sokmak, suç olarak tanımlanmıştır.
    TCK MADDE 180 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay 2. Ceza Dairesi 
    Esas : 2006/2800Karar : 2006/8530 Karar Tarihi : 26.04.2006
    Sanığın, dava konusu yapılan ve 765 sayılı TCK’ nun 565. maddesine uyan suçu oluşturan taksirli eyleminin, 5237 sayılı TCK’da yapılan düzenlemelere göre suç teşkil etmediğinin belirlenmesi karşısında, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması BOZMAYI gerektirmiştir.Tehlikeli vasıta kullanmak suçundan sanık M____’nın, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 565/1, 72, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4. maddeleri gereğince 118.823.000 Türk lirası hafif para cezası ile cezalandırılmasına dair, (B____ Sulh Ceza Mahkemesi) nin 22.11.2004 tarihli ve 2004/952-838 sayılı kararının infazı sırasında, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren kanunların lehe olan hükümlerinin uygulanması talebi üzerine, önceki cezanın daha lehe olduğundan bahisle yeniden karar verilmesine yer olmadığına dair, aynı Mahkemenin 16.06.2005 tarihli ve 2004/952-838 sayılı ek kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 08.02.2006 gün ve 4345 sayılı yazılı emre müsteniden dava dosyası C.Başsavcılığının 22.03.2006 gün ve 26550 sayılı ihbarnamesiyle daireye gönderilmekle okundu;Mezkür İhbarnamede;Dosya kapsamına göre, mahkemece, sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 179/2. maddesinde düzenlendiği ve anılan maddede yer alan cezanın sanığın aleyhine olduğu gerekçesiyle, önceki hükmün aynen infazına karar verilmiş ise de, anılan madde de yer alan suçun unsurları ile 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 565/1. maddesindeki suçun unsurlarının aynı olmadığı, 5237 sayılı Kanununun 179/2. maddesinde yer alan “Trafik güvenliğini tehlikeye sokma” suçunun kasten işlenebilecek bir suç olduğu cihetle, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanunda düzenlenmediği gözetilmeden beraat kararı yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK. nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu yazılı emre atfen ihbar olunmuştur.Gereği düşünüldü:Sanık hakkında 09.09.2004 tarihinde işlediği 765 sayılı TCK’ nun 565/1. maddesinde düzenlenen tehlikeli araç kullanmak suçundan dolayı ceza kararnamesi ile verilen 22.11.2004 günlü mahkumiyet kararı temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK’ nun yürürlüğe girmesi üzerine C. Savcılığı tarafından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi için yapılan başvuruya bağlı olarak 765 sayılı TCK’ nun 565. maddesi ile 5237 sayılı TCK’ nun 179/2. maddelerinin karşılaştırılması sonucu “765 sayılı TCK’ nun 565. maddesinin sanık lehine hükümler içerdiği kanaati ile daha önce verilen kararın aynen infazına” dair verilen hüküm de kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.5237 sayılı TCK’ nun 179. maddesinde trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu, bu maddenin 2. fıkrasında ise “kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık ve malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etmek…” suçu tanımlanmıştır. Aynı Kanunun 180. maddesinde ise trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçu düzenlenmiş ve bu maddede karayolu ulaşım araçlarına yer verilmemiştir. 765 sayılı TCK nun 565. maddesinde düzenlenen tehlikeli araç kullanmak Suçu kasten veya taksirle işlenebildiği halde 5237 sayılı TCK nun 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu ancak kasten işlenebilen suçlardandır. Bu düzenleme şeklinden, 5237 sayılı TCK nun 179. maddesinde tanımlanan suçun kasıtlı işlenen suçlardan olduğu ve bu suçun oluşabilmesi için, aracın kasıtlı olarak kişilerin hayat, sağlık ve mal varlığı açısından tehlike yaratacak bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.Böylece, 765 sayılı TCK’ nun 565. maddesinde düzenlenen, tehlikeli araç kullanmak suçunun, taksirle işlenen biçimine 5237 sayılı TCK’ nun da ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununda yer verilmediği anlaşılmıştır. Koşulları bulunduğu takdirde eylemin 2918 sayılı Kanun kapsamında ayrıca değerlendirilmesi mümkün görülmüştür.Somut olayda sanık, kullandığı mobiletle karşıdan karşıya geçen mağdura taksirle çarparak 2 gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralanmasına neden olmuş, mağdurun şikayetçi olmaması nedeniyle dönüşen bu eylemden dolayı 765 sayılı TCK. nun 565. maddesi uyarınca dava açılarak aynı madde uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanığın dava konusu yapılan bu eyleminin 5237 sayılı TCK’ nun 179/2 ve 180. maddelerinde düzenlenen suçu oluşturup oluşturmadığı tartışıldığında; sanığın açıklanan eyleminin, her iki maddede düzenlenen suçu oluşturmadığı sonucuna varılmaktadır. O halde sanığın dava konusu yapılan ve 765 sayılı TCK’ nun 565. maddesine uyduğu belirlenen eylemi 5237 sayılı TCK’ da yapılan düzenlemelere göre suç teşkil etmemektedir. Ancak; 765 sayılı TCK’ nun 565. maddesine uyan suçu oluşturan eylemin işleniş, şekli itibariyle aynı zamanda 5237 sayılı TCK’ nun 179/2. maddesinde düzenlenen genel trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçunu oluşturması halinde hangi maddenin sanık lehine olduğunun belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekir.Bu açıklamalar ışığında sanığın, dava konusu yapılan ve 765 sayılı TCK’ nun 565. maddesine uyan suçu oluşturan taksirli eyleminin, 5237 sayılı TCK’da yapılan düzenlemelere göre suç teşkil etmediğinin belirlenmesi karşısında, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.Bu itibarla,Yukarıda açıklanan nedenlerle, kanun yararına bozma istemi görüldüğünden B____ Sulh Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 16.06.2005 gün ve 952-a38 sayılı ek kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinin 4. fıkrasının d. bendi uyarınca BOZULMASINA ve sanığın atılı suçtan Beraatine tayin olunan cezanın çektirilmemesine, 26.04.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

  • TCK MADDE 179 TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE SOKMA

    TCK MADDE 179 TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE SOKMA

    Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.(2) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi,  üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(3) Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. 
    TCK MADDE 179’UN GEREKÇESİ
    Madde metninde, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu tanımlanmıştır. Birinci fıkrada tanımlanan suç, kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hâle getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olunması ile oluşur.İkinci fıkrada ise, kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın, tehlikeli bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerekir. Aracın sevk ve idaresinin salt trafik düzenine aykırılığı bu suçun oluşumuna neden olmayacaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın trafik düzenine aykırı olarak ve ayrıca kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde kullanılması gerekir. Bu suç ayrıca, trafik güvenliği için öngörülmüş bakım ve onarımlar yapılmadan aracın trafiğe çıkarılması hâlinde de işlenebilir. Ancak bunun için ayrıca, gerekli bakım ve onarımı yapılmamış aracın trafiğe çıkarılması suretiyle kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından bir tehlikeye neden olunması gerekir. Bu bakımdan söz konusu suç, somut tehlike suçu niteliği taşımaktadır. Maddenin üçüncü fıkrasında, alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişinin cezalandırılması öngörülmüştür. Bu bakımdan, örneğin, uzun süre araç kullanmak dolayısıyla yorgun ve uykusuz olan kişilerin araç kullanmaya devam etmesi hâlinde de bu suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir.
    TCK MADDE 179 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay12. Ceza Dairesi
    Esas : 2016/12824Karar : 2017/215Karar Tarihi : 11.01.2017
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi
    Trafik güvenligini tehlikeye sokma suçundan sanık …’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanun’un 179/3-2, 62/1, 50/1-a ve 52/2 maddeleri uyarinca 1.000,00 Türk Lirasi ve 280,00 Türk Lırası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair İstanbul Anadolu 46. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 05/04/2016 tarihli ve 2015/611- 2016/360 kararını kapsayan dosya incelendi.Dosya kapsamına göre, trafik güvenligini tehlikeye sokma suçu için, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 179/2. maddesinde “2 yıla kadar hapis cezası” yaptırımının öngörüldüğü, yasada hapisle birlikte herhangi bir adli para cezasının gösterilmedigi halde anılan Kanun maddesinde belirtilen ve mahkemece takdir edilen 1.000,00 Türk Lirası adli para cezası dışında adli para cezasına hükmedilerek fazla ceza tayininde isabet görülmediğinden, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyannca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü’nün 15/11/2016 gün ve 94660652-105-34-7891-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.12.2016 gün ve 2016/392411 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve soruşturma evrakı tevdi kılınmakla; Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Olay tarihinde yürürlükte bulunan, TCK’nın 179 /3-2 maddesinde ”Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ” denilmekle, atılı suçun yaptırımının sadece hapis cezası olarak belirlenmiş olması karşısında, mahkemece sanık hakkında hem hapis hemde adli para cezasına hükmedilmesinde bir isabet görülmemiş olup, Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, İstanbul Anadolu 46. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 05/04/2016 tarihli ve 2015/611 esas 2016-360 sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedenine göre uygulama yapılarak, hüküm 1. paragrafındaki ” 2 ay hapis ve 20 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına” ibaresinin çıkartılarak yerine ”2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına” ibaresinin eklenmesi, hükmün 2. paragrafındaki ” 14 gün adli para cezası ” ibaresinin ile hükmün 5.paragrafındaki ”280-TL adli para cezası ” ibarelerinin çıkarılıp hükmün diğer kısımlarının aynen bırakılmasına, infazın buna göre yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 178 İŞARET VE ENGEL KOYMAMA

    TCK MADDE 178 İŞARET VE ENGEL KOYMAMA

    Herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engelleri koymayan, konulmuş olan işaret veya engelleri kaldıran ya da bunların yerini değiştiren kişi, iki aydan altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 178’İN GEREKÇESİ
    Madde metninde tanımlanan suç, herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret ve engellerin konmaması, konulmuş olan işaret ve engellerin kaldırılması ya da yerinin değiştirilmesi ile oluşur. Madde metninden de anlaşılacağı üzere suç seçimlik hareketli bir suçtur. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluşur. Suçun oluşması için bir zararın doğması aranmaz. Bu suçun işlenmesi suretiyle bir zarar meydana gelirse; kişi, fiilin sebebiyet verdiği netice dolayısıyla kast veya taksirine göre sorumlu olur.
    TCK MADDE 178 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay3. Ceza Dairesi
    Esas : 2019/9223Karar : 2019/17687Karar Tarihi : 03.10.2019 
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi HÜKÜM : Mahkumiyet
    Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak; Gereği görüşülüp düşünüldü; Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;1) Sanığın kasıtlı olarak bıraktığı köpeğinin mağduru ısırarak yaralaması biçiminde gerçekleşen eyleminin, kasten yaralama suçunun yanı sıra 5237 sayılı TCK’nın 177. maddesinde tanımlanan hayvanın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması suçunu da oluşturduğu ve TCK’nin 44. maddesi uyarınca daha ağır nitelikteki kasten yaralama suçundan ceza verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde gerçek içtima hükümleri uyarınca ayrı ayrı ceza verilmesi, Kabule göre de;2) 5237 sayılı TCK’nin 177. maddesindeki seçimlik cezalardan hapis cezası tercih edilmiş olmasına göre, bu cezanın 5237 sayılı TCK’nin 50/2. maddesi uyarınca yeniden adli para cezasına çevrilemeyeceğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerden  6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.10.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay8. Ceza Dairesi
    Esas : 2019/14242Karar : 2019/10640Karar Tarihi : 17.09.2019 
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hayvanın tehlikeye yaratabilecek şekilde serbest bırakılması HÜKÜM : Mahkumiyet
    Gereği görüşülüp düşünüldü: Sanık hakkında hayvanı tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakma suçundan tayin edilen adli para cezasının nevine ve miktarına göre hüküm, 6217 sayılı Yasanın 26. maddesiyle 5320 sayılı Yasaya eklenen geçici 2. madde uyarınca kesin nitelikte olup temyizi olanaklı olmadığından, Cumhuriyet Savcısının temyiz isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nın 317. maddesi gereğince REDDİNE, 17.09.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 177 HAYVANIN TEHLİKE YARATABİLECEK ŞEKİLDE SERBEST BIRAKILMASI

    TCK MADDE 177 HAYVANIN TEHLİKE YARATABİLECEK ŞEKİLDE SERBEST BIRAKILMASI

    Gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 177’NİN GEREKÇESİ
    Madde ile kişinin gözetimi altında bulunan bir hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakması veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal göstermesi suç sayılmıştır. Fiil somut tehlike suçu niteliğindedir. Suçun oluşması için bir zarar doğması aranmaz. Suç, kişinin gözetimi altında bulunan hayvanın başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakması ile ya da bunların kontrol altına alınmasında ihmal göstermesi ile tamamlanır. Gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişinin, bu fiillerinden dolayı bir zarar meydana gelirse; fiilin sebebiyet verdiği netice açısından kast veya taksirine göre cezalandırılacaktır.
    TCK MADDE 177 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
    Yargıtay3. Ceza Dairesi
    Esas : 2019/9223Karar : 2019/17687Karar Tarihi : 03.10.2019
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi HÜKÜM : Mahkumiyet
    Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak; Gereği görüşülüp düşünüldü; Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;1) Sanığın kasıtlı olarak bıraktığı köpeğinin mağduru ısırarak yaralaması biçiminde gerçekleşen eyleminin, kasten yaralama suçunun yanı sıra 5237 sayılı TCK’nın 177. maddesinde tanımlanan hayvanın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması suçunu da oluşturduğu ve TCK’nin 44. maddesi uyarınca daha ağır nitelikteki kasten yaralama suçundan ceza verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde gerçek içtima hükümleri uyarınca ayrı ayrı ceza verilmesi, Kabule göre de;2) 5237 sayılı TCK’nin 177. maddesindeki seçimlik cezalardan hapis cezası tercih edilmiş olmasına göre, bu cezanın 5237 sayılı TCK’nin 50/2. maddesi uyarınca yeniden adli para cezasına çevrilemeyeceğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerden  6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.10.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
    Yargıtay8. Ceza Dairesi         
    Esas : 2019/14242Karar : 2019/10640Karar Tarihi : 17.09.2019 
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hayvanın tehlikeye yaratabilecek şekilde serbest bırakılması HÜKÜM : Mahkumiyet
    Gereği görüşülüp düşünüldü: Sanık hakkında hayvanı tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakma suçundan tayin edilen adli para cezasının nevine ve miktarına göre hüküm, 6217 sayılı Yasanın 26. maddesiyle 5320 sayılı Yasaya eklenen geçici 2. madde uyarınca kesin nitelikte olup temyizi olanaklı olmadığından, Cumhuriyet Savcısının temyiz isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nın 317. maddesi gereğince REDDİNE, 17.09.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 176 İNŞAAT VEYA YIKIMLA İLGİLİ EMNİYET KURALLARA UYMAMA

    TCK MADDE 176 İNŞAAT VEYA YIKIMLA İLGİLİ EMNİYET KURALLARA UYMAMA

    İnşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirleri almayan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 176’NIN GEREKÇESİ

    Maddede inşaat veya yıkım faaliyetinden sorumlu olan kişinin bu faaliyet esnasında insan hayatı veya beden bütünlüğü bakımından gerekli tedbirleri almaması cezalandırılmaktadır. Fiil, somut tehlike suçu niteliğindedir. Suç inşaat veya yıkım faaliyeti esnasında sorumlu kişinin, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli tedbirleri almaması ile birlikte oluşur.

    Suçun oluşması bakımından bir zarar doğması aranmaz. Bu tedbirlerin alınmaması sebebiyle bir zarar meydana gelirse; inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli tedbirleri almayan kişi, fiilin sebebiyet verdiği netice açısından kast veya taksirine göre cezalandırılacaktır.

    Belediye İş Kazası Tehlikeli İşler İş Güvenliği Masa başı Ofis Çalışanı Bilgisayar Freelance İşçi İş Kazası Tazminat Fazla Mesai Kıdem İhbar Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    TCK MADDE 176 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI

    Yargıtay

    9.Ceza dairesi  

    Esas : 2008/20142Karar : 2010/10413 Karar Tarihi : 12.10.2010
    Emekli öğretmen olup 2 kez beyin ameliyatı olan ve kısmi felç geçiren ölenin, olay tarihinde yürüyüş yolu üzerinde bulunan sanığa ait kaba inşaatı biten binaya girip 4. katın balkonundan aşağı bakarken düştüğü tüm dosya kapsamından anlaşılmış olmakla, sanığın inşaatında koruyucu güvenlik önlemleri almaması ile ölüm olayı arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı, sanığın inşaat faaliyeti sırasında gerekli tedbirleri almamaktan ibaret eyleminin TCK’nın 176. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı ( BOZULMASINA ), 12.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

  • TCK MADDE 175 AKIL HASTASI ÜZERİNDEKİ BAKIM VE GÖZETİM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN İHLALİ

    TCK MADDE 175 AKIL HASTASI ÜZERİNDEKİ BAKIM VE GÖZETİM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN İHLALİ

     

    Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünü, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal eden kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

    TCK MADDE 175’İN GEREKÇESİ
    Maddede akıl hastası üzerinde bakım ve gözetim yükümlülüğü bulanan kişinin bu yükümlülüğünü, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal etmesi, cezalandırılmaktadır. Maddenin düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere fiil somut tehlike suçu niteliğindedir. Suçun oluşması bakımından bir zarar doğması aranmaz.

    Tokmak, Terazi, Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Suç, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişinin bu yükümlülüğünü başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal etmesiyle tamamlanır. Bu ihmal neticesinde başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir zarar meydana gelirse, bakım ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişi, fiilin sebebiyet verdiği netice açısından kast veya taksirine göre cezalandırılacaktır.

    Bu konu hakkında benze makaleler için tıklayın

  • TCK MADDE 174 TEHLİKELİ MADDELERİN İZİNSİZ OLARAK BULUNDURULMASI VEYA EL DEĞİŞTİRMESİ

    TCK MADDE 174 TEHLİKELİ MADDELERİN İZİNSİZ OLARAK BULUNDURULMASI VEYA EL DEĞİŞTİRMESİ

     Yetkili makamlardan gerekli izni almaksızın, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeyi imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişi, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Yetkili makamların izni olmaksızın, bu fıkra kapsamına giren maddeleri imal etmek, işlemek veya kullanmak amacıyla, gerekli olan malzeme ve teçhizatı ithal eden, ihraç eden, satışa arz eden, başkalarına veren, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi de aynı ceza ile cezalandırılır.(2) Bu fiillerin suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır. (1)(3) Önemsiz tür ve miktarda patlayıcı maddeyi satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, kullanılış amacı gözetilerek, bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
    TCK MADDE 174’ÜN GEREKÇESİ
    Maddenin birinci fıkrası hükmüyle, yetkili makamlardan gerekli izin alınmaksızın, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeyi ülkeye sokmak, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakletmek, muhafaza etmek, satmak, satın almak veya üretmek, suç hâline getirilmiştir. Bu bakımdan söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suç niteliği taşımaktadır. Bu madde, toplumu genel tehlikelere karşı korumanın yanı sıra; Uluslararası Nükleer Silâhların Yayılmasının Önlenmesi Andlaşması ve Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkındaki Sözleşme ile Türkiye’nin üstlenmiş bulunduğu yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacını taşımaktadır. Maddenin ikinci fıkrasına göre; birinci fıkrada yer alan fiillerin suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi, cezanın artırılması sebebini oluşturmaktadır. Üçüncü fıkrada ise, özellikle köy veya kırsal alanda yaşayan insanların çeşitli meşru ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, önemsiz tür ve miktarda patlayıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması hâlleri göz önünde bulundurularak, hükmedilecek cezada önemli ölçüde indirim yapabilmek hususunda mahkemeye takdir yetkisi tanınmıştır.
    TCK MADDE 174 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay 8.Ceza dairesi
    Esas : 2009/7412 Karar : 2009/11373Karar Tarihi : 15.09.2009 
    Sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmamasına olanak sağlaması bakımından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediği hususunda, yasada öngörülen ölçütlerin diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce mahkemece her bir suç için ayrı ayrı hukuki gerekçeleri gösterilerek bir değerlendirme yapılması, uygulanmaması yönünde bir kanaate ulaşılması halinde ise, ertelemeye engel geçmiş mahkumiyeti bulunmayan sanığın, yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda yine her bir suç, için ayrı ayrı durumunun değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiği düşünülmeden işlediği diğer suçlarla birlikte değerlendirildiğinde ertelemeye ve CMK’nın 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
    Dava : Gereği görüşülüp düşünüldü:
    Karar: I- Sanık Ü. hakkında kurulan hükümlere ilişkin yapılan incelemede; KARAR : 1- Sanık hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması suçundan kurulan hükme ilişkin yapılan incelemede;04.12.2007 tarihli ekspertiz raporu ile 18.01.2008 tarihli iki kişilik bomba uzman heyetinin tanzim ettiği raporda olarak belirtilen davaya konu tehlikeli maddenin, 5237 sayılı TCK’nın 174/1 madde ve fıkrası kapsamında tek başına patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici veya sürekli hastalığa yol açıcı özelliğe sahip olup olmadığı tereddüte yer vermeyecek biçimde kesin olarak saptanması için dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek belirtilen hususlarda rapor aldırıldıktan sonra sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden eksik soruşturmayla yazılı biçimde hüküm kurulması,2- Sanık hakkında iftira ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlere ilişkin olarak; Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak,a) Sanığın, mağdur gözaltına alındıktan sonra ancak kovuşturma başlamadan önce iftiradan döndüğünün anlaşılması karşısında, sanık hakkında iftira suçundan hüküm kurulurken etkin pişmanlık hükümleri uygulanarak TCK’nın 269/2 madde ve fıkrası uyarınca cezasından indirim yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı biçimde uygulama yapılması suretiyle sanığa fazla ceza tayini,b) Her iki suçtan da kurulan hükümde, dosyada mevcut adli sicil kaydı içeriğine göre ertelemeye engel geçmiş mahkumiyeti olmayan sanığın, yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede oluşan kanaate göre cezasının ertelenip ertelenmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, yasal ve yeterli olmayan gerekçeye dayanılarak ertelemeye yer olmadığına karar verilmesi ,II- Sanık B. hakkında kurulan hükümlere yönelik temyizlere gelince; Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak, Mahkumiyet hükmünün sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmamasına olanak sağlaması bakımından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediği hususunda, yasada öngörülen ölçütlerin diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce mahkemece her bir suç için ayrı ayrı hukuki gerekçeleri gösterilerek bir değerlendirme yapılması, uygulanmaması yönünde bir kanaate ulaşılması halinde ise, ertelemeye engel geçmiş mahkumiyeti bulunmayan sanığın, yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda yine her bir suç, için ayrı ayrı durumunun değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiği düşünülmeden işlediği diğer suçlarla birlikte değerlendirildiğinde ertelemeye ve CMK’nın 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile karar verilmesi,Bozmayı gerektirmiş sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 15.09.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

  • TCK MADDE 173 ATOM ENERJİSİ İLE PATLAMAYA SEBEBİYET VERME

    TCK MADDE 173 ATOM ENERJİSİ İLE PATLAMAYA SEBEBİYET VERME

     Atom enerjisini serbest bırakarak bir patlamaya ve bu suretle bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığı hakkında önemli ölçüde tehlikeye sebebiyet veren kişi, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Yukarıdaki fıkrada tanımlanan fiilin taksirle işlenmesi halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
    TCK MADDE 173’ÜN GEREKÇESİ
    Madde metninde, atom enerjisiyle patlamaya sebep olmak fiili suç hâline getirilmiştir. Geniş kitleleri tahrip edici kuvvete sahip olan ve ekolojik dengenin uzun yıllar boyunca bozulmasına yol açan atom enerjisiyle patlamaya sebebiyet vermek, müstakil bir suç olarak tanımlanmıştır. İkinci fıkrada ise, bu fiilin taksirle işlenmesi, suç olarak tanımlanmıştır.
    TCK MADDE 173 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay 11. Ceza dairesi
    Esas : 2008/13082Karar : 2009/8636Karar Tarihi : 3.7.2009
    • NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK ( Suçundan Kamu Davası Açılmasına Karar Verilmiş İse de Şüphelilerin Üzerine Atılı Suçun Vasfını Tayin Etme Yetkisinin Soruşturma Aşamasında C. Savcısına Ait Olduğu )• SUÇ VASFINI TAYİN YETKİSİ ( Nitelikli Dolandırıcılık Suçundan Kamu Davası Açılmasına Karar Verilmiş İse de ‘Şüphelilerin Üzerine Atılı Suçun Vasfını Tayin Etme Yetkisinin Soruşturma Aşamasında C. Savcısına Ait Olduğu )• DOLANDIRICILIK ( Nitelikli Dolandırıcılık – Şüphelilerin Üzerine Atılı Suçun Vasfını Tayin Etme Yetkisinin Soruşturma Aşamasında C. Savcısına Ait Olduğu )5237/m.173
    ÖZET : Nitelikli dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmasına karar verilmiş ise de 5271 sayılı cmk’nun 173/4 maddesinde yer alan ‘başkan istemi yerinde bulursa cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir’ şeklindeki düzenleme nazara alındığında şüphelilerin üzerine atılı suçun vasfını tayin etme yetkisinin soruşturma aşamasında cumhuriyet savcısına ait olması karşısında itirazın kabulü ile yetinilmesi gerekir. DAVA : Dolandırıcılık suçundan şüpheliler H.Ç ve S.G haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara yönelik itirazın kabulu ile kararın kaldırılmasına, şüphelilerin 5237 Sayılı TCK’ nun 158/1-f-h-son, 53. maddeleri gereğince nitelikli dolandırıcılık suçundan yargılanmalarının temini bakımından kamu davası açılmasına ilişkin mercii … Ağır Ceza Mahkemesinin … sayılı karanın tüm dosya kapsamına göre;… Ağır Ceza Mahkemesince şüpheliler hakkında 5237 Sayılı TCK’nun 158/1-f-h-son, 53 maddeleri gereğince nitelikli dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmasına karar verilmiş ise de 5271 Sayılı CMK’ nun 173/4 maddesinde yer alan ‘Başkan istemi yerinde bulursa Cumhuriyet Savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir’ şeklindeki düzenleme nazara alındığında şüphelilerin üzerine atılı SUÇUN VASFINI TAYİN ETME YETKİSİNİN SORUŞTURMA AŞAMASINDA CUMHURİYET SAVCISINA AİT OLMASI karşısında itirazın kabulü ile yetinilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı CMK’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu …. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04/08/2008 gün ve KYB 2008/157459 sayılı ihbarnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:
    KARAR : İncelenen dosya içeriğine göre kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara yönelik itirazın kabulü ile Kovuşturmaya Yer Olmadığına ilişkin kararın kaldırılmasına, şüphelilerin 5237 sayılı TCK’ nun 158/1-f-h-son, 53. maddeleri gereğince nitelikli dolandırıcılık suçundan yargılamalarının temini bakımından … Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılması gerektiğinden,
    SONUÇ : Dosyanın … Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığınca verilen 16/05/2008 gün ve 2008/757 Değişik İş 2008/110 Müteferrik Sayılı Kararının CMK’nun 309. Maddesi uyarınca BOZULMASINA, gereğinin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 03.07.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

  • TCK MADDE 172 RADYASYON YAYMA

    TCK MADDE 172 RADYASYON YAYMA

    Bir başkasını, sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutan kişi, üç yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Birinci fıkradaki fiilin belirsiz sayıda kişilere karşı işlenmiş olması halinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.(3) Bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığına önemli ölçüde zarar vermeye elverişli olacak biçimde radyasyon yayan veya atom çekirdeklerinin parçalanması sürecine etkide bulunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(4) Radyasyon yayılmasına veya atom çekirdeklerinin parçalanması sürecine, bir laboratuvar veya tesisin işletilmesi sırasında gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak neden olan kişi, fiilin bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığına önemli ölçüde zarar vermeye elverişli olması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    TCK MADDE 172’NİN GEREKÇESİ
    Maddenin birinci fıkrasında, belli bir kişiyi radyasyona tabi tutmak suçu tanımlanmıştır. Bu suçu oluşturan hareket, bir kişiyi radyasyona tabi tutmaktan ibarettir. Ancak, bu suçun oluşabilmesi için, radyasyona tabi tutulan kişinin sağlığını bozmak amacıyla hareket edilmesi gerekir. Keza, bu fiil dolayısıyla cezaya hükmedebilmek için, tabi tutulduğu radyasyon miktarının kişinin sağlığını bozmaya elverişli olması gerekir. Bu bakımdan, söz konusu suç, bir somut tehlike suçu niteliği taşımaktadır. Maddenin ikinci fıkrasına göre; bu fiillerin belirsiz sayıda kişilere karşı işlenmesi, söz konusu suç açısından daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu bakımdan söz konusu hüküm, suçların içtimaına ilişkin özel bir hüküm niteliğindedir. Üçüncü fıkrada, radyasyon yaymak veya atom çekirdeklerinin parçalanması sürecine etkide bulunmak fiilleri suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu fiiller dolayısıyla cezaya hükmedebilmek için, yayılan veya oluşturulan radyasyonun bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığına önemli ölçüde zarar vermeye elverişli olacak miktarda olması gerekir. Dördüncü fıkrada ise, taksirle gerçekleştirilen radyasyon yaymak veya atom çekirdeklerinin parçalanması sürecine etkide bulunmak fiilleri suç olarak tanımlanmıştır. Üçüncü fıkra hükmüne ilişkin gerekçe, bu fıkra açısından da geçerlidir.
    TCK MADDE 172 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu
    Esas : 2015/832Karar : 2016/102 Karar Tarih : 1.03.2016
    Direnmenin kapsamına göre inceleme, sanıklar … ve … hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır. Suçun sübutu ve nitelendirilmesine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde de dosya muhtevası itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;1- Aynı depodaki iki ayrı mağdura ait motosikletleri alan sanıkların eylemlerinin tek bir hırsızlık suçunu mu, yoksa mağdur sayısınca iki ayrı hırsızlık suçunu mu oluşturacağı,2- Sanıklara verilen cezadan 5237 sayılı TCK` nun 168/1. maddesi uyarınca etkin pişmanlık nedeniyle indirim yapılırken indirim oranının ½ olarak belirlenmesinin isabetli olup olmadığı, Noktalarında toplanmaktadır. İncelenen dosya kapsamından;01.07.2014 günü gece saat 03.00 sıralarında, katılan … ve mağdur …’in oturduğu üç katlı apartmanın girişine göre sağında, binaya bitişik vaziyette ancak zemin kattan kaynaklanan kot farkı nedeniyle oluşan boşluğun kapatılması suretiyle oluşturulduğu için daha çok zemin kat dairesinin eklentisi konumunda olan ve yolun 20 metre uzağında bulunan, kilitlenebilir kapısı mevcut deponun önüne gelen sanıklar …,… ve Tolunay’ın, katılan … tarafından açık unutulan depoya girerek içeride bulunan katılan …’e ait… ve mağdur …`e ait … plakalı motosikletleri bir şekilde çalıştırarak alıp uzaklaştıkları, katılan …’e ait motosikleti direksiyon kilidi kırık, ön motor kapağı sökülmüş bir halde ilçedeki Fatih Sultan … İlkokulunun arkasındaki çalılık alana bıraktıkları, mağdur …’e ait motosikletin ise bulunamadığı, Katılan …’in 400 Lira, mağdur …’in ise 1.900 Lira olduğunu belirttikleri zararlarının hırsızlık suçuyla ilgili iddianamelerin düzenlenmesinden sonra ancak iddianamelerin kabulü kararlarından önce 14.08.2014 tarihinde sanık Tolunay’ın ailesi tarafından tamamen karşılandığı, Anlaşılmaktadır. Mağdur …; binanın sahibi olduğunu, apartmanda sadece kendi ailesi ile kiracısı katılan …’in ailesinin kaldığını, depoyu da katılan … ile kendisinden başka kullananın olmadığını, hem kendisinin hem de katılan …’in motosikletlerinin çalındığını, hırsızlığı kimin yaptığını görmediğini ancak sanıkların kendilerinin aldıklarını söylediklerini, aradan geçen zaman zarfında motosikletinin bulunamadığını, zararının sanık Tolunay`ın ailesi tarafından karşılandığını, diğer sanıkların ailelerinin ise iletişime geçmediklerini, sanıklardan şikâyetçi olmadığını beyan etmiş,Katılan …;… plakalı motosikletinin oturduğu apartmanın garajından çalındığını, daha sonra ön kaportası ve selesi kırık bir şekilde bulunarak kendisine teslim edildiğini, yaklaşık 400 Lira tutarındaki zararının sanık Tolunay’ın ailesi tarafından ödendiğini, bu nedenle Tolunay Koç’tan şikâyetçi olmadığını, diğer sanıklar… ve …`den şikâyetçi olduğunu belirtmiş, Hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen ve direnmeye konu olmayan sanık Tolunay Koç aşamalarda özetle; Karasu ilçesine tatil yapmak için geldiğini, diğer sanıklar ile olay günü tanıştığını, gecenin ilerleyen saatlerinde … ve…’nin motosiklet çalacaklarını söylediklerini, onlarla birlikte bir apartmanın açık olan garajına girdiklerini, garajdaki iki motosikleti çalıştırıp aldıklarını, sanık …’in kullandığı motosikletin arka kısmına bindiğini, sanık …’nin kullandığı 81 plakalı motosikletin arızalanması üzerine bir okulun arkasındaki boş arazide bulunan çalılıkların arasına bıraktıklarını, üç kişi olarak diğer motosiklete binip tatil yaptıkları Mutlu Pansiyon`a gittiklerini, sabah kalktıklarında motosikleti yerinde bulamadıklarını söylemiş, Sanık … Cumhuriyet savcılığında, sorguda ve 02.09.2014 tarihli duruşmada özetle; olay gecesi saat 01.30 sıralarında … ve Tolunay’ın yanına geldiğini, sanık …’in Güven Dekorasyon isimli işyerinde çalışan arkadaşının motosikletini evinin önünden alacağını ve sabah da iade edeceğini söylediğini, zaten daha önce sanık …’i o motosiklete binerken gördüğünü, sanık …’in bahsettiği depoya gidip iki adet motosikleti aldıklarını, motosikletleri sanık …’in çalıştırdığını, hırsızlık yaptıklarının farkında olmadığını, sanık …’in motosikletleri ödünç aldığını düşündüğünü, suç kastının olmadığını, bozulan motosikleti okulun arkasına taşıdıklarını, diğer motosikletle pansiyona gittiklerini,15.09.2014 tarihli duruşmada ise; üzerine atılı suçu kabul ettiğini, pişman olduğunu, şeytana uyduğunu, ilk defa böyle bir olaya karıştığını ifade etmiştir. Sanık … ise, Cumhuriyet savcılığında suçu inkâr etmiş, sorguda özetle, olay gecesi diğer sanıklar ile birlikte sohbet ederken sanık …’nin motosiklet çalacağını söylediğini, kendisinin de bu teklifi kabul ettiğini, kapısı açık depoya geldiklerinde motosikletlerden birinin daha önce Güven Dekorasyon isimli işyerinde birlikte çalıştığı katılan …’e ait olduğunu anladığını, iki motosikleti de aldıklarını, bozulan motosikleti okulun arka tarafına bıraktıklarını, diğeriyle tatil çadırlarının olduğu yere gittiklerini, sabah olduğunda motosikleti bulamadıklarını, yerinden alınmış olduğunu,02.09.2014 tarihli duruşmada farklı olarak, olay gecesi arkadaşlarına “iş yeri arkadaşım …`e ait motosikleti alalım, sabah iade ederiz” diyerek motosikletleri aldıklarını, çalma amacının olmadığını, emaneten aldıklarını, 30.09.2014 tarihli duruşmada ise, pişman olduğunu savunmuştur. Uyuşmazlıkların ayrı ayrı ele alınmasında yarar bulunmaktadır.1- Aynı depodaki iki ayrı mağdura ait motosikletleri alan sanıkların eylemlerinin tek bir hırsızlık suçunu mu, yoksa mağdur sayısınca iki ayrı hırsızlık suçunu mu oluşturacağı; Uyuşmazlığın isabetli bir biçimde çözümlenebilmesi için “zincirleme suç” hükümleri üzerinde durulmalıdır.5237 sayılı Türk Ceza Kanununa hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde dile getirilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK`nun “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. Zincirleme suç, 765 sayılı Kanunun 80. maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır” şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı Kanunun 43. maddesinin ilk fıkrasında; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır” denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; “Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz” düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.5237 sayılı TCK`nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. TCK`nun 43/1. maddesinin düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hallerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır. Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan TCK`nun 43. maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir. TCK`nun 43. maddesinin ikinci fıkrası; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır” hükmünü içermekte olup, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın kanunun 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmasıdır. Bazen suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi gibi. Bazı suç tiplerinde ise, kanundaki tanımda belirtilen birbirinin alternatifi olan birden fazla hareketin gerçekleştirilmesiyle suç işlenebilmektedir. Öğretide “seçimlik hareketli suçlar” olarak isimlendirilen bu suç tiplerinde, sayılan seçimlik hareketlerin herhangi birisinin gerçekleştirilmesi suçun oluşumu açısından yeterlidir. Belirtilen seçimlik hareketlerden birkaçının ya da tamamının yapılması halinde de birden fazla suç değil, tek suç oluşacaktır. Ancak seçimlik hareketli suçtan söz edebilmek için kanunda sayılan seçimlik hareketlerin aynı konuya ilişkin olması gerekmektedir.(Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, İzzet Özgenç, Seçkin Yayınevi, 11. Bası, Ankara, 2015, s.169; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s.114)5237 Türk Ceza Kanununda bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması halinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür. (TCK 172/2) Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK`nun 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir. Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için;1- Hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması,2- Birden fazla suçun işlenmiş olması,3- İşlenen birden fazla suçun “aynı suç” olması,4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir. Bu dört şartın birlikte gerçekleşmesi durumunda, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları hallerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup, TCK`nun 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. Yapılan bu açıklamalar bağlamında uyuşmazlık konusu olan hırsızlık suçuyla ilgili olarak hukuki anlamda tek bir fiil ile aynı depoda bulunan farklı kişilere ait eşyaların çalınması halinde “aynı neviden farklı içtima” hükmünün uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilmelidir. Çalınan eşyalar bir konut içerisinden alınmış ise konuttaki eşyalar üzerinde konutta bulunan bütün kişiler müşterek zilyed konumunda bulunduğu için bir hırsızlık suçunun işlendiği kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle bu gibi durumlarda birden fazla kişinin mağdur edildiği düşüncesinden hareket edilerek mağdur sayısınca suç oluştuğu, dolayısıyla da gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna varılmamalıdır. Nitekim hırsızlık suçlarının temyiz incelemesini yapan Özel Dairelerin uygulamaları ve öğreti görüşleri de bu yöndedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanıkların katılan …’e ait…, mağdur …’e ait … plakalı motosikletleri çaldıkları olayda; hırsızlık yapılan deponun, zemin kattan kaynaklanan kot farkı nedeniyle oluşan boşluğun kapatılması suretiyle oluşturulduğu için apartmanın eklentisinden daha çok zemin kat dairesinin eklentisi konumunda olup tek bölmeden oluşması, motosikletlerin hırsızlanmadan önce depoda birbirinden yaklaşık bir metre mesafede bulunduklarının mağdur ve katılan tarafından belirtilmesi, farklı kişilere ait olduklarının açıkça öngörülebilir olmaması karşısında; sanıkların suça konu motosikletlerin iki ayrı kişiye ait olduğunu bildikleri hususu şüphe boyutunda kaldığından sanıkların eyleminin tek bir hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.2- Sanıklara verilen cezadan 5237 sayılı TCK`nun 168/1. maddesi uyarınca etkin pişmanlık nedeniyle indirim yapılırken indirim oranının ½ olarak belirlenmesinin isabetli olup olmadığı; Uyuşmazlığın daha sağlıklı çözümü için “etkin pişmanlık” kavramı üzerinde durulmalıdır. Pişmanlık Türk Dil Kurumu Sözlüğünde; “yaptığı bir iş ya da davranışının olumsuz sonucunu görerek üzülme, nadim olma” şeklinde tanımlanmaktadır. Öğreti ve uygulamada; “bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık” denilmektedir. Türk Ceza Kanununun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması halinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hallerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar “suçun unsurları dışında kalan hâller” başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara “objektif cezalandırılabilme şartları,” bulunmaması gerekenlere ise “şahsi cezasızlık sebepleri” ya da “cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler” denilmektedir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 8. Baskı, s. 351). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır. İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup, buna suç yolu ya da “iter criminis” denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. Türk Ceza Kanununun 36. maddesindeki “gönüllü vazgeçme” düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır. TCK`da etkin pişmanlık tüm suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir müessese olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu bazı suçlara ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini “etkin pişmanlık” başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293) bazılarını ise suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde gerçekleştirmiştir. (TCK 184/5, 230/5, 245/5, 275/2, 275/3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2) Bu hükümlerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle cezanın tamamen ortadan kaldırılması öngörülmüş, bir kısmında ise sadece belli oranda indirilmesi kabul edilmiştir. Etkin pişmanlık, kanunun etkin pişmanlığa imkân tanığı her suç tipinde, o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir. (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanununda Etkin Pişmanlık, Oniki Levha Yayınları, İstanbul 2013, s. 22) Ancak bu durum, etkin pişmanlık hükümleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek Türk Ceza Kanunundaki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelendiğinde ve öğreti ile yerleşik yargısal kararlardaki görüşler de değerlendirildiğinde etkin pişmanlığın unsurlarının;1- Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması,2- Suçun tamamlanmış olması,3- Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi,4- Failin bu davranışın iradi olması, Şeklinde belirlenmesi mümkündür. Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. Bir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise “kanunilik ilkesi” uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz. Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez ancak şartları var ise “gönüllü vazgeçme” gündeme gelebilir. Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörüldüğü biçimde, pişmanlığını gösteren aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin kanuni düzenlemeler incelendiğinde; “suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme”, “mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma”, “mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme”, “diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri merciine haber verme”, “örgütü dağıtma ya da verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama”, “iftiradan dönme”, “gerçeği söyleme” gibi çeşitli şekillerde failden işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini kanunun aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim kanun koyucu tarafından da etkin pişmanlığın adlandırılmasında sergilenmesi gereken davranışın bu özellikleri gözetilerek “etkin” kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırılmalı hukukta da müessesenin isimlendirilmesinde benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; Alman, Fransız, İspanyol, İngiliz Hukukunda adlandırma sırasıyla; “Tätige Reue”, “Repentir actif”, “Arrepentimiento activo eficaz”, “Active Repentance” şeklinde yapılmıştır. Ancak aktif davranış, “bizzat fail tarafından bir davranışta bulunmasının zorunlu olduğu” şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir. Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da gerekmektedir. Bu şart, etkin pişmanlığın sübjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın var olduğunun kabulü için, tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak gerçekleştirmelidir. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasına tercih edilen ikinci kelime “pişmanlık” olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırılmalı hukukta örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere “tövbe” kelimesi ile bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin veyahut cezadan bir indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişilerin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışlarının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup, iç dünyasına bakılarak gerçekten samimi olup olmadığı aranmayacaktır. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki da etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim Türk Ceza Kanununun uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda etkin pişmanlığa ilişkin 192. maddesiyle ilgili görüşmelerde, bu kanunun hazırlanmasında görevli akademisyenlerden Adem Sözüer; “Gönüllü vazgeçme veya etkin pişmanlıkta, kişinin iç dünyasında gerçekten nedamet duyup duymadığına bakmıyoruz sadece; yani gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıkta suç politikası gereğince kişinin suç yolundan kendi iradesiyle dönüp dönmemesine bakıyoruz. O yüzden, kendi iç dünyasında gerçekten pişmanlık duyup duymadığına ilişkin konular, aslında ne gönüllü vazgeçmeyi, suça teşebbüsü ne de buradaki etkin pişmanlığı belirleyici unsuru değildir” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Ankara 2005, s. 697)Etkin pişmanlık kavramıyla ilgili bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığa konu 5237 sayılı TCK`nun 168. maddesindeki etkin pişmanlık müessesesini irdeleyecek olursak:5237 sayılı TCK`nun “Etkin pişmanlık” başlıklı 168. maddesi;“1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde; cezası üçte birden üçte ikiye kadar indirilir. Yağma suçunda ise, cezada altıda birden üçte bire kadar indirim yapılır.2)Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, mağdurun rızası aranır” şeklinde iken, 08.07.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 20. maddesiyle değiştirilerek;“1)Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.2)Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.3)Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir.4)Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.Anılan madde bu düzenleniş şekliyle, 765 sayılı TCK’nun 523. maddesinden oldukça farklıdır. 29.06.1955 gün ve 10-16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Ceza Genel Kurulunun 11.11.1997 gün ve 248-288 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıklandığı üzere, 765 sayılı TCK’nun 523. maddesi “iade ve tazmin” esasına dayalıdır. 01.06.2005 günü yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK`nun 168. maddesi ise, tazminden çok “pişmanlık” esasına dayanmaktadır.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.05.2008 gün ve 127-147 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında vurgulandığı üzere; TCK`nun 168. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, maddede sınırlı bir şekilde sayılan suçların işlenmesi halinde, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı, geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerekmektedir.Öğretide hâkim olan görüşe göre de; 5237 sayılı TCK’nun 168. maddesinin, 765 sayılı TCK`nun 523. maddesinden farklı olarak, tazminden çok pişmanlık esasına dayandığı kabul edilmektedir. TCK`nun 168. maddesinin düzenlenmesi sırasında maddeye, “failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi” ibaresi eklenmek suretiyle, muhtemel tereddütlerin önüne geçilmek istenmiştir. Zira metinde geçen “bizzat pişmanlık göstererek” ibaresi, düzenlemenin “tek başına iade ve tazmine” değil, “pişmanlık sonucu olan iade ve tazmine” önem atfettiğinin açık göstergesidir. Kanun koyucunun da “tek başına iade ve tazmine” değil, “pişmanlık sonucu olan iade ve tazmine” önem verdiği madde ile ilgili görüşmelerde kullanılan ifadelerden açıkça anlaşılmaktadır. (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Ankara 2005, s. 616).Bu açıklamaların sonucu olarak; iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi, eşyanın failin yakalanmamak için kaçarken atması sonucu veya kaçarken yakalanan failin üzerinde ele geçirilmiş olması gibi hallerde, failin gerçek anlamda pişmanlığından söz edilemeyeceğinden, TCK`nun 168. maddesinin uygulanma şartları oluşmayacaktır. Buna karşılık, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun uğradığı zararın aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartı yerine getirilirken duyulan pişmanlığın mutlaka sözle ifade edilmesi zorunluluğu bulunmayıp, davranışlar yoluyla da ifade edilmesi olayın özelliğine göre mümkün olabilecektir.Diğer taraftan kanunun 168. maddesinin dördüncü fıkrasının; “kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır” şeklindeki açık düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere, kanun koyucu, kısmen iade veya tazmin nedeniyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasında mağdurun iradesini esas almak suretiyle, bu hükmün uygulanabilmesini mağdurun rızası şartına bağlamış, mağdurun kısmi iade ve tazmine açıkça rıza göstermemesi durumunda ise, failin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamayacağını hüküm altına almıştır.Öte yandan kanun koyucu etkin pişmanlığa ilişkin olarak özel bir indirim oranı belirlemiş, 168. maddenin birinci fıkrasına giren hallerde diğer bir ifadeyle soruşturma aşamasında etkin pişmanlık gösterilerek zararın giderilmesi durumunda hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçlarında cezanın üçte ikisine kadarının, yağma suçunda yarısına kadarının; zararın kovuşturma aşamasında giderilmesi halinde ise hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçlarında cezanın cezanın yarısına kadarının, yağma suçunda üçte birine kadarının indirileceği kabul edilmiştir.Bu bağlamda 5271 sayılı Ceza Yargılaması Kanununun tanımlar başlıklı 2. maddesinde; soruşturma aşamasının iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi, kovuşturma aşamasının ise iddianamenin kabulü ile başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiği belirtilmiş, aynı kanunun 174. maddesinde onbeş gün içinde iade edilmeyen iddianamenin kabul edilmiş sayılacağı, 175. maddesinde iddianamenin kabulü ile kamu davasının açılacağı ve kovuşturma evresinin başlayacağı hükümlerine yer verilmiştir.Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;Dosya kapsamına göre katılan …’in 400 Lira, mağdur …’in ise 1.900 Lira olduğunu belirttikleri zararlarının hırsızlık suçuyla ilgili iddianamelerin düzenlenmesinden sonra ancak iddianamelerin kabulü kararlarından önce 14.08.2014 tarihinde sanık Tolunay’ın ailesi tarafından tamamen karşılandığı, sanık …’nin 15.09.2014, sanık …’in ise 30.09.2014 tarihli duruşmalarda pişmanlıklarını gösteren söz ve davranışlarda bulundukları, bu itibarla sanıklar… ve … hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerekmekte olup mağdur ve katılanın zararı soruşturma aşamasında giderildiğinden ceza adaletinin sağlanması, hak ve nesafet kuralları ve TCK`nun 168. maddesinde belirtilen indirim oranları gözetilerek mahkemece sanıkların cezasının ½ oranından daha fazla olmak koşuluyla indirilmesi gerekirken, ½ oranında indirim yapılması isabetsizdir.Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanıkların eyleminin tek bir hırsızlık suçunu oluşturduğunun ve etkin pişmanlık nedeniyle cezalarından ½ oranından fazla olacak şekilde indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına, bozma nedenleri ve tutuklulukta geçirdikleri süreye göre de sanıkların tahliyesine karar verilmelidir.
    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;1- Karasu Asliye Ceza Mahkemesinin 08.07.2015 gün ve 601-918 sayılı direnme kararının, sanıkların eyleminin tek bir hırsızlık suçunu oluşturduğunun ve etkin pişmanlık nedeniyle cezalarından ½ oranından fazla olacak şekilde indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden ( BOZULMASINA ),2- Bozma nedenleri ve tutuklulukta geçirdikleri süreler göz önüne alınarak sanıklar … ve …`in hırsızlık suçundan (TAHLİYELERİNE), başka bir suçtan tutuklu ya da hükümlü değiller ise derhal salıverilmeleri için Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığına ( YAZI YAZILMASINA ),3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), oybirliğiyle karar verildi.

  • TCK MADDE 171 GENEL GÜVENLİĞİN TAKSİRLE TEHLİKEYE SOKULMASI

    TCK MADDE 171 GENEL GÜVENLİĞİN TAKSİRLE TEHLİKEYE SOKULMASI

    TCK Madde 171 Gerekçesi

    Madde metninde, genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması, suç olarak tanımlanmıştır.

    Genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçunun birinci fıkrasında söz konusu edilen fiillerin taksirle işlenmesi de, suç oluşturmaktadır. Ancak, bu fiiller dolayısıyla cezaya hükmedebilmek için de, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından somut bir tehlikenin meydana gelmesi gerekir.

    Bu fiillerin işlenmesiyle bir zarar neticesinin meydana gelmesi hâlinde, meydana gelen zarar neticesi açısından örneğin taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçu oluşabilir. Bu gibi durumlarda, farklı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.

    Genel Güvenliğin Taksirle Tehlikeye Sokulması Suçu Nedir? (TCK 171)

    Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olan bazı davranışların “taksirle” sergilenmesiyle vücut bulur. Taksir, dikkat veya özen yükümlülüğüne aykırı olarak dikkatsiz ve tedbirsiz hareket neticesinde istenmeyen bir sonucun meydana gelmesidir. Örneğin, tarlada çalışırken sigarasını söndürmeden yere atan kişinin bu hareketiyle komşuların tarlaları yanarsa genel güvenliği taksirle tehlikeye düşürme suçu oluşur.

    Genel güvenliği taksirle tehlikeye düşürme suçu, 5237 sayılı TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” kısmında, “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” bölümünde TCK m.171’de yer almaktadır. Hareketin taksirle değil de kasten yapılması halinde genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu işlenmiş olur.

    Genel Güvenliği Taksirle Tehlikeye Düşürme Suçunun Unsurları

    Genel güvenliği taksirle tehlikeye düşürme suçu, seçimlik hareketli bir tehlike suçudur. Bu nedenle taksirli hareket sonucu somut bir tehlikenin meydana gelmesi şart değildir. Örneğin, etraftaki çalı çırpıyı yakmak isterken çıkan yangının çevredeki bahçelere sıçraması halinde fail, taksirle genel güvenliği tehlikeye sokma suçu nedeniyle yargılanacaktır.

    Suçun maddi unsurlarını oluşturan iki koşul vardır:

    • Fail taksirle; yangına, bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmalıdır. TCK m.171’de taksirli hareketler sınırlı bir şekilde sayıldığından, örneğin, TCK m.170’de olduğu gibi taksirle silahla ateş etme fiili yoktur.
    • Failin cezalandırılabilmesi taksirli hareketin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olması gerekir. TCK m.170’e göre taksirli hareketin sergilenmesi yeterli değildir. Kanun maddesinde; hareketin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olması “objektif cezalandırılma şartı” şeklinde düzenlenmiştir.
    Hukuk, Adalet, Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Genel Güvenliğin Taksirle Tehlikeye Sokulması Suçunun Cezaları

    Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması cezası 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilir. Eğer taksirle suç işleyen kişi ailevi bakımdan mağdur olacaksa kişiye ceza uygulanmaz. Bu durumda bilinçli taksir suçunda ise verilen cezanın yarısından 1/6 ‘sı kadar indirim yapılır. Failin mağdur olmasına karşı yapılan bu indirimde karşı zarar gören kişilerde mağdur olduysa bu karar uygulanmaz.

    YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/3079 Karar : 2018/11059 Tarih : 24.09.2018

    • TCK 171. Madde
    • Genel Güvenliğin Taksirle Tehlikeye Sokulması Suçu

    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçların suça sürüklenen çocuklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz nedenleri de yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    1-Müştekinin soruşturma aşamasında alınan beyanında, 5 adet güvenlik kamerasının çocuklar tarafından çalındığını, 28.07.2013 günü sabah 06.40 sıralarında çocukların yattığı yatak bölümüne giderek kameraları sorduğunda iki tanesini geri aldığını belirttiği anlaşıldığından müştekinin dinlenilerek kameraların ne şekilde iade edildiği hususu araştırılarak çocuklar tarafından iade edildiği anlaşılırsa 5237 sayılı TCK’nın 168/4. maddesi uyarınca müştekiden kısmi iadeye rızası olup olmadığı sorulmak suretiyle suça sürüklenen çocuklar hakkında aynı Kanunun 168/1. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı belirlenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

    2-Tüm dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocukların, yurt binası içindeki kameralardan kestikleri kabloları alıp yurdun hamamında yakmak isterken yangının biranda büyüdüğü, binadaki yangın alarmının çaldığı, yurt nöbetçi amiri ve güvenlik görevlisinin olay yerine geldiği, çocuklarla birlikte yangını daha büyük boyuta ulaşmadan söndürdükleri, yangın nedeniyle hamamdaki lamba, lamba tesisatı ve fayansların zarar gördüğü, yine ertesi sabah suça sürüklenen çocukların tekrar bir araya gelerek yurt bahçesindeki ağaç dibinde tekrar ateş yaktıkları, ateşin büyüyerek yangına sebebiyet verdiği, fakat yine görevlilerin yetişmesiyle yangının büyümeden söndürüldüğü, suça sürüklenen çocukların çalmış oldukları kabloyu yaktıkları sırada yangın çıkması nedeniyle hamamda zarar oluştuğu, mala zarar verme suçunun kasten veya olası kast ile işlenebileceği, taksirle işlenmesinin mümkün olmadığı, olası kastla mala zarar verme suçunun işlenebilmesi için, sanığın gerçekleşmesi muhtemel sonuçları öngörmesine rağmen bu sonuçları kabullenmesi, neticenin gerçekleşmesine aldırmaması ve eylemine “olursa olsun” bilinciyle devam etmesi gerektiği, taksir de ise kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında objektif olarak var olan dikkat ve özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olması, ancak neticenin istenmemesine rağmen sonucun meydana gelmesi gerektiği, somut olayımızda suça sürüklenen çocukların eylemlerinin taksir düzeyinde kaldığı ve mala zarar verme suçunun taksirle işlenmesinin mümkün olmadığı gözetilmeden, yasal unsurları oluşmayan atılı mala zarar verme suçundan suça sürüklenen çocukların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,

    3-Suça sürüklenen çocukların, yurt binası içindeki kameralardan kestikleri kabloları alıp yurdun hamamında yakmak isterken yangının biranda büyüdüğü, binadaki yangın alarmının çaldığı, yurt nöbetçi amiri ve güvenlik görevlisinin olay yerine geldiği, çocuklarla birlikte yangını daha büyük boyuta ulaşmadan söndürdükleri, yangın nedeniyle hamamdaki lamba, lamba tesisatı ve fayansların zarar gördüğü, yine ertesi sabah suça sürüklenen çocukların tekrar bir araya gelerek yurt bahçesindeki ağaç dibinde tekrar ateş yaktıkları, ateşin büyüyerek yangına sebebiyet verdiği, fakat yine görevlilerin yetişmesiyle yangının büyümeden söndürüldüğü, suça sürüklenen çocukların aşamalarda alınan savunmalarında oyun oynamak için ateş yaktıklarını belirttikleri, suça sürüklenen çocukların eylemlerinin TCK’nın 171/1. maddesinde tanımlanan taksirle yangın suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi suretiyle fazla ceza tayini,

    Adalet Hukuk Sistem Anayasa Kanunlar TCK TMK CMUK Yargıç Hakim Savcı Polis Ağır Ceza Mahkeme Sulh Asliye BAM Bölge İdare Adliye Mahkeme Duruşma Ağır Ceza Gaziantep Anlaşmalı, Çekişmeli Boşanma, Ceza, işçi, tazminat, idari dava, velayet, miras, tüketici avukatı

    Kabule göre de;

    4-Kasten yangın çıkarma suçundan kurulan hükümde uygulama maddesinin TCK’nın 170/1-a yerine TCK’nın 125/1 olarak gösterilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuklar …, … ve … müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle tebliğnameye kısmen uygun olarak BOZULMASINA, 24.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Bu konu hakkında benzer makalelerimiz için tıklayın

Call Now